31.5.15

Biten Pazarın ardından...

Çok şükür alerjim geriledi ve ben de bir kaç gündür uyuyabiliyorum.  Eylül  ayına kadar rahatım....

Nerdeyse bir aydır Kadıköy'e inmemiştik ailecek, malum alerjiden dolayı sokağa çıkamıyordum. Nasıl özlemişim nasıl özlemişim anlatamam. Çok seviyorum/z Kadıköy'ü. Yürüdük,  kızımızla kuşlara simit attık keyfini çıkarttık günün. 

Artık Umay da yürümeyi tercih ediyor arabasına binmektense. Bizim için biraz zor olsada çok keyifli onun yürüdüğünü görmek. 

Bu aralar birkaç kitap birlikte okuyorum. Severek takip ettiğim blog sahibi Gonca öykü kitabı çıkarmıştı, adıma imzalı göndermesi o kadar hoş olduki.  Bir çırpıda bugün okudum. Özellikle Kan Kırmızısı öyküsü beni çok etkiledi. Yolu,  okuyucusu bol olsun Gonca'cım. Kalemin yazmaya devam etsin. Kim bilir belki ilerde birde roman yazarsın. ☺

Birde geçtiğimiz hafta bir mail aldım,  yeni çıkan bir kitabı okumam ve düşüncelerimi burda paylaşmam için kitap göndermek istediklerini belirten maildi. Kitap geldi okuyup yorumumu paylaşıcam  blog.  Kitabın kapak tasarımı çekici. Bakalım konusu, anlatımı nasıl?

Birde Kurtlarla Koşan Kadınlar kitabını okuyorum. Biraz ağır bir kitap sindire sindire okuyorum. Konusunu kitabı bitirdikten sonra yazmak istiyorum. 

Bizde  böyle işte. Sizde ne var ne yok....

Herkese şimdiden iyi haftalar.

28.5.15

Konstantiniyye Oteli

Bir çırpıda biten kitaplardan oldu "Konstantiniyye Oteli/Zülfü Livaneli"  kitabı.  Bir yanım tabi kitabın çıktığını duyunca tereddüt yaşadı. Çünkü Serenad'dan sonra Kardeşimin Hikayesi' okurken sanki Serenad devamı sanmış ve çok sıkılmıştım. 
Biliyorum biliyorum birçok kişi bu kitabı çok sevmişti ama bana pek hitap etmedi....  Okudum ama yinede yazarı çok sevdiğimden
Ne diyordum; Livaneli'nin bu son kitabı bir harika tek kelime ile....hem günümüzde hem ileri tarihli işlemiş konuyu.
Roman; büyük bir otelin açılış gecesi ile başlıyor. Hazırlıklar,  davetli listesi derken gelenlerin hayatına dair bilgiler,  çalışanların yaşamı...  Kahramanımız Zehra tarafından anlatılıyormuş gibi olsa da yazar kendi ağzından anlatıyor bence.
Çok fazla karakter var ve hemen hemen hepsi hakkında bilgi veriyor. En çok sevdiğim yön romanda yazarımız bu sefer farklı bir yazım tarzı denemiş ve her karakterin ileride ki sonunu da yazmış ve romanı bitirirken de öyle güzel sonlandırmış ki herşey her  karakter yerine oturmuş oluyor.
Evet kitap ismi, İstanbul'un fethedilmeden önceki ismi. Kısa kısa eskiye dönük mitolojik ve tarihi olaylardan da serpiştirin araya. Ve nasıl İstanbul'da her dinden,  dilden, ırktan yaşayan insanlar varsa; roman da ki karakterlerde her kesimden.  Sevdiğim bölümlerden biri de Kürt bir çocukla yapılan röportaj bölümü oldu. 
Konusu hakkında daha fazla yazmak istemiyorum çünkü okuyacak olanlarınız vardır. Diyebileceğim birşey varsa oda Livaneli harika bir kitap yazmış. Zengini de varoşlarda yaşayanı da,  İstanbul'un orta kesiminde yaşayanından en dibinde,  köşesinde yaşayanına kadar yazmış ve betimlemiş. Okurken kafa sallıyorsunuz karakterleri ve yaşadıklarını...sallayıp kafayı diyorsunuz ki; ay evet var böyle tipler 😊 

Okuyun diyebileceğim kitaplardan oldu benim içi.  

13.5.15

Hoşgeldin Alerjiiiiii....

Veee bünyeme hoşgeldin alerji. Geçtiğimiz hafta havaların ısısının birden yükselmesi ile bünyemde bulunan alerjide nüksetti.
Emzirdiğimden dolayı ilacımı da kullanamıyorum.... Düşünün halimi.
Gözlerde kaşıntı, batma ve sulanma, burun zati devamlı şakır şakır, arada da tıkalı...
Hapşuruğu demeyeyim.... Birde kronik alerjik faranjitim var ki .... Çok zor ilaçsız atlatmaya çalışmak.
İnternette epey araştırdım, alerji ilaçlarının dozajı ve bileşenleri yüksek değerde olduğundan hiçbir şekilde ilaç alamıyoruz. Alternatif yolları da yok aksi gibi. Sık sık banyo diyor ama onun da etkisi taş çatlasın yarım saat sürüyor..... Ve internette deneyimli kişilerin paylaştığı verilere göre bazısının 1 ay bile sürebiliyormuş. Aaa birde kuru öksürükler var ki, iki gece uyayamadım. Tabi hal böyle olunca, devamlı burun silmekten burun çevresinin kızarıklığı, kuruluğu ve üstüne üstlük yarasını anlatmayayım dimi... :((

Çocuklu olunca daha bir zor tabi. Neyse bugün daha iyiyim en azından gözlerimde ki batma ve kaşıntı azaldı....
Anlayacağınız fenalardayım, daraldım... devamlı yanımda mendil ve poşetle dolaşıyorum. En zoru da gece Umay'ı emzirmeye kalktığımda ya öksürüyorum ya burnum akıyor devamında birde hapşuruyorum tamam oluyor işlem.......................

Hal böyle olunca, ne günümden birşey anlıyorum, ne yediğim içtiğimden nede halim oluyor... Ama atlatıcammmm, atlatıcammmm( bu teselliler de olmasa halim yaman valla)

Anneler gününü de tüm dünya kutladı. Yani ben kişisel olarak böyle günleri sevmiyorum. Benim için tek bir gün var o da doğum günleri. Çünkü doğum gününüzü kimse kimseye hatırlatmaz ve sadece sevdikleriniz hatırlar bugünü. O yüzden daha anlamlı benim için.
Bu sene bir değişiklik yaptım ve eşime dedim ki;

Bana anneler günü hediyesi almak ister misin? :)))
Oda olur dedi ve Zülfü Livaneli'nin yeni çıkan kitabını aldım. Okumak için nasıl sabırsızlanıyorum blog anlatamam. Hali vaktimden dolayı başlayamadım ama sanırım inşallah yarın başlayacağım. :)))
  Bu ay Sait Faik Abasıyanık'ın ölüm yıldönümü. Bir kitabını okumadan olmaz. Bende Sarnıç öykü kitabını bitirmek üzereyim. Toplum adamı bu yazarlar ve her öykülerinde, romanlarında bunu inceden bazen de alelen ne güzel de vurguluyorlar. Bu kitabında da yazar mahalle içindeki yaşananları, kurnaz kişileri ve sonlarını işlemiş. Bu gece yazımı yazdıktan sonra kalan öyküleri de bitirip yeni kitabıma başlamak istiyorum.

Haydin ben kaçtım, iyi geceler blog. :))


6.5.15

Ve Bir Gün Tek Başına/ Vedat Türkali







Ve kitap bitti. Aslında bitmesini hiç istemediğim ender kitaplardan biri oldu benim için. Yazarın daha önce hiç kitabını okumamıştım ve bu kitabı hep görürdüm, almayı da hep ertelediğim bir kitaptı.
Sonra birgün İnstgram'dan takip ettiğim Cana'a kitap gönderdim hediye olarak. Oda bana bu kitabı yollamış. Dedim ki bir kez daha; TESADÜF diye birşey yok hayatta. Doğru zaman var.  Görünce çook sevindim ve tekrardan Canan'cım teşekkür ederim.

Kitap yorumuma gelince;

Sayfa sayısı 746 ama bir çırpıda okunacak bir anlatım dili var yazarın. Tabi ben bebekli bir okuyucu olduğumdan biraz daha uzun zamanda okuyup bitirebildim. 

Okurken kitap hiç bitmesin istedim; sanki Kenan-Nermin-Günsel tanıdığım, çevremde olan kişilerdi. Ve bende tanıktım onların yaşadıklarına. Kitap bir dönem kitabı. 60'larda yaşanan, devrimlerin olduğu, darbenin olduğu bir dönemde devrimci bir kıza aşık olan evli, bir kız çocuğu babanın aşkı, ilişkisi, o dönem yaşananlar, ara da kalan Günsel....
Tabi ben biraz bilgi açısından eksiğim o dönemlere. O yüzden bazı cümleler bende hava da kaldı, onun dışında yazarın kaleminin gücüne hayran kalmamak elde değil. 

Okuyun diyebileceğim kitaplardan oldu .. Tavsiye ederim. 


4.5.15

E-Kitap Hakkında....

Selam blog nasılsın-ız?

Mayıs ayına serin bir giriş yapsak da artık havalar ısınmaya başladı... Ana kız bize de park yolları gözüküyor. :))) Ee ne de olsa kızçem mutlu ben mutlu...

E-Kitap hakkında ne düşünüyorsunuz? 



Başlarda ben biraz karşıydım. " canım ekitap da neymiş, kitabın kendisi dururken" modundaydım. Sonra sonra daha doğrusu bu sene biraz ısınmaya başladım. O da eşimin aslında bana uzun araştırmalarından sonra tablet alması ile başladı ısınma turları. Çünkü önceliğim tablette blog yazmaktı. Sonracığıma eşcağzım araştırıken, "hem kitap da okuyabiceğin inç'de taletin ekranı" deyince kafama yatmaya başladı.

Sonra bebekde olunca çantam ufaldı ve kitap okumalarım tamamen Umay'ın düzeni ile değişti.
Biraz araştırdım D&R'dan Orhan Pamuk'un bir E-Kitabını indirdim. Henüz okumaya başlamadım ama şöyle bir göz attımda hiç de fena değil. en azından geceleri uyumadan önce biraz okuyabilirim.

Dedim ki kendime; Gülşah bu kadar da ön yargılı olma E-Kitap için.Tabii ki ilk tercihim kitabı elden almak. Çünkü hala internetten de kitap alan biri değilim. Çook nadir netten kitap alışverişi yapıyorum. Ya bulamadığım bir kitabı yada aradığım kitap eğer normal fiyatından çok daha indirimdeyse nette öyle alıyorum. Kitabımı alırken dokunmam, onu taşımam gerek. :)

Ama teknolijiden de, hayatımız kolaylaştıran imkanlardan da faydalanmak gerek değil mi blog?


1.5.15

Günlük...

İki günlüğüne  Ağva kaçamağı yaptık ailecek.  Şansımıza hava da güzeldi.  Kısa da olsa evden ayrılmak,  yollara  düşmek keyifli.  Özellikle denizi ve dalga sesini ne kadar özlemişim onu anladım Ağva'da. ☺
Yalnız kaldığımız gece Şansımıza bir gök gürültüsü, şimşek ve yağmur  vardı ki anlatamam. 
Mayıs ayı yoğun başladı bizi  için.  Yarın arkadaşımın kızının 1 yaş d.gününe gidicem, önümüzdeki hafta da var programlar  derken zamanı deviriyoruz işte.
Bizim kız bu aralar dışarıda pek bi koşturmaca peşinde. Yürüdüğünden beri hiç arabasında oturmak istemiyor, devamlı koşturuyor tabi  bizde peşinde.  Artık beyimle aynı anda yemek yiyemiyoruz dışarıda.  Önce birimiz yiyor diğerimiz Umayı'ın peşinde, sonra yer değiştiriyoruz.  Bir tek evde  rahatız o konuda. 
Sanırım biraz daha böyle gider bu durum. 
Aaa unutmadan 1Mayıs İşçi Bayramımız kutlu olsun bloggerlar.
Kadının kocası kek sevmeye görsün. Yoldan geldik hemen kek attım fırına, söylemesi ayıptır lezzetli olur yaptığım kekler.
Kendime hediye kitap almayı seviyorum.  Bu hafta da İş Bankası Yayınlarından çıkan Sait Faik Abasıyanık kitabı aldım. Bi mutlu oldum anlatamam....
Böyle işte Blog.  Hepinize keyifli, sohbetli haftasonu dilerim.