26.8.16

Kahve Kitap Keyfine dair.... Kelebeğin Hayat Sırları...

baykuşlu kahve keyfi


Selam....

Kahve içmeyi sever misiniz? Ben günde en iki tane içenlerdenim. İçmedim mi inanın bir eksiklik hissediyorum.
Hatta günde en az bir tane de filtre kahve içenlerdenim. :)) İçmezsem işim rast gitmez yani o kadar.... :)

Geçenler de Nil Karaibrahimgil'in kitabını okuyordum. Müziklerini çok sevdiğim gibi kitabını da çok sevdim. Böyle rastgele açın ve okuyun. Sanırım gazete yazılarından derlemiş. Kendi fikrimce birçok Kişisel Gelişim kitabına bedeldi yazdıkları....

&&&    Okurken çok fazla kendinizden de pay çıkarmaya ve düşünmeye başlıyorsunuz ...
Şunu düşündüm kitabın son sayfasını kapatırken; hayatını farkında yaşayan, basit ama kaliteli, mutluluğu küçük şeyler de bile bulan kişiler gerçekten de hayatın keyfine vararak yaşıyor.
&&&&&     Çünkü hayat hep aynı düzende gitmiyor, evet hayat adil değil, evet hayat her zaman her istediğimizi vermiyor... Ama eğer başımıza gelenlerden bir ders çıkartmazsak ders alana kadar tekrarlıyor...
&&&&&&&&&&     Ve hayat bir enerji ve siz hangi enerjiyi yollarsanız size geri dönüşü o şekilde oluyor.
Kitapta çok güzel ensatnteneler var böyle ara bir kitap okuyayım sıkmasın, aksın gitsin diyorsanız öyel bir kitap bu.

İyi akşamlar sevgili okuyucu.


Tanıtım Bülteninden :
17 yaşıma dönseydim, kendime şunları söylerdim: En önemli şey aşk; onu doya doya yaşa!
Birkaç kişinin elini sıkı sıkı tut. Onların dertleriyle dertlen, mutluluklarıyla uç, dediklerine kulak ver. Başkalarının kriterlerine göre seçim yapma. O zaman başkalarının gideceği yerlere gidersin. Oralarda ne işin var? Her gün oku. Her şeyi oku. Ağaç olmak nasıldır? Van Gogh olmak nasıldır? İkinci Dünya Savaşı'na katılmış olmak nasıldır? Öğren. Kendinle sosyalleş. Yoksa unutursun nasıl biri olduğunu. Her gün şükret. Karanlık günler olacak. Düşeceksin de. Yaralar da açılacak. O zamanlarda şunu unutma: Tünel bitecek. Kalkacaksın da. Kabuk da bağlayacaksın. Korkmaktan korkma. Ödün bile kopsun. Sonra kapa gözünü bas karanlığına. Belki biri taş döşemiştir; kim bilir. Böbürlenme. Kibirlenme. Köpürme. Abart. Çoğalt. Parlat. Her gün, bir yazar tarafından hayatının hikâyelendirildiğini düşün ve dinle. Böyle bir kahraman olmak ister miydin? İstiyorsan başarıyorsun. Ne mutlu sana.Sayfa Sayısı: 296
Baskı Yılı: 2015
Dili: TürkçeYayınevi: Doğan Novus





24.8.16

Hayata Dair, Oya Baydar ve Surönü Diyalogları...

Eşimin ısrar ve çabalrı sonuç verdi bende sabahın köründe kalkıp Kpss sınavı için kayıt yaptrdım.
Şakası bir yana çok istiyor ama cesaret edemiyordum. Sonuçta sıkı bir çalışma istiyor bu sınav ve kendimde o gücü bulamayışım hep erteletiyordu bana. Bu konularda çok iyi bir destekçidir kendisi. Dün akşam sınava hazırlanmam için kitap da almış... Birde bir söylenir ki çalışmazsam... gelde çalışma yani..........

Sabah baba kız uyurlarken düştüm yola. Allah'tan 19.kişiydim ve saat 09:00 gibi işim bitti. Hal böyle olunca bide uzun zamandır Kadıköy'e inmeyince "hadi Gülşah bugün baba kız günü yapsın evdekiler sende tek takıl" dedim ve sabahtan indim Kadıköy'e.
Aman Allah'ım nasıl sakin, sessizdi anlatamam size sokaklar. Bende mutlu mutlu tadına vara vara dolaştım sokaklarda.. Tabi öncesi çayımı içtim.
rıhtım
Uzun zamandır rıhtım da bulunan Starbucks kafesine gitmemiştim.Cafeyi büyütmüşler ve kat çıkmışlar. Öyle güzel olmuş ki. şöyle arkadaşlarla oturup muhabbet edelim derseniz harika bir mekan olmuş. Özellikle üst kattaki bölümlere koltuklar, yuvarlak masa ve bar konsepti yapmışlar ki... sanki evinizde gibi Tavsiye ederim.

Sonrası olmazsa olmazım YapıKredi Yayınevi oldu. Baktım doyasıya kitaplara ve bir iki kitap aldım.
Ordan da Eminönü Vapur İskelesinin üstünde ki İstanbul Kitapçısı Cafesine gittim. Burayı Beltur işletiyor ve fiyatlar da manzara kadar güzel. :)


kadıköy rıhtım
 Yine çayımı söyledim vapur ve denize karşı... O arada yanıma aldığım SurÖnü Diyalogları Oya Baydar kitabını bitirdim.... Okurken içim cız etti... Çünkü hala devam eden bir Doğu'da kanayan bir yaramız var... canlar başka canların gözünün önünde ölüyor ve biz ekranlardan sadece gösterilmesi gerekenleri izliyoruz...

Tabi bazı yazılanlara katılmasam da orada yaşananlar, her iki tarafında kendini haklı görmesi ...birçok şeyi haklı çıkartmıyor.
Yazar daha önce de gitmiş Sur'a ve o bölgeye. Yine bu sefer de gittiğinde örgütten birileri ile konuşuyor ve okudukça üzülüyorsunuz...
Yazar hem yazıyor hemde savaş dursun, daha fazla canlar yanmasın diye mücadele veriyor. Ve yakın çevresinde bazı arkadaşlarına söylediğinde, şu cevabı alıyor ve şaşırıyor; eğer oraya gidersem bir daha hiçbirşey hayatımda eskisi gibi olmayacak...

Bu çok önemli bir duygu. Hepimizin bir hayatı ver acıları paylaşmaya başlayınca çok şey değişiyor düzenimiz de...

Bu kitabı okuyun ve düşünün derim... ne olursa olsun "ama onlar da hak ediyor" dememek için...
Tabi kitapta Dağa çıkanlar savunulmuyor yada haklılar denmiyor. Halkla, isteklerine dair, ölülerine dair, yaşamlarına, umutlarına, beklentilerine dair karşıklı konuşma şeklinde yazılar var.
 Yazar bu konuda çok mücadele veren biri... İLk kitabıydı okuduğum, devamı gelir artık bende....

İŞte böyle blog, şimdide gündem hoş değil nasıl olsa... endişelenmeler uzun zaman daha bitmeyecek... büyümek böyle birşey sanırım....


oya baydar surönü diyalogları


Berci Kristin Çöp Masalları Latife Tekin

latife tekin

Bu yazar ile beni sevgili Lale Abla ( laleninbahcesi bloğu yazarı) tanıştırmıştı. Ki ne iyi etmişde bana bu yazarn bir kitabını hediye etmiş. Her seferinde minnetle anıyorum :)
Sonra ben bu yazarın müptelası oldum.
Hemen hemen her kitabını okudum. Bu kitabını da kırtasiye de başka bir şey bakarken gördüm ve hemen aldım. Meğersem kitap çok eski, fakat raflarda fazla bulunmadığından satışı da yok gibiymiş... üzücü...
Konusu olarak da; bir ailenin İstanbul'a gelip gecekondu kurması, sonrası eş dost akraba da gelir, onlar da boş buldukları araziye ev kondururlar... sonra işadamları fark eder fabrika açmaya başlar... arada tabi yaşanan sıkıntılar, sorunlar.. devletin yıkım kararı... içlerinden uyanıkların bu kararı durdurmaya çalışması... yaşanan ölümler, çıkan kavgalar ve anlatılan aralarında ki şehir efsaneleri..... Masal tadında yine enfes bir roman.
Okurken kendi kendinize şunu söylerken bulabilirsiniz ; ee bunlar hala devam ediyor eskilerde kalmadı ki.....

alıntı yaptığım sitenin adresi (tıktık)
Berci: Davarı sağan kimse, süt sağıcı.
Berci Kristin Çöp Masalları, bir doğuş, bir kuruluş, bir türeyiş öyküsüdür. Kentin kıyısında, çöplükte, fabrika atıklarının ortasında doğan bir hayatın öyküsü. Kentin çöpünden, yabancı oldukları kültürün artıklarından, paslı tenekeden, kartondan, naylondan, muşambadan, plastikten, bir yandan da cenk hikâyeleri, maniler, tekerlemeler ve ağıtların dilinden yaratılmış gecekondunun masalı.  Hep bir ses duyulur sayfalardan; rüzgârın uğultusu, martı çığlıkları, bağrışmalar, küfürler, fabrika gürültüleri ya da silah sesleri. Sesin ağır bastığı bu roman, geleneksel seslerden yararlanarak bestelenmiş bir senfoniye benzer.  İnsan, daima ilksel haliyle, başlangıcıyla kendini oluştururken vardır bu anlatı içinde. O yüzden mağara resimlerini andırır bu anlatım özelliği. O resimlerin yalın olduğu kadar sarp, plastik olduğu kadar da doğal estetiğine ulaşmış, bu özelliği modern edebiyatın ortamına çevirebilmiş bir yazarın başarısıdır  Ümraniye çöplüğü şehrin dışında kalan belediyenin çöplerini bıraktığı boş alan.Latife TEKİN bu çöplükte kurulan 8 gecekondunun öyküsünü anlatıyor.büyük hayallerle kentin büyüsüne kendini kaptırıp gelen insanların reklam tabelalarıyla yapılmış çatılı evlerindeki yaşamlarını masalsı bir şekilde anlatıyor.bu çöplüğün zamanla nasıl bir hızla büyüyüp şehrin bir parçası haline gelmesini ,çarpık kentleşmeyi insan hikayeleri olarak anlatıyor ,kaygıları dertleri , tasaları , hayalleri olan insanların yaşama tutunma hikayeleri ve yaşadıkları hayal kırıklıkları….  son derece sıradan, gündelik hayatları anlatıyor gibi görünen yazar aslında kendi sosyal gelişimini yaşayan, yoktan varolan bir çöp ülkeyi anlatır. kendi içinde bir “cosmos” ülkedir çiçektepe. karanlıkta kapalı bir mekana sığınma içgüdüsüne sahip insanoğlu’nun çerden çöpten de olsa inşa ettikleri “ev”lerinden oluşan bir mahalle. yıkım makinalarına sığınma ve yerleşme içgüdüleriyle günlerce direnen ve sonunda çöpten de olsa yıkılan evlerinin kalıntılarından, çevredeki fabrikaların tabak kırıklarından da olsa rüzgarda uçuveren çatılarıyla naylondan kapılarıyla evlerine yerleşir çiçektepeliler. rüzgarın uçurduğu çatılar kapalı yerlere sığınan insanoğlunun aslında bir rüzgarla uçacak kadar güvende olduğunun simgesidir, camisinin tenekeden minaresi de uçar bu çöpten ülkenin, geceleri minareyi yani sığınma öğelerinin başka bir parçası olan tanrı’nın evinin çatısını tutmak da görev olur çiçektepelilere. son derece sağlıksız bir biçimde olsa da kendi kanunları, kendi manileri türküleri, kendi ermişlerine sahip bu çöp ülke zamanla sosyalleşmeye, şehirleşmeye başlar. çöp bayırları ve çöp evlerden oluşan bu ülkeye tüm dünyanın kuralı kapitalizm gelir. büyük fabrikalar, büyük patronlar ve küçük işçiler artar bir anda. çiçektepe’nin erkekleri yoksul ama özgür insanlardan yoksul işçilere dönüştürülür. çok ağır şartlarda çalıştırılan çiçektepenin erkekleri zamanla haklarını aramaya sendikalaşmaya başlar ve tabi ki tüm patron-işçi çatışmalarında olduğu gibi mücadele fireler de verir işçiler. çiçektepe kendi içinde minyatür bir türkiye’dir belki de alevi meselesiyle, işçi mücadelesiyle, yoksul zengin sınıf arasındaki devasa uçurumuyla, dayak yiyen ev hanımları , hem peşine düşülen hem hafif kadın damgası yiyen ağır işçileriyle, ölen alevi dedesinin “blucin” satmaya başlayan oğluyla.  öplere tutunmuş hayatların çiçektepe’ye dönüştürülen savaştepe’si en sonunda jandarma ve bankanın da çöpten ülkelerine girişiyle sıradanlaşan, sosyalleşen belki de sosyalleştikçe yozlaşan bir ülkeye dönüşür.  insanların birbirini kot pantolonuna bakarak tanıdığı, sırf meşhur olmuş diye bu akımdan geri kalmamak için bildiğimiz botlara yüz milyonları bayıldığı, bazılarının kendilerine küçük bir lüks ve keyif saydığından, bir fincan kahveye koca bir yemek parası bayıldığı bir dünyada, çöpten evler yapan ve adete küçük bir “yamukçokyüzlü şehir” olan çiçektepe’nin kitabı. nasıl artıklardan kendilerine ev kuruyorlarsa, şehrin metacı insanının artık duygularından da yaşamlarını kuruyorlar. birbirlerini seviyorlar ama dövüyorlar, önemli olanın görüntü olduğunun farkına varıp, gerek kendilerini, gerekse evlerini süslüyorlar sanki açıkları kapanabilecekmiş gibi. parasızlıktan dolayı anca hayat kadınlığı yapana orospu diyorlar da onun bunun hakkını yiyene ses çıkarmıyorlar. hakkını arayana gomünist * diyorlar da karısını dövene sayıp sövmüyorlar. küçük bir bugünlerin dünyası kitabı. latife tekin’in 84’te çıkardığı ikinci, fantastik ögelerle yazılmış, yalın anlatımının devam ettiği, yüz küsur sayfalık olsa da içine birçok şeyi sığdırabilmiş çiçektepesi. kaynak
………….
Berci saflığı,masumiyeti;
Kristin fahişeliği,kirlenmişliği;
Çöp itilmişliği,unutulmuşluğu,çaresizliği;
Masallar ise düşleri ve umudu ifade ediyor.
Böylece Latife Tekin’in kurguladığı çatışma,kitabın kapağında başlamış oluyor…(Burcu Sevil Şahin) kaynak

19.8.16

İyi ki doğdummm :))

doğduğum ev
Bir 19 Ağustos günü öğlen 14:00 de gözlerimi açmış hayata merhaba demişim.. Hastane sonrası bu fotoğrafını gördüğünüz evde 2,5 sene yaşamışım...
O dönem annemler babaannemlerle bir oturduğundan, babanne evine gelmişim ve annemler ayrı eve çıkana kadar bu evde yaşamışız;babannem beni öyle sahiplenmiş ki; annem sanki süt annem gibiymiş. Kucağına alıp sevmesine bile izin vermezmiş rahmetli.... Gece de babaannemlerle aynı oda da yatıyormuşum ve herşeyimle ilgileniyormuş.....
Tabi bu kadar sahiplenmesine rağmen rahmetli babaannemle ilgili anılarım çok da hoş değil... artık rahmetli oldu ve eski defterleri açmanın da bir anlamı yok... değil mi?

Ama bu ev ve sokak ile ilgili anılarım güzel. Nede olsa çocukluğum geçmişti bu sokakta... şanslıydım mahalle arkadaşlarım vardı.. sokakta miskette oynadım/k, yakar topta, saklambaçta....

Şimdi 36 yaşı bitiriyorum... hayatım da anlamı, sevgisi büyük bir varlık ile yaşıyorum... Bana anneliği tattıran, onsuz yaşayamayacağım bir hayat süren kızımızla yaş almak daha bir keyifli....
 Yaşım ilerledikçe anladım ki; her ne kadar fiziken yaşımı göstermesem de ruhen yaş aldığımın çok farkındayım....
eskiden yaptığım takıntıların çoğu yok...
mesela asla saçımı yıkamadan sokağa çıkmazdım; hatta bakkala bile gitmezdim :)
Annem "nolcak kız altı üstü bakkala gideceksin" derdi... Amaninnn imkansız ben asla o dünden kalmış yağlı saçla bakkala gitmezdim...
Kuzenim eğer aniden arayıp " hadi şuraya gidelim" demişse... cık cık.. öyle ani dışarı çıkmalar bana göre değildi, hazırlanmam gerekliydi... Tatile bile giderken çanta ayakkabı eş götürürdüm ve koca bir bavulla gidip azcık eşyayı kullanırdım... vs...
Sonra aslında tatilde bu kadar tefarrua da gerek olmadığını öğrendim...
Sanırım "serde gençlik var" dedikleri böyle bir şey. :) bu örnekler uzar.....


gülmek en eğerli şey


Sonra ne mi oldu... aslında hayatımda takıldığım buna benxer ve yazmadığım bir çok şeyin " zamanımdan çaldığını, yaşam kalitemi düşürdüğünü" anladım. Bunda çok iyi bir gözlemci olmamın, hayatı farkında yaşamayı sevmemin ve okumamın.. ama önemlisi öğrendiklerimi hayatıma uygulamamın etkisi çok büyük...
Yaşamın bunlara takılmayacak kadar kısa ve hızlı aktığını, yaşamdan alınan keyfin başka şeyler olduğunu keşfettim.... daha basit ama kaliteli yaşamayı öğrendim...

Ve son birkça senedir daha bir keyifli oldum kendime....
O yüzden hoşgeldin yeni yaşım...
Doğum günü kutlarımmmm yanaklarımdan öper, daha keyifli yaşlar dilerim kendime. :)

not: az buçuk melankoliklik vardır da ... fark etmişsinizdir.. :))

4.8.16

kaygılı ama umutlu günler geçerken.

Adnan binyazar/ Kızıl Saçlı Kontes
 Uzun zamandır yazmadığımın farkındayım. Ama bir türlü yazacaklarımı, hangilerini paylaşmam gerektiğini bir türlü toparlayamadım.
Malum gündemimiz hep aynı...
Tek duam Rabbim ülkemize zeval vermesin...
Bu topraklar kolay kazanılmadı.....

Tabi yazmadığım zamanlarda günlük hayatımızı akışına kavuştu... Her ne kadar devamlı haber kanallarını izlesek de bir nebze rahatladık...
O arada arkadaşlarla bir Avşa Adası tatili yaptık.. Tatil yaptık ama devamlı konuşmalar da sosyal medyadan gündeme bakıp, yorumlar yaptık.
Deniz ve kumsal çok iyi geldi hepimize... Sabahtan akşama devamlı denizdeydik....

Temmuz Ayında Can Yayınları 5 TL kampanyası düzenledi ve haberdar olunca birkaç kitap da ben aldım... Benim baktığım DR'larda hep öykü kitapları vardı. Romanlar azdı. İyicene anladım ki öykü kitapları fazla okuyamıyorum... Çok sık okursam sıkılıyorum. Ara kitap olarak okumalıyım.
Örneğin Kızıl Saçlı Kontes/ Adnan Binyazar
 Belki kalemi kuvvetli bir yazardır ama ben bu öykü kitabında bir türlü ilerleyemedim ve yarım bıraktım... Başka bir kitabını daha okuyup karar vermekte yarar vardır değil mi? Ya da sizden okuyanınız varsa ne dersiniz?

Lupita Ütü Yapmayı Seviyordu
 Kitap Kulübü kitabımız olan Lupita Ütü Yapmayı Seviyordu/ Laura Esquivel 
Bu kitaba tek kelime ile bayıldım. Hele her cümlenin başı " Lupita .... seviyordu" diyerek giriş yapması, yaşadıklarını günlük bir dille aktarması bir okuyucu olarak çok keyifliydi... Bu kitabı okuyun derim. Gerçekten de Latin Amerika Edebiyatı sizi sıkmıyor ve konuları genelde sürükleyici oluyor. Bu kitapta da yazar biraz günlük hayata biraz da Ülkenin Politik olaylarına değinmiş...

Thomas Mann Aldanan Kadın bu kitap resmen içimi baydı... Aslında listemde yazarın Büyülü Dağ kitabı vardı fakat bu kitabı da tanışmak için aldım yazar ile... sanırım yanlış bir seçim oldu... Ki yazarın bu kitap ölmeden önce yazdığı ve hayatında ki gerçeklere dayanan bir kitapmış.
Bir kadının genç bir öğretmene aşkı ve çocukları ile yaşadığı diyaloglar anlatılıyor... bakış açısı, ölüm vurgusu çok iyi ama konu işleyişi zor ilerliyor....

aldanan kadın
Mother's Day filmi gayet renkli bir izlenimlik akıcı bir filmdi. Şöyle sıkılmadan, fazla düşünmeden keyifle kahvaltı sofrasında yada oturuken izleyeyim derseniz iyi bir seçim. Öyle aman aman bir konusu yok tek güzelliği aydınlık ve iyi oyuncuları oynatmış olmaları...
mother's day
cumhuriyet çocuğu


















Nihal Yeğinobalı CUmhuriyet Çocuğu tek kelime ile enfes bir kitaptı. Özellikle bir döneme tanıklık etmek ve onu okuyucu sıkmadan anlatmak kolay değil. Ki yazarımızın kalemi de çok kuvvetli.
Bu kitabı ikinci el olarak tamamen arka kapak yazısına bakarak almıştım. Meğersem diğer kitapları da çok iyiymiş. Hatta dilimize Genç Kızlar olarak yabancı isimle basılmış kitabından sahibiymiş.
O dönemde kitabını kendi ismi ile bastıramadığı için rumuz kullanmış ve kitap yıllarca best seller olarak anılmakta...

Yeni yazıda görüşmek üzere  :))