30.5.16

Akıllı Telefonların bizdeki bağımlılığı ve Fathers And Daughters Filmi...


Sabahtan kahvaltı haberlerini izliyorduk ki bir haber hem dikkatimi çekti hemde düşündürdü...
Araştırmalara göre; günümüz insanında yeni bir kaygı durumu yaşanıyormuş.  Oda "Şarjım bitiyor,  biterse"  kaygısymış ve durum bildiğimizden de ciddiymiş.Sokak röportajında soruyorlar;
----------Şarjınız biterse naparsınız?
  "Hemen eve giderim, bitmeden şaj ediyorum, fulluyorum" vs...
diyenler çoğunluktaydı.
Ve artık psikologlar bunun üzerine çalışıyormuş...
Bağımlılık helede aşırısı olan bağımlılığın her türlüsü kişinin kendi yaşamından çalınan bir şey....
Hakikaten de düşününce o kadar bizim, bedenimizin bir uzvu gibi oldu ki şu cep telefonları....
Aradığımız kişi biraz geç açsa yada o an cevap veremese... telaşlanıyoruz, aklımıza binbir türlü şeyler geliyor yada acaba bir şey oldu bak hala dönüş yapmadı polemiğine bile girenler oluyor....
Kendimden biliyorum, ailemden biri aradığından geç açıyorsam yada o an müsait değilsem meşgüle veriyorsam hemen bir telaş oluyorlar... Ne oldu neden açmadın vb.. şeylerle karşılaşıyorum..
Keza bende de o huy var sanırımm :)  Törpüledim amaaa boşuna içe dönük kitaplar okumuyoruz ... :)
Sanırım genç olsam yada bekar olup sevgilim olsa daha bir sinir olurdum herhalde açmadığında... Allah'tan o dönemleri geçtik ;)

Hani esprisi bir yana düşünün öyle değil mi? Ne kadar bağımlı olduk akıllı telefonlara ve sosyal ağlara...
Ben geçen sene kendimde bir deneme yaptım ve bir süre Facebook'a giriş yapmadım... ve baktım ki aslında biraz bakınayım, gezineyim ne var ne yok diye giriş yaptığımda o kadar çok zamanımı alıyormuş ki internet...
Gerçekten de saatlerin nasıl geçtiğini anlamıyordum... Ve ara ara yine uyguluyorum kendime... Sonuçta Facebook'ta gezinmemek yada diğer ağlarda,  bir kayıp değil... var diye bakıyorum olmasa ne olacak değil mi ama?
Ki ben zamanımı daha çok kitap okumaya ayırıyorum... daha büyük bir keyif benim için keyifle, özenle aldığım kitabı okumak....

Dün akşam eşimle izlediğimiz ve gözyaşlarıma hakim olamadığım bir filmden bahsetmek istiyorum. Sanırım bunda anne olmanın da etkisi var...
fathers and daughters

Fathers And Daughters...  Geçen sene çekilmiş bir film... Gerçek bir yazarın hayatından yola çıkılmış filmde.... Trafik kazasında ölen anne, baba da kalan beyinde ki sinirlerde ki hasar ve tetikleyici ataklar... küçük bir kız çocuğu....
Rabbim kimseyi anasız babasız bırakmasın küçük yaşta... Elbet ölüm Allah'ın emri ama zamansız erken gelen ölümler çok acı yahu.....

İŞte filmde de baba kızın yaşamından kesintiler var. Yer yer flash back denilen durum oluyor, geri dönüşler, sonra şimdiki zaman......
Film güzeldi izleyin derim...

Hadi bana müsade hazır kızım uyuyorken yazımız da yazmışken yeni kitabım olan Golem Ve Cin kitabımı okuyayım. :)

İyi haftalar. :)
 

29.5.16

Taşların Çığlığı Kitabına dair...

Bu havalar beni mahvetti, bir gün alerji hapı içmeyeyim dedim... aman Allah'ım ... olanları yazmak bile eziyet. Neyse efenim sonrasında içtim ve iki gündür gündüzleri pert bir şekilde uyuyorum. Üstüne bizim kız sabahın yedisinde ayakta ama ben ruh gibiyim. Eşim kalkıyorda ben nerdeyse öğlene kadar uyuyorum, hatta bir ara kalkıp kahvaltı edip sonrası tekrar yatıyorum.. İnanın kendime inanamıyorum benim gibi uykuyu sevmeyen biri için tam bir işkence kafayı kaldıramamak...
Bende bu gece yarım aldım alerji hapını yarına Allah Kerim artık.... :))
Hani bu kadar uykuya bide geceleri oturabilsem oda yok... yine yastık beni çağırıyor modunda oluyorum..
Ama neyseki az kaldı havalarınaçmasına ve benim de normal hayatıma dönmeme....
Gece oturmayı< gece kitap okumayı< gece müzik dinlemeyi daha doğrusu GECE'yi sevenlerdenim efenim... Gündüzleri pek sevmiyorum. Elimde olsa sabahlarım o kadar  yani...gecenin sessizliğini ve maneviyatını bana hissettirdiklerini sevenlerdenim.
Siz?
Bu aralar bir kitap okudum ve bazı şeyler kafamda daha net oturdu. Kitabın adı Taşların Çığlığı/ Gilbert Sinoue Tarihi Roman... Benim gibi Ortadoğu'yu ve siyaseti bilmeyenlerdenseniz bu kitapla bazı sorularınıza cevaplar bulabiliyorsunuz.
Elbet ne kadar yanlı yada yansız yazmış yazar bilemiyorum... Bunun sebebi de bende ki eksik bilgilerden kaynaklanıyor....
Ama konuyu hikayeleştirerek anlatması daha bir okunur kılıyor kitabı...
Tek sıkıntı çok fazla isimler geçiyor .... Aralarda dip not şekllinde açıklamış da yazar gerye dönmeye gerek kalmıyor.......
Bu kitaptan sonra iyicene Dünya'da olan bitene daha farklı bakmaya başladım ve kendi adımıza çocuklarımız adına çok üzüldüm... İnsanoğlu gerçekten de neyi paylaşamıyor? Koskoca Dünya yetmiyor kardeşim bize yetmiyor.... Hep daha fazlası hep ama.....
İnşallah savaşlar son bulur da insanlar yurtlarından göç etmek zorunda kalmazlar... ki birçoğu bide bu yolda ölüyorlar.....
Kitapla bir şeyi daha anladım ki herşeyin sofusu olmak, fanatik olmak çok tehlikeli.... herşeyin fazlası zarar...
İyi ki ama iyiki fazla bir ilgim yok siyaset ile....
Kitap sanırım üçleme ben ikincisinden başlamış oldum< denk gelirsem diğerlerini alırım artık...
 Yazar hakkında ;
Gilbert Sinoué, 1947 yılında Kahire'de doğdu. Le Livre de Saphir'le 1996 Fransa Kitapçılar Ödülü'nü kazandı. 1987'de La Pourpre et l'Olivier, 1989'da İsfahan Yolu, 1991'de L'Egyptienne ve 1993 yılında La Fille du Nil adlı kitapları yayımlandı. Yayınevimiz tarafından 1999'da yayımlanan Kavalalı Mehmed Ali Paşa, yazarın Türkçeye çevrilen ilk kitabıdır. Verona Toprağı (2000), Sen Bana Mevsimlerden Söz Et (2003), Doğan Kitap tarafından yayımlanan diğer yapıtlarıdır.
Not: DR sayfasından alıntıdır yazar hakkında kısmı..


Böyle işte blog, şimdiden iyi geceler, iyi keyifli pazarlar hepimize...

26.5.16

Cengiz Aytmatov ve Günce...

Bir kitap daha bitti. Okunacak kitap listeme baktığımda 28 kitabım var ve bu sefer elimdeki kitapları okuyana kadar kitap almamaya yine yeniden karar verdim... Söz veremiyorum kendime çünkü her kitap sever gibi tutamayacağımı da biliyorum. 😊 bu sefer böyle bir karar vermeme sebep, bazı yazarların birkaç kitabını okumuşum yada hiç okumamışım. Bu açığımı kapatmak için sevdiğim yazarların kitaplarını toplu alıp okumak istemem. Tabi araya başka Kitaplar her zaman girecektir. Ki keyfi de bu oluyor sanırım. 😊 örneğin Cengiz Aytmatov'un bir iki kitabını okumuşumdur. Sevdiğim bir yazardır, çünkü ülkesine, memleketinr dair yaşananları acıtasyon yapmadan ama canınızı yakarak anlatması çok etkiliyor beni. Acıyı da hüznü de ve sevinci de biz okuyucuya çok iyi aktarıyor. Bu kitabı biraz daha hüzün yüklü. 3 hikayeden oluşuyor, her hikaye de muhakkak bir kültürüne ait destan niteliğinde kısa öyküler de anlatıyor.
cengiz aytmatov



Derken epey bir zaman önce İnstagram'da Sevilay ile isim benzerliği vesile ile tanıştık. Aynı isimde Bursa'da oturan bir arkadaşına yazarken beni etikletmiş ve sohbete başladık. Sonra da bir baktık ki birbirimize çok yakın oturuyormuşuz....
Neyse bir gün bir kahve içelim dedi Sevilay ve en sonunda ayarlabildik, dün buluşup kahve içtik. Blog ve İnstagram sayesinde çok güzel insanlar tanıdım... BAşta çok garip geliyordu bana; " olur mu canım burdan yazışıp tanış" diyordum ama bu güzel insanları tanıdıkça ön yargılıymışım meğersem başlarda.....
Oysa ki burdan yazıştıkça reel hayatımızda tanıştığımız da o kadar çok şeyden konuşur oluyoruz ki......
Gerçi henüz Sevilay ile o kadar konuşamadık kızı ile gelmişti ve doğal olarka öncelik kızınındı. Bende kızı babanesine bırakmıştım, çünkü biliyordum ki ve haklı olaraktan Umay koşturmak isteyecekti.
İyi ki götürmemişim vallahi. :)
 Velhasıl güzel tanışmalar bunlar bence...

Bizde böyle blog......

Yeni yazıda görüşmek üzere. :))))

22.5.16

Biraz film biraz müzik albümü derken....

X-Men
Bu haftayı da bitirdik.
Biz bu hafta da bir sinema yapalım dedik beyimle ve X-Men Filmine gittik.
Baştan söyleyeyim bence/izce sinema da izlebencek türden değildi bu serisi filmin. Ve sanki çekilmiş olmak için yapılmış bir filmdi.
Zorlama olmuş anlayacağınız...........Hani gitmeyniniz varsa ve gidecek olursa beklentisini en azda tutusun...

Siz de farkındamısınız bilmiyorum ama son on-on beş yıldır fantastik, bilim kurgu filmlerinde hep bi dünyanın sonunun geleceğinden, başka gezegen arayışlarından bahsediliyor ve işleniyor, sanırım bizi buna hazırlıyorlar...

 
transcendence  evrim

Evrim filmini izlemiş miyidiniz bilmiyorum? Ama izlemediyseniz mutlaka ama mutlaka bir izleyin... ora da bu nano teknoloji ve evrim ve dünyanın gidişatı o kadar güzel anlatılmış ki...
İzledikten sonra "neden olmasın" diyorsunuz... Bence açıklanmayan bir çok şey var ve bu da onlardan biri.....
İnternet ağı hem çok faydalı hem de çok tehlikeli... Artık birçok savaş düşünsenize bu ağlar üzerinden yapılabiliyor.....

sibel can arabesk 



Bugünün yazısı böyle olsun biraz izlediklerim biraz dinlediklerimden olsun.
Son olarak Sibel Can albümünü dinledim. Beğenmedim. Ki Sibel Can şarkılarını severim ama bu kadın bence arabesk şarkıları söylemesin...
 fazla tekno albüm olmuş arabeskten çok....
Size dinlediğiniz de o güzelim şarkıların duygusunu aktaramıyorsa olmamıştır bana göre....
Ki bu albümde öyle.....

İyi pazarlar blog.


18.5.16

Nükseden Alerji, Biten Kitap, Fatma Akerson, Ölümle Başbaşa...

Cumartesi günü sinemya gidelim dedik beyimle, her şey çok iyiydi. Hah tamam ben bu sene alrjimi böyle azıcık ucundan atlatıyorum derken hopppp hoplayırvedi alerji bünyede.... 
Bu arada Kaptan America Filmine gittik ve ben her zaman ki gibi yine çook beğendim. ÖZellikle Akasya Avm'de ki İmax salonunda izleyin derim. Ses ve görüntü kalitesi muhteşemdi.
Neyse efenim araya reklamı da aldım :)
Captan America


Çıktık biz ve bennn nefes nefese.... alerjim nüksetmişti... eve geldim ama halimi görseniz zor nefes alıyorum sanırsınız Koa hastasıyım. Tabi hemen koştum eczacımıza; 3 yıl önce kullandığım alerji hapını aldım. Hemen içtim. Biraz rahatlattı ama ara ara öksürük ve tıkanmalarım devam ediyor. Sanırım daha kuvvetli bir ilaç kullanmam gerek.
Tabi birde uyku yapması yanında bonusu... sabahları öyle zor kalkıyorum ki... genelde Umay öğlenleri uyuyunca bende onunla birlikte yatıyor ve kalkıyorum yoksa başımı yastıktan zor kaldırıyorum.....

Zor azizim zor bu durumlar anlayacağınız......
Hani şuan bu blog yazısını yazıyorum ama arada gözlerimi açmak için uğraşıyorum kafayı bir koysam doğru uykuya geçeceğim. Ama çok ihmal ettim bloğumu, yazacağım alerjiii sanaaaaaa inattttttttttttttt. :)))
Düğmeler Ve Başka Şeyler/ Fatma Akerson

Bu arada bu kitabı ismi ve arka kapak yazısı cezbetmişti beni ve almıştım. Kısa bir roman ama sayfa sayısı kısa, anlattıkları sizi taa eskiye kadar götürecek türden bir hikaye... Düğmeler Ve Başka Şeyler/ Fatma Akerson 
Anlatım dili tabi biraz başta sıkıcı gibi geliyor çünkü içice geçen bir kurgusu var; bazen anlatan ile anlatıcı yer değiştiryor vb.. ama hikayesi ve olayları aktarış biçimi çok iyi. Sanırım bunda Dilbilimci olmasının da etkisi büyük. 
Kitaba gelince özellikle düğmelerle ve ananesi arasında ki ilişkiyi anlatırken inanın sizde kendi hayatınız da ki bu bir dönemi düşünüyorsunuz.
En azında benim gözlemlediğim kadarı ile artık yeni nesillerin evinde düğme kutuları yok... Ama benim jenerayonum yada daha eskisi hatırlayacaklardır...
Annem eskiden atılacak olan gömlek, hırka gibi düğmeli giysileri atmadan önce düğmelerini söker ve cam kavanozuna koyardı. Çünkü ilerde o düğmeler kopan düğmelerle yer değiştiricekler.
 Vee yıkanan kıyafteler de varsa eksik düğmesi olan hemen o kavanoz çekyatın üstüne dökülür ve içinden uygun düğme seçilip dikiliverirdi. vs..bende kitabı okurken o günlere gittim resmen...
Bir de kitap içinde asıl konu ile ilişkilendirilen masal var tabi... ve öyle güzel geçişler yapıyor ki konudan hiç kopmuyorsunuz ki bence önemli bir yazımdır bu ... okuduğunuz romandan kopmamak geçişlerde.... 



Peter Nadas/ Ölümle Baş Başa


 Dün gece biten bir diğer kitabım da sevgili Düşlerin Rengi Bloğunun yazarı Zeynep'imin yolladığı bu güzel öykü kitabı idi.
Kitap 4 öyküden oluşuyor ve genelde de çocuk gözünden ve çocuk anlatıcı ile devam ediyor. Özellikle din üzerinden yapılan ırkçılık, ötekileştirme, ayrımcılık okuyanı hem rahatsız etmeden hemde rahatsız ederek anlatılmış....
Ben daha önce bu yazarı okumamıştım ama sevdim.
Burdan da tekrar teşekkür ederim Zeynebim. 

Sanrırm ben daha fazla gözlerimin kapanmasına dayanamayacağım, bana iyi uykular blog................. 

8.5.16

Müzik ruhun gıdasıdır...

Bu enfes parçayı gözleriniz kapalı dinleyin derim...
Çünkü öyle bişey ki müzüiğin içinde ki kederi, üzüntüyü ve aşkı öyle güzel aktarıyorlar ki........

The Girl On The Train, Trendeki Kız, Kütüphaneci filmi derken...

Yarın anneler günü. Her ne kadar ben "anneler, babalar ve sevgililer gününü" kutlamasam da yakında benim için de kaçınılmaz bir son olacak sanırım. :))
Olsun be , olsunda kızımdan olsun dimi ama :)) desemde  büyüdüğünde ona da anlatırım böyle günleri pek kutlamadığımı.... Beni anlayacağını umuyorum.

 Trendeki Kız/ Paula Hawkins kitabı bir solukta bitti. Başlar da sıkılır gibi oldum çünkü çok sıradan gelmişti. Ama konusu ilerledikçe sanki yanı başımda geçiyordu olaylar. Sanırım yazarın ilk kitabı olmasına ve çok satmasının sebebi bu. Hep derim kitap için anlatım dili önemlidir. Sizi peşinden sayfalara sürüklemelidir...
İşte bu kitap da öyle.
Hani edebi bir anlatım, konu beklemeyin.
Okurken kendim geldi aklıma. Gerçi trenle seyahat etmeyi sevenler bilirler; camdan bakarken ister istemez tren istasyonuna yakın evlerin pencerelerine bakmadan geçmezsiniz. Tabi eğer kitp okumuyorsanız yada yanınızda ki ile sohbet etmiyorsanız.
Uzun zamandır terne binmiyorum çünkü SöğütlüÇeşme hattı kapandı. Bakalım Hasanpaşa Garı açılacak diye bir söylenti var. Çok özledim vallahi yahu... trenle yolculuk başka bir keyiftir bence...
Kitabın konusuna gelince de okurken Rachel'e çok acıdım yahu.... Ne zordor dedim içtikten sonrasını hatırlamamak... Ama sonlara doğru yazar sizi öyle bir şaşırtıyor ki.... Elbette katil kim, ne oldu gibi kısımları burdan yazmayacağım.. Cık cık ağzımdan laf alamazsınız :))
Diyeceğim o ki kitap ara kitap olarak gayet başarılı. Eğer uzun zamandır ağır kitaplar okuyorsanız, bir soluk almalık olarak iyi bir seçim olur....


Türkçe'ye Kütüphaneci olarak çevrilen bu filmi de Cuma günü kız uyuyunca; hadi dedim bu sefer kitap okumayayım da film kanallarından bir tanesinde film izleyeyim... Şansıma bu film de yeni başlamıştı. Hoşuma da gitti. Hem dinlendim hemde izlerken keyif aldım. 
Bİr zamanlar bende kütüphaneci olmak isterdim yada bir kitapçı da çalışmak... Belki bir gün olur dimi ama? ;)
Filmin konusuna gelince isminden de tahmin edeceğiniz gibi yerel bir kütüphane kapanır ve kütüphaneci olan bayanımız da kendini tatil turuna çıkartır. Tabi biraz takıntılıdır oyuncumuz; kendisine dokunulmasından hoşlanmaz, fazla konuşmaz ama sıkı bir okurdur... sonrasında gittiği yerde ki tur rehberi ile aşk yaşar... Tabi bunda tur rehberinin girişimciliği etkilidir ki adam da kadının duruşundan, gizeminden ve iyi bir okuyucu olmasından etkilenir ve oda kitap okumaya başlar... vs...
izleyin derim filmi...keyifliydi...


böyleyken böyle blog, yazıı yazdım, diğer blogları okudum, yorumlarımı yaptım. Şimdi sırada gece okuması var...
Şİmdiden keyifli pazarlar.... :)

5.5.16

Kitap yorumlarına dair....

Eğer bir yazarın daha önce kitabını okumadıysam yada sevdiğim bir yazarsa arada internetten taratır, kitaplarının yorumlarına bakmak isterim. Bazen kitabı okumadan önce bazen de okuduktan sonra....

Beni burdan sayfamı takip edenler bilir, kitap yorumu yaparken içindeki detaylardan fazlaca bahsetmem yada başka sayfalardan kitabın tamamının özetini copypes yapmam.
Sonuçta okuyacak olanlar vardır ve kitabın büyüsü kaçsın istemem.


Bunları niye mi yazdım...
Geçenler de okuyacağım bir kitap için ön araştırma yapayım dedim ve hemen hemen okuyan bir çok kişi kitabın öyle mi bir özetini vermiş ki... İnanın kitabı alıp okumasanız da olur, o kadar detaylı yani....

Hani kitabı "okunmuş kitaplar" rafına kaldırsam hiç de kendime ayıp etmiş olmam.... Öyle olunca düşündüm bende gece gece....
Hani kitap yorumu denilince aklıma direk kopyala yapıştır gelmiyor, daha çok o kitap ile size hissettirdikleri yada beklentilerinizi karşıladı mı? cümleleri nasıl vs....gibi şeyler geliyor aklıma...


Ne bileyim bende mi gariplik bilemedim ama?

Siz ne düşünüyorsunuz?

3.5.16

İnce Saz

Bir ilk olsun bloğum da ve sevdiğim parçalardan birini sizinle de paylaşayım istedim... :)

İskender Pala , Yalçın Tosun ve Mirac Kandilimiz Mübarek Olsun


Mirac Kandilimiz Mübarek olsun.
Ben duanın gücüne inanlardanım. O yüzden size de, bana da dua edenlerimiz olur inşallah. Ama şuna da inanıyorum ki duanın dili, dini, ırkı olmaz. Gönülden geçen, kalple açılan ellerin duası... işte o çok önemli bir detay bana göre....
Nerde gönlü sıkılan varsa, hasta olan varsa, yada sadece iyi bir niyet bekleyen varsa kabul olur İnşallah....


Geçtiğimiz haftalardan bir gece bu kitabı bitirdim.. Enteresan bir çekim gücü var bence kitaplarının Yalçın Tosun'un. Tabi bunda çocuklara ve özgürlüğe dikkat çekmesi de olabilir. Diğer kitabında olduğu gibi bunda da yine bir ötekileştirme, eşcinselliğe dair ve çocukluğun getirdiklerine dair öyküler bulacaksınız....
Yeni ve genç bir yazar ama ödüle layık bir yazar ki bu kitabı da ödül almış bir kitap...

Bazen okurken konular çok sıradan gibi geliyor ama öyle bir cümleler kuruyor ki sizi ters köşe yapıyor, sanırım en büyük sırrı bu kitaplarının...
Yolu açık olsun, hep kalemi yazsın...



Şimdi ne desem ki... Yazarı bilenler bilir, anlatım dili iyidir... Özellikle tarihi romanlarında Divan Edebiyatından da vurgular yapması ve o yazım dilini kullanması daha bir güzellik katıyor romana.

Bu kitabında da yine İskender Pala aşkı, Divan Edebiyatını ve Barbaros Hayreddin Paşa'nın tarihini döktürmüş...
Nasıl Kaptan-ı Derya olduğunu, adaletli davranmaktan yana olduğunu, ama kızdı mı dağları yakacağını anlatmış.......
Sıkılmadan okuyabileceğiniz bir roman.
Elbet naçizane diyebilirim ki; eksiklikler, hava da kalmış bilgiler yok mu derseniz; var... Ama başlangıç için okunabilecek bir kitap. Böylece daha içerikli bir kitaba başladığınız da bazı bilgileriniz taze olur.....











2.5.16

Emzirmeyi Bırakma, Çocuğum Büyüyor... Annelik....

Veeee 25 ayın sonunda artık Umay'ı emzirmeyi bıraktım.
Bu süreç benim için çok zor oldu. Hala ara ara gözlerim doluyor ve emzirmek istiyorum...... Çünkü bir anne için bebeği ile iletişime geçtiği en kutsal anlardan biri bence...
Evet biliyorum önemli olan ilk 6 aydı ve çok şükür ki Umay hiç bir ek gıda ve besine ihtiyaç duymadan sadece anne sütü ile beslendi. Ama gelin siz içime anlatın. Bir başkası bana sorsa belki bende aynı şeyleri söylerdim ama yaşayınca bir garip oluyorum.
Sanırım Umay değil de ben hazır değildim emzirmeyi bırakmaya..... Çünkü gerçekten de onunla o temas  kızımı mutlu ettiği, güvende hissettirdiği kadar bana da çok iyi geliyordu. Bazı anneler büyüdükçe zor oluyor diyorlar ya hani, tersine o kadra zevkli geliyordu ki bana, onun o nefesini hissetmek, gözlerinin içine bakmak ve sevgi mesajları yollamak... çok keyifliydi çokkkk...
Bayağı bir araştırma yaptı eşim ve okuduklarını bana aktardı.. Çünkü Umay'ın yanında elime telefon alamıyorum o da istiyor. Aralarda bende okudum ve aslında bizim zamanımız çoktan gelmişti, Dediğim gibi sorun aslında bendeydi bırakmak istemeyen bendim. Tamam kızımda istemiyordu çünkü o da çok seviyordu emmeyi..
Birçok site de bunun bir süreç oldu ve en yaş dönemimin bu aralar olduğu, çünkü büyüdkçe daha da zorlaştığını yazıyordu.. vs...
Aslında benim anladığım doğru süreci bebeğiniz size veriyor. Eğer güzelcene gözlemlerseniz o kadra güzel yönlendiriyor ki evlatlarımız bizi....
............
..........................
Bugün tam bir hafta oldu. Geçen pazartesi günü eşimle konuşurken deneyelim bakalım dedik. Yalnız bundan yaklaşık bir ay öncesinden gündüzleri meme vermeyi azalttım ve her seferinde Umay'a anlattım.
Örneğin oyun oynarken yada konuşurken; " annecim biliyorsun dimi artık memeyi bırakmamız gerekiyor, büyüyüyorsun ve senin için çok da faydalı değil" diye işliyordum beynine...
Hani bazen bazıları der ya " bebek onlar yada çocuk, ne anlasın" diye.. ASLA öyle bir şey yok, bebeklikten itibaren her şeyi çok iyi anlıyorlar. Tek fark bebekken ses tonumuzdan duyguları anlıyorlar ama anlıyorlar.
Şuan Umay herşeyi öyle güzel anlıyor ki.
Birde biz hiç Umay'da olsa yalan söylemiyoruz ve kandırmıyoruz kızımızı. Ne olursa olsun ona onun anlayacağı dilde anlatıyoruz/m her şeyi.
Yalnız emzirmeyi bırakırken deneme amaçlı mememe bant yapıştırdım ve Umay "anne meme aç" dediğinde açıp "annem bak uf oldu, emziremem" dedim.
Kızım da yüzünü ekşitip baktı "anne kapa" dedi ve o gün bugündür ne elliyor ne de meme istiyor.
Tecrübeli annelerin çoğu, hazır ol meme krizleri gelecek, birkaç gün en fazla bir hafta geceleri ağlama nöbetleri olcak, onda da eşin kalksın sakın sen kalkma dediler.
Hatta annene yada kayınvalidene bırak diyenler de oldu. Ama biz karı koca herşeyi göğüslemeye hazırdık...
kiii hiç umduğumuz gibi olmadı. Umay ne meme krizi nede ağlama nöbeti geçirdi. Sanki hiç emmiyormuş gibi davrandı ve artık geceleri deliksiz uyuyor hemde kendi yatağında. :)
Gerçekten de her çocuğa göre değişiyormuş durum. Eğer çocuğunuz günlük hayatında da sakin biriyse inanın bu süreçte de öyle oluyor. Sıra da bezi bırakma var ama onu da yaza artık.
Sabahları da altıbuçuk yedi gibi uyanıyor tabi emziriyor olsam alırdım hemen memeye daha çok uyurdu ama sıkıntı yok çünkü erken kalkmayı seviyorum ve benimde işime geliyor.
Öğlenleri de bir uyuyor ki sormayın. Nerdeyse 4 saate yakın... değmeyin benim de keyfime...
Tabi artıları da var, eskdin daha az yiyordu. Şimdi tabağını bitiriyor, acıktığında söylüyor ve ne yemek istiyorsa dile getiriyor.
Bu aralar en çok dediği "anne bana çorba yap" yada "sucuklu tost" bide "omlet" imiz meşhur. :)

Birde unutmadan ekleyeyim tabi emzirmediğim için sütüm doldu ve pompa yardımı ile sağdım. O ilk sağdığımda gözyaşlarımı içime akıttım resmen. Çocuğum içecekken ben napıyorum diye...
Böyle bir durumda en büyük destekçim eşim oldu......O yüzden sevgili anneler muhakkak bu süreçte ki duygusallığınızı eşinizle paylaşın...