27.1.14

Bir Kitap, Bir Film, Gebelik de son günler...

Veeeee 35.haftaya başladık kızımızla. Öyle hareketli öyle hareketli ki anlatamam. Artık birçok şeye bilinçli tepki veriyor/muş. 
Geçen hafta kontrolümüz vardı. Herşey yolundayımış. Kilo da almış kızım. Şubat'ın ikinci haftası belli olacak doğum zamanım. Çok heyecanlıyım. Ve hep dua ediyorum inşallah normal doğum yaparım diye. Çünkü tek isteğim normal doğum. 
Hergün yürüyüş yapıyoruz eşimle. Hatta abartıyoruz yürüyüşü, eve döndüğümüzde bir bakıyoruz 3-4 saat yürümüşüz. Muhakkak bi Kadıköy yapıyoruz. :) 
Bu hafta aşırı mide yanmalarım başladı. Onun dışında hareketlerim de tek kısıt "çoraplarımı giyemiyorum" çünkü göbüşüm büyüdü ve eğildiğimde midem bulanıyor ve hemen tekme yiyorum kızımdan. :)
Gece uykularım düzenli hatta en kaliteli uykumu gebeyken uyuyorum diyebilirim. Akşam belli bir saatten sonra sıvı almıyorum ki gece sık sık tuvalete kalkmayayım. :) Fikslediğimiz saat sabah 5 gibi bir tuvalet olayımız oluyor onun dışında rahatım. 
Önümüzde ki hafta hastane çantamızı da hazırladık mı geriye bir tek bebğimizin zamanında aramıza katılması kalıyor. 
Bu arada eşim bu haftasonu "babalık eğitimi"ne gitti hastanenin. Bir çok şeyi anlatıyorlar bu eğitimde. Hemde akıllarına takılan soruları sorabiliyorlar uzman doktorlara.
Yazılarımı okuyanlarınız arasında gebe olanlarınız var ise hastanenin ücretsiz hem annelik hem babalık eğitimlerinden faydalanabiliyorsunuz. Hemde o hastane de doğum yapmayacak olsanız bile. 
Central Hospital Kozyatağı / Hastanenin site adresi için TIK TIK  

 Böyle işte sona doğru geliyoruz.... Artık bekleyişteyiz. 




 Dün akşam ki filmimiz "Aşkın Müziği" filmi idi.  Bir döneme; 50 ve 60'lı yıllara damgasını vurmuş, önce Blues ardından Rock n Roll, Country müziğin de çıkışına vesile olan müzk şirketinin sahibinin ve diğer dönemin sanatçılarının biyografisini anlatan güzel bir filmdi. Gerçekten de Allah zencilere gırtlak vermiş. Yaşadıkları zorlukların dışında. Çok üzülüyorum onların yaşadıklarına......
Peki kim bu ünlüler derseniz; filmin özetinden...

Leonard Chess’in yükşelişinin hikayesini ve Muddy Waters (Jeffrey Wright), Little Walter (Columbus Short), Chuck Berry (Mos Def), Willie Dixon (Cedric The Entertainer) ve muhteşem Etta James (Beyoncé Knowles) gibi firmasına kattığı unutulmaz şöhretlerin hayatlarını anlatıyor…




Yazar ile tanışmam kendisinin "Unutmak" kitabı ile olmuştu. Anladım ki yanlış seçimmiş. Zaten Unutmak kitabı nehir söyleşiydi.
Bu kitabı arkadaşım hediye etmişti ve iyi ki etmiş. Yazarın cümlelerine, hayata bakışını, olayları kurgulamasını çok sevdim.
Kitaptaki isimler de beni etkiledi. Özellikle baş kahramanımız Ulya'nın duruşu, kadın olarak verdiği mücadele çok iyiydi.

Kitapta ki anlatılan hikayenin aralığı çok kısa ama hem geçmişte yaşananlar, hem şimdiki zamanda yaşananlar ömre bedel.
Taş ve Ten; bir aşkın özellikle  gecikmiş aşkın bir sıçrama anıdır. İki insanın ölümcül acılar, düş yıkımları ve korkularla yazılmış kişisel tarihlerini ve yüreklerini birbirlerine açarken kaybetmeye yaktıkları ağıttır. Bölüşerek suskunluğu aşma duygusu, arzuların ve ruhun dünyasına özgürleştirici bir yolculuktur. 

Okumadıysanız okuyun derim.

Sürükleyici yeni bir kitaba başladım; Bir Kaçırılma Öyküsü/ Marquez'i.
Gerçek bir kaçırılma öyküsünü anlatan bir kitap. Elimden hiç  bırakmak istemiyorum..... 

Böyle işte bizde durumlar....
Herkese sağlıklı iyi haftalar. :)

15.1.14

33.hafta geride kalırken.... Filmler, kitaplar, ben... :)

Veee 33.haftaya başladık kızımızla. Artık göbüş büyüdü. Yavaş yavaş bel ağrılarım da oluyor. Fazla ayakta kalırsam yada çook uzun yürürsem sırtım ve belim ağrıyor.
Onun dışında iyiyim ama. Gezmeden geri kalmıyorum :)))
Kızımınhareketleri dışardan da gözüküyor. Bazen öyle bir vuruyor ki; noluyoruz diyorum. Tabi tahmin edersiniz ki bana ve babamıza harika geliyor bu tekmeler. Hep oynasın, kendini belli etsin istiyoruz.
En büyük duam kızımızın gelmesi gerektiği zamanda doğması; birde normal doğum yapmak.

Bu arada eksiklerimiz tamamlandı. Odası artık hazır kızımızın. Yatağını aldık, gardıropunu yaptırdık, lambası, lambederi tamam. Hediye olarak sallanan sandalyem de yapılıyor. Yere halı almayı düşünmüyorum. Çünkü direk toz yuvası oluyor halılar. En azından yaşına kadar bazı şeylere çok dikkat etmek gerekir. Genel düşüncem olarak çok pimpirikli olmak istemiyorum. Her şey sade ve basit olsun istiyorum.
Çamaşırları yıkandı, geriye ütü işi kaldı. Birde hastane çantası hazırlıycam/z. 

Bu durumun dışanda havalar güzel olunca hep dıaşrılara atıyoruz kendimizi. Arada film izlemeyi de ihmal etmiyoruz tabikisi de:)





 Yılın biten ilk kitabı "Hobbit Ve Felsefe". Dalında uzman 3 yazarın Tolkien'in yaşamından, öğretim hayatından ve kitaplarından yola çıkarak hazırladıkları bir kitap. Bu kitap sayesinde aslında Yüzüklerin Efendisinde bolcana geçen yürümenin, dağların, altının, yüzüğün ve diğer birçok karakterin neye dayandırılarak yaratıldığına ve hangi felsefeyi benimsediğine şayit oluyorsunuz. Tabi aynı zamanda diğer felsefe akımına öncülük etmiş filozofların da düşüncelerine ve yorumlarına yer verilmiş. Eğer yazarı ve felsefeyi seviyorsanız okuyun derim.
 Geçen sene gösterimde olan filmi bu sene izledik. :)
Görsellik güzeldi. Birde bir insanın aşkı uğruna, hırsı ve zenginlik uğruna neler yapabileceğini gördük.
Fena değildi bence. Çoook iyiydi diyemeyeceğim.
Bu film enteresandı. Hiç ünlü oyuncusu olmadan konusu olarak harikaydı.  2012 yapımı ve IMBD den 6.4 puan almış.
20'li yaşlarında evli ama parasız, mutlu bir çift vardır. Kızın antikacı dükkanında bulduğu ve hayran kaldığı çaydanlığı çalması ile olaylar başlar. Bu çaydanlık sihirlidir ve kendinize zarar verdikçe içinden para çıkar.
Para hırsının kişilere neler yaptırabileceğini anlatan sıkmayan bir filmdi.


Bizde böyle blogdaşlar. Hayat bu aralar benim için tekdüze geçmekte. Yaklaşık 46 gün sonra hareketlenecek :)))))

Hepinize keyifli günler olsunnnnn :)



6.1.14

En-el Hak Gizli Öğretisi / Kevser Yeşiltaş


Veee Aralık ayında biten bir kitabı anlatmak bugüne kısmet oldu. Aslında farkındayım uzun zamandır sık sık blog yazamıyorum. Bunda biraz güzel havalrın da etkisi var. Çünkü genelde hep dışarda oluyorum bu güzel 
havalarda.


Aslında bu kitabı 2012 yılında almıştım. Ama okumak 2013 yılına nasip oldu. Çünkü bazı kitapların kendisi belirliyor okunma zamanını diye düşünüyorum. Bu kitabı okumadan önce Mesnevi, Kuran-I Kerim, Tasavvuf kitapları okuduğumdan, daha akıcı okudum diyebilirim. Çünkü genel olarak gittikleri yol ve anlattıkları birbirini tamamlıyor. Sadece kendi yolları ve yaşayışları farklı. 
Altını çizdiğim çok cümle oldu. Ayrıca bu kitapta yazar kendi araştırmalarından yola çıkarak çok güzel alıntılar yapmış. Zaten Hallac-ı Mansur hakkında ki bilgiler çok azmış.
En kötüsü ölüm şekli bence......
 Sözünü geri almadığı için ve son nefesine kadar "En-el Hak" dediği için önce bir eli, sonra diğeri, sonra dili, sonra ayakları kesilerek idam edilmiştir..............................
Oysaki "ben O'yum dememiştir ki; O'ndan olmayım demiştir.....
 Ve kitabı içime sindire sindire okudum, bir sürü yeri işaretledim. Ara ara açıp tekrar okumak için. 
Eğer kuantuma da inanıyorsanız okuduklarınız size yabancı gelmeyecektir.


Kutsallığın Mekkede Kudüste değil, insan kalbinde olduğunu savunan Hallac-ı Mansur, toplanma yani cem olma, İlk yaratımın varoluşun özünün ve sırrın sembolünün (Kabe) insan gönlünde olması ve insan gönlünün kutsallığı üzerinde durmuştur. Tüm insanların kutsal yerin etrafında secdede durma hali ise en önemli sembollerden biridir. Kutsallığın yanısıra, toprak olan taş yapının ortadan kalkmasıyla meydana gelen görüntü ise şaşılacak durumdur. Çünkü secde eden insanlar birbirlerine bakmaktadırlar. Daire içindeki nokta olan kutsallık, dairenin çeperini işgal eden insan beşerleri. Her biri kutsallığa secde ederler ancak taş yapıt görünmez olduğunda, ortaya çıkan görüntü ise, insanların kendi gönüllerine kutsallıklarına Melenmeleridir. İşte Hallac-ı Mansur bunun savunucularındandı. Bu şekilde bilgileri lif lif ortaya yaydığı için, kendi gayesine ve amacına ulaştığı için de Mansur ismini almıştır.




En-el Hak Gizli Öğretisi
Kevser Yeşiltaş
En-el Hak demiştir Hallac-ı Mansur. 900 lü yıllarda kuantum henüz keşfedilmemiş, bilimsel çalışmalar ortaya konmamış iken, neredeyse bir söz ile kuantum felsefesinin düşünce temellerini atmıştır.
Mananın özünü yıkmış, parçalamıştır. Sırları tek tek açmış, lif lif ayırmıştır. Ta ki, Einstein zamanına kadar mana kendini bulamamıştır. Ne zaman ki Einstein atomu parçalayacak formülü keşfetmiştir, işte o zaman bu iki parçalanma sonucu kuantum felsefesi ortaya çıkabilmiştir.
En-el Hak sözü, Hak olarak görünür olduğunun ifadesidir bir bakıma. Aslında iki manayı taşır. Önce ilk manası üzerinde yoğunlaşırsak; düşünce felsefesinin manasını içeren en önemli sözlerden biridir.
Kuantum dünyasında bir kopuş, bir ayrılış söz konusu değildir. Her şeyin özü atom ve atom partikülleridir, fakat görünürde çeşitlilik ve farklılıklar söz konusudur. Bu farklı ve çeşitli görüntüler atomun özelliğini bozmamaktadır.
Kuantum dünyasında ayrılmak, kopmak imkansızdır, bir atomu parçalarından ayırsanız dahi, atomun çekirdeğine yapılan bir müdahale, diğer parçalarının da aynı müdahaleye uğradığını ispatlamıştır. Bu da her parçanın bütünden ayrı olmadığını, kopmadığını, görünmez bağlarla en yüksek seviyede enerjilerle bağlı olduğunu ispatlamıştır.
Kuantum evreninde, kopuş ve ayrılış yoktur, ancak yolculuk vardır, uzaklık, mesafe sadece görüştedir, oysa bir galakside olan her şey o anda tüm kainatın her zerresinde hissedilir ve değişir. Değişkenlik her zerreye nüfuz eder. Zerre ne ise kül de odur. Yani zerre ile kül arasında görünen mesafe, farklılık ve çeşitlilik sadece anlayışlara uygunluk bakımındandır. Yoğunluk ve titreşim bakımındadır. Biz bilincimizin ve beynimizin bize titreşim boyutunda gösterdiği evreni görmekteyiz. Ayrı, kopmuş, güzel, çirkin, büyük, küçük, beyaz, siyah, aydınlık ve karanlık gibi sıfatlar taktığımız bir evren görmekteyiz. Aslında beynimizin titreşim frekansları daha farklı titreşseydi daha farklı şeyleri görüyor olurduk.
"Tek bir çiçeği bile koparamazsın. Bir yıldızı yerinden oynatmadan."
(Francis Thompson)
Herhangi bir taşı elimizden bıraktığımızda, yere düşerken, andromeda galaksisindeki küçük bir meteorit, bizim taşımıza bir çekim kuvveti uygulamaktadır.
Bu bizim kuantum evreninde yaşadığımızın en büyük kanıtıdır. Birbiriyle sonsuz saniyede haberleşen ve etkileşen atomlardan oluşmuş varlıklarız.
Bizden gayri bir şeyle temas ettiğimiz an, tüm evrenin ruhuna dokunuyoruz. Temas edilen her Nokta tüm evrenin ruhuyla bütün. Görebilen gözlerimiz olmadığı için bir taşı yere bırakıyoruz, işte o an tüm kainatın sonsuzluğundaki her zerre ile temas etmiş oluyoruz. "Beni gören, O'nu görür, O'nu gören ikimizi birden görür" demiştir Hallac-ı Mansur.
Bir insanı öldürdüğünde, tüm insanlığı da öldürmüş olursun. Çünkü bir insan insanlık, insanlık ise bir insandır.
Bu sözden beri daha üstüne söylenmiş bir söz bulunmamıştır. Ben Hakkım demiştir ya da Hak Ben olarak göründü demiştir Mansur. Ancak ben kelimesi çok derin bir mevzudur. Ene kelimesi ben anlamında kullanılmış olsa da aslında ben ötesi bir kelimedir. Çünkü ego, ben, sadece bedensel manada kullanılan kişinin kendini tek başına yalnız ve dünya insanı gibi görmesi gibi mana taşır. Ancak Mansur'un "ene"kelimesi tasavvufi manada tamamen beden dışında olduğunun anlamını taşır.
Yani ruhum, emanet ruhtan üflendi ve ona ulaşmayı diledim, kalben çağrıyı duydum ve ölmeden ona ulaştım manasını içeren derin bir durumdur. Ene kelimesi hidayet yolunda olan bir ruh için kullanılır. Eğer ene kelimesini ben olarak düşünürsek o zaman enaniyet boyutuna gireriz ki bu da şişik bir ego, Firavun, deccaliyet boyutuna getirir olayı. Yani tanrıyım bana tapının manasını taşır ki, Hallac-ı Mansur bunlardan çok daha üst boyutta bir hatırlama yaşamaktadır. Ve emanet olan ruhunun, ölmeden hidayete ermesi için yaptığı çağrıya gelen cevaptır. Ben Hakkım demesi, Hak benim demesi, Hak benim suretimde göründü ya da ben Hak suretinde göründüm manalarını taşır ki, çok derin bir mana içerir. Ehadiyet boyutunda edinilen idrakle, kalple yapılan bir gizli sözcüktür, yanlış anlaşılmıştır zamanında ve onun hak yolunda şehit edilmesine yol açmıştır.

Eğer kendini boşlukta, yalnız ve çaresiz, hatta unutulmuş hissedersen, bu senin kaybındır. Çünkü insan olmanın özelliği, insan olarak neler yapabileceğinin müşahadesidir. Zorluk ve kolaylık yan yana yürür, arkaya arkaya değil, zorluk içindeysen seninledir kolaylık. Kolaylık içindeysen zorluk da seninledir. Cesaret, yardım dilenmek değil, neler yapabileceğini gösterme gayretidir.


Eğitim, film, günlük....

Yeni bir yıla iyisiyle kötüsüyle girdik. Yılbaşı akşamımız güzeldi. Arkadaşlarla girdik ve sabaha karşı evde aldık soluğu.  :)))

Artık kızım 32 haftalık oldu. Konuştuğumuz da tepkileri epey bir gösterişli oluyor. Kıyafetimden bile tekmeleri ve geçişleri belli oluyor. Tabi biz;  bu hareketleri görünce nasıl mutlu oluyoruz  anlatamam.  Odası artık hazır, bir tek kendisinin zamanın da gelmesi kaldı. Yavaş yavaş kıyafetlerini de yıkamaya başladık. Çünkü ne zaman geleceği belli olmuyormuş bu bebeklerin. :)


 Kontrole gittiğim hastanenin Gebelik eğitimi oluyor her ay ve dışardan da katılabiliyorsunuz bu eğitime, aklınızda olsun.
Eğitim de gebeliğin süreçlerini,, bebek bakımı, yıkaması ve emzirme, beslenme, doğuma hazırlık hareketleri gibi eğitimleri konunun uzmanları anlatıyor. Varsa sizin sorularınızı da yanıtlıyor. Sonun da size hem sertifika hemde ufak bebek bakım ürünlerini hediye ediyorlar. Ayrıca ikramları ve yemek arası oluyor. Çok keyifli bir gündü. Bayağı bir şeyde öğrenmiş oldum.
Amacım ve isteğim normal doğum yapmak inşallah herşey yolunda gider ve bebeğimi normal doğum ile dünyaya getiririm. Siz de dualarınızı eksik etmeyin benden.....

 Yılın son filmi olarak 47 Ronin ( Ronin: Efendisiz Samuray) filmi ile yaptım.
Gerçek Ronin hikayesinden esinlenerek ve onların anısına çekilmiş bir filmiş.
Filmin tek kötü yanı, konunun Japonya'da geçmesine rağmen dilinin İngilizce olması...
Böyle mistik filmleri seviyorum. Bazılarına abartı gibi gelebiliyor ama eğer Uzak Doğu kültürüne meraklıysanız ve inanışlarını biliyorsanız bu filmlerin abartı olmadığını anlıuyorsunuz ve bakış açınız değişik oluyor.



Bu yumurtalı ekmeklerde kocamın yeni spesiyali :))
Ekmeğin ortasını bardak yardımı ile oymuş. Tavaya dizip ortasına da yumurtayı kırıyorsunuz ve ağır ateşte pişiriyorsunuz. Birde arzuya göre baharat serpiyorsunuz. Çok lezzetliydi. Kızarmış ekmek üstünde yumurta. Eğer sizde benim gibi yumurtayı fazla sevmiyorsanız değişik tariflerle iyi gidiyor yumurta.
Beyimmm ellerineee sağlıkkkkkk. :)


Herkese iyi haftalar....