29.2.16

Yeni hafta, Biten kitaplar, Haruki Murakami

Az önce Facebook'a giriş yaptım, anammm demez mi bana sankim ben bu ayın kaç çektiğini bilmezmişim gibi... :)))
"Sevgili Gülşah, dört yılda bir gerçekleşen Şubat Ayının 19 çekmesi şerefine bugünün tadını çıkart..." 
Sağolsun düşünmüş tabii amaaaa ne diycen işte.. bilmiyor sanki ben rahatsızım, boğazlarım ağrıyor, kemiklerim üşüyor... bu haldeyken nasıl tadını çıkartayım.....
Gerçi bugün şükürler olsun daha iyiyim. Dün sağolsun eşim ilgilendi herşeyiyle Umay'ın bende uyudum dinlendim...
Bugün de acısını çıkarttım dinlenmenin. Evi dip köşe temizledim, balkonumuzu bahara hazırladım.. Aaa bir ara fotoğrafını paylaşayım sizinle. Çok severim güzel havalar da balkonda keyif yapmayı, oturmayı....Siz?


Geçtiğimiz hafta iki kitap bitirdim. Herkesin çook beğendiği Santraç kitabını okumuş ama beğenmemiştim. Tamam yazarın hayat hikayesi, düşüncesini özgürce ifade edemeyişi, sürgün edilmesi, eşi ile intihar etmesi hiç hoş ama hiç hoş değil... Ki böyle kalemi kuvvetli yazarların erkenden bu dünyadan gitmesi, hele de eceli ile değil de kendi istedikleri zaman hayatlarına son vermesi çok üzücü...
Bende yinede yazara ikinci bir şans vereyim dedim ve "Amok&Usta İşi" kitabını okudum.
Bu arada ben Yordam Yayınlarından olan kitabı aldım ki çevirisi bir harikaydı...İki öykü kitabını birleştirmişler. Özellikle Amok çok başarılı bir hikayeydi, başta sıkılır gibi oluyorsunuz ama Dr.hikayesini anlatmaya başlayınca, elinizden bırakamıyorsunuz
Bide Amok demek; psikolojik bir rahatsılığın ismi. Delicesine koşmak, önüne gelen herşeyi yok ederek komak vb.. gibi bir anlamı var. Kitapta da Dr.yaşadığı olayın pişmanlığı üzerine bir Amok gibi koştuğunu ve yaşadıklarını gemide karşılaştığı ve hiç tanımadığı birine anlatır....
Usta İşi öyküsünü ise sevemedim. Sanırım benim bu yazar ile aram hep mesafeli kalacak...

Murakami kitabı hiç okumayanların yada yazarı sevenlerin okumak isteyecekleri bir kitap aslında bu: Koşmasaydım Yazamazdım" 
Anlatım dili o kadar yalın ve sade ki okurken yer yer sıkılsanız bile elinizden bırakmak istemiyorsunuz . Koşma macerasını okurken ki ben koşamayanlardanım, hem sevmiyorum hemde koşamıyorum Anemi rahatsızlığım olduğundan.
Kitaplarını nasıl yazdığı, hayata bakış açısı, yaşam amacı, yaşayış biçimi ki bunları yazarın bize aktardığı kadarı ile okuyoruz.
Yine bu kitaptan öğreniyoruz ki yazarımız konuşmayı pek sevmediğinden yazdığını, yaşamı, ülkeyi, adaleti çok sorguladığını öğreniyoruz.
Aslında bu kitabı roman gibi değil de ara kitap olarak okuyabilirsiniz.
Kitaptan birkaç alıntıyı paylaşayım sizinle;
"Acı kaçınılmazdır ama acı çekmek bir tercih meselesidir" (Kitabın girizgahı)
"Yürekte açılan yaralar, bir insanın bağımsızlığı karşısında dünyaya ödemek zorunda olduğu çok zor bir bedel"
"Murakami Bey, insan sizin gibi sağlıklı bir yaşam sürünce zamanla roman yazamaz hale gelmez mi?" Arada sırada insanlar bu soruyu sorar bana. Roman yazmak, sağlıksız bir eylem; yazar olan kişi de sağlıklı olmak dediğimiz çemberden uzak bir yerde, mümkün olduğunca sağlıklı denemeyecek bir yaşam sürmek zorundaymış gibi. Biz roman yazmaya çalıştığımızda, insanlığın temelinde bulunan zehir gibi bir şeyi istemesek de çekip çıkarır, görünür kılarız. Yazarlar az çok bu zehre maruz kalır. Bu zehir işin içine girmediği sürece, gerçek anlamda yaratıcılık eylemi ortaya konulamaz çünkü (tuhaf bir benzetmeyle söyleyeceğim ama balon balığının zehirli kısmının aynı zamanda en lezzetli kısmı olmasıyla tıpatıp benzeyen bir durum galiba). Ama gerçekten sağlıksız olan şeylerle uğraşmak için insan mümkün olduğunca sağlıklı olmak zorundadır. Bu, benim tezim. Yani sağlıksız bir ruh bile, yine sağlıklı bir vücuda gereksinim duyar. İşte bu yüzden, böyle biri sanatçı olamaz, dense bile ben koşmaya devam ediyorum."

"Okul işte öyle bir yerdir. Okullarda bizim öğrendiğimiz en önemli şey, en önemli şeylerin okullarda öğrenilemeyeceği gerçeğidir"




Böyle işte blog.
Hepimize iyi haftalar. :)

23.2.16

Anne, Baba Ve Diğer Ölümcül Şeyler Yalçın Tosun, Emine Uşaklıgil Bir Şehri Yok Etmek

 Geçen gün Umay ile televizyon da sinema  kanallarını karıştırırken bu filme denk geldik. Casper Ve Emma'nın Arkadaşları filmin ismi. Fena olmayan, özellikle çocuklar için; arkadaşlığın ve oyuncakların çocuklar üzerinde ki etkisini anlatan bir izlenimlik filmlerdendi. :)


Cumartesi günü Can'ım geldi kızıyla. Uzun zamandır görüşemiyorduk; karşıda oturuyor olamsı, çalışıyor olması bide çocuklu olmak olunca işin içinde; öyle ha deyince çıkamıyoruz tabi dışarı. Havalar da şansına ne zaman gelmeye kalkışsa hep yağmurlu oldu.
Neyse ki bu hafta kavuştuk, dertleştik, güldük, sohbet ettik derken akşam oldu....ve arayı bu sefer çok açmamak üzere sözleştik.
Hani sık görüşemezsiniz, daha çok telefonlaşırsınız ve bir araya geldiğinizde de sanki her hafta görüşüyormuşsunuz hissi olurya aranızda... İŞte bizimki de öyel bir dostluk Zerrin'imle..
Seviyorum böyle arkadaşlıkları, dostlukları....Kızlarımız da oynadılar, koşturdular. İnşallah ilerde de büyüdüklerinde iyi bir dost olurlar bizim gibi..
 Bunların dışında size belki bildiğiniz belki de benim gibi yeni tanıdığınız bir yazardan bahsedeceğim.
Özellikle genç bir yazar ve ilk kitabı "Anne, Baba Ve Diğer Ölümcül Şeyler" kitabı ve ödül almış bir kitap ki hak etmiş bence de... Birbirinden bağımısz gibi olsa da sanki iç içe olan bir hikaye okuyorsunuz bu kitap da.
İnsana, dünyaya, çevresine, dahası kendi içine eğilip bakma gözü pekliğini gösterirken dostluğu, sevgiyi, mutluluk arayışını da hüzünle dillendiriyor. Dile gelmeyen, onun kaleminde incelikli bir kurguyla, alttan alta duyuruluyor...

Hep diyorum benim aram hikaye ve öykü kitapları ile daha yeni yeni barışmaya başladı, daha çok roman seviyorum...
Ama böyle harika, duyguları ve derinlik psikolojisini ön planda tutanikaye kitabıysa çok seviyorum. :)))
Diğer kitaplarını da listeme ekledim. Artık elimde ki kitaplar azalsınd a alayım bende :) yoksa dağ gibi bir kulem olacak. Ki o görüntüyü de çok seviyorum :))))


Ara ara bildiğiniz üzere D&R'da özellikle Can Yayınları kitaplarında kampanyalar oluyor. Hiç kaçırmam bu fırsatı laf aramızda. ;)
Bu kitabı da öyle bir kampanya zamanı almıştım. Şehir üzerine detaylı bir inceleme kitabı. Mahalle kavramının yok edilmesini özellikle çok güzel vurgulamış. Eee tabi birde Kentsel Dönüşüm adı altında bir şehrin nasıl yok edildiğini belgelerle anlatmaya çalışmış Emine Hanım.
Hani ben şimdi böyle yazıyorum ya sakın sanmayın "yazar şehirlerin, hele de İstanbul gibi bir kozmopolit bir şehrin" değişimine karşı değil. Ama bazı değerlerimizin, yapıların ve sokakların hatta mahallelerin değiştirilmesine, yok edilmesine karşı....

İnceleme olarak iyi bir kitaptı. Varsa elinizin altında göz atın derim.

Bu haftaya başladık. Havalar da güzel, her ne kadar gündem kötü ve acımasız olsa da....

Bizi yoğun bir hafta bekliyor, ara ara girip yine bloğumu yazacağım ama... İhmal etmeye gelmemeli blog...

Hepimize iyi haftalar... :)

18.2.16

Terör, Gündem, Sonra Hayat Yeniden Başlar, Seyrek Yağmur....

Dün şöyle bir Twitter'a bakayım dedim ve, o da ne ... yine terör saldırısı..... Yemin ederim artık sokağa çıkmaya korkar hale geldik.... Yada kalabalık yerler de çalışan yakınlarımızın evine sağ salim dönmelerini diler haldeyiz........
Artık ekranımı karartmaktan, lanet yağdırmaktan uandım... içimin yanması bitmiyor elbet ama tepkim bu şekilde vermemeye karar verdim.........
 .................
stajyer
 Geçen akşam otururken; hadi dedik öyle derin olmayan bizi güldürecek, keyiflendirecek bir film izleyelim. Ne zamandır vardı bu filde elimizin altında. İzleyelim dedik. Gerçekten de bir izlenimlik, keyifli bir filmi.
Son bir kaç yıldır çok fazla Robert DeNiro filmi var dikkat ettiniz mi hiç... Sanırım iyi oyuncu olmak böyle bir şey.
Emekli, eşi ölmüş ,yalnız ve evde pineklemekten hoşlanmayan bir adamın bir kıyafet sitesine stajyer olarak başvurması ile başlar film.... sonrasında ise çalışanların ve patronun da kendisini sevmesi, engin tecrübelerinden yaralanması ile devam eder.
Beni en çok güldüren şeyse ki hem komik hem trajikomik; gençlerin ceket mendilini garip karşılamaları ve hergün işe gelirken takım elbise giymesini sorgulamalarıydı...

İzleyin derim... ;)
sonra hayat yeniden başlar

 "Sonra Hayat Yeniden Başlar/Mustafa Mutlu" kitabı da bitti. En çok ismi etkilemişti beni başlarda... Ki okurken içinde ki cümleler de vurgun etkisindeydi. Bir ailenin içinde ki yaşadıkları, duyguları, hayata bakışları ve...Konu sıradan gibi ama okurken çok özel şeyler hissediyorsunuz.... Alıntı yaptığım yandaki uzun cümleyi de bir okuyun derim. Okurken kafanızı sallamaktan, ne kadar doğru bir analiz demekten kendinizi alı koyamayacaksınız..
Bir de baştaki şu cümleyi de çok sevdim;
" Bazen çocukken çıkar karşına o kör karanlık, bazen ellili yaşlarda bulur seni... Ama mutlaka çıkar! Ne yapacağını, nereye gideceğini bilemezsin.
Yapman gereken tek şey, karar vermektir...
Sonra hayat, öyle ya da böyle...Yeniden başlar!"




 Bir de üstüne Seyrek Yağmru/Barış Bıçakçı" bitirdim....
Özellikle uzun zamandır böyle iyi bir öykü kitabı okumamıştım. Rıfat'ın kesinlikle dünya ile, yaşam ile insanlar ile, doğa ile, davranışlarımız ile sorunları var ama öyle daraltan değil... sorgulayan ve doğru tespitlerle....
Okumadıysanız notunuz alın ve okuyun derim....
can'ımın içi

Bir de üstüne salı günü canımmmın içi kuzenimin  32.yaş gününü kutladık bizde. Ma aile toplaştık, yedik içtik, pastasını kestik ve hopp yeni yaşa merhaba dedik.
Tekrardan canımın içi yeni yaşın yeniliklerle gelsin...


14.2.16

Orhan Pamuk, Metin Hara, Labor Day derken bizden kareler...

Tatil sonrası bir haftayıda geride bıraktık ama zaman nasıl geçti anlamadım.
Çarşamba günü annemin telefonu ile kardeşimgilllere gittim uçarak. Çünkü kuzum, bir tanem, halasının Can'ı bizi özlemiş ve müsait isek onlara gidebilirmiymişiz diye anneme sordurtmuş.
Haklı tabi Toprak Cem; en son yılbaşı gecesi hep beraberdik. Aslınd bende onları çok özlemiştim, Toprak Cem SuÇiçeği çıkartınca bide üstüne havalar bozunca epeydir görüşemedik.
Ben önümüzdeki hafta gitmeyi palnlıyordum ki; o telefonla hazırlanıp soluğu kardeşimde aldım kızçemle.
Tabi nasıl sarıldık öpüştük anlatamam. Çok özlemiş bizi kuzum tabi bizde onu.
Vee öyle güzel iki gün geçirdik ki... Umay ile ikisi artık oyun da oynuyorlar ve çok iyi anlaşıyorlar. Umay büyüdükçe daha da iyi olacak diye düşünüyorum araları. :)
 Evin içinde koşturdular, Toprak Cem'in odasına gidip oyun kurdular, tabi arada anlaşamadıkları da oluyor ama beş dakka.. beş dakka sonra yine dip dibe.... :)

Sonrasında tekrar evdeyiz. :)
Tabi ben bu arada araya birkaç  kitap sığdırdım.

 Orhan Pamuk/ Kırmızı Saçlı Kadın kitabı bitti. Uzun zamandan sonra bir çırpıda okuduğum ender kitaplardan biri oldu. Tabi şöyle birşey de var; yazarı seven ya çok seviyor ya hiç sevmiyor. Ben kitaplarını seven gruptanım. Her ne kadar Masumiyet Müzesi kitabında okurken çok daralsam da bitirmiştim ama bende bitmiştim.
Bu kitap ise hem sayfa sayısı bakımından hem de anlatım bakımından daha iyiydi. Özellikle bir çocuğun baba figürünü sorgulaması başkası ile kıyaslaması; hem doğu kültürü hem batı kültürünün kelimelere dökülmesi; bide üstüne hem Yunan Mitolojisi hem İran Mitolojisinin ülkemizde ki etkileri... durup düşünüyorsunuz; acaba ben olsam ustamı orada bırakır mıydım? diye...acaba bir olayı bu kadar içimde saklayıp hayatıma devam edebilir miydim...diye... fazla detay vermek istemiyorum çünkü kitap yeni ve okuyanınız, okuyacak olanınız vardır... Kısaca notunuzu alın ve okuyun derim bu kitabı....

Sevdam'lardayken de onu kitaplığında olan Yol/ Metin Hara kitabına bir bakayım dedim. Geçtiğimiz sene çıkmıştı ve bayağı bir popülerdi İnstagram'da. Hem merak ediyordum hemde bir türlü elim gidipta kitabı alamadım.
Denk gelmişken bir bakayım dedim ama yok sarmadı... Belki de doğru zaman şimdi değildir.
Çünkü bir dönem o kadar çok bu tarz Kişisel Gelişim yada içimize dönmemiz ile ilgili kitap okumuştum ki artık birbirinin tekrarı olan cümleleri okuyamıyorum....
Benim için bu konu da favori kitabım Dört Anlaşma kitabıdır.

Dün sinema kanallarında gezinirken Türkçeye de İşçi Bayramı/Labor Day olarak çevrilen enfes bir film izledim.
Eğer hem aile hem psikolijik  filmleri seviyorsanız izleyin derim. Bide üstüne harika bir oyuncu olan Kate Winslet'de olunca daha bir iyiydi film.
2013 yapımı hem Oscar'a aday olmuş hem ödül almış bir film. Bir karı koca düşünün; ikinci bebeklerini her seferinde bilinmeyen bir nedenden kaybediyorlar ve sonunda kadın bu kayıpların yarattığı travma nedeni ile dışarı çıkamıyor. Adam da bu duruma dayanamıyor ve karısını sekreteri ile aldatıyor, sonrasında da boşanıp diğer kadınla evleniyor. Oğlu ile bir hayat sürdürüyor Adele. Daha doğrusu sürdürmeye çalışıyor. Taki karşılarına bir kaçak çıkana kadar.....
Bundan sonrası filmin devamında ;)

......
...................
Şimdiden iyi pazarlar.... Blog....






7.2.16

Kış Hasadı, Orhan Pamuk kitabı ve mavi kapak kkampanyas....

On beş tatilin son günlerini  yaşıyoruz evde :) gerçi ana kız çok alıştık babamızın evde olmasına.
En çok Umay'a zor gelecek bence.  Son bbirkaç gündür sevdiğimiz dostlarımız da kaldık. Onlarında iki evladı var her ne  kadar erkek çocuğu olsalar da kızçem çok mutluydu. Peşlerinden "abi abi"  diye diye dolanıp durdu.  Eee tabi bizim evde "ham'dı onlarla resmen" pişti".  :))
Bende bu arada hazır kızım bana fazla "anne meme"  diye  peşimde dolaşmıyorken fırsatı değerlendireyim dedim ve mmerak  ettiğim "Kış Hasadı"  kitabını okudu. Ben aradığımı bulamadım,  çeviri bence çok kötüydü çünkü anlatım dili ve cümleler aalmadı bir türlü. Birde  ne bileyim ben daha tasavvufi birşeyler bulacağımı düşünüyordum ama nafile.... Naçizane düşüncem  budur.....
Diğer kitabım olan" Kırmızı Saçlı Kadın" kitabına başladım ve akan dilini,  konusunu sevdim,az kaldı bitsin kitap yorumlayacağım,.
Bir çok arkadaşımla denk geldi Orhan Pamuk kitabı. Onların da yorumlarını bbekliyoru.

Bir şeye daha değinmek iistiyorum. Facebook sitesinde Doğan Cüceloğlu bir paylaşımda bulunmuş ; Mavi Kapak toplama kampanyası ile ilgili....
Bende fısıltı Gazetesi aracılığı  ile bu kampanyanın bittiğini duymuş  ve kapak biriktirmeyi bırakmıştım.Meğerse bitmemiş  kampanya,  ne kadar çok paylaşırsak o kadar iyi bence.
Daha detaylı bilgiyi TOFD 'nin kendi sitesinden de öğrenebilirsiniz.

İyi pazarlar.....

   

3.2.16

Yeni alınan kitaplar....

Bu aralar havalar güzel gidiyor sanırım doğa, okul tatili bulunanlara destek oluyor. :)
Bizde değerlendirelim diyoruz bu güzel havaları beyimle. Bizim evde en çok Umay'ın işine yarıyor bu güzel havalar. Çünkü soluğu hop dışarıda park da alıyoruz.
O kadar mutlu, keyifli oluyor ki... Sloganımız neydi; çocuklar mutlu biz mutlu. :))
( bu arada bıkacaksınız bu sloganı okumaktan ama napayım öyle hissediyorum.:)   )


Tabi anneler çok iyi bilir bu durumu, genel de eğer bisikletini götürdüysek parka; Umay muhakkak bisikletini de gezdirir. :))))
Ne de olsa biz aslında onun için geldik parka....
Şuan için çok sosyal bir kızımız var. Yanından geçenlere muhakka bir el sallar. İnşallah büyüdüğün de sosyal bir birey olur.
Tabi sallar ama arada da insan seçer; kendisini seven bir ablasına, abisine yada yaşça daha yaşlısına bazen hiç pas vermez. Çok prensiblidir kendisi...
Tabi öyle olunca hayal etmeye çalışıyorum; acaba diyorum büyüdüğünde nasıl bir kişiliği olucak, okumayı sevecek mi? gezecek mi? sonrasın da huyu suyu nasıl olacak...?
Aklıma daha ne sorular geliyor bir bilseniz.......................
...............
....
............

 Bu aralar fena sardık karı koca çekirdek olayına. Birde bir huyum var ki ; bilmem sizde de çekirdek yerken oluyor mu? illa tabağımda ki çekirdekleri bitiricem. Sanki zorum ne? dimi ama. Bırak sonra yersin. Olmaaazzzzz bitirmem lazımmm. :)))
Neyse ki biraz ara verdik bir iki gündür yoksa durumlar fena...



Bugünü kendime  ayırdım. Kızımız babasıyla takıldı. Ara ara yapıyoruz böyle beyimle. Bana,ruhuma, bedenime çok iyi geliyor. Başta çok üzülüyordum, hemen eve dönüyordum. Eşimle devamlı telefon irtibatı kuruyordum, mesaj atıyordum. Sonra dedim ki kendime; Gülşah bi dur sakin ol... sonuçta sen onları terk etmedin ki, altı üstü biraz nefes almak için dışarı çıktın. Ayrıca sen annesiysen oda babası. Bir anlamaz, iki anlamaz ama birlikte vakjit geçirdikçe birbirilerinin dilinden anlar.
Tabi benim en büyük şansım, eşim bu konuda çooook iyiiii.  Gözünüz kapalı bebek, çocuk emanet edebilirsiniz. Vallahi bak, eşim diye demiyorum.
Bugün de sık sık telefonuma baktım, sanırım bu içgüdüsel oluyor; ya bişey olurda ararlarsa ulaşamazlarsa psikolojisi hep üstümde olacak sanırım.
Kadıköy'ü çok ama çok seviyorum. Daha eşimle tanışmamışken bile hep derdim ki; evlendiğim zaman ya Kadıköy'de yada Üsküdar'da otururum inşallah. Çünkü bu iki ilçenin ruhu çok başka...
Hiçbir şey almasam da, yapmasam da inip bir havasını solumak, gezmek, o Bahariye Caddesinden Moda'ya doğru çıkıp denize karşı oturmak o kadar iyi geliyor ki.
Bugün gerçi daha çok kitap evlerini gezdim. Uzun zamandır, yeni çıkan bir kitabı hemen almıyordum daha doğrusu, ha deyince sokağa çıkamadığımdan alamıyordum. Birde evdeki okunacak kitaplar da çok etkili oluyor bu duruma. Bugün biraz farklı oldu ve yeni çıkan kitabı aldım. :) 


bi foto da benden olsun. :)

 Fazıl Bey Kahveci'ne gidip bir çay söyledim kendime ve kitaplarıma baktım, dokundum, inceledim. :)
Anlayacağınız güzel hemde çok güzel birgün geçirdim.
Bakalım bu gece Orhan Pamuk kitabına başlayacaktım ama blog da yazı yazmak daha cazip geldi. Artık yarın başlarım herhal. :)))

İyi geceler blog.