26.8.15

Biten kitap; Baragan'ın Dikenleri Panait Istrati

Bu sene kışa iyi hazırlandım. :)))
Kışlık domates soslarımdan sonra kahvaltılık biber soslarım da hazır...
Dün sabahtan pazara gittik, malzemeler alındı ve eve gelip sos yapıldı. Gerçi bu sosu, işin erbabı Nesrin Ablam yaptı. Ellerin kolların dert görmesin Nesrin Abla. Bizde yardım ettik ama büyük iş ondaydı.

Bu arada uzun zamandır televizyon izlemiyorum. Sosyal Medyadan gördüğüm kadarı ile yine şehitlerimiz çoğunlukta ve Allah ailelerine sabır versin. Ve sanırım seçime gidiyoruz. Düşünün bu kadar kopuğum haberlerden. Televizyondan hoşlanmıyorum bana büyük bir zaman kaybı geliyor. İzlediğim programlar elbette var ama haberlerin yanlı olduğunu düşündüğümden izlememeyi tercih ediyorum. Hepten izlemiyorum değil ara da sırada izliyorum. Sanırım bunda yaz ayının da etkisi var. Kışın daha çok izliyorum tartışma programlarını ve haberleri........
Ülkemiz için, vatanımız için herşeyin hayırlısı olsun.....


Biten bir kitabımdan da bahsedeyim yazımın sonunda size :)

Bence bu yazarı seven ya çok sever ya hiç sevmez. Bende öyle bir izlenim bırakıyor nedense.
Beni soracak olursanız sevenlerdenim.
Basit, yalın ama analizleri iyidir yazarın. Anlatım dili sizi sıkmaz, tamam bazen sıkabilir. :)
Ama okumaya devam edersiniz elinizden bırakacak kadar sıkmaz.

Daha doğrusu her kitabında değil. Ben yazarın daha önce Akdeniz ve Kira Kiralina kitaplarını okumuş ve sevmiştim.



Bu kitabında da yazar;


15 Yaşında bir çocuğun gözünden hayatı, Romanya'yı, yoksulluğu, aile hayatını, çalışanların ve bir ekmek için neler yapılabileceğini aktarıyor. Tabi zorlu yaşam koşulları da cabası.

Yine de kahramanımız umutsuz, mutsuz değil. Yorumları ile sizi düşündürebiliyor yer yer...

Kitaptan bir alıntı:


Bunu fenalık olsun diye söylemiyorlardı ama ne de olsa bana dokunuyordu. Ben merhameten 'sokaktan alınmış' bir çocuktum. İnsan on beş yaşında olur ve o yaşta çok acılara katlanmış bulunursa böyle bir şey işitmek pek de hoşuna gitmez. Bunlar insanın içinde birikerek yüreğini kabartır ve Lateni'deki küçük kulübeyi, ölmüş anayı ve kaybedilmiş babayı düşündürerek adamı ağlatır."


Özeti;


Panait Istrati romanlarında çoğunlukla yolculuklarını anlatır. Fakat gezdiği ülkeler değil, tanıdığı insanlar ön plandadır. Yapıtları kendi yaşamıyla bütün insan kardeşlerinin çektiklerinin son derece içten, dürüst, gösterişsiz karışımıyla oluşturulmuş; bir bakıma Balkanlar'da yazılmış "Memleketimden İnsan Manzaraları"dır. Pek çok dilde okunan, sevilen bir yazar oluşu da bunu doğruluyor gibidir. Istrati, Baragan'ın Dikenleri'nde zorlu koşulların hüküm sürdüğü Romanya topraklarında yaşanan yoksulluk ve eşitsizliği anlatır. Baragan'da insanlar bir lokma yemeğe muhtaç, köle gibi yaşarlar. Oysa ağalar, devletin ileri gelenleri ve zenginler refah içindedir. Baragan'da yaz sona ererken kuzeyli rüzgârlar sert kışın ve karın gelişini haber verir. Dikenlerin büyük yolculukları da işte o zaman başlar. Tüm Baragan'ı bir uçtan diğerine kat ederler. Peşlerine de "yitip gitmeye" ya da "altına girilecek bir çift kanat aramaya" kaçan yoksul çocukları sürüklerler. Istrati, Baragan'ın kıraç topraklarında kıtlığın, toplumdaki güç eşitsizliğinin ve yaşanan gerginliklerin öyküsünü yoksul bir çocuğun gözünden anlatıyor.


 
 



24.8.15

Soslar, kışa hazırlık ve doğum günü :)))

Oyyy oyyyy hava miss missss benim için. Hatta Umay için bile. Kızçem o sıcak, kavurucu günler de hep uykuya yerlerde uzanarak geçti.
Anladım ki bir kez daha yaz havası İstanbul'daysan çekilmiyor. Anca tatil yöresindeysen güzel geçiyor. O denizin sesi, havası ve tatil psikolojisi iyi geliyor bana. Yoksa buralarda yazın bir fena.....
Neyse birkaç gündür iyiyiz. Hatta akşamları üşüyorum bile... Şikayetçi değilim. :)

Ee yazmayalı ne yaptın derseniz( ki bilmiyorum der misiniz? )
Kızım düzeldi. Bu sefer de ben nezle oldum hemde fena. Neyse ki şimdi biraz daha iyiyim. Yine burun akıntım var ama en azından başım ağrıdan çatlamıyor. O haldeyken bile birşeyler yaptım. Mesela; kışa hazırlık. Salı pazarından 25 kilo domates aldık. İçine katmak için de kırmızı biber. Sonra ben biraz gündüz biraz gece kızçem yatınca iki tencere de domatesleri dörde bölüp, içlerine de kendi damak tadıma göre kırmızı biber atıp önce 1 saatten biraz fazla kaynattım. Sonra blendır ile vıztt vızztttt yaptım sonra bir saat daha kaynattım, tabi indirmeme yakın tuz ve biraz zeytinyağı ilave ederek kaynattım. Sonra da hoop kavanozlara boşalttım ve yerlerine kaldırdım. Kışlık domateslerim hazır. Şimdi ben daha önce yaptığımda sırf domates kaynatıyordum ama Nesrin Ablam dedi ki; hem kıvamlı olması açısından hem lezzet açısından kırmızı biber eklemek şart. Bende söz dinledim ve öyle yaptım.
Şimdi sıra kahvaltılık biberli sos yapmada. Oda yarın yapılacak. Bu sene çok hamaratım çookk.

Onun dışında ayın 19'unda doğum günümdü. Tabi doğum günü nezle ve baş ağrısı ile geçirdim hatta kız uyuyunca bende uyudum.
İnsanın hayatında ailesinden sonra sevdiği dostları, arkadaşları olmalı. Ki bu konuda şanslı kişilerden biriyim. Bana da sevdiğim dostlarım birgün öncesinden doğum günü süprizi yaptılar. nasıl mutlu oldum anlatamam. Siz hep hayatım da olun emi... :)
Sonra ki günde Nesrin Ablam ve Müge Ablam pasta kestiler süpriz yaparak.
Ailem, dostalrım, hepinizi çok seviyorum ve hep hayatımda olun istiyorum.

Eee yaş derseniz 36'dan gün aldım efendim söylemesi ayıptır. :))

Öyle çok şey öğrendim ki şu koskoca 36 yılda...

 Öyle işte blog. Aşağıda okuduğum kitapları da tanıtıp kaçayım. Malum ütü beni bekler, ellerimden öper. :)

İyi geceler yazımı okuyan, tanıdığım, tanımadığım okur. :)))


Emre Kongar'ı bilen bilir, üslup bakımından konuşması gibi yazmış ve okunması kolay, anlatım dili sade ve tarihiteki önemli olayları da sade bir dille anlatmış. Hem belgelerle hem okudukları ile.
Kitabın özeti ve içindekiler ise şöyle;
Tarihe bakarken genellikle hangi yanlışlar yapılır? Türkler isteyerek mi Müslüman oldular? İslama laikliği kimler getirdi? Osmanlı’da inançları yüzünden kimler yakıldı? Osmanlı İmparatorluğu Müslüman olduğu için mi çöktü? Ermeni trajedisi bir soykırım mıdır? Niçin? Abdülhamit: “Kızıl Sultan” mı, “Ulu Hakan” mı? Vahdettin “hain” miydi? Amerika hangi Lozan’ı kabul etmedi? Atatürk niçin yalnız bir liderdi? Menderes bir “Demokrasi Şehidi” midir? Askerler siyasette ne tür tarihi roller oynamıştır? Atatürkçü aydınlar niçin öldürüldü? Prof. Emre Kongar, bu ve benzeri ilginç soruların yanıtlarını, hem resmi, hem de gayri resmi tarihi eleştirerek veriyor.




Diğer kitabım ise Sinan Yağmur'un  Aşkın Meali 2 İbrahim Ve Hacer.

Yazarın diğer kitaplarını da beğenerek okumuştum . Hele Mevlana ve Şems'i öyle güzel anlatmış ki... Kelimleri güzel kullanan insanları, yazarları seviyorum.
Bu kitapta yazar yine duygusal, anlamlı sözlerle ve Kuran-ı Kerim'den alıntı yaptığı ayetlerle anlatmış; İbrahim'i, Sare'yi, Hacer'i ve kurban vereceği İsmail'i....

Ama birşey eksik gibiydi ne derseniz henüz bende bulamadım. Ama okurken sıkılmadım da sadece kapağı kapattığımda böyle hissettim...


Ve şuan okuduğum kitap ise Baragan'ın Dikenleri. Bitmesine az kaldı yorumumu diğer yazıda anlatayım dimi... :)))

17.8.15

17 Ağustos'da yaşadığım olay....


17 Ağustos 1999 gecesi evde yalnızdım. Çalıştığımdan dolayı annemlerle tatile gidememiştim. Akşamları ışıklar açık uyuyordum korkmamak için. O gün ilk defa ışıkları kapatıp yattım korkumu yenmek ve yalnız kalmaya alışmak için.
Ve ne hikmetse tüm camları da açık bırakmıştım " ne olur ne olmaz" diye... Ve o gece yıkımı, kayıpları büyük bir deprem oldu.... Birçok kişi sevdiklerini, evlerini herşeylerini kaybetti.
Tabi ben depremi anlamadım, diyeceksiniz ki öyle bir sarsıntıyı duymadın mı? Vallahi de duymadım.

Hatta depremden nerdeyse bir on dakika önce uyumuştum. Tek duyduğum bir çığlıktı. Alt komşumuzun kızı bağırıyordu. Deprem haftasından önce ki hafta evlerine balkondan hırsız girmeye çalışmış ve karşılaşmışlar hırsız da kaçmıştı.
Dedim herhalde yine hırsız girdi bağırıyor komşu kızı.....
Sonra sesler geliyordu. Kapılar zangır zangır titriyor, yalnız uzunnnnnnnn zamandır deprem yaşamamış biri olarak anlayamadım. Sesler gelince camdan bakayım dedim; herkes bahçede. Pencere de gidip geliyor ama bende hala jeton düşmedi.
Kapıların sallanması için kendi kendime yorumum; herhalde hırsız görülünce kaçıyor ve bizim kapıları sallıyor diye garip bir düşünceye kapılmıştım....
Gençlik ve uyku sersemliği işte..................

Sonra komşular aşağıdan bana bağırmaya başladılar; Gülşahhh sen evdemiydin? Çabuk in aşağıya deprem oluyorr..........
DEPREM OLUYORRR........?????

Hemen ilk aklıma gelen kimlik, cüzdan ve telefon oldu , giyinip indim aşağıya.

Göcek'deki tanıdıklarımız annemlere haber vermişler, İstanbul'da büyük bir deprem olmuş, yer yerinden oynamış, taş üstünde taş kalmamış diye.....

Tabi siz düşünün sonrasını....

Sonra babamlar arıyor ama telefonlar çekmiyor, tam iyiyim baba diyeceğim pat telefon kapanıyor. Yengemleri aramışlar ama benden haber alamıyorlar....

Neyse uzatmayayım....

Birde kardeşim o yıl lise sonda okuyordu. Okullarında deprem bilgilendirilmesi yapılmış ve olası büyük bir deprem beklenildiği, önlem alınması gerektiği gibi konularda bilgi vermişler çocuklara.
Kardeşim de eve gelip; biliyor musunuz yazın büyük bir deprem bekleniyormuş" dedi.
Bizde "hadi ordan ne depremi? nerden bilecekler zamanı gibi yorum yapmıştık...

Ne kadar yanılmışız meğersem uzmanların, devletin haberi varmış.... Keşke televizyonlar da daha çok bilgilendirselerdi toplumu....

Ben ogün çok şükür Rabbim'e hiçbir şey hissetmedim, hissetmediğim için de o korkuyu  yaşamadım.
Ama yaşayan insanların yüzündeki ifadeyi, endişeyi, korkuyu GÖRDÜM...
Sonrası haberlede gördüklerim/iz...

Ocağı sönenler...... Belki ben yaşamadım ama o acının bıraktığı hissi hep yüreğimde hissettim, her haberlerde gördüğüm yüzdeki acıyı kalbimde hissettim.

Allah bir daha böyle acılar, böyle afetler yaşatmasın.

O gün vefat edenlerin mekanları cennet olsun.

Şimdi neyden korkuyorum biliyor musun Blog?

Doğayı çok hırpalıyor, bu dünyanın tek sahibi bizmiş gibi davranıyoruz. Ve bir gün yine bize kendini hatırlatacak DOĞA... bende varım ey insanoğlu heryeri kendi mekanın sanma diyecek... diyecek.... ve demesi çok doğal......

......................

İyi haftalar....


10.8.15

Yanlış Alarmmış...

Ve bizim diş ateşi sandığımız  ateş bizi kandırmış.
Meğersem bizim kız rüzgar almış ve kulak ve boğaz iltihabı varmış.
İnternette okumuştuk ki birçok anne de yazmış. Eğer diş ateşi sandığınız ateş bir iki güne geçmiyorsa doktora götürün diye. Bende/izde takibe almıştık. 4.günün akşamı Umay'da öksürük başladı ve sesi çatallaştı.
Tabi bizde kıllandık acaba başka bir şey olabilir mi diye? Ki iyi ki işkillenmişiz...
Aslında bizi yanıltan Umay'ın hiçbir şekilde hastalık belirtileri olan keyifsizlik, uyku hali yada kulağını tutma durumlarının olmaması. Hatta hani sebepsiz ağlasa ağrısı olduğunda bağırsa koştururduk doktora. Sadece gece ateş olması ve diş çıkarma ayında olması  bizi engelledi.
Hoş doktoru ilk günlerde getirseydiniz belli olmayabilirdi dedi.  Bizde dedik ki ilk günler öksürük olmayınca biz hiç hastalıktan şüphelenmedik.
Neyse ki kızın huzurunu kaçırmadı bu durum.
Anlamış oldum ki bebeği yada çocuğumuzu çok iyi gözlemlemeliyiz. 
Cuma kontrol var bakalım kulak ve boğaz  ne durumda?

Tabi bizim kızın keyfi yerinde olunca hop Bursa kaçamağı yaptık arkadaşlara. İnsanın yanında rahat olduğu, kasmadığı dostlarının olması çok önemli. Gittiğimiz ev bahçeli olunca amanın Umay'a gün doğdu hep bahçedeydi hoş bir tek o mu bizde hep bahçedeydik. Bi yatmaya girdik eve.
Umay da kovalarıyla toprakta oynadı. Bide hamak keyfi yapmaktan vazgeçmedi. Bu kızın keyifli huyu aynı ben. ��������
Bilenler biliyordur Bursa'da; bizi ikidir Dobruca Kaya Tesisleri diye dere kenarı bir mekana götürüyorlar ki harika bir yer. O suyun sesi, o yeşillikler içinde ki masa da semaverden çay içmenin lezzeti.... Anlatamam size. Tabi masadaki dost sohbetini yazmama gerek bile yok.
Yolunuz Bursa'ya düşerse muhakkak gidin. Yemekleri de çok lezzetli.
Bugün öyle güzel bir doğa dan eve dönmek zordu ve blog.....
Kız uyudu,  bloğumda yazdım haydin bana müsade.
İyi geceler iyi haftalar olsun.

5.8.15

Ateşli günler....Bebeğim diş çıkartıyor....



Veee diş çıkarma ateşi ile başbaşayız cumartesi gecesinden beri.
Gündüzleri pek sorun yok keyfi yerinde, gülüyor oynuyor. Tek sıkıntımız iştahsızlık ve derin uykuya geçememe.
Ateşimiz genellikle 37.6 ya kadar çıkıyor geceleri ama değişken. Emdikten sonra düşüyor. Bide Allah'ım bu ateş niye hep geceleri çıkıyor? :((((

İnternette bayağı bir araştırdım. Birçok sitede yazanlara bakılırsa doktorların genel görüşü; diş çıkarma evresinde ateş olmuyor. Ateş bazen bazı hastalıklarında habercisi olabilirmiş. O yüzden sıkı takip etmek gerekiyormuş.
Zaten anne yavrusunun bu durumunu ister istemez öyle sıkı takip ediyor ki...
Şimdilik gözlemlediğimiz kadarı ile Umay'ın belirtileri diş yönünde.
Evet bizde ishal olmuyor ama devamlı emme isteği ve iştahsızlık baş rolde.
İyi ki diyorum iyi ki emziriyorum. Yoksa gün boyu yediği şey o kadar az oluyor ki bu dönemde. Hatta bazen sadece sabah yediği azıcık kahvaltı ile duruyor.
Bende devamlı emziriyorum. Yazılanlara göre emzirmek çok faydalıymış. Özellikle ağrısını azaltmakta ve karnı doymakta.
Ve iyi ki bu diş çıkarma dönemi yaz ayına denk geldi. Eşim evde olmasa yalnız başıma çok zor olurdu benim için. Yalnız olanların Allah yardımcısı olsun.
En azından mümkün olduğunca geceleri zorda olsa eşime yat diyorum çünkü uyansa bile Umay sadece beni istiyor emdiği için. En azından diyorum sen yat eşime sabah ben dinlenirim sen Umay ile ilgilenirsin. O da sağ olsun bana o kadar destek ki.
Bu dönemi stressiz atlatmama yardımcı oluyor. Çünkü Umay devamlı emdiği için enerjim çok düşüyor bide uykusuzluk eklenince üstüne sormayın gitsin...
 Bugün biraz daha iyi çünkü çok az Calpol verdik. En azından biraz uyur ve güç toplar dedik. Onun dışında eşim de bende her ateşde her burun akıntısında ilaç vermekten yana değiliz.
Vücudun bağışıklığı, direnci için ilaç vermiyoruz ve devamlı emziriyorum.
Evet sabır istiyor bu dönem çünkü çocuklar, bebekler çok huysuz oluyorlar bu dönemlerde.
Ama sabretmek gerek oların sağlığı için, sağlıklı gelişimi için. Yoksa bizde huysuz olursak eminim bebeğimiz daha bir huysuz, huzursuz olur. Herşey onlar için.
Öyle işte blog, biz bu aralar ateşle mücadele halindeyiz.
Haydin ben kaçtım, hazır kız uyurkene bende dinleneyim. :)
İyi akşamlar herkese. :)