26.4.17

Yolculuk Büyüktür Nil Karaibrahimgil yazısı...

Günaydın. :) Bugün sizinle Nil Karaibrahimgil yazısını paylaşmak istiyorum. Okurken her cümlesine öyle çok katıldım ve iyi geldi ki, sizde okuyun istedim.



Yolculuk büyüktür

 Eskiden derdim ki, e yani şimdi bu falanca vara vara buraya vardıysa, geçtiği bütün o güzel yerler boşa mıydı yani? O çiçekli mis kokan yollar, burası için miydi?
Artık öyle düşünmüyorum. Varılan yeri önemsemiyorum.
Varılan yerlerin matah olmadığını, varanlar bilir.
Etrafınızda hayallerine varmışlar vardır, sorun onlara bakın. Hayalleri umdukları gibi çıkmış mı? Önemi de yok.
Hayalin seni koyduğu yol mühim. Yollara düşmek meziyet. Varsın, varmasın.
Yollar da günlerden yapılıyor. Günün nasıl geçiyorsa, ömrün öyle geçiyor.
Nasıl yaşadığını merak ediyorsan şayet, bir gününe bak. İşte öyle yaşıyorsun.
Yolun böyle seyrediyor.
Yoldasın.
Şehirlerarası bir otobüsün penceresinden, kâh kendini, kâh ışıkları kapatıp uyumuş köyleri izler gibi izle günlerini.
Nerelerden geçiyorsun?
Molaların nerede?
Gündüzünde neler var, gecelerinde neler? Dizini dizine değdirmiş seninle yola koyulanlar kim?
Muhabbetleri güzel mi? Seni güldürüyorlar mı? Yoldaş oldular mı sana?
Yoldaşlık mühim.
Lakin hayat yolda geçecek. Ve bazıları duraklarda inecek bu yoldaşların. Kalanlarsa işte, ömürlük sevdiklerin olacak.
Ne zaman ki, varılacak yeri tozpembeye boyamayı bıraktım, günüme baktım. Bir şeyi değiştirmekse niyetim, günümde değiştirdim.
Yarına inanmıyorum.
Geç geliyor bazen.
Bugünüm var benim.
Canım günüm.
Bana bahşedilmiş tertemiz sayfam. Şükürle başlayıp, şükürle bitirdiğim.
Ona ekliyorum, eksiklerimi. Ona söylüyorum diyeceklerimi.
Onda bırakıyorum artık yanımda götürmeyeceklerimi.
Değişeceksek, o gün bugündür diyorum.
Şunu unutmayalım.
Elimizde sadece kendimiz varız. Baktığımız yere kafamızı biz koyuyoruz.
Baktığın yeri beğenmiyorsan, kaldır kafanı başka yere koy. Başka şey görürsün o zaman.
Düşüncenden ibaret değilsin.
Yeri geldiğinde düşüncenin de efendisisin.
Evet, bazen zor oluyor gülümsemek.
Ama gülümseyebilirsen, bütün hücrelerin gülümsüyor işte tuhaf. Sonra sen güldün diye, elalem de gülüyor.
Onlar güldü diye, öbürleri de merak ediyor neye güldünüz. Yayılıyorsun böyle küçük küçük. Yolculuk bu küçük ayarlarla geçiyor.
Bunlar büyük virajlar dönüyor sonra.
Yolculuğu sev. O senin her şeyin. Daha güzel yarını bekleme. Bugüne neresinden sarılacağına bak.
İnsanın kendine yapacağı en büyük iyilik, günün sonunda, kendi sırtına “Ne iyi ettin de şunu yaptın bugün” diye iki kere şefkatle vurarak uyuyabilmektir.
Yolculuğu es geçmeyelim. O bizim konakladığımız yer. 

17.4.17

Biraz benden birazda filmlerden...

Selam herkese...

Öncelikle çok teşekkkür ederim hayırlı olsun mesajlarınız için.
Gerçekten de hayırlı olsun işim.
Şİmdilik iyi gidiyor. Yer yer yavaş çalışsam da üstümden atıcam sanırım bu rehaveti.
O kadar özlemişim ki çalışmayı. Başlarda "yapabilir miyim? ya başarısız olursam" diyordum ama eşimin de desteği ile bu duygularımdan hemen hemen arındım.
Evet uzun zaman ara verince bazı şeyler zorladı beni.
Ama aşılmayacak şeyler değildi.
Ki hala çok yeniyim. Zaman ne gösterir bilmiyorum, bildiğim şeyse kalan zamanımda çalışmak istediğim....
Geçen hafta kızla beraber aynı saatte uyuyorduk, sabah 6 da kalkınca anca dinlenmiş oluyordum.
Hemde dinç kalkmak ve güne dinç başlamak önemli . Bide benim gibi geç yatmaya alışkın bir bünyeyi yeni düzene hazırlamak gerekliydi. :)
Bu hafta daha iyi gibiyim. Yavaş yavaş biraz daha geç yatmaya başlarım. Kız uyuduktan sonra biraz kitap okurum diye düşünüyorum.
Bu arada hem kendimden ses vereyim hemde izlediğim iki filmi sizinle paylaşayım istedim. :)

karışık kaset
 Şöyle ütü yaparken Türk Filmlerinden izleyeyim dedim. Karşıma "Karışık Kaset" filmi çıktı.
Hani çalınan müzikler ve ara ara verilen detaylar güzeldi ama onun dışında biraz yavan geldi film. İyi ki sinemada izlememişim dedim....

Arrival


Diğer film ise "Arrival" dı. Sanıyorum gitgide bizi uzaylılarla tanışmaya hazırlıyorlar. Bide başka gezegende yaşam meselesi var tabi...

Bu filmde de başta biraz noluyor, buda kim falan diyorsunuz ama ilerledikçe de sonunu merak ediyorsunuz.
Bir dil bilimcinin ülkemize gelen uzaylılarla iletişimine tanıklık ediyorsunuz...


Böyle işte.... ben kaçar yarın iş var malum. :)))

Hepimize iyi geceler, iyi haftalar.

11.4.17

Heyecanlıyım.../ Ve Nausicaa of the Valley of the Wind Rüzgarlı Vadi Filmi.

Selamlar...



Bugün güzel bir gelişme oldu hayatımda ve sizinle de paylaşmak istedim. :)

Uzun zaman önce çalışmaya karar verdim. Yakın zamanda da iş arayışlarına başlamıştım.

Neredeyse 5 yıldır çalışmıyorum ev hanımıyım....

Tabi bunda bir dönem canım annemin hastane sürecinin olması da etkendi.
Tek başına bırakamazdım ve çok şükür ki her zaman yanında oldum anneciğimin.
Nurlar içinde, ışık içinde uyu annemmmm........ .............................

Ve sonrası çocuğuma kendim bakmak istiyordum; ilklerini ben yaşayayım, anne sevgisi ve güveni ile büyüsün istiyordum.
Ve kızımı 3 yaşına kadar eşiminde yardımı ve desteği ile kendim/iz  büyüttüm/k.
Artık sene başında okula da vermeyi düşünüyoruz.
Ve benim artık çalışma zamanım gelmiş oluyor demektir.
Çünkü kız okula gittiğinde ben ne yapıcam evde.
Hani bu lafımdan yanlış anlaşılmak istemem ama ev hanımı olma hali bana göre değil.
Evet kimi sever; evde olayım, işimi gücümü yapayım, akşama yemeğimi hazırlayayım yeter bana der.
Ve ben bunu diyen bayanlara asla ama asla karşı değilim.
Kişinin ne istediğini bilmesi çok güzel bir şeydir. 

Yalnız bu durumda biraz bizim kızı da düşünüyorum, önce sordum kendime "çalışarak kızımı yalnız bırakmış olacak mıyım?" diye...
Ama sonra dedim ki önemli olan kaliteli zaman geçirmek. Okuduğum kitaplarda, hatta bloglarda paylaşınları da okuyorum... arkadaşlarım da var çalışan anne... 
Sonuçta en önemli zamanlarında yanındaydım. 
Hatta belki çalıştığım için şimdi daha bir kaliteli zaman geçireceğiz anne baba olarak...

Tabi bu durum benim için ilk sanırım bundan biraz endişelerim...



Kendime bakacak olursam bende çalışmayı seven biriyim. Sabah hazırlanayım çıkayım, çalışayım isterim.
Hem ruhen de iyi gelecektir bana. Şu genç yaşımda evde oturmak istemiyorum.
 Elbet evde olmanın konforu ayrı. Her boşlukta açıyorum kitabımı okuyorum..
Ama biliyorum ki gece uyumadan önce de okuyacağım yada işyerinde bir boşluğum olursa yine okurum canımmm :))

Lafı fazla uzatmayayım dimi?
Bugün Ataşehir'de özel bir anaokulu ile görüştüm ve Halkla İlişkiler bölümünde yarın iş başı yapacağım.
Tabi biraz heyecanlıyım. Hem aynı zamanda mesleğim ama uzun ara verince bir garip oldum.
İlk iş günüm için şans dilemeyi ve dua etmeyi unutmayın bana emi .


Bu arada izlediğim ve çok beğendiğim anime filmi de paylaşmadan yazımı bitirmeyeyim. :)




 Bu filmi geçen gün sinema kanallarından birinde denk geldim. Çok severim anime filmleri..
Helede bu yönetmeninse daha da  bayılırım.

Film 1984 yılı yapımı ve ödül almış. Nasıl almasın ki...
Anime ile hüzün, zaman, duygu, dünyamızın gitgide nasıl batırdığımızı, doğaya karşı saygılı olmamızı ve yok etmememiz gerektiğini öyle güzel aktarıyor ki bize..
Konusuna gelince;

Dünya 'Ateşin 7 Günü' adındaki yıkıp, yok eden bir savaşın sonrasında yaşamanın neredeyse mümkün olmadığı bir yerleşim yerine dönüşmüştür. Savaş sonrası ortaya çıkan zehirli bir gaz sebebiyle tüm doğal yaşam sona ermiş, insanoğlu da yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Çok az sayıdaki insan kolonileri bu gazdan arındırılan irili ufaklı adalarda yaşamaktadır. Prense Nausicaa'nın halkı da bu insan topluluklarından biridir. Prenses Nausicaa, doğaüstü güçleri sayesinde canlı olan tüm varlıklarla ve ormanlarla konuşup anlaşabilme yeteneğine sahiptir. O bu zehirli gaz dolu ormanlara karşı halen daha umutludur ve bir kurtuluş yolu bulabileceği inancını taşır.








9.4.17

Biten Kitaplar....

Fikriye İle Latife Melike İlgün
Sayfa Sayısı: 450 
Baskı Yılı: 2016
Dili: Türkçe
Yayınevi: Artemis Yayınları
Yayın Yönetmeni : Ilgın Sönmez
Sayfa Sayısı : 450
İlk Baskı Yılı : 2016
Dil : Türkçe


Şubat ayında buluştuğumuzda sevgili Gamze'cim bu kitabı hediye etmişti.
Okumak bugüneymiş.
Elimden bırakmak istemedim.
Yazar iki aşık kadını öldükten sonra bir oda da buluşturur ve konuşturur, hesaplaştırır.
Önce Fikriye başlar anlatmaya... Sonrasında ise Latife... Kolay değildir tabi...
En son ise Atamla buluşurlar ve son sözlerini söylerler.....

Okurken hem hayran kaldım hemde çok imrendim. Lise yıllarımda ve sonrasında hatırlıyorum da... çok isterdim Mustafa Kemal Atatürk ile tanışmayı...
Keşke derdim; keşke o devirde yaşasaydım ve bir kez olsun görseydim ...

Kitap tarihi roman değil. Sizi okurken tarihlerle, zamanlarla sıkmıyor. Tersine bazı önemli olayları öyle güzel aktarmış ki okurken unutmuyorsunuz.

Tabi öncelik iki kadının bir adama hemde Devletii için koşturan, önce Vatan diyen, asker bir adama aşık olmaları.
KAdın her yerde kadın dedim okurken. İster okumuş olsun ister cahil.. sevdiği adamdan hep ilgi bekler....
Kıskançlılar yer yer susmaları kadınların... Fikriye Hn. hep susmuş, beklemiş ve idare etmiş.
Ama Latife Hn. öyle değilmiş. Elbet bunda yaşamlarının farklı olmasıda bir sebep.
Daha önceden de okumuştum. Atatürk'ün evlenme sebebi aslında Türk Milletine örnek olmak ve resmi nikahı resmileştirmek...
Yoksa ev erkeği olacak biri değil...
Kendide biliyor ama mevzu milletse gerisi yalandı sanırım kendisi için.

Konuyu bildiğinizden fazla detaya girmek istemiyorum kitapla ilgili, hatta belki alıp okumak isteyen bile olabilir.

Bu kitabın farkı; bu defa Kemal Atatürk'e âşık olan kadınlar olarak değil, yalnızca Fikriye ve Latife olarak karşılaşıyorlar... 

Okurken keşke arada bir fotoğraf da olsaydı dedim... böylece daha bir pekişirdi anlatılanlar.
Bir kez daha hayran oldum Atatürk'e.... Kesinlikle lider doğmuş ve minettarım...
Tabi aynı zamanda kendisine inanan ve bu vatan uğruna ölen şehitlerimize...

Ruhları şad oldun, ışıklar içinde uyusunlar.


Diğer bitirdiğim kitap ise Hay Bin Yakzan.






Kitap zordu.. Aslında içeriği sade ama ki çeviride de olabildiğine sadeleştirmeye gitmişler...
Ama olaylar, akış ve ilerleyiş zorladı beni.
Okurken kesinlikle sakin ve dingin bir kafa ile okumak gerekiyor bu kitabı.

İçerik olarak ilk felsefi anlatı kitaplarından biri... İslam Filozoflarından biri olan  İbn Tufeyl, Hayy bin Yakzan adlı felsefi romanın yazarıdır. Eserde bir adada tek başına kalan bir adamın hakikati keşfi anlatılır.

Bana sorarsanız ne anladın kitaptan diye... valla çok şey anladım ama anlatamıyorum.. çünkü okuduğum terimlerin çoğu biraz ağır geldi bana... hani kitabı anladım ama anlatmak yazıya dökmek  ne bileyim zor...

En iyisi ben size internetten gezinirken bulduğum ve kitabı sindirmek için okuduğum özetlerden paylaşayım.

Bu arada kitabı okuyanınız var mıdır?

Hay Bin Yakzan” İbn Tufeyl

İbn Tufeyl, “Hayy bin Yakzan” (Diri oğlu uyanık) diğer adıyla Esrarü?l-Hikmeti?l-Meşrikiye felsefi romanında, bir adada tek başına kalan bir adamın hakikati keşfini anlatır. Bu eseri önemli kılan noktalardan biri, İslam felsefesinde ve dönemin doğabilimcilerinde sıklıkla karşılaşılan evrim fikrini içermesidir. Tufeyl eserde kendi evrim kuramını da şekillendirmiştir.
İbn-i Tufeyl bu eseri yazmasına sebep olarak ? İslam felsefesi önderlerinden İbn-i Sina? nın Hikmeti Meşriki adlı eserinde dile getirdiği bazı sırların açıklanmasının kendisinden istenmesini? gösterir ve şöyle der: “İstediğin bilgileri Hayy bin Yakzan adını verdiğim bir hikâye aracılığı ile iletmeye çalışacağım. İbn-i Sina?nın insanları yola getirmek için isteklendiren, özendiren, akıl ve zekâ sahiplerine ibret veren Hayy bin Yakzan ile Salaman ve Absal adlı mesellerinden ilham alarak kurduğum bu hikâyeyi iyi izlersen Yakzan oğlu Hayy ile birlikte istediğin gerçeklere ulaşabilirsin.”
Dünyada felsefi romanın ilk örneği ve ilk ?robinsonad? olan Hayy bin Yakzan, 14. yüzyıldan başlayarak dünyanın bütün belli başlı dillerine çevrilmiş, başta Robinson Crusoe?nun yazarı Daniel Defoe, Bacon, Spinoza ve More olmak üzere birçok Batılı sanatçı ve düşünürü etkilemiştir.

14. yüzyıldan başlayarak belli başlı Avrupa dillerine çevrildi; Doğu, özellikle Osmanlı ise İbn Tufeyl’e ve yapıtına ilgisiz kaldı. Üzerindeki “Hay bin Yakzan” etkileri özel çalışmalara konu olan “Robinson Crusoe” defalarca Türkçe’ye çevrildigi halde, “Hay bin Yakzan, dilimize kazandırılmak için 1923 yılını, kitaplaşabilmek için de 1985 yılını bekleyecekti. Bu yeni ve genişletilmiş baskıda, Ibn Tufeyl’in “Hay bin Yakzan”ina ek olarak -M.Serefeddin Yaltkaya’nin çevirisi ve İslam dünyasında alegorik öykü geleneğinin tarihçesini ve düsünsel arkaplanını aktardığı giriş yazısıyla İbn Sina’nın “Hay bin Yakzan”i da yer alıyor.
Bu ünlü hikayenin, Hayy’ın varoluşu ve gelişimi çizgisinde insanın gelişim tarihini özetlemekte olan ince anlatım tarzı, bizi Hayy’ın şahsında kendisinden daha başka birşeyleri temsil ettiği konusunda ikna etmektedir. Yalnız başına yaşadığı adada Adem’e benzeyen konumu, ateşin kaşifi olarak üstlendiği Prometeus rolü, ilerleme kaydetmesi ve sapması, ateşle zekice tecrübelere girşimesi ve düşünmeden “ondan bir parça”yı kavramaya çalışması, onun insanoğlunu sembolize ettiğini göstermektedir. Çünkü o da ilk insan gibi her şeyi kendi başına keşfetmek zorundadır. Ayrıca bir insan olarak, ruhun hayat kaynağı olan hayvani yönünden başka bir şey bilmemektedir. Bu, insanın en azından yarı ruhani bir dünyaya girmesinin belirtisidir.


Hay, çevresindeki topluluğa ders vermeye, yavaş yavaş aydınlatmaya başladı. İlkin hikmetten, hikmetin gizlerinden söz etti. Daha sonra ögretinin ilke ve yargılarından gerçekliğe doğru yöneldi. Zihinlere başka biçimlerde yerleşmiş kimi inanç ve düşünceleri gerçeklik açısından yeniden tanimlamaya, yorumlamaya geçti. Hay’in açiklamalari, yorumları yavaş yavaş topluluğu tedirgin etmeye, canlarını sıkmaya başladi. Gerçi Hay’in yabancılığını, arkadaşları Absal’ın hatırını gözeterek güler yüz gösteriyorlar, açığa vurmuyorlardi ama içten içe kiziyorlardi. Hay ise büyük bir coşkuyla, gece demeden, gündüz demeden onları uyarmaya çalışıyor, gizli ve açık tüm gerçekleri yalin biçimde gözler önüne seriyordu. Ne ki bu çaba ve açiklamalar onları gerçeğe çekecek yerde kızgınlıklarını artırıyor, dogru yola duyduklari nefreti derinleştiriyordu. Bununla birlikte bu insanların büsbütün kötü oldukları söylenemezdi. Bunlar iyiliği seven, gerçeğe yönelen insanlardı yine de. Fakat yaratılışlarından gelen eksiklikten ve bilgisizliklerinden dolayı gerçeği, gerçeğe özgü yoldan aramıyorlar, arastırma yönüne gitmiyorlardi. Bu bir yana, gerçeği, gerçeğe ulasan insanlarin yolundan öğrenmeyi de istemiyorlardi. İşte bu nedenlerden dolayi Hay, onlarin durumunu düzeltmekten umut kesmek zorunda kaldı. Kavrayışları o denli sınırlıydı ki, kabul ettikleri şeylerin onları kurtuluşa yöneltmesi mümkün degildi. Hay, aydinlatmaya çaliştigi insanlardan umut kestikten sonra bütün toplumu gözden geçirdi. Her sınıftan insanın kendi bilgisiyle yetindiğini, dünyasal istek ve eğilimlerini, bencil isteklerini tanrı edindiklerini gördü…”





8.4.17

Cemalnur Sargut Ve Meditasyon Üzerine...


Salı günki kitap kulübü toplantımız da Uğur "Çarşamba günü CemalNur Sargut" var demişti.
Bende kendisini şahsen tanımasam bile gerek televizyon programlarından gerekse kitaplardından biliyor ve seviyordum.

Çok enteresan aslında yıllar yıllar önce daha bekardım bile hatta :)
TRT1'de adını hatırlamadığım bir sabah programında rastlamıştım kendisine ilk olarak.
Her hafta belirli bir günde çıkıyordu ve ben bir türlü bu huşu içinde anlatan tatlı dilli, tatlı sohbetli kadının ismini  öğrenemedim. Kime sorsam bilmiyorum dedi, tv de açtığımda denk geldiğimde hep isim kısmını kaçırmış oluyordum.

Sonra yıllar sonra bir gün hemşiremle (çok yakın bir dostumla birbirimize hemşirem derizde biz :))   )
konuşurken o bana ismini deyiverdi... Aman Allah'ım nasıl sevindim anlatamam size.
Hatta kendisinden bir kitabını alıp okumuştum.
Sonra da internetten takip eder oldum Cemalnur Sargut Hocayı.

Ben kişinin "ruh-beden-zihin" için okumalar yapmasından yanayım. Çünkü ruhumuz da zihnimiz kadar doyurulmaya ihtiyaç duyuyor...
Eğer bu üçlü dinginliği sağlamazsak sorunlarımız, sıkıntılarımız veya mutluluklarımız da eksik duygular olabiliyor.
Bazen adını koyamıyoruz ama oluyor, en azından benim gözlemlediğim ve deneyimlediğim bu...

Tabi ben çoğunluğu tasavvuf okuyorak buluyorum ama bunun yanında Buda, Zen Öğretilerini de okuyup kendime göre yorumlayarak kendime  öğretiyorum.
Örneğin "meditasyon" çok önemli  kişinin dinginliği için, stresle baş etmesi için...
Arada belirli saatlerde kendinize göre bu saati ayarlayabilirsiniz; dik ama rahat bir pozisyonda oturup gözlerinizi kapatın ve nefesinize odaklanın.
Eve t evet biliyorum an'da kalmak, o anı düşünmek kolay olmuyor.
Başlarda o kadar çok geerekli gereksiz şeyleri düşünürken, kendi kendinize yorum yaparken buluyorsunuz ki kendinizi...

Ama tekrarlar yaptığınız da inanın geçiyor bu süreç ve siz bir bakıyorsunuz iç dinginliğinizi birkaç dakika bile olsa sağlamışsınız.

Hatta ara ara Youtube'dan meditasyon müzikleri açarsanız dinginlik ve sakinlik için size yardımcı bile oluyor.

Okumak, bilmek de çok önemli çünkü insan bedeni öyle bişey ki bazı şeyleri fazlaca hayatımızda yaşadığımız da kibir veya karşımızdakini beğenmeme, herşeyi ben bilirim hallerinin ortaya çıkması yüksek düzeyde olabiliyor.
Elbet istisnaları kayırıyorum....

İşte burada da Tasavvuf veya hangi kadim bilgiye, öğretiye inanıyorsanız ona göre bedeninizi terbiye ediyorsunuz.

Ben 21 yaşındaydım yanlış hatırlamıyorsam tanıştım tasavvuf ve bazı bilgilerle.
Hatta rahmetli canım annem( nurlar içinde uyu annem hep bana kızardı; kız seni kimse çekmez, evlensen geri geitrir valla kocan falan gibi klasik anne lafları ile... :)))
Sebebi ise çok konuşmam, herşeye bir lafımın olması ve havalı olmam. Kolay kolay beğenmezdim hem eşyalaı hem kişileri... eleştiri deseniz oda mevcut....
Bir gün Nezihe Araz'ın yazdığı  Hz. Peygamberimizin hayatını anlatan kitaba denk geldim aldım okudum, okudum ve inanın hayatım değişti.......

Çok garip ama kendimi eleştirirken buldum, insan olmanın bu olmadığını tersine hepimizin birbirimize ihtiyacı olduğunu, tesadüf diye bir şeyin olmadığını herşeyin bir sebebi olduğunu öğrendim... Tabi hemen olmadı bu süreç ama kendimi keşfettim.
Demek ki zamanı gelmişti benim için... dedim kendime.

Sonra Kuantum'u araştırdım ve baktım ki aslında orada da anlatılanlarım yazdıklarımdan, okuduklarımdan pek bi farkı yoktu. Farklı cümleler veya kelimelerle de olsa birçok öğreti aynı kapıya çıkıyordu.
Daha az konuş, daha çok dinle.. .. ister insan olsun, ister hayvan olsun ister doğaya karşı olalım hepimizin bir görevi, sesi  olduğunu, saygıyı hak ettğimizi anlatıyor....

Tabi hayat adil değil, eşit değil ve hepimizin bir yaşaması gereken hayat var.
İster bu yaşamımızı şikayet ederek, başkalarını suçlayarak geçiririz, ister bazı değiştiremeyeceğimiz şeyleri kabul eder, değiştirebilecek şeyleri değiştirir ve yol alırız.
Zaten ortak olan bir görüş var; daim bir mutluluk yok.
Siz ister ve gerçek anlamda farkında yaşarsanız anlık mutluluklarınızın tadını çıkartırsınız....

Konu uzar sizi sıkmayayım efenim.
Nerden nereye geldim yine.
Sizinle aslında kendi öğrendiklerimi paylaşmak istedim, sizde paylşamak isterseniz benimle sevinirim.

Keyifli haftasonunuz olsun. :))))









5.4.17

Saçında Gün Işığı Jhumpa Lahiri

Dün Kitap Kulübüzün toplantısı vardı. Kitabımız; Saçında Gün Işığı ( orjinal ismi: ova) Jhumpa Lahiri
Kitap hem Hindistan'ın bir dönem geçtiği sürece tanıklık ediyor bir taraftan da aile dramını anlatıyor.
Yazar kesinlikle çok başarılı ama çeviriyi biraz kötü bulduk.
Özellikle bazı cümleler feciydi.
Ama genel anlamda hepimiz çok beğendik kitabı.

Tabi okurken yer yer bizim Doğu'da yaşanan aile meselelerine çok benzetiyorsunuz yaşananları.
Örneğin devrimci kocası çlen Gauri'nin sırf Amreka'ya gitmek için, özgürlüğü için kaynı ile evlenmesi...
Eşinden olan çocuğu kaynı "baba" diye büyütmesi ve bir annenin kendi hayatı için kızını kaynına bırakıp evi terketmesi sizi kızdırıyor.

Başta bende sinir oldum ama sonra düşününce, o şartlar da belki de bizde olsak başka çaremiz olmadığından, istenmeyen gelin olduğumuzdan, ölen eşin annesinin özellikle istememesi sebebi ile kaynım ile evlenip giderdim herhalde memlektimden... diye düşünüyorum.

Tabi kitapta Hindistan'daki siyasi yaşama, devrime ve çatışmlara da epey değiniliyor. Verdikleri özgürlük mücadelesi için insanların nelerden vazgeçtiği, ölümü göze alması...

Benim gibi siyaset bilginiz eksik ve ilgisizseniz o bölümleri hızlıca okuyorsunuz...

Ama o süreçte 3 neslin nasıl bir mücadele verdiğini okuyorsunuz ve yazara, anlatımına hayran kalıyorsunuz. Unutmayacağınız kitaplardan biri oluyor Saçında Gün Işığı...

Kitap ismi bir cümlede geçen kalıptan yola çıkılarak konulmuş. Gerçi orjinal dilde çevrilse belki bu kadar yankı bulmazdı dedik kitap toplantımızda.







Sakura Ağaçları Mevsimi..

Günaydınnnnnnnnnnnnnnnnnnnn.        :)))

Belki de 3-4 senedir burnumuzun dibinde olan Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi'ne gitmeye niyetleniyorum. NGBB site adresi için bi tık
Niyetleniyorum diyorum çünkü ne zaman Sakura Ağaçları mevsimi gelse ve bende hazırlansam gitmeye hep bir mani çıktı.
HAtta geçen sene "oh gidebiliyorum sonunda" dediğim zaman kapısına kadar gittik ve kapalı olduğunu söylediler.
Askeri Okul'un gösterisi varmış ve kapatmışlar.
Hoppala biz tabi geri döndük........
Yok deim ya bu böyle olmaz ben seneye kaçırmıycam gidicem dedim veeeeee o sene bu hafta geldi ve biz pazartesi günü gittik...
Aman Tanrım gidebildim dedim kendime..... :)))))

Gerçekten de görüntüsüne hayran kalmamak mümkün değil. NGB Bahçesinde biraz daha dağınık ekilmiş ama değerdi görmeye. Biz gittiğimizde hafiften dökülmeye başlamıştı hatta aradığımda telefondaki bayan; bir an önce gelin bir iki güne dökülmüş olur dedi hepsi...

Ayrıca bahçeye giriş ücretsiz. Piknik alanı gibi yerler de yapmışlar. Cafesi yok. O yüzden yiyecek-içeçek anlamında herşeyinizi si kendiniz götürüyorsunuz ve kuş ve su sesleri arasında oturup, hem sohbet hem piknik yapabilirsiniz. Biz gittiğimizde kalabalıktı. ÖZellikle okullardan da toplu gelimler çok oluyormuş buraya.
Japon Edebiyatını severim hatta birgün çok isterim Sakura Mevsimi gitmeyi. Çünkü nette gezindiğimde karşıma çıkan fotoğraflara hayran kalmamak elde değil. O ağaçların toplu halde açmış halleri, sokaklardaki görüntüsü muhteşem.

 Sakura ilgili biraz araştırma yaptığımda nette karşıma şu bilgiler çıkmıştı;

Japon kültüründe çok özel bir yeri vardır.
Çiçekleri makbuldür. Çiçekleri ağır ağır açar ama çok çabuk dökülür. Hem hayatın başlangıcını yani baharı müjdeler, hem de kaçınılmaz sonunu simgeler. Japonya'da baharın müjdecisi olmasına rağmen, daha solmadan en güzel halindeyken dallarından düşmesi sebebiyle edebiyatta ölüm ile yaşamın birlikteliğini ifade eder.  
Zıtlıklar yaşamın her anında birliktedir;
Siyah ile beyaz gibi, iyi ile kötü gibi, yaşam ile ölüm gibi...
Japon Kiraz Çiçekleri: Yeniden Doğuşun Simgesi
 
Samuray tarzı yaşamı kabullenmiş olan Japon halkı için kiraz çiçeği büyük anlam taşımaktadır. Bunun nedeni Kiraz çiçeklerinin en güzel çağlarında solmadan direk olarak yere düşmeleridir. Samuraylar kiraz çiçeklerine bakarak olası bir savaşta her an ölümü akıllarına getirmekte ve felsefi bir boyuta gitmektedirler. 
Kiraz çiçekleri samuraylar için hem yaşamı,
hem de ani bir ölümü hatırlatmaktadırlar.
Ağaç, Japon kültüründe mükemmel güzelliği ve aynı zamanda hızlı, acısız ölümü ifade eder. Bir şeyin hem üstün güzellik hem de hızlı şekilde ölmeyi nasıl aynı anda sembolize ettiği sorusunun cevabı ise Japon kültürünün ölüme bakış açısında saklıdır.

Bu çiçek martın son haftası ile nisanın ilk haftası açar ve Japonya'da bu dönem kutsal sayılır. Öyle ki hava durumundan sonra bir de “Sakura Durumu” verilir. Çiçeklerin açtığı bu dönem Japonya’nın en çok turist kabul ettiği dönemdir.
Sakura’nın dalda kaldığı zamanın çok kısa olması,
Japon kültüründe hayatın gelip geçici olduğunu ifade eder.

Not: burdan alıntıdır. daha fazla detay için bi tık.




























 

4.4.17

Büyükada'da birgün...

Cumartesinden kardeşimde kaldım. Sabaha Sevdoş'um dedi ki; abla gel adaya gidelim? ne dersin?

Valla olur dedim.
Bide Kartal'dan direk Büyük Ada'ya motor var  yarım saate geçtik.
Hava da mis gibiydi mis.
Bu sene planlarım arasında adalara daha çok gitmek var.
Umay adaya varınca "anne burası çoook güzel" dedi... e ben tabi bu lafı duyunca daha bir mutlu oldum.

 Benim sevdiğim daha çok Burgazada ve Heybeli. Büyükada sanırım konmundan dolayı daha bir popüler. Biz sabahtan gittiğimizden sanırım öyle kalabalık değildi. Öğleden sonra yavaş yavaş hareketlenme başlamıştı adada.




 Tabi tam bir renk cümbüşüydü hem sahil hem sokaklar. Dükkanlara da bahar hareketliliği gelmişti. Faytonlar hep doluydu. Ama yıllar önce haberlerde o malum haberi izlediğimden beri binmiyorum faytona. Zaten atlara bakınca hallerine acıyorsunuz ister istemez........

Adanın havasını ne kadar başka değil mi? Çok isterdim "adalı olmayı" yada orada ara ara yaşamayı. Trafik yok, korno sesi yok; sakinlik, huzur var.

Bol mimoza ağacı var. Herkesin elinde bu çiçeklerden. Görüntü enfesti. Zaten o evlerin görüntüsü ayrı bir keyif. Ve her adaya gidipte gezerken "ah ah kimler yaşamıştır bu evlerde, ne hayatlar yaşanmıştır" demekten çoğumuz gibi kendimi alamıyorum.


Yok efenim Aya Yorgi'ye çıkmadık. Çocuklarla zor... hele bide o yokuşu düşününce...amaninnnn ben almayayım alanada mani olmayayım.  :)))

Biz tepeye doğru Aşıklar Yeri'ne çıktık. Çocuklar orada oynadı bizde kahvemizi içtik, dinlendik. Sonra ver alini yokuş aşağı tekrar bakına bakına, sohbet ede ede döndük.
Elbet birde bol fotoğraf çektim. :)

Dönüşte uzun zamandır kızçem vapura binmiyordu, motor yerine vapura bindik ve keyifle evimize geldik.
İyi ki dedim gitmişiz. Sevdoş öptüm seni. :))























2.4.17

Tadını Çıkar Kitabı Ve Yeme Alışkanlığımız.

Nisan Ayına hızlı bir giriş yaptık. :)
Kitap bitti... bazı yerleri atlayarak okudum çünkü o bölümler pek benim işime yaramıyordu.

Genel olarak güzel ve içeriği dolu bir kitaptı.
 Aslında hani hep derler ya " ne yerseniz osunuz" diye... bu kitap işte buna güzel bir örnek.

Sadece kilo vermekle değil aynı zamanda ruhunuzun, bedeninizin ve zihninizinde dingin olmasınyla ilgili bir kitaptı.
Özellikle benim gibi sık sık diyet yapıyorsanız, kilo alıp veriyor ama sonuç hep başa sarıyorsa... bu kitabı gerçekten de okuyun...

Hayatın bir denge olduğunu, yiyeceklerin de bir anlamı ve etkisi olduğunu anlatıyor.
Yine kitapta önemli ve önemle vurgulanan bir şey var ki; Farkındalık ve Nefes Tekniği...

Daha önceki yazılarımdan bilenler vardır; farkındalık gerçekten de önemli hayatımızda. Eğer hayatımızı daha bir farkında yaşarsak; hayal kırıklıklarımız, sıkıntılarımız olsa da başa çıkmayı daha iyi biliyoruz.
&&& An'da kalmanın önemini, hayattan, yaşamdan zevk almanın  önemi bizim için önemli oluyor.

Kitaba dönersek eğer; her ne yapıyorsak veya ne yiyorsak farkında olarak yememiz gerektiğini söylüyor.
&&& Ve şükretmenin önemini de vurguluyor. Buda öğretilerinin yanında okuuyucuya kendi dünyasında, kendi bildiği yolla da tefekkür edebileceğini anlatıyor.

Örneğin altını çizdiğim cümlelerdeen biri de:

"Durmamız, dinlenmemiz ve bizi mevcut kilo sorunlarına taşımış olan alışkanlıklara son verecek yapıcı bir yol üzerine dikkatlice düşünmemiz gerekiyor.
Gündelik yaşantımızda neler olup bittiğinin tamamen farkına varmamız gerekiyor. Ancak bundan sonra değişmeye başlayabiliriz."

&&&   Şeker ve şekerli yiyeceklerin birçok hastalığa öncü olduğundan, birde bunun yanında hareketsizlik de eklenince kaliteli yaşam ömrümüzün azaldığını anlatıyor.

&&&  Fazla et tüketimin de bağırsak ve diğer kanser hastalıklarına davetiye çıkarttığını daha çok bitkilerle beslenmemiz gerektiğini; vejeteryan yada vegan olmamız gerektiğini anlatıyor.
Tabi düşündüğünüz de toplum olarak etçil beslenmeyi seviyoruz.
Kitapta bununla ilgili olarak da; eğer vegan olamıyorsanız et tüketiminizi aza indirin diyor.

&&&  Tabi en büyük rahatlığın "az yemek çok hareket" olduğunu anlatıyor uzun uzun.
Birde "doğru nefes alıp vermenin" önemini...


Sonra anlatımlarımlarına devam ederken, Farkındalığın Dört Temelinden bahsediyor.
Bunlar;
1-Kendi bedenimiz: Kilo ve yeme sorunlarıyla ilgilenirken doğal olarak önce bedenlerimizi tanımalı, onlara değer vermeyi bilmliyiz.
2- Duygularımız
3-  Zihinsel Oluşumlar
4- Zihinsel Nesneler

İŞte böyle arkadaşlar. Az biraz detaylı oldu anlatım ama okuduğum ve öğrendiğim bu faydalı bilgileri yazmazsam olmazdı.

Benim anladığım bunlar kitaptan... Yerken gerçektende yemeğimizi yemeliyiz ve az yemek yemenin bedeni dinç tuttuğu....

Bakalım zaman ne gösterecek bedenimde....















31.3.17

Dut Ağacı ve Tadını Çıkar Kitapları...

Dut Ağacı Banu Özkan Tozluyurt

Veeee kitap bitti...
Sevgili Banu Özkan Tozluyurt'un ilk kurgu romanı Dut Ağacı kitabını okudum.
Bu kitabı "tüm kız çocuklarına adamış" olarak yayınlandı.
Aslında ilk sevgili Banu'yu Lale Abla'nın da yazısının bulunduğu "İmza Karın, İmza: Kızın" kitaplarından tanımıştım.
Sonrasında kitap kulübümüzden tanıyorum. Yine Lale Abla vasıtası ile çok güzel kişilerle tanıştım bu kitap kulübünde.
Banu'yu da buradan tanıyorum. Az tanısamda o kadar samimi ve içten ve ilgili ki...
Sosyal Kampanyalara önem vermesi, Ülkesi için gezmesi, paylaşması, farkındalık yaratması. v.b.. şeyler özlelliklerinden bazısı... :)

Ve kitaba gelirsek; gerçekten başladığınız da sayfaların nasıl ilerlediğini anlamıyorsunuz. Bazen Cemile Hanıma kızıyor bazende ama ne yapsın derken buluyorsunuz kendinizi... Hele kızlara ve halalara bayıldım...
Konusunu fazla yazmıyorum çünkü kitap yeni çıktı ve okuyacaklar için büyüsü kaçsın istemiyorum.

Sadece sonu çok hızlı bitmiş gibi geldi.... Sanki biraz daha sona doğru anlatılabilirdi diye düşünüyorum.
Onun dışında severek okuyacağınız bir roman.

Aynı zamanda sizi bir süpriz daha bekliyor. Arka kapak yazısını Lalenin BAhçesi bloğu yazarı Lale Abla yazmış. Lale Ablacım seninde yüreğine sağlık.
Sıkı bir kitap okuyucusu ve yorumcusudur kendisi.

Kitabın yolu açık okuyucusu bol olsun.....



 DR'da 9,90 TL kampanyası başladı malumunuz. Biz kitap kurtları için iyi oluyor bu kampanyalar.
İlk siparişim geldi, yarın öbür gün diğer kargom da gelir diye düşünüyorum.
Almayı ve okumayı istediğim bir çok kitap vardı bu sefer ki kampanyada.

Kavgam Serisini çok duymuş, kimi beğenmişti kimi beğenmemişti yorumlar da ... Okumak için sabırsızlanıyorum, elimde okunacak o kadar çok kitap var ki... keşke diyorum daha çok zaman olsa...
Tabi ben bu aralar sadece Umay uyuduğu zamanlar da okuyabiliyorum.
Gündüzleri hava sıcaksa 3-4 saat parktayız, sonrası eve gel soyun dökün, el yüz yıka, yemek yedir, uyut derken bana kalan zaman azalıyor. Bazı geceler ya blog okuyup yazmaya çalışıyorum; tıpkı şimdi olduğu gibi :)))
Ve bu aralar gece okuma hızım biraz düştü...
Neyse güneşin açması ile daha bir enerjik oluyorum açık ara toparlarım herhalde.... :)
İzlemek istediğim bir sürü film de var... ne olacak sonum bilmiyorum..

Yine bu kampanyadan Tadını Çıkar kitabını aldım.
 Daha başlardayım ama içinde ki bilgiler ve anlatım dili çok hoş... Altını çizdiğim çok cümlem oldu.
İnternette biraz bakındığımda yorumlar şu şekilde:

Herkese fayda sağlayacak bir kitap.” – Walter C. Willett, M.D., Eat, Drink and Be Healthy’nin yazarı ve Harvard Halk Sağlığı Okulu, Beslenme Bölüm Başkanı
Tadını Çıkar bilgeliğe bilim, bilime de bilgelik katmış. Farkındalıkla yemek üzerine kullanışlı bir rehber olan bu kitap sağlıklı bir kilo ve daha doyurucu bir yaşama kavuşmanın yolunu gösteriyor.” – Harvey V. Fineberg, M.D., Ph.D., Tıp Enstitüsü Başkanı
Harvard’da beslenme uzmanı olan Lilian Cheung ve Budist öğretmen Thich Nhat Hanh, diyet yapanlara aşırı yemeyi kontrol etmek için Budist farkındalık tekniklerini kullanmaları konusunda önemli tavsiyelerde bulunuyor.” – New York Times

Kitap daha çok farkındalık ile kilo dengeleme, anı yaşama ve anda kalma, detaylı hedef belirleme ve yaşam biçimimizi planlama üzerine... okuduktan sonra detayları yazıcam...
Böyle işte blog.
Şİmdiden iyi ve keyifli haftasonunuz olsun.