31.12.15

Okunacak kitaplar listesi......

Aslında aklımda güzel şeyler vardı hatta burdan da yazayım diye düşünüyordum ki......
Her hafta takip ettiğim bir program var, Trt1 de yayınlanan Gündem Ötesi/Pelin Çift.
Bugün ki konusu da "2016 Kehanetleri ve savaşlar, oyunlar"....
Konuklar da sağlam. Öyle şeyler söylüyorlar ki içim daraldı,  çocuklarımız geldi aklıma. Nasıl bir dünya bırakıyoruz....
Mesela daha öncede bu konuya benzer işlemişlerdi ;ileride su savaşları olacak, para oyunları oluyor vb... Devamlı olarak savaşlar olacak ama savaş denildiğinde aklınıza silahlı saldırı olarak düşünmeyin. Düşünce gücü ile olan savaşlar,  bize biz fark etmeden reklamlarla, filmlerle dayatılanlar.... Dinledikçe hiç hoş gelmiyor kulağa ama uzak da değil....
.......
........
..........................
Yeni yılla inşallah savaşlar azalır....

..........
.....................

Ben sizinle aslında 2016 da okuyacağım kitapların fotoğrafını paylaşacaktım. Ki aşağıda paylaştım sizinle.... 2015 de aldığım kitaplardan 42 tanesini okumuşum,  hedefim 50 idi.
Artık kalan kitaplarımı bitirip, yenilerini eklemeliyim. Alınacak kitaplar listem kabarık. Hele bide takip ettiğim bloglarda kitap listeleri paylaşılınca not ettiklerim de çoğaldı. 
Mesela okunacaklar kitaplar listeme bakınca;  mesela ben hiç Selim İleri,  Ayfer Tunç ve Oya Baydar okumamışım. Kalemi kuvvetli yazarlar diye düşünüyorum çünkü söyleşilerini okuyorum.
...........
Aslında yerli ve yabancı çok isim var böyle. Nasıl yetişicem bilemiyorum... Bide dünyanın gidişatını düşününce... Offff ya valla içim daralıyor.....

Bugünün en güzel yanı doğanın mucizesi olan kar yağdı. Açtık perdeleri izledik Umay'la. Tabi kızım çok şaşırdı havadan bir şeylerin yağmasına.
.......

Hadi ben kaçayım da programı izleyeyim önemli şeyler konuşuluyor..... Kaçırmayayım.

İyi geceler blog.

30.12.15

İskender Pala/ Bülbülün Kırk Şarkısı ve ev hallleri :)

Veee yeni bir yıla başlamaya günler kaldı. Kar yağacağmış diyorlar, ben uzun zamandır haber seyretmediğimden, duyduğumu yazıyorum. Ve evet yağsın bizde camdan izleyelim o doğanın mucizesini...

Bu sene bloğumda yıl sonu değerlendirmesi için yazmaya takatim yok. Gündüz Umay'la geçtiğinden , bu sattler de yazı yazmaya oturduğumdan herhalde..... İdare edin artık.
Ama diğer bloglardaki paylaşımları zevkle ve devamı notlar alarak okuyorum. Okunacak kitaplar listesi çoğaldı....
Geçtiğimiz hafta biraz yoğunda. Arkadaşımın oğlunun 1.yaş günü kutlaması vardı. Hava soğuk ve yağmurlu olduğundan kızı babası ile bırakıp ben tek gittim. Ne yalan söyleyeyim özlemişim gittiğim yerde oturup çayımı içmeyi... :)
 Artık ne güzel şeyler yapılıyor doğum günü kutlamalarında; gelenlere hediyeler, süslü süslü pastalar ve konsept belirleme... Herşey öyle güzeldi ki Nilgün'cüm tekrardan ailenizin bir tanesinin 1.yaş günü kutlu olsun.

Pazar günü de eşimin kuzenine kahvaltıya gittik, akşam üstüne kadar çay kahve muhabbetin belini kırdık.
Eee haftaya da başladık.... bu yılbaşı tüm aile bizim evde toplanıyoruz, yarın akşamdan itibaren bende bir hazırlık koşturmacası olacak. Bu gecden postu yazayım dedim. :)
 Bugün ki ev halimiz; çayımızı kahvemizi kzımızın elinden içtik :) hele hazırlarken sanki gerçekmiş gibi sesler çıkartmıyor mu? beni mest ediyor vallahi.
Çocuklar kesinlikle evin neşesi.
 E tabi akşamda olsa gece de olsa kahvesiz olmaz diyen bir tipimdir. Saat fark etmez, günde en az bir tane Türk Kahvesi içmeyelim.
 Bu kare de yine bugünden, sabah çayı içemediysem bende kız uyuduğunda içerim kardeeeşiiiimmm diye patlatayım olayı bende. Dinelenebildiğim, oturabildiğim saatler Umay uyuduğunda oluyor çünkü.....
Yeni bir kitaba başladım yılın son günlerinde. Yazarın ilk defa bir kiabını okuyorum ama nette biraz bakındım bir iki kitabı var. Detaylı yazıyı sonraki yazıda anlatırım dostlar.
Kitap adı Bir Derya Öyküsü Adalı/Funda Kalaycıoğlu'na ait tarihi bir roman diyeyim şimdilik.

Veee Bülbülün Kırk Şarkısı Hz. Muhammed/ İskender Pala kitabım bitti.
Daha önce Peygamger Efendimizin ( S.A.V.) hayatını Nezihe Araz'ın kaleminden okumuştum. Nezihe Hanım özellikle kitabını yazarken Peygamberimizin geçtiği yolları kendisi de yürüyerek geçirmiş ve kitabını yazmıştır.Daha detaylı anlatmıştı o kitapta. Şimdi baskısı var mı bilmiyorum? Ben ikinci el olarak almıştım hemde tesadüf eseri.. hoş tesadüf yoktur ama neyse konuyu dağıtmayayım...
Bu kitapta ise bazı şeyler bir kaç cümle ile geçmiş olsa da genel olarak çook beğendim kitabı. Zaten yazarın anlatım dilini, konuları hikayelendirmesini severek okuyorum.
Yazar bu kitabında da Doğumundan öncesi, doğumu, peygamberliği, Hicreti yaşadıklarını onu seven bir bülbülün ağzından aktarıyor.
Kitap ta sevdiğim bir teknikte oldukça edebi yazılan bu roman, tarihlere göre bölümlere ayrılmıştır. Her bir bölüm Sahabe'den bir kişiye atfedilir ve kişi anlatılır. Yer yer gözleriniz dolarak okuyacağınız kitap harika bir dille akıcı bir şekilde yazılmış.
Eğer Hz.Muhammed'in ( S.A.V.) hayatı le ilgili okumak için bir başlangış yapmak isterseniz kesinlikle bu kitapla başlayın. İsimleri veolayları hafızanızda tutmanız ve başka kitaplar okuduğunuz da idrakınız daha kolay olur, size yardımcı olur bu kitap.


İŞte böyle blog gece gece yazımı da yazdım, hadi bana müsade... uyuyayım diy mi sabah erkenden kalkan bir güzellik var evimiz de. :)
Herkese iyi geceler.






24.12.15

Yıl biterken yazısı....

Yine bir klasiğim olan biten bir yılın analizini yapayım dedim. Hazır gecenin de güzel sessizliği eşlikçimken. 😊
Bu yıl öyle hızlı geçti ki benim için. Önemli sebebi elbet canparem kızımla geçen vakitler.
Bir bebeğin büyüdüğüne şahit olmak o kadar keyifli ki. Bizim bildiğimiz, otomatiğe başladığımız davranışları onun büyük bir heyecanla, mutlulukla keşfetmesi, şaşırması ve mutlu olması… ve bir anne olarak beni  de buna şahit olmam… harika, tarifsiz bir duygu.
Her ayı farklı bir gelişme, büyüme ile yaşadık.
Tabi bu güzelliğin, keyfin yanında ara da daraldığım , bunaldığım zamanlarda oldu. Mesela hadi deyip sokağa çıkmayı özledim. Çünkü bizim için dışarı çıkmak demek yarım saate yakın hazırlık süresi demek. Umay'ın suyuydu, çantasıydı, kıyafetiydi derken biz hemen şipşak hazırlanıp çıkmak demek. 😊
Bu yıl daha az kitap okudum, bir kez sinemaya gittim ve tiyatroya hiç gidemedim. Seneye planlarım daha farklı…
Bu yıl bunların dışında çok rutin, sıradan ve evde geçti bizim için. Biliyorum ve farkındayım ki seneye daha güzel olacak çünkü Umay daha bilinçlendi, daha iyi anlıyor ve büyüyor.
Bu yıl aslında herkesi düşündüren, üzen olaylar beni de çok etkiledi. Ülkemiz de  olanlar,  komşu diyarlarda ki savaşlar, göçler uykularımı da etkiledi. Haber seyretmek istemiyor hatta dünyadan gitmek istediğim bile oluyor. Özellikle çocuklarımızın geleceği korkutuyor, endişelendiriyor beni…..
Yılbaşını evde kutlayan ve keyif lan tiplerdenimdir. 😊  sofrayı kurmayı hele birde sevdiklerimde varsa sofra da değmesin keyfime kimse. 😊  
Böyle işte. Aklıma bunlar geldi, gelmişken yazayım ilerde aklıma nolur bilmem en azından “söz uçar yazı kalır” sözünden yola çıkarak bloğuma yazayım dedim.
İyi geceler blog. 😊 

21.12.15

Kreutzer Sonat Tolstoy ve günlük...


Bu hafta hep ince kitaplar okudum, özlemişim birkaç saat içinde bir kitabı okuyup bitirmeyi....

Daha önceki yazımda yazmıştım birkaç yerde duyduğum bir kitaptı Kreutzer Sonat/ Tolstoy. 

 Kitap İsmini Bethovenin 9.Sonatından (Kroyçer Sonat)müziğinden alıyor. Ve tren yolculuğu sırasında, aynı vagonda bulunan yolcular arasında geçer. Rusya'nın sıkıntılı dönemlerinde geçer biraz da konu.
Biraz araştırma yaptımda, yazarın bu kitabı yazarken kendi evliliğinden de etkilendiği, çünkü yazarın karısından şüphelendiği, kıskandığı yazmaktadır.
Konu olarak da ahlak, evlilik ve yaşam üzerine felsefi bir roman. Her görüşe katılmasam da düşündürücü cümleler ve sorular var. Çünkü kitapta ahlak ve evlilik birbirine bağdaştırılmış, genelde insanların aldatmaya meyilli olduğu vurgulanmıştır.
Tabi kitapta sık sık erdem, insanların kişilikleri ve şiddete eğilimleri üzerine yorumlar var.
Dediğim gibi felsefi romanları seviyorsanız bu kitabı da seversiniz.
Kitaptan alıntılar;
 &&& Mutsuz insanların kentte yaşamaları daha iyidir. İnsan kentte yüz yıl yaşar da çoktan öldüğünün ve çürüdüğünün farkında bile olmaz. Bunu kendiliğinden anlayacak zamanı yoktur, hep meşguldür.
&&& Neden kumar oynamak yasak da, kadınların fahişeler gibi şehvet uyandıran elbiseler giymeleri yasak değil? Onlar bin kat tehlikeli!
&&& Herhangi bir konuda kendisinden daha kötüsünü bulamayacak, bulunca benden daha kötüsü de var diyerek gurururlanıp, kendinden hoşnut olmayacak tek bir alçak yoktur........
............................
.....


Bu hafta beni bekleyen bir süpriz vardı.2 Balık 1 Kedi bloğunun yılbaşı etkinliğinden gelen hediye kitap ve kartpostal.
Kitabı hiç görmemeiştim gezindiğim sayfalarda ama ismi ve konusu ilginç. Elimde ki kitap bitsin okuyacağım.
Sonra da sizinle de paylaşırım elbet. :)

Böyle işte blog bu hafta da bitti. Herkese iyi geceler, iyi haftalar.


15.12.15

Kitap, film, bizden haberler ....

Geçtiğimiz hafta havalar güzel gidiyorken değerlendirelim dedik ve Üskadar'da bulunan Validebağ Öğretmen Evi'ne gittik.
Köşkün için de bir de Hababam Sınıfı Müzesi yapmışlardı. Merak da ediyordum, hem sınıfı gezeriz hem soluklanır bir bardak çay içeriz dedik ve gittik.
Tam bir hüsrandı benim için. Evet koru, köşk bir harika. Zamanın da ne güzel mekanlar yaptırmış sultanlar....
Ama içinde ki düzen ve bahçedeki düzensizlikler çok rahatsız ediciydi.
Mesela müzede ki balmumu heykelleri o kadar kötü yapmışlar ki, zaten toplasanız hepi topu iki üç heykel var bari biraz daha iyisini yaptırsalarmış. En azından sanata, sanatçılarımıza saygılarından dolayı....
Yine de yolunuz düşerse gidin ve o bahçedi ki temiz havayı ve ortamı soluyun derim, gidilmeyecek kadar da kötü bir mekan değil. Arkadaş kahvaltıya gitmişti ve çok beğenmişti. Biz henüz kahvaltıya gitmedik ama fırsat olduğunda gitmek istiyorum...

                                                                                                                                                                                                                            
 Yeni yıl kartları da hazırlanmak üzere, sevdiklerime, tanıdıklarıma, sadece burdan tanıdıklarıma gönderilmek üzere yola çıkacaklar. Çok keyif alıyorum bunları hazırlarken. Ki 2Balık 1Kedi bloğunun da bu seneki etkinliğine katıldım. Blog sahibinin kartı elime ulaştı, diğerleri de eli kulağında gelirler. O kadar keyif ve mutluluk veriyor ki posta kutusunda beni bekleyen zarfı görmek. :))))
.  


Yine İskender Pala kitabı ile aralığı kapatıcam sanırım. Bülbülün Kırk Şarkısı/Hz Muhammed kitabını okuyorum geceleri. Gündüzleri ise daha ince kitapları okuyorum. Onlardan biri de Kreutzer Sonatı-Tolstoy.  Okuduğum bir kaç kitap ta ve sevdiğim yazarların söyleşilerini dinlediğim de bu kitaptan çok bahsediyorlardı. Bende okuyayım bakalım dedim ve başlangıç olarak iyi gidiyor. Bittiğinde burdan yorumumu yazacağım için fazla detay vermeyeyim. :) 

 Bizim kız bu aralar bir çok şeyi hem kendi yapmak istiyor hemde kendi karar veriyor giyeceği kıyafetlere. Altta gördüğünüz fotoğrafta da, iki ayrı çorabı giymek istedi ve çift olarak giydi. O kadar tatlı oluyor ki bana bunları giydirirken. Her anını beynime kaydediyorum umarım ilerde de tek tek hatırlarım. :)))

Uzunnnnnnn bir aradan sonra saç rengimi küllü tonuna boyattım. Ayna da baktığımda çok hoşuma gitti renk. Yüzüme bir renk geldi bence/izce. :) 
Çok atlayarak yazılan bir yazı oldu ama idare edin artık beni, fırsat bulmuşken herşeyden biraz bahsedeyim biraz istiyorum. O zaman da ortaya böyle bir yazı çıkıyor.
Y

Son olarak da bugün "Her Çocuk Özledir" filmini izledik. Bu film her ebeveynin ve öğretmenin izlemesi gereken filmler arasında yer alıyordu. Bizde uzun zamandır şzlemek istiyorduk. Ma aile izledik. Görsel görüntüler olarak Umay'un da hoşuna gitti ve oda bizimle izledi, her ne kadar aralarda ufak fireler verse de. :)
Konusu olarak da Disleksi ir çocuğun evde, ailesinde, çevresinde ve okulunda yaşadığı zorlukları ve aştığı şeyleri anlatıyor.
Mutlaka izleyin diyebileceğim filmlerden oldu.

Bizde böyle işte blog. Herkese iyi geceler, iy haftalar. :)

9.12.15

Mihmandar iskender Pala

Mihmandar : Farsça'da "Mihman" misafir, konuk; "Mihmandar" da misafiri ağırlayan,  misafir ile alakadar olan demektir.
      
                                                                    Mihmandar İskender Pala
                                                                    Bir Eyüp Sultan Romanı
Hani bazı yazarlar vardır,  öyle güzel duygulara tercüman olurlar ki... İşte İskender Pala benim için öyle. Çok güzel yazıya döküyor ve aktarıyor okuyucuya..
Bu kitabı ile yine ruha ve akla hitap etmiş. Bazı şeyleri öyle güzel aktarmış ki bildiğiniz ama eksikleri olan bilginize ilaveler yapmış.
Bende birçoğumuz gibi Eyüp Sultan'a gitmiş,  dua etmiş ve o havayı solumuş biriyim. Şimdi bu kitaptan sonra tekrar gitmeyi planlarım, çünkü bakış açım bilgim ve ruh halim değişti.
Kitapta Eyüp Sultan ve hayatı anlatılıyor. Ve nasıl Kutlu Nebi'mize Mihmandar olduğu. Hikaye bildik. Peygamber Efendimiz (SAV)  Medine'ye Hicret eder.
Elbette herkes evine misafir etmek ister efendimizi. Peygamber efendimiz de kimseyi kırmamak için demesini bırakır ve kimin evinin önünde durursa orada misafir olacağını ve konaklayacağını söyler. Eyüp Sultan'ı eşi de öyle bir dua ederdi içinden, sonrasında gözlerini kaparlar kime gideceğini merak ettikleri için.
Kusva gelir ve sevgili Mihmandar ın evinin önünde durur... Sonrasında gelişen olayları da yazmayayım dimi okuyacak olanlarınız olur.
Artık biliyorum ki mihmandarın bahçesinde ki çınar ağacının nasıl dikildiği ve nelere şahit olduğu,  sonrasında zamanında kimlerin bu mezarı koruduğunu veee Hamed'i de es geçmemek gerektiğini.....
Hemen devamında da aynı yazarın Bülbülün Kırk Şarkısı Hz. Muhammed'in Hayatı kitabına başladım. Hep derim ve diyeceğim de;aklımızı bedenimizi beslediğimiz kadar ruhumuzu ve nefsimizi de beslemek gerek. Ve bu kitaplar  çok iyi geliyor......
İyi geceler,  Allah Yar Ve Yardımcınız Olsun...

4.12.15

Günden Kalanlar

Bugünü de bitirdik ve Can Dündar hâlâ içeride.......... 

Uzun zamandan sonra tekrardan yorulmalarım, nefes alırken tıkanmam ve en ufak şeyde nefes nefese kalmak sorunu ile karşı karşıyayım... Sonuç derseniz Dahiliye doktorunda aldım soluğu bugün. Anemi taşıyıcısı olduğumdan kan depolarıma bakıp ona göre iğne verecek. Çünkü kızım hala ve büyük bir keyifle emzirdiğimden depolarım boşalıyor.... Allah'tan çaresi  varda bende emzirmekten vazgeçmek zorunda kalmıyorum..

Umay'ı babasına emanet edip doktora çıkınca hadi dedim biraz da Kadıköy'ü turluyayım. Tabi kitapçılarda uğramadan olmaaazzzzz. :)

Bir iki kitap ve yeni yıl ajandamı aldım. Bu sene ki ajandamı KırmızıKedi Yayınlarının çıkarttığından aldım. Çok güzel bir ajanda olmuş. Tabi hemen içine notlarımı ve sevdiklerimin doğum günlerini not ettim. :)

Birde tiyatro aylık oyun broşürünü aldım. Yeni yıla girmeden bir tiyatro yapmak lazım...

Bugün de böyle bitti bizde blog. Sizden ne haberler? �� �� ��

3.12.15

Dünya Engelliler Günü Kutlu Olsun.

Bugün Dünya Engelliler Günü.
Sabah televizyonda Engelliler Vakfı Başkanı konuştu ve bugünü aslında kutlamadıklarını ki (mantıken de neyi kutlayacaklar değil mi?) farkındalık yaratmak istediklerini belirtti.
Aslında bize çok iş düşüyor. Özellikle araç kullananların kaldırım kenarlarına park ederken oranın engelli bir vatandaşın geçeceği yer mi diye bakması gerekir.
Kendimizden bir örnek vermem gerekirse ; Umay'ın doğduğu sene henüz arabamız yoktu ve metro ile gidip geliyorduk.
Metrodan çıktıktan sonra kaldırıma çıkıcaz tabi ne mümkün bir araç ta  da gelmiş bebek arabası ile çıkmamızın daha kolay olduğu kaldırıma park etmiş. Ki orası engelliler için yapılmış yer.... Böyle çok var tabi. O zaman demiştim ki eşime: düşün biz bebek arabası ile çıkamıyoruz ve yola inip geçmemiz gerekiyor, engelli olsak,  engelli arabamız olsa nasıl geçicez? ♿
O yüzde  daha duyarlıyım bu konuya,.
Çocuklarımızı da bu konuda eğitelim, aslında bizim de hep böyle sağlıklı bir bedene sahip olamayacağımızı, garantimiz olmadığını, duyarlı davranmamız gerektiğini, onlara aşılayalım....
Gününüz de farkındalığını artması dileğiyle....

2.12.15

Hoşgeldin Aralık.. Freud'un Kız Kardeşi de bitti...

Veeeee yeni yıla geri sayım başladı. Tabi ben de her zamanki gibi yeni yıl listesi yapıcam; almak istediklerimi,  gitmek istediğim kursları(ki belki bu sene de gidemiycem ama olsun listelemek bile güzel),  okunacak kitap listesi... Vs... Derken bazısının yapıp bazısının bir sonraki yıla bırakacağım listeyi yapmama az kaldı.  :))
Gerçekten de zaman nasıl geçti ne zaman 2015 yılını bitiriyoruz anlamadım bile.. Sanırım çocukla olunca zaman daha bir hızlı geçti. Şaka maka bizim kız da 2 yaşına basacak....
En büyük dileğim ve duam savaşların,  kıyımların son bulması... Bebekler ve insanlar ölmesin.... Tabi basında yaşanan tutuklamalar da son bulsun.... Adaletli yargılamalar yapılsın........
Bide daha çok kitap okunsun........
...........................................................
...................
..................................
......
Şöyle bir ara kitap okuyasım vardı ve doğru bir tercih yaparak "Freud'un Kız Kardeşi" kitabını okudum,
Tabi ne kadarı gerçek ne kadarı kurgu bilmiyorum ama ara kitap olarak iyi bir kitap.
İç burkan bir hikayeydi konusu. Freud'un ailesiyle bağlarını  evlendikten sonra neredeyse koparması,  Yahudi kıyısında kardeşlerine yardım etmemesi...
Tabi en üzücü yanı ise o dönem Yahudi olan insanların yaşadıkları,  maruz kaldıkları durum, olaylar... Feci çok feci.... Dini ne olursa olsun kapılarının işaretlenmesi,  sokağa çıkmaları için konulan saatler sanki verimli gibilermiş gibi muamele görmeleri.... Hele hele öldürülecek olmalarını bilmeleri..... Acı hemde  çok acı........
Ve yeni kitaba başladım... Mihmandar / İskender Pala.  Çoook önce aldığım ama okumak için zamanını bekleyen kitaplarımdan biriydi.

27.11.15

Kadına şiddetin en yakın tanığı olarak...

Geçtiğimiz günlerde "Kadına Şiddete Hayır"  programları yapıldı. Tabi ben yine bu yazıyı anca yazabildim.
En yakın tanıklarından biriyim, erkeğin kadına şiddetine....... 
Teyzem neredeyse 20 yıla yakın evli kaldı o erkek denen kişiyle. Kocası çalışmazdı, teyzemi lise sona giderken evlenme sözüyle kaçırmış ve nikahı bile çoook yıllar sonra zorla yapmıştı. Teyzem çok dayak yedi kocasından. Çok kez bize yada komşusuna sığınmak zorunda kaldı. Nikahı olmadığı halde ki biz yalvarırdık dönem diye ama o her seferinde evine o adama dönerdi.....
Sebep mi? Çok basit., klasik..... Çocuğumu alır ve bir daha göstermez tehdidi.....
En son olay olduğunda çok kötü dövmüştü teyzemi,  bizi aradı gelin beni kurtarın öldürecek bu adam beni diye.....
Annemi ve ananemi alıp gittik evlerine.... Bende ki siniri,  hırsı bir bilseniz..... Tabi içimdeki tüm kızgınlığı, biriktirdiklerimi döktüm yüzüne....
He birde bir huyu vardı bize ve etrafa karşı bir iyi bir iyi dersiniz ki bu adam o adam değil.....
Çalışmazdı dedim ya üstüne teyzem çalışır ve maaşını o kişi alırdı.... Ara ara da hakaret etmekten, suçlamaktan da geri durmazdı...
Şuan içimi dökemediğim, buraya yazamadığım şeylere şahit oldum onlarda....
Neyse dayanadım ve teyzemi aldığım gibi getirdim ananemlere ve boşanmasına vesile oldum. İyi ki de vesile oldum hala yaptığım davranıştan memnunum....
Teyzemin psikolosi bozuldu tabi o yıllarca dayağı yemenin,  insan yerine konulmamanın sonucu... Daha sinirli,  alıngan oldu... Ama hala güçlü bir kadın.... Emeklisi var kızını okutuyor,  oğluyla gelini çalıştığı için torun bakıyor....
O yüzden erkek annelerine çok iş düşüyor.... Evlat yetiştirirken....
Ve kız annelerine de..... Gelinlikle çıktın kefenle gelirsin ancak mantalitesini kullanmamalıyız çocuklarımıza.....
Yanlış evlilik yapabilirler, biz hep yanlarında olmalıyız,  dinlemeli gözlemlemeliyiz evlatlarımızı, kardeşlerimizi gerekirse komşumuzu....
Yani işim özü yakın tanığı olarak,  teyzemi  acısını paylaşan biri olarak daha bir duyarlıyım bu konuya..........
...........

Yazarken o günler geldi aklıma.... İçim cız etti...

25.11.15

KAPI Filmi, Ayla Kutlu / Bir Göçmen Kuştu O kitabı

Sonunda "Kapı"  filmini izledim. Beğendim mi diye soracak olursanız,  hem evet hem hayır.
Oyuncular çok iyiydi, konusu itibari ile kitaptan kopmadan birebir nerdeyse çekmişler ama belgesel gibi olmuş. Herşeyi o kadar hızlı geçmişler ki rahatsız oldum.
Örneğin Emerenc karakterinde birkaç konu vardı güçlü olan onu filmde daha baskın verebilirlerdi ; birde köpeğin bulunduğu ve Emerenc'in ölüm anında ulusunu çok zayıf kalmış. Yani anlayacağınız pek umduğumu bulamadım.....
Uzun zamandır okuduğum ve yeni bitirebildiğim harika bir yazardan ve kitaptan bahsetmek istiyorum size blog.
Kanaatimce fazla reklamı yapılamamış yazarlarımızdan. Elbet bilenler biliyor ama benim gibi geç keşfettiysen yazarı üzülüyorsun....
Evet evet Ayla Kutlu'dan bahsediyorum. Kendisini Üsküdar Sahaf Festivalinden aldığım "Bir Göçmen Kuştu O"  kitabı ile tanıdım. Ve hayran kaldım anlatım diline, ve dedim ki kendime neden bu kadar iyi yazarların reklamı iyi yapılmaz,  sesi duyurulmaz......
Konu olarak acıklı ama yazar anlatırken acıtasyon yaparak sizi sıkmıyor....
Bir aile düşününki bir düğün gecesi evin  babası karısının ve oğlunun gözü önünde öldürülsün hemde dostu tarafından,  karısına tecavüz etsinler... Ve o aile memleketinden, köyünden göç etsin hem bu yaşadıkları olay yüzünden hem de savaş yüzünden.
Arada geçmişe geçişler yapmış yazar ama siz okurken konudan hiç kopmuyorsunuz.
Özellikle savaş dönemi yaşananlar,  hissedilenler öyle iyi aktarılmış ki siz o duyguyu alıyorsunuz.
Mutlaka okuyun derim....
Kitabın özeti ise;
Olay, 1293 yılında Kafkasya’da başlıyor. Beşik kertmesi olan Batu ve Cevahir evleniyorlar. Ardında oğullar Emir dünyaya geliyor. Bu yıllarda Osmanlı topraklarında kanlı savaşlar meydana gelmektedir. Ama onlar savaşın hep onlardan çok uzaklarda olduğunu sanmaktadırlar. Yurtlarında yabancılarla iyi ilişkiler içerisinde yaşayıp gitmektedirler. Fakat gün gelir savaşı enselerinde hissederler. Osmanlı ile Rusya, Bulgarlar yüzünden savaşmaya başlamıştır. Bölgede o güne kadar dost geçinen Kafkas ve Ruslar birdenbire birbirlerine düşman kesilirler. Batu ve Cevahir’in komşusu olan Gotran, Batu’yu öldürür. Kafasını gövdesinden ayırır. Bunu bir sopaya geçirerek ibret olsun diye Cevahir’in evine asar. Cevahir kocası öldükten sonra orada yaşayamayacağını anlayarak, yurdundan göç eder. Yanına oğlu Emir’i de alarak Osmanlı topraklarına sığınmak üzere yola çıkar. Bu sıralarda Emir 3 yaşlarındadır. Cevahir’in tek amacı oğlunu büyüterek, ileride bu topraklara gelerek intikamını aldırmaktır. Bu fikrini de oğluyla hep paylaşır. Cevahir yolculuk sırasında büyüyen karnından hamile olduğunu anlar. Osmanlı toprağına (Urfa) vardığı sırada sancıları tutar ve sessizce bir köşede kızını dünyaya getirir. Onun sesini duymuş olan Mahmut Ağa kadına yardım etmek ister. Çok kan kaybettiği için bitap durumda olan Cevahir, Mahmut Ağa’ya ona yapabileceği tek yardımın çocuklarına bakmak olduğunu söyler ve ölür. Bunun üzerine sevimliliğine hayran kaldığı Emir’i ve yeni doğan kız bebeği eşi Gülüş Hanım’a götürür. Gülüş Hanım’da onları çok sever. Kızın ayakları doğuştan sakattır. Adına Helal koyarlar. Zaten kısır olan Mahmut Ağa ve Gülüş Hanım onları kendi öz çocuklarıymış gibi yetiştirirler.Gülhayat’ın anne ve babası onu küçük yaşta öksüz bırakıp Arabistan’a taşınmışlardır. Gülhayat fakir halalarıyla beraber Resülayn’da yaşamaktadır. Gülhayat, ağıtçı olan halalarını sevmemektedir. Bir gün teyzesi Gülüş Hanım’dan mektup alır. Mektupta teyzesinin çok hasta olduğu ve yanına gelmesini istediği yazmaktadır. Gülhayat’ta halalarından izin alarak, varlıklı teyzesinin Urfa’daki konağına taşınır. Burada Gülhayat Emir Bey ile karşılaşır. Gülüş Hanım ölmeden önce kocasına Gülhayat’ı Emir Bey ile evlendirmesini vasiyet etmiştir. Gülüş Hanım yeğeni Gülhayat’ı çok sevmektedir. Ölene kadar ona Yunus Divanı’nı okumuştur. Öldüğünde de Gülhayat’a tek miras olarak Yunus Divanı’nı bırakmıştır.Mahmut Ağa, karısı öldükten sonra vasiyetini Emir Bey’e açıklar. Emir Bey Gülhayat’la evlenmeyi kabul eder. Gülhayat’ın Emir Bey ile evlenmeyi isteyip istemediği sorulmadan, düğünleri olur. Fakat Gülhayat evde hizmetçi olan Hatice kalfanın oğlu Muttalip’i sevmektedir. Bunu anlayan Helal Hanım Gülhayat’ı sert bir şekilde uyarır. O günden sonrada Gülhayat Muttalip’i bir daha görmez. Gülhayat’ın Emir Bey’den Batu, Mahmut ve Hüsra adında üç tane çocuğu olur. Emir Bey İstanbul’da Hukuk Fakültesini bitirip avukat olmuştur ve Meclisi Mebusan üyesidir. Sürekli İstanbul’a gidip gelmek zorundadır. Bir süre sonra karısı Gülhayat Hanım’dan ayrılır. Nafaka olarak ona bir çiftlik bırakır.Bundan sonra Emir Bey İstanbul’a yerleşir. İstanbul’da Nevnihal adında bir hanımı sever ve onunla resmi olarak evlenir. İstanbul’da Nevnihal Hanım’ın annesi Yeşil Hanım ve babası Yahya Efendi’yle birlikte yaşamaya başlarlar. Fakat bu birliktelik çok uzun sürmez. 1. Dünya Savaşı çıkar ve Emir Bey Ankara’ya göreve çağrılır. Bu yıllarda yurt düşman tarafından işgal edilmiş olduğu için, İstanbul’da Türkler dışarı adımlarını bile atamaz olmuşlardır. Evlerinde bir mahkum gibi perdeleri kapalı yaşamak zorundadırlar. Bu sırada çok yoksulluk ve sefalet çektiler. Emir Bey sürekli karısı Nevnihal’e mektup yazarak onu Ankara’ya yanına aldırmak istediğini söylüyordu. Fakat Nevnihal hasta olan babasını bırakıp eşinin yanına gidememişti. Babası Yahya Efendi öldükten sonra Nevnihal ile annesi Yeşil Hanım Ankara’ya gittiler. Burada birkaç yıl kaldılar. Bu süre zarfında Yeşil Hanım vefat etti. Emir Bey görevinden istifa ettikten sonra Nevnihal’i Urfa’da çocuklarının yanında yaşamaya ikna etti ve Urfa’ya gittiler.Urfa’ya Nevnihal ve Emir Bey’in geleceğini öğrenen Gülhayat çok korkar. Nevnihal Hanım’ın artık onu evinde istemeyeceğini, çocuklarından ayırıp sokağa atacağını sanar. Fakat Nevnihal onun evde kalmasını kabul eder. Gülhayat bir hizmetçi gibi Nevnihal Hanım’a hizmet etmekten gocunmaz, evinden ve çocuklarından ayrılmadığı için mutludur.Nevnihal Hanım’ın bir süre sonra bir kız çocuğu dünyaya gelir. 41 yaşında anne olduğu için doğumu biraz zor olur. Kızının adına Leyla koyar. Loğusalığı sırasında tebriğe gelen kadınlardan biri Gülhayat’ın kim olduğunu sorar. Dolduruşu gelmiş olan Nevnihal, onun evlerinde sadece bir hizmetçi olduğunu söyler. Onuru kırılan Gülhayat evi terkeder. Başta herkes onun kısa bir süre sonra eve döneceğini sanar çünkü daha öncede aynı şeyi yapmıştır. Fakat Gülhayat 8 yıl boyunca evine dönmez. Emir Bey’in ona nafaka olarak bıraktığı çiftliğe giderek orda yaşar. Gülhayat evdeki kimseye özellikle eşine Gülhayat’ın evineden terkettiğini anlatamaz. Emir Bey, yıldızları bir türlü barışmayan Helal Hanım yüzünden evi terkettiğini sanarak üzülen eşini teselli etmeye çalışır. Bu dönemde Gülhayat hanımın çocukları onun yokluğunda çok problemli olmaya başlarlar. Emir Bey de, Batu’yu Tarsus’taki koleje, kızı Hüsra’yı Dame de Sion’a yatılı olarak gönderir. Oğlu Mahmut ise Mülkiye’dedir.8 sene sonra Gülhayat çocuklarının hasretine dayanamayarak evine geri döner. Nevnihal onu kapıda gördüğünde çok sevinir ve hemen içeri almaya çalışır. Fakat Gülhayat içeri Emir Bey’in izni olmadan girmek istemez. Nevnihal, Emir Bey’e sorup Gülhayat’ı eve alır. İki kadın birbirlerini çok özlemişlerdir ve aralarındaki buzlar hemen eriyerek barışırlar. Emir Bey, herşeyden habersiz Gülhayat’ın eve dönmesini kardeşi Helal Hanım’ın ölümüne bağlar. Gülhayat ve çocukları ve Emir Bey, Nevnihal ve kızları evde mutlu bir şekilde yaşamaya devam ederler.Emir Bey bir süre sonra ölür. Çocuklarının babası ölen Gülhayat, İstanbul’a oğlu Mahmut’un yanına taşınmaya karar verir. Fakat buna Nevnihal Razı olmaz. Bunun bütün aile ile konuşulup karar verilmesi gerektiğini söyler. Nevnihal Emir Bey’e, Gülhayat’ın evi neden terkettiğini bir türlü açıklayamamıştır ve bu yüzden vicdan azabı çekmektedir. Bu konuşma sırasında Gülhayat’ın çocuklarına annelerinin neden evi terkettiğini açıklar. Buna çok sert tepki gösteren Hüsra ve Mahmut annelerinin onlarla beraber İstanbul’a gelmesini isterler. Eğitimini Tarsus’ta görmüş ve fazla evin içinde bulunmamış olan Batu Nevnihal’e arka çıkarak, onu korur. Nevnihal’in kızı Leyla ise Hayat anne dediği Gülhayat’ın evden ayrılmasını istemez. Bunun üzere Gülhayat Urfa’da kalmaya karar verir ve Nevnihal ile yaşar.Yıllar geçer… Gülhayat’ın kızı Hüsra İstanbul’da evlenir. Oğulları Mahmut ve Batu Bergen’de yaşamaktadırlar. Burada evlenip, hayatlarını kazanmaktadırlar. Nevnihal’in kızı Leyla, Batu’nun sağladığı bursla Bergen’de okumaktadır. Bu arada Gülhayat vefat etmiştir. Nevnihal ise memleketi olan İstanbul’a yerleşmiştir. Leyla 38. yaşını kutlarken yazmış olduğu mektupta babasının hayatını anlatan bir kitap yazacağını annesine müjdeler. Bunu bir sonraki yıl annesine doğum günü hediyesi olarak vereceğini söyler… __________________ 
Kitap özeti http://www.frmtr.com/kitap-ozetleri/1456322-bir-gocmen-kustu-o-kitap-ozeti.html bu siteden kopyalanmıştır.

24.11.15

Öğretmenler gününüz kutlu olsun.

Başta eşim ve öğretmen arkadaşlarımın, sonrasında tüm öğretmenlerimizin günü kutlu olsun.
Öyle zor bir meslek ki öğretmenlik sanırım bu yüzden kutsal mesleklerden biri.

22.11.15

Livaneli Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm... Ev hali...

Aslında ne yazmak istediğimi biliyorum ama bir türlü düşündüklerimi yazıya dökemiyorum...
Olcak olcak zamanla oda olacak...

Yine uzun zamandır yazamadım... 
Bugün eve adadım kendimi, süpür, sil,toz al, iki makine çamaşır yıkansın, asılsın, toplansın, sonra akşamına ütüüüü yapılsın...

Yemek derseniz... bol yeşillikli salata içine haşlanmış makarna, galete ununa bulanıp kızartılan tavukları ekleyip güzel bir sosla servis... çok doyurucu oluyor tavsiye ederim. :)

Kapı kitabından hemen sonra filmini izleyeyim dedim, hatta eşim sağolsun filmi tabletime kaydetti.... ben mi? İzledim mi? hala izleyeceğim..........

Bir kitap daha bitirdim, yeni kitaba başladım, hatta yeni kitaplar aldım, hediye kitap da geldi.....

Okunacak çok kitap var zaman yetmiyor, buda canımı sıkıyor.... daha az uyuyp daha çok okumak istiyorum ama bu aralar imkansız bir istek bu benim için... 


Şuan bile uykusuzum ,çok uykum var...blogda yazmak istediğimden pc karşısında size, kendime bu satırları yazıyorum.... bide üstüne kitap okuyacağım... Sloganımız ne " OKUMADAN ASLA"

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Bu aralar ikinci el kitaplar da aradıklarımı, sevdiğim yazarları ve almak istediğim kitapları bulmak çok keyifli....
Bu kitap da onlardan biriydi.

Zülfü Livaneli bu kitabı neredeyse 29 yılda tamamlamış ve yayınlamış, hatta son baskısına ilave de eklemiş. ÇÜnkü kitabın yazıldığı tarihden o kadar çok zaman geçmiş ki yayıncısı biraz daha ilaveler yapmasını rica etmiş. Livaneli de ilaveler ile tamamlamış kitabı. Bir çok kitabı gibi bu kitap da birçok ülke için çevrilmiş.

Konu olarak bir dönemler Sami gibi ülkesinden kaçmak zorunda kalan.kişlerin hikayesi.. Tabi kitapta tarihlerden çok olaylara ve yaşananlara değinilmiş ve duygu değişimi, hissedilenler, vatan hasreti, sindirilemeyen duygular, haksızlıklar...öyle güzel aktarılmış ki okuyucuya....
Kahraman kendi ağzından olayların neden böyle olduğunu dile getirmiş. Bunu dile getirirken de bence asıl şunu göstermiş, insan ne kadar çabalarsa çabalasın içinde yaşadığı toplum denizi onu istemediği yerlere mutlaka sürükleyecektir.
Sonrasın da kader bu ya öc almak istediğiniz kişi ile aynı hastanede yatarsınız ama o kişi ölmek üzeredir ve artık siz nasıl düşüneceğinizi şaşırırsınız. Bir yanınız o kişi ölsün, intikamımı alayım der öbür yanınız da "adam zaten ölecek, son günleri boş ver değmez" der... ve muallak sizi yer bitirir....

Kitap da böyle işte.....

12.11.15

Canım Aliye Ruhum Filiz / Sabahattin Ali ...

Bu aralar evdeyiz genelde ve bende Umay uyuduğu zaman hemen kitaplarıma sarılıyorum. 
İyi geliyor okumak içime, yüreğime, aklıma.....

Uzun zamandır İnstagram'da görüyordum bu kitabı... Tabi Sabahattin Ali'yi seven biri oalrak geçtiğimiz aylarda almıştım , okumak şimdiye kısmet oldu.

"Canım Aliye, Ruhum Filiz/ Sabahattin Ali" kitabı mektuplardan oluşuyor. Kitapta sadece yazarın eşine ve kızına yolladığı, hasret, özlem dolu mektuplarını okuyoruz. Aliye hanımın ve kızının mektupları yok sanırım kendileri istemedi yada başka bir sebepten ötürü. Belki de özel kalsın istediler.
Tabi bilenler biliyordur Sabahattin Ali çok genç yaşında suikasta kurban gitmiş bir yazarımız. Kırklareli'nde ülkemsinden kaçmak zorunda kalırken faili meçhul bir kaçakçı tarafından öldürülmüştür diye biliyoruz. Elbet gerçeği bilmiyoruz belki de hiç bilemiycez.
Ailesi için ne kadar acı bir olay..
Ki bu yazarımızın kalemi ne kadar güçlü, özellikle köylüye verdiği değer....

Allah'tan eserleri hala yaşıyor ve bizde kendisini okuyarak yad ediyoruz...
Aslında yazarın önce bu mektuplar kitabını okuyup daha sonra hikaye ve romanlarını okumak; kendisinin düşüncesini, yazarken hangi ruh hali ile yazdığını ve bakış açısını anlamak adına bir adım olabilir.

Bu kitap bittiğine göre yeni kitabıma başladım. Sahaf festivalinden aldığım Zülfü Livaneli'nin 29 yıl sonra tekrar düzeltmeler yaparak yayınladığı "Bir Kedi, Bir Adam,Bir Ölüm" kitabına başladım. 


10.11.15

Kapı Magda Szabo ve biten kitaplar...

Neyse ki gecikmeli olarak saatlerimizi geri alabildik. Sosyal medya da epey bi "saat kaç?"  geyiği döndü durdu. 😁
E tabi en çok da şu akıllı telefonların otomatik olarak kendini ayarlaması işleri,  düzenimizi bozdu. Duvarda ki saate bakınca başka telefona bakınca başka bir saat görünce olmuyor kardeeeşşşimm.... 
Bunların dışında bizde vaziyet aynı blog.  Kızımla hergün yeni güne yeniliklerle yeni davranış yada sözcüklerle başlamak hem keyifli, hem biraz da yorucu.... 

Bunun dışında pek yaptığım bişey yok. Geceden kafamda planlar  kuruyorum,  program yapmalar.....  Sonrası mı evde rutin hallere devam....  Bazen diyorum ki zaman hızla ilerlese kızım biraz daha büyüse..... Sonra böyle düşündüğüm  için üzülüyorum içim cız ediyor..... Çünkü öyle iyi huylu kızımıza var ki.....  Ona haksızlık  ediyormuşum gibime geliyor.... 

Rutin ev işleri sonrası ama bide Umay uyuduğu zaman Kapı Magda Szabo kitabını okudum ve bitirdim.
 Ve yazarın anlatım dilini, bakış açıını ve kurgusunu sevdim. Diğer kitapları da alınacak diye aklıma notumu da düştüm. Konu olarak her ne kadar sıradan, basit gibi gözüksede sanki olaylar yanı başınızda, sizin mahalleniz de geçiyor gibi hissediyorsunuz. Seviyorum böyle kitapları. Özellikle Hizmetçi ve evin hanımının diyologları, bakış açıları ve analizleri çok iyiydi. Okurken cümleleri, yorumları sizde düşünüyorsunuz onlar hakkında...







Bitirdiğim bir diğer kitapta İtalyan Edebiyatına ait, yazarı Italo Calvino'nun Sandık Görevlisinin En Uzun Günü kitabıydı....
Sanırım yazarın yanlış kitabı ile başladım. Çünkü bu kitap nasıl desem sarmadı. Tamam siyaseti pek sevmem ve ilgilenmem ama içinde ki anlatım dili sıkıcı geldi biraz bana. Yazara haksızlık etmemek adına başka bir kitabını daha almaya karar verdim.


Aslında bu yazı size geçtiğimiz hafta yazıldı ama ancak bugün yayınlama fırsatı bulabiliyorum. İdre edin artık beni ve bölük bölük yazılarımı.
En kısa zamanda kafamdakileri daha iyi yazıya dökmeyi düşünüyorum...

Şimdilik bana müsade....

İyi geceler blog....

26.10.15

Biten kitaplar... Derviş Evi , Ayın En Çıplak Günü, Sizin Hiç Maviniz Var mı? Ve yeni kitap..

 Yine sık sık yazmak istesem bile ara vermeye başladım... günler nasıl akşama bağlanıyor anlayamıyorum gündüzleri... işler bitip, Umay ile oynayıp sonra da öğlen uykusuna yatırınca ya yemek yapıyorum ki yemeğimi geceden yapmak daha işime geliyor; eğer yemeğim varsa sessizlikte oturuyorum.. bazen de kitap okuyorum, blogları okuyorum...

Tabi yazmadığım zamanlar da yine birkaç kitap bitirdim ve bir filmi de çoook beğenerek izledim.
Zorba/  Nikos Kazancakis kitabından uyarlanan filmi izledim. Ki film bu kadar güzel, keyifli ve anlamlı ise deidm kitabı nasıldır!? Alınacak kitaplar listeme ekledim bile...
Siz de benim gibi hala izlemediyseniz mutlaka izleyin... Arada Zorba gibi bakmak gerek hayata... Film 1964 yapımı ve özeti de;

Film Özeti

Hayattan fazlaca bir beklentisi olmayan mutsuz İngiliz yazar, Yunan asıllı Basil'e (Alan Bates) Yunan adalarından biri olan Girit'te bir maden ocağı miras kalmıştır. Hayatına yeniden bir çeki düzen verme umudunu taşıyarak adaya gelen Basil burada aşırı davranışları olan, kaba saba ama hayata şehvetle bağlı orta yaşlı bir Yunanlı olan Alexis Zorba (Anthony Quinn) ile tanışır. Kendisini adeta himayesine alan Zorba'nın kendisine kabul ettirmeye çalıştığı hayat tarzının bir parçası da yenilgileri umursamamaktır. Zorba'ya göre yenilgiler hayatın kaçınılmaz parçalarıdır ve ancak yenilginin sürekli olarak tadılması ile hayatın zaferlerinin tadına varılabilir. Zorba sayesinde Yunanlıların dünyevi zevklerini keşfettikçe Basil'in hayata bakış açısı git gide değişmeye başlar.
 budur...

 Bu aralar ikinci el kitaplarda aradıklarımı buluyorum ve buda beni çok mutlu ediyor. Yine kitapları karıştırırken Buket Uzuner'in 1988 yılında ilk basımı olan, ikinci kitabına denk geldim. Bende ki 8.basımdı. İçinde ki hikayeler çok iyiydi, biraz da hayata dairdi hikayeler. Sanırım yazar yer yer kendi hayatından da örnekler vermiş.
"
Herkesin yaşamında çıplak günler vardır; savunmasız, iddiasız, direnmesiz, gösterişsiz, öylece…
Yalın ve kendi halinde.
İçine kimsenin kabul edilmediği, alınmadığı, hani o ‘en yakınlar’ın bile..
Bu kitaptaki öyküler benim en çıplak günlerimde yazıldılar." cümlesi kitabın arka kapağından...
Eğer seviyorsanız yazarı bu hikaye kitabını da çok seveceksiniz.


 Üsküdar Sahaf Festivaline son güne bir gün kala yakaladım ve istediğim birkaç kitabı aldım. Bunlardan biri Derviş Evi" idi ama okuyamadım, yarım bıraktım... Başlarda dedim ki şans ver Gülşah ilerleyen sayfalar da sarar seni ama cık, yokkk olmadı okuyamadım ve yarım bıraktım. Eğer okumak isteyeniniz varsa gönderebilirim bu kitabı...
Sonra dün gece bir de netten kitap hakkında yorumlara bakayı dedim... inanın yalnız değilmişim, o kadar çok kişi yarım bırakmış ki....

Bende okumak istediğim, listemde alınacaklar arasında olan ve sahaf festivalinde denk geldiğim Özge Uzun kitabına başladım. Ve bitirdim...  Bildiğiniz üere oğlu ile yaşadıklarını, içinde kopan fırtınaları, herşeyin ilkini oğlunun başına gelmesini, aradığı çözümleri.... okurken içim burkuldu, uykum kaçtı.
Tabi konu böyle ama kitapta acıtasyon yok, siz okurkenhüzünleniyorsunuz. Neler yaşamış ya.... düşünüyorum da ne zordur özel bir çocukla yaşamak, teşhis konulamaması, tedavi yönteminin bilinememesi vs...

Veeee sevgili Hayattanizler bloğunun( blog sayfası için tıktık ) sahibi Özlem'imin hediye ettiği Kapı kitabına başladım.. Bakalım beni neler bekliyor. Filmi de varmış, kitap bitsin filmi izleyeyim diyorum.

Böyle işte blog....
İyi haftalar herkese.
Muharrem Ayımız mübarek olsun, yapılan aşureler kabul olsun...

23.10.15

Özlem duyduklarım.....

Açık olan pencereden dinlediğim yağmur sesi... Geceye yağmur,  yağmur sesi ne kadar da yakışıyor....
Fonda da TRT Müzik kanalında Kamuran Akkor güzel sesiyle harika ruha dokunan parçalar söylüyor...
Bir yanım tableti bırakıp kitap okumak istiyor,  bir yanım film izlemek istiyor, bir yanım İnstagram da gördüğüm, kitap listeme eklemek istediğim kitapları not almak istiyor,  bir  yanım hiçbir şey yapmadan sadece oturup harika olan yağmur sesini gözlerimi kapatıp dinlemek istiyor,.bir yanım mutfakta harikalar yaratmak istiyor..... Bir yanım sokaklarda dolaşmak istiyor...
Anlayacağınız özlediğim çok şey var bu aralar.. Hem de çok....  Öyle uzun zaman oldu ki ertelediğim şeyleri yapmayalı... 
Saçımı boyatmak istiyorum sonra aklımdan çıkmayan şey karşıma geçiyor ;cık cık cık... Boyatamazsın Gülo diyor hala emziriyorum çünkü...
Bu sebepten çoook özlediğim şarabı da içemiyorum....
Sonra gözümün önüne,  burnumun dibine şuan mışıl mışıl uyuyan kızımın kokusu, gülen yüzü geliyor....  Yukarıda sıraladığım herşey siliniyor aklımdan.. Aklım diyor ki; az kaldı özlediğin şeyleri yapmaya...
Şimdinin tadını çıkartmak,  Umayı'ın "anne" demesi, sarılması,  emmesi, "gel gel, kalk kalk" demesi... Bir tebessümü... Oyun oynarken aldığı keyfi ve bunu benim gözlemlemem,  yaptığı bir çok şeye ilk benim tanık olmam....varlığına şükretmem...
İşte bunlar daha ağır basıyor ve şükür dualarım göklere arşa gidiyor....
Anladınız siz beni....
İyi geceler blog...

19.10.15

Abim Deniz / Hamdi Gezmiş Can Dündar

Kitap bitti bende bittim...
İdam... ne kötü bir ölüm olayı değil mi? Hikaye bildik hikaye, ama bu kitapta biraz farklılıklar var.
Kardeş Hamdi Gezmiş, baba Cemil Gezmiş ve Can Dündar... Ailesi anlatmış evdeki , mahalledeki, özünde ki Deniz'i, Can Dündar'da kaleme dökmüş, satırlarla anlatmışlar. Ve bir ilk yapıp burdan gelecek olan gelirle vakıf kurup ordan yardım edeceklermiş....başkalarına.
Bu arada okuduğumda düşünüyorum da tek dertleri Bağımsız Türkiye ve eğitimde ki sorunları, okullardaki adaletsizliği düzeltmek için yola çıkmış olan bu gençler.. nerelere vardı sonuçları dimi....
Tabi düşündüm de.... kolay mı devrimci olmak, o yola baş koymak...
Babasının anlattığına bakılırsa küçük yaşta başlamış eşitlik arayışı...
Offf ne bileyim işte inanın sonlarına geldiğimde mektuplarını okuduğumda, babasının ağladığını okuduğumda bende tutamadım göz yaşlarımı... Nasıl dayandılar bu acıya aklım hiç almadı.... almasın da....
Bir ailenin dramıydı okuduklarım, ama en güzeli neydi biliyor musunuz? Ölürken bile umutlarını yitirmemiş olmaları ülkemizden....
Ailesinin tek sevinci hala Deniz Gezmiş'i onu hiç tanımayanların bile anması, evlatlarına ismini vermesi...

.................
...............................

Okuyun derim bu kitabı, farklı daha içten bir Deniz Gezmiş, neden devrimci oldu Deniz Gezmiş...bunları bulacaksınız kitapta....
Belglerle, daha önce yayınlanmamış fotoğraflarla karşılaşacaksınız....

16.10.15

Üç Aynalı Kırk Oda Murathan Mungan...

Bu ara çok ama çok yorgunum çünkü Umay'ın diş çıkarma dönemi. Gece çok sık ağrı ve ağlamakla uyanıyor ve sabah da erkenden kalktığımızdan hiç dinlenemiyorum .  Tabi diş ağrısı olduğundan devamlı emmek istiyor,  yemeklerini çook az yiyor.
Bu arada bende tabi ruh gibiyim biraz. Olduğumdan daha çok sabır gösteriyorum çünkü ağrısı oluyor bebeğimin... Birkaç güne toparlar diye düşünüyorum. Bide bu arada diş çıkarttığı için öksürük ve hafif bir burun akıntısı var.  İnternette araştırmıştım ki tecrübeli anneler de bilir bu durumu ; takip etmek gerekiyor. Çünkü tam hastalık havası ve diş öksürüğümü yoksa hastalık belirtisi mi çok iyi takip etmek gerekiyor...
Çok şükür şimdilik diş çıkartma belirtileri.
Böyle böyle büyüyecek sanırım.... ☺
Bu arada gece okumalara devam.., gündüz daha çok film izleyebiliyorum ama kitap okuyamıyorum. (sorun değil buda geçecek geçecek geçecek)
Üç Aynalı Kırk Oda /Murathan Mungan kitabını büyük bir hayranlıkla okuyarak bitirdim. Hani bazı yazarlar vardır hep yazmalı ama hep. İşte Murathan Mungan'da benim için o yazarlardandır. Örneğin Şairin Romanı kitabını da hiç unutmayacağım ve şiddetle tavsiye edebileceğim bir romanıdır. Okumadıysanız edinin ve okuyun.
Bu kitabının türü hikaye. Ama Roman tadında hikayeler.
Olaylara bakış açısı ve örneklendirmesi çok şaşırtıyor. Öyle örneklerle anlatıyor ki; aaa evet aynen de böyle,  böyle hissetmiştim. "diyorsunuz.
Beni en çok vuran,  etkileyen ve düşündüren hikayeleri sonda yer alan ve ayna ile olan ilişkilerimizi örneklendirmesi, hikayelendirmesi ve doğru tespitler yapması......
Hikayeler biraz iç burkucu ama sıkıcı değil. Ben bir tek ilk Hikayesi olan Alice Star'ı beğenmedim, sıkıldım biraz ama sonrası... İyiydi...
Okuyun mutlaka okuyun derim.  

3.10.15

Yaşadığım bir olay üzerine....

Çarşamba günü hava serince... Akşam üzeri yağmur tiseliyor. Umay'ı birkaç gündür dışarı çıkartamamıştık,  malum hava şartlarından dolayı.
Sonra o gün dedim ki eşime ve kendime; bugün kızı biraz dolaştırayım,  biraz hava alsın.... çünkü bütün gün evde olduğumuz da hem bana sarıyor hemde uyku düzeni bozuluyor. .
İşte bende dedim gibi şöyle caddeye çıkıp ordan eve döneriz hemde yürümüş hava almış oluruz.
Tabi hava bide rüzgarlı.  Böyle havalarda çıkarıyorum ki yarın öbür gün hava soğuduğunda vücudu şaşırmasın hasta olmasın.:)
Umay rüzgarla daha yeni yeni tanışıyor ve yüzüne her değdiğinde rüzgâr çok hoşuna gidiyor.  Dönerken de hem koşuyor hem gülüyor, rüzgara karşı. Tabi hep dediğim gibi onun o gözlerinde ki mutluluk , aldığı keyif beni de mutlu ediyor.
Neyse konuyu uzatmayayım.
Yanımızdan da bir anne ve erkek çocuğu geçiyor.  Birde atlamadan söyleyeyim bazen Umay kaldırımda yada gözüne kestirdiği yerde yere oturuyor ve bendn de yanına oturmamı istiyor.  Bende seve seve kimseye aldırmadan oturup oynuyoruz.  Tabi genelde çevredeki insanlara biraz garip geliyoruz ana kız ama kimin umurunda o anda kızçem çok keyf alıyor bende onunla o şekilde oynamaktan ...
Biz böyle rüzgara karşı koşarken çocuk da annesine bizi gösteriyor,  anne de öyle olmayacağını yürünemeyeceğini anlatıyor oğluna.  Sonra bakkalı ön9ne geldik, Umay kedileri seviyor  ve eğer kedi de kendini sevdirirse çok hoşuna gidiyor kahkaha atıyor. Yine bizim meşhur anne oğluna izin vermiyor.
" oğlum aşıları olmayabilir, sokak hayvanları onlar,  tırmalayabilir de vs..." gibi cümleler kuruyor.
Sonra da beni uyarıyor bende başta anlamamzlıktan geldim. Çünkü öğrendim ki sokakta konuştuğunz birine üç beş dakika da birşeyler anlatamazsınız....
Neyse eve gelirken aynı sokakta oturuyormuşuz meğer, yokuşumuzu çıkarken bana diyor ki " eğer şimdiden elinizi tutturmaya alıştırmazsanız sonra çok zorlanıyorsunuz. Hiç laf dinlemiyorlar vs... bende sadece" doğrudur" deyip yolumu değiştiriyorum. En çok o Deniz bebeğe üzüldüm.
Neden ben çocuğunun o keyifli anlarını sırfd zorla elimi tutturmak için kaçırtayım ki....
Evet önemli  birşey yolda yürürken çocuğunuzun sizin elinizi tutması ama bu durum çocuğunun çocukluğunu yaşamasına engel olmamalı. ?
Parkta da çok karşılaşıyorum böyle durumlarla.  Ve birçok anne bana diyo ki,
Ne şanslısınız çocuğunuz ne güzel mutlu mutlu oynuyor. ?.
Tabi onlara uzun uzun anlatamıyorum kızıma bir birey gibi yaklaştığımı,  evet kurallar koyduğumu ama herşeye "hayır" diyip bağırmadığımı,  herşeyi ona da anlattığımı... bazen düşmesi gerektiğini ve düştüğünde onu " şimdi be  o yeri dövücem, al sana al sana " demediğimi... düştüğünde " evet bazen düşebileceğini,  bazen canının yanabileceğini de uygun bir dille anlattığımı,  bazen sadece sarılıp öptüğümü, canının çok mu acıdığını sorduğumu... vs... liste uzar..
Elbette kabulümdür her annenin çocuğunu yetiştirme tarzı vardır çünkü bir çocuğu en iyi annesi tanır ve her bebek kendine özgün kişiliği ile doğar.
Anlamadığım, anlayamadığım hiç tanımadığı, çocuğun hiçbir huyunu bilmediği halde bir anne dışaarda gördüğü başka bir anneye nasıl bu kadar ahkam kestiğini! ?
Yanlış anlaşılmasın tecrübedir yaşamışsınızdır paylaşırsınız ama sohbetimiz vardır sizinle ... ne bileyim işte anladınız dimi demek istediğimi...
Mesela ben bizim Sevdoş'tan zamanında ( hemen parantez açayım Sevdoş kardşimin eşi) Toprak Cem'le olan ilişkisinden,  yeme içme bakımından ders aldığım, gözlemlediğim çok şey  var. Birde hep beraber olunca gözlemlemek daha kolay oluyordu. Evet yaş olarak aramızda 6 yaş var ama herşey büyüklük küçüklük değil ki. Onun anne olarak tecrübesi benden önde. Ben nasıl diyebilirim ki herşeyi ben daha iyi biliyorum diye.... vs, vs....
Ama tanımadığım kişilerin sokakata devamlı müdahele etmesinden hiç hoşlanmıyorum. Bir sürü örnek var ama uzatmayayım dimi.....
Böyle işte blog içim dökeyim dedim.  :)))

30.9.15

Kavim Ahmet Ümit, Cinderella, Hızlı Ve Öfkeli 7, Kung Fu Jungle veee bizzzzz... :)

Veee Sonbahar tatlı tatlı yüzünü gösterdi. Şikayetçi miyim? Aslaaaaaaaaaaaaa.
Üşümeyi, üstüme bir şey alıp dışarı çıkmayı özlemişim. :)

Yağmurlu ve serin havayı seviyorum. Yağmurun sesini dinledim dün balkonumda. Kızçem uyuyunca kitap, kahve ikilisini yanıma alıp kendimi balkonuma atıyorum. Ve esen hava da kah gözlerimi kapatım içimi dinliyorum havanın sesi ile birlikte kah kitabımı okuyorum. Eğer böyle ufak kaçamaklar yapmazsam günler zor geçer benim için sanırım. Çünkü şu aralar havalardan dolayı pek dışarı çıkamıyoruz kızçemle, birde bunları yapmazsam çok sıkılır içim çokkkk.....

Bayramı da geçirdik çekirdek ailemle. Sabahtan kayınvalideye kahvaltıya gittik. Öğlen de kardeşimgiller geldi. Güzel bir sofra kurduk el birliği ile ve keyifle akşamı ettik. Çok seviyorum böyle toplanmaları....
Ertesi gün de gidilecek bir kaç yer vardı onları ziyaret et, komşularımızı da ziyaret ettik elbette. Yoksa bayram havasını nasıl aşılardık kızımıza. Büyüklerimize gitmek, secdiğimiz görüştüğümüz, arkadaşlarla, komşuları ziyaret etmek çok keyifli. Çalınan kapılarımız hiç susmasın bence. :))

  Umay'ı ikinci gün Bostancı Lunapark'ına götürdük. Akşam üzeri götürdük ki o renkli ışıkları görsün. :)
Açıkcası içten içe biraz tereddütlerim vardı; acaba ürker mi, korkar mı? Ağlar mı? binmek istemezse ya korkupta... diye...
Ama nerdeeeeeee. Akıllı kızım benim ya. Etrafını " aaaaaa" diye diye bakınıp durdu. Bineceği hepi topu üç şey vardı onlara da ma aile bindik. Çoook keyifliydi Umay, tabi onunla bizde keyiflendik. Seneye daha bir keyifli olur lunapark artık bizim için. Çook kalabalıktı. Eee tabi ki bayram çocuklar için benceeeee.

 Kitaplardan da Kavim/ Ahmet Ümit kitabı bitti. Valla çok heyecanla ve keyifle okudum kitabı. Ama bu ara üst üste o kadar çok A.Ümit kitabı okudum ki aa vermemin zamanı geldi sanırım. Birde evet polisiye romanında usta bir yazar, katili saklamayı ve ters köşe yapmayı okura çok iyi biliyor. Ama bence biraz ara vermeli polisiye romanlarına. Çünkü artık yazım dili çok aynı olmuş... Bu kitabında da dinler adı altında işlenen ama asıl amacı farklı olan bir cinayeti anlatmış yazar. Ve tarihi romanlar konusunda daha çok kitabı olmalı sevgili Ahmet Ümit'in. Çünkü hiç sıkmadan işliyor konuları.
Kitabın konusunda daha fazla bilgi gelmiyo benden biliyorsunuz. :) Tek diyebileceğim okuyun güzel bir kitap.



Filmlerden de bir klasik olan Cinderella'nın yeni çekimini izledik. Hikaye bildik olunca fazla birşey beklemeden bir izlenimlik film olarak ara fil diye izledik.
 Veee serini son filmi olan Hızlı Ve Öfkeli7 yine benim için tabi çok keyifliydi. Görsel sahneler ve yarışlar çok heyecanlıydı. Nedense bu seriyi çok sevdim :))

Dün izlediğimiz bir diğer film ise Kung Fu Jungle idi. Özellikle sizde uzak doğu filmlerini ve öğretilerini seviyorsanız bu filmi beğenirsiniz.
Çok istiyorum uzak doğuya gitmeyi. Öğretilerini kendime çok yakın bulduğumdan sanırım. Bu filmde de dövüş sanatında uzman olan bir öğretmen dövüş sırasında karşısında ki kişiyi istemeden öldürür ve hapse girer. Başka bir dövüş sanatı konusunda uzman olan kişi de kafayı bizim bu ustaya takar ve dışarı çıkması için şantaj yapar. Amacı büyük ustayla dövüşmek ve onu öldürüp kendisinin usta olduğunu kanıtlamak. hapisteki öğretici de polisle iş birliği yapıp dışarı çıkar ve olaylar gelişir.
Kung Fu harika bir dövüş sanatı. O hareketler, o içe dönüşler  çok önemli.... Araştırıyım da öyle detaylı yazayım dimi ama blog. :))

Öyle işte eylül ayını bitirdik neredeyse. Bizde haberler böyle, sizden naber blog?.

21.9.15

Uçurtma Avcısı Filmi...





Dün gece sinema kanallarını gezerken "Uçurtma Avcısı" filminin başlayacağına denk geldim. Sevinmedim desem yalan olur.
Çünkü kitabını okumuş, hatta yer yer bazı paragraflarda göz yaşı akıtmış ve bir solukta okumuştum kitabı. Hatta blogda yazdığımda " filmini izle" diye yorum yazanlar olmuştu.
Bir türlü kısmet olmamıştı. Ve dün görünce de çok sevindim. Ve saatimi ayarlayıp filmi bekledim.

Tabi biraz beklentim yüksekti filmden. Çok fazla detaylar yoktu mesela. Kitapda olan ama filme yansımayan çok kare vard. tamam diyeceksiniz ki kitap ile film çekimi aynı olmaz diye ama öyle değil. Film de bir kareyi o kadar çok dakika işlemişler ki diğer konulara zaman kalmamış gibi... Bilmem izleyeniniz var mı? Varsa ne düşünüyor?

Oysa kitapta anlatılan arkadaşlık, sadakat, ihanetden çok Emir'in gözünden kendi yaşadıkları ve kendi psikolojisi anlatılmış. Kitapta ikisinden de parçalar çoook fazlaydı.
 İzledim ve yine bazı sahnelerde gözyaşımı tutamadım........ Bir kere izlenecek filmlerden oldu. Eğer kitabı okumadıysanız önce kitabını okuyun bence.


Tabi filmi izlerken Afgan halkının çektikleri, çocukların ve kadınların özellikle yaşadıkları içler acısı.... Ne kadar zor bir yaşam sürüyor Ortodoğu'da ki insanlar..... Eminim hala geçerli olan şeyler vardır sadece filmde olanlar değil daha gözümüzün görmediği ne yaşam biçimleri vardır. Allah yar ve yardımcıları olsun. 


 İşte böyle noktaladım dün geceyi.... Filmden karelerle yattım gece ve hep düşündüm orda ki yaşamı, hayatı, çaresizliği, molla yönetimini...

17.9.15

Kısas-ı Enbiya / Hazırlayan: Orhan Duru

Üşümeyi özlemişim blog. Bloğumu takip edenler bilir; severim ben sonbaharı, Ruhum da hüzne yakın olduğundan bu mevsimi kendime yakın hissederim. :)
( bu arada gündemi, Suriyelileri, yaşadıklarını unutmuş değilim. Tv den takip etmesemde hep aklımda ve dualarımda ....)

Kitaplardan Ahmet Ümit'in Patasana kitabına devam. Akıcı mı evet akıcı ama sanki hep aynı gibi geldi bana kitapları yazarın. O yüzden biraz elimde sürünüyor gibi oldu kitap...

Bende araya diğer kitaplardan ekleme yaparak devam ediyorum bu kitaba... Gerçi bir tek Kavim kitabı kaldı bende olupta okumadığım sanırım onuda okuyup uzunnn bir süre ara vereceğim Ahmet Ümit kitaplarına...

Bu arada bitirdiğim diğer bir kitap ise

Kısas-ı Enbiya/ Hazırlayan Orhan Duru

YKY Yayınları

Orhan Duru, "Türkçe hikâye"nin kaynaklarına tutkun bir yazarımızdı. 1979 yılında, kutsal kitaplarla geleneksel halk anlatılarında peygamber kıssalarının aldığı biçimlerin ve aktarıldığı Türkçenin günümüz öykücülüğüne esinler getireceği inancıyla, bu güldesteyi hazırlamış, yine bir başka öykücümüz Cihat Burak ona desenlerle eşlik etmişti.

"Hep duyup da adını koyamadığımız kaynağı burada bir ucundan yakalıyoruz. Yaradan, yaratı, yaratılış, yaratıklar, yedikat yeryüzü ve gökyüzü, devinen yıldızlar, insanın ortaya çıkışı, yalvaçlar, Babil kulesi, Nemrut, Süleyman ve Belkıs, Anka ve Hüdhüd kuşları, Yedi Uyuyanlar, hepsi bir arada. Neredeyse büyülü bir kurgu evrenindeyiz."
(Tanıtım Bülteninden)


Özellikle kullanılan dönemin öz türkçesine hayran kalmamak mümkün değil. Tabi fazla reklamı yapılmadığından kitap biraz gölge de geride kalmış...

Güzel ve akıcıydı kitap. Mesela kitapta ki ilk öykü olan Yaratlış'ı okurken aklıma bir hikaye geldi.

İlk depremi ilkokula giderken tanıdım. Öyle büyük bir deprem değildi ama hissedilir cinstendi.
Neyse, arkadaşlar arasında şöyle bir hurafe vardı.
Güye toprağın altında yaşayan bir öküz vardı hemde kocaman. O döndüğünde yada hareket ettiğinde deprem oluyordu.
Nerden duymuştuk yada bize kim söyledi hiç hatırlamıyorum ama bu hikaye beynimde iyi bir yere sahip. Baksanıza hiç unutmamışım. :)

Lokman Hekim'in kıssası ve öğüdü çok hoşuma gitti sizinle de paylaşmak istedim.

Kitapta tek sevmediğim şey minyatür çizimlerin çok karanlık olması... Onun dışında kitabı ve anlatım dilini hayranlıkla okudum diyebilirim. Zati bu kitabı da sanırım YKY de dolaşırken raf arasında görüpte alınıp okunuyordur diye düşünüyorum..

İyi geceler blog....







14.9.15

İzlenesi filmler....

İyi haftalar blog.

Sonbahar kendini ne güzel de hissettirdi değil mi? çok severim esen havayı ve yağmuru. Tabi camdan izlemesi de ayrı bir keyif. Gündüzleri değil ama akşamları kız uyuduktan sonra camdan içeri dolan esen havanın kokusunun hissettirdiği tarifi anlatamam.....


 Eee tabi ruhumun bir tarafı hüzün olduğu için de seviyorum bu mevsimi galiba.....

Bu aralar eşimle uzun zamandır film izlemediğimizi fark edip, hatta ne kadra özlediğimizi anlayıp kendimizi evde sinema izlemeye adadık diyebiliriz.  :)))

Ya kızçemiz uyuduğunda izliyoruz geceleri, yada gündüz ayaktaysa biraz filmi bitiş saatinden yarım saat kırk dakka uzatmalı izliyoruz. :)))
Fark ediyorum ki Umay ne kadar çabuk büyüyor. Biz film izlerken yanımıza gelip oturuyor ve izliyor yada oyuncaklarıyla oynuyor. :)

Neyse lafı uzatmayayım dimi....

İlk filmimiz; Stephen Hawking'in okul dönemi, sonrası ve evliliğini anlatan bir filmdi. 2014 yılı yapımı The Theory of Everything - Her Şeyin Teorisi filmi.


Özellikle filmdeki S.Hawking'i canlandıran çocuk çok başarılıydı.
İzlerken ve film bittiğinde anlıyorsunuz ki, kişi isterse imkansız diye birşey yok..... Belki biz olsak bu harika bilim adamının yerinde çoktan hayattan vazgeçmiştik.
Gerçi boşuna olmamış S.Hawking.... azmi, hırsı, başarma azmi, vazgeçmemesi, zaman teorisi..... İzlemdiyseniz izleyin derim. 


Diğer film ise
Interstellar/YıldızlarArası/ 2014 yapımı bir film. 

Tabi artık böyle filmler izledikçe bilim adamlarının, bazı kuruluşların başka gezegende hayat, yaşam aradıklarını düşünmem iyicene pekişiyor. Çünkü Dünyamızı biz insanoğlu yok etmek için herşeyi yaptığımıza göre, bir gün tükenecek dünya, doğa ve yaşam için başka yer gerekecek...

Filmin senaryosu Fizikçi Kip S. Thorne'nun evrendeki 'Solucan Delikleri' teorisinden ilham alıyor...
Güzel bir film izleyin derim.


İşte böyle blogger. Yazımı yazdım, tabi yazıdan önce evi temizledim, kızçemi uyuttum ee yeni yazı da geldi, şimdi sıra balkonda esen havanın tadını Patasana/Ahmet Ümit okuyarak çıkartayım dimi. :)))

İyi haftalar... :)