28.7.12

Aşkname / İskender Pala



Veeee bir solukta Aşkname kitaı bitti. Bir yazar aşkı bu kadar mı güzel anlatır. İçerisinde yine birkaç öykü var ve her öyküyü öyle bir anlatıyor insan aşka aşık oluyor bence. :))
Bu kitabı bana mayıs ayı kitaplaşalım mı etkinliğinden Asis Biberist'ten gelmişti. :)
Bloguma bakıp bu kitabı seçmişti benim için ve tekrar teşekkürler Asis. 
Bence İskender Bey bu konuda tam hakkını veriyor Divan Edebiyatının ve konuyla ilgili kitaplarının...
Herbir kitabını ayrı bir zevkle okuyorum. Hele bir Leyla ile Mecnunu anlatışı var ki. :)
Bu arada şunu da eklemeliyim ki sadece sevgiliye olan aşkı değil ilahi aşkı da yazıyor. Kitap hakkında fazla detay vermek istemiyorum okumalısınız bence. :)

Kitaptan altı çizilen cümleler.....


"Sevgi merhametin adı olmalı!"...

"Ey sevgili! Yüzünü görmek benim için uğruna ölünecek bir hasret iken, o şerefi postacıya mı bağışlasaydım?!.."

 

"Bir an bile işin sonunu düşünesi değildir aşık, hiçbir şeyi umursamaz sevgiliden başka, ne şüphe tanır, ne gerçek. iyi de kötü de birdir onun yolunda. Aşk gelince iyi de kalmaz, kötü de çünkü.."

 

"O aramakla bulunmaz, ama bulanlar yine de arayanlardır."

 

"Aramak her zaman bulmak demek değildir."

 

v.b....




Haberler, haberler, haberler... :)

Kabalcı'dan aldığım 1 TL'lik kitaplarım.

en sonunda istediğim boy bulduğum fincanlarım. :))
 Selamlar nasılsınız? Nasıl gidiyor ramazan ayınız?
Sıcaklarla birçoğunuz gibi başım hoş değil. İnanır mısınız eşim daha bir of demiş değil!  Mevsim normalleri diyor. Tamam nevsim normalleri ama sabaha kadar sucuk gibi oluyoruz be kardeşim. :)))))
Ananemizi hastaneye yatırdık. Vücudu mikrop kapmış ve ateş yaptı. Bu sebeple tek kişilik odaya yatırdılar, antibiyotik ve serum tedavisi yapıyorlar. Haftaya jadar yatacak. Ama maşallahı var yince dekendini bırakmıyor. Allah anane ile birlikte tüm hastalara şifa versin...............
Aziz Berker İlçe Halk Kütüphanesi
 Her zamanki gibi Kadıköy'e inmişken Kabalcı kitapevine uğradım ve 1 TL olan kitaplardan aldım. Artık sıralarını bekleyecekler okunmak için yada öne çıkacaklar, kendilerine bağlı. Öhüü öheee :))
Uzun zamandır yandaki fotodaki gibi orta boylarda kahve fincanı arıyordum ve Tepe Home'da buldum, birde indirimde olunca hemen 6 tane aldım. Nasıl keyifle içiyorum/z kahvemizi anlatamam. Ada keyfimize devam ediyoruz. Arada bir sabahlara kadar sahur keyfi yapıyoruz. :))
Bu arada kütüphaneye gitmeyeli o kadar uzun zaman oldu ki anlatamam. lale Ablanın paylaşımlarında okurken fark ettim ve okuduğum ama paylaşacabileceğim kitap ve Kişisel Gelişim Dergilerim vardı. Aldım onları elime doğru Aziz Berker İlçe Halk Kütüphanesine/ Kadıköy gittim. İçler acısı durumdaydı bana göre. Türk Edebiyatı Klasiklere başlayayım dedim ve kütüphaneden ödünç alarak okumaya başlamak istedim. Nerdeeeeee, vasat bir kütüphane ile karşılaştım. Üstelik burası Kültür Bakanlığına bağlıymış. üzüldüm valla. O kadar eksiği var ki hem kitap olarak ve dizayn olarak...... Başka kütüphanelere bakacağım. İçim üzülmedi desem yalan olur, cız etti valla.

 Buda Kadıköy dönüşü Sakız Ağacı pastanemizin buz gibi olmasada ferahlatıcı limonatası. :))
Bu aralar dinlediğim albüm. :)

Ağustos ayı kitabımızı okumaya devam. :)

Herkese iyi akşamlar, keyifli haftasonları.


23.7.12

Saatleri Ayarlama Enstitüsü / Ahmet Hamdi Tanpınar


Ve uzun zamandır okumak istediğim kitabı okuyup bitirdim. Biraz uzun sürdü okuması ama en son elime aldığımda kitabı bir kaç saatte bitirdim.
Eski bir yayın olduğundan kelime hataları fazlaca idi ama konusu ve dili öyle akıcıydı ki es geçiyorsunuz.
Birde şunu demek istiyorum yeni basımlarda ki kapak tasarımı daha güzel. :)

Konu olarak dönemini düşünürsek " kişi psikolojisinden toplum psikolojine geçişler, felsefi tarafları " çok iyiydi. Kişinin nasıl da başka birinin kıyafetini giydiğinde değiştiğini hele bu kişi zayıf karakterli biriyse daha güçlüler tarafından nasıl etkilendiğini ve o şekilde davrandığını anlatan harika bir kitap. Günümüzde kullanılmayan kelimeler fazlaydı ama cümle içinde ne anlam ifade ettiğini anladığınızdan hiç sizi duraksatmıyor. Eğer kitaplığınızda varsa muhakkak okuyun derim.

Not: aşağıdaki bölüm alıntıdır.

 BİRİNCİ BÖLÜM: BÜYÜK ÜMİTLER



Hayri İRDALbaşından geçen olayları ve hayatını anlatmak istemiş.müessese ve Halit AYARCI ile ile ilgili iddaları reddetmek ve tüm gerçegi  anlatmak içindir.Hayatını ikiye ayırmaktadır.Bunlar;Halit Ayarcı ile tanışmadan önce ve sonradır.
Hayatını anlatmaya çocukluğundan başlamıştır.Fakir bir ailede doğup büyümüştür.Mutlu bir çocukluk geçirmiştir.Rüştiye'de okurken asıl doğum günü olarak bahsettiği zamanda dayısı ona hediye alır ve hediye bir saattir.Evlerinde de çeşitli saatler vardır.Bu saatler;mübarek saatler,anne ve babasının odasında bulunan radyolu masa saati ve babasının koyun saatidir.


Bu saatler içinde en tesirli gördükleri mübarektir.Bu saat ayarlı bir duvar saatidir.Hayri İrdal'ın babasına,dedesinden hatıra kalmıştır.Büyük dedesi başının sıkıştığı bir zaman kurtulursa cami yaptıracağını söyler.İşleri düzenleyince caminin arsasını alır,elinde parası azalıncada cami için halı,kilim,büyük saat vb caminin iç mekan ihtiyaçlarını alır.Fakat camiyi yaptıramaz.Vasiyet eder.Bu saat alınan eşyalar içinden hatıra kalmıştır.

Hayri İrdal dayısının hediye ettiği saati incelemek için içini açar ve kurcalamaya başlar.Böylece saate olan merakı artar.Zamanın çoğunu Nuri Efendi 'nin muvakkithanesinde geçirir.Ama pek fazla iş tutturmazlardı.

Nuri Efendi 1912 de vefat eder ve Hayri İrdal tek kalır.Bir başka saatçi olan Asım Efendi'nin yanında işe girer.Fakat birisi saati çaldığı için Hayri İrdal işden çıkarılır.Bundan bir gün sonra halası vefat eder.Ekonomik durumları kötü olduğu için babası cenaze ile ilgilenmez ve evdeki satılabilecek eşyaları toplar.Halası tam gömülürken dirilir.Halası evindeki eşyaların satıldığını anlayınca Hayri'yi ve Hayri'nin babasını kovalar.


                                   

 İKİNCİ BÖLÜM: KÜÇÜK HAKİKATLER

 Hayri İrdal tünel iradesi'nde calışmaya baslar.çocuklar olur çocugun birinn adını Zehra koyar. Abdülselam Bey bütün mirasını  bu çocuğa bırakan bir vasiyet yazar. Vefat ettikten sonra herkes ve vasiyetin yalan olduğunu söyleyerek mahkemeye verilir. Mahkeme de vasiyet iptal edilir.
   Bir gün iş arkadaşı ile dalga geçmek için şerbetçi başı elmasından bahseder.Borcu olduğu kişiler bunu duyunca Hayriyi mahkemeye verirler. Mahkemede bunun gerçek olmadığını anlatsada inanmazlar. Hayrinin akli dengesinin yerinde olmadığını düşünerek adli tıpa gönderilir ve Doktor Ramiz ile tanışır. Hayri tedavi sürecince oradaki saatleri tamir eder. Doktor Ramiz teşhisi baba psikozu der. Bir süre sonra Doktor Ramiz Hayrinin raporunu verir. Hastaneden çıktıktan bir süre sonra Hayri ve Doktor Ramiz arkadaş olurlar. Bir gün beraber Dr. Ramizin tanıdıklarından oluşan kırahathaneye giderler. Bu kişilerle birlikte ispritizma cemiyetini kurarlar buradaki herkesin takma adı vardır Hayrinin adını ise öküz koyarlar. Halit Ayarcı ile bu kahvede tanışacaklardır. Bu sırada Hayrinin Ahmet adında koyduğu bir oğlu olur.Eşi Emine çok hastalanır ve vefat eder. Eşinin vefatından sonra çocuklar ile pek ilgilenmez

   Bu sırada Dr. Ramiz psikonaliz cemiyeti kurar ve Hayri müdür olur konferanslarında Dr. Ramizin ilk hastası olduğunu söyler ikinci eşi pakizenin dikkatini çeker. Cemal bey Hayriye iş teklifi eder Hayri kabul eder. Bu sırada Cemal bey refikhası Selma hanıma aşıktır fakat Cemal bey bir süre sonra Hayriyi işten çıkartır.


  ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: SABAHA DOĞRU


İşten çıkarılan Hayri çok yoksulluk ve sefalet çeker kızını Topal İsmail denilen biri ister fakat vermek istemez. Halası Zehranın çirkin olduğunu iddea eder. Kızına bakamıyacak durumda olduğu içinde Topal İsmaile kızını verir. İkinci eşi Pakize her sinirlendiğinde Hayriden Sinirini çıkarır, hatta odadan atar. Hayri bu duruma üzülmez aksiden sevinirmiş.

  Kahvede Dr. Ramiz beklerken damadı Topal İsmail izler. Doktor Ramiz yanında Halit Ayarcı ile gelir. Hayri ile tanışırlar. Sohbet ederken Dr. Ramiz Hayrinin saatçi olduğundan bahseder. Bunun üzerine Halit cebindeki bozuk saati çıkarır ve Hayriden tamir etmesini ister. Bu sırada Topal İsmail bir güzel dayak yer.Hayri bu duruma çok sevinir ve keyfi yerine gelir. Agob saatçiyam 'a saati tamir etmeye giderler.

   Hep beraber üç arkadaş yemeğe giderler. Bu yemekte Hayri, Halit Ayarcıya bütün hayatını anlatır. O günlerde saatleri ayarlama enstitüsünün temelini oluşturacak olan küçük daire açılır. Dairede Hayri müdür mavini Halit Ayarcının yeğeni Nermin hanım kıdem şefi ve Halit ise teşkilatçı olarak görev alır.


  2. ayın ortasına doğru Halit ile birlikte slogan seçerler. Bu slogonlardan birer tane seçip bastırırlar ve şehire dağıtırlar.üçüncü ayda teşkilat tamamlanmıs olur.

 Halit Ayarcı önüne belediyelerden kişilerle daire ye gelir.Birlikte daireyi gezerler Halit Ayarcı enstütisünün mutlak kadro ve ihtiyaclarını anlatır.Hayrinin kızı Zehra da burada işe baslar. Akrabalrından, dostlarından bazı kişileri de işe alırlar. salahiyetli bir zat müesseseyi ziyarete gelir. Ahmet Zamani Efendi ile ilgili kitap yazdıgını söyler.bu kişi ile ilgili atmasyonlar yapar.
Bir süre sonra Ahmet Zamani Efendi ile ilgili kitap ve eserler çıkarır hegel köyü bir kişi kendini bu Efendinin torunu oldugunu söyler. Cemiyetteki kişileri çagırıp Ahmet Zamani Efendinin güya ruhunu cagırıp konusmalarını ister.

Cemal be Hayri İrdal'ın en büyük düsmanıdır.Ahmet Zamani diye birinn olmadıgını asıl gercek Fenni Efendi diye bir kişi oldugunu ortaya atar ve hergün bu konuyla ilgili gaztede yazılar yazılır Cemal Bey ve Nevzat Hanımı Tayfun Bey öldürmüştür.Müesseseyi temrit eden unsurlar ortadan kalkmıştır.Kokteyl'den sıkılır ve odaya gidip uyur.Halit Ayarcıyı uyandırır Van Humbertin geldiğini söyler. Hayri Van Humbert ile tanışır. Van Humbert İstanbulda bir ay kalr ve çok memmum olarak ayrılır




DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: HER MEVSİMİN BİR SONU VARDIR


Koktelden bir kaç ay sonra telgraf gelir bu telgrafta Cunubi Amerika şehrinde birer tane saat sevenler cemiyetinin kuruldugunu haber verir.Bu sırada enstitünn içen ve dıstan saat görünümlü olmasını isterler.Bunun için mimarlar arasında yarısma yaparlar.Hayrinn aklına bir fikir gelir:oglu Ahmette bu binayı tasarlamaya çalışırlar oglu ile aralarında ki buzlar erir. Halit ayarcı ile bir cok kişi bu tasarımı cok begenir bu proje cok tutulmus ama  Hayrinin yaptıgı saat evler adlı proje pek begenilmemştir.Hayri İrdal bu müessesenin çalışanıyım diyerek etegini işten çeker Halit Ayarcı diğer binanın açılışına gelir.Açılısa gelen Esnebi heyet 0135i arayarak saati ögreniyorlar bu kolaylıga ragmen neden böyle cemiyet kurduklarını Hayri ye  sorarlar Hayri cevap veremez.Halit Ayarcıyı arar fakat yine ulasamaz.


hafta sonu villa saatte toplantı ve küçük kızı halidenn dogum gününün kutlamak için toplandılar.Toplantı da Halit gelir kararı kaldırdıgını syler. herkesin nesesi yerine gelir.Hayri ve Halit tavla oynarlar Ayarcı bir kez oynadıktan sonra kalkar o geceden sonra Hayri İrdal Halit Ayarcıyı kaza yaptıgı gece kaldırıldıgı evde yatagında görebilirdi.

Ada keyfine devam. :)))







Selamlar nasılsınız?  

Sıcaklar çok şükür yerini esen rüzgara ve parçalı bulutlu bir havaya bıraktı. Hiç şikayetçi değilim.
Uzun zamandır evi temizlemek istiyordum, balkon ve bilgisayar odasının da toparlanması gerekiyordu. Bugün eşcağızımla kalkıştık işe. Bitirdik sonunda ama epey bir yorulduk. :)) 
Sırada gardırop ve banyo kaldı. Gezmekten ve misafir ağırlamaktan fırsatımız olmuyor ki. Arada ki boşluklarda da kendi keyif aldığımız şeyleri yapıyoruz; evde film izliyoruz yada sinemaya gidiyoruz...
Yarın da arkadaşlarla BüyükAda'ya plaja gidiyoruz. İlkokula giden oğlu çok istemiş denize gitmek, bizde evden birşeyler yapalım dedik, hem piknik yaparız hem denize gireriz diye konuştuk. Üstüme düşeni yaptım; kızartma yaptım aynı zamanda keki verdim fırına, sabahta çayı yapıcam ohhh mis gibi birgün bizi bekliyor. 
 Dün Aşkname kitabına başladım. Mayıs ayı etkinliğinde eşleşdiğim blogger göndermişti bu kitabı, anca fırsat buldum başlamak için. İskender Pala'nın aşk'a sevgiye bakış açısını, anlatım dilini severek okuyorum. Yine altını çizdiğim, ara ara dönüp okuduğum cümleler çok. Bizde böyle.

Herkese bereketli, hayırlı ramazanlar. İyi akşamlar.

20.7.12

Bir Otostopçunun Galaksi Rehberi

 Şuan yayınladığım bu fantastik bilim kurgu filminin Beşi Bir Yerde kitabını okuyorum ve filmini izlemek en azından bazı karakterlerin oturmasına yardımcı oldu. Film 2005 yılı yapımı. Öyle fazla bir şey yoktu filmde. Görsellikte vasattı. Ama dediğim gibi bir sürü karakter ve yan tipleme var kitapta, onların yerine oturması açısından izlenebilir bir filmdi. :))




Şampiyon Secretariat


 2010 yılı yapımı bir film. Konusu gerçek olaydan alınma olan filmde oyuncular da çok iyiydi.  izlerken yer yer heyecanlandığınız, "hadi oğlum" dediğiniz kısımlar oluyor. Biyografik olması da filmi çekici kılıyor. Ve konusunun gerçek olması daha bir etkili. İzlemediyseniz izleyin derim. Filmde inanç, aile bağları, bir kadının verdiği mücadele.....

Filmin Özeti
At yarışlarıyla ilgili hiçbir bilgisi olmayan ev hanımı Penny Chenery (Diane Lane)’nin sahip olduğu yarış atı Secretariat’ın, 1973 yılında üç kez üst üste şampiyon olmasını konu alan filmde, John Malkovich emekli at yetiştiricisi Lucien Laurin rolünde.Tamamen gerçek bir öyküden uyarlanan film, erkek egemen at yarışı sektöründe, bir kadının başarı öyküsünü ve 25 yıldır kırılamayan rekoru anlatıyor.

Oyuncular:

John Malkovich, Diane Lane, James Cromwell, Dylan Walsh, Amanda Michalka, Nelsan Ellis, Kevin Connolly, Scott Glenn, Graham McTavish, Drew Roy, Matthew W. Allen, Claude Miles, Toni Sprague, Kayla Perkins, Stefania Marcone, Russell Haynes, Margo Martindale, Fred Dalton Thompson, Eric Lange, Sean Michael Cunningham

Sıcak çok sıcak... :)))

 Bu üç kitabı Alkım Kitapevinden aldım. Her bir yazarın ilk kitapları. Beğenerek okudum. Yeni yazarlar tanımak güzel. :)




Selamlar nasılsınız?
Son iki gün dışında bu sıcaklar beni de mahvetti. Vantilatörsüz duramıyorum resmen. Neyseki birkaç gündür hava esiyorda rahatız. Bu haftaya yoğun başladık. Kardeşim, eşi ve tatlı mı tatlı yeğenim geldi kalmaya, peşinden arkadaşlar geldi, sabahladık, sohbet muhabbet vs...
Bu arada 2 tane film izledik onları da paylaşacağım sizinle. Her yıl izlediğimiz gibi bu yıl da geç de olsa başladık Star Wars izlemeye... Ritüel gibi bir şey oldu bizde, muhakkak her yaz izliyoruz eşimle. :)))
Bu aralar kitap okumalarım azaldı, gezmekten, misafir ağırlamaktan. Arada iyi oluyormuş :))

Bu arada kitaplaşalım mı etkinliğinden eşleşdiğim Vildan'ın gnderdiği kargo bugün elime ulaştı. Selanik'te Sonbahar kitabı ve yanında Amasya magneti ile hediyesini göndermiş. Tekrardan çok teşekkür ederim Vildan. En kısa zamanda okuyacağım kitabı.
Ağustos ayı okuma kitabımız ( okuma grubumuzun) Hasan Ali Toptaş'a ait olan "Uykuların Doğusu" . Bugün aldım kitabı, yarın başlarım okumaya.

Birde sağolsun eşim telefonuma e-book kitabı yükledi. BAzı klasikleri telefonumdan okuyacağım. Eğer çok beğenirsem kitaplığımada ekleyeceğim. Teknoloji keyifli bir şey :)))

Bizden böyle, ramazan ayı da geldi. Herkese hayırlı Ramazanlar.

İyi geceler.

18.7.12

Semaver / Sait Faik Abasıyanık



Türk Edebiyatı yazarlarımızı ortaokul ve lise döneminde okumuştum ve aklımda isimlerinin dışında pek bir şey kalmamıştı. Bende yavaş yavaş tekrar okumaya başladım bazı yazarlarımızı. Sabahattin Ali'den sonra S.F.Abasıyanık'ı okudum ve öykü kitabı, kullanılan kelimeler, özellikle türkçe kelimeler iyiydi.


SEMAVER
Eser, Sait Faik Abasıyanık’ın 1936’ da yazdığı hikaye kitabıdır.Toplam on dokuz ayrı hikayeden oluşmuştur. Kitaba adını veren ilk hikaye, İstanbul’da Halıcıoğlu’ndaki bir fabrikada işçi Ali’nin ,annesiyle geçirdiği mutlu günleri anlatır.Annesinin her gün , sabah ezanıyla kaldırdığı Ali,kızarmış ekmek kokan odada semaverin kaynayışına dalar. Semaver onu her sabah hayata yeniden bağlayan, evlerinin saadeti, büyük bir moral kaynağı haline gelmiştir.Semaver, onun dünyasında içinde ne ıstırap, ne grev, ne de patron olan bir fabrika olarak canlanırdı. Ali’nin annesine ölüm, bir misafir,bir başörtülü, namazında niyazında bir komşu hanım gelir gibi gelir. Ali annesini bir sabah vakti, semaverin başında ölü bulur. Evlerinin saadet kaynağı “Semaver” bir daha kaynamaz o evde. ........

Yazar Hakkında Bilgi
Sait Faik’in sanat ve edebiyatla ilgisi 1928 yılında başlar.Önce şiirler yazdı. İlk hikayesi “Mendil”dir. Ünü İkinci Dünya Savaşından sonra arttı. En verimli yılları (1948-1954) arasıdır. İlk hikayesi “Mendil” den başlayarak yeni bir ruh yapısı ve dünya görüşü ekseninde gelişen hikayeleri, 1935’ten sonra kendine özgü, içtenlikle dolu bir dil ve anlatımından güç alan, konuyu ikinci plana atan bir yapıya kavuştu ve böylece hikayeciliğimizde yeni bir çığırın temsilcisi oldu. Hikayelerin konularını, Adapazarı’nda geçen çocukluk anılarından; “Babamın İkinci Evi, Bohça, Orman ve Ev “ İstanbul’un alt ve orta tabaka insanlarının, özellikle Burgaz balıkçılarının yaşamından aldı. Onların dramını çoğu kez kendi sıkıntısı ve avarelikleriyle kaynaştırarak yansıttı. Balıkçı, bahçıvan, dondurmacı, çırak, işsiz, falcı, meyhaneci, hamal tiplerini çok iyi işledi. Anlatımının en belirgin özelliği “Tabilik” tir. Konuşur gibi, bir söyleşi havasında yazar. Şiirli ve etkili bir dili vardır. Şiirli ve etkili bir dili vardır. Yeni bir cümle yapısı, zengin kelime hazinesi, seçkin buluşlarıyla 1945 yılından sonra yetişen hikayecilerimizin çoğu etkilemiştir. Başlıca Eserleri: Hikaye : Semaver , Sarnıç, Şahmerdan, Lüzumsuz Adam, Mahalle Kahvesi, Havada Bulut, Havuz başı, Son Kuşlar, Alemdağ’da Var Bir Yılan. Roman: Bir Takım İnsanlar, Kayıp Aranıyor. Şiir: Şimdi Sevişme Vakti

Pedro Páramo / Juan Rulfo

Orijinal adı ve dili:
Pedro Páramo
İspanyolca
Çeviren: Süleyman DoğruSayfa Sayısı: 132
Ebat: 13.5×19.5 cm
Yayın Tarihi: Ocak 2012
Fiyatı: 12.00 TL 

 Bu ayki okuma grubumuzda ki kitabımız Pedro Paramo'ydu. Çok enteresan yazarın 2 kitabı var ve bu kitabı ile nerdeyse yok satmış. Hala da iyi bir okuyucuya sahip. :)
Kitabın sayfa tasarımı bir harika, alırken eğlenceli bir kitap okuyacağınızı düşünüyorsunuz ama içerik öyle değil. 
Okurken biraz sıkıldım çünkü içiçe geçmiş olaylarla anlatılıyor hikaye. Hatta o kadar çok yan karakter ve tipleme var ki "o kimdi? bu kim şimdi?" gibi bölünmeler yaşıyorsunuz. Tartışırken şı kanıya vardık; kitap bir kaç kez okunmalı anlamak çin ince detayları. Hatta gruptan bir arkadaş 2 kez okumuş ve ikincisinde daha iyi oturmuş konular ve verilmek istenen mesaj.
 Susan Sontag’a göre Marquez, Pedro Paramo’yu ezbere bilir.  Pedro Paramo’nun hayaletlerle dolu kasabası Comala, Marquez’in Yüzyıllık Yalnızlık eserindeki Macondo kasabası için bir esin kaynağı olmuştur.
Kitap ölüler kasabasında geçiyor ve bunu kitabın ortalarında anlıyorsunuz. Kitapta işlenen konu feodal düzeni anlatan,ağanın yönetiminde ki topraklar, işleyişi... peder-günah çıkarma olgusu iyi işlenmiş. konu basit ama anlatım tarzı farklı olduğundan bu kitap bu kadar çok ilgili ile karşılaşıyor.
Aslında ölüler şehrinde geçmesini de Meksikalıların  ölüm ile olan iç içe ilişkisini ülkenin tuhaf tarihine ve kültürel mirasına bağlamaları.  Öncesinde eğer bu ülke ile ilgili bilgileriniz az ise kitap daha da anlaşılmaz olabiliyor. Gruptaki hepimiz okurken skılmışız. Ve bir kısmımız beğenmemişken bir kısmımızda ince zekayla yazılmış bir kitap olduğu kannatine varmışız. :)

Toplantı sonunda yazarın ince zeka işi ile konuyu anlattığına ve belirli bir zamandan sonra tekrar okunması gereken bir kitap olduğuna karar verdik. :)



Pedro Paramo'nun Olay Örgüsü
Hikaye iç içe geçen üç öykü içinde ilerler.  Birinci örgü kitaba adını veren Pedro Paramo’ya aittir.  Her türlü yolu mübah sayarak istediğini elde eden toprak ağası Pedro Paramo güç ve servet elde etmek üzere, yüklü miktarda borçlu olduğu ağanın kızı Dolores ile evlenir ve onun servetini ve çeyiz olarak verilen toprakları gasp ettikten sonra onu kız kardeşinin evine yollar.  Halkın söylediğine göre, Pedro Paramo “kötülüğün ta kendisi” dir. “Zehirli bir yosun gibi” her yeri sarmıştır.  Pedro Paramo’yla yatanlar, ona kızlerını satanlar, ondan çocuk peydahlayanlar günah çıkartmak için kasaba papazının kapısını aşındırırlar.  Pedro Paramo iİhtilali bile satın alır. 


İkinci örgü ise, Dolores’in ölüm döşeğindeyken, Comala’ya “Hakkımız olmayan şeyleri ondan istemeye kalkma,...Yanlız bana vermesi gerekip te vermediği şeyleri iste.  Bizi böyle unutmasının hesabını sor ondan.” diyerek  babasını aramaya gönderdiği oğlu Juan Preciado’dur.  Comala köyü Juan’ın annesi için özlem yüklü bir geçmiştir.  Annesi Comala’nın adını dilinden düşürmez, başak dolu tarlalarını, gece karanlığında ışıl ışıl beyaz badanalı evlerini,  hep özlemiş, hep Comala’ya geri dönmek istemiştir.
Ancak Juan Preciado, ona yol gösteren katırcı Abundio ile Comala’ya girince karşılaştığı köy, annesinin ona yana yakıla anlattığından çok farklıdır.  Evlerin kapıları kırılmış, her yanı tam bir başbelası olan, kaplankarası denilen, terkedilen evleri hemencecik kaplayıveren yosunlar bürümüştür.  Bu yosun, "bir ev boşalmıyagörsün, hemencecik oraya yerleşiverir.  "
Gizemli ve tekinsiz bir köydür Comala.  Juan Preciado köye girince yeldirmesine sarılmış bir kadınla karşılaşır.  Kadın yaşamıyormuş gibidir.  Evlerin açık kalmış kapılarından içeri bakar.  Ne çocuklar oynar kapılarda, ne de güvercinler vardır.  "Köy yankılarla doludur. Duvarların oyuklarına ya da taşların altına sıkışmış yankılar. Sokakta yürürken başka ayak sesleri de duyulur; hışırtılar, kahkahalar gelir insanın  kulaklarına. Bu­güne kadar gülmekten yorgun düştükleri izlenimini uyandıran eski kahkahalar. Kullanıla kullanıla aşınmış sesler.  "
Hayaletlerle dolu bir kasabadır Comala.   Juan Preciado  bu metruk kasabada okurlarına öncülük ederken Comala’daki  kayıp ruhları, hortlakları, onun gözüyle görür mezarlardaki sesleri onun kulakları ile işitiriz.  Ve sonunda Juan Preciado’nun kendisinin de dehşetle farkına vardığı gibi biz de, onun da ölmüş olduğunu anlarız.
Kitabın üçüncü örgüsü ise Pedro Paramo’nun çocukluk aşkı Susanna San Juan’dır.  Paramo’nun bütün bir ömür boyu tutkuyla sevdiği Susanna, despot bir babanın acımasızlığı (ensest bir ilişki de ima edilir), günahları affetmeyen bir klise, vahşi bir iç savaş ve getirdiği ölüm acıları karşısında, iç dünyasının bütünlüğünü  korumak üzere, delilğe sığınır. 
Pedro Paramo’nun çılgıncasına aşık olduğu Susanna ise Pedro Paramo tarafından öldürtülen kocası Fiorentino’ya aşıktır.  Onun tenini özler.  Ölüm döşeğinde iken bile Tanrıyı değil Fioremncio’yu arar.  Zaten Rahip Susanna’yı pişman olduğunu söylemeden günahlarını affedemez; onu kutsayamaz.

14.7.12

Sylvia

Uzun zamandır hemde çok uzun zamandır izlemek istiyordum bu filmi.  susmakguzel.blogspot.com'dan Pınar'cım önermişti bu filmi. Kısmet düneyniş. 
Bu aralar kimden duysam Sylvia Plath kitabı okuyor. Merak da ediyordum ve eşimle izledik.
Film biyografi filmi ama yorumlardan okuduğum kadarı ile ( yorumlardan diyorum çünkü yazarın henüz hiç bir şiirini yada romanını okumadım) film pasif kalmış. Tabi biz bazı detayları bilmediğimizden tanımak için ilk adım oldu.
Şairimiz çocukluğundan beri korkuları olan, depresif, bir kaç kez intihara kalkışmış biri. Daha sonra başka bir ödüllü şair-yazar ile evlenir, çocukları olur. Ama fark ederki eskisi gibi yazamıyordur.... Gerisi yok. :)))) Belki izleyecek olanlarınız olabilir. :)



Filmin Özeti
Yetenekli bir şair oolan Sylvia Plath, edebiyatçı Ted Hughes'la tanışır ve aralarında bir yakınlaşma başlar. Sylvia ile Ted bu birlikteliklerini evliliğe taşır. Ancak evliliğin ardından Ted'in hırs ve arzuları, Sylvia'nın yeteneklerini ortaya çıkarmasını zorlaştıracaktır. Ted, ününü giderek artırır ve evliliğinde sorunlar başlar. Çift, durumu düzeltmek için bir çocuk yapmaya karar verir. Ama Sylvia, kendini depresyonun içinde bulur. Bu yaşadığı sıkıntılar onu şiirde büyük başarılara taşıyacaktır.

Oyuncular:

Gwyneth Paltrow, Daniel Craig, Michael Gambon, Amira Casar, Jared Harris, Blythe Danner, Lucy Davenport, Andrew Havill,




12.7.12

Ada Keyfi, biz... ada... deniz, kum, güneş, kitaplarımız. :)

 Selamlar nasılsınız?
Bizde havalar iyi :))) Bu sene tatile gidemiyoruz bir yerlere ama sorun değil izim için. Çünkü keyifli zaman geçirmeyi iyi biliyoruz aşkımla. :))
İkidir Kartal Belediyesinin geçtiğimiz sene açtığı Büyük Ada Kartal Belediye Plajına gidiyoruz ve çok memnun kaldık. Tek sorun motor sadece Kartal'dan kalkıyor.
Plajı bir harika. Taş ve yosunu temizlemişler. Keyifli zamanlar geçirdik. Haftaya da kardeşim, kuzenler gitmeyi planlıyoruz bakalım.
yalnız ben esmer tenime güvenip ilkgün malak gibi yattım"nasıl olsa kızarmıyorum" du.... artık öyle değilmiş. İlkgün kızardım, kollarım, sırtım yandı acıdı. Bugün de güneşlendim ama bu sefer koruyucu sürdüm.
Çok güzel denizin kokusu, sesi... yanımıza kitpalarımızı da aldık. fala okuyamadık bu sefer. Ben genelde güneşlenmeyi sevenlerdenimdir. Ve babam hep kızardı bana; çünkü babam kaptandı ve be denizi fazla sevmediğimden "bari kaptan kzıyım deme" diye dalga geçerdi benimle. Çünkü yüzmeyi bile kendime kadar biliyorum.


 Bu arada plajda belediyenin büfesi çok ama çok uygun. Hiç yanınızda içecek taşımanıza gerek yok.

Bizde bööyle... bizden kareler ile iyi akşamlar. :)))






11.7.12

Piruze Ve İncir Kuşları / Sinan Akyüz


Uzun zamandır ne çok OrtaDoğu'da ki kadınları anlatan kitaplar okumuşum. Ve bu son okuduğum iki kitapla içim daha bir acıdı, daha bir incindim onlar adına. Ve bu iki kitapta da konu ve olaylar gerçek olaylardan alıntı. Piruze'de kızımızın babası diplomat ve gittiği Şam'da oranın erkeğine aşık olur ve evlenirler. Sonrası öğrenir ki Şam'da erkeklerin birçok karısı vardır. Yaşadıkları, direnişi, savaş ve ve verdiği mücadele.... kadın olmak ne kadar zor diye tekrardan düşündürüyor kitap. Ama en çok da yılmaması güzeldi. Yalnız yazarın anlatım dili, hikayeleştirmesi iyi fakat sonunu bağlaası kötüydü, sanki devam edecek gibi bitti. Birde konuyu anlatırken iki eski arkadaş karşılaşıyorlar ve kahramanımız olayı arkadaşına anlatıyor. Bir yerden sonra arkadaşı ile diyalog konuşmalar kesiliyor ama kesildiğine dair hiçbir ipucu yok, ne oldu, neden birden hikayenin gidişatı kesildi anlamıyorsunuz ve sorularla başbaşa kalıyorsunuz. Onun dışında iyi bir kitap....



İncir Kuşları

Ne tesadüftür ki Bosna_Hersek'te yaşanan olayların yıldönümüne denk geldi bu kitabı okumam. Sırpların boşnaklara uyguladığı soykırımı anlatıyor ve konusu yine gerçek. Kızımız Suada ve sevgilisi Tarık ile başlıyor hikaye. Sonrası savaş çıkıyor ve tüm ailenin öldürülmesi, kızlara yani Suada ve abalalarına defalarca tecevüz edilmesi..... Bir kadına en 30 asker bir kerede tecavüz edebiliyorlar. Ve kadınları hamile bırakıp Sırp erkekleri dünyaya getirmelerini istiyorlar.
Savaş öncesi iyi geçindiğiniz komşularınızın savaş sırasında karşı tarafa yardım ve casusluk etmesi, sizi yakalatması....
Aslında kitap sonlara doğru olaylara giriş yapıyor ve öyle cümlerle anlatıyor ki, ara ara gözlerim doldu. Leyla kitabı geldi aklıma. Orada da savaş sırasında kadınlara tecavüz anlatılıyordu.......


Zor çok zor böyle durumlar ve can acıtıcı, sonrası ne yapacağını bilmemek, ölmek istemek hemde defalarca, bazen de sırf olanlara inat yaşamak istemek...... ,

Okunası kitaplardı......

9.7.12

İnanılmaz Örümcek Adam The Amazing Spider-Man [3D

 Cumartesi günü Spider-Man filmini izledik. Yine görsellik bir harikaydı. Ve filmde bir çok diğer filmlere göndermeler de vardı. Bu sefer Örümcek Adamı oynayan farklı biriydi ama başarılıydı. Konu olarak bu filmde Kertenkele-Doktor da var. Ve örümcek adam daha güçlü gösterilmiş. Biz izlerken çoook keyif aldık. Yalnız şu fikre vardık; 3d olmayabilirmiş. Çünkü fazla bir detay yoktu. Derinlik dışında. Seviyorsanız Örümcek Adamı ve imkanınız varsa muhakkak sinema da izleyin.




Üstün Dökmen demiş ki....


Bence doğru. :))

"Düşünceleriniz pozitif olsun, çünkü;
Düşünceleriniz sözleriniz olur.
Sözleriniz pozitif olsun, çünkü;
Sözleriniz davranışlarınız olur.
Alışkanlıklarınız pozitif olsun, çünkü;
Alışkanlıklarınız değerleriniz olur."

Gandhi

5.7.12

Perşembeeeee :))

Selam, nasılsınız?

 Bu model eşimin tasarımı, beni nasıl şebek hale dönüştürdü görüyorsunuz değil mi? :)))

 İkea'ya gittik dün, sabahtan gidip kahvaltımızı ettik ve kimseler doluşmadan sessizlikte gezdik, bir kaç bir şey alıp eve döndük. Öğleden sonra da İrem ile buluştuk.
Biz dün İrem http://iremsungur.blogspot.com/ ile buluştuk. İstanbul'a arkadaşlarını ziyarete gelmiş. Kadıköy'e geçtiklerinde bende kendilerine eşlik ettim. Sanki daha önceden tanışmış gibiydik. Arkadaşı Reyyan'da çok şeker bir kızdı. Blogdan paylaşınca bazı şeyleri, yanyana gelince bir çok şeyi konuştuk.. Kitaplardan, kendimizden bahsettik. Keyifli bir gündü. :)

Akşamına da kandil diye helva kavurduk, kuzen ve eşini çağırdık. Buarada eşimin halasının oğlu ile benim amcamın kızı evli. Biz onların nişanında tanıştık. :)))))) Hep birlikte vakit geçirdik, kandil özel programı seyrettik. Keyifli bir gündü.
Bu yazıyı yazdıktan sonra yine sokaklardayım :))))
Cuma günü Spiderman geliyor vizyona, cumartesi yine Optimum'da sinemadayız... :) Ailecek.  Piruze kitabını bitirdim, aynı yazarın İncir Kuşları kitabını okuyoruz. Bitsin ikisini tek bir yazıda paylaşacağım.

Buarada LÜTFEN! KAPINIZIN ÖNÜNE BİR KAP SU BİR KAP YEMEK BIRAKIN. SUYU İHMAL ETMEYİN. ÇÜNKÜ SOKAKTA YAŞAYAN CANLILAR SU BULMA SIKINTISI ÇEKİYOR.

Haydin bana iyi günler. :)))

3.7.12

Ice Age 4 ve bizden alıntılar. :))

Bu aralar gezmelerdeyiz. Fırsatları değerlendirelim diyoruz. Daha İstanbul turumuz var, müzeler, geziler, sokaklar... :))
Sabahtan Optimum'a gittik, anadolu yakasında oturuyorsanız Optimum'da sinema biletleri çook uygun. İlk seanslar fiks 6 TL. Üç boyutlular da aynı fiyat. 
 1-2-3'ü sevdiyseniz 4 de keyifli ve komikti. Hele kızları Şeftali'yi bir harika çizmişler. Güzel bir gündü. Yarın da İkea'dayız, :))))

Gündüz gezmekten işleri akşam yapıyorum. Gerçi serinlikte iyi de oluyor. Yarın denize gitmeyi düşünüyorduk ama hava parçalı bulutluymuş bizde İkea'ya gidelim bari aradan çıksın dedik. Bu arada Lale Ablanın bahsetti Ayın Biri Kilisesine bakıp oraya da gitmek istiyorum.

Birde Karanlık Gölgeler filmi de gelmiş sinemalara. İrem tanıtmıştı, güzel diye de belirtmişti. Sonuçta John Deep olurda kötü olur mu değil mi? Sıra da o film de var...

 İyi geceler, keyifli günler. :)