29.3.13

Oblomov / Ivan Gonçarov

Çeviren: Sabahattin Eyüboğlu-Erol Güney
Sonunda kitabı bitirebildim. Yaklaşık 2 aydır elimdeydi kitap ama 1 ay gibi bir süre bazı nedenlerden dolayı ara vermek durumunda kalmıştım.
Yoksa kitabın anlatım dili, konusu ve en önemlisi çevirisi çook iyiydi. Bir oturuşta nerdeyse 100 sayfaya yakın okunuyor ve anlamıyorsunuz bile nasıl bu kadar sayfa okuduğunuzu. :))
Konusuna gelince kahramanımız Oblomov tembel, üşengeç biridir. Hatta kendinin bu tavrından dolayu "Oblomovluk" terimi bile üretilmiştir. :) Ve hayatına bu tembelliğinden, devamlı uyumasından dolayı kendisi karar veremediğinden devamlı oarak çevresindekiler veriyor. Başına gelenler, aşkı yaşadıkları anlatılır...


Başka bir siteden alıntıda ise şöyle denir : 

İvan Aleksandroviç Gonçarov, Oblomovu otuz iki-otuz üç yaşlarında, orta boylu, hoş görünümlü, koyu gri gözlü ama yüz hatlarında herhangi bir fikir, herhangi bir yoğunluk görünmeyen, odacığında oturan silik bir kahraman olarak yarattığında, aslında roman tarihinin en ünlü kişilerinden birine can veriyordu. 19. yüzyıl başlarında, çalışkan modern insan idealinden önce, Rusyanın köle sahibi kırsal soylu sınıfı tarafından aylaklık hâlâ makul ve değerli bir amaç olarak görülürken Oblomov vardı. Miskin, dikkatsiz, meraksız, düş kurma ve oyalanmaya düşkün Oblomov... Yine de ona hayran olmamak imkânsız. Hayatın hep dışında ve uzağında kalan Oblomov, okurların gözünden asla kaçmayacak, gitgide insana dair belli bir durumu tanımlamanın adı haline gelecek, hatta Lenin, Bolşevik devriminden sonra hâlâ içimizde yaşayan Oblomovlardan yakınacaktı...

Oblomov sadece sosyal satir değil, aynı zamanda 19. yüzyıl Rus toplumunun keskin bir eleştirisidir.
Gonçarovun Oblomovu lüzumsuz adamın en dehşetli örneklerinden biridir.
Murat Belge

Film, kitap, ev... :)

 Bu aralar çok sancılı. Fena üşütmüşüm sanırım ( bu benim yorumum) karnım, sırtım çook ağrıyor bide ütüne üstlük aralarda kıramp giriyor ki sormayın. Günü zehir ediyor bu kıramplar. Bir iki gündür daha iyiyim çok şükür.
Ağrım sızım da olsa arkadaşlarla kahvaltı ve film keyfimden taviz vermedim :))))
Avatar dizisinin 2. sezonunu bitirdim, sıra 3. sezonda ve yeniden devamı çekilen bölümlerinde. Her ne kadar anime bir dizi olsa da verdiği mesajlar önemli diye düşünüyorum ve izlemekten çok büyük keyif alıyorum.
Bir kitap daha bitirdim. Elişi Fotoğraflar  kitabı. Kısa kısa öykülerden oluşuyor ve daha çok ailevi ve şahsi ilişkilere dayalı öyküler. Okurken biraz hüzünlendiren bir kitap oldu ama yazım dili güzeldi yazarın.
Çarşamba akşamı da Timothy Green´in Sıradışı Yaşamı / 
The Odd Life Of Timothy Green  filmini izledik. Konusu:  Stanleyville isimli küçük bir kasabada yaşayan ve aile olabilme umuduyla yanıp tutuşan Cindy ve Jim Green (Jennifer Garner - Joel Edgerton) çiftinin bir türlü çocukları olmamaktadır. Bir gün, bebekle ilgili tüm dileklerini yazıp bir kutuya koyarlar ve arka bahçelerine gömerler. Kısa süre sonra, fırtınalı bir gecede evlerinde beliren Timothy isimli bir çocuk çiftin yaşamını sonsuza değin değiştirir. 
Çocuğun mimikleri, tavırları öyle güzeldi ki, ilerde fena oyuncu olur bizce. Velhasıl film güzeldi.
 
Buarada blog sayfamda izlediğim filmler kısmına ekleme yapamıyorum hata veriyor. Sizde de oluyor mu sorun?
 
 



27.3.13

Benden haberler :)))

 Tünaydın.... :)
Cuma gününden beri internetimiz arızalı olduğundan pek bi giriş yapamadım bloğa. Gerçi biraz internet diyeti yaptık, fena da olmadı, meğersem ne kadar alışmışız internete. İlkgün biraz zor geldi. Sanki illaki internet olmalı ve giriş yapmalıyım gibi hissettim. Sonra da züğürt tesellisiettim kendimi; eskiden net mi varmış hem bak arada dinlendirmek gerek gözleri, parmakları... dedim... :))

Bahar yorgunluğu beni de vurdu sanırım, üzerimde bir halsizlik var ki anlatamam. Gerçi havalar düzelsin geçer nasılsa.
Tabi havalar güzelleşince evlerinde güzelleşmesi lazım değil mi? Kışlıklar yıkanacak, kaldırılacak. yazlıklar çıkartılıp havalandırılacak sonra ütülenip dolapta ki yerine yerleştirilecek. Bahar temizliği yapılacak. Ruhumuza da yapmak gerek bahar temizliği, hep eve olmaz tabi...
Sonra yaz için kıyafet alışverişi yapılacak eksikler alınacak... :) Salı pazarı olamzsa olmazım bu konuda... Sizi de bekleriz salı pazarımıza hanımlar :))))

Böyle liste uzar gider işte.....
Şimdilik benden bu kadar.



Bu arada 5 Yıl Nişanlı filmini izledik. Bir izlenimlik aydınlık bir filmdi. Hep bir sebepten dolayı bir türlü evlenemeyen nişanlıların komik yaşamını anlatıyor konu.


21.3.13

Kadıköy Turu....Film... Kitap...


 Günaydınnnnnnnn. Gününüz aydın olsun. :)

Baharın gelmesi ile birlikte güne erken başlamalar ve daha dinç uyanma faslı benim için açılmıştır. :) Her ne kadar akşamları hava soğuk olsada gündüzleri güneş kendini epey hissettiriyor.

Dün Kadıköy turu yaptım kendimle, özlemişim. Sahilde biraz mola verdim, deniz kokusunu ve vapurun siren sesini dinledim, nasıl keyif ve huzur veriyor anlatamam.

Sonrası eve döndüm ve karşı komşumla bir kahve keyfi yaptık hoş sohbet eşliğinde. Beycağzım okuldan gelince hemencecik yemek faslı ardından hemen film izlemeye başladık. Alacakaranlık Şafak Vakti 2'yi izledik. seriyi tamamladık. :) Her şey bizce bu zilli kızın her iki tarafa da yüz vermesinden oluyor kardeşim diyerek yorumda yaptık :)))))
Bir önceki günde Argo filmini izlemiştik. Tabi konusu gerçek hikayeden alınmış ama bu filmi izleyene kadar hiç bilmiyordum hikayeyi... Filmde ki sahneler üzücü bir o kadar da hayatın gerçeği. Filmin sonunda yine Amerika kendi gücünü göstermiş.........

Arkadaştan Küçik Mucizeler kitap serisini aldım okumak için. Uzun zamandır ara kitap olarak okumak istiyordum, daha başlayamadım ama yakında başlayacağım bu seriye de...

Sevgili Natali'nin ( Baykuş Gözüyle bloğu) hediye ettiği deftere alacağım kitaplar listesi yaptım, listede ki kitaplardan aldıkça üzerini çizicem. Bu bile bana çok keyif veriyor.

Yine her telden bir yazı oldu. :) Sabah yazımı yazdım, birazdan kayınvalideme kahvaltıya gidicem. Afiyet olsun bize.






19.3.13

Zoe'nin Öyküsü / John Scalzi

Zoe'nin Öyküsü

Yazar:John Scalzi
Çevirmen:Cihan Karamancı
Yazarın dörtlediği kitabın sonuncusu. Bu kitap ile diğer kitaplarda adı sık sık geçen Zoe'ye dair birçok bilgi var. Bir solukta okudum. Ve okurken aklımdan bir sürü şey geçti. Her ne kadar kitap fantastik, bilim kurgu tarzında olsa da kitapta yer alan şeylerin çok da ütopik olamayacağını düşünüyorum. Çünkü geçtiğimiz günler de HaberTürk kanalında yayınlanan Öteki Gündem programında Mars ve benzeri gezegenlerle ilgili konuştular ve yaşam alanı kurulabilecek gezegen arayışı olduğu belirtildi. Ve Amerika'nın bu işle ilgisinin yoğun olduğunu biliyoruz. Nedeni basit, kendi bayrağını dikmek istiyordur diye düşünüyorum.
İlerde biz belki göremeyiz ama çocuklarımız veya torunlarımız [ bide böyle der dimi büyüklerimiz kendimi yaşlı biri olarak hissettim ama gencim. ( :  ] başka gezegenlerde koloni halinde yaşarlar yada akrabaları ziyarete giderler.
Kitabın konusunu dağıtmayayım, serinin son kitabını beğendim işin özeti.
Keyifli okumalar.


Arka Kapak

Bu tanıdık bir öykü, ama henüz her şeyi bilmiyorsunuz…

Amerikalı Bilimkurgu ve Fantezi Yazarları Derneği'nin başkanlığını yürüten John Scalzi, Zoe'nin Öyküsü'nde Son Koloni romanındaki olaylara on yedi yaşındaki cesur kahramanı Zoë'nin açısından yaklaşıyor. Jane Sagan ve John Perry yeni koloni Roanoke'nin kuruluşuna yardım etmek üzere görevlendirilir. Bu sırada Zoë, yeni tanıştığı erkek arkadaşı Enzo ile giderek yakınlaşmaktadır. Obin ırkından iki yaratık da hep Zoë'nin yanındadır ve amaçları Zoë'yi korumaktır. Şimdi Zoë ve arkadaşlarının karşısında kurtadamları hatırlatan korkunç yaratıklar ve akla gelmeyecek tehlikeler vardır.

Scalzi, En İyi Roman dalında Hugo Ödülü'ne aday gösterilen bu kitabıyla bizi tekrar Yaşlı Adamın Savaşı evrenine davet ediyor.

"Scalzi'ye kişilik ve ahlak hakkında sorular sorarken aynı zamanda yüksek tempolu, eğlenceli bir macera öyküsü anlatması için olanak sunan şık bir senaryo."
Guardıan

"John Scalzi'nin Heinlein'a, Haldeman'a ve Pohl'a olan borcu açıkça ortada ve bu durum okuyucuyu mutlu ediyor.
Eski moda bir gelecek ve büyük bir eğlence."
Daıly Telegraph

Sayfa Sayısı: 336
Dili: Türkçe
Yayınevi: İthaki Yayınları

18.3.13

Ve eve varış.... :)


 Cumartesi akşamı annemle İstanbul'a varmak için çıktık yola. :)) Annemin yükseklik korkusu olduğundan otobüsle vardık eve. 4 yıl olmuştu neredeyse otobüs ile uzun bir yolculuk yapmayalı, iyi geldi. Yol boyunca neler geçti aklımdan, gözümün önünden.... Mesela eskiden otobüslerde cep telefonu açık olmazda, hatta telsiz telefonlar olurdu, sizi yolcu edenler otobüsün telefon numarasını alırlardı, her ihtimale karşılık.  v.s....
&&&Merak eden arkadaşlarım var blogtan biliyorum ve hemen müjdeli haberi veriyorum bu kontrolde de annemin sonuçları aynı temiz çıktı. 3 sonra tekrar rutin kontrele çağırdı doktor.

Sabah vardık eve, nasıl özlemişim evimi, eşimi anlatamam. Ne kadar ananın babanın evide olsa insanın kendi evi, düzeni gibisi yok. Annemlerde güzel geçti günler, komşular geldi,  bizi çağırdılar bahçelerine. Gözlemeler açtılar bana uzaktan geldim diye. Hepsinin ellerine sağlık. İstanbul hakkında genel soruları ise; " çok kalabalık değil mi?" ve en büyük hayalleri hanımların İstanbul'a gelmek, vapura binmek, gezmek.... İnşallah birgün hayalleri gerçek olur ve bu kalabalık ama büyülü şehre gelirler....  Portakal ve limon ağaçlarının görüntüsü, kokusu bir harikaydı.... 
Bu arada Asortik Krep ile buluştuk ve kahve eşliğinde biraz sohbet ettik. Sıcak karşılaması için kendisine burdan da çok teşekkür ederim. 

Dün de kardewşim çoluk çocuk ve kuzenler hoşgeldinize geldiler. Bal böceği yeğenim her geçen gün büyüyor ve bizi şaşırtmaya devam ediyor. "hala" yerine "ala" demesine bayılıyorum, ardından da öpücük veriyor ohhh keyfime diyecek yok....

Keyifli, sohbetli bir akşamdan sonra bugüne temzilikle başladım, hava güzel olunca çamaşırlar da yıkandı, akşam yemeği derken... sıra blog yazısına geldi. :) Birazdan da sizin yazılarınızı okuyacağım sonra da bir film izlerim derken hop yatma vakti....
Herkese iyi haftalar, bana müsade... biraz da fotoğraf ekleyeyim değil mi? :)))



Dalyan




otobüste de film keyfi :)

kahve olmazsa olmazımız...

11.3.13

Günlük güneşlik günden kalanlar... :)

Herkese merhaba.
Fazlaca yazamıyorum ve sizlerin yazılarınızı okuyamıyorum. Çünkü buralarının tadını çıkartmak istiyorum;  biraz da beynimi dinlendirmek, ruhumu beslemek.... Aslında ruhun beslenmesi v.b. konularda da yazmak istiyorum ama yazıya dökmek için biraz daha zamanım var düşünüyorum....
Ortaca'da havalar günlük güneşlik. Akşamları biraz serin oluyor ama üşütecek kadar değil. 
Hergün bir komşu geliyor anneme yada bizi çağırıyorlar. Anneme gelenler daha çok " kızın gelmiş gözün aydın" diyorlar. Böyle komşulukları özlemişim, seviyorum ben komşuluğu, kapını çalan yada senin kapısını çalacağın bir komşunun olmasını...
Yalnızlığıda severim ama komşuyu severim yahu. :)
Arada yanımda getirdiğim kitabı bitirdim, yeni kitap aldım Aslı Erdoğan'a ait öykü kitabı.
Akşam üzeri de mp3 ümü takıp yürüyüş yapıyorum. İyi geliyor. Zaten burda bir iştahım açıldı ki sormayın.
Bolcana fotoğraf da çekiyorum ama onları eve döndüğümde ekleyeceğim. babamın bilgisayarı yavaş olduğundan.... :((
Yarın hastaneye gidip annemin tomografi sonuçlarını alıp doktora göstereceğiz. Annem stresli oluyor bu 3 aylık periotlarda ister istemez... Ordan da Fethiye Merkeze inip gezicez. Hatta Asortik Krep bloggeri uygun olursa buluşup hem tanışmış olucaz hem de kahve içecez.
Herkese iyi akşamlar, iyi haftalar.

5.3.13

Ortaca-Muğla'dan merhaba. :)



Herkese Ortaca'dan selamlar. Pazar akşamı annemlere süpriz yaptım ve yanlarına geldim. Burda gündüzleri hava miss gibi :))) Akşamları da bir yelekle oturuyoruz.
Sağolsun komşular geldi bugün ziyarete. Bizi de davet ettiler evlerine hatta bahçelerinde çay keyfine. Komşuluklara bayılıyorum. Öyle tatlılar ki...
Bu arada perşembe sabah annemin kontrolü için Fethiye'ye gidicez, tomografi çekilecek, haftaya da sonucunu alıcaz. Tabi annemde stres ve heyecan tavan yapmış durumda, sinirleri biraz gergin oluyor kontrol önceleri.... Zordur sanırım çünkü bizlerde her seferinde sonucu beklerken bi stres oluyoruz...
Biz gezmelerdeyiz bu aralar, aaaaa birde sizle de paylaşmak isterim saçlarımı küt kestirdim çoook beğendim valla kendimi....:)

Not: Aristokkrep mail atacağım sana görüşmek için. Fethiye, Ortaca yakınlarında varsa bloggerlar görüşelim.
Herkese iyi akşamlar.