22.9.16

Ev halleri..... İskender Pala, Oyun Parkı, Evde Sinema ..

aman da aman ütü zamanı gelmiş :)
Veeee benim gibi eşi öğretmen olan ve çocuğu okullu olan bayanların "ütü mevsimi"  başlamıştır. Hayırlı uğurlu olsun.... 🙋😁

Sevdiğim havalar bu hafta geldi; hava serin ve yağmurlu...

Geçen haftanın tadını çıkaralım dedik ve soluğu Göztepe Parkında aldık.  Tabi önceliğimiz Umay'ın parkta oynaması idi.  Hem park olarak hemde yeşillik olarak burası çok ideal.  Alın yanınıza yiyecek birşeyler serin örtünüzü yere hem kuş hem cıvıl cıvıl neşeli çocuk sesleri arasında dinlenin.




PArk kültürü önemli, çünkü okul çağına gelmemiş çocuklarımızın en çok sosyalleştiği, öğrendiği şeyleri pekiştirdiği ve en ene önemlisi enerji attığı yerlerin başında geliyor.
Aslında biz büyükler içinde alıcaksınız kahvenizi yanınıza, açacaksın kitabını kulağında da sevdiğin melodi olacak... oh keyfe gel yahu .:)))



aşkla
 E tabi bağ bahçe park derken akşamları da film gecesiydi. BU hafta iki film izledim/k.

İlki "İki Dil Bir Bavul"
Aslında film bir öğretmen ve doğuya atandığı derme çatma bir okulda geçiyor. Ödüller almış ki iyi ki almış çünkü çok güzel aktarılmış bazı şeyler.
Gerçekten de çok zor aslında aynı çatı altında, aynı ülkede yaşayıp da aynı dili konuşamamak, birbirini anlayamamak....

Film başta ağır gidecek gibi geliyor lakin hiç de öyle değil. HAtta yer yer çocukların hareketlerine, tavırlarına gülüyorsunuz... Çocuk işte her yerde aynı diyorsunuz izlerken.
Anlayacağınız izlemediyseniz bir göz atın derim...

 Diğer Film ise "Prenses Kaguya Masalı
Isao Takahata filmi ve animasyon. Japonlar bu işi çok iyi biliyor ve çekiyorlar. Tanıtım videosu burdan bir bakın .     Bir çok konuda animasyon filmleri anlatılmak istenilen çok şeyi iyi aktarıyor bana göre.
Bu filmde de öyle... Aslında ailelerin yaptığı yanlışlıklar, sevginin önemi, yaşama dair olan saygı... arkadaşlık dostluk ve yaşam sevinci...
Daha ne olsun kardeşim... :)
Sevdim hemde çok sevdim bu filmi... 

Kitaplardan da İskender Pala kitabı olan "Mesela"yı okudum. Derleme bir kitap. Sanırım 7 başlıktı, başlıklar altında eski hikayeleri, kıssaları derleyip kitap haline getirmiş yazar.
Ara kitap olarak ve ara ara rastgele bir sayfa açıp okuyabileceğiniz türde bir derleme.

Böyle işte blog...


20.9.16

Veee Tuvalet Eğitimi tamamdır.....

 Veeeee en çok tedirginlik duyduğum şey olan "Bezi Bırakma" işi tamamdır...
Aslında uzun zamandır istiyorduk Umay'a bezi bıraktırmayı ama bir türlü olmadı.
Daha doğrusu bende hazır değildim.
Anladım ki bu konuda anneninde hazır olması, sabırlı olması ve kararlı olması gerekiyor.
Yazın tatildeyken Umay'a aldığımız deniz bezlerinden takmayayım dedim. Aslında bayağıda almıştık ama deneyeyim dedim, hemde denizde rahat etsin istedim/k açıkcası. Her ne kadar o bezler deniz için uygun da olsa kumla oynamaya başladığında altında ıslak kalmasın diye çıkartıyorduk.
Neyse efenim bu sene aldık ama kullanmadık. İLk bir iki gün sanırım denize işedi :)))
Sonra üçücü gün bit baktık ki; bizim Umay kız çişi geldiğinde dışarı çıkıyor, etrafı kol açan ediyor ve kenara geçip kuma işiyor :)) sonrasında da denize girip bacaklarını yıkıyor.. Tabi böyle yazarken belki siz okuyanlara tuhaf gelebilir ama bizi görseniz bir mutlu bir mutlu; evetttt dedik Umay artık çişini tutabildiğine göre bezi bırakmaya hazır.


Ki kakasını hele saatlerce tutuyordu. Taki altını bezleyene kadar...
Hep diyorum; çocuklarımızı iyi gözlemlemek gerek, onlar bizi öyle güzel yönlendiriyor, bize kendilerini anlatıyorlar ki... yeter ki bakmayı, izlemeyi ve en önemlisi çocuğumuzu dinlemeyi bilelim. Özellikle çocuğumuzu dinlemek, ne demek istediğini anlamak çok önemli.
Televizyonda bir Psikayatırdan dinledim; ailelerin en büyük hatasınının; çocuğa her şeyi verdiklerini düşünmesiymiş. Çünkü bizler anne baba olarak herşeyi her imkanı sağlayabiliriz ama bizim sunduklarımız bakalım gerçekten de çocuğumuz için "herşey" mi?

Efenim yine konuyu dağıtmayayım değil mi? :))

Tatilden sonra eve döndüğümüzde bezi artık takmadık. Şunu da unutmadan yazayım; bez bırakma önce yaklaşık birkaç aydır Umay'a bunu anlatıyordum. Artık bezi bırakacağımızı, kaka çiş yapmanın doğal normal bişey olduğunu, ve kendisininde artık tuvalete gideceğini anlatıp duruyordum.

Başta zor oldu. 3,5 gün kakasını bırakmak istemedi." anne yapmıycam" deyip durdu.Çişini de 2 tuvalete yapıyorsa 3 yere işedi. Aslında öncelik olarak geldiğinin oda farkında olmuyordu gözlemlediğimde. Yavaş yavaş biz istikrarlı davranınca oda farkına varmaya başladı ve anne tuvalete demeye başladı. :)
Bu eğitime başlayacaksanız kesinlikle yaz mevsimi olmalı. Bizde tüm halılar kalkmış olduğundan işim daha da kolaydı. Her seferinde sirkeli sularla yerleri silmek zorunda kalsam da çocğumun gelişimive isteği daha önemli...

Bende ısrarla bezi takmadım, sonraları Umay'da istemedi, örneğin geceleri takıyordum, sonra gece yarısı uyanıp" anne çıkart bezi ben büyüdüm, çok rahatsız ediyor" deyip atıyordu.
Ve artık tamamen bezi hayatımızdan çıkarttık.

Ne diyordum kakasını 3,5 günün sonunda gece yarısı yaptı elbet tuvalete değil... Biraz korktu panikledi, bende devamlı "bunun normal bişey olduğunu" anlatıp durdum.

Bu çok öenmli ne olur anneler çocğunuza küçüklükten itibaren, bez değiştirirken bile " eğ pis kaka yamış değiştirelim" modunda yaklaşmayın. Çünkü normal olan olamsı gereken birşeyi sanki pis birşey gibi gösteriyoruz çocuğumuza ve ondan sonra da ondan normal olanı yapmasını bekliyoruz..

Vel hasıl yaklaşık on gün sürdü eğitim. İlk bir hafta alışma süreci oldu. Ama artık bezimiz yok ve tuvalete gidiyoruz.
Arada binde bir elbet altına kaçırdığı oluyor; eğer oyuna dalmışsa mesela... ama onun dışında söylüyor ve geceleri de tutuyor sabaha kadar.

Gazamız mübarek ola, darısı diğer annelerin başına. :)))

İyi geceler  blog... 






15.9.16

Feniçka, Dört Anlaşma Ve BAyram...

İyi bayramlar hepimize.

Bir çok yazıda "nerde o eski bayramlar" yazısı okudum.
Sonra düşündüm neden bu cümleyi çok sık duyduğumu. Çünkü çevremde de oluyor, bazen bende kullanıyorum...
Sanırım bunun sebebi; artık daha çekirdek aile modelinde ve izin günlerini de tatil modunda yaşıyoruz.
Eskiden "babaanne, anane" dendi mi daha doğrusu büyükler oldu mu herşey başkaydı. Şimdi hepimiz daha bireysel yaşıyoruz. Hep çalışıyoruz, hep yoğun ve yorgunuz.
Bayram izinleri de uzun olunca "hop tatile" diyebiliyoruz.

Hayat şartları, yaşam standartları biraz da buna sürüklüyor. Öncelik anne babalarımızda. Onları ziyaret ettik mi tamamdır gibi hissediyoruz.
Aman blog yanlış anlaşılmasın kimse eleştirmek yada yargılamak gibi bir düşüncem yok. Sadece yaşadığımız zamanı düşününce aklımdan geçenler bunlar. Ki bizde anne-babaları ziyaret ettik sonra da evde dinlenme modunda takıldık. :))

Hazır eşim de evdeyken ve bana daha çok zaman kalmışken Dört Anlaşma kitabını tekrar bir okudum. Öyle tüm sayfayı değil de altını çizdiğim cümleleri okudum. Arada iyi geliyor böyle okumalar bana. Zaten kitap aslında ara ara açıp okunabilecek türden. Duyanlarınız olmuştur hatta Youtobe kanalında videolarıda döneüyor anlaşmalar ile ilgili.
Ana konusu; kendimize yaptığımız haksızlıklara dair. 
Dört Anlaşma kuralına gelirsek;
  1. Kullandığınız sözcükleri özenle seçin.
  2. Hiçbir Şeyi Kişisel Algılamayın
  3. Varsayımlarda Bulunmayın ( ki benim en çok yaptığım şeydir)
  4.   Daima Yapabildiğinin En İyisini Yap

 Okurken basit şeyler gibi geliyor ama hayatımıza uygulamaya kalktığımızda hiç de öyle olmuyor.
Başkalarının lafları, düşünceleri bazılarını çok fazla etkiliyebiliyor...
Bir çok şeyi üstümüze alınabiliyoruz ve sözcükleri gerçekten de çok hor kullanıyoruz... Oysa ki hayatta herşey bir enerji ve ağzımızdan çıktığı an gerçekleşmeye başlar bir çok şey...
Kitabın devamı olan Beşinci Anlaşma da var ama henüz almadım. Okuyanlar o kitabı da alın okuyun diyor. Sizden okuyanınız var mıdır?

Bir diğer bitirdiğim kitap ise; Feniçka / (12 Şubat 1861- 5 Şubat 1937)


 Kadıköy'de ki İşKültür Yayınlarına sık sık uğrarım. Bu kitabı da yine bir gün uğradığımda gördüm ve arka kapak yazısını okuyunca almak istedim. Kitap kısa ama öz olarak o kadar güzel yazılmış ki. Yazar aslında ünlü bir "İlk Kadın Psikanalist"miş. Ve o dönemin ünlü birçok erkeğin de aşkıymış. Fakat kendisinin yaşam tarzı, hayata bakışı dönemine göre çok feministceymiş. Kitapta da bunun etkisini görebiliyorsunuz. Yaşadığı dönemde kadınlar belirli bir yere kadar okutulurken kendisi Freud'dan ders almış birisidir.
Kitabında da rüyalara ve erkek kadın ilişkileri, profil analizleri ile ne kadar başarılı olduğunu hissettiriyor.
Feniçka
Diğer kitapları da alınmak ve okunmak üzere listeme eklendi.
Eğer okumayanınız varsa bir not edin inceleyin derim. O kadar yazıları kaliteli.

 İŞ Kültür Sitesinden alıntıdır aşağıda ki yazı; 

Lou Andreas-Salomé modern anlamda “feminist” olarak tarif edilemese de, bağımsız ve özgürlükçü yaşamıyla kuşaklar boyu feministler için bir rol model oldu. Nietzsche, Rilke ve Freud gibi önemli şahsiyetlerle kurduğu dostluklarla ve onlar üzerindeki etkisiyle gündeme geldi. Avrupa üniversitelerinde öğrenim gören ilk kadınlardan biri olarak, erkeklerle ilişkileri çağının kadınlarına göre farklı bir seyir izlemişti.
Feniçka, Andreas-Salomé’nin Alman oyun yazarı Franz Wedekind’le yaşadığı, daha sonra Alban Berg’in Lulu adlı operasının librettosuna da konu olan bir deneyime dayanır. Geleneksel cinsiyetler arası ilişkileri pek umursamayan, İsviçre’de doktorasını yapmış Moskovalı bir kadının bir erkek psikoloğun gözünden anlatılan hikâyesidir. Anlatıcı yapıtın akışı içinde Feniçka’yla dostluğunu ilerletirken, kadınları her daim belli şablonlar içinde; ya erkek avcıları ya da salt zihinsel kapasiteleriyle öne çıkan cinsiyetsiz varlıklar olarak değerlendirmekten vazgeçip, insan olarak görmeyi öğrenir.
LOU ANDREAS-SALOME (1861-1937): Yeni ve devrimci fikirlerin filizlenmeye başladığı bir dönemde Petersburg’da dünyaya gelen yazar ve psikanalist Salomé, küçük yaşta Almanca ve Fransızca öğrendi. On yedi yaşındayken bir din adamından teoloji ve felsefe dersleri aldı. Zürich Üniversitesi’nde teoloji ve sanat tarihi okudu. Salomé 1882’de Nietzsche’nin evlenme teklifini geri çevirerek, Oryantalist F. C. Andreas ile evlendi. 1897’de Rainer Maria Rilke ile tanıştı ve kendisine âşık olan şairin hayatında önemli bir rol oynadı. 1911’de Viyana’daki psikanalistlerin çevresine girdi. Sigmund Freud’un öğrencisi ve yakın dostu oldu. Im Kampf um Gott (1885; Tanrı Uğrunda Savaş), Ruth (1895), Im Zwischenland (1902; Ara Memlekette) ve Rodinka (1923) romanlarından bazılarıdır. Ayrıca dini ve felsefi konulardan tiyatro ve edebiyat eleştirisine uzanan geniş bir yelpazede denemeler ve monografiler kaleme aldı. Kurmaca dışı yapıtları arasında Friedrich Nietzsche in seinen Werken (1894: Yapıtlarında Friedrich Nietzsche) ve Rainer Maria Rilke (1928) dikkat çeker.

Filmlerden de " Uyumsuzlar" ı izledik...
Yine dünyanın sonu gelmiştir, doğa yok edilmiş ve yeniden insanlık için yaşanabilir hale getirlmek istenmektedir.
Yalnız böyle filmlerde dikkat ediyorum da hep bir üst daha var olaylara müdahele eden....
Ve hep yeniden doğayı canlandırma var...
Ne ironik değil mi? zamanında yok ediyoruz yaşam alanlarımız sonra da yeniden calandırmaya çalışıyoruz...

Kıymetini bilmek lazım yaşadığımız nefes aldığımız yerin.



11.9.16

Kütüphaneler hakkında....

(Kendime inanamıyorum... Son yazımı yanlışlıkla sildim ve geri dönüşüm kutusu yok bloğun...............................çok üzgünüm)


Bu yazımda size Kadıköy'ün kütüphanelerinden bahsetmek istiyorum.
Sahi sever misiniz Kütüphane'ye gitmeyi, oradan kitap almayı?
Biz lisede iken, kulakları çınlasın hatta yazımı okuyorsa evet evet Tülay senden bahsediyorum canım arkadaşım. :)
Tülay ile Kartal Kütüphanesinden ödünç kitap alırdık. Okuma ve iade süresi 15 gün idi. Bazen ben kitabı bitiremediysem 20 günde falan da teslim ederdim. Ama oranı havasını çok severdim ki hala çok severim kütüphaneleri... Özellikel bir çok kitabı bu şekilde okumuşluğum vardır.
Kartal Kütüphanesi rıhtımda idi... Hem evimize de yakındı. Şimdi Topselvi'ye taşımışlar sanırım, yanılmıyorsam...
Evlenipte Kadıköy'de yaşamaya başlayınca burada da aradı gözlerim... Bize yakın Aziz Berker İlçe Kütüphanesi var ama pek verimli değil. 
Ara ara kitaplarımdan toparlar ve kütüphanelere bağışlarım, başkaları da okusun diye... Hemde çok sahiplenmemek adına...

Birde rıhtımda bir kütüphane var ki; aman Allah'ım içler acısı, bak şimdi ismi aklıma gelmedi ama rıhtımın arka sokağında kalıyor.
Orada yetkili biriyle konuştum, eğer isterseniz belediyeye dilekçe ile şikayetinizi bildiebilirsiniz demişti... O kadar vasattı anlayacağınız...Üzülüyorum çünkü kullanmak için giden çocuklar için hiçde iyi değildi....








2014 yılında Kadıköy Sahilin sonuna doğru Moda yoluna çıkarken, eski belediye binasını Kadıköy Belediyesi;  'Kadıköy Tarih, Edebiyat ve Sanat Kütüphanesi' (TESAK) olarak Mart 2014’te yeniden halka açık Kütüphane olarak lanse ettiler. Ve gerçekten içeri girdiğinizde o tarihi zileri görebiliyorsunuz. Aynı zamanda aydınlık oluşu, o görkemli avizeler, merdivenlerin nelere tanıklık ettiğini düşünüyorsunuz gezerken...

Birde kütüphanesinde bayağı güzel kitaplar var. Havayı solumanın sarhoşluğu ile" üye olup ödünç kitap alabiliyor muyuz diye?" sormayı unuttum...

Bende hep merak ediyordum acaba burası nasıl diye. Vaktim varken gezeyim ve biraz orada nefes alayım istedim...
Kesinlikle uğrayın, gazetenizi, kitabınızı okuyun. Hatta o sessizlikte cam kenarına oturup kendiniz dinleyin.... 

Geçmişi hakkında bilgiyi ve detayları da aşağıda ki linkten takip edebilirsiniz. :)

not: http://kultursanat.kadikoy.bel.tr/tr/kultur-merkezleri/tarih-edebiyat-ve-sanat-kutuphanesi sitesinden alıntıdır.


Tarih, Edebiyat ve Sanat Kütüphanesi

Açılış Tarihi 2014
Çalışma Saatleri 10:00 - 18:00
Adres Caferağa Mahallesi, Rıhtım Caddesi, No: 2/3 (Eski Başkanlık Binası) Kadıköy/İstanbul
Telefon 0216 337 86 54 / 55
Kadıköy Şehremaneti yani Kadıköy'deki İstanbul Belediyesi'nin örgütlenme tarihi 1869 yılındaki Belediye Nizamnamesi'ne kadar uzanmaktadır.
Bu nizamnameye göre İstanbul Belediyesi 14 belediye dairesine bölünmüş, Kadıköy de 13’üncü belediye dairesi olarak anılmaya başlanmıştı. İşte bu düzenlemelerin gereği olarak, o zamanki adıyla Kumluk denilen mevkide Belediye Başkanı Dr. Cemil Topuzlu döneminde Belediye Şubesi binası olarak inşa edildi. Binanın mimarı, İstanbullu Ermeni mimar Yervant Terziyan’dı. Bina, yine Yervant Terziyan’ın eseri olan Fatih Belediyesi binası ile adeta ikiz bir görüntü arz etmekteydi.
Binanın kurulduğu ve halk tarafından Kumluk diye isimlendirilen yer, denizin doldurulması ile elde edilen dolgu bir araziydi. Hem buradaki iskele binası (Beşiktaş vapur iskelesi) hem de İstanbul Şehremaneti Şubesi binası bu arazi üzerinde inşa edilmişti.
Binanın sivri kemerleri, cephede yer alan çini kaplamaları, sütunçeler ve ağırlık kulesi şeklindeki sütunları ile saçakları, devrin mimarlık üslubunu yansıtan en önemli yapısal ve dekoratif unsurları arasındadır.
Birçok tarihi vak’aya tanıklık eden bina, Birinci Ulusal Mimarlık Dönemi’nin en önemli eserleri arasında yer almaktadır.
Bir süre Kadıköy Kaymakamlığı daha sonra da Kadıköy Belediye Başkanlığı olarak kullanılan tarihi bina, 1995 yılında Kültür Varlıkları ve Anıtlar Kurulu'nun onayladığı restorasyon projesine uygun bir şekilde tadilattan geçti. Kadıköy Belediyesi’nin Söğütlüçeşme’deki ana binaya taşınmasının ardından, kısa bir dönem belediye meclis toplantılarına ev sahipliği yaptı.
100 yılı aşkın bir tarihe sahip bina, sonunda 'Kadıköy Tarih, Edebiyat ve Sanat Kütüphanesi' (TESAK) olarak Mart 2014’te yeniden halka açıldı.
TESAK, bir ihtisas kütüphanesi olarak oluşturduğu kapsamlı kitap, süreli yayın, görsel materyal, CD koleksiyonu ve fotoğraf negatifi arşivinin yanı sıra bilimsel toplantı, konferans, sempozyum, seminer ve sergiler gibi nitelikli kültürel etkinlikler de gerçekleştirecek bir kültür merkezi olarak binanın tarihi misyonunu sürdürmeye devam etmektedir.
Kütüphanemiz Pazartesi günleri kapalıdır.

4.9.16

in the heart of the sea , Heidi, Duygusal Yolculuk kitabı hakkında.....

in the heart of the sea
Ağustos ayı biraz yoğun ve yorucuydu benim için... Artık daha fazla Umay ile birlikte zaman geçiriyoruz ki; en keyiflisi bu oluyor... Birde uyku düzenimiz çok değişti tatilden sonra.. Gündüz uykularını uzun uyuduğundan gece de onikileri buluyor uyuması..
Hal böyle olunca bana kalan zaman da çok az oluyor.
En iyisinin gündüz uykularını kısaltmam olacak. Böylece gece uykusunu öne çekmiş olurum ki en sağlıklısı da gece uykusu....
Tabi bu arada bir kitap üç film izledik...
Moby Dick kitabını okul zamanı kısaltılmışını okumuştum, çizgi film olarak da hatırlıyorum.
Ama yıllar yıllar sonra Yapı Kredi Yayınlarında Moby Dick kitabının ne kadar kalın olduğunu görünce şaşırmıştım... Don Kişot kitabı da öyle :)
 Neyse efenim kitabı almış okumaya başlamıştım fakat nedense bir daraldım okurken, sonra dedim ki kendime; Gülşah doğru zaman şimdi değil bu kitap için ve yine okunacaklar arasına bıraktım.
Sonra bu filmi izleyince kitabı tekrar okuyasım geldi. :))

"in the heart of the sea " filmini izlemediyseniz muhakkak izleyin. Filmin başında da belirtildiği gibi, kitabın nasıl yazıldığının öncesi... Bu olaylardan sonra yazar gemiden kurtulan tek kişi ile konuşur ve sonra da Beyaz Balinanın hayatını kaleme alır...
Eğer gerçekten de karşınıza gelen hayvanın  gözlerine içten, samimi bakarsanız ve gerçekten bakarsanız size neler anlattığını, biz insnalardan nasıl korktuklarını anlarsınız... Bu sebeple filmde verilen mesajda çok güzeldi. Not alın derim.


heidi
laurence sterne duygusal bir yolculuk
Bir diğer film de "Heidi" idi... Sırf beni eskilere götüreceği için izledim ve " iyi ki sinema da izlemedim" dedim. Kötü mü dereniz hayır değil hatta bir sürü olay, kurgu kısa ama o kadar belirgin verilmiş ki izleyiciye, eksik kalan şeyler az oluyor. Ama evmediğim şeyse ben Heidi'yi çizgifilm olarak seviyormuşum onu anladım. :)

Kitaplardan da Can Yyınlarının 5 Tl kampanyasından, çevirmenin Nihal Yeğinobalı olması sebebi ile aldığım bir kitaptı "Duygusal Bir Yolculuk/ Laurence Sterne"
 Sonra bir baktım ki yazarın ilk kitabını alacaklarım arasına not etmişim. Hayatta hiçbir şeyin tesadüf olmadığına bir kez daha inandım. 
Kitaba dönersek eğer yazarımız bir ruhsal arınma yolculuğuna çıkar. İngiliz'dir ve Fransa'dan başlar yolculuğuna. Keşiş olarak yürür ve duygularını aktarır okuyucuya...
Hayrsanımdır duygularını yazıya aktaranlara. Kolay değildir çünkü aklından geçeni doğru cümlelerle yazmak...Ara ara kendi ile çatışması, dilencilere kızması, aşksal duyguları.... kısa ama öz anlatımı; en önemlisi ince esprileri le iyi kitaplardan biriydi.
  


 

me before you

Aman Allah'ım ne güzel bir filmdi "Senden Önce Ben" özellikle erkek oyuncunun rolüne bayıldım. Kız zaten şekerdi o kıyafetler içinde... Yaşam.... bizler için ayakta olmak yaşamak ne kadar önemli, ama gerçekten yaşarsak...
Ağladım mı hemde çokkkkkkk , o duygusal sahneler, kendi hayatına son vermek.... ama aynı zamada da çok keyif aldım izlerken, yer yer güldük bile....

İŞte böyleyken böyle okuyucu.

Önümüze bakmak gerek, içimizden ne geliyorsa uygun şartlarda uygulamak gerek....

Keyifli haftasonunuz olsun.... İyi pazarlar. :)