26.10.15

Biten kitaplar... Derviş Evi , Ayın En Çıplak Günü, Sizin Hiç Maviniz Var mı? Ve yeni kitap..

 Yine sık sık yazmak istesem bile ara vermeye başladım... günler nasıl akşama bağlanıyor anlayamıyorum gündüzleri... işler bitip, Umay ile oynayıp sonra da öğlen uykusuna yatırınca ya yemek yapıyorum ki yemeğimi geceden yapmak daha işime geliyor; eğer yemeğim varsa sessizlikte oturuyorum.. bazen de kitap okuyorum, blogları okuyorum...

Tabi yazmadığım zamanlar da yine birkaç kitap bitirdim ve bir filmi de çoook beğenerek izledim.
Zorba/  Nikos Kazancakis kitabından uyarlanan filmi izledim. Ki film bu kadar güzel, keyifli ve anlamlı ise deidm kitabı nasıldır!? Alınacak kitaplar listeme ekledim bile...
Siz de benim gibi hala izlemediyseniz mutlaka izleyin... Arada Zorba gibi bakmak gerek hayata... Film 1964 yapımı ve özeti de;

Film Özeti

Hayattan fazlaca bir beklentisi olmayan mutsuz İngiliz yazar, Yunan asıllı Basil'e (Alan Bates) Yunan adalarından biri olan Girit'te bir maden ocağı miras kalmıştır. Hayatına yeniden bir çeki düzen verme umudunu taşıyarak adaya gelen Basil burada aşırı davranışları olan, kaba saba ama hayata şehvetle bağlı orta yaşlı bir Yunanlı olan Alexis Zorba (Anthony Quinn) ile tanışır. Kendisini adeta himayesine alan Zorba'nın kendisine kabul ettirmeye çalıştığı hayat tarzının bir parçası da yenilgileri umursamamaktır. Zorba'ya göre yenilgiler hayatın kaçınılmaz parçalarıdır ve ancak yenilginin sürekli olarak tadılması ile hayatın zaferlerinin tadına varılabilir. Zorba sayesinde Yunanlıların dünyevi zevklerini keşfettikçe Basil'in hayata bakış açısı git gide değişmeye başlar.
 budur...

 Bu aralar ikinci el kitaplarda aradıklarımı buluyorum ve buda beni çok mutlu ediyor. Yine kitapları karıştırırken Buket Uzuner'in 1988 yılında ilk basımı olan, ikinci kitabına denk geldim. Bende ki 8.basımdı. İçinde ki hikayeler çok iyiydi, biraz da hayata dairdi hikayeler. Sanırım yazar yer yer kendi hayatından da örnekler vermiş.
"
Herkesin yaşamında çıplak günler vardır; savunmasız, iddiasız, direnmesiz, gösterişsiz, öylece…
Yalın ve kendi halinde.
İçine kimsenin kabul edilmediği, alınmadığı, hani o ‘en yakınlar’ın bile..
Bu kitaptaki öyküler benim en çıplak günlerimde yazıldılar." cümlesi kitabın arka kapağından...
Eğer seviyorsanız yazarı bu hikaye kitabını da çok seveceksiniz.


 Üsküdar Sahaf Festivaline son güne bir gün kala yakaladım ve istediğim birkaç kitabı aldım. Bunlardan biri Derviş Evi" idi ama okuyamadım, yarım bıraktım... Başlarda dedim ki şans ver Gülşah ilerleyen sayfalar da sarar seni ama cık, yokkk olmadı okuyamadım ve yarım bıraktım. Eğer okumak isteyeniniz varsa gönderebilirim bu kitabı...
Sonra dün gece bir de netten kitap hakkında yorumlara bakayı dedim... inanın yalnız değilmişim, o kadar çok kişi yarım bırakmış ki....

Bende okumak istediğim, listemde alınacaklar arasında olan ve sahaf festivalinde denk geldiğim Özge Uzun kitabına başladım. Ve bitirdim...  Bildiğiniz üere oğlu ile yaşadıklarını, içinde kopan fırtınaları, herşeyin ilkini oğlunun başına gelmesini, aradığı çözümleri.... okurken içim burkuldu, uykum kaçtı.
Tabi konu böyle ama kitapta acıtasyon yok, siz okurkenhüzünleniyorsunuz. Neler yaşamış ya.... düşünüyorum da ne zordur özel bir çocukla yaşamak, teşhis konulamaması, tedavi yönteminin bilinememesi vs...

Veeee sevgili Hayattanizler bloğunun( blog sayfası için tıktık ) sahibi Özlem'imin hediye ettiği Kapı kitabına başladım.. Bakalım beni neler bekliyor. Filmi de varmış, kitap bitsin filmi izleyeyim diyorum.

Böyle işte blog....
İyi haftalar herkese.
Muharrem Ayımız mübarek olsun, yapılan aşureler kabul olsun...

23.10.15

Özlem duyduklarım.....

Açık olan pencereden dinlediğim yağmur sesi... Geceye yağmur,  yağmur sesi ne kadar da yakışıyor....
Fonda da TRT Müzik kanalında Kamuran Akkor güzel sesiyle harika ruha dokunan parçalar söylüyor...
Bir yanım tableti bırakıp kitap okumak istiyor,  bir yanım film izlemek istiyor, bir yanım İnstagram da gördüğüm, kitap listeme eklemek istediğim kitapları not almak istiyor,  bir  yanım hiçbir şey yapmadan sadece oturup harika olan yağmur sesini gözlerimi kapatıp dinlemek istiyor,.bir yanım mutfakta harikalar yaratmak istiyor..... Bir yanım sokaklarda dolaşmak istiyor...
Anlayacağınız özlediğim çok şey var bu aralar.. Hem de çok....  Öyle uzun zaman oldu ki ertelediğim şeyleri yapmayalı... 
Saçımı boyatmak istiyorum sonra aklımdan çıkmayan şey karşıma geçiyor ;cık cık cık... Boyatamazsın Gülo diyor hala emziriyorum çünkü...
Bu sebepten çoook özlediğim şarabı da içemiyorum....

Sonra gözümün önüne,  burnumun dibine şuan mışıl mışıl uyuyan kızımın kokusu, gülen yüzü geliyor....  Yukarıda sıraladığım herşey siliniyor aklımdan.. Aklım diyor ki; az kaldı özlediğin şeyleri yapmaya...
Şimdinin tadını çıkartmak,  Umayı'ın "anne" demesi, sarılması,  emmesi, "gel gel, kalk kalk" demesi... Bir tebessümü... Oyun oynarken aldığı keyfi ve bunu benim gözlemlemem,  yaptığı bir çok şeye ilk benim tanık olmam....varlığına şükretmem...

İşte bunlar daha ağır basıyor ve şükür dualarım göklere arşa gidiyor....
Anladınız siz beni....

İyi geceler blog...

19.10.15

Abim Deniz / Hamdi Gezmiş Can Dündar

Kitap bitti bende bittim...
İdam... ne kötü bir ölüm olayı değil mi? Hikaye bildik hikaye, ama bu kitapta biraz farklılıklar var.
Kardeş Hamdi Gezmiş, baba Cemil Gezmiş ve Can Dündar... Ailesi anlatmış evdeki , mahalledeki, özünde ki Deniz'i, Can Dündar'da kaleme dökmüş, satırlarla anlatmışlar. Ve bir ilk yapıp burdan gelecek olan gelirle vakıf kurup ordan yardım edeceklermiş....başkalarına.
Bu arada okuduğumda düşünüyorum da tek dertleri Bağımsız Türkiye ve eğitimde ki sorunları, okullardaki adaletsizliği düzeltmek için yola çıkmış olan bu gençler.. nerelere vardı sonuçları dimi....
Tabi düşündüm de.... kolay mı devrimci olmak, o yola baş koymak...
Babasının anlattığına bakılırsa küçük yaşta başlamış eşitlik arayışı...
Offf ne bileyim işte inanın sonlarına geldiğimde mektuplarını okuduğumda, babasının ağladığını okuduğumda bende tutamadım göz yaşlarımı... Nasıl dayandılar bu acıya aklım hiç almadı.... almasın da....
Bir ailenin dramıydı okuduklarım, ama en güzeli neydi biliyor musunuz? Ölürken bile umutlarını yitirmemiş olmaları ülkemizden....
Ailesinin tek sevinci hala Deniz Gezmiş'i onu hiç tanımayanların bile anması, evlatlarına ismini vermesi...

.................
...............................

Okuyun derim bu kitabı, farklı daha içten bir Deniz Gezmiş, neden devrimci oldu Deniz Gezmiş...bunları bulacaksınız kitapta....
Belglerle, daha önce yayınlanmamış fotoğraflarla karşılaşacaksınız....

16.10.15

Üç Aynalı Kırk Oda Murathan Mungan...

Bu ara çok ama çok yorgunum çünkü Umay'ın diş çıkarma dönemi. Gece çok sık ağrı ve ağlamakla uyanıyor ve sabah da erkenden kalktığımızdan hiç dinlenemiyorum .  Tabi diş ağrısı olduğundan devamlı emmek istiyor,  yemeklerini çook az yiyor.
Bu arada bende tabi ruh gibiyim biraz. Olduğumdan daha çok sabır gösteriyorum çünkü ağrısı oluyor bebeğimin... Birkaç güne toparlar diye düşünüyorum. Bide bu arada diş çıkarttığı için öksürük ve hafif bir burun akıntısı var.  İnternette araştırmıştım ki tecrübeli anneler de bilir bu durumu ; takip etmek gerekiyor. Çünkü tam hastalık havası ve diş öksürüğümü yoksa hastalık belirtisi mi çok iyi takip etmek gerekiyor...
Çok şükür şimdilik diş çıkartma belirtileri.
Böyle böyle büyüyecek sanırım.... ☺
Bu arada gece okumalara devam.., gündüz daha çok film izleyebiliyorum ama kitap okuyamıyorum. (sorun değil buda geçecek geçecek geçecek)
Üç Aynalı Kırk Oda /Murathan Mungan kitabını büyük bir hayranlıkla okuyarak bitirdim. Hani bazı yazarlar vardır hep yazmalı ama hep. İşte Murathan Mungan'da benim için o yazarlardandır. Örneğin Şairin Romanı kitabını da hiç unutmayacağım ve şiddetle tavsiye edebileceğim bir romanıdır. Okumadıysanız edinin ve okuyun.
Bu kitabının türü hikaye. Ama Roman tadında hikayeler.
Olaylara bakış açısı ve örneklendirmesi çok şaşırtıyor. Öyle örneklerle anlatıyor ki; aaa evet aynen de böyle,  böyle hissetmiştim. "diyorsunuz.
Beni en çok vuran,  etkileyen ve düşündüren hikayeleri sonda yer alan ve ayna ile olan ilişkilerimizi örneklendirmesi, hikayelendirmesi ve doğru tespitler yapması......
Hikayeler biraz iç burkucu ama sıkıcı değil. Ben bir tek ilk Hikayesi olan Alice Star'ı beğenmedim, sıkıldım biraz ama sonrası... İyiydi...
Okuyun mutlaka okuyun derim.  

3.10.15

Yaşadığım bir olay üzerine....

Çarşamba günü hava serince... Akşam üzeri yağmur tiseliyor. Umay'ı birkaç gündür dışarı çıkartamamıştık,  malum hava şartlarından dolayı.
Sonra o gün dedim ki eşime ve kendime; bugün kızı biraz dolaştırayım,  biraz hava alsın.... çünkü bütün gün evde olduğumuz da hem bana sarıyor hemde uyku düzeni bozuluyor. .
İşte bende dedim gibi şöyle caddeye çıkıp ordan eve döneriz hemde yürümüş hava almış oluruz.
Tabi hava bide rüzgarlı.  Böyle havalarda çıkarıyorum ki yarın öbür gün hava soğuduğunda vücudu şaşırmasın hasta olmasın.:)
Umay rüzgarla daha yeni yeni tanışıyor ve yüzüne her değdiğinde rüzgâr çok hoşuna gidiyor.  Dönerken de hem koşuyor hem gülüyor, rüzgara karşı. Tabi hep dediğim gibi onun o gözlerinde ki mutluluk , aldığı keyif beni de mutlu ediyor.
Neyse konuyu uzatmayayım.
Yanımızdan da bir anne ve erkek çocuğu geçiyor.  Birde atlamadan söyleyeyim bazen Umay kaldırımda yada gözüne kestirdiği yerde yere oturuyor ve bendn de yanına oturmamı istiyor.  Bende seve seve kimseye aldırmadan oturup oynuyoruz.  Tabi genelde çevredeki insanlara biraz garip geliyoruz ana kız ama kimin umurunda o anda kızçem çok keyf alıyor bende onunla o şekilde oynamaktan ...
Biz böyle rüzgara karşı koşarken çocuk da annesine bizi gösteriyor,  anne de öyle olmayacağını yürünemeyeceğini anlatıyor oğluna.  Sonra bakkalı ön9ne geldik, Umay kedileri seviyor  ve eğer kedi de kendini sevdirirse çok hoşuna gidiyor kahkaha atıyor. Yine bizim meşhur anne oğluna izin vermiyor.
" oğlum aşıları olmayabilir, sokak hayvanları onlar,  tırmalayabilir de vs..." gibi cümleler kuruyor.
Sonra da beni uyarıyor bende başta anlamamzlıktan geldim. Çünkü öğrendim ki sokakta konuştuğunz birine üç beş dakika da birşeyler anlatamazsınız....
Neyse eve gelirken aynı sokakta oturuyormuşuz meğer, yokuşumuzu çıkarken bana diyor ki " eğer şimdiden elinizi tutturmaya alıştırmazsanız sonra çok zorlanıyorsunuz. Hiç laf dinlemiyorlar vs... bende sadece" doğrudur" deyip yolumu değiştiriyorum. En çok o Deniz bebeğe üzüldüm.
Neden ben çocuğunun o keyifli anlarını sırfd zorla elimi tutturmak için kaçırtayım ki....
Evet önemli  birşey yolda yürürken çocuğunuzun sizin elinizi tutması ama bu durum çocuğunun çocukluğunu yaşamasına engel olmamalı. ?
Parkta da çok karşılaşıyorum böyle durumlarla.  Ve birçok anne bana diyo ki,
Ne şanslısınız çocuğunuz ne güzel mutlu mutlu oynuyor. ?.
Tabi onlara uzun uzun anlatamıyorum kızıma bir birey gibi yaklaştığımı,  evet kurallar koyduğumu ama herşeye "hayır" diyip bağırmadığımı,  herşeyi ona da anlattığımı... bazen düşmesi gerektiğini ve düştüğünde onu " şimdi be  o yeri dövücem, al sana al sana " demediğimi... düştüğünde " evet bazen düşebileceğini,  bazen canının yanabileceğini de uygun bir dille anlattığımı,  bazen sadece sarılıp öptüğümü, canının çok mu acıdığını sorduğumu... vs... liste uzar..
Elbette kabulümdür her annenin çocuğunu yetiştirme tarzı vardır çünkü bir çocuğu en iyi annesi tanır ve her bebek kendine özgün kişiliği ile doğar.
Anlamadığım, anlayamadığım hiç tanımadığı, çocuğun hiçbir huyunu bilmediği halde bir anne dışaarda gördüğü başka bir anneye nasıl bu kadar ahkam kestiğini! ?
Yanlış anlaşılmasın tecrübedir yaşamışsınızdır paylaşırsınız ama sohbetimiz vardır sizinle ... ne bileyim işte anladınız dimi demek istediğimi...
Mesela ben bizim Sevdoş'tan zamanında ( hemen parantez açayım Sevdoş kardşimin eşi) Toprak Cem'le olan ilişkisinden,  yeme içme bakımından ders aldığım, gözlemlediğim çok şey  var. Birde hep beraber olunca gözlemlemek daha kolay oluyordu. Evet yaş olarak aramızda 6 yaş var ama herşey büyüklük küçüklük değil ki. Onun anne olarak tecrübesi benden önde. Ben nasıl diyebilirim ki herşeyi ben daha iyi biliyorum diye.... vs, vs....
Ama tanımadığım kişilerin sokakata devamlı müdahele etmesinden hiç hoşlanmıyorum. Bir sürü örnek var ama uzatmayayım dimi.....

Böyle işte blog içim dökeyim dedim.  :)))