27.6.12

İz/ Cana Tan

Resim yazısı ekle



Kuzenimin verdiği ve " okumalısın Gülşah Abla" dediği için aldığım ve bir kalemde biten bir kitap. Canan Tan'ın "Yüreğim Seni Çok Sevdi" kitabını çook beğenmiştim. Anlatım dili ve aşkı güzel anlatıyordu.
Bu kitabın da konusu güzel. Bir baba-kız, inatlaşma, aile içi sorunlar ve bakış açılarını anlatırken seçtiği kelimeler, cümleler çok iyi. Ama o kadar. Fazla karakter ve isim olmadığından konu ve olaylar daha bir akılda kalıyor. Ama sonunu sanki biran önce bitirmek için gibi yazmış ve tamamen hüsranla bitti benim için. Böyle bir son beklemiyordum. Bir okumalık kitap bana göre...


Arka Kapak

Canan Tan
ALTIN KİTAPLAR


Yakın çevremizde benzerlerini görebileceğimiz gerçeklikte bir baba-kız öyküsü... Babasına hayran Verda, hatta âşık. Biricik kahramanım diyor onun için. Ne var ki, yıllar önce annesiyle babasının boşanmasından sonra ayrı düşmüşler birbirlerine. Çatışmışlar, çelişmişler ama sevgileri içten içe hep sürmüş. Kariyerinde zirveye ulaşmış ünlü avukat Vedat Karacan’ın intiharıyla başlıyor öykü. Bu beklenmedik ölümün ardında yatan gizi çözmek Verda’ya düşmektedir. Geriye dönüp baktığında yüzleştiği keşke’leriyle, pişmanlıklarıyla ve içini kavuran devasa bir özlemle sürecektir babasının izini... Minicik çocuk ellerimi avucunun içine hapsettiğinde, yüreğim yüreğinde eriyordu babacığım. Parmaklarım büyüdü diye mi tutmuyorsun artık ellerimi? Keşke hep küçük kalsalardı... Ne oldu da ayrıldı ellerimiz baba? Hiçbir zaman soramadım bunu sana. Sormak istediğimde fırsat olmadı, fırsat olduğunda cesaretim... Soluk soluğa okuyacağınız, farklı bir Canan Tan romanı...

26.6.12

Kazançlı birgündü.. :))))



İyi akşamlar.
Bu haftam da yoğun geçecek anlaşıldı. Yarın kardeşime gidicez kuzenle. Oyy tatlı mı tatlı yeğenimin mis gibi kokusunu çekicem içime. Ayrıca Sevdamız da tatlıdır. Kardeşim gibi. :) 

Perşembe günü evlilik yıldönümümüz. 3.yılımıza giriyoruz evliliğimizde. Daha nice yıllarımız olsun inşallah. :))) Ben eşime cüzdan aldım, istediği tarzda...Vee evren sesimi duydu, olumlamalarımdan cevap geldi ve eşcağızım bana Ajda Çantacısından 2 adet çanta aldı, sahibi de bir tane portföy hediye etti. :))))))) Epey bir sohbet ettik sahibi Coşkun Bey ile.
Biraz egosu yüksek biri ama bazı şeylere doymuş biri olduğu çok belli.  Eee kadınların çanta düşkünlüğü oluyor vallahi. Bende de tutku gibi bir şey, törpilemeye çalışıyorum ama Ajda Çantasının modelleri ve renk, tasarımlarını çook beğeniyorum. Coşkun Bey'in demesi ile orada bulunan her bir çanta bir tane ve mümkünü yok 2.sini bulamazsınız diyor. Çünkü tek üretiyorlarmış.  Benim için daha çok tasarım kısmı ilgilendiriyor. Yoksa bir başkasında aynı çantayı görmek rahatsız etmez beni. Ama uzun bir süre almam çanta herhalde. Diyorum ama söz vermiyorum. Gerçi uzun zamandır almıyorum, daha çooook kitap alıyorum. Yakında berduş gibi dolaşacağım, eşim öyle diyor. Çünkü almam gereken üst baş varken ben parayı kitaplara yatırıyorum. Şikayetçi değilim/z. :)))
Aşkım kesemize bereket ve tekrardan çook teşekkür ederim.

seni seviyorum hemde çookkk
Haydin iyi akşamlar herkese, keyifli bir gece ve gününüz olsun. :)))

24.6.12

Düğünlü-dernekli bir haftayı geride bırakırken...

Selamlar, nasılsınız?

Bu hafta da yoğundu bizim için. 2 düğün bir gösteri ve başka detaylarla haftayı kapattık. Ama bende kapandım sanırım bugün itibari ile.
Cuma akşamı Kocaeli Belediyesinin düzenlediği 7.Geleneksel Bahar Ayı Şiir Dinletisi vardı. Gebze'deki okulların müzik öğretmenlerinden oluşturulan bir grupla, koro, estrüman çalan öğretmenlerden bir grup ve sola şiir ve şarkı gösterisi vardı. Eşimde bu gösteride Vals, Zeybek ve Sema gösterisi sundu.  Aslında sizinle bir tanesinin videosunu paylaşmaktı niyetim ama videolar diğer bilgisayarda. 
Huy olarak pek düğünleri sevmem, hele mecbur değilsem gitmeme hakkım kullanırım ama bu seferkiler ekebileceğim düğünler değildi. Eşime dedim "valla bu ayk kontejanımı doldurdum, bir süre gitmem düğüne". :))) oda güldü bana çünkü temmuz ayında da var düğün.... off....
Bu arada bu yoğunluktan bir kaç gündür kitap okuyamadım, bu yazıdan sonra okuyacağım. Kuzenimden aldığım kitapları btirmek adına hızlanmam lazım. İz/Canan Tan okuyorum. Unutmadan birde film sıkıştırdık araya. :)) Titanların Öfkesi.

1.cisi daha güzeldi diyebilirim. Bu seride daha çok konuşma, diyolog vardı. Ama görsellik açısından yine güzeldi. Bir seyredimlik filmdi....

Yeni bir haftaya başlıyoruz. Birçok işimi hallettim kaldı bir tek mutfak temizliği. Onuda halledersem yazlık temizlik bitmiş olacak. Daha çok film izlemeyi istiyorum...gezmek, fotoğraf çekmek istiyoruuuum. Yaz yeni başlıyor tabi..
Bende böyle. Sizede iyi haftalar, iyi çalışmalar... :)))

21.6.12

Tahran'ın Damları / Mahbod Serajı


 Öncelikle şunu söyleyebilirim ki kitap Uçurtma Avcısı kitabı tadında. Bazı yerlerinde okurken bir baktım gözümden yaş damlıyor. OrtaDoğu Ülkelerinin kaderine lanet ettim resmen.  Ne zormuş oralarda yaşamak. Ama arkadaşlık, dostluk ve aşk öyle güzel anlatılmış ki yazarın anlatım diline hayran kaldım. Tek sıkıntı çeviri ve kelime, imla hatalarıydı. O kadar gözüme battı ki yer yer gıcık oldum.....

Ama isyan, iç duygular, yapılanlar, aile kavramları.... hepsini tadında alıyorsunuz bu kitapta. Özellikle isyan duygusu ve inanç sorgulamaları da güzel anlatılmış.  Yalnız şunu söyleyebilirim yazın okunacak bir kitap değil. Yani tabiki kitabın yazlık-kışlık diye okuma ayrımı olmaz ama eğer tatildeyseniz okumayın, içiniz burkuluyor çünkü. Ama mutlaka okuyun derim....

 

Kitap Açıklaması (düzenle)

İranın başkenti Tahranda, on yedi yaşındaki Paşa 1973 yazını en iyi arkadaşı Ahmedle birlikte evinin damında geçirir. Gelecekleri üzerinde konuşur, hayat hakkında yakıcı sorular sorarlarken, bıçak gibi keskin sırlarla ve kabullenilmesi zor gerçeklerle yüzleşirler. Paşayı, İranın devrime yaklaşılan döneminde, Şahın zalimliğiyle yankılanan sokaklarda, çocukluktan yetişkinliğe geçişin, büyümenin sancıları beklemektedir. Şimdi damlar daha karanlık, ama yıldızlar daha parlaktır.Etkileyici ve duygusal olarak güçlü olan bu romanda, Mahbod Seraji hepimizin ortak paylaştığı insani deneyimleri, yani gülümsemeleri, gözyaşlarını, aşkı, korkuyu ve her şeyden öte umudu zihinlere ustalıkla işlerken, aynı zamanda eski Fars kültürünün içinde ateşlenen güzellik ve zalimliği gözler önüne seriyor.Tahranın Damları birçok güzel hatırayı gözyaşları ve sevimli gülümsemeler içinde harekete geçiriyor; damlarda yıldızlı geceler; uzun, kayıp aşklar; Pehlevi rejiminin absürd aşırılıkları ve adaletsizliği içinde yoğun ve tutku dolu bir öfke.Nahid MozaffariBu büyüleyici romanda, Mahbod Seraji zalim Şahın son günlerinde yeşeren gizli bir aşkın hikâyesine espri ve insanlık katıyor. İrandaki devrimin arka planında, Paşa ve Zarinin öyküsü en baskıcı zamanlarda bile gençler arasında alevlenen aşk ve umudun güzel bir işareti. Seraji muhteşem bir yetenek.-Sandra DallasBöylesi canlı ve etkileyici bir anlatımla karşı karşıya kalmak ne büyük bir zevk. Bir şairin sesi ile, Seraji evrensel bir aşk, kayıp ve umudun öyküsünü anlatıyor. Her şeyden önemlisi işte bu umut, son sayfa bittikten sonra bile kalacak. Tanrıya şükür Seraji gibi bir yazar var ve dünyalarımız ne kadar ayrı olursa olsun, yüreklerimizdeki insanlık noktasında hepimizin bir olduğunu gösteriyor, Seraji.William Kent Krueger

Günaydınnnnnn :))))

Günaydınnnnnn :))) Gününüz güzel, keyifli geçsin.

Akıllı ben havalar ısındı, alerji hapıma bir iki gün ara vereyim dedim. Sen misin diyen burnum 2 gündür şırıl şırıl şelale misali. Mendilsiz dolaşamıyorum. Selpak firması ile anlaşma yapacağım en sonunda, sponsor olsun bana. :))) Dün gece ilacımı içtim ama anca yarına toparlan kendini burnum hanfendi. :))

Bu arada Kadıköy Rıhtıma Kabalcı Kitapevi açıldı, eşim ve ben çok sevindik . Çünkü Beşiktaş'a geçtiğimizde bakıyorduk buraya....

Birde rıhtımda minibüslere doğru giderken Metro Kitapevi açılmıştı geçtiğimiz aylarda. Kitaplar devamlı indirimde. Ve gece 23.00 e kadar açık nerdeyse. Her geçişimde uğruyorum ve hep birileri var, mutlu oluyorum kitap alanları grünce. :)
Bende 1 TL, 2TL olan kitaplardan aldım. Birde Kabalcı'nın ünlüler serisinden yaptığı kitap ayraçları var, herbirinden aldım. :)) Okuyacaklar listesi çoğaldı. Dün gece Tahran'ın Damlarını bitirdim. Aman Allah'ım nasıl güzel bir kitaptı. Canan Tan- İz kitabına başladım. Kuzenim 4 kitap vermişti, bitirip iade etmek istiyorum ki kendi kitaplarıma başlayayım.
Temmuz gelsin, okullar kapansın ve bizde gezelimmmmm :)))
Haydin bana müsade. :)

 Bu papatyalar Çınarcık'taki gittiğimiz evin bahçesinden. :)


20.6.12

Iberia

 Dansın kamera ve ışıklarla aktarımı, görsellik bir harika. Hem kulağa hem gze hitap eden müzikal. Film olarak çekilmiş ama söz, konuşma, diyolog yok bu çekimde. Yalnız acı, öfke, hırs dans ve müzik ile öyle güzel aktarılmış ki. Her başka bir müzik ve dans gösterisine geçtiklerinde alkışlayasım geldi. Flamenko kadar güze bri dans var mı? :) Film aynı zamanda ödüller de almış. Haketmiş. Eğer danslı gösteri seviyorsanız izleyin derim...


Carlos Saura’nın İberya’sı tam bir güç birliği. Flamenko, klasik dans, bale ve modern dansın nefes kesen disiplinini, tüm yeteneği ve tutkulu yüreği ile bir araya getirmiş. Yaşayan en ünlü İspanyol yetenekleriyle çalışarak ve onları daha önce yapılmadık bir şekilde bir araya getirmiş. Onlardan sadece en iyi sonucu almakla kalmayıp onları daha da yükseklere çıkarmış.

İspanyol besteci İsaac Albeniz’den (1860-1909) esinlenen İberya, dans ve müzik ile eşsiz bir şekilde bütünleşmiş bir müzikal film. Saura’nın kamerası, bir dansçı kimliğine bürünmüş: Hazırlıkları, provaları, her sahnenin doğuşunu paylaşarak dramatik ve çekici bir ortam, tutku ve yaratıcılığın hakim olduğu dünyayı sergilemiş. İberya, anlatılacak hikayenin zaten müziğin içinde bulunduğu otantik bir müzikal. Sanatçılar, müzisyenler ve dansçılar sadece ona eşlik ediyorlar. Bu çalışma, Saura’ya olağanüstü bir özgürlük sağlamış. Hikayesi olan bir oyunda sağlanamayacak bir görüntüleme ve sahneleme yaklaşımı. İberya’da, Saura’yı sınırlayan tek şey müziğin ritmine uymak ve dansın zorunlu kıldığı iç tempoya ihanet etmemek. Gösteri gelişirken kamera, sanatçının yanında göz olma ayrıcalığını en iyi şekilde değerlendiriyor ve giderek müzikle dans etmeye başlıyor. İberya, farklı müzik parçalarının yıldız bir ekiple yeniden yaratılışı. Sara Baras, Antonio Canales, Jose Antonio, Aida Gomez ve Patrick de Bana birinci sınıf dansçı ve koreograflar. Dünyaca ünlü gitaristler Manolo Sancular, Gerardo Nunez ve Jose Antonio Rodriguez; Piyanist Rosa Torres Pardo ve Chano Dominguez, Flamenko Caz yıldızı Jorge Pardo ve yaşayan en büyük ‘’Cantaor’’ Enrique Morente ve muhteşem kızı Estrella Morente İberya’da izleyicileri müzik ve dansın doruklarına taşıyorlar. İberya, izleyiciye bütün bir müzik ve dans günü geçirtiyor. Klasik ve modern bale ile İspanyol dansı ve Flamenko’nun aynı potada eriyerek filmin ana yapısını oluşturuyor. Yaratıcı ışık ve fotoğraflarla, canlı video projeksiyonun da katkısı ile Saura tarafından geliştirilen sanatsal bütünlüğün dramatik etkisi, ayrıntılarda az ama gerçekçi olarak ilk kez bir filmde bu denli iç içe sergileniyor.
Prova ve hazırlıkların çekimi Saura’nın en sevdiği işlem. Şekillenmeye başlayan bölümlerin sahnelenmesi. Adımlar daha belirginleşiyor, alan uygun olarak ayarlanıyor. Işıklar değişiyor ve ritim belirleniyor. Her parçayı canlı yapan şey bu. Ve yönetmenin, sanatçılardan en kişisel yönlerini almasını sağlıyor.

Yönetmen : Carlos Saura
Senaryo Yazarı : Carlos Saura
Tür : Müzikal
Etiketler :
Ülke : Fransa , İspanya
Süre :

19.6.12



Selam, nasılsınız? Yoğun bir haftanın ardından biraz dinlenmeyi hak ettim sanırım. :))
Paşamız daha iyi, atlattı sancılı günlerini. Tatlı kuzum ilk gün narkoz geçince biraz huzursuz oldu ama daha çok küçük olduğundan atlatması daha kolay.
Çınarcık gezimiz güzeldi, kızlar denize girdi ama ben henüz sezonu açmadım. Denizi çok temiz değildi. Bizim gittiğimiz hafta dalgalıydı da. Ama bol güneşli, keyifli 2 gün geçirdik. Pazar sabahı erkenden yola düştüm ben, Thyke toplantımız için. Sonrası eve bir geldim, pestil gibi yattım. :))
Bu aralar OrtaDoğu kitapları veriyor arkadaşlarım, kuzenim." Tanrı'nın Ağladığı Yer"  kitabından sonra bu kitap. Güzel bir kitap ama içim acıyor böyle kitaplar okuyunca, empati yapıyorum ve çok üzülüyorum. 
Sıcaklarda bastırdı. Henüz denize gidemedik ama güneşlenmeyi çook özledim, şöyle güneş altında yatmak...

Bu arada bunları yazdım ama twitterdan takip ettiğim kadarı ile 6 şehitimiz var. Allah kalanlarına sabır versin. Bu acılarımız ne zaman dinecek bileniniz var mı?....


18.6.12

Suskunlar / İhsan Oktay Anar



Bu ayki Thyke grubumuzun toplantı kitabı Suskunlar / İhsan Oktay Anar'dı. Kitap sahibi benim. Yazarı sevdiğimden ve  kitabı da okumak istediğimden  bunu belirledim. 
Genel olarak kitabı beğendik. Özellikle olayları anlatım dili, hem tarihi hem günümüzü kullanarak romanlaştırmasını beğendik. Benim gibi diğer arkadaşlarımızı da rahatsız eden şey ise Eflatun karakterinin duyduğu sesi araması olayının çook detaylandırılması. Sıkıldım okurken biran önce geçsede diğer bölüme geçsem diye düşündüm/müşüz. :)
Yazar genel olarak kitaplarında evrenselliği konu alıyor. Ve cahillik, iyilik-kötülük, şeytan, insanın davranışları işleniyor.
Bu kitapta da iyi-kötü var. Ve en önemlisi insanların din adına sormadan, okumadan sırf hoca dedi diye " Allahu Ekber" nidaları arasında adam cezalandırma olayı var. Mevlevilik, musiki, bir cücenin köle olarak geldiği topraklarda ki yaşaı gözlemleyip, dini kitapları hatmetmesi, fıkıh hadislere hakim olması ve sonrası bir grubu kandırması öyle güzel bir dille anlatılmış, su gibi akarak okudum kitabı.
Tavsiye ederim sizede. Birde hepimiz grup olarak, her ne kadar anlatım dilinde eski türkçe ve osmanlı kelimeler olsada akıcılığını beğendik...

ARKA KAPAK:

Eflâtun rengi hayaller kuran bir “suskun”un sözleridir, bu roman. İşittiğini gören, gördüğünü dinleyen, dinlediğini sessizliğin büyüsüyle sırlayan ve tüm bunların görkemini hikâye eden bir adamın alçakgönüllü dünyasına misafir olacaksınız, satırlar akıp giderken. O ise, muzip bir tebessümle size eşlik edecek, sessizce... Sayfaları birer birer tüketirken, benzersiz erguvanî düşlerin “gerçekliği”nde semâ edeceksiniz ve bu düşlerden âdeta başınız dönecek. Hayat kadar gerçek, düş kadar inanılmaz bu dünyanın tüm kahramanlarının seslerini duyacak, nefeslerini hissedeceksiniz. Çünkü Suskunlar, sessizliğin olduğu kadar, seslerin ve sözlerin, yani musikînin romanıdır. Sonsuzluğun derin sessizliğinin “nefesini üfleyen” ve ona “can veren” bir adamın hayallerinin ete kemiğe bürünmüş kahramanları, en az sizler kadar gerçektir; ya da siz, en az onlar kadar bir düş ürünü... Bağdasar, Kirkor, Dâvut, Kalın Musa, İbrahim Dede Efendi, Rafael, Tağut, Veysel Bey ve diğerleri... Onlar, sessizliğin evreninden İhsan Oktay Anar’ın düş dünyasına duhûl ederek suskunluklarını bozmuşlardır. Bir meczûp aşkı tattı, bir âşıksa aşkına şarkılar yazıp ruhunu maviyle bezedi; diğeri, kaybolduğu dünyada bir sesin peşine düşerek kendini buldu. Nevâ, belki de, herkesin âşık olduğu bir kadının pür hayâliydi. Hayâlet avcısı, kendi ruhunu yakalamaya çalıştı. Zâhir ve Bâtın ise, zıtlıkların muhteşem birliğinde denge bulan iki ayrı gücün cisimleşmiş hâliydi. Suskunlar’ı okuduktan sonra aynaya bakmak, yansıyan aksinizde gerçeği görmek, gördüğünüzü işitmek ve duyduklarınızla sağırlaşıp susmak isteyeceksiniz. Sayfalar tükenip bittiğinde, kim bilir, belki de “suskunlar”dan biri olacaksınız… 269 sayfa / EBAT…………..130x195mm

13.6.12

Vee yeni ilaçlarla tedaviye devam...






Bugün doktor randevum vardı. Alerjim için... Doktorum az buçuk çatlak, neşeliydi ama iyi biriydi. :))
Alerjinin kesin bir tedavisi olmadığını bir kez daha bir doktor ağzından duymuş oldum. Daha etkili ve ağır bir antibiyotik ve alerji hapı yazdı. Bakalım ne olacak.... Aslında bana Dr. House gibi biri lazım...Adam her hastalığı çözüyor...
Havalardan sanırım sabahları erkenden uyanıyorum, bu seferde akşama doğru uyku bastırıyor. Gerçi erken kalkmayı seviyorum ama evlendiğimden beri kalkamıyorum istediğim saatte....
Yarın kuzucum yeğenim sünnet olacak... Sabahtan ordayım.
Suskunlar kitabımın bitmesine çook az kaldı. Pazar günü Thyke toplantısında kitabı konuştuktan sonra sizinle paylaşmak istiyorum. Bu arada Cuma akşamından yolculuk var, kızlarla Çınarcık'a gidiyoruz. Haftasonunu orada geçiricez. Haftaya da yine doktor kontrollerim var, eşimin yılsonu okul gösterisi var. Koro kurulmuş, şiir dinletisi, sema gösterisi ve vals gösterisi var. Sema gösterisini ve vals dansını eşim ve arkadaşı yapacak. Provaları devam ediyor. Perşembeye de ordayız. :))) Arkadaşla ada turu yapalım diyoruz, evlilik yıldönümümüz var... Anam yoğun bir ay sonu beni bekliyor... :)))
Hırs yaptım; elimde ki kitapları biran önce bitirmek için. Çünkü alınacak listem kabardı..... İzlenecek filmler var...
Bana müsade kitabıma dönmeliyim. :)))
İyi akşamlar hepinize. :)))))

12.6.12

Fareler Ve İnsanlar / Of Mice And Man

Sabah 06:30 da kalkınca ne çok şey sığıyor güne. Değil mi? :)))

Bende uzun zamandır aklımda olan filmi izleyeyim dedim. Fareler Ve İnsanlar kitabını okumu hatta yazarın hemen hemen tüm kitaplarını okumuştum; lise bitiminden sonra. Filmini izlemek de ayrı bir güzeldi. Sağolsun eşimde film arşivi sağlam. Bir ara da NotreDame tiyatro çekimini izleyeceğim. Sırada bekleyen filmler var. :)))

Steınbeck tüm kitapları aslında toplumsal davranışlar, ayrımlar ve kişi psikolojisi üzerine. O yüzden de filmlerini izlemek de bir o kadar dokunaklı....
Bazı filmleri izlemekte geç kaldığımdan bu filmde geç izlediklerimden.....


11.6.12

Dalgaların Sesi / Yukio Mişima

Aslında yazarın kitaplarını merak ediyordum. Öğretmen bir bayan taşınınca Sevda'ya bir koli kitap vermiş. ( sevda gelinimiz :))) ) Kitapları sevdiğimden hemen benimle de paylaştı ve bende 2 kitap aldım okumak için. Biri bu kitap. Çok eski basımdı elimizdeki. 
Çook beğendim yazarın anlatım dilini, aşkı anlatışını ve insan profilini aktarışını. Ödül almayı haketmiş bir yazar. Konu ufak bir kasaba da geçiyor. Bİrbirine aşık olan çiftin yaşadıkları, hayat mücadeleleri ve yılmayışları anlatılıyor....

ARKA KAPAK:

Bu bir roman değil, insan ilişkileri denen hazineleri bize bağışlayan yüce bir yapıt. Peri masallarını andıran modern bir aşk öyküsü... Dalga seslerine karışan ilk aşkın umutsuz çırpınışları... Çağımızın Daphnis ve Chloe'si... Basit bir konu, basit bir aşk ve mükemmel bir roman... Duyarlılık dünyasının gelmiş geçmiş en büyük ustaları Japonların en ünlü yazarının en sevilen, en beğenilen, en sıcak kitabı... Shinji, basit bir balıkçı köyünde Hatsue gibi bir inciyi bulmakla ne kadar mutluydu...
"Hiç Kuşku Yok, Dalgaların Sesi", bugüne kadar yabancı dillere çevrilen Japon romanlarının en iyisi."
-Saturday Review-
(Arka Kapak) 


Haftanın ilk günü... :)

 Selamlar, hepimize iyi haftalar. :)))

Dün Fethiye ve Ege'de deprem olmuş, hisseden herkese geçmiş olsun. Annemlerde Ortaca'da ikamet ediyorlar ve bayağı bir hissetmişler... Ayrı olunca içim cız etti, Allah'tan ordaki evler gökdelenler gibi olmadığından ve deprem bölgesi olduğundan daha sağlam yapıyorlar evleri... Gerçi daha büyüğünden Allah esirgesin. En azından artçılar olsun ki fay hattı kırılsın....

Yaklaşık 3 sene önce çağrı merkezinde çalışmamdan dolayı kronik faranjit olmuştum. Faranjitte tek gelmedi yanında alerjisinide getirdi. Her sene mevsim geçişlerinde mahvoluyorum. Bu sene geçen senelere göre daha fena geçiyor... Burnum tıkalı, ne nefes alabiliyorum, ne koku ne tat... Üstüne birde kuru öksürük, boğaz kaşıntısı.... Ne o mevsime ayak uyduramıyorum, pöf....
Bakalım Çarşamba günü KBB doktoruna gidicem inşallah çözüm bulunur. Yoksa o kadar etkiliyor bir çok şeyi. Geçen gece sabah 05.30 da bir uyandım öksürkle, bir daha yatamadım, keza dün gecede öyle...... Alerjik durumlar zor yani anlayacağınız... yinede hiçbir şeyden geri durmuyorum. :)))

Cumartesi Sancaktepe ilçesne düğüne gittik, dönüşte de hava güzel olunca keyif yapalım dedik, hoppp Kadıköy'e. :))) Bira ve tavla keyfi yaptık... İyi geldi bize...




Bu arada Suskunlar kitabını okuyorum, pazar günü Thyke toplantı kitabımız. :))) Yazarın kitaplarını beğeni ve ilgi ile bir solukta okuyorum. Arada Samizdat ve Otostopçunun Galaksi Rehberi kitabını da okuyorum.
Haydin kolay gele... İyi haftalar, iyi çalışmalar. :)

9.6.12

Tanrı'nın Ağladığı Yer / Siba Shakib

ARKA KAPAK: Belgesel yapımcısı Siba Shakib, Afganistan'daki bir mülteci kampında tanıştı Şirin-Gül ile hayatını anlatan bu kadının yaşama gücü ve direnciyle büyülendi. Şirin-Gül, bütün Afganlı kadınların trajik yaşamlarının ete kemiğe bürünmüş bir örneğiydi ve tam karşısında duruyordu. Şirin-Gül, yalnızca açlıktan, yoksulluktan, hak ve hukuksuzluktan değil, Kızılordu'dan da, Mücahidin'den de, Taliban'dan da kaçmak zorunda kalmıştı yaşamı boyunca. Hem de uğradığı baskılara, işkencelre, tecavüzlere karşı. "Tanrı'nın Ağladığı Yer", ibretle okunması gereken bir kitap.


Okurken sinirlendim, içim acıdı, hırslandım. Nasıl dedim ya nasıl oluyor böyle.... Nedense hep müslüman ülkelerde bu tarz olaylar daha fazla oluyor diye düşündüm. Bir kadının mücadelesi ama sonucu sıfır olan, savaşla içiçe yaşam, tecavüze uğradığı adamın çocuğunu doğurmaları ve üstüne üstlük o çocuklara kadınların kendileri bakmaları. Konu ne kadar tanıdık değil mi? Şu son zamanlarda ülkemizde de bu konu konuşuluyor. Kitap daha eski ama konu aynı........
Kendimi koydumda kadının yerine herhalde ne olurdum bilmiyorum...........

Hz.Adem/ CemalNur Sargut


CemalNur Sargut hanımefendiye hayranım. Anlatım diline, olaylara bakış açısına, yorumlayışına...
O kadar güzel anlatıyor ki Mesnevi'yi, Şemsi, Mevlanayı, Peygamber Efendimizi.... Sıkmadan, yargılamadan hatta yargılayanlara kızaraktan..

Bu kitapta da Hz.Adem'in nasıl kovulduğundan çok hikmetini, sırrını anlatıor. Yaradan'ın bütün isimlerinin birey vücudunda nasıl vuku bulduğunu, Hz.Adem'den son Peygamber Efendimizde de bulunan isimleri, nefsimizi anlatıyor. Eğer bu tarz kitaplar okumayı seviyorsanız düşünmeden alın derim....

ARKA KAPAK:

Cemalnur Sargut
NEFES YAYINLARI


Hz. Âdem'in yaratılışı ve dünyaya gönderilişi, her dönemde insanların ilgisini çeken ve öğrenmek istedikleri bir konu olmuştur. Cemâlnur Sargut, bu çetrefilli ve idrak edilmesi zor konuyu verdiği örnekler ve açıklamalarla özellikle halkın anlayacağı seviyeye getirmektedir.

Cemâlnur Sargut, ancak bu konunun lâyıkıyla anlaşılması için belli bir tasavvuf eğitimi alınması gerekmektedir diyerek önemli bir vurgu yapmakta ve kitapla ilgili şunları söylemektedir:

“Hakikat-i Muhammedi'nin nuruyla var olan kamil insan her devrin ademi olarak zuhur eder. Her devrin İnsân-ı kâmil'i, meleklerin Hz. Âdem'e yani Rûha secde etmesi gibi insanın melekelerini terbiye ederek, şeytandan uzak durmanın yollarını gösterir.

Âyet-i kerîme'de buyrulduğu gibi, dağlar nasıl dünyanın denge unsuru ise, insân-ı kâmiller de yaşadıkları devirleri dengede tutmakla görevlendirilmişlerdir. Devrin insân-ı kâmiline, yani rûha secde etmek demek, ona tapmak demek değil; onun “yap” dediklerini yapıp, “yapma” dediklerinden kaçınmaktır. Her devrin Âdem'i davetini kendine değil, Allah'a yapar. Devrin Âdem'i, “ücret istemeyin” âyeti ile bütünlemiş Nûr-ı Muhammedi'yi taşıyan vücuttur.”

İbn Arabi’nin Fusûsu’l Hikem adlı kitabının ilk fassı olan Adem’in adını taşıyan eser tevhidi anlatır..

Cemâlnur Sargut, İbn Arabî ve Fusûsu'l Hikem hakkında şunları söylemektedir: “O'nun, peygamberi anlattığı Fusûsu'l Hikem, her bir peygamberde Allâh'ın bir isminin zâtî tecellisini anlatırken, Hz. Muhammed'de bütün isimlerin zâtıyla nasıl ortaya çıktığını gösterir. Fusûsu'l Hikem'in ilk bölümü olan Âdem Fassında, Allâh'ın isimlerinin mânâ âleminde ilmen, madde âleminde şeklen ortaya çıktığı kâmil insanı anlatmaktadır.”

Cemâlnur Sargut, Fusûsu'l Hikem serisinin ilk kitabı olan Hz. Âdem'de Hz Mevlâna, Hz. Kenan er-Rifaî, Hz. Mısrî Niyazî ve diğer önemli insân-ı kâmillerin düşüncelerini bir araya getirerek yorumlamıştır. Bu kitap, Hakk'ın bu âlemdeki tam tecellisi olan Hz. Muhammed'in, Hakikati Muhammediye'nin, ilk tecellisi, özü olan Hz. Âdem'i ve O'nun vasıflarını anlatıyor.

İçimdeki Ses Mimi....

Deeptone mimlemiş beni. Konusu; İçimdeki ses...

Hayatımı farkında, bilinçli ve bilerek yaşadığımdan içimdeki sese de kulak veririm. Çünk hiç yanıltmadı beni. Hislerim çook kuvvetlidir. Bazen es geçtiğim oluyor, o zamanda hep şu yorumu yapıyorum" aklıma gelen başıma geldi" ::)))
Aslında içimizde ki sesin ben Yaradanın sesi olduğunu düşünüyorum. Herkesle konuşuyor yaradan ama sadece duyanlar bunun farkında... bu benim düşüncem.

Tanrı İle Dostluk diye bir kitap vardır. Çok güzel anlatılmıştır orada içimizdeki ses. Hatta filmide vardır. Bir bakın derim. :)

İşte böyle, bu yazıyı okuyan ve bu konuda yazmak isteyen herkes mimlenmiştir. :))
İyi geceler...

Şark Dişçisi Oyununundan kareler ve yeni kitaplar....

Benim ikinci kez eşimin birinci kez izleyişi şark Dişçisi oyunu. Yalnız nasıl muhteşem bir müzikal oyundur. Renkli, komik ama düşündürücü harika bir oyundu. Açık hava Sahnesinde izlemek de ayrı bir keyifti. Kimler yoktu ki; hemen hemen tiyatrocuların çoğu ordaydı. Oyun öncesi tiyatroların özelleştirilmesi ile ilgili demeç verildi, imza toplantı....
Oyun öncesi erken geçelim dedik karşıya. Beşiktaş'ta meşhur bir dönerci var; adı Karadenizli. Bende eşim sayesinde öğrendim meğersem kime desem biliyordu. :)) Tabi biz gittiğimizde kalmamıştı başka sefere artık. Beşiktaş'a gidince Kabalcı Kitapevine uğramadan olmaz. Kendi yaınları %50 indirimdeydi, 2 kitap aldım, Alkım Kitapevinde de indirim vardı 2 kitap da ordan, hoppp okuma listesi uzadı. :)))))))  Bol fotoğraf çektik, birkaçını sizinle de paylaşmak istiyorum.
yeni alınan kitaplarımmmmmmmm :)

bunu da okuyorum...


















Keyifli haftasonu...

7.6.12

Yoğun bir hafta geçiriyorum.. :))

Bu haftaya yoğun başladık. :)) Pazartesi genel ev temizliği, yorgan çarşaf yıkamsası, derken ütüler dağ gibi oldu beni bekliyor... Ama ben sabah karşı komşumla kahvede, öğleden sonra üst komşu ile kahvede derken akşamı ediyorummm. Bu arada 3 kitap bitirdim, paylaşacağım sizinle de. Özellikle "Tanrı'nın Ağladığı Yer" kitabı çok etkiledi beni.
Dün kuzenim ve eşi Natiulus'a sinemaya davet ettiler; Pamuk Prenses Ve Avcı filmine gittik. Fena değildi ama öyle aman aman birşey beklemeyin. İrem'de gideceğinden fazla detay vermek istemiyorum. :) Çıkışta bir de yemek yedik, ohhh tam bir keyifti bizimkisi.
Bu arada Soner Olgun'un son albümü "Sevda Diye Bir Kuş" bir harika, eğer seviyorsanız kendisini dinleyin derim. Zaten kişilik ve duruş olarak da beğeniyordum kendisini uzun bir aradan sonra albümü bir harika....

Yarın Şark Dişçisi / Açık Hava Sahnesi Harbiye'deyiz. Olumlamalarım devam, yağmur yağmasın diye, oyun bittikten sonra yada gündüz yağsın ama oyun saati "yağma lütfen" :)))))
Benden böyle. :)))
Hepinize iyi geceler.

3.6.12

Haftasonunun ardından....

 Selam. nasılsınız? Biz iyiyiz. Annemin sonuçları iyi çıkınca keyfimiz daha bir yerine gelmişti. Perşembe günü babam da geldi. Bu sabah da yola çıktılar evlerine doğru. :))) Eee tahmin edersiniz annem sevinçliydi evine gittiğinden. Bir gün önce Sevdam'ın annesindeydik. Dünürler bir ara da. Babamla annemin keyfi fotoğrafa yansımıştır. Gerçi bu keyifte torunlarının payı çoook yüksek. :))))

  Bizde pazar sabahı erkenden uyandık. Kahvaltı sonrası film izlemeyi seviyoruz. John Carter'ı izledik. Bir izlenimlik fantastik bir filmdi. Yalnız görsellik, renkler bir harikaydı. Keyifle izledik. Sonrası Kadıköy yapalım dedik.... Çook seviyorum yaşadığım şehri...
Biraz alışveriş yaptık. Gezmekten açıktık. :)))


 Hadi dedik Express İnegöl Köftecisi'ne gidelim dedik. Yolunuz düşerse, yada bu taraflardaysanız muhakkak gidin derim. Atmosferi, köftesi bir harika.




 Eeee Kadıköy'e inince kitapçıya uğramamak asla olmaz. :)) Penguen kitap evinin hemen girişinde ki kitap standında dinlenen, keyif yapan pisicik. Öyle tatlıydı ki. :))
Budaaaa balkonumda ki çiçeğim. Biz balkon keyfi yaparken bize eşlik ediyor....
Bende böyle. Yoğun bir hafta beni bekliyor aslında. Koltukları silmem gerek, mutfak temizlenecek ama bende tık yok. Bakalım ne zaman yaparım.
İyi akşamlar, iyi haftalar.