30.1.16

Yaşar Kemal'li Anılar Arif Keskiner , Ev halimiz....

 On beş tatil gelsin şöyle yaparız böyle yaparız, şuraya gideriz derken biz çok az dışarı çıkarak tatili yarıladık bile... Hatta Ocak ayını bitirdik yahu.. :) Tabi bunda havaların soğuk olması, kimle konuşsam; "aman sakın çocuğu çıkartma salgın var herkes hasta" muhabbeti. Vallahi korktum çıkartmaktan. Evet elbet hasta da olacak ama biraz daha geç tanışsın bazı hastalıklarla.


Yine kafam da bir sürü planla yazıyorum yazımı ama buraya o kadar azını aktarabiliyorum ki.....


Bu hafta "Arif Keskiner/ Binbir Renk Binbir Çiçek  Yaşar Kemal'li Anılar"  bitirdim. Eee tabi konu ve anılar Yaşar Kemal olunca kitap da güzel oluyor. ::)

Arif Bey anılarından, birlikte yaşadıklarından, hayattan, Yaşar Kemal'in yakın çevresinden olan anılarını yazmış. Yer yer sıkıldım. Anladım ki bu kitabı okuyacaksanız benim gibi roman okur gibi okumayın. Ara ara açıp bölüm bölüm okuyun...

Anılarını yazarken Arif Keskiner; yer yer Yaşar Kemal'in çevresinde olan, dostlarından olan kişilere dair de anekdotlar veriyor. Örneğin Arif, Abidin Dino kardeşlerin hayatları gibi...Orhan Kemal, Nazım Hikmet, Aziz Nesin'e kadar birçok aydın, yazar kişi ile dosttur Yaşar Kemal. 
Aslında kendim de şunu fark ettim; evet iyi bir kitap okuyucusuyumdur ama geç başladığım için ve daha çok yabancı klasikleri okuduğumdan Türk Edebiyatımızdan çok eksiğim var. BUnlardan biride Yaşar Kemal kitapları...
Son yazdığı Karıncanın Su İçtiği Bir Ada Hikayesi kitap serisini okumuş ve çooooook beğenmiştim.
Ve artık seri olarak okumak istiyorum kitaplarını yazarın.
Hele de bu anı kitabından sonra daha başka bir anlam kazanacaklar bende hikayenin, romanın kahramanları.

Örneğin Yaşar Kemal tam bir Halk Ozanı, Ağıt Toplayıcısıymış... Kitaplarında ki bir çok kahramnalar çevresinden, gözlemlediği kişilerdenmiş. ÇukurOvalı olmaktan duyduğu gurur ve birçok yazarımızın da oradan çıkması ayrı bir gurur kaynağı yazar için.

En çok neye üzüldüm biliyor musunuz? O zaman da yazarların hele de halk yazaıysanız, çiftçinin, köylünün yanındaysanız daha bir dikkat çekiyormuşsunuz ki yazarımızın evi de hemen hemen her hafta aranırmış.... ne taslakları gitmiş bu aralamalar da ve yazarımız onları bir daha bulamamış....
Hala durum değişmiş değil... birçok yazar, gazetecimiz içerde.....

Güzel bir ara kitap oldu benim için. 
Şimdi yeni kitabım "Sonra Hayat Yeniden Başlar Mustafa Mutlu" ya ait. Gazete köşesinden severek takip ettiğim bir yazar. İLk defa bir kitabını okuyacağım ki başlangıç cümlesi beni çok etkiledi. Onu da sonra ki yazımda anlatırım size. :)
  Bir fotoğraf da kızımla benden gelsin. Umay poz ver diyoruz Allah'ım bir şımarıyor anlatamam size. Bazen de arkasını dönüyor ve poz vermiyor :))))))

Kızımla ilgili ve yaşadıklarımla ilgili de yazmak istiyorum bir ara. Ama o ara hangi ara olur işte onu bilmiyorum. :)


Şİmdiden iyi geceler, iyi pazarlar. :)



23.1.16

Hepsi Alev Selim İleri ve bende ki zamanaızlıktan haberler.

Yok yok ben bu zamanı bir türlü etkin,  programlı kullanamıyorum.... Bir kaç gündür kız erken uyuyor. Ben de o erken saatleri değerlendirmek istiyorum ama bir türlü beceremiyorum...
Mesela bugün de erken yattı,  aldım elime tabletimi; dedim ki kendime,  önce blogda ki yeni yazıları oku sonra da kendim yazayım... Ama bu saat oldu ben anca yazabiliyorum.
Evet evet okudum yeni yazıları  ama bu aralar tableti yada telefonumu hangi amaç için alıyorsam ben tam tersini yaparken buluyorum kendimi....
Ya İnstagram'a bakıyorum ya Facebook'a  fotoğraf ekliyorum ya kitaplara bakıyorum. Yapacağım şeyi en son yapıyorum ve o arada ya kız memeye uyanmış oluyor yada benim enerjim tükenmiş oluyor. Çünkü bide kitap okumayı istiyorum ve kitabıma kalan zaman bu aralar çok az oluyor.....
Bide akşamları belirli saatten sonra başlayan ve takip ettiğim tartışma programları var,  onları da etkin dinleyemiyorum çünkü aklımın bir köşesi sessizlikte de oturmak istiyor..
Yani anlayacağınız bu aralar aynı zaman diliminde birçok şeyi aynı anda yapmak istiyorum ve hiçbirini tam yapamıyorum.................
...........
Bu da geçici bir süreç diye düşünüyorum ve kendimi avutuyorum...
Tabi bu arada bir kitap bitirmişliğim ve bir film izlemişliğim var a dostlar.
Kitap "Selim İleri / Hepsi Alev"  romanı. Yazarın hayata bakışını,  tavrını, duruşunu ve cümlelerini hayranlıkla takip ettiğim biri. Ama nedense bugüne kadar hiç kitabını okumamıştım. Hep almak için yine bilmediğim bir nedenden ötürü ertelemiştim...
Bu sene Üsküdar Sahaflar Gününden iki kitabını almıştım.  Bunlardan biriydi bu kitap da..
Yalnız yanlış kitapla başladım sanırım yada yanlış zamanda başladım. Konu olarak mitolojik bir roman. Ama ben bir türlü okurken adapte olamadım. Sırf yazara saygımdan yarım bırakmak istemedim ama tam olarak kavrayamadım da. Sorsanız içeriğini, konuyu anladım ama nasıl desem eksik kaldı bende birşeyler.
Ki yazar siyaseti,  toplumu, bencilliği ve kadınsal gücü iktarda nasıl kullanıldığını çok güzel aktarmış....
Bir daha okunmak üzere ki bu sefer doğru zamanda)  rafa kaldırdım.....
Filmlerden de "Yetenekli Eller: Ben  Carson" du. Film 2009 yılı Amerikan yapımı.
Konusu gerçek hayattan alınma ve konusu geçen doktor hala işini yapmamtaymış.
Konu olarak da bir annenin tek başına çocuklarını  okutması, onlara ne olursa olsun destek olması ve yüreklendirmesi çok güzel işlenmiş.
Küçükken kendine çok inanmasa da DR.Ben Carson annesinin ona olan inancı, desteği ile nasıl Beyin cerrahı olduğu ve neleri başardığını anlatıyor. Ki kendisi zamanında ilk yapışık ikiz olarak doğan kardeşleri ayırması ve ilklere imza atan doktor ünvanı ile meşhurmuş.
İzleyin diyebileceğim filmlerden.....
Haydin bana müsaade... İlgiyle izlediğim Önce Söz Vardı / NTV programı başladı.  :)
İyi geceler  blog.

21.1.16

Emzirme, anne ve bebeği hakkında birkaç kelam...

Bu aralar nette,  Bloglar da o kadar çok emzirme ile ilgili yazılar görüyorum ki (sanırım benim ki biraz da algıda seçicilik oluyor)....  Özellikle yorumları okuduğumda bazen okuduğum yoruma inanamıyorum.....
Emzirmek çok çok çok önemli, hele de sütünün geliyorsa kesinlikle anne bebek bağı açısından harika bir duygu.
Ben şanslı annelerdenim. Bir de ben  gebeliğim süresince çok fazla olumlama  yaptım. Doktoruma konuştuğumuzda da bir kaç hastasının da yaptığını ve geri dönüşlerin gayet iyi olduğunu söyledi.
Mesela nasıl mı? Otururken,  yatarken uyku öncesi hep hayalimde Umay'ı emziririm,  sütümün geldiğini,  yettiğini hayal ederdim, sakin bebek olduğunu,  uyku sorunu yaşamadığımızı hayal eder ve mutlu olurdum. Gerçekten de Umay sakin bir bebek ve biz aşı dönemleri dışında uykusuzluk hiç çekmedik. Tabi bunda Umay'ın da yaradılışının da,  günlerinin de payı büyük. 
Umay ilk altı ay hiçbir ek gıda,  mama almadı. Hatta biz ek gıdaya başladığımız da muhallebi tarzı mamaları da kabul etmedi. Hala çok tatlı şeyleri yemiyor. Bir tek çikolatayı koşulsuz yiyor. Bir görseniz biri ona çikolata ikram ettiğinde,  nasıl hızlı elinden alıp yemek istiyor. Allah'tan biz onun yanında yemiyor ve almıyoruz.
Evet biliyorum elbet birgün yiyecek ama ne kadar geç olursa bu zaman o kadar iyi olur, bağışıklığı için,  sağlığı için.
Neyse ben yazının konusunu dağıtmayayım dimi ama...  :)
Bazen bana da diyorlar "yeter nasıl olsa artık sütünün bir faydası yok"  diye. Oysa ki bana kalsa ben daha uzun bir süre emziririm. Gerçekten de çok keyif alıyorum kızımı emzirirken. Onunla göz göze gelmemiz,  ellerini hissetmek harika bir duygu.
Birde ne   olursa olsun, kalitesi ne kadar düşerse düşsün en 2 yaşına kadar emzirmekten yanayım. Doktorumuz da aynı şeyi öneriyor.
Evet son üç yıldır o kadar çok şeyden vazgeçtim ki... Sırt bel ağrılarımı söylemeyeyim bile. Ama herşeye değer....
Evet geceleri deliksiz uyumuyoruz muhakkak gecenin ortasında "anne aç" diye uyanıyor ve bende aramıza alıp Umay'ı öyle emziriyorum ve o şekilde uyuduğumuzdan artık kızçem bizimle uyuyor oluyor. Ki ben anne olmadan önce çok ahkam kesiyordum bu ve benzeri şeyler üstüne. Öğrendim ki; anne olunca asla asla dememek gerekmiş. Her çocuk bir kişilikle doğuyor ve birbirinize uyum sağlıyorsunuz. Bir de sabah uyandığım da yanımda varlığını hissetmek kokusunu duymak çok mutlu ediyor... Bu zamanlar geçecek ve zaman hızla ilerliyor...
Etrafımda, arkadaşlarım arasında da emziremeyen,  ve bu duruma çoook üzülen arkadaşlarım oldu. Onları o kadar iyi anlıyorum ki.. Süt gelme olayı tamamen bünye ve genlerle alakalı. O yüzden ne olur yeni anneler ve anne adayları kendinizi üzmeyin,  suçlamayın.  Birşey olmuyorsa çok fazla zorlamanın anlamı yok. Kendinizi yıpratmaktan öteye geçmiyor çünkü...
Şimdi gelelim okurken inanamadıklarıma ;
Bir kere ne olursunuz ama ne olursunuz gebe bir kadına ve yeni doğum yapmış bir anneye; yeni düzeni ile ilgili olumsuz şeyler söylemeyin. Yok şunu yapmayacaksın,  yok şöyle yok böyle, yok keyifle yaptığın şeyleri uzun süre yapmayacaksın demeyin,  demeyin güzel kardeşim.
Evet dediklerinizin gerçek payı yok  mu var...  Evet en az 2 sene bir çok şeyi erteliyorsunuz, evden ha deyince çıkamıyorsunuz ama bunlar hep geçici ve siz yeni doğum yapmış hele de ilk annelik deneyimi ise kadının,  düşünsenize psikolojisini...
Bana da diyorlardı; görücez seni bakalım eskisi gibi kitaplarını okuyabilecek misin? Unut artık v. s....  Diye. Ki selam olsun aynı hızda olmasa bile okuyabiliyorum kitaplarımı,  hatta film bile izliyorum /z.
Bu tamamen anne bebek arasında ki ilişkiye ve bebeğinizi nasıl yetiştirdiğinize bağlı.
Sonra anneye bebeği için "ay ne kadar zayıf yada ne kadar şişman bebeğiniz" demeyin,  üzmeyin anneyi. Her bebeğin bir yeme alışkanlığı ve kilo alma durumu var....
Bu liste uzar........  
Ama benim kız uyuyorken biraz da kitap okumam gerek o yüzden sizin varsa ekleyeceğiniz şeyler yorum kısmından benimle paylaşırsanız çok sevinirim. 
:))  iyi geceler  

19.1.16

Okudum Bitti;3 / İNci Aral Kendi Gecesinde...

Kendi Gecesinde /İnci Aral kitabı bitti. Kesinlikle kalemi kuvvetli kadın yazarlarımızdan. Hem bir kadının hem bir erkeğin gözünden yazmayı, kelimelere dökmeyi ve harika düşündürücü cümleler kurmayı çok iyi biliyor. 
Ben yazarı bundan 3-4 sene evvel bir derginin yıl sonu verdiği "Unutmak" isimli kitabı ile tanımıştım. Bu kitabında hayatına dair nehir söyleşiler vardı yanlış hatırlamıyorsam.
Sonra da Taş Ve Ten kitabını okudum ki, en en beğendiğim kitaplarından biridir. Okumadıysanız tavsiye ederim.......
Konu olarak bir aileyi,  aile içindeki sadakati, düzeni, cinselliği, aile bağlarını sorgulamış. Özellikle Hayal Ali'nin gözünden olayları aktarması, yorumlaması... Hem bir çocuk olarak hem de yetişkin olarak yorumlarını okuyoruz. 

Usta kalem İnci Aral, eşcinsel ilişkiyi, nefret ve sevgi çemberi altında baba-oğul ilişkisini, batısından doğusuna bir Türkiye resmini mükemmel bir şekilde anlatmış bu romanında. Bir insanın kendini keşfetmesi ve olgunlaşma süreci öyle güzel anlatılmış ki, okuyucunun kendi yaşam sürecini gözden geçirmemesi imkansızlaşıyor.
Altı çizilen cümlelerim de oldu, hatta anne olmamdan dolayı sanırım bazı cümleleri kitabı aralayıp düşünmeye, kendimce sorgulamaya başladığım da oldu.
Yine yazar düşündüren, biraz hüzünlü ama acıtasyon olmayan ve aklınızda yer edecek bir kitap yazmış. 


18.1.16

Alışveriş Koliklik üzerine....

Günlerden pazar olunca biraz daha rahat takılıyorum/uz evin içinde. Birkaç rutin toparlama dışında oturmaya çalışıyorum/uz. :)
Özellikle haftasonu sabah denk geldiğimiz bir program var TRT HD kanalında. Daha önceleri "Temizlik Hastaları" üzerine program vardı. Çok titiz olan kişiyle dağınık evinin temizlenmeye ihtiyacı olan kişiyi eşleştiriyorlardı.
Bu sefer de "alışveriş hastalarının" programını yapmışlar. Elbette satın alma isteği, devamlı alışveriş isteği zamanla sınırları zorlamaya da başlar. Ve hastlaık olarak kabul ediyorlar.
Bugün bizim denk geldiğimiz program da 21 yaşında ve işsiz, bir oğlu olan bayanın evine gittiler. Şuan için devlet yardımı ile geçindiğini ve çok borcu olduğunu söyledi. Bütçe Uzmanı iki bayan da bu kişiye "parasını nasıl değerlendirmesi gerektiğini, harcamalarında nasıl bir kısıtlamaya gitmesi gerektiğine " dair bir program, düzenleme yaptılar ve 12 ayda borcunu ödeyeceği bir çizelge hazırladılar.
Programa katılan bayanın internetten devamlı alışveriş yaptığını, hatta ihtiyacı yoksa bile ucuz diye aldığı şeyleri olduğunu öğreniyoruz.
Bütçe uzmanları da hem biz izleyecilere hemde o bayana ufak tüyolar vermeye başladı.
Mesela bayan markete gittiğinde hep dondurulmuş gıdalar aldığını söylemişti. Artık ihtiyacı olanı ve daha taze ürünleri alması gerektiğini söylediler.
Çocuğunun artık kullanmadığı ürünleri internetten ikinci el olarak satabileceğini belirttiler.
Gardrobunda eksik ne varsa sadece onu almasını ve gerekirse ikinci el dükkanlara da bakabileceğini belirttiler.
Kredi kartı kullanmak yerine, eline geçen para ile idare etmesi gerektiğini ve öncelik listesini belirlediler.
v.s..... gibi şeyler. Denk gelirseniz izleyin derim. Güzel fikirler çıkıyor ortaya...

Bizim ülkemiz de bir ara böyle bir program yapılmıştı. Özlem Denizmen anlatıyordu hemde öyle basit güzel örneklerle anlatıyordu ki; uygulamamak olmazdı.
Parayı kullanmak herkesin harcı değil diye düşünüyorum. Bekarken hiç para tutamaz ne beğendiysem hemen alırdım.
Ve sonra da hep para biriktiren, kenara üç beş kuruşda olsa atan arkadaşlarıma özenirdim. Çünkü onlar da hem istediklerini alıyorlar hemde birikim yapabiliyorlardı.
Bence birikim yapmak ileriye, geleceğe dair önemli birşey.
Sonra sonra anlamaya ve izlemeye başladım kendimi. Ve artık az da olsa birikim yapabiliyorum.

Çünkü tasarruf önemli bir şey. Sırf ucuz diye almak kenara koymak o kadar gereksiz ki...
Deniz Hn.konuşmalarından ve programından hatırladığım kadarı ile; çocuklarımıza küçüklükten bazı şeyleri öğretmemiz gerektiğini, çocuktur harcasın mantığının doğru olmadığını dinlemiştim.
Örneğin alacak durumunuz varsa bile çocuğunuzun her istediğini hemen almayın, kumbarası olsun, gerekirse parasını biriktirsin ve alsın gibi yorumlar da dinlemiştim. Gayet mantıklı. çünkü bazı alışkanlıklar küçüklükten ediniliyor.

Böyle işte sizinle de paylaşayım istedim.
Bu arada Deniz Hn. sitesi için http://paradurumu.tv/kredi-karti-hangi-zamanlarda-kullanilmali/ buraya bir tık... güzel bilgiler veriyor.

İyi geceler iyi haftalar.






17.1.16

Ev Hali, Vahşetin Çağrısı Jack London

 Yine uzun bir ara vermişim yazmaya.Bu hafta  sakin, evde geçti sayılır. Zaten Umay ile zaman nasıl geçiyor bende anlamıyorum. Birde artık havalardan mıdır yoksa ruhumdan mıdır; daralmış vaziyetteyim. Birçok şeye zaman yetiremiyorum....
Kafam da bir sürü şey dolanıyor ama yaptıklarıma baktığınız da elle tutulur çok az şey var.
Tek tesellim ve huzurum kızım.
Bu aralar 2 yaş sendromu yaşıyoruz. Her şeye "anne ben yaaa" diyip el atmalar mı dersiniz, daha yaklaşmadan bakışırken bile çığlık atmalar mı dersiniz.... Anam ne çok yaş sendromları varmış çocukların da biz bilmiyormuşuz.  Hatta ara ara durup dururken gözlerimin içine bakıp ufak bir çığlık atıp sonra da gülüyor. Tabi bende çoğunlukla sessizce gözlerinin çine bakıp izliyorum. Eee tabi arada kızdığım, " bağırmana gerek yok Umay" dediğim durumlar da yok değil. Evet sabırlıyım ama insanım da aynı zamanda. :)
Yine bu aralar çekirdeğe sarmış durumdayım, oturuyoruz ana kız çekirdek çitlediyoruz. Umay'da ufaktan öğrendi çekirdek açmayı... çabuk öğreniyor inşallah ilerde de böyle devam eder.

Altta gördüğünüz kek, kurabiye kabını aslında ben kızım çoraplarını içine koysun ve dolaştırsın diye almıştım biliyor musunuz? :))))))) Öyle keyif alıyor ki bunları yaparken, gözlerinin içi gülüyor ve hep dediğim gibi; o mutluysa...ben de mutluyum.


Umay gel fotoğraf çekilelim dedim ve ortaya bu pozumuz çıktı. :)
Geçtiğimiz sene DR'dan E-Kitap almıştım. Onlar da birkaç kitap da ücretsiz yüklemişler. Onlardan biri de Jack London'ın kalemine ait olan Vahşetin Çağrısı.
Kesinlikle harika bir yazar, özellike bir köpeğin gözünden konuyu işlemesi, onlarında duyguları var demeyi farklı şekilde yazması ve okuyucu etkilemesi çok iyi. Ki Beyaz Diş kitabı da bir o kadar iyidir.
Sadakat, insan hırsı ve hayatta kalma mücadelesini aktarımını okuyorsunuz bu kitapta.

Kendi Gecesinde/İnci Aral kitabımın bitmesine çok az kaldı. Bu aralar çok sık okuyamıyorum. Bugün yarın biter ama.


İŞte böyle blog.

İyi geceler iyi pazarlar herkese.

4.1.16

Yeni yıl ertesi Yazısı, Ve Alaçatı Muhallebicisi, Contesse Mağazası Hak......

Veee güzel bir yılbaşından sonra hele birde kar yağınca daha bir güzel yılbaşı ertesi olabilir mi? Tüm aile toplandık ve keyifle yemek yedik. Bence en güzel yanı bu yeni yıla girerken sevdiklerinin yanın da olması. Yeni karalar mı... almam mı karar almak benim işim esprisini de yapayım.. :)))))
Bu sene henüz yazılı kararlar almadım, her sene ajandama not eder yapabildiklerimi fosforlu kalemle çizerdim ki çok büyük bir keyiftir benim için...
Her ne kadar evde mahsur kalsak da, ki bizim sokak bir de yokuş olunca birde çocuk olunca evde kalmak bizim için bir fazrdı. :)
Bizde karın tadını tülleri açıp, pencereden dışarıyı seyrederek çıkarttık. Eşim "madem Umay'ı şuan çıkaramıyoruz dedi, o zaman ben kar getireyim diyerekten bir kova kar getirdi bizim kıza. Umay çok mutlu oldu tabi. Pencereden sokakata kayan çocukları gördükçe " bende ya bende" diye diye bir hal oldu.
Neden çıkartmadın diyecek olursanız, geniz akıntısı vardı ve ilerlemesini istemedik. :)

Tabi uzun zamandır evde olan evin annesi bugün eşin de desteği ile kendini AVM'ye attı. Kadıköy'e inmek vardı ama elimde şemsiye ile dolaşmak hiç cazip gelmedi desem....
Bende hop evimizin yakının da olan Tepe Natilus'e gideyim dedim. Vallahi neredeyse tüm mağazaları dolaştım diyeceğim ama hepsini değil tabi. Hep dolaştığım mağazaları gezdim yine.

Yalnız bir şey dikkatimi çekti. Şimdi yeni bir mağaza açılmıştı burada belki de ilenleriniz biliyordur da benim için yeni sayılır. Contesse diye içinde hoş mutfak, banyo ve nevresim ürünleri olan bir mağaza. Diğer mağazalardan bir farkı da renk tonları ve emaye ürünler de satması.
Fiyatları da öyle ucuz değil hatta bazı ürünleri aynı kalitede farklı bir mağazada daha uygununa bulabilirsiniz ama burada biraz pahalı.
Neyse bakındıktan sonra kasada ki bayana ürünlerinin hangi ülkede üretildiklerini sorduğumda "hepsi bizim ülkemizde üretiliyor, mağazımız da Türk Malı ürünler vardır" dedi.Tabi ben şok, inanın şok oldum. Çünkü mağazanı adı yabancı koydukları amblem aynı Madam Coc amblemi ama Türk.....
Vallahi böyle şeyler beni hem rahatsız ediyor hem düşündürüyor. Acaba Türk MAlı yazsalar, mağaza adı ve görseli bizim ülkemizden bi simge olsa kimse gitmez diye mi düşünüyorar? Biz bu kadar mı başka ülkelere özenir olduk yahu...?
.................................................
....................
Gece gece başınızı ağrıtmayayım....dimi...

Aaa bide bir şey daha paylaşayım sizinle. Uzuuuuun zamandır dışarıda yediğim en güzel muhallebiden bahsetmek istiyorum.
Alaçatı Muhallebecisi  farkındasınızdır,bir çok yerde açılmaya başladılar hemde hızlı bir şekilde.
Tek kelime ile enfesti bence. Tavisye ederim deneyin.


İŞte blog, benden bu kadar şimdilik.. :)
Herkese iyi geceler, iyi haftalar.