27.11.15

Kadına şiddetin en yakın tanığı olarak...

Geçtiğimiz günlerde "Kadına Şiddete Hayır"  programları yapıldı. Tabi ben yine bu yazıyı anca yazabildim.
En yakın tanıklarından biriyim, erkeğin kadına şiddetine....... 
Teyzem neredeyse 20 yıla yakın evli kaldı o erkek denen kişiyle. Kocası çalışmazdı, teyzemi lise sona giderken evlenme sözüyle kaçırmış ve nikahı bile çoook yıllar sonra zorla yapmıştı. Teyzem çok dayak yedi kocasından. Çok kez bize yada komşusuna sığınmak zorunda kaldı. Nikahı olmadığı halde ki biz yalvarırdık dönem diye ama o her seferinde evine o adama dönerdi.....
Sebep mi? Çok basit., klasik..... Çocuğumu alır ve bir daha göstermez tehdidi.....
En son olay olduğunda çok kötü dövmüştü teyzemi,  bizi aradı gelin beni kurtarın öldürecek bu adam beni diye.....
Annemi ve ananemi alıp gittik evlerine.... Bende ki siniri,  hırsı bir bilseniz..... Tabi içimdeki tüm kızgınlığı, biriktirdiklerimi döktüm yüzüne....
He birde bir huyu vardı bize ve etrafa karşı bir iyi bir iyi dersiniz ki bu adam o adam değil.....
Çalışmazdı dedim ya üstüne teyzem çalışır ve maaşını o kişi alırdı.... Ara ara da hakaret etmekten, suçlamaktan da geri durmazdı...
Şuan içimi dökemediğim, buraya yazamadığım şeylere şahit oldum onlarda....
Neyse dayanadım ve teyzemi aldığım gibi getirdim ananemlere ve boşanmasına vesile oldum. İyi ki de vesile oldum hala yaptığım davranıştan memnunum....
Teyzemin psikolosi bozuldu tabi o yıllarca dayağı yemenin,  insan yerine konulmamanın sonucu... Daha sinirli,  alıngan oldu... Ama hala güçlü bir kadın.... Emeklisi var kızını okutuyor,  oğluyla gelini çalıştığı için torun bakıyor....
O yüzden erkek annelerine çok iş düşüyor.... Evlat yetiştirirken....
Ve kız annelerine de..... Gelinlikle çıktın kefenle gelirsin ancak mantalitesini kullanmamalıyız çocuklarımıza.....
Yanlış evlilik yapabilirler, biz hep yanlarında olmalıyız,  dinlemeli gözlemlemeliyiz evlatlarımızı, kardeşlerimizi gerekirse komşumuzu....
Yani işim özü yakın tanığı olarak,  teyzemi  acısını paylaşan biri olarak daha bir duyarlıyım bu konuya..........
...........

Yazarken o günler geldi aklıma.... İçim cız etti...

25.11.15

KAPI Filmi, Ayla Kutlu / Bir Göçmen Kuştu O kitabı

Sonunda "Kapı"  filmini izledim. Beğendim mi diye soracak olursanız,  hem evet hem hayır.
Oyuncular çok iyiydi, konusu itibari ile kitaptan kopmadan birebir nerdeyse çekmişler ama belgesel gibi olmuş. Herşeyi o kadar hızlı geçmişler ki rahatsız oldum.
Örneğin Emerenc karakterinde birkaç konu vardı güçlü olan onu filmde daha baskın verebilirlerdi ; birde köpeğin bulunduğu ve Emerenc'in ölüm anında ulusunu çok zayıf kalmış. Yani anlayacağınız pek umduğumu bulamadım.....
Uzun zamandır okuduğum ve yeni bitirebildiğim harika bir yazardan ve kitaptan bahsetmek istiyorum size blog.
Kanaatimce fazla reklamı yapılamamış yazarlarımızdan. Elbet bilenler biliyor ama benim gibi geç keşfettiysen yazarı üzülüyorsun....
Evet evet Ayla Kutlu'dan bahsediyorum. Kendisini Üsküdar Sahaf Festivalinden aldığım "Bir Göçmen Kuştu O"  kitabı ile tanıdım. Ve hayran kaldım anlatım diline, ve dedim ki kendime neden bu kadar iyi yazarların reklamı iyi yapılmaz,  sesi duyurulmaz......
Konu olarak acıklı ama yazar anlatırken acıtasyon yaparak sizi sıkmıyor....
Bir aile düşününki bir düğün gecesi evin  babası karısının ve oğlunun gözü önünde öldürülsün hemde dostu tarafından,  karısına tecavüz etsinler... Ve o aile memleketinden, köyünden göç etsin hem bu yaşadıkları olay yüzünden hem de savaş yüzünden.
Arada geçmişe geçişler yapmış yazar ama siz okurken konudan hiç kopmuyorsunuz.
Özellikle savaş dönemi yaşananlar,  hissedilenler öyle iyi aktarılmış ki siz o duyguyu alıyorsunuz.
Mutlaka okuyun derim....
Kitabın özeti ise;
Olay, 1293 yılında Kafkasya’da başlıyor. Beşik kertmesi olan Batu ve Cevahir evleniyorlar. Ardında oğullar Emir dünyaya geliyor. Bu yıllarda Osmanlı topraklarında kanlı savaşlar meydana gelmektedir. Ama onlar savaşın hep onlardan çok uzaklarda olduğunu sanmaktadırlar. Yurtlarında yabancılarla iyi ilişkiler içerisinde yaşayıp gitmektedirler. Fakat gün gelir savaşı enselerinde hissederler. Osmanlı ile Rusya, Bulgarlar yüzünden savaşmaya başlamıştır. Bölgede o güne kadar dost geçinen Kafkas ve Ruslar birdenbire birbirlerine düşman kesilirler. Batu ve Cevahir’in komşusu olan Gotran, Batu’yu öldürür. Kafasını gövdesinden ayırır. Bunu bir sopaya geçirerek ibret olsun diye Cevahir’in evine asar. Cevahir kocası öldükten sonra orada yaşayamayacağını anlayarak, yurdundan göç eder. Yanına oğlu Emir’i de alarak Osmanlı topraklarına sığınmak üzere yola çıkar. Bu sıralarda Emir 3 yaşlarındadır. Cevahir’in tek amacı oğlunu büyüterek, ileride bu topraklara gelerek intikamını aldırmaktır. Bu fikrini de oğluyla hep paylaşır. Cevahir yolculuk sırasında büyüyen karnından hamile olduğunu anlar. Osmanlı toprağına (Urfa) vardığı sırada sancıları tutar ve sessizce bir köşede kızını dünyaya getirir. Onun sesini duymuş olan Mahmut Ağa kadına yardım etmek ister. Çok kan kaybettiği için bitap durumda olan Cevahir, Mahmut Ağa’ya ona yapabileceği tek yardımın çocuklarına bakmak olduğunu söyler ve ölür. Bunun üzerine sevimliliğine hayran kaldığı Emir’i ve yeni doğan kız bebeği eşi Gülüş Hanım’a götürür. Gülüş Hanım’da onları çok sever. Kızın ayakları doğuştan sakattır. Adına Helal koyarlar. Zaten kısır olan Mahmut Ağa ve Gülüş Hanım onları kendi öz çocuklarıymış gibi yetiştirirler.Gülhayat’ın anne ve babası onu küçük yaşta öksüz bırakıp Arabistan’a taşınmışlardır. Gülhayat fakir halalarıyla beraber Resülayn’da yaşamaktadır. Gülhayat, ağıtçı olan halalarını sevmemektedir. Bir gün teyzesi Gülüş Hanım’dan mektup alır. Mektupta teyzesinin çok hasta olduğu ve yanına gelmesini istediği yazmaktadır. Gülhayat’ta halalarından izin alarak, varlıklı teyzesinin Urfa’daki konağına taşınır. Burada Gülhayat Emir Bey ile karşılaşır. Gülüş Hanım ölmeden önce kocasına Gülhayat’ı Emir Bey ile evlendirmesini vasiyet etmiştir. Gülüş Hanım yeğeni Gülhayat’ı çok sevmektedir. Ölene kadar ona Yunus Divanı’nı okumuştur. Öldüğünde de Gülhayat’a tek miras olarak Yunus Divanı’nı bırakmıştır.Mahmut Ağa, karısı öldükten sonra vasiyetini Emir Bey’e açıklar. Emir Bey Gülhayat’la evlenmeyi kabul eder. Gülhayat’ın Emir Bey ile evlenmeyi isteyip istemediği sorulmadan, düğünleri olur. Fakat Gülhayat evde hizmetçi olan Hatice kalfanın oğlu Muttalip’i sevmektedir. Bunu anlayan Helal Hanım Gülhayat’ı sert bir şekilde uyarır. O günden sonrada Gülhayat Muttalip’i bir daha görmez. Gülhayat’ın Emir Bey’den Batu, Mahmut ve Hüsra adında üç tane çocuğu olur. Emir Bey İstanbul’da Hukuk Fakültesini bitirip avukat olmuştur ve Meclisi Mebusan üyesidir. Sürekli İstanbul’a gidip gelmek zorundadır. Bir süre sonra karısı Gülhayat Hanım’dan ayrılır. Nafaka olarak ona bir çiftlik bırakır.Bundan sonra Emir Bey İstanbul’a yerleşir. İstanbul’da Nevnihal adında bir hanımı sever ve onunla resmi olarak evlenir. İstanbul’da Nevnihal Hanım’ın annesi Yeşil Hanım ve babası Yahya Efendi’yle birlikte yaşamaya başlarlar. Fakat bu birliktelik çok uzun sürmez. 1. Dünya Savaşı çıkar ve Emir Bey Ankara’ya göreve çağrılır. Bu yıllarda yurt düşman tarafından işgal edilmiş olduğu için, İstanbul’da Türkler dışarı adımlarını bile atamaz olmuşlardır. Evlerinde bir mahkum gibi perdeleri kapalı yaşamak zorundadırlar. Bu sırada çok yoksulluk ve sefalet çektiler. Emir Bey sürekli karısı Nevnihal’e mektup yazarak onu Ankara’ya yanına aldırmak istediğini söylüyordu. Fakat Nevnihal hasta olan babasını bırakıp eşinin yanına gidememişti. Babası Yahya Efendi öldükten sonra Nevnihal ile annesi Yeşil Hanım Ankara’ya gittiler. Burada birkaç yıl kaldılar. Bu süre zarfında Yeşil Hanım vefat etti. Emir Bey görevinden istifa ettikten sonra Nevnihal’i Urfa’da çocuklarının yanında yaşamaya ikna etti ve Urfa’ya gittiler.Urfa’ya Nevnihal ve Emir Bey’in geleceğini öğrenen Gülhayat çok korkar. Nevnihal Hanım’ın artık onu evinde istemeyeceğini, çocuklarından ayırıp sokağa atacağını sanar. Fakat Nevnihal onun evde kalmasını kabul eder. Gülhayat bir hizmetçi gibi Nevnihal Hanım’a hizmet etmekten gocunmaz, evinden ve çocuklarından ayrılmadığı için mutludur.Nevnihal Hanım’ın bir süre sonra bir kız çocuğu dünyaya gelir. 41 yaşında anne olduğu için doğumu biraz zor olur. Kızının adına Leyla koyar. Loğusalığı sırasında tebriğe gelen kadınlardan biri Gülhayat’ın kim olduğunu sorar. Dolduruşu gelmiş olan Nevnihal, onun evlerinde sadece bir hizmetçi olduğunu söyler. Onuru kırılan Gülhayat evi terkeder. Başta herkes onun kısa bir süre sonra eve döneceğini sanar çünkü daha öncede aynı şeyi yapmıştır. Fakat Gülhayat 8 yıl boyunca evine dönmez. Emir Bey’in ona nafaka olarak bıraktığı çiftliğe giderek orda yaşar. Gülhayat evdeki kimseye özellikle eşine Gülhayat’ın evineden terkettiğini anlatamaz. Emir Bey, yıldızları bir türlü barışmayan Helal Hanım yüzünden evi terkettiğini sanarak üzülen eşini teselli etmeye çalışır. Bu dönemde Gülhayat hanımın çocukları onun yokluğunda çok problemli olmaya başlarlar. Emir Bey de, Batu’yu Tarsus’taki koleje, kızı Hüsra’yı Dame de Sion’a yatılı olarak gönderir. Oğlu Mahmut ise Mülkiye’dedir.8 sene sonra Gülhayat çocuklarının hasretine dayanamayarak evine geri döner. Nevnihal onu kapıda gördüğünde çok sevinir ve hemen içeri almaya çalışır. Fakat Gülhayat içeri Emir Bey’in izni olmadan girmek istemez. Nevnihal, Emir Bey’e sorup Gülhayat’ı eve alır. İki kadın birbirlerini çok özlemişlerdir ve aralarındaki buzlar hemen eriyerek barışırlar. Emir Bey, herşeyden habersiz Gülhayat’ın eve dönmesini kardeşi Helal Hanım’ın ölümüne bağlar. Gülhayat ve çocukları ve Emir Bey, Nevnihal ve kızları evde mutlu bir şekilde yaşamaya devam ederler.Emir Bey bir süre sonra ölür. Çocuklarının babası ölen Gülhayat, İstanbul’a oğlu Mahmut’un yanına taşınmaya karar verir. Fakat buna Nevnihal Razı olmaz. Bunun bütün aile ile konuşulup karar verilmesi gerektiğini söyler. Nevnihal Emir Bey’e, Gülhayat’ın evi neden terkettiğini bir türlü açıklayamamıştır ve bu yüzden vicdan azabı çekmektedir. Bu konuşma sırasında Gülhayat’ın çocuklarına annelerinin neden evi terkettiğini açıklar. Buna çok sert tepki gösteren Hüsra ve Mahmut annelerinin onlarla beraber İstanbul’a gelmesini isterler. Eğitimini Tarsus’ta görmüş ve fazla evin içinde bulunmamış olan Batu Nevnihal’e arka çıkarak, onu korur. Nevnihal’in kızı Leyla ise Hayat anne dediği Gülhayat’ın evden ayrılmasını istemez. Bunun üzere Gülhayat Urfa’da kalmaya karar verir ve Nevnihal ile yaşar.Yıllar geçer… Gülhayat’ın kızı Hüsra İstanbul’da evlenir. Oğulları Mahmut ve Batu Bergen’de yaşamaktadırlar. Burada evlenip, hayatlarını kazanmaktadırlar. Nevnihal’in kızı Leyla, Batu’nun sağladığı bursla Bergen’de okumaktadır. Bu arada Gülhayat vefat etmiştir. Nevnihal ise memleketi olan İstanbul’a yerleşmiştir. Leyla 38. yaşını kutlarken yazmış olduğu mektupta babasının hayatını anlatan bir kitap yazacağını annesine müjdeler. Bunu bir sonraki yıl annesine doğum günü hediyesi olarak vereceğini söyler… __________________ 
Kitap özeti http://www.frmtr.com/kitap-ozetleri/1456322-bir-gocmen-kustu-o-kitap-ozeti.html bu siteden kopyalanmıştır.

24.11.15

Öğretmenler gününüz kutlu olsun.

Başta eşim ve öğretmen arkadaşlarımın, sonrasında tüm öğretmenlerimizin günü kutlu olsun.
Öyle zor bir meslek ki öğretmenlik sanırım bu yüzden kutsal mesleklerden biri.

22.11.15

Livaneli Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm... Ev hali...

Aslında ne yazmak istediğimi biliyorum ama bir türlü düşündüklerimi yazıya dökemiyorum...
Olcak olcak zamanla oda olacak...

Yine uzun zamandır yazamadım... 
Bugün eve adadım kendimi, süpür, sil,toz al, iki makine çamaşır yıkansın, asılsın, toplansın, sonra akşamına ütüüüü yapılsın...

Yemek derseniz... bol yeşillikli salata içine haşlanmış makarna, galete ununa bulanıp kızartılan tavukları ekleyip güzel bir sosla servis... çok doyurucu oluyor tavsiye ederim. :)

Kapı kitabından hemen sonra filmini izleyeyim dedim, hatta eşim sağolsun filmi tabletime kaydetti.... ben mi? İzledim mi? hala izleyeceğim..........

Bir kitap daha bitirdim, yeni kitaba başladım, hatta yeni kitaplar aldım, hediye kitap da geldi.....

Okunacak çok kitap var zaman yetmiyor, buda canımı sıkıyor.... daha az uyuyp daha çok okumak istiyorum ama bu aralar imkansız bir istek bu benim için... 


Şuan bile uykusuzum ,çok uykum var...blogda yazmak istediğimden pc karşısında size, kendime bu satırları yazıyorum.... bide üstüne kitap okuyacağım... Sloganımız ne " OKUMADAN ASLA"

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

Bu aralar ikinci el kitaplar da aradıklarımı, sevdiğim yazarları ve almak istediğim kitapları bulmak çok keyifli....
Bu kitap da onlardan biriydi.

Zülfü Livaneli bu kitabı neredeyse 29 yılda tamamlamış ve yayınlamış, hatta son baskısına ilave de eklemiş. ÇÜnkü kitabın yazıldığı tarihden o kadar çok zaman geçmiş ki yayıncısı biraz daha ilaveler yapmasını rica etmiş. Livaneli de ilaveler ile tamamlamış kitabı. Bir çok kitabı gibi bu kitap da birçok ülke için çevrilmiş.

Konu olarak bir dönemler Sami gibi ülkesinden kaçmak zorunda kalan.kişlerin hikayesi.. Tabi kitapta tarihlerden çok olaylara ve yaşananlara değinilmiş ve duygu değişimi, hissedilenler, vatan hasreti, sindirilemeyen duygular, haksızlıklar...öyle güzel aktarılmış ki okuyucuya....
Kahraman kendi ağzından olayların neden böyle olduğunu dile getirmiş. Bunu dile getirirken de bence asıl şunu göstermiş, insan ne kadar çabalarsa çabalasın içinde yaşadığı toplum denizi onu istemediği yerlere mutlaka sürükleyecektir.
Sonrasın da kader bu ya öc almak istediğiniz kişi ile aynı hastanede yatarsınız ama o kişi ölmek üzeredir ve artık siz nasıl düşüneceğinizi şaşırırsınız. Bir yanınız o kişi ölsün, intikamımı alayım der öbür yanınız da "adam zaten ölecek, son günleri boş ver değmez" der... ve muallak sizi yer bitirir....

Kitap da böyle işte.....

12.11.15

Canım Aliye Ruhum Filiz / Sabahattin Ali ...

Bu aralar evdeyiz genelde ve bende Umay uyuduğu zaman hemen kitaplarıma sarılıyorum. 
İyi geliyor okumak içime, yüreğime, aklıma.....

Uzun zamandır İnstagram'da görüyordum bu kitabı... Tabi Sabahattin Ali'yi seven biri oalrak geçtiğimiz aylarda almıştım , okumak şimdiye kısmet oldu.

"Canım Aliye, Ruhum Filiz/ Sabahattin Ali" kitabı mektuplardan oluşuyor. Kitapta sadece yazarın eşine ve kızına yolladığı, hasret, özlem dolu mektuplarını okuyoruz. Aliye hanımın ve kızının mektupları yok sanırım kendileri istemedi yada başka bir sebepten ötürü. Belki de özel kalsın istediler.
Tabi bilenler biliyordur Sabahattin Ali çok genç yaşında suikasta kurban gitmiş bir yazarımız. Kırklareli'nde ülkemsinden kaçmak zorunda kalırken faili meçhul bir kaçakçı tarafından öldürülmüştür diye biliyoruz. Elbet gerçeği bilmiyoruz belki de hiç bilemiycez.
Ailesi için ne kadar acı bir olay..
Ki bu yazarımızın kalemi ne kadar güçlü, özellikle köylüye verdiği değer....

Allah'tan eserleri hala yaşıyor ve bizde kendisini okuyarak yad ediyoruz...
Aslında yazarın önce bu mektuplar kitabını okuyup daha sonra hikaye ve romanlarını okumak; kendisinin düşüncesini, yazarken hangi ruh hali ile yazdığını ve bakış açısını anlamak adına bir adım olabilir.

Bu kitap bittiğine göre yeni kitabıma başladım. Sahaf festivalinden aldığım Zülfü Livaneli'nin 29 yıl sonra tekrar düzeltmeler yaparak yayınladığı "Bir Kedi, Bir Adam,Bir Ölüm" kitabına başladım. 


10.11.15

Kapı Magda Szabo ve biten kitaplar...

Neyse ki gecikmeli olarak saatlerimizi geri alabildik. Sosyal medya da epey bi "saat kaç?"  geyiği döndü durdu. 😁
E tabi en çok da şu akıllı telefonların otomatik olarak kendini ayarlaması işleri,  düzenimizi bozdu. Duvarda ki saate bakınca başka telefona bakınca başka bir saat görünce olmuyor kardeeeşşşimm.... 
Bunların dışında bizde vaziyet aynı blog.  Kızımla hergün yeni güne yeniliklerle yeni davranış yada sözcüklerle başlamak hem keyifli, hem biraz da yorucu.... 

Bunun dışında pek yaptığım bişey yok. Geceden kafamda planlar  kuruyorum,  program yapmalar.....  Sonrası mı evde rutin hallere devam....  Bazen diyorum ki zaman hızla ilerlese kızım biraz daha büyüse..... Sonra böyle düşündüğüm  için üzülüyorum içim cız ediyor..... Çünkü öyle iyi huylu kızımıza var ki.....  Ona haksızlık  ediyormuşum gibime geliyor.... 

Rutin ev işleri sonrası ama bide Umay uyuduğu zaman Kapı Magda Szabo kitabını okudum ve bitirdim.
 Ve yazarın anlatım dilini, bakış açıını ve kurgusunu sevdim. Diğer kitapları da alınacak diye aklıma notumu da düştüm. Konu olarak her ne kadar sıradan, basit gibi gözüksede sanki olaylar yanı başınızda, sizin mahalleniz de geçiyor gibi hissediyorsunuz. Seviyorum böyle kitapları. Özellikle Hizmetçi ve evin hanımının diyologları, bakış açıları ve analizleri çok iyiydi. Okurken cümleleri, yorumları sizde düşünüyorsunuz onlar hakkında...







Bitirdiğim bir diğer kitapta İtalyan Edebiyatına ait, yazarı Italo Calvino'nun Sandık Görevlisinin En Uzun Günü kitabıydı....
Sanırım yazarın yanlış kitabı ile başladım. Çünkü bu kitap nasıl desem sarmadı. Tamam siyaseti pek sevmem ve ilgilenmem ama içinde ki anlatım dili sıkıcı geldi biraz bana. Yazara haksızlık etmemek adına başka bir kitabını daha almaya karar verdim.


Aslında bu yazı size geçtiğimiz hafta yazıldı ama ancak bugün yayınlama fırsatı bulabiliyorum. İdre edin artık beni ve bölük bölük yazılarımı.
En kısa zamanda kafamdakileri daha iyi yazıya dökmeyi düşünüyorum...

Şimdilik bana müsade....

İyi geceler blog....