6.12.17

Fazıl Say Akılla Bir Konuşmam Oldu...




          




 Oldum olası çok severim klasik müziği, hatta evde annem " sen acaba kime çektin derdi?" bunu demesinde ki sebepte; müzik anlayışım, yerde yemek yemeği sevmeyişim, illa sofra düzeni olsun isteyişim.

Neyse konuyu dağıtmayayım.
Fazıl Say ve Kerem Görsev'i de besteleri ve bestelerine verdikleri isimler sebebi ile çok seviyorum.
Hayatta duruşu belli kişiler...

Bu kitabında da Fazıl Say daha çok yaşam felsefesini, gençlere yaşadığı tecrübeleri ve kelimler üzerinden dünya görüşünü yazmış.
“Akılla bir konuşmam oldu”dan bir bölüm: 
İnsan iyi hissederse iyi yaşar. “İyi” ile sarmalandığında iyi şeyler üretir.
İyi hissetmeyi, iyiye inanırsa bulur. “İyi”yi kimi insan Tanrı’da bulur, kimisi meleklerde.
Kimisi çiçeklerde, kimisi ağaçlarda.
Kimisi aşkta, kimisi sevgilide, kimisi çocuklarda, kimisi müzikte, kimisi fizikte.
İyiden aldığımız güç ile ğyaşarız.
İyinin dokunduğu yerden filizleniriz.
İyiden aldığımız güç ile yaptıklarımız “umut” olur diğer insanlar için de.
Umutlar olmadan da yaşanmaz ki.
Evrendeki “iyi” bir aracı olur bir yerden dokunur, kimi zaman değişir, başka aracı ile dokunur, evrende iyi vardır, kötülerle dolu bir dünyada umudumuzu kaybetmeyelim bir saniye bile. Bu, yaşamayı iyi var eder, iyi de her an yanı başımızdadır
***
“Dünya mükemmel olmadığı için sanat vardır” der usta yönetmen Andrey Tarkovski.
Sanat, dünya üzeri pek çok kötülüğe karşı, savaşlara, ölümlere karşı, insanoğluna umut olmuştur, resim ile, müzik ile, dans ile, şiirler ile, heykeller ile. Umuttur sanat. Mozart umuttur. Chagall umuttur. Nâzım Hikmet umuttur. Yaşar Kemal umuttur.
İyinin dokunduğu yerden filizlenen yeteneklerini geliştirerek ürettiler ve kimsenin yapamadığını yaptılar.
Einstein der ki: “Aslında her insan yeteneklidir, ancak bu yeteneğin keşfi ve değerlendirilmesi, dünya üzeri bu tamamı yanlış sistemde yok oluyor; öyle ki, bir balıktan ağaca tırmanmasını bekliyoruz.”
***
Tabular ve önyargılar ile insanlar birbirini düşman ilan ediyor. Çok da iyi bir dünya değil aslında burası. Yine de umutlarınızı yok etmeyin. Bu evrende iyi de var.
***
Çok yakın bir orkestra şefi dostum, çok ünlü bir Amerikalı müzisyen, 10 yıl kadar önce kanser vakalarının en ilginç örneklerinden birini yaşadı.
4. derece pankreas ve metastazları 4. derece akciğer, 4. derece karaciğer… hepsi bir bütün. Bir buçuk yıl kadar süren bir mücadeleyi kazandı. Yendi kanseri. En zorunu.
O da hep der: “Evrendeki iyiden asla vazgeçme”
Sabırlı ol. Güçlü ol. İçine çek nefesi. Hayatı.
İyiyi içine çek.
Ara kitap olarak okunan sıcak, samimi bir kitap olmuş.
Oldum olası samimi gelir bana Ünlü Piyanist. Ve gerçekten de hakkını vermek gerekir ülke olarak ama maalesef ki...
Allah'tan bizler tarafından yeterli saygıyı görüyor diye düşünüyorum, her ne kadar bir kesim kabul etmese ki.

Oysa ki bir ülkenin refahı aynı zamanda sanatı ile de ilişkilidir.
Geçtiğimiz sene haberler de dinlemiştim. Yapılan araştırmalar da; sanatsal etkinliklere giden kişilerin daha huzurlu, keyifli ve mutlu olduğu ortaya çıkmış. Ve bu faaliyetler için illa ki zengin olmanız gerekmiyormuş da.
Düşündüğünüz de öyle de zaten.
Bugün bir Devlet Tiyatrosuna gitmek çok para gerektirmiyor, yada belediyelerin düzenlediği ücretsiz etkinlikler de cabası.

Sadece kendimize bahaneler bulmayalım yeter.




5.12.17

Hüsnü Arkan ve Günce...

 Pazar günü hava mis gibiydi mis... Bizde değerlendirelim ve parka gidelim dedik.
Uzun zamandır da Yoğurtçu Parkına gitmemiştik. Böyle parklar çok keyifli oluyor hem çocuklar iin hemde bizler için. Bizim favorimiz ya Özgürlük Parkı ya da Göztepe Parkı.
Ama iyi ki o gün gitmişiz Yoğurtçu Parkına.
Umay için de çok iyi oluyor.  Scotır'ını da aldık. Koştu, oynadı, sallandı, yürüdü derken vakit nasıl geçti bilmiyorum.
Pazar günü keyifliydi ve pazartesi gününe iyi bir başlangıç oldu bizim için. :)

 Ağaçların bize sunduğu manzara ise şahane idi tek kelime ile. Her renk yaprak, yerde ağaçta... ve gözümüzde....


Dün akşam başladım ve bitti... Hüsnü Arkan/ Gülhisarlı Terziler kitabı.
Bir kasaba hikayesi kitap. Baş kahramanımızın Ayhan Demirin etrafında geçiyor zaman. Ama en çok sizi etkileyende terzi ustası oluyor çünkü bu terzi ustası okuma aşığı ve çırağına da aşılıyor.
Biraz mutsuz hayatlar kitapta anlatılanlar. Ama sizi de mutsuz etmiyor.
“İnsanlar acılarını gülümseyerek hatırlamayı ne ara öğrenirler? Hemen mi? Çok sonradan mı, yaşlanınca mı? Artık bu soruların cevabını biliyorum sayılır. Her soruda, her hatırlayışta yeniden öğreniyoruz. Bu eğitim galiba hayatın sonuna kadar bitmiyor. Önemsediğimi kimse söyleyemez ama benim de bir acım var.” (s.53)
 Bakış açısını, kalemini ve elbette yorumunu çok seviyorum Hüsnü Arkan'ın.

Birde kitapta tevekkül çok fazla, sanıyorum bunda yöresel etkiler de bulunuyor...
Ara ara bazı cümleler uzatılmış olsa da tam bir ara kitaptı. yapın çayınızı, alın kitabınızı ve okuyun. Ve bir bakmışsınız kitap bitmiş sizde yeni kitaba başlayacaksınız.


1.12.17

Sahilde Kafka Haruki Murakami

Yazar ile bundan bi 6 sene evvel Yaban Koyununun İzinde kitabı ile tanışmıştım. Kitap kulübümüz vardı ve her ay birimizin seçtiği bir kitabı okuyorduk.
Başta anlayamadım kitabı; nasıl yani , ne oldu, neden böyle bitti... falan demiştim kitap için. Sonraki günler de ise inanın hemen hemen birçok şeyi anlıyor ve yerine oturuyordu roman kafamda.
İşte dedim yazarın iyi olması burada yatıyor bence. İyi bir okuyucu kitlesine sahip.
Yalnız Murakami ince bir çizgide bir yazar bana göre. Ya seviyorsunuz ya da sevmiyorsunuz, sıkıcı gelebiliyor bazen  size yazarın yazım dili. Ama içeriği çok iyi yazarlardan.
Enteresan bir yazar ama. Sanki takıntıları varmış gibi geliyor kitaplarını okuduğumda. Sizi rahatsız etmeyen ama hissedebildiğiniz. Ödülleri bol oluyor kitaplarının ve her yeni çıkan kitabı çok satanlar listesinde yer alıyor. 

Çünkü bir çok şeyden bahsedebiliyor, birbirine bağlayabiliyor kurgusunu.

Sahilde Kafka kitabını E-Kitap olarak okudum, hatta diğer kitaplarını da E-Kitap olarak aldım
bekliyorlar okunmayı.

Yine bu kitabında da sevdiği yazarlara ve müziklere, classic müziklere yer vermiş.

Doğum günü yaklaşan ve kendisine Kafka'yı da sevmesinden yola çıkarak Kafka Tamura diyen ergen gencimizin, doğum gününde evi terk edip, tek başına hayata karışması ile başlıyor.
Ara ara geri dönüşler, ruhaniyet ve iç sesine Karga deyivermesi ile devam ediyor.

Tabi okurken bazı şeyler "olamaz, daha çok genç, babası neden aramıyor bu çocuğu" falan derken bulabilirsiniz.
Sanıyorum burada kültürler devreye giriyor. Japon kültürünü düşündüğünüzde, adet, töre, inanışları biraz bize benziyor.
 Annesi ve ablası tarafından çok küçük yaşta terk edilen bir çocuktur. Babası ile yaşar ama babası kendi halindedir.
Sonra iç sesini ( Karga'yı) dinleyerek başka bir şehre gider Kafka Tamura.
 Araya başka kurgular da girer, geçmişde ülkesinin yaşadığı savaşa ithafen başka bir hikaye de vardır. Ne şimdi bu derken birbirine bağlanır. Kehanetler de vardır hikaye de. Ama merak etmeyin hepsi bir nedene bağlanıyor yazarın kitaplarında.

Dediğim gibi yazarı seviyorsanız bu tarzna alışık oluyorsunuz.

Beni rahatsız eden tek şey annesi olduğunu düşündüğü kadınla ve abla dediği kızla cinsel ilişki yaşaması.
Bu arada cinselliğe yer vermiş ve o duyguları sizi rahatsız etmeden anlatan biri yazar.

Eğer daha önce Murakami kitabı okumadıysanız bu kitap iyi bir başlangıç.


 


30.11.17

Yaşamak Yu Hua Ve Günce...


Bizim evde en çok uyuyan uykucu Bulut.🐈😊
Paso uyuyor, arada bir koridorda tur atıyor sonra geliyor hop yine uyuyor...
Sanki taş taşımış...
Lakinnnn sabahları ve okul dönüşleri Umay evde olduğunda üç dört tur spor yapmışlığı oluyor canım hakkını yemeyeyim.😂
Resmen kuytu köşelere kaçıyor, o kaçtıkça Umay'da "anne bak Bulut benimle oyun oynuyor" diye sevinerek dolaşıyor ortalıkta.
Sabahları muhakkak günaydın öpücüğü veriyor Bulut Bey'e. Bana da " anne sende öpsene" diyor ama ben henüz onun kadar derinden öpemiyorum. Zamanla ...

Şimdilik iyi gidiyor kedi ile yaşamımız, alıştık bayağı.

Pazartesi Kadıköy'e indim, kitap kulübü Aralık Ayı okuma kitabımızı almaya. Anladığım kadarı ile kitabın sessiz bir okur kitlesi var. Hangi kitapevine sorsam yok, baskıda da gözükmüyor diyorlar. Gelen tükeniyormuş.
Hangi kitap derseniz Müzik Uğruna kitabı.

Neyse efenim son bir tane kalmıştı İmge Kitapevi'nden aldım. İşlerimi halledip, bir çay içip kalktım.
Hiç eve girmeden kızı alayım derken bir buçuk saatlik erken gitmişim okula. Eve gir çık yapmak da zor geldi.
Okulun orada çok güzel, ufak bir cafe var. Orada oturdum kitabımı okudum.

Kitap Adı: Yaşamak
Yazar: Yu Hua
Çeviren: Bahar Kılıç
Editör: Suat Kemal Angı
Sayfa Sayısı: 210
Aynı zamanda burası çiçek peyzajı da yapıyorlar. Ev yapımı börek, kek de var... ::)
Bu kitabı çok görmüştüm İnsatgram'da ve abartıldığını düşünmüştüm. Bir kaç kitapta yanılınca, her zaman ki gibi iyi reklamı yapılan her kitap iyi olmuyor.

Yaşamak-Yu Hua ;
Kitap yazıldığı zaman Çin'de yasaklı kitaplardan olmuş.
"Yaşadığı yoğun keder ve zorluğun ardından, Fugui acı çekme tecrübesine içinden çıkılmaz bir şekilde bağlanıyor. Dolayısıyla onun kafasının içinde ‘dayanmak’, ‘metanet sergilemek’ gibi düşüncelere gerçekten yer yok; o sadece basitçe yaşamak için yaşıyor. Bu dünyada hayata bu kadar saygısı olan biriyle daha tanışmadım. Ölmek için çoğu insandan daha fazla nedene sahip olsa da, o yaşamaya devam ediyor.”
 Konusuna gelince; sıradan gbi olan ama kendini okutan, düşündüren bir kitap Yaşamak.
Fengui nüfuslu, toprak sahibi bir ailenin oğludur. Kumar ve genelevde parasını, herşeyini kaybeder.
Tüm sevdiklerini ölüm ile kaybeder.  Fugui'nin yaşadığı trajediler her insanın öyle kolay kolay altından kalkabileceği şeyler değil. Özellikle taptığı bir kalabalıktan büyük bir yalnızlığa acımasızca sürüklenmesi okurda bir kırılma, sitem, isyan beklentisi uyandırıyor. Ama Fugui tuhaf bir kadercilikle tüm bu beklentileri bertaraf ediyor. Kitap Çinin kültürel, politik, siyasal ve ekonomik yaşamınının vanalarını hafifçe açarak ilerliyor. Dolayısıyla her adımda hikâyeyenin üzerine yeni damlalar düşüyor. Olay örgüsünün toprağına da bunları emip usul usul tomurcuklandırmak kalıyor.

Abartıdan uzak bir dilin ürünü Yaşamak. Tüm bölümlerinde hissedilen sade yaşa, yalnız yaşa, olduğunu kabullen, dönüştüğüne saygı duy mesajları göz kamaştırmadan sunuluyor. Fugui'nin dediği gibi: "Sıradan bir hayat en iyisi. Onunla savaş, bununla mücadele et derken, sonunda hayatından oluyorsun.".

Eğer okumadıysanız bir şans verin kitaba ve bir solukta okuyun.

29.11.17

Sahaf Festivali, Hayata Dair ve Avokado Bahçesi...

Aslında yazmak istediğim çok şey birikti ama masa üstü bilgisayarımız arızalanınca kaldı.

Birde nedense ne tabletten ne de akıllı telefonumdan bloğa yazı yazamıyorum. Hele yorumlara hiç cevap kabul etmiyor.
Nedendir bir türlü anlamadım.
Yeni sayfa düzenine geçtim acaba dedim bu düzende mi yok? onu da anlamadım...
Sadece Google+'dan yeni yazıları görüp okuyabiliyorum.... Tabi ara ara sinir oluyorum. Çünkü cep telefonu hep yakınımda oluyor ve oradan yorum yazmak daha kolay.
Kendi yazımı yazacağım zaman masa üstü bilgisayarı kullanıyorum birde fotoğraf eklemek için. Tabletten istediğim gibi fotoğraf yüklenmiyor...
HaydarPaşa Garı'n da Sahaf Festivali vardı.
Ama gitmedim. Çünkü artık buralarda da ikinci el kitapları resmen yeni kitap fiyatına satılıyor.
 Ve bazıları çok yıpranmış.... Tamam bazı klasik kitapların eski baskıları pahalı oluyor eyvallah ama bir çok kitap da ve ikinci eller de ederinden pahalıya satılıyor.
O yüzden artık sahaf festivallerine gitmiyorum.


Geçtiğimiz hafta bir kaç kitabı birden bitirdim.Sanıyorum bunda ara kitap olmaları ve akıcı bir dille yazılmış ve çevrilmiş olmaları da etkili.
Avokado Bahçesi/ Robert Hellenga / Maya Kitap   
 
Tam bir ara kitap oldu benim için. Rudy eşi ölünce ani bir karar ile Avokado Bahçesi satın alır ve kızlarına en son söyler. Çünkü kızları da kendilerince bir hayat tutturmuşlardır. Aile bağları iyidir alında, eşi hayattayken yaşadıklarına da geri dönüşler var ama konudan kopmadan yapmış yazar.
Tek sıkıntı çok fazla yabancı kelime vardı. Ve yorucu oluyordu okurken.
Sonrasında Rudy felesefe kitabından yola çıkarak hayatını da sorgular. Bildiğiniz mini yabancı dizi gibiydi kitap. Yer yer durağanlaşsa da iki güne bitti kitap.


 Arada da bir film izleyelim dedik. Kara Kule filmini izlemeseniz de olur diyebilirim.
Eşim kitaplarının çok iyi olduğunu ama filmin o kadar da iyi olmadığını söylemişti. Ve evet iyi değilmiş film..... 
 
Okuduğum diğer iki kitabı da diğer yazımda uzun uzun paylaşmak istiyorum...

26.11.17

İza'nın Şarkısı - Magda Szoba




Kasım ayı kitabımız İza'nın Şarkısı - Magda Szoba idi.
Daha önce Kapı kitabını okumuş ve çok beğenmiştim. Özellikle kurgu ve olayların içeriği, aktarımı etkilemişti.

Bu kitapta baştan söyleyeyim ağlayabilirsiniz.
Zaten içim doluydu... birde anne kız, baba kız, aile yaşantısı, yaşlılık ile ilgili olunca kitap okurken çok çok çok ağladım....

Lütfen bu kitabı OKUYUN ve OKUTUNUZ efenim kategorisinde bir kitap.
Bakmayın siz benim ağladığıma...
Yazarın yazım kalitesini tartışmaya bile değmez...
Özellikle Macar Edebiyatını sevdiren kadın Magda S.

Ben en çok İza'ya kızandım, anneye kızanlar çoğunlukluktaydı.
Konusuna gelince;

İza iyilik yapmayı seven, hayatını zorluklarla geçiren ama birbirine bağlı bir anne babaya sahiptir. Tek eskik anne babada şefkat yoktur. Çevrelerine çok ilgili, şefkat gösteren anne baba kızlarından bunu esirgemişlerdir.
İza ise ayakları üstünde durmasını bilen, küçüklüğünden beri ne istediğini bilen hatta ailesi ile ilgili kararları veren, o ne derse ailesi sorgulamadan uyan bir karakterdir.
Gerçekten de okuduğunuz da hayran kalırsınız bu karaktere... ama İza'da görmediği şefkati gösteremediğinden, kuralları olan, düzenli yaşayan, çok çalışkan bir bireydir.

Ve birgün babası vefat edince annesi için en doğru karar olan " evi kapatıp, annesini yanına almak" olur.

Elbet okurken o kadar çok şeyi sizde sorgularken buluyorsunuz ki kendinizde.
Hangisi doğru, acaba yaşlandığı için anneniz adına aldığınız karar mı? evi kapatmak mı? yoksa annenize sormak mı?

Tabiki kitapta ki en kritik bilgileri, detayları burda yazmayacağım, çünkü okumayanınız varsa okusun diye. :)

İç dünyamıza dair fazlaca sorgularken buldum kendimi... bazen yapmıyor muyuz bizde? çocuğumuz, anne babamız yerine kararlar vermiyor muyuz? hangisi doğru?!

Oysaki iletişim aramızda ki en büyük bağ... bazen hiç kurulamayabiliyor, sadece sevgi yetmiyor ilişkilerde...
Susmak, karşımda ki anlasın demek yetmiyor....
...................................
..................................................

İşte böyle bu güzel, tadı damağımız da kalan kitabı okuyup konuştuk...
Gelsin sıradakiler.


25.11.17

Kabuk/ Zeynep Kaçar kitabı...

Uzun zaman önce almış ama bi türlü okumaya elim gitmeyen bir kitaptı "Kabuk/Zeynep Kaçar".
İnsatagram'da bolcana yorumları dönmüştü.
Ama en çok neyi sevmiyorum biliyor musunuz? Kendi yorumlarından çok kitabın özetini veriyorlar ya hani... işte buna gıcık oluyorum.
Sonuçta biz okumayanlar için hiç de iyi olmuyor. O yüzden kitabı okuduktan sonra bakıyorum yorumlara, hoş çoğu kişi dediğim gibi kendi yapmıyor yorumu; kopyala-yapıştır.
Elbet içlerinde ayrı tuttuğum, yorumlarına güvendiğim kişilerin bloglarına, sosyal medya hesaplarına bakıyorum onlar ayrı.

 Kitap çok enteresandı, sanki üç kadın oturmuş masaya ve başlamış anlatmaya... Tabi bunda yazarın tiyatrocu kimliği de etkili diye düşünüyorum.
3 kuşak kadın düşünün ve bu kadınların yaşamları hiç de kolay olmasın.
Beni en çok etkileyense duyguların ifade edilişi, bu kadar mı gerçekçi bizden biri gibi satırlar...

Konusu itibari ile kolay okunan bir kitap değildi, başlarda karıştırdım. Daha doğrusu konusu değil de anlatım dili desem daha doğru olur benim için.
Kadınları birbirine karıştırdım, sonra da takılma Gülşah okumaya devam et dedim ve bir baktım ki sayfalar akmış gitmiş.
Çok fzla acı olmasına rağmen sizi ağlatan yada yıldıran bir hikayesi yok.
Mesela; derdini kederini uykuya teslim eden Sabiha... biraz kendime yakın buldum diyebilirim. Bende çok sıkıldığımda, üzüldüğümde uyumayı tercih eden tiplerdenimdir. Sanki sabaha uyandığımda her şey başka olacak gibi hissederim.
Sanırım bunda olayları ertesi güne taşımayışım yatıyor.

Sonra belirli bir yaştan sonra aşık olan ama sırf  yeğeni için aşkından vazgeçen Fusün...

İç dökmeler, yakınmalar ve hayata dair yaşamları o kadar sahiden ki. Size hikayeyi fısıldar gibi anlatıyor sanki.
Alıntı da yaptığım site ne de güzel özetlemiş... yazı buradan alıntılanmıştır.. tıktık

Dünyayı sırtlanan kadınlar

İnsanın sınırları nerede başlar? Yaşayacağını, yaşamayacağını, üzüleceğini, çok ağlayacağını, seveceğini, çok ama çok seveceğini, hiç sevilmeyeceğini, görünmez olacağını, kilolu olacağını, kâbuslar göreceğini, hiçbir rüyayı hatırlamayacağını, karanlıktan korkacağını, yalnız kalmaktan veya kalabalıktan nefret edeceğini, tek dostunun kendi olacağını, yalnız kendiyle konuşmayı seçeceğini, susmayacağını ama duyacak kimse de bulamayacağını, yemek yemeği değil yemek yapmayı seveceğini, acılarını yemek kokularıyla bastırıp başkalarını doyurarak unutacağını, başkalarının görmediği insanları olacağını, duymadığı sesleri duyacağını, kaçışı yalnız uykuda bulacağını kim bilir?
Dünyaya yalnız ait olduğu kabuk kadar dayanabileceğini, ne kadar esnetirsen esnet kabuğun kadar olduğunu kim bilir? Kim çizer insanın sınırlarını?
Zeynep Kaçar’ın ilk kitabı Kabuk’un sınırları aile ağacının uzandığı dallarla belirlenmiş. Bir yandan kendi kabuğunu kırmaya çalışan diğer yandan içinde doğduğu kabuğa sıkı sıkıya tutunan kadınların hikâyesi bu. Kendi tedavisini kendinde arayan, birbirine kan bağıyla bağlı kadınlar.

zeynep kaçar

Okumadıysanız bir şans verin kitaba ve dingin bir zamanda okuyun derim.

14.11.17

Stranger Things Dizisi...

Stranger Things dizisi 2.sezonunu yayınlasa da , dün akşam 1.sezona başladım ben.

Fantastik ve bilim kurgu filmlerini ve dizilerini çok seviyorum, büyük bir ilgi ile izliyorum. Dün gece iki bölüm izledim. Özellikle çocuk oyunculara bayıldım. O nasıl bir rol yapmadır yahu.
Bakalım ilerleyen bölümler nasıldır?
İzleyeniniz var mıdır bilmiyorum ama izlemiyseniz bir göz atın derim.,

Dizi aynı zamanda 1980'lerin bilim kurgu ve korku klasiklerine yapılan bu nostaljik gönderme, En İyi Drama dahil 18 dalda Emmy adayı olmuş.
 Netflix dizilerinin çok iyi olduğu söyleniyor, bende eşim sayesinde öğreniyorum.
Yazarken düşündüm de "eşim olmasa ne yapacakmışım " hissettim kendimi😕😁😳😬😊 tüm bu emojileri hissederek yazıyorum :)
Şaka bir yana benim gibi bilgisayardan az anlıyorsanız anlayan birinin yanınız da olması iyi oluyor.
 Burdan bir selam çakayım beyime de dimi :)))))

Öyle işte. Bugün babam geldi. Cuma günü annemin 1.yılı ............ 
Sözlerle anlatamayacağım duygular içerisindeyim. Dışım başka içim bambaşka resmen.....


Haydin ben kaçtım...


13.11.17

Günlük; İki Film Bir Kitap; Romantika

Hafta sonu tembellik yapınca birçok şey bugüne kaldı.
Tabi bunların başında üç sepet ütü 😬
Sabahtan kahvaltı faslını bitirip daldım evin içine.... Artık Umay'da kendi başına oynuyor yada televizyona bakıyor işim bitene kadar. Beni durdurmadığı için daha çabuk bitiyor işim.
Sonra bir baktım okul saati gelmiş. Onu okula bıraktım, eve gelir gelmez de çayı attım ocağa, biber dolmalarımı da doldurdum, akşama pişecekler...
Bende o ara oturdum bilgisayarın başına.. önce sizin yazdıklarınızı okudum, şimdi sıra bende :))))
Geçen hafta arakadaşlarla "Ayla" filmini izledik.

Çok beğenerek izledim/k. Türk Yapımı olarak çekimler vs iyiydi...
Biraz ağladık tabi ama öyle anlatıldığı kadarda çoooook ağlamıyorsunuz yahu...
Tabi konusunun gerçek bir hikayeden alınması, savaş görüntüleri ve o bomba sesleri çok etkiliyor duygularınızı....



 Cumartesi Yol Ayrımı filmine gidelim diye çıktık evden, kendimizi DOĞU EKSPRESİNDE  CİNAYET filminde bulduk. Johnny Deep' hayranım. Özellikle o mimiklerini kullanmasına ifadeyi vermesine bayılıyorum...
Elbet diğer oyuncular da çok iyiydi. Agatha Christie'nin bir kaç romanını okumuştum, kurgusu ve şaşırtmasını seviyorum.
Film de kısa , uzatmalar olmadan çekilmiş. Beğenerek izledim/k.





Daha önce Şu Çılgın Türkler kitabını okumuştum. Hemde bir solukta. Turgut Özakman'ın yalın bir anlatım dili var ve siz daha yeni başladım derken kitaba bir bakıyorsunuz kitap bitmiş.
ROMANTİKA  kitabını İnsatgram'da çok görmüştüm, sonra kitap kulubü tolantımız da Sema Abla da "alın okuyun çok güzel" deyince aldım ve elimde ki kitap biter bitmez bu kitaba başladım.
Yine bizi yalın ama içi dolu bir dil bekliyordu.
Bu yazarın ikinci romanı imiş. Aslında çok önceleri yazılmış ama sanıyorum ki yeni yeni reklamı yapılmış. Malum reklamı hangi firma daha çok yaparsa çok satanlar da o kitap yer alabiliyor. Ne kadar içler acısı ama maalesef çark böyle işliyor.

Konu olarak; aşk, aile, hüzün, huzursuzluk, sevinç, romantiklik, ahlak, saygı, ilişki; baba-kız ve ailevi ilişkiler vb... her şeyi buluyorsunuz okurken.
Özellikle Doğan Hoca ve Azure'nin ilişkisini nasıl samimi ve içten yazmış yazar anlatamam.
Şöyle ara bir kitap okuyayım diyorsanız bu kitabı es geçmeyin....

Dün Kabuk kitabına başladım bakalım beni nler bekliyor.
Ben kaçtım, iyi haftalar arakadaşlar. 😊



9.11.17

Günce; içe dönmeler, Bir Film; Under The Tuscan Sun

Bu aralar belirli yaş dönemlerimle şimdi ki yaş dönemlerimi düşünürken buluyorum kendimi.

Örneğin geçen gün toka kutusunu düzeltirken; 20'li yaşlarımdayken ne kadar çok tokacıya gider ve toka, küpe, kolye alırdım dedim iç sesime...
Bir sürü bir sürü tokam vardı, neredeyse her beğendiğimi alır eve gelir, saçıma olmayanı da kutunun en sonuna koyardım.
Sonra....

📍Yaşım ilerledikçe ( ki bence bazı şeylerin kesinlikle yaşla ilgisi var) ki kendimi hala 20'lerim de hissedebiliyorum, ara ara da öz yaşıma dönüyorum. Sanırım bunda minyon olmam ve yaşımı göstermemem de yatıyor.
kullanmadığım şeyleri almadığımı fark ettim. Tabi bunda farkındalığın da etkisi var.
Artık yaşama daha farklı gözle bakıyorum. Sonuçta devamlı tüketim yapmak da sağlıklı değil/miş. Kanıtlanmış yani.😏 Şİmdi ise beğendiğim bir kaç tokayı alıyorum ve gittiği yere kadar kullanıyorum.
Bir çok şeyin fazlasını almıyorum ( kitaplar hariç 😊 )

 📍 Mesela her ay düzenli aldığım dergiler olurdu. Cosmopolitan, Elele vs... her ay hiç aksatmaz alır, tüm ay okurdum...
Geçenler de kuafördeyken bu dergilerden birine bakayım, uzuuuuunnnn zaman oldu dedim kendime ... aman tanrım... sırf reklam dergi... Birkaç sayfaya baktım ve elimden hemen bıraktım.
"kızım aç e-kitabını oku" dedim. :)
O zaman anladım ki gerçekten de bazı duyguların, keyiflerin gerçekten de yaşla ilgisi var. O zamanlar o sevgili etkileme yollarını, itiraflarını okurken heyecanlanır, kıkır kıkır gülerdim/k. Şimdi hiç bir anlamı yok benim için hatta sıkılıyorum bile.
📍Sonra hafta sonları neredeyse tüm gazeteleri alır ve tek tek okurdum, masadan kalkmadan. Bide önce ben okumalıydım o gazeteleri, eğer benden önce evden iri okursa okumazdım.
Sebebi de ben kırıştırmadan muntazam okurdum ve ilk okuyan olmalıydım. Vermezdim valla kimseye.
Şİmdi gazete bile almıyorum, haberlerin doğruluk kaynağına inancım yok...
Birkaç köşe yazarını okumak, o da netten daha kolay zaten, daha iyi.

📍Ama en çok da asla ama asla yıkanmadan dışarı çıkmaz, bakkala bile gitmezdim. Annem " kızım sanki kim görcek seni" diye söylenirdi. Bende Nuh der Peygamber demez gitmezdim bakkala.
Hatta kuzenim dışarı çıkmak için arardı. " dur yıkanayım öyle çıkayım" derdim.
Bir ara aramızda dalga konusu bile olmuştu.
Şİmdi düşünüyorum da sanki ne vardı birgün de saçım yağlı çıkayım dışarı dimi... cık olmaaazzz., katiyen olmazdı benim için.
Saçı ve cildi yağlı olanlar anlar beni :)) Ve kızardı kuzenim, söylenirdi bana.. :)

📍 Şimdi ise asla ama asla an'ın tadını çıkartmama engel olmasına izin vermiyorum bu detayların. Kim ne der, nasıl bakar umrum değil.... Ben kendimi aynaya bakınca nasıl görüyorum, ne hissediyorum ve ne yapmak istiyorum. Öncelik bunlar.
Önemli olan "benim ne hissettiğim", elbet sevdiklerimin de düşüncesi önemli.. anladınız siz ne demek istediğimi.

📍Ay durun bir de "çanta-ayakkabı" takıntım vardı. İlla aynı renk ve uyumlu olacaktı çantalarım ve ayakkabılarım.
Şİmdi ise bir spor ayakkabı yada Convers, birde rahat bir çanta hatta çoğu zaman sırt çantası.. tamam işte hazırım .:))
Böyle işte aklıma geldikçe yazarım...

Birde size izlediğim güzel bir filmden de bahsedeyim.😊
Uzun zamandır elimizdeydi bu film.
ABD-İtalyan 2003 yılı yapımı bir film. Türkçe'ye Kızgın Güneş olarak çevrilmiş.
Diane Lane gerçekten de iyi bir oyuncu, duyguları öyle güzel vermiş ki filmde.
Konusu da boşanma arifesinde aldatılmış, yazar olan bir kadının arkadaşlarının tatil hediyesi ile değişen hayatını anlatıyor.
 Çok derinden etkilenmiştir kadın, ve kafası çok karışıktır. Çıktığı İtalya gezisin de bir kadın çıkar karşısına ve hayatı değişir. Tesadüflere inanır mısın ki bence hayatta tesadüf yoktur, doğru zaman gelmiştir ve karşınıza çıkar olaylar...
Ve yeni bir hayat için verdiği ani bir karar ile aldığı eski bir evi onarırken kendini de iyileştirmesini izlersiniz. Öyle iç karartıcı değil, bizden gibidir film... hele o güzel manzaralar da cabası.
Bi göz atın ve izleyin, pişman olmazsınız.
Hatta film kitaptan uyarlanmış.








6.11.17

Bir Film Bir Kitap. The Best Offer ve Değişim.

 Hafta sonu çoook güzel bir film izledik. Film 2013 yılı yapımı ve adı Türkçe'ye En İyi Teklif olarak çevrilmiş.
 Romantik, gerilim tarzı bir film diye geçiyor ama biraz da psikolojik bir filmdi.
Az, öz detaylarla o kadar çok şey anlatmışlar ki.
Oyuncular ise en sevdiğim kişiler diyebilirim, hayranım oyunculuk kalitelerine...
Müzakere yönetici olan Virgil takıntılı biridir, hayatını da buna göre düzenlemiştir.
Ve en büyük koleksiyonu da "dönemin ünlü  ressamlarının kadın portreleridir."
 

 Aşk taklit edilebilir mi?.. Virgil’in kafasını kurcalayan bu soru, aslında filmin temel taşı neredeyse...
Fazla detay vermek istemiyorum çünkü bu filmi izleyin isterim...
finalin ertesinde kafalarda oluşan soru işaretlerini yanıtlama yoluna gitmektense ana karakteriyle seyircisini baş başa bırakıp onun çaresizliğini keşfetmemiz için hikayenin geri kalanını fazlalıklardan arındırmaya çalışması Tornatore’nin En İyi Teklif’te yaptığı iyi hareketlerden biri.


Kitaba gelirse de; Mo Yan/ Değişim
Aslında yazarın diğer kitaplarını okumayı çok istiyorum, henüz almadıysam da... Çünkü elimde çook kitap var, biraz eleyip öyle güzel bir kitap alışverişi yapmak istiyorum.
Nette biraz bakınırken yazarın; "Mo Yan, 2012 Nobel Edebiyat Ödülü’nü alırken Çin’de doğan ve Çin’de yaşamayı sürdüren ilk Çinli Nobel ödüllü yazar oldu." cümlesini okudum.
Bu kitabı otobiyografi tadında öykü kitabı.
Aralar da geriye ve ileriye dönüşler yaparak Çin'de yaşanan kültürel değişimi anlatıyor.
Aslında diğer kitaplarını okumadan bunu okumak iyi oldu. Artık neden ve nasıl yazdığını okurken daha iyi anlarım diye düşünüyorum.
Bu haftaya da yeni bir kitap ile başladım. Artık oda diğer yazıda
İyi haftalar.

Günlük Haller, AbdülMecid Efendi Köşkü'nde Sergi, Kapı Çalana Açılır..

Kedimizin adı "Bulut" olarak değiştirilmiştir. 😊🐈
Daha da ne kadar değişir bilmiyorum. Biz karı-koca olarak sevdik ve benimsedik ama evin kızı değiştirebiliyor.
 Geçen akşam kendimi izleniyor gibi hissettim, balkonun perdesini bir açtım ki bizim Bulut sandalyenin üzerinden beni ve evi izliyor. :)

Çok alıştık birbirimize, evin içinde bir iki tur atıyor sonra hop peteğin yanına yada koltuğun arkasına yatmaya gidiyor. Var ile yok arası. Arada geliyor patileri ile dizlerimize çıkıyor, kendini sevdiriyor gidiyor.

Tabi bizim kız devamlı peşinde, "anne kucağıma ver, anne bak öptüm, anne bak Bulut nerdeeee?"
derken kedi bizden arada kaçıyor... :)
Geçen hafta Kapı Çalana Açılır Sergisine gittik. Abdülmecit Köşkünde idi sergi. Açıkçası sergi kadar Köşk'de bir harikaydı. Özellikle o çinilere ve bahçeye, koruya hayran kalmamak mümkün değildi.
Fırsatınız varsa kaçırmayın hele de Anadolu Yakasında iseniz ulaşım çok daha kolay. 
Evet heykeller sizi huzursuz edebiliyor ama  amaç da dikkat çekmek, hayatı sorgulamak değil mi zaten? Gelip geçiyoruz ama nasıl yaşıyoruz, çevremizde olup bitenlerden bi haberiz çoğu zaman...
Bu sene ki tema güzel, kaçırmadığım bir iki sergi daha var onlara da bakıp gitmek istiyorum.

İyi  haftalar.
 











1.11.17

Umay'lı ev halleri ve Yeni Üyemiz; Kedimiz :))


Umay'ın kreş günleri gayet iyi gidiyor. Çoook alıştı okula, arkadaşlarına.
Okul müdiresi hanım kızımın çok sosyal olduğunu, mutlaka selam verdiğini, giderken de "görüşürüz" dediğini söyledi. Benim için çok hoş bir duyguydu. :)
Okul ile ilgili neredeyse hiçbir şey anlatmıyor. Her gün istinasız soruyorum ama yok, tek dediği,
----- Okul nasıl geçti Umay?
------İyi geçti.
-------- Naptınız?
----- Oynadık....

Konuşmamız bu kadar... Eşim çok sormamamı, çünkü genelde çocukların anlatmadığını söyledi. Ama ben anlamamış gibi her gün soruyorum. Napayım anayım ben anayım moduna başlıyorum...😀
Tabi gün geçtikçe huyları da büyüyor, bazen atarlı oluyor bazen normal. ::)

Yeni oyunlarımızdan biri de kapak resimlerinden ve renklerinden kitap bulmaca ve koklamaca.
Ben kapakta yer alan bir nesneyi, resmi kareyi ve rengi söylüyorum oda üç sıra halinde olan kitaplar içinden bulup getiriyor. Bi de nasıl hoşuna gidiyor anlatamam....
Böylelikle görsel hafızası da iyi çalışmış oluyor. Tabi sonra bu kitaplardan yol, köprü yapıyoruz, oyuncak kaplumbağası geçiyor vs... artık gerisi hayal gücüne kalmış.
Uzun zamandır direndiği tek şey "oyuncaklarını toplamak"... ısrarla reddediyor.
Elbet bir gün toplayacak. Toplayacak dimi? 😳
Onun dışında çok iyi huylu bir çocuk... öyle anlatacak, dertlenecek bir şeyimiz yok. İlerde nasıl olur bilemiyorum.



Size  yeni üyemiz "Pamuk Şekeri"ni tanıştırmak isterim. Şimdilik Umay bu ismi verdi kediye.
Uzun zamandır istisnasız her gün bizim kız " anne niye bizim kedimiz yok? ne zaman kedi alıcaz? ne zaman bizim de kedimiz olacak?"
diye başımızın etini yiyordu. Dışarda ki hayvanlara deliriyor zati.
Biz de artık karar verdik ve kuzenimin sayesinde bu İran Kedisini sahiplendik.
Dün geldi evimize, kısırlaştırıldığı için daha hassas.
Uzun zamandır kapalı yerde durduğu için ürkek de biraz.  5 yaşında bir erkek kedi.
Özelliklerini okuyunca tam bize göre bi kedi. :)
Çünkü ben evin içinde hoplayan, zıplayan, bir şeyleri tırmıklayan bir kedi ile yapamam diye düşünüyorum. Hoş böyle diyorum ama büyük de konuşmayayım. Baksanıza nerden nereye geldik ve evimizde bir kedi var.

Öyle tatlı ki, boynundan okşayınca kafasını avucumuza yatırıyor ve sevdiriyor, bayıldık bu kediye. Çok da ısındık. Umarız o da bize yeni evine ısınır ve alışır. Netice de uzun yıllar birlikte olucaz.
Huy olarak da tam bir ev kedisi, sakin, huzurlu, duyarlı bir kedi. Bağırdığınız da depresyona girebiliyormuş  nette öyle yazıyor. Kızdığınızda azıcık yüksek tonda "hayır" demeniz yeterli diyor.
Daha da bir sürü şey yazıyor.. Bazılarını yaşadıkça görüp anlıycaz.


Genelde hep yatıyor, öyle fazla yukarlarda gezmeyi sevmiyormuş; tam benlik yani.

Çıktık bakalım bir yola.... Bizi neler bekliyor yaşayıp görücez. :) Böyle işte blog.

Ben kaçar, biraz Pammık Şekerimizi seveyim, seveyim ki alışsın bize. ::))))))



31.10.17

Şeker Portakalı, Güneşi Uyandıralım ve Deli Fişek / José Mauro de Vasconcelos

Çok uzun zaman önce okumuştum Şeker Portakalı / José Mauro de Vasconcelos kitabını.
Zeze'ye ve ağacına dair aklımda kalan birkaç detay vardı ama o kadar. Sonra tekrar okumak istedim. Bu sefer üçleme olduğunu da öğrenmiş ve diğer kitaplarını da almıştım.

Şeker Portakalı en iç burkanı bana göre. Küçük Prens kitabından sonra açıp açıp ara ara okuyabileceğiniz türden bir anlatımı ve hikayesi var. Bazı kitapların derinliği vardır işte bu seri kitapta öyle. Baktığınız da konusu sade, bait gibi gelebilir ama o yaşadıklarını yazıya dökmesi, okurken bize hissetirdikleri gerçekten de çok başka... Boşuna değil hala en çok okunan kitaplardan olması....


+ Nen var Zeze?
- Hiç. Şarkı söylüyordum.
+ Şarkı mı söylüyordun?
- Evet.
+ Öyleyse ben sağır olmalıyım.
"İnsanın içinden de şarkı söyleyebildiğini bilmiyor muydu yoksa? Bir şey demedim. Bilmiyorsa bunu ona öğretmeyecektim."
"Uyuyalım. İnsan uyudu mu her şeyi unutur."


Yoksul bir ailede büyüyen, aksi bir baba... haylaz ve yaramaz denebilecek kadar hareketli ve aklına bin bir türlü şey gelen Zeze.
Ve tabi kendisine "şeytan" lakabı takılıyor ve her seferinde tokadı ve dayağı yiyor...
Yazar bu kitabını 12 günde yazmış... nasıl yani dedim kendi kendime. 
Kendi hayatından, yaşadıklarından yola çıkarak yazmış kitaplarını Vasconcelos. Kendisi de yoksul bir aile de büyümüş, okumak itememiş ve en büyük hayali gitmek, çok uzaklara gitmek ve keşfetmekmiş.
Kitaba ismini veren de; arka bahçelerinde bulunan ağaçlardan birinin de portakal ağacının olması ve bizim ufaklığa da bu ağacın düşmesi...
Sonrasında da ağaç ile arkadaş olması ve konuşması/ konuşturması ... Bir çocuğun hayal dünyasının sınırı yok gerçekten de... 



 Hemen devamı olan Güneşi Uyandıralım kitabına başladım.
Bu kitapta artık Zeze başka bir aileye evlatlık verilmiştir, okutsunlar ve daha iyi bir yaşam sürsün diye.
Tabi başka bir aile de yaşamın zorlukları, zorla piyano çalışmalar, yemek saatleri habire başına kakmaları bir çok şeyi... sevgi açlığı...
Bunları yazıyorum ama kitapta okurken acıtasyon yok, daha çok artık çocuklara bakış açınız değişiyor....
Bu seri de Zeze artık 15 yaşındadır, kiliseye gider, derslere girer ve sınıfın en başarılı öğrencilerindendir. 
Hayal dünyasında iç sesinde kendine iki tane arkadaş edinir ve onlarla dertleşir, sohbet eder... 
Yol gösterici gibidir adete....Zamanı gelince de bu konuşmalara son verir..
En yakın sırdaşı da öğretmenlerinden biri olan Peder'dir ve hayatına dair çok ışık tutar kendisine.

Ve son kitap. 
Zeze evlatlık verildiği aile ile arasında ki buzların eridiği bir dönemdir. Babası ile sohbetleri artar, daha bir sevecendir ve Zeze'de onları anlamaya başlar.
En büyük tutkusu yüzmek ve gitmektir, çok uzaklara gitmek ister. Aşık olur, ayrılır ve acıları yaşar.
Bir gün uzaklara giden bir gemiye biner ve hayata atılır....

Tabi kısa kısa detaylandırdım, kitap içindeki cümleler daha güzel. Eğer okumadıysanız mutlaka okuyun diyeceğim bir seri kitaptı benim için.