23.11.16

Annem , canım annemi........




Aslında nasıl yazacağımı, ne yazacağımı hiç bilmiyorum.......

Hep bir umudum vardı hastane yollarında.....  
Aslında çok fazla gücüm yok ne yazmaya, ne konuşmaya ama o kadar çok mail alıyorum ki; annem için şifa dileyen kalplerinizden, iyi haberlerini bekliyoruz diyen yazılarınızdan....

Annemi geçen perşembe günü kaybettik.....
 İçim acıyor, ellerim titriyor yazarken, söylerken....
Canım annem bir of bile demedi hastane günlerinde....devamlı uyuyordu...

Yarın bir hafta olacak, nasıl geçti günler bilmiyorum...
Zormuş çok zzormuş....
Bu yaşıma kadar hiç sevdiğim birini, canımı kaybetmedim... annem hep daha uzun yıllar bizimle olacak gibi geliyordu....

Hep kulağımda sesi var, bir şey yaparken hep aklımda.... geçecek diyorum, alışacaksın diyorum kendime... sonra bunları söylemek, kendimi teselli etmek o kadar zoruma gidiyor ki......

gözyaşlarımı tutamıyorum, geceleri uyuyamıyorum... belki gelir diyorum yanıma, kokusunu duyarım diyorum.... 

ahh sevgili blog şuan yazarken bile engel olamıyorum kendime, gözyaşlarıma.... 
O kadar zor ki bu paylaşımı yapmak........

Annemmmmmmmmmmm, canım annemmm mekanın cennet olsun............



15.11.16

Hastane Günlüğü....

​Günler çok zor geçiyor... Hala hastanedeyiz. Ve dün annemi birinci derece yoğun bakıma aldılar. Artık günde onların belirlediği dakikakalar da görebilicez.....
 Sebebi de zatüre başlangıcı olması. Rahat ve düzgün nefes alamadığı için kalbine çabuk yoruluyor ve inliyor...
Bu arada biz üşüttüğü için zatüre olduğunu düşündük hemen çünkü tomografi ve emarı ya gece ya sabaha karşı çekiyorlar ve genelde Acil bölümüne götürülüyor hasta... tabi havaların durumu malum..

Ama bir tek üşütme ile olunmuyormuş zatüre... Biz anneme zorla mama ve yarım kase de olsa çorba içirmeye çalışıyorduk. Ve o tam yutamadığı yedikleri bazen hastaların soluk borularında kalabiliyor ve broşları tıkayabliyormuş...
Netice de bizi uyaran ne bir doktor ne de bir hemşire oldu bu konuda...

Tabi ben birkaç gündür gidemedim yanına annemin. Perşembe günü beklediğimiz şant ameliyatını oldu fakat hala gözlerini açmış değil canım annem. Doktorlar da bunun normal olmadığını söylüyor. Biz narkoza bağlıyoruz. Çünkü bir ay içinde dört kez operasyon geçirdi be her seferinde narkoz aldı.

Zaten annem bundan altı sene evvel Akciğer kanseri sebebi ile ameliyat olmuş ve bir parça alınmıştı. Şimdide bu kadar narkoza nasıl dayansın ciğer...

Hastanede  ilgileniyorlar; hemşire olsun doktor olsun. Ama birşey daha anladık ki; özellikle devlet 
hastanesinde adam gibi bir tanıdığın olacak yoksa doktorlar doğru düzgün açıklama yapmıyorlar. Biri başka diyor diğer asistan geliyor bir başka diyor, diğeri geliyor ikisininkine benzer şey söylüyor... Asıl doktor ya geliyoryada hiç gelmiyor. Bilgi alırken çoğu zaman hep ya yarım yada o anlık veriyorlar...BAzen sinir olmamak elde değil....

Zaman şuan benim için, bizim içi o kadar zor ilerliyor ki.... Doktorlar "heran herşeye hazır olun...belki de hep bu şekilde de kalabilir, uyanamayabilir ve burundan beslemek zorunda kalabilirsiniz..." yada"....." diyorlar......

Ağlamamaya çalışıyorum, güçlü olmaya çalışıyorum ama çok zor.... gerçektende içimin sızladığını hissediyorum. Eğer bir nebze güçlüysem bunda en büyük sebep "anne" olmam. Kızımın varlığı sonrası ailemin olması; kardeşim ve babamın varlığı.. bunlar hep bir güç veriyor...

Herşey olacağına varır diyorum kendime... okuduğum o bilge cümleler geliyor aklıma, bazende gelsin diye zorluyorum yada netten yada kaydettiğim defterden okuyorum....

Biraz o zaman güçleniyorum çünkü devreye mantığım giriyor. Ama sonra... kalbim işin içine girince dayanamıyor fazla....

Bazı anlar ne yapacağımı, nasıl düşüneceğimi, nasıl baş edeceğimi düşünüyorum, bulmaya çalışıyorum... 

Diyorum ya zor bir süreçteyim sevgili günlük..... iyi ki kardeşim, eşim, Sevda, babam ve gerçekten de yanımda olan dostlarım var.. yoksa tek başıma olsam daha zor olurdu herşey.
Hiç ummadığım arkadaşlarımdan destek gördüm bu süreçte... ve dedim ki; kötü gün öğretisi bu olsa gerek....

Allah Yar ve Yardımcısı olsun annemin, bizim ve tüm hastaların........


9.11.16

Prater'in Menekşesi, Moby Dick Ve Toprak Kitabı hakkında...




Prater'in Menekşesi / Christopher Isherwood  Arka kapak yazısını okumuş, yazarın daha önce hiçbir kitabını okumayarak almıştım. Biraz da hastanede okurken böyle ince kitaplar iyi oluyor...
“Prater’in Menekşesi”, Christopher Isherwood’un “Hoşça Kal Berlin” gibi daha çok tanınan Avrupa romanlarının tadını veren, eğlenceli, bir solukta okunacak bir roman." diye yazıyor arka kapak yazısında...
Kanmayın efenim öyle akıcı bir dili ve konusu yoktu.
Sinemaya gitmeyi, film izlemeyi çok severim ama kitabı okurken daraldım. Eğer daha kalın bir kitap olaydı kesin yarım bırakmıştım.
Bir telefonla başlayan bir yazarın sinema yönetmeni ile başlayan macerası... belki kitabı bu bölümü okuyanlar beğenebilir; ama biz okuyucular için "değil".....
Hani şöyle bir nette de bakındım ama fazla da bir yoruma ulaşamadım... Okuyanınız varsa yorumunuzu paylaşır mısınız?


buket uzuner toprak

Diğer kitabım ise,
Toprak Defne Kaman'ın Maceraları/ Buket Uzuner  
  Yazarın anlatım dilini ve hayata duruşunu seviyorum. Özellikle de bu seriye bayıldım.
Mitolojik hikayelerden tutunda günüm doğa yıkımlarını, aile ilişkilerini sizi sıkmadan aktarıyor.
Şamanizm'inde içinde olması daha bir sürükleyicilik katıyor kitaba.
Bu sefer ki konu Çorum'da Tarihi Eser Kaçacılığı çevresinde geçiyor....
Gezilecek, görülecek yerler listeme Çorum'u da ekledim...dipnot olsun bana da. :)
Aslında ne kadar çok değerimizi, adetimizi kaybetöişiz onu anlıyoruz kitabı okurken. Git gide o kadar yalnızlaşıyoruz ki.... Bizden sonra ki nesil daha da yalnız olacak...
Altını çizdiğim, not aldığım ve dönüp okumak istediğim çok cümlesi oldu. Şimdi kitap yanımda değil, olsaydı paylaşacaktım sizinle...
Ama seviyorsanız yazarı bu kitabını da seveceksiniz. Hatta sonrasında br çok şeyi netten araştırırken bulacaksınız kendinizi...

Bir diğer kitabım ise;
Hamile iken başladığım ama okurken daraldığım ve yarım bırkatığım kitabım; Moby Dick Beyaz Balina/ Hermen   Melville


beyaz balina moby dick
 Tamam biliyorum en güzel klasik kitaplardan ama bir döenm okurken fazla betimleme ve detaydan sıkılmıştım.
Sanırım o zaman ki ruh halimden dolayı idi.
Şİmdi ise hastane odasında annemin yanındayken okudum. Hatta birkaç günde bitirdim 700 küsür sayfalık kitabı...
Özellikle yazı karakterinin büyük olması ve çevirinin akıcı bir dili olması da bunda etkiliydi.
Kitapta her türden insan karakterine ve psikolojisine rastlamak mümkün...
Ama beni en çok etkileyen yazarın o dönem şartlarında bu kadar bilgiye ulaşması, yazıya dökmesi ve vazgeçmemesi.
Hayat hikayesini okuyunca anlıyorsunuz başarının tesadüf olmadığını....
Ve hep derim hayvan deyip geçmemek gerek; gözlerinin içine baktığınızda nasıl da yüreğinize dokunur o bakışlar...
Eğer görmesini bilirseniz..
Hırsın, intikamın nasıl da kişiyi ve çevresindekileri yok ettiğini anlatan iyi kitaplardan biriydi....

Velhasıl çoğu kişi okumuştur bu kitabı, okumayanlar için tavsiye derim. :)

İyi geceler  blog....

2.11.16

Kalan, Doppler Ve Casus kitaplarına dair...

Hastane odasında annemi beklerken hemen hemen iki günde bir kitap bitiriyorum. Annem

sürekli uyuduğundan bize de yanında durup onu gözetim altında tutmak kalıyor.

Uzun zamandır okumak istediğim ama bir türlü elimin gitmediği bir kitap vardı: Kalan/Leyla

Erbil...
leyla erbil


Daha başlarken içime işledi. Nasıl ama nasıl geç kalmışım dedim; bu yazarı tanımaya ve

okumaya....

Yaşadıklarından yola çıkarak hem eski, hem yeni dönemi hemde mitolojiyi birleştirerek ozan

dilinde yazmış romanını. Özellikle komşularının çeşitliliği ve o dönem olan devrim, darbe ve

mahallede yaşanan kavgaları anlatırken kullandığı dil, ara ara kendi fikirlerini betimlemisi...

sizde okurken kendi mahallenizi ve o dönemi sorguluyorsunuz...

Bazı sitelerde bu kitap ile ilgili yorumlara baktığımda; yazarın Oğlunu kurban eden İbrahim’i

olayını isyanla aktarmasına ve olayları birbiri ile bağdaştırmasına kızanlar olmuş. Oysa ki

düşünüyorum da öyle şeyler yaşayınca insan ister istemez dönem dönem isyan etmez mi?.....

Diyeceğim o ki okuyun efenim güzelden öte bir kitaptı....

Bir diğer bitirdiğim kitap ise Doppler’di.
doppler
Bir adam düşünün ki bir anda ormanda yaşamaya

karar veriyor. Evini, eşini, çocuklarını bırakıp ormanda yaşıyor. Ve hayatını bir geyiği öldürüp

onun eti ile marketten ihtiyacı olan şeyleri takas yöntemi ile karşılamaya çalışıyor.

Zor iş valla böyle bir karar. Hele hele çocuk varsa ortada... ama öyle bunalıyor ki tüketim

toplumundan... kaçıyor herşeyden.

Gerisi kitapta. Akıcı ve sürükleyici bir kitaptı.

Bir diğer kitap ise Casus’du.
Tabi yazar en en sevdiğim olunca bu kitabında öne çekip hemen

okudum.

Ve kitabın kapağını kapatınca dedim ki:

Ah Mata Hari özgürce yaşamak için nelerden vazgeçtin.. Kadınlığını bile kullanmak zorunda

kaldın ve ölüme bile cesaretle gittin.... Tabi casus mu değil mi? Bilemiyorum... o kadar

araştırma yapmadım, hayatına dair okuduklarım onun çok cesur bir kadın olduğuydu... hem

güzel hem akıllı hem cesur...