30.11.11

Cahillik.... cehalet....bu durumları kanıksamak...

Cahillik.... cehalet....bu durumları kanıksamak...

Cahillik.... cehalet....bu durumları kanıksamak... - 1 Akşam üzeri Alem Fm'i dinliyordum. Mansur El Sabah Show programında sunucu bir olay anlattı ve onun üzerinden yorumlar devam etti.
Anlattığı mesele bayağı bir cahilliğimiz gözler önüne seriyordu bana göre. Kocaeli'nde bir Emlakçı, çevresindekilere;
---- Ben Peygamber soyundan geliyorum. Eğer evinizi benden alırsanız, öbür dünyada da toprak sahibi yaparım sizi.... vs....
Ve hatırı sayılır bir rakam elde etmiş bu şekilde. Cumhuriyet altınları toplamış....
Be kardeşim hiç mi dinimizin kitabını, Kuran-ı Kerim'imizi Türkçe okumuyorsunuz. nasıl sinir oldum anlatamam. Ne kadar kolay kanıyorlar bu konulara. gerçi suç Diyanette. Bir vaaz verse, duvarlarınızdan indirin, Kutsal kitabımızı Türkçe okuyun, okuyun ki Yüce Yaradanımızın bizden nasıl bir kul olmamız istediğini bir öğrenin, öbür dünyadan bu dünyadaki maddiyatınızla hiç bir şey satın alamayacağımızı öğrenin desene.
Yanlış anlaşılmasın elbette işin ehli kişilerden dinimizi dinleyelim, bize öğretsinler, aktarsınlar ama körü körüne, cahilce inanmayalaım. Alın size kanıt; adamın biri çıkar en zayıf halkadan vurur. Oysaki Kuran-ı Kerim'in ilk emri OKU.... Ne zaman öğreneceğiz. O kadar kızıyorum ki okumayana, okuduğunu düşünmeyene, cahil insana. Ki ben kimseyi küçümsemem ama okuma-yazma bildiği halde, kendisi bilgi edinmeyen, okumayan sadece başkalarından duydukları ile idare eden kişilere  çoooooooooook kızıyorum ve konuşmak bile istemiyorum.
Oysa ki Rabbim ikra demiş, oku demiş....  Ah cehalet ah cahillik....... Hazıra konmada üstünüze yok. Üstüme demiyorum çünkü ben bir şey duyduğumda, araştırırım, karıştırırm, karşılatırırım, en önemlisi kendimde okurum dinimizin kitabını... sonrada birleştiririm.
Çok enteresan çevremde ki bazı kişiler Arapça okuyorlar Allah kabul etsin ama ben Arapça bilmiyorum ve kendi dilimden okumayı seviyorum. Bu kişilere sorduğumda; nasıl bir kul olmak gerekliymiş, Allah bizden neler bekliyor dediğimde; biz Türkçesini okumadık ki Arapça okumak sevap diyorlar. Oysaki sevap sadece anlamadığın ama okuyabildiğin dilden okumak değil ki... Sevap okuduğunu uygulamakta... Doğru yolda ilerlerken cahilce değilde ne yaptığını bilerek ilerlemekte. Türkçesini okuduktan sonra hayatımda bir çok değişiklikler oldu, daha huzurlu, daha farklı bakarak oldum yaşama, doğaya... Gerçi ibadeti sadece kapanmak, namaz kılmak, oruç tutmak. vs... ile karıştıranlar var ama neyse, oda ayrı bir konu.Bu ibadetlerin bizim Allah'a olan şükretmemiz için yaptığımızı, bizim birde çevremize, doğaya, bizim gibi olmayanlara ( hayvanlara, diğer canlılara) da saygı göstermemiz gerektiğini, kimseyi küçük görmemiz gerektiğini, yargılarken dönüpte kendimize de bakmamız gerektiğini de bilmeleri gerekir ama insanoğlu işte İŞİNE GELDİĞİ GİBİ  yaşıyor, duyuyor, davranıyor. İşimize gelince kader diyoruz, işimize gelmeyince de.... Eee herkes Tekamüle eremiyor tabi. Kendini bil sözünü herkez anlamıyor. Amacım asla ukalalık değil. Sadece dinlediklerim karşısında hırslanıyorum. Bu devirde her imkan var ama kullanan yok. İşte bunu aklım almıyorr...
Konu uzar, anlatacaklarım daha çok  ama......neyse...
Peygamber efendimiz bile ne demiş;bilmeyerek yapılan ibadettense bilerek yapılan ibadet daha hayırlıdır.

28.11.11

Od Yunus Emre / İskender Pala





Anlatım dili sade, eski Türkçe ile yazarak bizi sürüklemeyen, basit ama derin bir Yunus Emre anlatımı.
İçinde Hasan Sabbah, Taptuk Emre, Mevlana, Molla Kasım, Sitare, çocukları İbrahim ve İsmail.... bozkırlarda ki zorlu yaşam, savaş, ailesini kaybettikten sonraki serüveni.... Hacı Bektaş Veli, derviş yolunda ilerlerken hiç yüksünmeden yapmış olduğu odunculuk işi... Od-un dan sadece Od kelimesini alarak, gönüllerde, gönlünde ateş yakması....sabretmesi, oğlunu arayışı sonrası tevekkül etmesi...
Sevgilisi, eşi Sitaresi( parlayan yıldızı)nin Elif ismini bir anlatışı var, hiç o açıdan bakmamıştım.
Kitaptan alıntı: "Elif adı, ebcet hesabında "Bir" rakamıyla karşılanır. Büyüklerimiz der ki elif noktalardan, diğer harflar de eliften meydana çıkar. Bütün varlıklar Allah'tan, bütün harfler eliften... Her harf elifin yeni biçim almış halidir. "


Çok güzel, altı çizilen , düşündüren cümleler var....
En beğendiğim bir cümleyi de paylaşmak istiyorum:
  •   Herkese kendi rengindedir ölüm. Günü, bugün say; ölüm ki dudakla söz arasındadır.... Mevlana
  • Yanlış olan, zor olan, hüsrana götüren kulun hata yapması değil, hatada ısrar etmesidir.
  • Bilmek çare olmayı gerektiri... Yunus Emre...


Okunmalı, hatta kütüphanemizde bulunmalı.......

Ailede 68 kişiyi kanserden kaybetmek.... ne acı....

Bugün Doktorum programında konuk olarak İstanbul Tıp Fakültesi Onkoloji Enstitüsü’nden Prof. Dr. Yavuz Dizdar ve Beslenme ve Diyet Uzmanı Dr. Yasemin Bradley, konu olarak da su içmenin faydaları, kolan kanseri, vücudumuzdaki fazla yağların ne şekilde zararları oluyor vs.. gibi konuları işlediler.

Dr. Yasemin Hanım bir tarif verdi, özellikle kış aylarında daha az su içtiğimizden bu çay tarifini verdi..
1 tatlı kaşışı toz zencefil,
Yarım limon suyu
1 tatlı kaşığı bal( isteğe göre azaltabilirsiniz)
ve üzerine sıcak su ekleyip karıştırın ve gün içinde için diyerek tarifi verdi.

Ve telefon bağlantısında bir bayan aradı; ailesinde 68 kişiyi kanserden kaybetmiş ve şimdi çok fazla yemek yiyemediğini kendisinin de bu hastalıktan öleceğinden korkuyormuş. Çocuklarım var ve psikolojim bozuldu dedi.
Allah'ım ne kötü bir durum dedim. Düşünsenize ailenizde, genetik yapınızda kanser geni var ve ....siz bu gerçekle yaşıyorsunuz.
Tabiki karalar bağlamak doğru değil.  Bulunduğumuz duruma göre beslenmek gerekli, hayat tarzımı bu şekilde şekillendirmek gerekli. Her şeyin başı pozitif düşünmek, bardağın dolu tarafını görmek.
Hepimize sağlıklı haftalar diliyorum.

27.11.11

umutsuz ev kadınları dizisi :))

İzliyor musunuz bilmiyorum ama ben çook beğenerek izliyorum. bazı şeyler her ne kadar abartıda olsa bazı hayatlarda bu olaylar yokda değil. :)))
Ama komşuluk, bireyler, paylaşım, dedikodu, sorunlar vs.... hep hayatta olağan şeyler.
Ben en çok komşuluk, arkadaşlık kısımlarını seviyorum. Artık eskisi gibi gidip gelmeler, sabah kahvesi içmeler olmadığından, özlem duyduğum bir şey görünce hoşuma gidiyor.... smiley

İlk Yenilmez: Kaptan Amerika

İlk Yenilmez: Kaptan Amerika

İlk Yenilmez: Kaptan Amerika  - 1
Bu hafta "Kaptan Amerika " filmi seyrettik. Öyle aman aman bir film değildi. Amerika kendini biraz fazla övmüş ama tarzı bu sanırım. Fantastik olarak iyiydi. Görüntü, aksiyon ve konu izletiyor filmi.
İzlemediyseniz bir kerelik izlenecek bir film.
İyi seyirler... :))

İlk Yenilmez: Kaptan Amerika

 
Vizyon tarihi: 2 Eylül 2011

Yönetmen: Joe Johnston
Oyuncular: Chris Evans, Hayley Atwell, Sebastian Stan, devamı...

Orijinal adı: Captain America: The First Avenger
uzun metrajlı film ABD . Tür: Aksiyon , Macera , Bilimkurgu
Süre: 123 dk Yapım yılı: 2011
Dağıtımcı: UIP Türkiye
Özet: Marvel Comics tarafından yaratılan çizgi roman karakteri Kaptan Amerika, yani Steve Rogers, bu filmde Kaptan Amerika olarak bilinen süper askere dönüşeceği deneysel bir programa katılmaya gönüllü olduğu zamanlardaki Marvel Evreni’nin ilk günlerine dönüyor. Kaptan Amerika , kötü Red Skull’ın liderliğindeki HYDRA organizasyonuyla savaşmak için Bucky Barnes ve Peggy Carter’la güçlerini birleştiriyor.

İlk Yenilmez: Kaptan Amerika, ilk kez 1997 yılında bir konsept olarak Artisan Entertainment tarafında hayata geçirilmek üzere tasarlandı. Fakat proje 2003 yılına kadar bir gelişme gösteremedi. Bu tarihten sonra proje Paramount Pictures'e geçti. Ana karakterler 2010'da belirlendi ve filmin çekimleri 2010 Haziran'ında başladı. Çekimler Londra, Manchester ve Liverpool'da gerçekleşti, post prodüksiyon aşamasında 3D'ye dönüştürüldü.

Filmin premiyeri 19 Temmuz 2001'de Hollywood'da yapıldı ve dünyada ilk kez 22 Temmuz 2011'de vizyona girdi.

-Goethe-

"Yaşamaya zaman ayırın, zira zaman bunun için yaratılmıştır…
Düşünmeye zaman ayırın, başarının bedeli budur…
Sevmeye zaman ayırın, güçlü olmanın kaynağı budur…
Etrafınıza bakmaya zaman ayırın, günler bencilliğinize yetmeyecek kadar kısadır…
Terbiyeli olmaya zaman ayırın, insan olabilmenin sembolü budur"…


-Goethe-
.

24.11.11

Tüm öğretmenlerimizin Öğretmenler Günü kutlu olsun.

Harika bir akşam geçirdim.....

Harika bir akşam geçirdim.....

Harika bir akşam geçirdim..... - 1 Harika bir akşam geçirdim..... - 2 Harika bir akşam geçirdim..... - 3 Harika bir akşam geçirdim..... - 4
Nasıl güzel bir gündüüüü. Özlemişim grubumuzu.
Gelmeyenler fazlaydı ama başka türlüde toplaşamıyorduk. Bizde kim gelirse buluşalım dedik ve toplandık, güldük, sohbet ettik, bol bol fotoğraf çekildik.... :)))
Hepimizin ihtiyacı varmış böyle bir toplantıya. Eski, yeni dedikodularımızı  yaptık, ordan burdan sohbetler, kzı kıza muhabbetlerrrrr... :))))))
Gerçi içimizde Bahadır'ımız vardı  ama oda bize eşlik etme nezaketinde bulundu, :)))))))
Canım arkadaşlarımmmmm sizi çook seviyorummmmm, :))

21.11.11

Evinizi paylaştığınız kedi hakkında karar vermek...

Kuzenim eşi ile birlikte evlerini 3 adet kediyle paylaşıyorlar. Aslında "evde kedi besleyelim" düşüncesi ile edinmediler. Hepsinin hikayesi ayrı, sonradanda bırakamadı.
Küçüklüğünden beri evlerinde hep bir kedileri, köpekleri vardı ve bize göre daha bir duyarlı oluyor tabi hayvanlara. Öyle bir şey ki, aldığı yeşilliklerden bir böcek çıksa çöpe atmak yada suyla yok etmektense toprağa bırakmayı tercih ediyor.
Yengemlerde bahçeli bir evde oturuyorlar fakat apartman komşuları kedileri bahçede dahil görmek istemediklerinden yengem 2 kedisini kızına bırakmak durumunda kaldı. Dişi olanı araba ezdi, :((((  erkek olansa bugün kısırlaştırıldı. Çünkü çiftleşmek istiyor fakat doğacak olan yavrulara kim bakacak, sokağa da bırakamayacağından kuzenim kısırlaştırmak durumunda kaldı ve bugün operasyon geçirdi Köfte'miz.
Konuştukta, aslında doğru mu bilmiyoruz yapılan. Sonuçta hayvan oldukları için bir çok kararı biz veriyoruz onlara... doğurganlığını bile engelliyoruz. Fakat mecburdu kuzenim çünkü kedisi erkek olduğundan o yavrular sokaklarda kalacaktı, insanların davranışları malum hayvanlara, sanki bu Evren sadece bize aitmiş gibi davranıyor, hareket ediyoruz...bu da ayrı bir davranış zaten.
Sonuçta fotoğrafını gördüğünüz Köfte bu gece Veteriner amcanın evinde konuk.
Köftecim geçmiş olsun.

Evinizi paylaştığınız kedi hakkında karar vermek...

Evinizi paylaştığınız kedi hakkında karar vermek... - 1

Teyzem Latife / M. Sadık ÖKE - Fatih BAYHAN

Teyzem Latife / M. Sadık ÖKE - Fatih BAYHAN

Teyzem Latife / M. Sadık ÖKE  - Fatih BAYHAN - 1 H.sonu arkadaşımdan bu kitabı aldım. Sırada bekleyen kitapları geçecek sırada sanırım, emanet kitap olduğundan. :))))

İlk baskıdan alıntılar

Latife Hanım ve Atatürk

“Teyzem Latife, Mustafa Kemal ile karşılıklı olarak birbirlerine verdikleri söz gereği hiç konuşmadı. Ancak o dönemde zaten bir kadının boşanmadan sonra konuşması ailemizde olmayan bir şeydi, ayrıca bu sözü de verdiği için hiçbir şekilde konuşmadı. Aile de, aslında onun vermiş olduğu bu sözü onurlandırarak bir vasiyet bildi, bu sebeple onlar da konuşmadı. Ancak Latife teyzemin Mustafa Kemal’i, evliliğini, kocasını korumak için vermiş olduğu sözü tutması o zaman için Paşa’yı korumuş olabilir ama bugün artık korumuyor. Çünkü o kadar çok yanlış fikir, yanlış bilgi var ki, bugün artık bazı şeyleri konuşmak lazım. Latife teyzemin hayatı gizli, saklı bir şey değil. Nereye gittiği, ne yaptığı belli fakat yorumlamalar o kadar yanlış ki, bunlar hakkında yanlış bilinenleri açıklamayı bir görev olarak görüyor ve bir borç olarak biliyorum.”

-Mehmet Sadık Öke

Mesnevi- Mevlana

Mesnevi- Mevlana

Mesnevi- Mevlana - 1 Mesnevi- Mevlana - 2
Bilmiyorum okudunuz mu Mesnevi'nin 6 cildini ama okunmalı hatta ara ara tekrar tekrar okunacak bir kitap, hazine; Mesnevi...
Her bir cildi farklı bir konu. Mevlana nasıl Mevlana oldu, öncesi, sonrası, kul olmanın hükümleri... Allah sevgisi için, ona yaraşır kul olmak için yapılması gereken davranışlar...daha bir sürü şey. Okurken durup düşündüren, hiç böyle düşünmemiştim dedirten cümleler.............
Elbette romanlar, öyküler okuyacağız. hatta yazar olarak Türk- yabancı ayırmadan ama öncelik kendi kültürümüz, kendi örfümüz, ananemize ait kitaplar, Ülkemizde yetişen, bizden olanları okumalıyız; okumalıyız ki bilmeliyiz, bilerek konuşmalı, davranmalıyız. Hep birileri bize anlatmamalı, kendimizde okumalıyız.
Helede bu Mesneviyse kendimiz okumalıyız....
Bir parça sizinlede paylaşmak istedim.
 
MESNEVİDEN CEVHER BEYİTLER
 
1
Hem hayvansın hem melek:
Tâ be-ten hayvan be-câni ez-melek
Tâ revî hem ber-zemin hem ber-felek 2/3814
 
Ey insan,ne tuhaf bir varlıksın sen. Zıtlıklar sende birleşmiş. Hayvan da melek de yerinde sabit ama sen bunları nefsinde cem etmiş ten hayvanıyla can meleğini bir araya getirmişsin.. Bu yüzden hem göğe mensupsun hem yere .Bu ikili yapını bil ve ona göre dikkatli davran.. Ta ki tenin canına diş geçirmesin, kötülük iyiliğine baş eğdirmesin. Gökler dururken bürtü böcek gibi toprağın altını vatan edinme.
2
Eşek misin İsa mı:
İsîye bak rağbet-i har eyleme
Tab’ını akl üzre server eyleme (2/1871)
 
Eşek de sensin, eşeğe binen de. Eşek senin maddi varlığın, yontulmamış tabiatındır. O eşeği sürüp götüren aklın ve ruhun ise İsaya benzer. Sen İsaya değer ver, eşeğe değil. Eşeğe benzeyen tabiatını akıl İsasının üzerine çıkarma. Bırak bedenin ruhuna hizmet etsin, ulvi gayelerin peşinde yorulsun. Yakışığı kölenin şaha hizmetidir, şahın köleye değil.
 
3
Sen bu libas değilsin:
Bil ki oldu rûha ten gûyâ libâs
Bî-libâs ol lâbisi kıl iltibâs 3/1616
 
Sen insan bedenini insanın kendisi sanmadasın. Oysa bu beden ruhun elbisesinden başka nedir ki? Hiç insanın değeri giydiği elbiseyle ölçülür mü? Değer ya da değersizlik onun ruhuyla ilgildir, bedeniyle değil. O halde sen gözünü ten elbisesinden çek de o libasın içindekine dikkat et. Şekle değil manaya bak.Eğer şekilce benzerlik insan olmaya yetseydi iyi de kötü de bir olurdu.
 
4-5
Sen devesin akıl deveci:
Akl-ı tu hemçün şütürbân tu şütür

Mîküşâned her taraf der-hükm-i mur

Akl-i aklend evliyâ vü enbiyâ
Ber-misâl-i üştürân tâ-intihâ 1/2597
 
Deve yük taşımakta güçlüdür ama kendi başına iş göremez. Her devenin başında bir sahibi vardır. Devenin de gözü var ama o kendi gözünü bırakır sahibinin gözünü göz edinir. Deve kendi aklını ve isteğini sahibinin aklına ve isteğine kurban etmiştir.Kendi istediği yere değil çekildiği tarafa gider. Sen de tence deve gibisin, aklınsa deveci. Akıl tenini her tarafa çeker, durur.Sen tenine değil aklına uy. Nebi ve kamil velilerse aklın aklıdırlar; bütün diğer akılları bir deve katarı gibi çekip götürürler. Akıllılık daha üstün akla uymaktır,kendi aklına değil.
6
Kamil ve hamın eli:
Kâmilî ger hâk gired zer şeved
Nâkıs er zer bürd hâkister şeved 1/1674
 
Hamla olgunun bir farkı eldeki imkanı kullanış biçimidir. Olgun kişi toprağı ellese altın kesilir. O kötülükten bile iyilik çıkarır, imkansızlığı imkana çevirir. Leşin kokusunu duymaz da parlayan dişlerine hayran olur. Güneş gibi çiği pişirir, misk gibi yaklaşanı kokular. Nasipsiz hamın elindeyse altın bile küle döner. Kendi yumsuzluğunu çevresine de bulaştırır,düşerken başkalarını da düşürür. Değer bilmediği için altın değerindeki insanlar onun yanında geçmez mangıra döner, hor ve hakir duruma düşerler.
7
Şeker ekmek olur mu:
Ger şekerler olsa şekl-i kurs-ı nân
Nan değil ta’mı şekerdir bî-gümân 1/2980
 
Dış benzerliği iç benzerliği demek değil. Nasıl ki şekeri ekmek şekline de soksan tadı ekmek değil yine şekerdir. Yediğin şeyin şeker mi ekmek olduğunu bilmek için tatmak lazım. Gözün tatmadan yana nasibi yok çünkü. O halde kalıbı şekere benzeyen her adamı da şeker sanma. Bu dünya elbisesiz adamlar ve adamsız elbiselerle doludur.
8
Balık resmi su içer mi:
Nakş-ı mâhîra çi deryâ vü çi hâk
Reng-i Hindûra çi sabûn u çi zâk 1/2866
 
Canlı balık için deniz hayat kara ölümdür. Ama kağıda bir balık resmi yapsan onun ne denizden haberi olur, ne karadan. Bunların benzerliği sadece şekilden ibarettir. İnsanların kimisi de yalnız kalıp insanıdır. Dışardan bakınca onların gözü kulağı, dili dudağı var sanırsın. Gerçekteyse kalıbın burnu yoktur ki iyilikten bir koku alsın, kulağı ve gözü yoktur ki hayırlı sözleri işitsin, güzeli görsün. Yüzü kara zenciye sabun da bir kara boya da. Gerçek zenci ise gönül zencisidir. O gönlün terazisi kırıktır; bu yüzden iyilikle kötülüğün farkını tartamaz.
9-10
Gündüz mumu kim yakar:
Rûz-ı Rûşen her ki o cûyed çerâğ
Ayn cesten kûriyeş dâred belâğ (3/2733)
Kim çerağ isterse gündüzde ayan
Ol talep kör olduğun eyler beyan
 
Güneş ortalığı aydınlatmışken mum yakmaya kalkmak ortalığa“ben körüm” diye bağırmaktan başka nedir . Güneşin parlaklığından yarasaya ne fayda. O körlüğü kendine değil güneşe hamletmeye kalkar. Ey vahiy güneşi doğmuşken akıl mumuyla aydınlanmaya kalkan yarasa tabiatlı ! Güneşin ışığında kusur yok; kusur senin gözlerinde. Hz.Mevlana’nın ifadesiyle senin güneşten anladığın ısıdan ibaret:
Ger şu’â-ı âfitab pür zi-nûr
Gayr-ı germî mî-neyâbed çeşm-i kûr 3/4263
Güneşin par par parlayan ışığıyla bütün alem dolup taşsa körün gözün bundan bir nasibi yok. Onun bütün kısmeti sırtına vuran ısıdan ibaret. Güneşin bin bir nimeti var, onu bir mangal mevkiine indirmek caiz mi? Akıl ve idrak körü de böyledir.O değerli bir şeyi kendi idrakine kendi seviyesine indirir de güneşi mangal, altını pul eder.
 
11
Bu nasıl körlük:
Ey dirîg ol dîde-i kûr u kebûd
Mihri görmez zerreyi eyler şuhûd 3/2770
 
Görmek ve körlük de çeşit çeşittir.Vah yazık o göze ki zerreyi görür de güneşi görmez. Uzaktakini tanır da yakındakini bilmez. Önemsizin farkındadır önemli olandan gafil. Mahluk da halıka göre zerreden bile kemdir. Yaratılmışı görüp yaratanından gafil olmak! İşte gerçek körlük budur.
12
Ucuz alan ucuz verir:
Her ki o erzân hared erzân dehed
Gevherî tıflî be-kurs-ı nân dehed 1/1824
 
Her şeyin değeri ödenen bedel kadardır. Atadan dededen kalan, yolda belde bulunan şeyin değeri olmaz. Zira bir şeyi ucuza alan ucuza verir. Cahil çocuk yolda bulduğu incinin kıymetini ne bilsin. Bu yüzden bir hazine değerindeki o inciyi gider de bir somun ekmeğe değişir. İncinin kıymetini denizin dibine dalan dalgıça,ya da inci satıcısına sor sen. Aslında o çocuk sensin; inci de ata mirası olan dinin. Sen o hazineyi beşiğinde hazır buldun, sahip olduğun şeyin farkında olmayışın bundan.
13
Gerçek altın güneşi özler:
Kalb pehlû mîzened bâ-zer be-şeb
İntizâr-ı rûz mîdâred zeheb 1/3399
 
Gece kalpazanın bahtı sahihin bahtsızlığıdır. Karanlıkta iyiyle kötü, kalp altınla sahici olan kucak kucağadır. Kalp altın ister ki bu gece hiç bitmesin ve foyası ortaya çıkmasın. Saf altınsa gündüze aşıktır.Ta ki bulaşıklık töhmetinden kurtulsun, kadri kıymeti belli olsun.O gece dünyadır gündüzse ahiret. Bu alemde hakla haksızlık, iyilikle kötülük, zulümle adalet iç içe kucak kucağadır. Ama hesap günü kurulacak terazi kimin kaç ayar olduğunu tek tek açıklayacak. O gün altın gibi bir gönül götürenlerin günüdür, gönül kalpazanlarının değil.
 
14-15
Ayna yalan söyler mi:
Oldu mîzân ile âyine mehek
Anları hizmette çeksen bin emek 1/3654
Ger terazide olaydı meyl-i mâl
Müstakim olamazdı anda vasf-ı hâl 2/579
 
Bin türlü emek harcasan,diller döksen, iltifatlar etsen ne teraziyi ne de aynayı doğruyu söylemekten vazgeçiremezsin. Çirkinsen ayna sana çirkinsin demekten utanmaz. Terazi kaç paralık bir adam olduğunu söylemekten vaz geçmez. Çünkü ne ayna ne de terazi kendisi için tartmaz. Eğer terazide mal sevgisi olsaydı doğru tartamazdı. Sen Peygamber ve veliler de hizmetleri karşısında ücret istemedikleri için o ayna ve o terazi bil. Sana ne söylerlerse candan kabul et.
16
Doğru yerde ara:
Dürrü kıl cevf-i sadefden cüstücû
Fenni kıl ehl-i hırefden cüstücû (5/1062)
 
Akıllı her şeyi bulacağı yerde arar. Binlerce kutular da açsan, inciyi sadef kutusundan başka yerde bulmana imkan yok. O halde ilim ve bilgi incisini de sen o bilgiye sadef olmuş gerçek bilginlerden öğren. Sadefin kapağını kaldırmadıkça boş mu dolu mu olduğunu bilemezsin. Bilgi incisine hamile olan bilginlerin ağzı da sadef gibi mühürlüdür. Sen o mührü kaldır ki inci açığa çıksın.
17
Terazi tartmaz dağı:
Zerre vezn-i kûha eylerse murâd
Kûhdan mîzânın eyler vakf-ı bâd 4/385
 
Hangi terazi dağı tartabilir ki ! Bu işe kalkanın yerinde yeller eser .Ey haddini bilmez akıl terazisi ! Sen kim, Hak ve hakikat dağını tartmak kim. O dağın altına girmeye kalksan ne izin kalır ne tozun. O halde aczini bil haddini aşma. Ziya Paşanın nasihatına uy ve şöyle de:
İdrak-i meali bu küçük akla gerekmez
Zira ki bu terazi bu kadar sıkleti çekmez
18
Akıl başta değil:

Var mıdır iblisden pîr-i cihân

Çünkü bî-akl o ldu lâ-şeydir hemân 4/2185

Gerçi insan akıl ve bilgisi yılların semeresidir. Bilgi anbarının dolması için nice hasat mevsiminin geçmesi gerek. Saçtaki sakaldaki ak insanın çok şey gördüğüne , tecrübeler ve bilgilerle akıl anbarını doldurduğuna işaret eder. Ne var ki insanın bir şey öğrenmeye niyeti yoksa,akıl anbarının kapılarını sürgülemişse gelip geçen mevsimler ve mahsuller ne yapsın. Nitekim dünyada iblisten daha yaşlısı yok ama o hala ilk günkü kopkoyu küfür ve cehaleti içinde. O halde bilgi ve akılda yaşına layık olmaya bak,saçını sakalını yalancı çıkarma.
 
19
Akıllılık ne demek:
Akl ile bîmâr eder azm-i tabîb
Lîk akl olmaz devâsında musîb 4/3346
 
Akıllı olmak her şeyi bilmek değil, bileni bulabilmektir. Nasıl ki hastanın da aklı kendi sahibini tedavi edemiyor ama onu alıp bir doktora kadar götürüyor.Tedavi etmek doktorun işidir,ama her hasta doktorun yolunu bulmayı da beceremez. O halde sen doktor değilsen de doktorunu bulacak kadar bir akıllılık göster.
20
Kulak ol,dil konuşsun:
Müstemi’ çün teşne vü cûyende şüd
Vâiz er mürde buved gûyende şüd 1/2481
 
Soru ve cevap bir alışveriş, bir arz-talep meselesidir. Zira marifet iltifata tabidir ve müşterisi yoksa meta zayidir. Hatibi konuşturan dinleyicinin aşkı, şevki,arzusudur. Memedeki süt bile elin maharetine göre artar eksilir, ağız kulağa göre laf yapar. Dinleyen istekli olursa ölü vaiz bile bülbül kesilir de inciler saçmaya başlar. O halde iyi şeylere karşı baştan ayağa kulak kesil ki hikmetin dili kurumasın.
21
Ey gölge avcısı:
Sâye-i murgî girifte merd-i saht
Murg hayran geşte ber-şâh-ı dıraht 1/2911
 
Her şeyin bir hakikati bir de gölgesi vardır Kuş başka kuşun gölgesi başkadır.. Gölge yerdedir gerçeği gökte. Ahmak yerdeki kuşun gölgesini kavramış kuşu
tuttuğunu sanmakta. Ağacın tepesindeki kuş ise onun bu komik haline şaşmada. A şaşkın dünya avcısı! Ömrünü gölge peşinde seğirterek harcayan o avcı senden başkası değil. Meyveli dal dışarıda, sense mağara duvarına akseden gölgesinden meyve devşirmeye çalışmadasın. O gölge bu dünyadır,ahiret ise dalın gerçeği. Gölgenin amacı gerçeği hatırlatmaktır. O halde sen de gölgeyi bırak aslına bak.
22
Muma ihtiyacın yok:
Bî-çerâgî çün dehed o rûşenî
Ger çerâget şüd çi efgân mikünî 3/1384
 
Amaç aydınlanmaktır,mum değil. Mum bu işe vasıta olduğu için değerlidir. Cenab-ı Hak
isterse ışığını mumsuz, nimetini vesilesiz de gönderir. O zaman mumsuz aydınlanır, yemeden doyar, içmeden kanarsın. Allah sana gönlünde doğan koca bir güneş vermişken sen dışarıdaki mumunun söndüğüne üzülme. Say ki mangırını düşürdün, parlak bir altın buldun; kirli külahını yel kaptı ama başına cevherli bir taç kondurdular. O halde sevin.
23
Aslan sofrasında aç kalmazsın:
Eksik olmaz şîr bezminde kebâp
Rûbeh-âsâ cîfeye etme şitâb 3/2252
 
Ey tilki tabiatlı. Sen bir aslan sofrasındasın.Aslan sofrasında kebap eksik olur mu hiç?Aslanın pençesinden hangi av kurtulmuş ki sen aç kalasın. Hem o sofradasın hem de gözün dışarıda bir leş aramada. Bu sofra sahibine saygısızlıktır. Eğer kebap beklemeye sabrın yoksa bari sofradan kalk git de aslanı da töhmet altında bırakma.
24
Kendimden nereye kaçayım:
Benki hasmem hem yine bende-gürîz
Tâ ebed olmakda kârım hîz hîz 5/675
 
Bir düşmanı olan ondan kaçıp uzaklaşınca kurtulur. Ama benim halim bir değişik: Zira kaçan da benim kovalayan da. Ben kendi kendime hasm olmuş,kendi yolumu kesmişim. Bir yanım iyiliğe koşmakta diğer yanım ona çelme takmakta. Ne denizlerin dibine dalmak, ne göklere çıkmak beni paklar. İnsan kendi kendisinden nasıl kaçar, gölgesinden nasıl kurtulur. O halde kendimi ıslah etmediğim takdirde bu kaçıp kovalamadan ta kıyamete kadar bana kurtuluş yok.
25
Mührü çaldırma,aman:
Kalbin oldu hâtemin ol hûşyâr
Tâ senin div etmesin mührün şikâr 4/1171
 
Hz. Süleymanın mührü üzerindeki yazının hürmetiyle her kapıyı açan bir güç ve kudret kazanmıştı. Aynı yazıyı yazarsan senin kalbin de Süleymanın mührüne döner. Dünyada da ahirette de geçer akçe o mühürdür. Aman dikkat et ve mührün üstüne titre. Eğer kalbini şeytana kaptırırsan, yüzüğünü çaldıran Süleyman gibi ortada kalakalırsın.
26
İkinci doğum:
Çün düvüm bâr âdemizâde bi-zad
Pây-ı hod ber-fark-ı illethâ nihâd 3/3599
 
Bu dünyada herkes bir defa doğar;Hak erleri ise iki defa.İlk doğum için sebepler vesileler lazım. Anasız babasız doğum olmaz. Lakin bu doğum sanki bir hapishaneye doğmaktır. Bu sebep-sonuç aleminde insanı iç içe kuşatan binbir kafes vardır. Sonra bazı Hak erleri maddi alemden yeni bir aleme doğar da bütün bu zaruri bağlardan kurtulur, hepsini ayaklarının altına alırlar. Aslında bu ikinci doğuş Yunusun :”Her dem yeni doğarız, bizden kim usanası”diye tarif ettiği daimi bir doğuştur. Doğuşun gerçekleştiği aşıkların gönlü bir süt gölüdür. Bu yeni alem çekişmelerden, zıtlıklardan uzaktır;orada güller solmaz, bülbüller susmaz,baharlar kışa dönmez. Bu ikinci doğuştan sonra kişinin eski kimliğinden geriye sadece bir gölge kalır.
27-28
Güneşe is bulaşmaz Ay ışığı kirlenmez:
Dûd-ı külhen key resed der-âfitâb
Çün şeved ankâ şikeste ez- gurâb 2/1463
Nûr-ı mâh âlûde olsun mu ebed
Olsa pertev-güster-i her nîk ü bed 5/1266
 
İyiliğin daima alnı ak aynası parlaktır. Düşkün başkasını da düşürmek, kara başkasına da is çalmak ister. Ama istediği kadar tütsün külhanın dumanından güneşe ne gam. Güneşin alnına kara çalmaya kalkan kendi alnını karartır. Karga istediği kadar arkasından gaklasın,o gak guk sesini Ankanın ruhu bile duymaz. İnsanlar arasında da kimisi güneş gibi kimisi külhan ;anka tabiatlı olan da var karga huylu olan da. Peygamber ve veliler güneş ve anka gibi bütün karalamaların ve ayıplamaların üzerindedir. Işığı mezbelelikte sürünüyor diye ayın kirlendiğini sanma. Ay yücelere taht kurmuş oturmaktadır. Işığını göndermesi onun aczinden değil kereminden, cömertliğindendir. Ay gibi yücelere taht kurmuş Hak erlerinin de düşkün insanlara el uzatmakla eli kirlenmez. Onlar güneş gibi, yağmur gibi, ay gibi insanlara rahmettir.
29-30
Doğru ol menzile var:
Lâzım oldu kavse tîr-i müstakîm
Menzil almaz şüphe yok sehm-i sakîm
Müstakim ol tîrveş hatta kemân
Eyleye îsâl-i menzil bî-gümân 1/1443-44
 
Yaya düzgün ok lazımdır. Yay ne kadar güçlü çekilirse çekilsin düz olmayan ok uzağa gidemez. O halde ey Hak yolunun yolcusu !Sen de niyetinle amelinle bu yolda ok gibi dümdüz ol ! Ta ki üstadın bir yay gibi seni ötelerin ötesine ulaştırsın.
31
Haktan kork ki korksunlar:
Kim ki Hakdan havf ederse bîgüman
Havf eder andan zemîn ü âsümân 1/1485
 
Hak Taala kendisinden korkana öyle bir heybet ve haşmet verir ki yer de ondan korkar, gök de ! Yani Hakdan korkan cümle korkulardan kurtulur. O sığınaktan mahrum olanlara ise çepeçevre alem düşman görünür.
 
32
Hürmet bulmak istersen:
Kimki hürmet eyleye hürmet bulur
Kand isti’mâl eden lezzet bulur 1/1556
 
Herkes ektiğini biçer, ettiğini bulur.Saygılı olanın hakkı saygı,iyilik yapanın ücreti iyiliktir. Saygı ve iyilik şekerine maden olan dudak nasıl olur da o tattan nasiplenmez!
33
Ey turşu satıcısı:
Türşrû olmak olaydı şükr bes
Sirkeden şâkirter olmaz idi kes 1/1590
 
Ey yüzünü ekşite ekşite şükreden âbid. İbadet ve taat Hakkın nimetlerine şükür ve hoşnutluk ise bu nasıl şükür,nasıl teşekkür.Eğer böyle şükür şükür olsaydı sirkeden daha şükreden kimse bulunmazdı. Ekşi bir suratla selam veren kişiye şairin söylediğin duymadın mı hiç:
Reddeyledik selamını vech-i abusuna
Şükrün belirtisi olarak biraz yüzün gülsün. Yoksa senin de şükrünü alırlar da o ekşi suratına çarparlar.
34
Dilimin ettikleri:
Ey zeban hem berk u hem harmensin ah
Ateşinle harmenim ettin tebâh 1/1767
 
Ey dilim,sen benim hem servetimsin hem felaketim. Beni abad eden de sensin berbad eden de. İyi kullanıldığında harmanımsın kötü kullanıldığında şimşek. Ey kırmızı dil, bir ateş parçası gibi harmanımı yakıp küle çevirdin! Seni tarif için Yunusun şu sözlerinin üstüne söz olmaz:
Söz ola kese savaşı
Söz ola kestire başı
Dem ola ağulu aşı
Yağ ile bal ede bir söz
35
Toprak ol da yeşer:
Bin bahar olsa ne kâbil feyz-i seng
Toprak ol ta güller olsun reng reng 1/1983
 
Bin bahar gelip geçse taşın yeşermesi ne mümkün. Kabahat baharda değil senin kibirle taşlaşmış gönlünde. Sen toprak gibi alçak gönüllü olmaya bak. Gör o zaman o gönül toprağından nasıl renk renk güller açılıyor, baharlar yeşeriyor.
36
Hem kel hem fodul olma:
Zîşt kibr amma fakire zîştter
Kar yağar hem gün soğuk hem câme ter 1/ 2420
 
Kibir çirkindir ama fakirin kibri daha da çirkin. Bu şuna benzer: Karlı ve soğuk bir günde ıslak elbise giymişsin. O halde yama üstüne yama ekleme, kusur üstüne kusur işleme. Kelliğine bir de fodulluk ekleme.
 
37
Havuz ve çeşmeler:
Havza benzer şeh tevâbi’ lüleler
Ab-ı havzı lüleler icrâ eder 1/2923
 
Şah havuz gibidir,memurları ise musluk. İyi kötü havuzda her ne varsa çeşmelerden akan odur.O halde iyiliği de kötülüğü de kurnadan değil havuzdan bilmeli. Beri tarraftan nasıl musluk havuza tabi ise memurlar da idarecilerine bağlıdır. Bu sebeple Dicle kıyısında kurdun kaptığı kuzunun hesabı bile Ömerden sorulur memurdan değil.
38
Kargalar öterse:
Çün şitâda zâğlar pür-cûş olur
Uzlet eyler bülbülân hamûş olur 2/20
 
Her mevsimin ve her iklimin müşterisi başkadır. Bahar bülbüllerin velvelesiyle inler.Kış mevsiminin saltanatı ise kargalara aittir. Karganın sesi yükselince bülbüle de susmak ve bir kenara çekilmek düşer. Yani iyilik iyilikle kötülük kötülükle beraberdir. Bülbül nasıl baharı özlerse iyiler adalete ve güzelliğe aşıktır. Karga tabiatlıların baharı ise kıştır. Biraz hava bulanıp,soğuk rüzgarlar esmeye görsün kenarda köşede saklı kargalar nasıl da birden çoğalır ve bahara lanetler yağdırırlar. Eh,bahar ülkesine bülbül kış harabesine karga yakışır.Senin içinde de bir bahar ve güz var. Kalp bahçeni ihmal etme ki meydan kargalara kalmasın
 
39
Alçaltan yükselme:
Ser-nigûn oldu edip âheng-i zîr
Zann eder kendin ola bâlâ mesîr 4/3729
 
Düşkünlükten düşkünlüğe de fark var. Kimi düşkün kendi durumunun farkındadır.Asıl düşkünlük ise boyuna alçalırken kendisini yükseliyor sanmaktır. Günahkarın günahı gizlemesi di bir meziyettir. Bedbaht ise kendi herzeleriyle övünür ve “ey insanlar, bakın ne güzel boynuzlarım var” diye kepazeliğini cümle aleme yayar.
40
Nereye koşuyorsun:

Niceler bî-câ idüp azm-i sefer

Menzil-i maksûdunu eyler güzer 4/3257

 
Pek çok insan yakında olanı uzakta arar. Hazine eşiğinin altındadır ama hırs ve sabırsızlık onu uzaklara doğru sefere çıkarmıştır.Doktoru hemen yanıbaşında iken o semt semt doktor arar. Okunu vuracağı ava değil vuramayacağına atar. Böylece ömür sermayesini yele verir ve elinde yol yorgunluğu kalır.
41
Suç ipte mi,sende mi:
Merresenra nist cürmî ey anûd
Çün türa sevdâ-yı ser-bâlâ nebud 3/4243
 
Ey gayretsiz heveskar! İşte direk işte ip. Çıkmak istiyorsan durma ipe asıl. Ama sende o gayret yoksa suçu ipin çürüklüğüne direğin yağlı oluşuna bağlama. Anlaşılan sen bir kalpazansın,yükselmeye niyetin ve o yolda akıtacak terin yok ki böyle bahanelere sığınmadasın. Maddi manevi her yükselişi sen böyle bir ip bil. İplerin başı da Allahın kelamı. Ona sarılırsan bu nefs çukurundan çıkarsın.Hala o çukurdaysan bari o ipe bühtanda bulunma da kendi nefsini kına.
42
Sen camını açmazsan:
Nûr-ı tâbândan size yokdur nasib
Beste revzen mâhdan bulsun mu zîb 3/2844
 
Ey nasipsiz! Hem pencereni sımsıkı örtüyor, perdeleri çekiyor hem de ay ışığından nur umuyorsun. Dışarıda dolunay pırıl pırıl olmuş neye yarar. Sen yol vermedikçe o kapından içeriye giremez. Bu dünya gecesinde de iman nuruyla aydınlanmak istiyorsan gönül pencereni Hakka ve hakikata aç, gözünden o örtüyü kaldır.
 
43-44-45
Dert devaya davettir:
Kanda derd olsa devâ andan ayan
Kanda pestî olsa âb oldu revân 1/1957
Kanda derd olsa devâ anda gider
Kanda fakr olsa nevâ anda gider 3/3232
Doğmadıça tıfl-ı pâkize-dehen
Bestedir pistân-ı mâderde leben 3/3235
 
Sen sanır mısın ki dert kötüdür. Hayır ! Dert devaya bir davetiyedir. Dert ve düşkünlük yer alçağına benzer, deva ise suya. O yüzden nerede dert varsa deva oraya koşar. Neresi alçaksa su oraya akar. O halde derdini sev,ilahi rahmeti celbeden kırıklığını nimet bil..Zira
İlahi yardım ihtiyaca göre tecelli eder. Dertli ol ki o seni iyileştirsin, fakir ol ki doyursun. Görmüyor musun, o ipek ağızlı bebek doğmadıkça annenin memesi kupkuru. Ne zaman ki bebek ağzını açar, Cenab-ı Hak o ağzı beslemeye anne memesini memur eder. Çocuk büyüyüp eli ayağı tutmaya başlayınca ona; madem artık aciz değilsin git de artık ekmek ye derler. Bebek gibi aciz ol, tam bir teslimiyetle Hakka karşı ağzını aç! Ta ki sana sebep memelerinden süt gibi nimetler aksın
 

17.11.11

Mardin Dibek Kahvesi... müthiş bir tat....

Mardin Dibek Kahvesi... müthiş bir tat....

Mardin Dibek Kahvesi... müthiş bir tat.... - 1 Mardin Dibek Kahvesi... müthiş bir tat.... - 2 Ataması Mardin'e çıkan bir arkadaşımız bayram vesilei ile İstanbul'a geldi. Veeee kahveyi çok sevdiğimi bildiğinden Mardin'e özel Dibek Kahvesi getirmiş. Nasıl güzel bir kahve...
Yalnız bizim içtiğimiz Türk kahvesinden biraz farklı; örneğin telvesi yok, sanki süt ile yapılmış gibi bir görüntüsü var ve köpüğü de karamel tonlarında... lezzeti muhteşem.... hele benim gibi ilk içiyorsanız keyfi de başka oldu  :)))
Kesene bereket arkadaşım.

16.11.11

” Bildiklerini unut. ” diyor DOST. ” Gel al eline bir silgi, şu yeni başlayan güne bilgilerini silmekle başla. ” ” Zanlarını, yargılarını, önyargılarını ve dahi bütün genellemelerini koy bir çuvala ve hepten terk et. Gıybet etme sakın,… bil ki dedikodu denilen şey mıknatıs gibi kötü enerji çeker. Kimsenin aleyhine konuşma, uzaktan atıp tutma, insanları kem dille yargılama, bil ki yanılırsın.

Birini nekadar çok aşağılar yahut dışlarsan, onun durumuna düşme ihtimalin o kadar artar. Kainatın matemetiğidir. Bir koyar, bir alır insan. Bilmeden kendi hesabını dürer ” diyor DOST… ” Hiçbir konuda emin olma ” diyor DOST… ” Kendini ayrıcalıklı sayma. Konumuna ya da mevkine, ismine veya şöhretine güvenme. Şu hayatta tüm zahiri kisveler sabun köpüğünden ibarettir.

Nazlı nazlı yükselir köpük, derken pat diye sönüverir. Herzaman başkalarından öğrenmeye açık ol. En iyi bildiğin konularda bile köşeli düşünme, büyük konuşma. Cümlenin sonuna nokta değil, ünlem değil, virgül yahut üç nokta koy. Açık bir kapı bırak daima. Ne kadar bilsen de hiçbirzaman yeterince bilemeyeceğini unutma. Tevazudan şaşma. Ancak ozaman kurtulabilirsin bilginin cehaletinden. ” diyor DOST…

( O DOST Tebrizli Şems )
BEN OLMAYI SEÇTİM....!!! Susmayı öğrendim çok konuşanlardan... Alçak gönüllü olmanın erdemini tattım çok bilmişlere inat...Gerçekten bilenlerin az konuştuğuna şahit oldum sessizce... Her yaşananın sadece bir deneyim olduğunu kavradım...Değmeyenlere çok anlam
yüklemenin ruhuma verdiği zararı keşvettim... Kendim olmayı seçtim başkalarından alınmış parçalardan oluşmayı değil... kendi hayatlarını YÖNETEMEYENLERİN diğer hayatlara müdahelelerine güldüm sadece... Kokuşmuş zihniyetlerin yalan gülümsemelerin içinde yer almaktansa uzaktan onlara seyirci kalıp İNSANLIĞIMI korumayı öğrendim.. Varlığımı hakedenleri hayatıma dahil etmeyi' haketmeyenlere HOŞÇAKAL demeyi Bu uzun yolda yalnız yürümeyi öğrendim...!!!

Yeni Çıkan Kitaplar.... :))

Yeni Çıkan Kitaplar.... :))

Yeni Çıkan Kitaplar.... :)) - 1 Yeni Çıkan Kitaplar.... :)) - 2 Yeni Çıkan Kitaplar.... :)) - 3 Yeni Çıkan Kitaplar.... :)) - 4 Yeni Çıkan Kitaplar.... :)) - 5
Gizli Anların Yolcusu

Gizli Anların Yolcusu   :  Uzun zamandır çıkmadığı yollarda kaybolanların hikâyesi...

Ayşe Kulin yeni romanında aşkın değiştirdiği ve bir daha hiç aynı olmayacak hayatları anlatıyor...

Çağdaş edebiyatımızın en sevilen yazarlarından Ayşe Kulin, Gizli Anların Yolcusu ile bir kez daha okurlarını şaşırtıcı gerçeklerle yüzleşmeye zorluyor. Bu kitap yerleşik ve düzenli hayatlarımızın nasıl da pamuk ipliğine bağlı olduğunu, bir anda yıkılıp gidebileceğini gösteriyor bize... Acı bir kaza... Bir anda ağızdan kaçan bir söz... Ansızın yayınevine gelen bir dosya... Birbirine dolanmış eşarplar... Bütün bunlar, aykırı bir aşkın başını ve sonunu belirlemeye yeter mi?

Gizli Anların Yolcusu, pek çoğumuzun anlamakta zorlandığı, yargılamakta ısrar ettiği bir aşkın romanı. Ayşe Kulin her zamanki ustalığıyla yaklaşmaya korkulan bir konunun üstüne giderek tabuları yıkmayı deniyor.

Bu romanda sadece aşkı değil, toplumun zorladığı hayatları, harcanmış çocuklukları, kendi içindeki sırlarla en yakınlarını yaralayan ailelerin öykülerini soluk kesen bir tempoyla okuyacaksınız.

(Tanıtım Bülteninden)

Ölülerin Fısıltısı

Ölülerin Fısıltısı

( Whispers of the Dead )
Simon Beckett   :   Adli antropolog Dr. David Hunter, "ceset çiftliği" olarak anılan bir araştırma merkezinde çalışmak için ABD'ye gittiğinde, kendisini bekleyen kâbustan habersizdir.

Uzmanlarla aynı konuya "merak salan" takıntılı bir katil, kendi dehşet verici deneylerini yapmak için kurban aramaktadır.

Tennessee'de çürümeye yüz tutmuş cesetler keşfedildikçe, Dr. Hunter da "gerçek vakalar" üzerinde çalışmak zorunda kalır.

Korkunç cinayetler, tüyler ürperten ayrıntılar...

Selahaddin Eyyübi'nin Gölgesinde

Selahaddin Eyyübi'nin Gölgesinde / Thorvald Steen  :   Tozkoparan’ın yazarından, bilgelik ve cesaretle dolu yeni bir tarihi roman: Selahaddin’in Gölgesinde

“…Selahaddin yirmi yaşına kadar zamanının çoğunu cirit oynayarak, Kur’an ve şiir çalışarak geçirdi…1169 yılında Mısır’ın mutlak hakimi haline geldi. 1171’de Sünni ve Şii Müslümanları birleştirdi… Frenkleri Kudüs’te kalmaya ve daha önce sürülen Yahudileri geri dönmeye davet ettiği söyleniyor. Çılgının biri mi, bilmiyoruz… Selahaddin’in okuma-yazma bilmediğini öne süren Papa Hazretleri yanılmaktadır. Kendisinin birçok dilde okuyup yazabildiği tecrübelerimizle sabittir…”

Şövalye James Sheringham, William Davenport ve Toronlu Kont Henry tarafından Kral Richard’a sunulan rapordan.

Bir Çift Ayakkabı
Sunay Akın, bu kez Bir Çift Ayakkabı'yla çıkıyor insanlık tarihinin bilinmeyen tozlu yollarındaki macerasına.

Bir Çift Ayakkabı kimi zaman boya sandıklarındaki hayat ağacı imgesine dönüşüyor, kimi zaman koskoca bir padişahın imdadına yetişiyor. Ay'ın, sinemanın, sanatın, aşkın, savaşın, vd. tarihine ışık tutuyor.

Muhtaç olmasın diye, evden kaçan karısının ayakkabısının içine para koyan terk edilmiş koca kimdir? Van Gogh'un tablosunda ters çevirdiği ayakkabının sırrı...

Abdülaziz İstanbul'u dünyaya nasıl gezdirdi? Hayat ağacı'nın boyacı sandıklarındaki sureti... Kız Kulesi, pabuçlarını nereye düşürdü? Galata Köprüsü'nden geçen en büyük ayaklara nasıl ayakkabı bulundu? Dünya'nın giriş kapısında kimlerin ayakkabıları duruyor?

Kıvrak hareketlerle oynatıyor kalemini Sunay Akın ve izini sürdüğü hikâyelerin her bir parçasını ustalıkla yerlerine yerleştiriyor.


KalanLeyla Erbil'in yeni romanı...

hiçbir şeyden ve her şeyden kalan

bir zamanlar justinianos'ların, fatih'lerin hüküm sürdüğü istanbul'un altında, şimdi toprakta gömülü olan binlerce yılın kalıntısından kalan... ibrahim ve ishak'tan kalan... insanların birbirlerini ayakkabılarından tanıdığı savaşın yokluk günlerinden kalan... farandolaların dönüldüğü, rum ustaların elinden çıkma üç katlı, ahşap evlerden kalan... kierkegaard'ın hasetinden kalan... elbette "kederli bir şiir"den kalan... "kederden mi neden bilmem sararmış rengi ruhsarı.." bir kitaptır kalan... lahzen'in göz ucu ile bir kere bakıncaya kadar geçen zamandan kalan...

peki kimdir lahzen?

"kimim ve nasıl biriyim

hayatımın neresindeki yaşantıdayım sorarım kendime her gün

sen hangi bilinçtesin lahzen

hangi göklerin bulutlarından yağdın

bu çorağa söyle

son bilinç ölüm olacağına

ölüm anındaki bilincin bilinci yazılamayacağına göre

hangi kavşağındasın tinsel gerçekliğin"

bu soruların eşliğinde iniyoruz hep birlikte

tıka basa şüpheyle doldurulmuş kuyudan

çıkmak için çocukluğa

daha da dibe

toprağın altına

ve orada arıyor lahzen

hakikatinin özünü

ve leylâ erbil'in kaleminde devleşiyor edebiyat,

şölene dönüşüyor kalan...