28.12.17

Yeni bir yıla girerken listem, hesaplaşmalarım...

Bir yıl daha biterken aklımda yeni listeler dönüp duruyor.
Bu yıl biraz durağan geçti benim/izim için. Her şeyden öte annemin olmayışının birinci yılı idi.. hala aklımda, gönlümde bir sürü düşünce. kabullendim evet ama bazen inanın bazen olmuyor kabullenmem.... İçimde ki fırtına henüz dinmedi... hep bir damla gözyaşı bekliyor akmayı.
Hala eski mahallemize, eski komşularımıza gidemiyorum. Telefonda bile konuşurken zor tutuyorum kendimi ve sonrası hep gözyaşı oluyor....

Şuan bunları yazarken bile....

Şöyle bir bu yılı düşünürsek; kızım kreşe başladı. Okul hayatı başladı bizim içinde .

📍Kendi bu yıl okuma hedefi 80 koymuştum ama 90'a yaklaştım neredeyse. Bunda Umay'ın akşamları erken yatması ve öğleden sonrası bana kalan zamanın olması etkili oldu. Daha çok okuyabiliyorum.
Bir de bu sene okuma listeme baktığım da çok dağınık bir şekilde okumuşum. Özellikle beğendiğim kitapları aldım elbet ama D&R'a her girdiğim de bir iki tane alıp çıkmıştım.
Yeni sene de sevdiğim yazarların diğer kitaplarını da alıp okuyacağım. Düşündüğüm de aslında anca ıra geliyor liste şeklinde okumaya fırsat. Mesela Norveç ve İskandinav, Napol, Serisini ( okumayan kalmış mıdır benim gibi acep?) Şili'li yazarları daha çok okumak istiyorum.


Kavgam serisini geçen sene almış ama bir türlü başlayamamıştım bu sene elimde ki tüm kitapları bitirip öyle alıcam diye kendime kota koydum.... bakalım nereye kadar... 😊

📍Bu sene çok az günlük tuttum. Bu sene her gün kısa bir özet şeklinde yazmayı hedefliyorum. Başlar da güzel gidiyorda sonrası için bişey diyemeyeceğim.

📍Bu sene artık kesinlikle yeme alışkanlığımı/zı değiştirmemiz gerekiyor. karı koca yeme konusunda maşallahımız var..... Biraz daha dikkat etmemiz gerekiyor, yaş gidiyor ve anladım ki belirli bir yaşdan sonrası toparlamak zor olabiliyor. İleri de dinç, sağlıklı bir hayat sürmek istiyorum/z.

📍Kesinlikle ama kesinlikle ehliyet almak ve arabımızı bende kullanmak istiyorum. Sağ olsun eşim dediğim zaman götürüp getiriyor ama artık kendim de kullanmak istiyorum. Geç bile kaldım bunca sene. Benim gibi biraz keyifçi olunca her şey sonraya sarkıyor valla....😬

📍Önceleri karşımda ki kırılmasın diye o kadar çok şeyi tölere ederdim ki... aman alınmasın, yanlış anlamasın derdim. Bu sene acım bana dünyaya bir kere geldiğimizi bir kez daha hatırlattı ve ben artık bir çok şeyi takmadığımı fark ettim.
Çünkü karşınızda ki kim olursa olsun nasıl anlamak istiyorsa sizi öyle anlıyormuş. Geç öğrendim bildiğim şeyi...
Artık çok da takmıyorum kafama" aman alınmasın, aman yanlış anlamasın, gönlünü yapayım" modlarından çıktım. Ve de işin garibi isteyerek değil kendiliğinden geldi bu duygu. Sanıyorum uzun zamandır ertelediğim için birden oluverdi...
Zamanı gelmişti demek ki dedim Gülşah..kendi kendime konuşmalarım vardır bu arada birde... :))
Çok fazla kendimi anlatma gereği yok değil mi ama ? Tanıyan tanımıştır anlamıştır yani.


📍Bu sene çok şey öğrendim, çok ilkemi değiştirdim. Yeni yıla hazırım neredeyse....

Aklıma gelenler bunlar...... Bu yazı da günlüğüm olarak burada bana ileride hatırlatmak üzere kalsın. :)






27.12.17

Müzik Uğruna Kitabı. Kitap kulübümüz Toplantısı...

Yeni yıla sayılı günler kala bu hafta pazartesi buluştuk Kitap Kulübümüz ile.
Hem yılbaşı partisi gibi oldu hemde kitaptan konuştuk. Tabi kitaptan az buçuk konuşabildik, hediye çekilişi yaptık, kime ne çıkmış hediyelerimize baktık. Hazırladığımız sofrada hem yedik, hem güldük hem konuştuk. Yeni kitaplar, ne okusak vs derken ayrılma saati geldi. 3. sezona başlıyoruz kitap kulübü olarak. Çok keyifli geçiyor her bir toplantı.
 Genel anlamda kitabı çok iyi bulduk. Okumadıysanız 2018 okuma listenize ekleyin, pişman olmazsanız. Hele kitap içinde geçen müzikleri de açık okurken, oh gel keyfim gel...
Konusu da kendini piyona çalmaya adayan bir grup gencin yaşantısı, yaşadıkları, verdikleri mücadele, aile hayatları... Sizi sıkmadan öyle güzel yazmış ki yazar. Yazar aynı zaman da kendisi de piyano sanatçısı. Ayrıca Norveçli yazarlar iyi kitaplar yazıyor bence.


 Uğur sağ olsun bir de yeni yıl pastası almış buluşma akşamına. Nasıl da güzel ama dimi? Tadıda çok güzeldi, lezzetli ve taze bir pastaydı.
Pazartesi böyle geçerken pazar günü de hava güzel olunca soluğu Kalamış Parkında aldık. Umay çok beğendi, kendisi öyle dedi.
Bende ilk defa gidiyordum, aslında bize çok yakın ama nasıl atlamışız bilemedim. :)
Özellikle ağaçların bol olduğu parkları seviyorum. Burası da hem skain hem deniz kenarı hemde park olması nedeni ile çok cezbetti.
Çok özledim parka gidip kitap okumayı yada sakince denize nazır oturup sessizliği, rüzgarı ve deniz kokusunu içime çekip dinlenmeyi..
Sanıyorum buna biraz daha var çünkü haklı olarak bizim kız parkata oynamayı yada koşmayı tercih ediyor. :)
Böyle işte haftaya yoğun başladık...
Keyifli bir haftanız olsun.




22.12.17

Gölgesizler Hasan Ali Toptaş


İnanır mısınız bitmesin diye uyku öncesi ve yavaş yavaş okudum romanı.
Yazarın tüm kitaplarını çok büyük bir ilgi ile okuyorum. Türkçe'ye ve Anadolu şivesine, halkına o kadar yatkın ve bilgili ki okurken bunu sizde romandan hissediyorsunuz.

İlk "Uykuların Doğusu" ile tanıdım yazarı ve başda anlamadım kitabı. Kitap bitti ve roman sanki beynimde yaşıyordu...
Sonra diğer kitapları geldi, okumadığım bir kaç kitabı kaldı. Heba kitabı da onlardan biri....

1994 Yunus Nadi Roman Ödülü'nü almış bu kitap ve aynı isim ile sinemaya da uyarlanmış. Henüz filmini izlemedim izler miyim bilmiyorum... Öyle hemen kitap sonrası filmini izleyenlerden değilimdir.

 Bu kitap ile var oluşu sorgulamış biraz da Hasan Ali Toptaş.
Bir berber var ana tema da ve bir gün ruhu daralır çıkar, kendini yola vurur.
Bir geçmiş de bir şimdi de geçer konular, o yüzden yer yer zorlasa da ana konu hep birbirine bağlıdır.
Aynalar ve aynaya yansıyan yüzlerimiz ile ilgili tespitler çok iyiydi.
Sizde hem kendinizi hem çevrenizi sorgularken bulabilirsiniz kendinizi.

Bir de yazarın en sevdiğim yönü Anadolu insanını, köylüyü öyle güzel tasvir ediyor ki... acındırmadan ama sorunlarını da es geçmeden anlatıyor...

Eğer hala benim gibi okumadıysanız bu kitabı mutlaka okuyun...

Aynı yolda yürümekten başka çaresi olmayan tuhaf birer yaratıktı insanlar; tekrarın tekrarlananın örtüsü olduğunu anlayamadan, aynı el sallayışların, aynı gülüşlerin. aynı yürüyüşlerin ya da aynı oturuşların içinden geçe geçe damaklarına bulaşan uzak bir serüven tadıyla dönüp dolaşıp aynı noktada yaşıyorlardı.

“Bir bildiğin varsa şimdi söyle derim ben. Çünkü sabaha geç kalabilirsin. Şunu da unutma ki, yeryüzünde gecikmişliğin ilacı yoktur.”

“Hiçbir iz yok,” dedi Reşit.
Muhtar, avluyu yeniden taradı gözleriyle. O her şeyin mutlaka bir iz bırakacağına inanıyordu, izsiz şey olmazdı; kuşların bile izi vardı gökyüzünde, sözcüklerin dişte, bakışların yüzde.

Seni Tanıyabilir Miyim Mim'i?

Handan Ablanın dün ki blog  ( linke tıklayınız ) yazısı "Mim Cevaplama" idi.
Bende uzun zamandır mim yapmıyordum, bahanem olsun yapayım dedim.

1-Kaç yaşındasın, mesleğin nedir?
37 Yaşındayım. Halkla İlişkiler mezunuyum.
Uzun zaman önce çalışmayı bıraktım ve  genel bir deyimle ev hanımıyım :)

2-Nerede yaşıyorsun, en sevdiğin yerin fotoğrafını paylaşır mısın?
Kadıköy'de oturuyoruz. 
 Bu fotoğraf Eylül ayıydı sanırım Uçurtma Festivali vardı Moda Sahil'de. Her ne kadar ertelenmiş ve haber verilmemiş olsa da bizde günü kendimiz sahilde, sıcacık bir hava da değerlendirmiş olduk. Kadıköy'ü genel olarak çok seviyorum.

3-Günlük hayatta seni mutlu eden şey nedir?

Kişilik olarak mutlu biriyimdir zati. O yüzden sebepler aramam. Bir kuş sesi, o an dışarıdan gelen bir kahkaha, güne uyanmış olmak vs.. bunlar beni mutlu eden şeyler. Gün için de en büyük keyfim Türk Kahvesi ve filtre kahve içmektir. Hiç içmediysem geve muhakkak bir Türk Kahvesi içerim uyku öncesi. Öyle uykumu da kaçırmaz. :)



4-En sevdiğin meşguliyetin/hobin nedir?
 Evdeysem kitap okumak müzik eşliğin de,  onun dışında pek öyle hobisi olan biri değilimidir.

5-Evinin en sevdiğin köşesinin bir fotoğrafını paylaşabilir misin?

Özellikle gündüzleri müziği açıp, perdeleri aralayıp, aradan gözüken ağaç dallarına bakmayı ve kitabımı bu köşede okumayı çoook seviyorum. Elbet bu köşe için planlarım daha bitmedi. Nede olsa Virgina Woolf ablamız ne demişti; her kadının kendine ait bir odası olmalı.. :)

6-En sevdiğin kitap ve ondan bir bölüm paylaşır mısın?

 Çok var sevdiğim kitap şimdi hangisinden paylaşsam acep... Sevdiğim ve ara ara açıp okuduğum, düşündüğüm kendime uyguladığım kitaplardan yalnız biri olan "Işığın Savaşçısının El Kitabı" ndan rastgele bir sayfa açıp paylaşacağım...
" her zaman, tam olarak yolunda gitmeyen bir şey çıkar. Savaşçı da zamanın durduğu anlardan yararlanıp kendini daha iyi anlar. Savaşçı, mücadelesi sırasında ara sıra mola vereceğini bilir.".......
 


7-Şahit olduğun bir mucize var mı?

Bir bebeğin büyüme aşaması en büyük şahit olduğum mucize bana göre. Küçücük bir beden nasıl da günden güne gözünüzün önünde büyüyor değil mi?

8-En çok görmek istediğin ülke hangisidir?

Uzak Doğu ülkeleri olurdu sanırım. Bir de Özlem sayesinde Paris :) Sevgili Macera Kitabım Bloğu Özlem öyle güzel anlatıyor ki Paris'i hiç aklımda bile yoken görme isteği başladı bende.

 
9-Sana göre en büyük başarın nedir?

Her koşulda keyifli biri olmam. Bir de gülmeyi sevmem. Öyle büyük başarılar falan yokmuş hayatta bunu öğrendim.  Ki bunu öğrenmek, kabullenmek ve yola devam etmek de bir başarı aslında yahu. :))))

Kim cevaplamak isterse ona gelsin bu Mim.... :) 

Not: Bu Mim'i 3 gün önce yazdım ama nezle olup yatınca anca bugün düzenleyip gönderebiliyorum.
İyi hafta sonu olsun şimdiden.
  

19.12.17

Fındık Kabuğu ve Güneş Bazen Mavi Doğar Kitabı...


Yazarın daha önce "çocuk Yasası " kitabını okumuş ve çok beğenmiştim. Özellikle kişi analizleri ve yorumları etkilemişti beni.
Bu kitabı da o beklentiyle aldım...
Ve yorumları okuduğumda yine yere göğe sığdıramıyorlardı.

Şunu belirtmeliyim ki; başyapıt bir kitap değil ama kötü de değil. Polisiye ve kara kitapları seviyorsanız bunu da seversiniz.
Filozaf bir fetüsün algısından yola çıkarak cinayeti işlemiş yazar. Kaynıyla ilişki yaşayan hamile bir kadının kocasını öldürme planı işliyor. Ara da Hamlet'e de göndermeler var...
Okudum ve bitti benim için.

📖📖📖📖📖📖📖🔖🔖🔖🔖🔖🔖🔖




131 sayfa kitap ama o kadar dolu ki siz ihtiyacınız olan cümleleri bir bir alıyorsunuz ve içinizde hissediyorsunuz.

Rengin Sakaoğlu röportajını Ayşe Arman yazısın da okumuş ve etkilenmiştim. (Bakınız tıktık )  
 Hep derim artık sizde ezberlemişsinizdir bu cümleyi benden duymaktan; ruhumuzu da beslemek gerekir. Evren bir enerji ve denge önemli.
 Kitap da bir çok öğretiyi bilen, deneyen bir kadının samimi ve içten kendinde ki değişimi anlatan yazılar var.
 Aslında Kuantum, Buda ve Hindu öğretilerinde de olan öğretilerin hep aynı amaca hizmey ettiğini anlatıyor; kendine dönmek, dinlemek ve fark etmek...

Çok fazla anlatmak istemiyorum kitabı, eğer eklediğim röpörtajı okursanız kendi ağzından dinleyin hikayesini.....
Ve eğer tasavvuf seviyorsanız kitaba bir şans verin.

18.12.17

Ev Hali...

Çok şükür ki bu haftaya iyi başladık.🙏
Hafta sonu Bulut'u veterinere götürdü eşim ve doktor gayet iyiye gittiğini söylemiş. İçimiz rahatladı. Öyle geldiği gibi işemiyor en azından. Ara da kaçırıyor ama devamlı takipteyiz. Evde yıkadığım çamaşırın haddi hesabı yok. Artık daral geldi falan oldum bir ara siz düşünün.😵
İyi ki balkonumuz var ve kapalı. Bu hastalık sürecinde balkonda kaldı ve orayı temizlemek daha kolaydı. Artık burnumda devamlı bir çamaşır suyu kokusu ile dolaşıyorum birde idrar arama kokusu ile.....

Gerçekten de çok zormuş evde başka bir canlı beslemek. Ara ara sinirlerim yıpransa da, şöyle bir yüzümüze bakınca "ayyy Bulut ne kadar tatlısın" deyip sevmeye başlıyoruz, gerisini unutuyorum ondan sonra da....


Cumartesi Star Wars filmine gittik. Artık duymayan kalmamıştır sanırım eşim fanatik hayranı. Artık her sene ritüel gibi tüm seriyi izleye izleye bende fanatiği oldum diycem ama yok öyle değil. İçinde ki mantık ve farkındalığı kavrayınca hayranı olmamak elde değil bana göre.
Bu sene ki film başarılıydı, geçen sene olanı pek beğenmemiştim. Ama bu sene ki çok çok iyiydi. Seviyorsanız seriyi kaçırmayın derim.
Bir de Anadolu Yakasındaysanız Akasya AVM'de olan İmax Sinemasında izleyin.

 Hafta sonu Topak Abisi bizdeydi kızımın. Nasıl da mutluydu anlatamam Umay. Çok seviyorlar birbirlerini. İnşallah hep böyle devam eder ilişkileri.Bol oyunlu, oyun hamurlu bir hafta sonu geçirdiler.
Dün yemek yerken bir baktım diğer masaya koymuşlar kendi çatal bıçakları. Efenim biri kral biri kraliçeymiş ve " nerde kalmış yemekleri?" muhabbetini yaptılar bize.
Çok garip oldum, " siz ne zaman büyüdünüz de ayrı sofra kurdunuz kendinize deyip deyip durdum.
Gerçekten de dünyaya gelen büyüyor yahu....
Orda cam önü oturup yemek yediler.... Mutluluk sebeplerim/iz çocuklarımız.
Tabi günlerden pazar olunca evde işler durdu.
Sevdam uyudu, bey PS oynadı bende koltuk keyfi yaptım... :)
Haftaya yoğun başladık.
İşler güçler bitti, sizin yazılarınızı okudum, yorum yaptım, kendi yazımı yazdım, yemeğimi ocağa attım...
Bi ütü kaldı o da gece artık... Yarım kalan kitaplarım var onları bitireyim.

İyi haftalar. 😻🙋


12.12.17

Frida Kahlo ve Neruda'nın Postacısı Kitapları Hk...


Aslında hep bildiğimiz bir hikaye gibi ama daha fazlası var Frida Kahlo'da.
Acısına, imkansızlığına ve geçirdiği operasyonlara rağmen "güçlü kadın, özgür kadın ve ne istediğini bilen kadın; Frida"
Aşkını korkusuzca, hayatı tüm çıplaklığı ile yaşayan kadın Frida.
Bu kitapta da yazar tüm yaşam hikayesini yazmış, araya da günlüğünden eklentiler yaparak.
Son sayfasına da fotoğraflar eklemiş.

Daha önce Penolepe Cruz'un oynadığı filmini izlemiştim ve netten okumuştum hayat hikayesini. Bu kitap ile tümünü okumuş oldum.





Tabi Diego gerçeği de var değil mi? Yer yer sinir olsam da eğer kadın bunu kabul etmişse yapacak bir şey yok. Tek zaafı aşkıymış Frida'nın düşününce. Burdan bakınca kötü bir ilişki gibi gözükse de onların yaşadığı bir aşktı...
Tabi o şartlar da bir sürü tedavi süreci, hayatta kalma mücadelesi.. vs.. ne kadar zormuş.
Yine de Frida'nın hayata tutunması, yaşamı sevmesi ve güçlü, dik duruşu takdir edilecek bir şey. Herkese göre değildir bunca yaşadıklarından sonra yine de dimdik durmak.

Kitap ara ara durağanlaşsa da iyiydi.

&&&&&&&&&&&


Aslında bu kitabın ününü bilmeden almıştım.
İyi bir ara kitap olacaktı bana. Ki oldu da.
Özellikle çevirmen İnci Kut olunca kitaba da güvenim artıyor.
Bu kitap da; ünlü şair Neruda'nın kafasını dinlemek için gittiği, Şili'de ki sahil kasabasında postacının ondan yardım istemesi ile hikaye başlıyor.
Bazen bir kişi nasıl da hayatımızı değiştiriyor, etkiliyor değil mi? diye düşündüm okurken.
Birde Şilili yazarlar iyi roman yazıyorlar. :)
Çalışmayı sevmeyen ve kendisine babası ve sonradan da kayınvalidesi tarafından " devamlı iş bulması gerektiği" söylenen postacı Mario Jimenez'in dostluğu anlatılıyor. Tabi o dönemin, yokluğu, siyasi olayları ve yaşananlar ince bir nükte ile anlatılmış.
Filmi de varmış kitabın henüz izlemedim, izleyeceğim.
Çok severek okudum yalnız tek sıkıntı ara da çevirmenin cümle içinde ki kelimeleri çok yuvarlaması oldu.
Onun dışında okumadıysanız bir şans verin kitaba.


Ev Hali....


Bu hafta sonu dinlenelim dışarı çıkmayalım diye düşünürken, sabah Bulut'ta bir gariplik fark ettik.
Özellikle arka ayaklarını zor yürütüyor ve nerde kaldıysa orada kaskatı duruyordu. Sanki içini doldurmuşsun gibiydi. Yalnız gözleri hareket ediyordu. Yemek yemiyor, su içmiyordu. Sonra tuvaletini de yapmamıştı.
Merter devamlı gittiğimiz veterinere götürdü. Meğersek idrar kesesi kristalleşmiş ve neredeyse çatlama noktasına gelmiş. Fark etmeseydiniz patlardı demiş.
Tabi şöyle bir şey de var; Bulut çok az hareket ettiği için ve bizim de ilk kedi bakma deneyimimiz olduğu için fark etmeyebilirdik de...🐈🙀
Genelde yanlış beslenmeden dolayı olurmuş ve zamanla belli olurmuş. Bizden önce başlamış.
Ordan ultrason ve benzeri tedavileri uygulayan Kızıltoprak'da başka bir veterinere götürdük. Ultrasonla baktılar ve iyi huylu bir kedi olduğundan anestezi yapmadan sonda takıp iğne ile 3-4 tüp kanlı idrarını boşaltmışlar. Bide iğne vurmuşlar.
Antibiyotiğe başladık.
Yalnız şöyle bir sıkıntı var, çişini az az yapıyor ve bellediği yerlere yapıyor bizde devamlı elimizde bez silip duruyoruz.
Şu üç günde yıkadığım çamaşırın haddi hesabı yok Alla sizi inandırsın....
Kumuna bırakıyoruz ama yapmıyor, artık kendimizce "kum herhalde canını acıtıyor, o yüzden yere yapıyor" diyoruz ama bana geldiler resmen.
Gece balkona bıraktık. Balkon kapalı da üşümez.
Bakalım tekrar kuma çiş yapmaya alıştırcaz sanırım.
Tabi bende durumlar "oynatmaya az kaldı 😵😳" devamlı yıka, as, topla ve sil modundayım/z.......
Bir yandan da içim acıyor balkona koyduk diye ama yapacak bir şey yok.

Bide üstüne bizim kız midesini üşütmüş pazar sabaha karşı ve pazar gününü kusarak geçirdi.
Kızım diye demiyorum ama bu konuda çok iradeli, kusma isteği gelince doğru banyoya orada çıkartıyor ama yine ben çıkart, makineyi çalıştır as, sil modundaydım.....

Çok şükür pazar gecesi düzeldi ve haftaya iyi başladık.💪😏

Ne o hafta sonu evde keyif yapacağğğdıkkkkk.

Bunlarla atlatmış olalım ve gitsin bitsin hastalıklar.

İyi haftalar blog.




6.12.17

Fazıl Say Akılla Bir Konuşmam Oldu...




          




 Oldum olası çok severim klasik müziği, hatta evde annem " sen acaba kime çektin derdi?" bunu demesinde ki sebepte; müzik anlayışım, yerde yemek yemeği sevmeyişim, illa sofra düzeni olsun isteyişim.

Neyse konuyu dağıtmayayım.
Fazıl Say ve Kerem Görsev'i de besteleri ve bestelerine verdikleri isimler sebebi ile çok seviyorum.
Hayatta duruşu belli kişiler...

Bu kitabında da Fazıl Say daha çok yaşam felsefesini, gençlere yaşadığı tecrübeleri ve kelimler üzerinden dünya görüşünü yazmış.
“Akılla bir konuşmam oldu”dan bir bölüm: 
İnsan iyi hissederse iyi yaşar. “İyi” ile sarmalandığında iyi şeyler üretir.
İyi hissetmeyi, iyiye inanırsa bulur. “İyi”yi kimi insan Tanrı’da bulur, kimisi meleklerde.
Kimisi çiçeklerde, kimisi ağaçlarda.
Kimisi aşkta, kimisi sevgilide, kimisi çocuklarda, kimisi müzikte, kimisi fizikte.
İyiden aldığımız güç ile ğyaşarız.
İyinin dokunduğu yerden filizleniriz.
İyiden aldığımız güç ile yaptıklarımız “umut” olur diğer insanlar için de.
Umutlar olmadan da yaşanmaz ki.
Evrendeki “iyi” bir aracı olur bir yerden dokunur, kimi zaman değişir, başka aracı ile dokunur, evrende iyi vardır, kötülerle dolu bir dünyada umudumuzu kaybetmeyelim bir saniye bile. Bu, yaşamayı iyi var eder, iyi de her an yanı başımızdadır
***
“Dünya mükemmel olmadığı için sanat vardır” der usta yönetmen Andrey Tarkovski.
Sanat, dünya üzeri pek çok kötülüğe karşı, savaşlara, ölümlere karşı, insanoğluna umut olmuştur, resim ile, müzik ile, dans ile, şiirler ile, heykeller ile. Umuttur sanat. Mozart umuttur. Chagall umuttur. Nâzım Hikmet umuttur. Yaşar Kemal umuttur.
İyinin dokunduğu yerden filizlenen yeteneklerini geliştirerek ürettiler ve kimsenin yapamadığını yaptılar.
Einstein der ki: “Aslında her insan yeteneklidir, ancak bu yeteneğin keşfi ve değerlendirilmesi, dünya üzeri bu tamamı yanlış sistemde yok oluyor; öyle ki, bir balıktan ağaca tırmanmasını bekliyoruz.”
***
Tabular ve önyargılar ile insanlar birbirini düşman ilan ediyor. Çok da iyi bir dünya değil aslında burası. Yine de umutlarınızı yok etmeyin. Bu evrende iyi de var.
***
Çok yakın bir orkestra şefi dostum, çok ünlü bir Amerikalı müzisyen, 10 yıl kadar önce kanser vakalarının en ilginç örneklerinden birini yaşadı.
4. derece pankreas ve metastazları 4. derece akciğer, 4. derece karaciğer… hepsi bir bütün. Bir buçuk yıl kadar süren bir mücadeleyi kazandı. Yendi kanseri. En zorunu.
O da hep der: “Evrendeki iyiden asla vazgeçme”
Sabırlı ol. Güçlü ol. İçine çek nefesi. Hayatı.
İyiyi içine çek.
Ara kitap olarak okunan sıcak, samimi bir kitap olmuş.
Oldum olası samimi gelir bana Ünlü Piyanist. Ve gerçekten de hakkını vermek gerekir ülke olarak ama maalesef ki...
Allah'tan bizler tarafından yeterli saygıyı görüyor diye düşünüyorum, her ne kadar bir kesim kabul etmese ki.

Oysa ki bir ülkenin refahı aynı zamanda sanatı ile de ilişkilidir.
Geçtiğimiz sene haberler de dinlemiştim. Yapılan araştırmalar da; sanatsal etkinliklere giden kişilerin daha huzurlu, keyifli ve mutlu olduğu ortaya çıkmış. Ve bu faaliyetler için illa ki zengin olmanız gerekmiyormuş da.
Düşündüğünüz de öyle de zaten.
Bugün bir Devlet Tiyatrosuna gitmek çok para gerektirmiyor, yada belediyelerin düzenlediği ücretsiz etkinlikler de cabası.

Sadece kendimize bahaneler bulmayalım yeter.




5.12.17

Hüsnü Arkan ve Günce...

 Pazar günü hava mis gibiydi mis... Bizde değerlendirelim ve parka gidelim dedik.
Uzun zamandır da Yoğurtçu Parkına gitmemiştik. Böyle parklar çok keyifli oluyor hem çocuklar iin hemde bizler için. Bizim favorimiz ya Özgürlük Parkı ya da Göztepe Parkı.
Ama iyi ki o gün gitmişiz Yoğurtçu Parkına.
Umay için de çok iyi oluyor.  Scotır'ını da aldık. Koştu, oynadı, sallandı, yürüdü derken vakit nasıl geçti bilmiyorum.
Pazar günü keyifliydi ve pazartesi gününe iyi bir başlangıç oldu bizim için. :)

 Ağaçların bize sunduğu manzara ise şahane idi tek kelime ile. Her renk yaprak, yerde ağaçta... ve gözümüzde....


Dün akşam başladım ve bitti... Hüsnü Arkan/ Gülhisarlı Terziler kitabı.
Bir kasaba hikayesi kitap. Baş kahramanımızın Ayhan Demirin etrafında geçiyor zaman. Ama en çok sizi etkileyende terzi ustası oluyor çünkü bu terzi ustası okuma aşığı ve çırağına da aşılıyor.
Biraz mutsuz hayatlar kitapta anlatılanlar. Ama sizi de mutsuz etmiyor.
“İnsanlar acılarını gülümseyerek hatırlamayı ne ara öğrenirler? Hemen mi? Çok sonradan mı, yaşlanınca mı? Artık bu soruların cevabını biliyorum sayılır. Her soruda, her hatırlayışta yeniden öğreniyoruz. Bu eğitim galiba hayatın sonuna kadar bitmiyor. Önemsediğimi kimse söyleyemez ama benim de bir acım var.” (s.53)
 Bakış açısını, kalemini ve elbette yorumunu çok seviyorum Hüsnü Arkan'ın.

Birde kitapta tevekkül çok fazla, sanıyorum bunda yöresel etkiler de bulunuyor...
Ara ara bazı cümleler uzatılmış olsa da tam bir ara kitaptı. yapın çayınızı, alın kitabınızı ve okuyun. Ve bir bakmışsınız kitap bitmiş sizde yeni kitaba başlayacaksınız.


1.12.17

Sahilde Kafka Haruki Murakami

Yazar ile bundan bi 6 sene evvel Yaban Koyununun İzinde kitabı ile tanışmıştım. Kitap kulübümüz vardı ve her ay birimizin seçtiği bir kitabı okuyorduk.
Başta anlayamadım kitabı; nasıl yani , ne oldu, neden böyle bitti... falan demiştim kitap için. Sonraki günler de ise inanın hemen hemen birçok şeyi anlıyor ve yerine oturuyordu roman kafamda.
İşte dedim yazarın iyi olması burada yatıyor bence. İyi bir okuyucu kitlesine sahip.
Yalnız Murakami ince bir çizgide bir yazar bana göre. Ya seviyorsunuz ya da sevmiyorsunuz, sıkıcı gelebiliyor bazen  size yazarın yazım dili. Ama içeriği çok iyi yazarlardan.
Enteresan bir yazar ama. Sanki takıntıları varmış gibi geliyor kitaplarını okuduğumda. Sizi rahatsız etmeyen ama hissedebildiğiniz. Ödülleri bol oluyor kitaplarının ve her yeni çıkan kitabı çok satanlar listesinde yer alıyor. 

Çünkü bir çok şeyden bahsedebiliyor, birbirine bağlayabiliyor kurgusunu.

Sahilde Kafka kitabını E-Kitap olarak okudum, hatta diğer kitaplarını da E-Kitap olarak aldım
bekliyorlar okunmayı.

Yine bu kitabında da sevdiği yazarlara ve müziklere, classic müziklere yer vermiş.

Doğum günü yaklaşan ve kendisine Kafka'yı da sevmesinden yola çıkarak Kafka Tamura diyen ergen gencimizin, doğum gününde evi terk edip, tek başına hayata karışması ile başlıyor.
Ara ara geri dönüşler, ruhaniyet ve iç sesine Karga deyivermesi ile devam ediyor.

Tabi okurken bazı şeyler "olamaz, daha çok genç, babası neden aramıyor bu çocuğu" falan derken bulabilirsiniz.
Sanıyorum burada kültürler devreye giriyor. Japon kültürünü düşündüğünüzde, adet, töre, inanışları biraz bize benziyor.
 Annesi ve ablası tarafından çok küçük yaşta terk edilen bir çocuktur. Babası ile yaşar ama babası kendi halindedir.
Sonra iç sesini ( Karga'yı) dinleyerek başka bir şehre gider Kafka Tamura.
 Araya başka kurgular da girer, geçmişde ülkesinin yaşadığı savaşa ithafen başka bir hikaye de vardır. Ne şimdi bu derken birbirine bağlanır. Kehanetler de vardır hikaye de. Ama merak etmeyin hepsi bir nedene bağlanıyor yazarın kitaplarında.

Dediğim gibi yazarı seviyorsanız bu tarzna alışık oluyorsunuz.

Beni rahatsız eden tek şey annesi olduğunu düşündüğü kadınla ve abla dediği kızla cinsel ilişki yaşaması.
Bu arada cinselliğe yer vermiş ve o duyguları sizi rahatsız etmeden anlatan biri yazar.

Eğer daha önce Murakami kitabı okumadıysanız bu kitap iyi bir başlangıç.


 


30.11.17

Yaşamak Yu Hua Ve Günce...


Bizim evde en çok uyuyan uykucu Bulut.🐈😊
Paso uyuyor, arada bir koridorda tur atıyor sonra geliyor hop yine uyuyor...
Sanki taş taşımış...
Lakinnnn sabahları ve okul dönüşleri Umay evde olduğunda üç dört tur spor yapmışlığı oluyor canım hakkını yemeyeyim.😂
Resmen kuytu köşelere kaçıyor, o kaçtıkça Umay'da "anne bak Bulut benimle oyun oynuyor" diye sevinerek dolaşıyor ortalıkta.
Sabahları muhakkak günaydın öpücüğü veriyor Bulut Bey'e. Bana da " anne sende öpsene" diyor ama ben henüz onun kadar derinden öpemiyorum. Zamanla ...

Şimdilik iyi gidiyor kedi ile yaşamımız, alıştık bayağı.

Pazartesi Kadıköy'e indim, kitap kulübü Aralık Ayı okuma kitabımızı almaya. Anladığım kadarı ile kitabın sessiz bir okur kitlesi var. Hangi kitapevine sorsam yok, baskıda da gözükmüyor diyorlar. Gelen tükeniyormuş.
Hangi kitap derseniz Müzik Uğruna kitabı.

Neyse efenim son bir tane kalmıştı İmge Kitapevi'nden aldım. İşlerimi halledip, bir çay içip kalktım.
Hiç eve girmeden kızı alayım derken bir buçuk saatlik erken gitmişim okula. Eve gir çık yapmak da zor geldi.
Okulun orada çok güzel, ufak bir cafe var. Orada oturdum kitabımı okudum.

Kitap Adı: Yaşamak
Yazar: Yu Hua
Çeviren: Bahar Kılıç
Editör: Suat Kemal Angı
Sayfa Sayısı: 210
Aynı zamanda burası çiçek peyzajı da yapıyorlar. Ev yapımı börek, kek de var... ::)
Bu kitabı çok görmüştüm İnsatgram'da ve abartıldığını düşünmüştüm. Bir kaç kitapta yanılınca, her zaman ki gibi iyi reklamı yapılan her kitap iyi olmuyor.

Yaşamak-Yu Hua ;
Kitap yazıldığı zaman Çin'de yasaklı kitaplardan olmuş.
"Yaşadığı yoğun keder ve zorluğun ardından, Fugui acı çekme tecrübesine içinden çıkılmaz bir şekilde bağlanıyor. Dolayısıyla onun kafasının içinde ‘dayanmak’, ‘metanet sergilemek’ gibi düşüncelere gerçekten yer yok; o sadece basitçe yaşamak için yaşıyor. Bu dünyada hayata bu kadar saygısı olan biriyle daha tanışmadım. Ölmek için çoğu insandan daha fazla nedene sahip olsa da, o yaşamaya devam ediyor.”
 Konusuna gelince; sıradan gbi olan ama kendini okutan, düşündüren bir kitap Yaşamak.
Fengui nüfuslu, toprak sahibi bir ailenin oğludur. Kumar ve genelevde parasını, herşeyini kaybeder.
Tüm sevdiklerini ölüm ile kaybeder.  Fugui'nin yaşadığı trajediler her insanın öyle kolay kolay altından kalkabileceği şeyler değil. Özellikle taptığı bir kalabalıktan büyük bir yalnızlığa acımasızca sürüklenmesi okurda bir kırılma, sitem, isyan beklentisi uyandırıyor. Ama Fugui tuhaf bir kadercilikle tüm bu beklentileri bertaraf ediyor. Kitap Çinin kültürel, politik, siyasal ve ekonomik yaşamınının vanalarını hafifçe açarak ilerliyor. Dolayısıyla her adımda hikâyeyenin üzerine yeni damlalar düşüyor. Olay örgüsünün toprağına da bunları emip usul usul tomurcuklandırmak kalıyor.

Abartıdan uzak bir dilin ürünü Yaşamak. Tüm bölümlerinde hissedilen sade yaşa, yalnız yaşa, olduğunu kabullen, dönüştüğüne saygı duy mesajları göz kamaştırmadan sunuluyor. Fugui'nin dediği gibi: "Sıradan bir hayat en iyisi. Onunla savaş, bununla mücadele et derken, sonunda hayatından oluyorsun.".

Eğer okumadıysanız bir şans verin kitaba ve bir solukta okuyun.

29.11.17

Sahaf Festivali, Hayata Dair ve Avokado Bahçesi...

Aslında yazmak istediğim çok şey birikti ama masa üstü bilgisayarımız arızalanınca kaldı.

Birde nedense ne tabletten ne de akıllı telefonumdan bloğa yazı yazamıyorum. Hele yorumlara hiç cevap kabul etmiyor.
Nedendir bir türlü anlamadım.
Yeni sayfa düzenine geçtim acaba dedim bu düzende mi yok? onu da anlamadım...
Sadece Google+'dan yeni yazıları görüp okuyabiliyorum.... Tabi ara ara sinir oluyorum. Çünkü cep telefonu hep yakınımda oluyor ve oradan yorum yazmak daha kolay.
Kendi yazımı yazacağım zaman masa üstü bilgisayarı kullanıyorum birde fotoğraf eklemek için. Tabletten istediğim gibi fotoğraf yüklenmiyor...
HaydarPaşa Garı'n da Sahaf Festivali vardı.
Ama gitmedim. Çünkü artık buralarda da ikinci el kitapları resmen yeni kitap fiyatına satılıyor.
 Ve bazıları çok yıpranmış.... Tamam bazı klasik kitapların eski baskıları pahalı oluyor eyvallah ama bir çok kitap da ve ikinci eller de ederinden pahalıya satılıyor.
O yüzden artık sahaf festivallerine gitmiyorum.


Geçtiğimiz hafta bir kaç kitabı birden bitirdim.Sanıyorum bunda ara kitap olmaları ve akıcı bir dille yazılmış ve çevrilmiş olmaları da etkili.
Avokado Bahçesi/ Robert Hellenga / Maya Kitap   
 
Tam bir ara kitap oldu benim için. Rudy eşi ölünce ani bir karar ile Avokado Bahçesi satın alır ve kızlarına en son söyler. Çünkü kızları da kendilerince bir hayat tutturmuşlardır. Aile bağları iyidir alında, eşi hayattayken yaşadıklarına da geri dönüşler var ama konudan kopmadan yapmış yazar.
Tek sıkıntı çok fazla yabancı kelime vardı. Ve yorucu oluyordu okurken.
Sonrasında Rudy felesefe kitabından yola çıkarak hayatını da sorgular. Bildiğiniz mini yabancı dizi gibiydi kitap. Yer yer durağanlaşsa da iki güne bitti kitap.


 Arada da bir film izleyelim dedik. Kara Kule filmini izlemeseniz de olur diyebilirim.
Eşim kitaplarının çok iyi olduğunu ama filmin o kadar da iyi olmadığını söylemişti. Ve evet iyi değilmiş film..... 
 
Okuduğum diğer iki kitabı da diğer yazımda uzun uzun paylaşmak istiyorum...

26.11.17

İza'nın Şarkısı - Magda Szoba




Kasım ayı kitabımız İza'nın Şarkısı - Magda Szoba idi.
Daha önce Kapı kitabını okumuş ve çok beğenmiştim. Özellikle kurgu ve olayların içeriği, aktarımı etkilemişti.

Bu kitapta baştan söyleyeyim ağlayabilirsiniz.
Zaten içim doluydu... birde anne kız, baba kız, aile yaşantısı, yaşlılık ile ilgili olunca kitap okurken çok çok çok ağladım....

Lütfen bu kitabı OKUYUN ve OKUTUNUZ efenim kategorisinde bir kitap.
Bakmayın siz benim ağladığıma...
Yazarın yazım kalitesini tartışmaya bile değmez...
Özellikle Macar Edebiyatını sevdiren kadın Magda S.

Ben en çok İza'ya kızandım, anneye kızanlar çoğunlukluktaydı.
Konusuna gelince;

İza iyilik yapmayı seven, hayatını zorluklarla geçiren ama birbirine bağlı bir anne babaya sahiptir. Tek eskik anne babada şefkat yoktur. Çevrelerine çok ilgili, şefkat gösteren anne baba kızlarından bunu esirgemişlerdir.
İza ise ayakları üstünde durmasını bilen, küçüklüğünden beri ne istediğini bilen hatta ailesi ile ilgili kararları veren, o ne derse ailesi sorgulamadan uyan bir karakterdir.
Gerçekten de okuduğunuz da hayran kalırsınız bu karaktere... ama İza'da görmediği şefkati gösteremediğinden, kuralları olan, düzenli yaşayan, çok çalışkan bir bireydir.

Ve birgün babası vefat edince annesi için en doğru karar olan " evi kapatıp, annesini yanına almak" olur.

Elbet okurken o kadar çok şeyi sizde sorgularken buluyorsunuz ki kendinizde.
Hangisi doğru, acaba yaşlandığı için anneniz adına aldığınız karar mı? evi kapatmak mı? yoksa annenize sormak mı?

Tabiki kitapta ki en kritik bilgileri, detayları burda yazmayacağım, çünkü okumayanınız varsa okusun diye. :)

İç dünyamıza dair fazlaca sorgularken buldum kendimi... bazen yapmıyor muyuz bizde? çocuğumuz, anne babamız yerine kararlar vermiyor muyuz? hangisi doğru?!

Oysaki iletişim aramızda ki en büyük bağ... bazen hiç kurulamayabiliyor, sadece sevgi yetmiyor ilişkilerde...
Susmak, karşımda ki anlasın demek yetmiyor....
...................................
..................................................

İşte böyle bu güzel, tadı damağımız da kalan kitabı okuyup konuştuk...
Gelsin sıradakiler.


25.11.17

Kabuk/ Zeynep Kaçar kitabı...

Uzun zaman önce almış ama bi türlü okumaya elim gitmeyen bir kitaptı "Kabuk/Zeynep Kaçar".
İnsatagram'da bolcana yorumları dönmüştü.
Ama en çok neyi sevmiyorum biliyor musunuz? Kendi yorumlarından çok kitabın özetini veriyorlar ya hani... işte buna gıcık oluyorum.
Sonuçta biz okumayanlar için hiç de iyi olmuyor. O yüzden kitabı okuduktan sonra bakıyorum yorumlara, hoş çoğu kişi dediğim gibi kendi yapmıyor yorumu; kopyala-yapıştır.
Elbet içlerinde ayrı tuttuğum, yorumlarına güvendiğim kişilerin bloglarına, sosyal medya hesaplarına bakıyorum onlar ayrı.

 Kitap çok enteresandı, sanki üç kadın oturmuş masaya ve başlamış anlatmaya... Tabi bunda yazarın tiyatrocu kimliği de etkili diye düşünüyorum.
3 kuşak kadın düşünün ve bu kadınların yaşamları hiç de kolay olmasın.
Beni en çok etkileyense duyguların ifade edilişi, bu kadar mı gerçekçi bizden biri gibi satırlar...

Konusu itibari ile kolay okunan bir kitap değildi, başlarda karıştırdım. Daha doğrusu konusu değil de anlatım dili desem daha doğru olur benim için.
Kadınları birbirine karıştırdım, sonra da takılma Gülşah okumaya devam et dedim ve bir baktım ki sayfalar akmış gitmiş.
Çok fzla acı olmasına rağmen sizi ağlatan yada yıldıran bir hikayesi yok.
Mesela; derdini kederini uykuya teslim eden Sabiha... biraz kendime yakın buldum diyebilirim. Bende çok sıkıldığımda, üzüldüğümde uyumayı tercih eden tiplerdenimdir. Sanki sabaha uyandığımda her şey başka olacak gibi hissederim.
Sanırım bunda olayları ertesi güne taşımayışım yatıyor.

Sonra belirli bir yaştan sonra aşık olan ama sırf  yeğeni için aşkından vazgeçen Fusün...

İç dökmeler, yakınmalar ve hayata dair yaşamları o kadar sahiden ki. Size hikayeyi fısıldar gibi anlatıyor sanki.
Alıntı da yaptığım site ne de güzel özetlemiş... yazı buradan alıntılanmıştır.. tıktık

Dünyayı sırtlanan kadınlar

İnsanın sınırları nerede başlar? Yaşayacağını, yaşamayacağını, üzüleceğini, çok ağlayacağını, seveceğini, çok ama çok seveceğini, hiç sevilmeyeceğini, görünmez olacağını, kilolu olacağını, kâbuslar göreceğini, hiçbir rüyayı hatırlamayacağını, karanlıktan korkacağını, yalnız kalmaktan veya kalabalıktan nefret edeceğini, tek dostunun kendi olacağını, yalnız kendiyle konuşmayı seçeceğini, susmayacağını ama duyacak kimse de bulamayacağını, yemek yemeği değil yemek yapmayı seveceğini, acılarını yemek kokularıyla bastırıp başkalarını doyurarak unutacağını, başkalarının görmediği insanları olacağını, duymadığı sesleri duyacağını, kaçışı yalnız uykuda bulacağını kim bilir?
Dünyaya yalnız ait olduğu kabuk kadar dayanabileceğini, ne kadar esnetirsen esnet kabuğun kadar olduğunu kim bilir? Kim çizer insanın sınırlarını?
Zeynep Kaçar’ın ilk kitabı Kabuk’un sınırları aile ağacının uzandığı dallarla belirlenmiş. Bir yandan kendi kabuğunu kırmaya çalışan diğer yandan içinde doğduğu kabuğa sıkı sıkıya tutunan kadınların hikâyesi bu. Kendi tedavisini kendinde arayan, birbirine kan bağıyla bağlı kadınlar.

zeynep kaçar

Okumadıysanız bir şans verin kitaba ve dingin bir zamanda okuyun derim.

14.11.17

Stranger Things Dizisi...

Stranger Things dizisi 2.sezonunu yayınlasa da , dün akşam 1.sezona başladım ben.

Fantastik ve bilim kurgu filmlerini ve dizilerini çok seviyorum, büyük bir ilgi ile izliyorum. Dün gece iki bölüm izledim. Özellikle çocuk oyunculara bayıldım. O nasıl bir rol yapmadır yahu.
Bakalım ilerleyen bölümler nasıldır?
İzleyeniniz var mıdır bilmiyorum ama izlemiyseniz bir göz atın derim.,

Dizi aynı zamanda 1980'lerin bilim kurgu ve korku klasiklerine yapılan bu nostaljik gönderme, En İyi Drama dahil 18 dalda Emmy adayı olmuş.
 Netflix dizilerinin çok iyi olduğu söyleniyor, bende eşim sayesinde öğreniyorum.
Yazarken düşündüm de "eşim olmasa ne yapacakmışım " hissettim kendimi😕😁😳😬😊 tüm bu emojileri hissederek yazıyorum :)
Şaka bir yana benim gibi bilgisayardan az anlıyorsanız anlayan birinin yanınız da olması iyi oluyor.
 Burdan bir selam çakayım beyime de dimi :)))))

Öyle işte. Bugün babam geldi. Cuma günü annemin 1.yılı ............ 
Sözlerle anlatamayacağım duygular içerisindeyim. Dışım başka içim bambaşka resmen.....


Haydin ben kaçtım...


13.11.17

Günlük; İki Film Bir Kitap; Romantika

Hafta sonu tembellik yapınca birçok şey bugüne kaldı.
Tabi bunların başında üç sepet ütü 😬
Sabahtan kahvaltı faslını bitirip daldım evin içine.... Artık Umay'da kendi başına oynuyor yada televizyona bakıyor işim bitene kadar. Beni durdurmadığı için daha çabuk bitiyor işim.
Sonra bir baktım okul saati gelmiş. Onu okula bıraktım, eve gelir gelmez de çayı attım ocağa, biber dolmalarımı da doldurdum, akşama pişecekler...
Bende o ara oturdum bilgisayarın başına.. önce sizin yazdıklarınızı okudum, şimdi sıra bende :))))
Geçen hafta arakadaşlarla "Ayla" filmini izledik.

Çok beğenerek izledim/k. Türk Yapımı olarak çekimler vs iyiydi...
Biraz ağladık tabi ama öyle anlatıldığı kadarda çoooook ağlamıyorsunuz yahu...
Tabi konusunun gerçek bir hikayeden alınması, savaş görüntüleri ve o bomba sesleri çok etkiliyor duygularınızı....



 Cumartesi Yol Ayrımı filmine gidelim diye çıktık evden, kendimizi DOĞU EKSPRESİNDE  CİNAYET filminde bulduk. Johnny Deep' hayranım. Özellikle o mimiklerini kullanmasına ifadeyi vermesine bayılıyorum...
Elbet diğer oyuncular da çok iyiydi. Agatha Christie'nin bir kaç romanını okumuştum, kurgusu ve şaşırtmasını seviyorum.
Film de kısa , uzatmalar olmadan çekilmiş. Beğenerek izledim/k.





Daha önce Şu Çılgın Türkler kitabını okumuştum. Hemde bir solukta. Turgut Özakman'ın yalın bir anlatım dili var ve siz daha yeni başladım derken kitaba bir bakıyorsunuz kitap bitmiş.
ROMANTİKA  kitabını İnsatgram'da çok görmüştüm, sonra kitap kulubü tolantımız da Sema Abla da "alın okuyun çok güzel" deyince aldım ve elimde ki kitap biter bitmez bu kitaba başladım.
Yine bizi yalın ama içi dolu bir dil bekliyordu.
Bu yazarın ikinci romanı imiş. Aslında çok önceleri yazılmış ama sanıyorum ki yeni yeni reklamı yapılmış. Malum reklamı hangi firma daha çok yaparsa çok satanlar da o kitap yer alabiliyor. Ne kadar içler acısı ama maalesef çark böyle işliyor.

Konu olarak; aşk, aile, hüzün, huzursuzluk, sevinç, romantiklik, ahlak, saygı, ilişki; baba-kız ve ailevi ilişkiler vb... her şeyi buluyorsunuz okurken.
Özellikle Doğan Hoca ve Azure'nin ilişkisini nasıl samimi ve içten yazmış yazar anlatamam.
Şöyle ara bir kitap okuyayım diyorsanız bu kitabı es geçmeyin....

Dün Kabuk kitabına başladım bakalım beni nler bekliyor.
Ben kaçtım, iyi haftalar arakadaşlar. 😊