28.2.17

Şirin Devrim ve bir dönem anı kitabı...

 Cuma günleri Tarihi Salı Pazarı kuruluyor. Bu sefer yiyecekten çok ikinci el eşya, giysi, elektronik ve kitaplar vs.. oluyor. Benim önceliğim eski kitaplara ulaşmak. :))
Ve kendime de epey kitap bulup alıyorum. Çoğu zaman satan kişi kitabın değerini bilmediğinden, kalın veya ince kitaba göre fiyat veriyor. Ve bu fiyatlar da genel de 1 ,2,3 veya 5 Tl oluyor ki 5 Tl olan kitap çok  çok çok az...

Şakir Paşa Ailesi/ Şirin Devrim kitabını bu şekilde pazardan almıştım.
2003 yılında da Şirin kitabını almış ve okumuştum. İkinci kitap ile daha bir pekişti bilgilerim.
 Bir aile düşünün. II.Abdülhamit döneminde sadrazamlık ve paşalık yapmış amca; yine yüksek askeri rütbelere ulaşmış olan baba; Atatürk'ün yakın silah arkadaşları olan damatları; Türkiye'nin ilk kadın sanatçılarından olan kızları: yine sanat dünyasının ünlü isimlerinden olan torunlar; resim, gravür, heykel, tiyatro,edebiyatla dolu hayatlar ve bol bol skandal...cinayet, keder, hüzün...çocukluk anıları ve bitiş...

Tabi okurken şaşırdığım yerler de oldu... Nasıl bir aile dediğim de...
Ama bir gerçek varki sanat dünyasına ilkler kazandırmış bir aile. Kızların o dönemde cesurça yaşayışları ve verdikleri kararlar...

Hem hüzün hem merakla okudum. 
Eğer anı kitabı okumayı seviyorsanız okuyun...



Anılar Akın Akın kitabını da eş zamanlı okudum. Bu kitabı bana Twitter'dan tanıştığım; yaklaşık bi 4 yıl olmuştur tanışıklığımız ama yüzyüze sohbet bu seneye nasip oldu; Canan'ın hediyesi.. Bu kadar mı denk gelir dedim kendi kendime..
Çünkü Halikarnas Balıkçısı olarak bilinen Cevat Bey'da Şakir Paşa Ailesinden.....

Babasını öldürmesi sebebi ile hapis yatan sonrası Bodrum'a sürgün edilen ve aileinde ki birkaç kızkardeşi tarafından red edilen, annesi tarafından hiçbir zaman terk edilmeyen biri... ve doğa, deniz, balık ve insan tutkunu biri... kitapları da bu şekilde hayat buluyor.
Kızı da yaşadıkları hayatı anılar kitabı ile ölümsüzleştiriyor...

Anlatım dili biraz ilerlemiyordu, okudum ama ... okuyacak olanlarınız vardır fazlasını yazmayayım...



Dinozor Müzesi ve Türkan Saylan KÜltür Merkezi Gezisi....

Türkan Saylan Kültür Merkezi'n de Dinozor Müzesi varmış.
Bizim Sevdoş götürmüştü Toprak Cem'i ve bahsetmişti.
Ne zamandır benimde aklımdaydı. Acaba Umay korkar mı falan diye düşünürken dün götürüverdik... :) Korkmadı hatta çok sevdi belki bir saate yakın ufak olan bu müzede Umay ile her ses çıkarttıklarında soluğu dinazorun yanında aldık. Eve gelirken yolda çok mutlu olduğunu söyledi.
Buda bize yetti.....
Bu ara da eğer metro ile gidecek olursanız TSKM'ye Gülsuyu durağında inip 2 numaralı çıkıştan hemen kapısının oraya çıkıyorsunuz. Ulaşım açısından da kolay bir merkez de.
 Küçük bir müze ama çocukları için eğlenceli. Birde ara da dinazorlar hareket edip ses çıkartıyorlar; işte o zaman çocuklar için eğlence başlıyor. 6-7 tane vardı ama güzel yapılmış.

Yalnız giderken yanınızda yiyecek bulundurun, çocuklar için. Çünkü cafesi yok. İçecek ve bisküvi makinesi koymuşlar onun dışında çocuğunuz acıkırsa yakınlardan da alabileceğiniz bir mekan yok.

Sonrasında Yalvaç Ural'ın Oyuncak Sergisi vardı.
 Mini bir tur atabilirsiniz burada da...
O eski oyuncaklara ve afişlere bakarken hülyalara dalmak serbest. :))























Bir de Tiyatro Kahramanları Müzesi yapmışlar ama tek kelime vasattı... Böyle yorumlar yapmaktan hoşlanmıyorum ama gerçekten de bir görseniz...
O kıyafetlerin mankenlerin üzerine giydirilişi bile kötüydü. Ustalara ve sergilenen oyunların hatrına elbet bakıyoruz ve geziyoruz ama biraz daha özen olabilir....

Yarım günlük bir turdu. Görüp fikir edinmek güzeldi....
Aslında oyun park alanı da varmış fakat Pazartesi günleri temizlik günü olduğundan kapalıydı. Eğer gidecek olursanız diğer günleri tercih edebilirsiniz.


24.2.17

Tanios Kalesi Amin Maalouf Ve Kış Uykusu Goli Taraghi






İranlı yazar Goli Taraghi 79 devrimini anlatmış bu kitabında. Kendisi bir dönem de sürgün yaşamış. Duyguları daha yoğun, içsel anlatıyor kitabında da. Tedirginliği, acıyı, hüsranı... yaşlılığı ve ölüm olgusunu hissediyorsunuz okurken...

İlk sayfaları çevirdiğimde biraz karışık geldi kitap. Sonrası netten biraz yazarı ve kitabı araştırdığımda ne demek istediğini daha iyi anladım.  Çünkü kitapta ki söylemler öyle derin ki.. yer yer biraz içiniz daralsa da konu çok iyi...
"Pencere aralıklarından, kapı altlarından, görünmez çatlaklardan rüzgâr doluyor içeriye. Kış geldi. Erkenden. Kışları hep birlikteydik: Ben, Haşimi, Enveri, Azizi, Ahmedi, Mehdevi ve elbette Haydari Bey. Ne çabuk geçti. 75, 77, belki daha çok yıl. Bilmiyorum. Günler aylar geçip gitti. İki yıl eksik, iki yıl fazla, ne fark eder? İhtiyarlık ne zaman başladı? Ölüm ne zaman çıkıp gelecek?" diye yazmış Taraghi romanın bir bölümünde.

Ölüm, keder, dostluk, arkadaşlık, inanç ve hüzün hepsi var kitapta. Ki kitap aslında incecik. Öyle açık açık yazmamış kısa net cümleler içinde, betimlemelerle, ara ara hatıralarını anlatırken siz hissediyorsunuz.
Eğer İran Edebiyatını seviyorsanız bu kitabı da seversiniz.
Sanıyorum başka bir kitabı daha çevrilmemiş dilimize. Aslında kadın yazarımız bayağı kalemi kuvvetli ve ünlü..
Not edin ve bir göz atın derim kitaba.




Bir solukta biten kitaplardan Amin Maalouf kitapları ve bu kitapta öyleydi. Bir efsaneden yola çıkarak kurgulamış yazar konuyu. Yalnız yazarın öyle bir anlatım gücü var ki her kitabı bu kadar mı sürükleyici ve akıcı olur.
 Tanios Kayası kitabı da dağda geçen, aşk, güzellik, şeyh, öfke, intikam, bağışlama vs... bu duyguların hepsini barındıran bir roman.
Dağ'ın şeyhi kendinde hak görerek köyün birçok kadını ile birlikte olur.
Yalnız biri vardır ki adı Lamia ve güzelliği dillere destan. Kadının korktuğu başına gelir ve şeyhden hamile kalır. Olaylar da bundan sonra başlar.
Ortadoğu'nun kaçınılmaz kaderi bu sanırım...
Ve efsane kitaptan yola çıkarak anlatılan hikaye aslında çok da uzal değil.
Yine keyifle ve hüzünle okudum bu kitabı....
Yazarı seviyorsanız kitaplığınız da yer açın bu kitaba da.


23.2.17

Ufuk Çakmakçı İle Koşulsuz Mutluluk Mümkün mü? üzerine...

Ayın belirli tarihlerinde ve genelde de Çarşamba günleri Akasya Sohbetleri adı altında Akasya Avm'de sohbetler, kısa seminerler düzenleniyor.
Bu haftaki konuk; Doç.Dr. Ufuk Çakmakçı idi.
Konu da;  Koşulsuz Mutluluk Mümkün mü? 

Aslında sorunun cevabı zor.... Kendinize hiç sordunuz mu bilmiyorum. Daha önce mutlulukla ilgili kendimle konuşmuşluğum var. Hatta okuduğum kadim bilgilerle dolu kitaplardan ve yaşamdan öğrendiğim şey; ne kadar az beklenti o kadar mutluluk ve keyifli yaşam.

Çok fazla not aldım. Videoya bir parça çektim ama henüz buraya eklemeyi bilmiyorum. Keşke konuşma boyunca çekip sizinle de paylaşabilseydim... Öyle güzel gerçekçi bilgiler aktardı ki.
Ama bir sürü not aldım arkadaşlar. Sizinle de paylaşmak için.

İlk cümlesi; önemli bir bilge der ki: Gevşeyin, hiçbir şey kontrolünüz altında değil...

Ve başladı anlatmaya. Aslında "başarı+para= mutluluk getirmiyor.
Evet para kazanmak bir ihtiyaç hemde önemli bir ihtiyaç ama mutluluk değil.

Ayrıca hayatımızı ne kadar farkında yaşarsak keyifli bir yaşam sürmemiz de o kadar elimizdeymiş.

Nefes kontrolü ve meditasyonu uygulamak birçok hastalığın, kederin, öfkenin önünü kestiğinden bahsetti.

Ve aslında en önemlisi de; unuttuğumuz ve ölümsüz gibi yaşadığımız... "Doğuyoruz, yaşıyoruz, yaşlanıyoruz ve ölüyoruz" unutmamak gerek bunu dedi...

Öğrendiğimiz şeyleri pratik yapmadığımız sürece unuttuğumuzu vurguladı. 
Koşulların hiçbir zaman beklediğimiz gibi gerçekleşmediği, önemli olan bizim bununla naıl başa çıktığımız.

Varsayımlarımızın her zaman çok  doğru değil dedi.

Ve bir diğer önemli nokta; evrende var olan herşey bir diğer zıddı ile var olur...( iyilik-kötülük, gündüz-gece vs..)

Kiracı olduğumuz bu dünya da sahibiymişiz gibi davranıyoruz ve sonunda üzülüyoruz...

Önerdiği kitap: Eric From/ Sevme Sanatı

Biz aslında alışkanlıklarımızın bir bütünüyüz ve mutluluklarımız da öyle...

Kadim öğretilerin "mutluluk" demediğini onun yerine; memnun olma hali dediklerini...

Varsayımların çok tehlikeli olduğundan bahsetti. Belki de olacak düşündüğümüz şey ama biz o ana o kadar çok takılıp kalıyoruz ki; şimdi ki anı kaçırıyoruz ve stres, öfke nöbetleri başlıyor bu seferde..

Hep "hızlı sonuç" istiyoruz. OLması gereken süreci unutuyoruz...

Kadim bilgiler der ki; bırakın gelecek kendi başının çaresine bakar...

 Zihnimizde ki çok seslerle barışmamız gerekiyor.

Bunlara dair bir sürü önemli bilgiler aktardı Ufuk Bey. Dinlerken anca bu kadarını not alabildim, anı kaçırmak istemiyordum çünkü.

Gerçekten de kendimizi unutuyoruz. Ve farkında yaşamıyoruz...


Nefes ile ilgili şunu söyleyebilirim; çünkü bir ara epey bi kafa yormuştum buna... günde sadece birkaç dakikanızı ayırıp, oturduğunuz yerde gözlerinizi kapatıp en az 5 kez burnunuzdan nefes alıp ağzınızdan verdiğinizde ve bunu sürekli yaptığınızda gün içinde siz de kendinizde ki değişikliğin farkına varacaksınız.
Hatta artık alışkanlık olacak ve aklınıza geldiği an kendinizi bunu yaparken bulacaksınız.
Özellikle uyku öncesi yatakta yaptığınızda vücudunuz gevşemiz oluyor ve uykuya geçişiniz daha rahat oluyor...





22.2.17

Ezginin Günlüğü - Yan Kalbim



Müzik gerçekten de ruhun gidası ve bazı sesler de onun devamı...
Bence bunlardan biri de Ezginin Günlüğünde ki yorumcuların sesi...
Birde Sema vardır bilir misiniz? Çok güzeldir youmu...
Bu gecenin parçası olsun mu bu?
İyi dinlemeler blog. :)

İyi geceler hepimize.

21.2.17

Bad Moms ve Annelik...



Madem hava yağmurlu ve soğuk, bugün evdeyiz... eşceğimize dedim ki; şöyle aydınlık keyifli bir film izleyelim.
İzlenmeyi bekleyen filmler arasında BadMoms  vardı. İzleyelim dedik.
Elbet Umay'da daha ayakta olduğundan biraz durdurup biraz izleyerek geçti film. :)))
Film çok çok keyifliydi.
Şöyle keyif alayım derseniz izleyin. Tabi konu annelik, çocuklu hayat olunca daha bir iyi geldi film. Yer yer gülsek de " aa ne kadar doğru" falan gibi yorumlar yaparken buldum kendimi.. ( elbet içimden dedim, yoksa filmin akışını bozmayayım dimi ama izlerken)

Bir anne düşünün hem sabah çocukların kahvaltısına, hem okullarına, hem okul sonrası aktivitelerine hemde işine yetişsin... Kocası da evden çalışıyor ama destek yok tabi...
Annemiz Amy hep birşeylere biryerlere geç kalıyor ve alay konusu oluyor diğer anneler tarafından...
Ve birgün eşini bilgisayar başında başka bir kadınla chat yaparken( adam sanal seks yapıyor) buluyor...
Olay orda kopuyor ve adamı evden kovuyor...
İş yükü artıyor derken illa ki herşeye yetişen bir anne olamsı gerekmediğini diğer iki arkadaşı ile fark ediyorlar...olaylar bundan sonra başlıyor...

Ne acayip dimi dünya ve insanlar...
Sanki bir tek biz annelerin mükemmel olması gerekiyor. Sanki o çocukları dünyaya tek biz getiriyoruz, babaların sorumlulukları yok...
Birde tabi şu mükemmel anne sorunu var...,
Sanki mükemmel anne varmış gibi...!
Her anne gibi parkta bende bazen yaşıyorum böyle şeyleri...
Henüz okul serüvenimiz başlamadı bakalım o zaman neler görücez..
Bana göre doğal, sıradan olmak gerek, hayatın akışı bu... neden ben çocuğumu devamlı eleştirip, başka çocuklarla kıyaslayıp mükemmel yapayım ki..
Elbet bu dediklerimden çocuğumu hepten bıraktığımı düşünmeyin.
Sadece kızımıza çocuksa çocuk gibi davranması için yol veriyoruz... ondan yaşından büyük şeyler beklemiyoruz...v.s..
Hayata hazırlamak gerek ama daha erken bazı şeyler için.





20.2.17

Vakit Hazan Aslı E. Perker... Savaş Sanatı kitabına dair...


Şekerci Cafer Erol'un 1.katının penceresinden baktığınız da görüntü bu...
Sanıyorum hava soğuk olduğundan kalabalık fazla yok...
Çok severim pencere kenarlarını, dışarı bakınmayı...
O yüzden evimde de pencere kenarına koydum sallanan sandalyemi... kahvemi alıp kitabımı camdan yana okumayı seviyorum.

aslı e. perker vakit hazan
Bu kitap bizim Mart Ayı kitap kulübümüzün kitabı.
Yazarın okuduğum ilk kitabı ki devamı da gelecek çünkü çok sevdim anlatım dilini.
"Vakit Hazan / Aslı E. Perker" kitabı bir dönem kitabı. Handan'ın gözünden anlatılıyor... Osmanlı Paşasının kızı olan Handan hem dini bütün yaşayan hemde ülkesini, vatanını çok sevdiğinden amcası ile birlik olup; gizli görevlerde yer alıyor.
Aslında bir döenme göre çok cesur Handan. Okurken hem kızıyorsunuz Handan'a hem gülümseyerek okuyorsunuz, hem kederleniyorsunuz... bu kadar da olur mu? diyorsunuz ama oluyor valla hayatta da böyle şeyler.
Yazar kitabında ne Osmanlı'yı nede Cumhuriyet'i övüyor... tarafsız, yargısız yazmış. Bunu çok sevdim.
Handan'ın yaptığı seçimler, yaşam biçimi, yer yer eleştirisi, yargılamayan bir roman Vakit Hazan… Handan, babasını hep çok sever ve anlamaya çalışır. Babası, işgal kuvvetlerine kıyafet dikme işine girdiğinde de, Amerikalı bir kadını sevdiğinde de üzülür, vatana ihanet gibi hisseder ama silip atamaz.
Kendi duygularına gelince yaşadığı ikilemlere sinir oldum. Bazen konuştum bile okurken...
 Kitapta giyim kuşam da çokca yazılmış, anlatılmış...
Dönem kitaplarını seviyorsanız okuyun derim.


 Ara ara ince kitaplar okumak iyi oluyor.
Uzun zamandır bu kitabı görüyor ama almıyordum. Bu sefer çarşıya indiğimde aldım. Benim aldığım İŞBankası Kültür Yayınlarından çıkan kitap. Ama birçok yayınevi çevirisini yapmış
Benim tavsiyem İş Kültür Yayınları... çünkü çevirmen ve hocası...bu konuda uzun yıllar araştırma yapmışlar.
Kitap savaş sanatı hakkında strateji kitabı aslında. Ama bir çok ülke de Kişisel Gelişim kitabı olarak da okutuluyormuş.
 Kitabı okurken aklıma Cengiz Han geldi. Acaba kendisi bu kitabı okuyup uygulamış mıdır?
Çünkü verilen taktikler gayet başarılı.
Aslında kitap "savaş taktikleri" üzerine ama gerçek zaferin savaşılmadan kazanılanı olduğunu vurguluyor.
Kitabı derinlemesine incelediğiniz de yada düşündüğünüzde; kibrin, düşünmeden harekete geçmenin, öncelik hemen savaşmayı seçmenin, hemen saldırmanın vs...  sizi, orduyu hiçbir yere vardırmayacağına tersine baştan savaşı kaybedeceğinize dikkat çekiyor.
Oysa ki kitap 43 sayfa ama aslında daha fazlası...
Mutlaka okuyun derim.
birkaç alıntı ile yazımı bitireyim. İyi geceler...

1. Başkasını ve kendini bilirsen, yüz kere savaşsan tehlikeye düşmezsin; başkasını bilmeyip kendini bilirsen bir kazanır bir kaybedersin; ne kendini ne de başkasını bilmezsen, her savaşta tehlikedesin.

2. Mükemmellik her savaşta çarpışarak kazanmak değildir. En iyi strateji savaşmadan kazanmaktır.

3. Kurnazlık ve gizlilik denilen kutsal sanat! Senin sayende görünmez olmayı; senin sayende duyulmaz olmayı öğrenip, düşmanın kaderini elimizde tutuyoruz.

4. Zafer esnasında uyguladığım taktikleri herkes görebilir, ancak kimsenin göremediği, zafer yolunu açan stratejilerimdir.

7. İnsan doğası gereği zora düşmedikçe, yeteneklerini sonuna kadar kullanmaz.

9. Dövüş ustası olanlar öfkelenmezler, kazanma ustası olanlar korkmazlar, akıllılar dövüşmeden 
kazanır, cahiller kazanmak için dövüşürler.

10. Başarılı bir hareket başına vurulduğunda kuyruğu ile, kuyruğuna vurulduğunda başı ile, orta kısmına vurulduğunda hem başı, hem kuyruğu ile hareket eden hızlı bir yılan gibi olmalıdır.


not: https://onedio.com/haber/sun-tzu-nin-gercek-bir-lider-oldugunu-gosteren-10-onemli-soz-435805 sitesinden alınmıştır.

 

 

 

 

 

 

15.2.17

Parasız Yatılı Fürüzan Ve Günlük...

Umay'ın kalemlerle arası çok iyi. Bu aralar okula gitmeye ve yazı yazamadığına takmış durumda. :)
"Anne ben yazamıyorum, sen yazar mısın?"
"Ne yazayım kızım?"
"Seni, babamı, Topak Abiyi, yengeyi, dayıyı, amcayı" diye söylemeye başlıyor....
Bende hepimizin adını soyadını yazıyorum. O da kendince bakarak çiziktiriyor. :)))
Çok hoşuma gidiyor o tavırları. İnşallah diyorum, okumayı seversin ve istediğin bir dalda okursun...


 Bir de uzun zamandır hergün bizim resmimizi yapıp getiriyor.
Çok hoşumuza gidiyor.
Bazılarını saklıyorum. Resme bir yatkınlığı var ileride ne olur bilemiyorum tabi.

Yalnız bir terslik var bizde, bizim kız, kız görünümlü erkek... :)))))
Misket oynamaktan, babası ile ps oynamaktan çok keyif alıyor. Umay gel biraz hikaye ktiabı bakalım diyorum "yok" ya kendi alıp bakıyor ve sonra da kenara atıyor..
Nolur sevsinnn kitaplarıı kızııııımmmmmmmmmmmmmmmmmmmmm... :)) diye içimden dileyip duruyorum.

Anne fotoğraf çekilelim deyip de poz vermeyişi hele beni bitiryor.... Sonra da anne bakayım deyip telefonu istiyor. Haspam sanki çekilebiliyoruz da foto....




Dün gece bitirdim Parasız Yatılı Fürüzan kitabını... Vallahi bende bittim. Hele Edirne'nin Köprüleri, Parasız Yatılı ve Haraç hikayeleri kısa roman tadında...
Ben yazarı Nurşen Ablanın( Leylak Dalı bloğu)  paylaşımları sayesinde tanıdım.
Ne zamandır bekliyordu elimde; acıklı, dokunaklı olacağını bildiğimden erteliyordum. İnstagram'dan biri paylaşmış ve mutlaka oku demişti... Bende öne alarak okudum. Geceleri okuyunca hele daha bir dokunaklı geldi hikayeler vallahi...
Çoğu zaman okurken ara verip düşünürken buldum kendimi, eskiyi... mahallemi, ailemi, komşularımı, arkadaşlıklarımı...

Mekan ismi fazla yok ama siz zaten az çok anlıyorsunuz...
Özellikle anne-kız, aile, yoksulluk, toplum üzerine yazmış....
Hüzünlü ama umutsuzluk yok kitapta. Okurken o duyguyu, umudu, yaşanmışlığı, acıyı sizde hissediyorsunuz inanın. Bu duyguyu bir yazar nasıl verebiliyor bilmiyorum ama veriyor işte...
Böyle yazarları ve kitapları seviyorum....
Birde geri dönüşler çok fazla ama sizi rahatsız etmiyor.
Uzun cümlelerden çok kısa öz, kelimeleri yalın hali ile kullanması çok hoştu.
Yani mutlaka okuyun efenim yazarı ve kitaplarını....

Bugün kendimi dışarı attım. Anam atmaz olaydım.. Dondum resmen.... Nasıl soğuktu.
Allah yakacağı olmayanların, sokakta yaşayanların yardımcısı olsun...........................

Kadıköy'e innce birkaç yer vardır uğradığım. Bunlardan biri de Şekerci Cafer Erol.
Hele bide üst katları bir yapmışlar ki... Dekor ve atmosfer çok keyifli...
Olurda yolunuz düşerse uğrayın, çayı her daim taze. Renk tonları koyu ve dekor da vintage tarzı...
Seversin diyeceğim o ki.
 Bir mola verdim kendime  kahve eşliğinde ve Vakit Hazan kitabımı okudum....
Bu arada kitap çok güzel ilerliyor. Bu kitap bizim Mart  ayı kitap kulübümüzün kitabı...

Ara da böyle esler vermek çok iyi geliyor...
Kızı mı ne yaptım? :))
Babanesine gitmek istemişti, oraya bıraktım. :)))

Haydin ben kaçtım, iyi akşamlar....







14.2.17

Hayatı Yakala/ Reign Over Me filmi....

Bu aralar kitap okumalarım azaldı... içimde ki acı, özlem hergün büyüyor...
zaman diyorlar bence zaman azaltmıyor tersine daha da büyüyor bu özlem...
Cümlelerim de devamlı " annem olsa böyle derdi, böyle yapardı"larla konuşurken buluyorum kendimi...
Dışarıdan belli etmesem de içimde ki fırtınanın, yangının, erken kaybetmenin acısı öyle derin ki...

Aslında burdan daha fazla yazıp üzmek istemiyorum kimseyi...
Bu satırları yazmama sebep aslında izlediğim bir film oldu.



http://www.imdb.com/title/tt0490204/
reign over me


Türkçe'ye Hayatı Yakala olarak çevrilmiş bir film. 2007 yılı yapımı. Adam Sandler filmlerini çok büyük bir keyif ile izlerim. Ve hemen hemen her filmini izlemiş sayılırm derdim kendime ama bu gözden kaçmış. :)
Film çok duygusal... birde gece izleyince çok ağladım... hem adama hem kendime.....

Bir adam düşünün çok sevdiği ailesini bir uçak kazasın da kaybediyor... 3 kızı ve karısı birde köpeklerini...

Sonrası olaylar hiç yaşanmamış gibi davranıyor ve hatırlamamayı seçiyor... sanki yaşamamış gibi davranıyor, insanlardan kaçıyor, hiç arkadaşı yok, mesleği olan dişçiliği de bırakıyor... v.s...
Sonra birgün yolda giderken üniversiteden oda arkadaşı ile karşılaşıyor...olaylar bundan sonra başlıyor. Arkadaşı Alan yardımcı olmak isterken kendi hayatını da sorguluyor . Ona yardım ederken kendine de yardım etmiş oluyor vs..

İşte böyle gerisi filmde. Mutlaka izleyin diyebileceğim filmlerden oldu kendisi.

Geçen akşam da Türk Filmlerinden bunu izledik. Biraz gülelim istedik. Aslında film Ev Sineması tadında ama sinemaya uyarlanmış. :)
Özellikle Karadeniz'in müthiş görüntülerine ve film müziklerine hayran kaldım.
Onun dışında izlemeseniz de olur diyebileceğim filmlerden oldu...



8.2.17

Huzursuzluk Zülfü Livaneli, Tesla'nın Kutusu ve Cesur Yeni Dünya Kitapları Hk...

 Geçtiğimiz haftalarda bitirmiştim Huzursuzluk/Zülfü Livaneli kitabını...
Çok çok dokunaklı, düşündürücü ve hüzünlü bir kitap.
Özellikle günümüzde çokca yaşanan mezhep davalarına ve Ortadoğu meselesini anlatmış.
Tabi bu Doğu meselesi hele hele kadın meselesi ülkemizin kanayan yarası.

 Yaşı geçmişse alınmaz, dulsa alınmaz, çocuğu varsa alınmaz..İlla ki bakire olacak, yaşı küçük olacak... gözü açılmamış olacak... olacak da olacak...
Erkek dediğnse; gezmiş tozmuş olacak, kadına kıza gidip hevesini almış olacak.. evlenene kadar her b..k.. yemiş olacak...
Ne güzel dimi.........

huzursuzluk zülfü livaneli
Bide tabi savaştan kaçıp sığınanlar var aramızda... bir yanım   o kadar çocuk yapmış olmalarına ve erkeklerin savaştan kaçıp gelmelerine kızıyor...
Bir yanım ise yanıp tutuşuyor o hallerine.....
Ne zordur diyorum bilmediğin bir yerde, savaştan ötürü kaçıyorsun ve yerlerdse yatıyorsun, dileniyorsun, çoluk çocuğun aç sefil durumda....
Rabbim ülkemizi savşatan korusun.....

İşte Huzursuzluk kitabını okurken bu düşüncelere dalıyorsunuz.....

Bitirdiğim daha doğrusu zorla okuduğum kitap; Tesla'nın Kutusu/ Samantha  Hunt


Başlarda daraldım sonra açıldı aktı kitap ama sonrası... Sırf Tesla'nı hatırına okudum kitabı...
Büyük Dahi'nin yaşamı kurgusal anlatılmış. Carter, Edison derken Tesla'nın neler yaşadığını, hafif bir panik atağı olduğunu, takıntılı olduğunu ve çocuk yaşta sorularının ve dahice fikirlerinin başladığını görüyorsunuz...
Gerçekten de çocuktur diyip geçmemek gerek...



Bide geçtiğimiz aydan yarım bıraktığım bir kitabım var. Aslında nasılda merak ve heycan ile başlamıştım.. Ama olmadı bir türlü kitabın içine giremedim. Sanırım bunda Mülksüzler kitabının da etkisi var . Çok fazla aynı dil gibi geldi bana ve yarım bıraktım. Oysa ki kitap kült kitaplar arasında.
Artık bir ara tekrar okurum yada okumam.. Zamana bıraktım.

Siz ne dersiniz?
Aralarından okuduklarınız var mı? Varsa yorum alayım desem.





Okuyamıyorum Gazete artık....

Geçen gün sırf kitap eki veriyor diye Hürriyet Gazetesi aldırdım bizim beye. 

Ve sadece eki alıp diğer gazeteleri geri dönüşüm poşetine attım...
Sonra gecenin ilerleyen saatlerinde kız uyuduğunda günün muhakemesini yaparken, artık gazete okumadığımı fark ettim...

Hatta haberlere bile bakmaya ihtiyaç hissetmiyorum çoğu zaman...
Bazen bir kaç günde bir "aa hiç haber izlemedim bakayım neler olmuş diyip", sırf haber yapan kanalları açıp bir süre dinliyorum.


Oysaki daha gençkene ( şimdi de gencim yahu neden böyle yazdım  :)))    ) özellikle haftasonu Cumhuriyet, Hürriyet ve Sabah Gazetelerini alır, masanın başına oturur okurdum hepsini. Sevdiğim yazarları takip ederdim.

Hatta ilk ben okurdum gazeteleri, ben okumadıysam vermezdim kimseye okusun diye. Neden derseniz karman çorman etmesinler diye...
Şimdi düünüyorum da ne gerek var okuyan istediği gibi okusun dimi...olmaz ben düzenli okuyorum der ve önce ben okurdum.
Evde sorarlardı " Gülşah okudun mu gazeteleri, alıyoruz bak" diye. :))
O kadar vermezdim işte anlayın okumadan.

Zamanla gazetelerin ve haberlerin tek taraflı yazdığına ve yayın yaptığına inandığımdan almamaya başladım.
İzlersem bi Fatih Portakal ve İsmail Küçükkaya haberlerini izliyorum. Onlarn da sunumları, fikirleri bana daha yakın geliyor.

Oysa ki okunmalı, bilinmeli gündem, Ülke Gündemi değil mi?
Onda da çözümü Twitter'a bakıyorum, ordan okuyorum....

Bak şimdi bir ek den nerelere gittim....

Yalnız hala favori gazetem Cumhuriyettir. Eğer yola gideceksem ya dergi alırım yada bu gazeteyi.
Çünkü içinde ki bir çok yazarı takip ediyor ve okuyorum.


Bugün güzel bir gün olsun...




5.2.17

Virginia Woolf üzerine... Kendine Ait Bir Oda ve Mrs. Dalloway

1 Şubat günü Kazım Karabekir Kitap Kulübümüz'ün birinci yılını kutladık. Aralarına geç dahil oldum ama sanki daha önceden varmışım gibi hisettim hep. Hala da öyle.

O kadar keyifle ve istekle gidiyorum ki her ayın çarşamba gecesi... Ve o kadar çok şey öğreniyor ve bilgiyle dönüyorum ki eve.
Yeni yazarlar, yeni kitaplar, filmler not ediyorum/uz. 
Bide yanın da bir o kadar keyifli sohbetlerimiz oluyor... Değmeyin keyfimize.
Şubat ayı kitabımız "Virgina Woolf / Kendine Ait Bir Oda" idi. 

Ben bu kitabı ve Mrs.Dalloway kitabını geçen sene DR kampanyasından almış fakat henüz okumaya başlamamıştım.
İyi de oldu. Her iki kitabı da peşpeşe okudum.
Kesinlikle Kendine Ait Bir Oda ile başlayan yazarın kitaplarına okumaya.
Erkek egemen bir dünya da kadın yazar olarak çok iyi bir kaleme sahip.
Hayatını okuduğumda ki bu kitabında da bahsediyor yer yer; kadınlar küçük yaşlar da evlendiriliyor ve ev işleri ile meşgul oluyorlar. Okumak, yazmak hak getire...
Feminist yazarların arasında önemli bir yere de sahiptır yazar.
Bence yaşadığı döneme bakılırsa öyle olması normal.
Bir kere hayat ile derdi var, kadınların ikinci sınıf görülmesi ile derdi var.. erklerin iyi yazar olabilecekleri düşüncesi ile derdi var..vs.. Bu kitap için bir araştırma yapıyor ve bir döneme kadar kadın yazarların olmadığını görüyor. Hep erkek yazarlar var.
İyi ki de varmış ki biz kendisini kitaplarından tanıyor olduk.
Tabi sonu hüzün dolu çünkü hayatının bir döneminde daha fazla dayanamıyor ve intihar ediyor....

(Çok fazla alıntı yapmak istemiyorum çünkü nete bakınca o kadar çok sayfa var ki...  )

virginia woolf
Kitapta ki en anlamlı cümlelerden biri de:  Ve şöyle sesleniyor kadınlara: "Para kazanın, kendinize ait ayrı bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın!

Düşündüğünüz de evin için de kendize ait bir odanın olması çok önemli. Kadın olarak görevimiz sadece ev işleri, yemek yapmak, çocuk doğurup bakmak değil. Aile ise hepimizin görevi... 

Mrs.Dalloway kitabını gelirsek. Başlar da biraz zor ilerledi kitap. Ama sonra bir açıldı kitap...
Elbet yine bir kadının aşkı, hayatı, evliliği, sorguları, soruları, duyguları, yaşamı var. Ve bu kadını yazarken de öyle güçsüz göstermiyor. Tersine güçlü bir kadın portresi var karşımız da.

Bir de bilinç akışı yöntemi ile yazıyor kitaplarını. Bu biraz zorlayıcı oluyor biz okuyucu için. Ama sizi korkutmasın diline alışınca çok akıcı oluyor kitap.

Bilinç akışı karakterin düşünme eylemini olduğu gibi aktarmaya çalışan bir edebi tekniktir. Yapıtlarda iç diyalog şeklinde göze çarpar. Bilinç akışı tekniğini kullanan yazarlara örnek olarak James Joyce, William Faulkner ve Virginia Woolf gösterilebilir. Bilinç akışsal yazın modernist hareketle yakından ilişkilidir. Psikolojiden edebiyata girişi May Sinclair sayesinde olmuştur.

Bilinç akışsal yazın genellikle bir iç monolog halindedir ve metnin takibini zorlaştıran, karakterin parça parça olan düşüncelerini veya anlık duygularını yansıtan çeşitli anlam ve noktalama hatalarıyla biçimlenir. Bilinç akışı ve iç diyalog, konuşmacının bir dinleyici veya 3. şahsa hitap ettiği ve genelde şiir veya dramalarda görülen dramatik monologlardan ayrılmaktadır. Bilinç akışında, konuşmacının düşünce süreci kişinin kendisine yönelmiştir ve biz buna sadece kulak misafiri oluruz. Bu iç monologlar, öncelikli olarak kurgusal bir araçtır.

not: Wikipedia'dan alıntıdır.

bu linkten daha detaylı bilgiye ulaşabilirsiniz.

Kesinlikle bu kadını okuyun, okutun ve kendizie ait bir oda yapın evin bir köşesine...
                                                                                    
      

Son Sorular, Fütursuz Doğaçlama Oyunu..


 Taa geçtiğimiz aydan planını yaptık, ayarladık dünü... Daha doğrusu Sevdam organize etti bize de gidip izlemesi kaldı Fütursuz Doğaçlama Oyununu...

Kadıköy Hangart Cafe'de sahne alıyorlar. Hangart Atölye & CAfe olan bir yer. Ufak ama o kadar samimi ki. Özellikle cafe  içi düzenleme çok güzeldi. Hatta orada bir çok etkinlik oluyormuş.

Bizim gittiğimiz oyunda doğaçlama. Öncelikle selamlama ile başlayıp, moderatör eşliğinde sohbet, anı, hikaye eşliğinde doğaçlama ile gösteri yapıyorlar. Oyuncu arkadaşlar da çok şeker.
Biz bayağı bir güldük dün gece.. O kadar ihtiyacım varmış ki...
Eğer böyle etkinlikleri seviyorsanız bi gidin izleyin derim.
hangart cafe

moderatör kızımız :)
 Bizlere soruyorlar; var mı ilginç bir anınız?  Sonrası anlatılan hikayeden yola çıkıp sahneye, oyuna döküyorlar konuyu...

Sonrası kızlarla Leman Kültür Cafe'ye gidip biraz sohbet biraz keyif derken geceyi tamamladık.
Çocukları soracak olursanız; onlarda babalarıyla takıldı. :)
Umay ve Toprak Cem'e beyim baktı.  Ara da böyle şeyler  çok iyi geliyor...
























Son sorulara da cevap verdim aşağıda. Biraz geç kaldım ama malum 15 tatil olunca bir yoğunluk oluyor bizde.. Biraz kendimiz salıyoruz, geziyoruz veya misafir ağırlıyoruz...
Artık idare edin beni :))))


15- On beş yaşında ki birine vereceğin nasihat ne olurdu?

Çok fazla nasihat vermeyi sevmem. Hele ki çocuklara artık hiç sevmiyorum. Onların gözünden bakınca biz büyüklerin nasihatları çok itici oluyormuş onu fark ettim...
Davranışlarımızın daha etkili olduğunu fark ettim. :)
Ama madem soru bu şunu derdim;
İçindeki çocuk ne diyorsa öyle davran... Nasıl olsa büyüyeceksin erkenden büyüme...


16- Kağıda bir şey çiz ve bize göster.
Valla oldum olası reism çizemem. Okul zamanı Can'ım annem çizerdi bütün resim ödevlerimi. Ve hep önümde boş bir kağıt varsa çizdiğim şey çiçek resmi olur. :)



17- 2017'de olmasını çok istediğin bir şey.

Dünya için huzur..... Onun dışında sağlık. Yaşadığım onca şeyden sonra ama en çok canımı kaybettikten sonra... anladım ki fazlasına gerek yok bu Dünya'da....