30.9.15

Kavim Ahmet Ümit, Cinderella, Hızlı Ve Öfkeli 7, Kung Fu Jungle veee bizzzzz... :)

Veee Sonbahar tatlı tatlı yüzünü gösterdi. Şikayetçi miyim? Aslaaaaaaaaaaaaa.
Üşümeyi, üstüme bir şey alıp dışarı çıkmayı özlemişim. :)

Yağmurlu ve serin havayı seviyorum. Yağmurun sesini dinledim dün balkonumda. Kızçem uyuyunca kitap, kahve ikilisini yanıma alıp kendimi balkonuma atıyorum. Ve esen hava da kah gözlerimi kapatım içimi dinliyorum havanın sesi ile birlikte kah kitabımı okuyorum. Eğer böyle ufak kaçamaklar yapmazsam günler zor geçer benim için sanırım. Çünkü şu aralar havalardan dolayı pek dışarı çıkamıyoruz kızçemle, birde bunları yapmazsam çok sıkılır içim çokkkk.....

Bayramı da geçirdik çekirdek ailemle. Sabahtan kayınvalideye kahvaltıya gittik. Öğlen de kardeşimgiller geldi. Güzel bir sofra kurduk el birliği ile ve keyifle akşamı ettik. Çok seviyorum böyle toplanmaları....
Ertesi gün de gidilecek bir kaç yer vardı onları ziyaret et, komşularımızı da ziyaret ettik elbette. Yoksa bayram havasını nasıl aşılardık kızımıza. Büyüklerimize gitmek, secdiğimiz görüştüğümüz, arkadaşlarla, komşuları ziyaret etmek çok keyifli. Çalınan kapılarımız hiç susmasın bence. :))

  Umay'ı ikinci gün Bostancı Lunapark'ına götürdük. Akşam üzeri götürdük ki o renkli ışıkları görsün. :)
Açıkcası içten içe biraz tereddütlerim vardı; acaba ürker mi, korkar mı? Ağlar mı? binmek istemezse ya korkupta... diye...
Ama nerdeeeeeee. Akıllı kızım benim ya. Etrafını " aaaaaa" diye diye bakınıp durdu. Bineceği hepi topu üç şey vardı onlara da ma aile bindik. Çoook keyifliydi Umay, tabi onunla bizde keyiflendik. Seneye daha bir keyifli olur lunapark artık bizim için. Çook kalabalıktı. Eee tabi ki bayram çocuklar için benceeeee.

 Kitaplardan da Kavim/ Ahmet Ümit kitabı bitti. Valla çok heyecanla ve keyifle okudum kitabı. Ama bu ara üst üste o kadar çok A.Ümit kitabı okudum ki aa vermemin zamanı geldi sanırım. Birde evet polisiye romanında usta bir yazar, katili saklamayı ve ters köşe yapmayı okura çok iyi biliyor. Ama bence biraz ara vermeli polisiye romanlarına. Çünkü artık yazım dili çok aynı olmuş... Bu kitabında da dinler adı altında işlenen ama asıl amacı farklı olan bir cinayeti anlatmış yazar. Ve tarihi romanlar konusunda daha çok kitabı olmalı sevgili Ahmet Ümit'in. Çünkü hiç sıkmadan işliyor konuları.
Kitabın konusunda daha fazla bilgi gelmiyo benden biliyorsunuz. :) Tek diyebileceğim okuyun güzel bir kitap.



Filmlerden de bir klasik olan Cinderella'nın yeni çekimini izledik. Hikaye bildik olunca fazla birşey beklemeden bir izlenimlik film olarak ara fil diye izledik.
 Veee serini son filmi olan Hızlı Ve Öfkeli7 yine benim için tabi çok keyifliydi. Görsel sahneler ve yarışlar çok heyecanlıydı. Nedense bu seriyi çok sevdim :))

Dün izlediğimiz bir diğer film ise Kung Fu Jungle idi. Özellikle sizde uzak doğu filmlerini ve öğretilerini seviyorsanız bu filmi beğenirsiniz.
Çok istiyorum uzak doğuya gitmeyi. Öğretilerini kendime çok yakın bulduğumdan sanırım. Bu filmde de dövüş sanatında uzman olan bir öğretmen dövüş sırasında karşısında ki kişiyi istemeden öldürür ve hapse girer. Başka bir dövüş sanatı konusunda uzman olan kişi de kafayı bizim bu ustaya takar ve dışarı çıkması için şantaj yapar. Amacı büyük ustayla dövüşmek ve onu öldürüp kendisinin usta olduğunu kanıtlamak. hapisteki öğretici de polisle iş birliği yapıp dışarı çıkar ve olaylar gelişir.
Kung Fu harika bir dövüş sanatı. O hareketler, o içe dönüşler  çok önemli.... Araştırıyım da öyle detaylı yazayım dimi ama blog. :))

Öyle işte eylül ayını bitirdik neredeyse. Bizde haberler böyle, sizden naber blog?.

21.9.15

Uçurtma Avcısı Filmi...





Dün gece sinema kanallarını gezerken "Uçurtma Avcısı" filminin başlayacağına denk geldim. Sevinmedim desem yalan olur.
Çünkü kitabını okumuş, hatta yer yer bazı paragraflarda göz yaşı akıtmış ve bir solukta okumuştum kitabı. Hatta blogda yazdığımda " filmini izle" diye yorum yazanlar olmuştu.
Bir türlü kısmet olmamıştı. Ve dün görünce de çok sevindim. Ve saatimi ayarlayıp filmi bekledim.

Tabi biraz beklentim yüksekti filmden. Çok fazla detaylar yoktu mesela. Kitapda olan ama filme yansımayan çok kare vard. tamam diyeceksiniz ki kitap ile film çekimi aynı olmaz diye ama öyle değil. Film de bir kareyi o kadar çok dakika işlemişler ki diğer konulara zaman kalmamış gibi... Bilmem izleyeniniz var mı? Varsa ne düşünüyor?

Oysa kitapta anlatılan arkadaşlık, sadakat, ihanetden çok Emir'in gözünden kendi yaşadıkları ve kendi psikolojisi anlatılmış. Kitapta ikisinden de parçalar çoook fazlaydı.
 İzledim ve yine bazı sahnelerde gözyaşımı tutamadım........ Bir kere izlenecek filmlerden oldu. Eğer kitabı okumadıysanız önce kitabını okuyun bence.

 

Tabi filmi izlerken Afgan halkının çektikleri, çocukların ve kadınların özellikle yaşadıkları içler acısı.... Ne kadar zor bir yaşam sürüyor Ortodoğu'da ki insanlar..... Eminim hala geçerli olan şeyler vardır sadece filmde olanlar değil daha gözümüzün görmediği ne yaşam biçimleri vardır. Allah yar ve yardımcıları olsun. 

 

 İşte böyle noktaladım dün geceyi.... Filmden karelerle yattım gece ve hep düşündüm orda ki yaşamı, hayatı, çaresizliği, molla yönetimini...

17.9.15

Kısas-ı Enbiya / Hazırlayan: Orhan Duru

Üşümeyi özlemişim blog. Bloğumu takip edenler bilir; severim ben sonbaharı, Ruhum da hüzne yakın olduğundan bu mevsimi kendime yakın hissederim. :)
( bu arada gündemi, Suriyelileri, yaşadıklarını unutmuş değilim. Tv den takip etmesemde hep aklımda ve dualarımda ....)

Kitaplardan Ahmet Ümit'in Patasana kitabına devam. Akıcı mı evet akıcı ama sanki hep aynı gibi geldi bana kitapları yazarın. O yüzden biraz elimde sürünüyor gibi oldu kitap...

Bende araya diğer kitaplardan ekleme yaparak devam ediyorum bu kitaba... Gerçi bir tek Kavim kitabı kaldı bende olupta okumadığım sanırım onuda okuyup uzunnn bir süre ara vereceğim Ahmet Ümit kitaplarına...

Bu arada bitirdiğim diğer bir kitap ise

Kısas-ı Enbiya/ Hazırlayan Orhan Duru

YKY Yayınları

Orhan Duru, "Türkçe hikâye"nin kaynaklarına tutkun bir yazarımızdı. 1979 yılında, kutsal kitaplarla geleneksel halk anlatılarında peygamber kıssalarının aldığı biçimlerin ve aktarıldığı Türkçenin günümüz öykücülüğüne esinler getireceği inancıyla, bu güldesteyi hazırlamış, yine bir başka öykücümüz Cihat Burak ona desenlerle eşlik etmişti.

"Hep duyup da adını koyamadığımız kaynağı burada bir ucundan yakalıyoruz. Yaradan, yaratı, yaratılış, yaratıklar, yedikat yeryüzü ve gökyüzü, devinen yıldızlar, insanın ortaya çıkışı, yalvaçlar, Babil kulesi, Nemrut, Süleyman ve Belkıs, Anka ve Hüdhüd kuşları, Yedi Uyuyanlar, hepsi bir arada. Neredeyse büyülü bir kurgu evrenindeyiz."
(Tanıtım Bülteninden)


Özellikle kullanılan dönemin öz türkçesine hayran kalmamak mümkün değil. Tabi fazla reklamı yapılmadığından kitap biraz gölge de geride kalmış...

Güzel ve akıcıydı kitap. Mesela kitapta ki ilk öykü olan Yaratlış'ı okurken aklıma bir hikaye geldi.

İlk depremi ilkokula giderken tanıdım. Öyle büyük bir deprem değildi ama hissedilir cinstendi.
Neyse, arkadaşlar arasında şöyle bir hurafe vardı.
Güye toprağın altında yaşayan bir öküz vardı hemde kocaman. O döndüğünde yada hareket ettiğinde deprem oluyordu.
Nerden duymuştuk yada bize kim söyledi hiç hatırlamıyorum ama bu hikaye beynimde iyi bir yere sahip. Baksanıza hiç unutmamışım. :)

Lokman Hekim'in kıssası ve öğüdü çok hoşuma gitti sizinle de paylaşmak istedim.

Kitapta tek sevmediğim şey minyatür çizimlerin çok karanlık olması... Onun dışında kitabı ve anlatım dilini hayranlıkla okudum diyebilirim. Zati bu kitabı da sanırım YKY de dolaşırken raf arasında görüpte alınıp okunuyordur diye düşünüyorum..

İyi geceler blog....







14.9.15

İzlenesi filmler....

İyi haftalar blog.

Sonbahar kendini ne güzel de hissettirdi değil mi? çok severim esen havayı ve yağmuru. Tabi camdan izlemesi de ayrı bir keyif. Gündüzleri değil ama akşamları kız uyuduktan sonra camdan içeri dolan esen havanın kokusunun hissettirdiği tarifi anlatamam.....


 Eee tabi ruhumun bir tarafı hüzün olduğu için de seviyorum bu mevsimi galiba.....

Bu aralar eşimle uzun zamandır film izlemediğimizi fark edip, hatta ne kadra özlediğimizi anlayıp kendimizi evde sinema izlemeye adadık diyebiliriz.  :)))

Ya kızçemiz uyuduğunda izliyoruz geceleri, yada gündüz ayaktaysa biraz filmi bitiş saatinden yarım saat kırk dakka uzatmalı izliyoruz. :))) 
Fark ediyorum ki Umay ne kadar çabuk büyüyor. Biz film izlerken yanımıza gelip oturuyor ve izliyor yada oyuncaklarıyla oynuyor. :)

Neyse lafı uzatmayayım dimi....

İlk filmimiz; Stephen Hawking'in okul dönemi, sonrası ve evliliğini anlatan bir filmdi. 2014 yılı yapımı The Theory of Everything - Her Şeyin Teorisi filmi.


Özellikle filmdeki S.Hawking'i canlandıran çocuk çok başarılıydı.
İzlerken ve film bittiğinde anlıyorsunuz ki, kişi isterse imkansız diye birşey yok..... Belki biz olsak bu harika bilim adamının yerinde çoktan hayattan vazgeçmiştik.
Gerçi boşuna olmamış S.Hawking.... azmi, hırsı, başarma azmi, vazgeçmemesi, zaman teorisi..... İzlemdiyseniz izleyin derim. 


Diğer film ise
Interstellar/YıldızlarArası/ 2014 yapımı bir film. 

Tabi artık böyle filmler izledikçe bilim adamlarının, bazı kuruluşların başka gezegende hayat, yaşam aradıklarını düşünmem iyicene pekişiyor. Çünkü Dünyamızı biz insanoğlu yok etmek için herşeyi yaptığımıza göre, bir gün tükenecek dünya, doğa ve yaşam için başka yer gerekecek...

Filmin senaryosu Fizikçi Kip S. Thorne'nun evrendeki 'Solucan Delikleri' teorisinden ilham alıyor...
Güzel bir film izleyin derim.


İşte böyle blogger. Yazımı yazdım, tabi yazıdan önce evi temizledim, kızçemi uyuttum ee yeni yazı da geldi, şimdi sıra balkonda esen havanın tadını Patasana/Ahmet Ümit okuyarak çıkartayım dimi. :)))

İyi haftalar... :)



11.9.15

Gündem, Biten Kitap....Biz....

Gündem....
İçler acısı gündem.... Doğuda akşamları sokağa çıkma yasağı........ 
Yaşım gereği ne sıkıyönetime, ne sokağa çıkma yasağı günlerine denk geldim.... kişilere, topluma, gruplara neler yaşatır bilmiyorum. Ama anlamak için illaki yaşamam gerekmiyor diye düşünüyorum...
Ne zordur kim bilir oralar da doğuda yaşam..... Allah hepimizin Yar ve Yardımcısı olsun.... 



Biz bu haftayı biraz tatlı yoğunlukla bitirdik. Pazar günü çok sevdiğim/iz, canımız Mehmet Eren'in 2 yaş doğum gününe gittik. Zaman ne çabuk geçiyor, inanamıyorum. Bizim kız bile 1,5 yaşında oldu artık....
Herşeyi o kadar bilinçli ki artık, ne desek anlıyor ve cevap veriyor. İstemediği bir şey olursa çok net tavrını koyuyor. :)
 Yandaki fotoğraf geçen seneden. Şimdi kocaman delikankı oldu bizim oğlan ;))))
Hele hele bizim kıza bakın nasıl da küçükmüş anammmmm. :)))))
Buda doğum gününden ufak bir kare. Mumları üfledi bitanemiz. İnşallah hayatta hep ondan yana olur. Elbette hep başarı olmayacak, düşecek kalkacak ama ayağa kalkmayı, devam etmeyi hep bilsin inşallah. Sağlıklı ömrü olsun Mehmet Eren'im. :)
Seni çok seviyoruz tatlımmmm. :)


 Tabi bu doğum gününden sonra akşamına da hafta içi doğum yapacak olan arkadaşımızın moral yemeğine gittik. Çarşamba günü oda Yağız bebeği kucağına sağlıkla aldı.
Fark ettiniz mi bilmem kızımın arkadaşları hep erkek olacak. :))))


Bugün de Toprak Cem ve Sevdoş ziyaretimiz var. Eeee özleştik tabi canlarımla,... Hop haftayı bitirdik işte ::))))))

Rabbim ülkemize savaş vermesin, huzur ve uyum versin......
Hayırlı Cumalar blog.


Bu hafta Yaşar Kemal'in "Hüyükteki Nar Ağacı"  kitabını bitirdim.
Yine Yaşar Kemal kısa ama öz olarak sanayileşmeyi, tarımın nasıl bittiğini. çiftçinin açlığını, aş, iş arayışını, traktör karşısında verdiği mücadeleyi, şivesini öyle güzel anlatmış, yazıya dökmüş ki...
Fazla söze ne hacet, boşuna Yaşar Kemal olmamış....

Kitap hakkında;

Yaşar Kemal'in "doğa-insan ilişkilerini en iyi anlamda verdiğim yapıtlarımdan biri" dediği Hüyükteki Nar Ağacı, traktörün tarıma girmesiyle birlikte işsiz kalan yarıcılar ve mevsimlik işçilerin dramını konu alıyor. Kapitalizmin Çukurova'ya düşen büyük gölgesi, her satırla görünür kılıyor.
"İşte bu romanı ve Yaşar Kemal'in pek çok yapıtını güçlü kılan şey şu 'doğa-insan ilişkisi' sözlerinde saklanıyor. Çünkü Yaşar Kemal bu ilişkiye insanın en temel, en eski, dil yaratma yetisiyle özdeş bir niteliğiyle yaklaşıyor. Mitos yaratmak..."
- Güven Turan-
"Hüyükteki Nar Ağacı adlı romandaki tüm unsurların büyüleyici olması dışında Yaşar Kemal bu romanında kainatın dışından kelimeleri ve Anadolu'da gizlenmiş mikrokosmos hayatlar ve hayaller ile epik yazarların kosmosunu yaratmayı başarmış."
- Frankfurter Allgemeine Zeitung



Sayfa Sayısı: 102

Baskı Yılı: 2015


Dili: Türkçe
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları

6.9.15

Bizden haberler... :)

Geçen hafta piknikteydik. En sevdiğim,  benim için ailem olan Nesrin Ablam ve Müge Ablamlarla üç aile Beykoz tarafında ki korulardan birindeydik.  İnsanın çevresinde birkaç komşudan öte dostları olmalı.  Kapısını çekinmeden çalabileceği,  güvenebileceği kişiler dostu olmalı. Aslında bu konu hakkında yazı yazacaktım fakat bildiğiniz üzere yüreğimizi dağlayan fotoğraftan sonra aklım allak bullak oldu.
O yüzden şimdilik bu konu yüzeysel geçiliyor ben deniz tarafından. 
Bu güzel havalarda anne babaların çocuklarını gezmeye diye,  dışarı diye AVM'lere götürmesini bir türlü anlayamıyorum. Varsa imkanınız yeşilliklerle haşır neşir edin hem çocuklarınız hem kendinizi.  İllaki uzağa değil yakınınızda ki çimeni değerlendirin efendim. Serin örtüyü yere,  evden birkaç yiyecek hazırlayın, çocuğu da sevdiklerinizi de katın önünüze hop doğru pikniğe.....
Tabi ben bu piknikte, uzanıp çimene yada bir ağaç gövdesine kitap okumayı çooook isterdim ama şimdilik ertelediğim,  ertelemek durumunda olduğumdan içimde tuttum. Elbet o keyfinde bir zamanı gelecek.....
Onun dışında bu hafta yine sıcaklarla ve bi evde bi dışarda geçti. Kitaplardan okuduğum ; Doğmayacak Çocuğa Mektup/ İmre Kertez " beni çok daralttı. Sanırım doğru zamanda okumadım... 
Evet yazarın anlatım dili biraz sıkıcı ama içerik iyi. İyi de bana iyi gelmedi işte.... 
Diğer kitabım sevgili blogger Lale Ablanın son buluşmamızda,  yine yeniden kitaplığından getirdiği; Latife Tekin' e ait olan Ormanda Ölüm Yokmuş " kitabıydı. Yazarla tanışmama yine Lale Ablam vesile olmuştu ve ben dedim ki kendime nasıl tanımam ben bu yazarı...
Tekrar teşekkür ederim Lale Ablacım.
Size şunu çok net diyebilirim ki mutlaka ama mutlaka yazarın bir kitabını okuyun. Pişman olmazsınız.
Konusuna fazla girmiyorum çünkü kendimde şunu fark ettim zaten bir çok sitede kitabın özeti var,  bu kitabı da okuyan olduğu kadar okuyacak olanlarda var. O yüzden sadece kitaplardan bahsederken kendimce olanları anlatmayı seviyorum. ☺
Bu kitapta yine yazar döktürmüş. Okurken resmen o hüznü,  o sıkıntıyı ve o çözümü. Bir kere yazar hem kadın hem erkek psikolojisini çok iyi analiz edip cümleler kuruyor düşünceleri, olaylara bakış açıları üzerine. Her ne kadar bu kitabında kasvet ağırlıkta gibi gözüksede öyle vurgun,  felsefi ve düşündürücü kelimeler cümleler var ki anlatamam.... Bitmesin hemen diye yavaş yavaş okudum kitabı resmen....
Onun dışında geçen 3 gün sularımız kesikti mahvolduk resmen....  Tatlı suyla değirmeni döndürdük. Neyseki  geldi de rahatladık.
Bende madem oturuyorum gündüzleri de dedim ne zamandır gazete alıp okumuyordum. Kendime bir güzellik yapıp Cumhuriyet Gazetesi yanına da Kafa dergisi aldım. Keyifle inceledim, okudum /yorum. 
İşte böyle blog ben yazımı yazar ve kitabıma kaçarım.
İyi geceler iyi  pazarlar şimdiden...  :))

4.9.15

Ölüm..........hemde en acısından.................

Hepimizin şahit olduğu bir fotoğraf karesi var.
Şuan buraya yüklerken bile boğazım düğümlendi, içim tekrar tekrar acıdı...
Mülteci olmak, savaştan kaçmak..... kendimi koyuyorum onların yerne ve fena oluyorum......
Allah kimseye evlat acısı yaşatmasın.... Dini, dili, ırkı ne olursa olsun.

Çok şey yazıldı, çizildi, kınandı..... çözümler olmadıkça neye yarar ki......

Düşünüyorum, düşünüyorum işin içinden çıkamıyorum. Ne zaman ülke olarak bu hallere geldik.
Ki bizler kürt, alevi, sunni, boşnak komşularımızla iç içe yaşayan bir milletiz. Hatta Avrupa Yakasında oturanların komşuları arasında Ermeni, Yahudi, Hristiyan'ı bile vardır.
Hiç hatırlamıyorum eski komşuluklarımız da; komşularımızla mezheplerinden dolayı sorun yaşadığımızı. Genelde sorunlar politikacılar, siyasetçiler arasında oluyor.
Fakat son yıllar da sokaklara taştı, terör olayları arttı, hele de doğuda bir çok evin ocağına ateş düştü, bağırları yandı anaların.........,,

Öyle korkuyorum ki savaştan......

Diğer blogdan Güngör paylaşımının başlığını ve içeriğinde öyle güzel anlatmış olanları. Yazısının başlığı;
Bizi Allah'a Şikayet Et"... demiş. Gerçekten de şikayet etsin ölen yavrularımız insanlığımızı, bencilliğimizii.......

Daha fazla yazamayacağım....... bu konu hakkında. Tek dileğim savaşlar biran önce bitsin ve bu insanlar göç etmek zorunda kalmasınlar yurtlarından......