31.3.17

Dut Ağacı ve Tadını Çıkar Kitapları...

Dut Ağacı Banu Özkan Tozluyurt

Veeee kitap bitti...
Sevgili Banu Özkan Tozluyurt'un ilk kurgu romanı Dut Ağacı kitabını okudum.
Bu kitabı "tüm kız çocuklarına adamış" olarak yayınlandı.
Aslında ilk sevgili Banu'yu Lale Abla'nın da yazısının bulunduğu "İmza Karın, İmza: Kızın" kitaplarından tanımıştım.
Sonrasında kitap kulübümüzden tanıyorum. Yine Lale Abla vasıtası ile çok güzel kişilerle tanıştım bu kitap kulübünde.
Banu'yu da buradan tanıyorum. Az tanısamda o kadar samimi ve içten ve ilgili ki...
Sosyal Kampanyalara önem vermesi, Ülkesi için gezmesi, paylaşması, farkındalık yaratması. v.b.. şeyler özlelliklerinden bazısı... :)

Ve kitaba gelirsek; gerçekten başladığınız da sayfaların nasıl ilerlediğini anlamıyorsunuz. Bazen Cemile Hanıma kızıyor bazende ama ne yapsın derken buluyorsunuz kendinizi... Hele kızlara ve halalara bayıldım...
Konusunu fazla yazmıyorum çünkü kitap yeni çıktı ve okuyacaklar için büyüsü kaçsın istemiyorum.

Sadece sonu çok hızlı bitmiş gibi geldi.... Sanki biraz daha sona doğru anlatılabilirdi diye düşünüyorum.
Onun dışında severek okuyacağınız bir roman.

Aynı zamanda sizi bir süpriz daha bekliyor. Arka kapak yazısını Lalenin BAhçesi bloğu yazarı Lale Abla yazmış. Lale Ablacım seninde yüreğine sağlık.
Sıkı bir kitap okuyucusu ve yorumcusudur kendisi.

Kitabın yolu açık okuyucusu bol olsun.....



 DR'da 9,90 TL kampanyası başladı malumunuz. Biz kitap kurtları için iyi oluyor bu kampanyalar.
İlk siparişim geldi, yarın öbür gün diğer kargom da gelir diye düşünüyorum.
Almayı ve okumayı istediğim bir çok kitap vardı bu sefer ki kampanyada.

Kavgam Serisini çok duymuş, kimi beğenmişti kimi beğenmemişti yorumlar da ... Okumak için sabırsızlanıyorum, elimde okunacak o kadar çok kitap var ki... keşke diyorum daha çok zaman olsa...
Tabi ben bu aralar sadece Umay uyuduğu zamanlar da okuyabiliyorum.
Gündüzleri hava sıcaksa 3-4 saat parktayız, sonrası eve gel soyun dökün, el yüz yıka, yemek yedir, uyut derken bana kalan zaman azalıyor. Bazı geceler ya blog okuyup yazmaya çalışıyorum; tıpkı şimdi olduğu gibi :)))
Ve bu aralar gece okuma hızım biraz düştü...
Neyse güneşin açması ile daha bir enerjik oluyorum açık ara toparlarım herhalde.... :)
İzlemek istediğim bir sürü film de var... ne olacak sonum bilmiyorum..

Yine bu kampanyadan Tadını Çıkar kitabını aldım.
 Daha başlardayım ama içinde ki bilgiler ve anlatım dili çok hoş... Altını çizdiğim çok cümlem oldu.
İnternette biraz bakındığımda yorumlar şu şekilde:

Herkese fayda sağlayacak bir kitap.” – Walter C. Willett, M.D., Eat, Drink and Be Healthy’nin yazarı ve Harvard Halk Sağlığı Okulu, Beslenme Bölüm Başkanı
Tadını Çıkar bilgeliğe bilim, bilime de bilgelik katmış. Farkındalıkla yemek üzerine kullanışlı bir rehber olan bu kitap sağlıklı bir kilo ve daha doyurucu bir yaşama kavuşmanın yolunu gösteriyor.” – Harvey V. Fineberg, M.D., Ph.D., Tıp Enstitüsü Başkanı
Harvard’da beslenme uzmanı olan Lilian Cheung ve Budist öğretmen Thich Nhat Hanh, diyet yapanlara aşırı yemeyi kontrol etmek için Budist farkındalık tekniklerini kullanmaları konusunda önemli tavsiyelerde bulunuyor.” – New York Times

Kitap daha çok farkındalık ile kilo dengeleme, anı yaşama ve anda kalma, detaylı hedef belirleme ve yaşam biçimimizi planlama üzerine... okuduktan sonra detayları yazıcam...
Böyle işte blog.
Şİmdiden iyi ve keyifli haftasonunuz olsun.







29.3.17

Emre Kongar, bizim çocuklar derken günden Kalanlar

Dün gece yeni yazı sayfası açtım ama bir türlü nerden başlayacağımı bilemedim. Uzun zamandır böyle oluyor bende. Bir türlü aklımdan geçen,  yazmak istediğim konulara dair başlangıç cümlesi kuramıyorum. İşte tam da bu sebepten her gün blog yazmak istememe rağmen hep gecikmeli oluyor yazılarım.....
Hayır yani sanırsınız ki roman yazıcam öyle bir havadayım yani ki kkimbilir belki bir  gün oda olur....
                   Bu hafta kardeşimgillerdeyiz,  annem kontrol için evine gitti bende kuzumun yanında kalmaya geldim. Tabi bizim kızın keyfi benden daha da iyi.  Artık çok daha iyi anlaşıyorlar Toprak Cem ile.  Devamlı peşinden "anne topak nerdee?"  diye ddolanıyo. Oynuyorlar, koşturuyorlar, akşam olunca da Sevdoş işten gelince hemen oonları parka götürüyo. Sağolsun  öyle iyi geliyor ki park çocuklara. Geldikleri gibi banyo sonrası yemek yediriyoruz , sonrada saat 9,5 on gibi yatıyorla.
Düşünün meme düşkün  kızım  sabah saat altıya kkadar deliksiz uyuyor.  Hani biraz daha  kalsak kesin biz emzirmeyi bırakırız.  :))  hoş bana kalsa biraz  daha emziririm ama tecrübelilerin demesi; büyüdüğünde daha zor bırakıyorlarmış. Bide dişlerine pek yararlı değil diyorlar da diyorlar. Büyük sözünü yabana atmamak gerek daha doğrusu tecrübelerini.  :)
                Aslında düşününce her çocuk başlı başına bir tecrübe. Ve her çocuk kendi karakteri,  huyu ile geliyor. Bence bize düşen evladımızı iyi gözlemleyip,  onun bir bebek,  çocuk olduğunu kabullenmek. Çocuklardan bbüyüklermiş gibi davranmalarını beklemek onlar için büyük bir hhaksızlık.... Bu konu hiç bitmez..
Kitaplardan da "Hoca Efendi'nin Sandukası /Emre Kongar" İn romanını okudum. Allah uzun ömür versin de hep yazsın Emre Bey bence.
Kitabın konusuna gelince; gerçek bir eski el yazması kitaptan Roman yazmış yazar.  Taaa eski zamanlar da Sultan Emet zamanında casusluk yapan bir adamın el yazması kitabından uyarlanmış bir kitap. Okuyunuz efendim  şaşıracağınız çok şey okuyacaksınız..

İyi haftalar.....

İyi haftalar herkese.
Zaman hızla akıyor her zamanki gibi.  Cuma günü Umay'ı aylık rutin dr randevusuna götürdük. Maşallah sağlıklıymış, gelişimi de iyiymiş. Doktor bizi 1,5 ay sonraya çağırdı tekrar.
Bizde dr çıkışı Akasya AVM'ye gittik. Bana çok ferah geldi. En çok DR olmasına sevindim ki Tepe Natılus' da  da var ama burası daha büyük. Ben ki avm hiç sevmem, kapalı yer bi zaman sonra ruhumu daraltır, ama dedim ya burası ferah aydınlık geldi bana.
Bide en çok E-Bebek olmsına sevindim.
Haftaonumuz yoğundu, cumartesi akşam çaya misafir vardı, pazar kuzenler geldi akşamına da arkadaşa biz çaya gittik veee hafta başına bu şekilde başladık. :)
Kafa Dergisinde çok güzel konular işlenmiş bu ay, tavsiye ederim.
Bideeee sizinle tasarruf hakkında çok hoş bi paylaşım okudum,  onu paylaşmak isterim.
hadi ben kaçar öptüm siziiii...

Anneme dair....

Üç haftanın içindeyiz ve sen yoksun annem... 
Bu sene yakın arkadaşlarımdan  bazıları bu acıyı yaşadı ve yanlarında oldum. Tıpkı benim acım var ve yanım da olan arkadaşlarım,  dostlarım gibi... Şimdi kendime söylüyorum teselli cümlelerini... 
Annem ne ben ne kardeşim ne de babam alışamadık yokluğuna... 
Hayat evet bir şekilde devam ediyor...  Bende şaşıyorum bazen kendime... O kadar dalıyorum ki rutin ev işlerine.. Elbet bunda Umay'ın çok büyük desteği var... 
Bazen soruyor bana ;"anne sen hastaneye  ananenin yanına gidiyor musun? " diye yada bir şey olduğunda" anne biliyor musun anane ölmüş" diyor... İşte o cümle var ya......
Nasıl içimi  acıtıyor anlatamam.... 
Devamlı beynimin içinde kendime "ölüm" olayını anlatırken buluyorum... 
Gece yastığa başımı koyduğumda devamlı konuşmalarımızı,  yaşadıklarımızı düşünüyor ve hatıralarımızı canlı tutuyorum.... 
Geçen gün Kadıköy'e indik Merter'le... Hep gözüme anne kızlar ve senin taşıtın kadınlar çarptı.... Gözyaşlarım nasıl içime aktı anlatamam. 
Genelde senin arkadaşların olsun benim çevrem olsun "hep ne kadar güçlü olduğumu"  söylüyorlar... 
Oysaki gelip bide beni Geceleri görseler   yada gündüz birşeylerle ilgilensem bile yüreğimle nasıl konuştuğumu,  kendimi nasıl teselli ettiğimi bir görebilseler... İçleri dayanmaz.... Annem.. 
Hayat işte.... 
Biz kalanlar için devam ediyor yoksa fena dibe vururuz bu duygudan....  

Çok fena olduğumda hemen bi duruyorum,  önce sana duamı ediyorum annem... Sonra da diyorum ki:
Gülşah sende bir annesin evet acın var ama bir evladın da var.... 
O zaman işte bir nebze içim duruluyor annem..... 

ÖLÜM  diyorum,... Ne kadar başımızdaymış... Artık ölümsüzmüşüz gibi yaşamıyorum.... Zaten farkında yaşardım hayatımı şimdi daha bir farkında yaşıyorum... Biliyorum ki ölüm bir nefesimize bakıyormuş.... Annem.... 


yeni bir hafta başlarken. .

İyi haftalar blog.
2.yarı dönem okul başladı. Öğretmen ve öğrencilere başarılar.
Yogun bir 15 tatil geçirdik, misafirlerimz vardı aslında misafir demeyeyim de sevdiğimiz arkadaşlarımız. Yatılı olunca daha bir keyifli geçti gunler.  Zati bizim kız seviyor kalabalığı hele o kalablığın içinde çocuk da varsa değmeyin keyfine.
Bugünde lise arkadaşım gelecek,  hazırlıklarım tamam, kız uyuyor madem hemen blog yazımı yazayım dedim. :)
Kutadgu Bilig kitabım bitti. Bende ki kısaltılmışı ve sadeleştirilmişi kitabın. Sanırım Kabalcı Kitapevinde varmış aslından çeviri. Okurken altı çizilecek öyle çok cümle vardı ki. Hani gerçekten de devlet büyüklerinin de okuması gereken bir kitap.
Kutadgu; mutluluğa eriştiren bilgi demekmiş. Adaletten, haktan, paylaşımdan bolcana bahsediyor kitap.
Birçok insan gibi hükümdarda ölümsülüğü, mutluluğu,  bilgiyi soruyor Aydoldu'ya. Aydoldu'da bilginin,  eşitliğin, paylaşımın...v.s gibi huyların öneminden bahsediyor.
Yeni kitap olarak da İnci Aral'ın Ruhumu Öpmeyi Unuttun" kitabına başladım.
Üç yeni kitap aldım kendime. Yky cok seviyorum özellikle kapak tasarımlarını ve renklerini.  Kör Baykuş'u çok beğenmiştim.  Bu sebeple yazarın diğer kitaplarını da almaya karar verdim.  Elimdeki kitap biter bitmez okumak için heyecanlanıyorum.
Haydin ben kaçar.  Miafirimle çay keyfi yapıcaz. :)

Kış Hasadı, Orhan Pamuk kitabı ve mavi kapak kkampanyas....

On beş tatilin son günlerini  yaşıyoruz evde :) gerçi ana kız çok alıştık babamızın evde olmasına.
En çok Umay'a zor gelecek bence.  Son bbirkaç gündür sevdiğimiz dostlarımız da kaldık. Onlarında iki evladı var her ne  kadar erkek çocuğu olsalar da kızçem çok mutluydu. Peşlerinden "abi abi"  diye diye dolanıp durdu.  Eee tabi bizim evde "ham'dı onlarla resmen" pişti".  :))
Bende bu arada hazır kızım bana fazla "anne meme"  diye  peşimde dolaşmıyorken fırsatı değerlendireyim dedim ve mmerak  ettiğim "Kış Hasadı"  kitabını okudu. Ben aradığımı bulamadım,  çeviri bence çok kötüydü çünkü anlatım dili ve cümleler aalmadı bir türlü. Birde  ne bileyim ben daha tasavvufi birşeyler bulacağımı düşünüyordum ama nafile.... Naçizane düşüncem  budur.....
Diğer kitabım olan" Kırmızı Saçlı Kadın" kitabına başladım ve akan dilini,  konusunu sevdim,az kaldı bitsin kitap yorumlayacağım,.
Bir çok arkadaşımla denk geldi Orhan Pamuk kitabı. Onların da yorumlarını bbekliyoru.

Bir şeye daha değinmek iistiyorum. Facebook sitesinde Doğan Cüceloğlu bir paylaşımda bulunmuş ; Mavi Kapak toplama kampanyası ile ilgili....
Bende fısıltı Gazetesi aracılığı  ile bu kampanyanın bittiğini duymuş  ve kapak biriktirmeyi bırakmıştım.Meğerse bitmemiş  kampanya,  ne kadar çok paylaşırsak o kadar iyi bence.
Daha detaylı bilgiyi TOFD 'nin kendi sitesinden de öğrenebilirsiniz.

İyi pazarlar.....

 

27.3.17

Hidden Figures Gizli Sayılar Filmi Hak...




 Dün akşam Gizli Sayılar filmini izledik.




Normalde "nefret" kelimesini kullanan ve hatta bu duyguyu besleyen biri değilimdir ama bu filmi izlerken resmen beyaz insanlardan nefret ettim........ Gerçekten de anlayamıyorum insalar arasında ki bu ayrımı...
İster beyaz olsun ister siyahi, ister Türk olsun ister Yabancı ama düşündüğünüz de hepimizin hamuru belli... İnsanoğluyuz ve eşit olmalıyız...
Evet evet biliyorum "dünya eşit ve adil değil" ama bu kadarda ayrımcılık olmaz ki diyorum kendi kendime...
Tenlerinin rengi sanki siyahilerin suçuymuş gibi ikinci sınıf, köle muamelesi görmelerinden hiç hoşlanmıyorum...
Filmi izlerken, yer yer güldük yer yer sinirlendim, kızdım, ama en çok üç siyahi kadının başarısından gurur duydum.
Özellikle "başarı" için "çalışmak"için ve "kabul görmek" için verdikleri mücadeleye hayran kaldım.
Filmi izlerken birde en çok " tuvaletlerinin ayrı olması" " kahve makinelerine" bile el sürmemeleri çok üzücüydü.
Aslında film hüzünlü, sıkıcı değildi.

Bunları yazıyorum ama Nasa'da çalışan bu 3 kadının başarılarını izlemek bile bir harikaydı. Oyuncuların performansına diyecek yoktu.

Hatta izlerken aklıma "The Help" filmi geldi. Orda da bir mücadele hikayesi vardı...

Fazla söze gerek yok izlemeyenler için "mutlaka izleyin" diyeceğim filmlerdendi.



22.3.17

NowHere Boy Filmi...


Sinema kanallarında gezinirken bu filme denk geldim.
Biyografik bir filmdi. Efsane şarkıcı John Lennon'un yaşamını anlatan, ailesini, yaşantısını ve müziğe başlamsını konu alan bir fildi. Oyuncular tek kelime müthişti.
Benim çok fazla The Beatles grubuna ait bir fikrimde yoktur. Lise yıllarımda düşünüyorum da müzik dinlerdim ama bazı grupları hiç hatırlamıyorum...
Daha çok Sting dinlerdim ben..

Bazı efsane grupları yeni yeni keşfediyorum desem yeridir.
Sanırım bazı şeyleri geriden takip ediyorum. Tabi buna bazı şartlarda zamanın da sebep olmuştur diye düşünüyorum..
Ama ne demişler; geç olsun güç olmasın. :)





Emre Kongar Ve Son kitabı Demokrasi İçin Manifesto...

Dün Emre Kongar'ın kitabını aldım ve başladım okumaya.
Aslında çok da farklı şeylerden bahsetmiyor. Ama en sevdiğim yönü olayları çarpıtmadan belgelerle anlatıyor olması.
Kendisin aynı zamanda ToplumBilimci olması ve yaşı itibari ile Ülkemizin geçirmiş olduğu birçok süreçlere tanıklık etmiş olması da bu kitapta daha çok hissediliyor. Yorumları dikkate değer.
Hepimiz bu ülkede biriz.
Ayrımcılık yapılması ve ötekileştirilmeler o kadar canımı acıtıyor ki... Çünkü kişinin giyim tarzının kapalı yada açık olması;  benim onu etiketlememe neden olmamalı. Kişiler kendi tercihleri doğrultusunda karşısındakini etkilemeden, yargılamadan ve en önemlisi birbirini dışlamadan yaşamalı.
Tabi bunlar benim şahsi düşüncem. Çünkü herkes ibadetini istediği gibi yaşar. Bu onun ve inancı doğrultusunda Rabbi ile arasındadır. Kimse kimsenin içini bilemez.

Neyse efenim bunlar derin mevzular. Ama ülkemizde ki en önemli mesele bence okumuyoruz, bilmiyoruz ve televizyona çıkan kim ne derse inanan bir toplumuz. Hele kişiyi seviyorsak körü körüne inanıyoruz. Bi araştırayım, benimde bir fikrim olsun demiyoruz....

Kitaptan alıntı;

 "DİREN" başlığının da özellikle öne çıkarıldığı, bir direniş çağrısı… Dahası hangi ilkeler ve felsefeye dayanarak direnileceğine ilişkin bir rehber kitap… Adı gibi, bir demokrasi manifestosu.
Kongar’ın ülkemizin içinden geçtiği tarihsel dönemeçte nasıl ve hangi araçlarla direneceğimize ilişkin önemli yapıtı, “Demokrasi İçin Manifesto Diren!” adıyla Kırmızı Kedi Yayınları’ndan çıktı.
Kongar kitabın “giriş” kısmında yapıtına şöyle başlıyor;
“Uçurumun tam kenarındayız. Korkulu ve umutsuz gözlerle aşağı bakıyoruz:
Aşağısı karanlık. Aşağısı kan ve gözyaşı dolu.
Aşağıda ortaçağ karanlığının acımasız totaliter anlayışı egemen. Birbirini gırtlaklayan, çarmıha gerilen, kazığa oturtulan, yakılan, işkence edilen insanların çığlıkları yukarı ulaşıyor.
Korkulu ve umutsuz gözlerle insanların çığlıkları yukarı ulaşıyor. Korkulu ve umutsuz gözlerle aşağı bakıyoruz. Kan ve gözyaşı belleklerimizde. Çığlıklar kulaklarımızda.
“Ya yasalar çerçevesinde, barışçı yöntemlerle, demokratik olarak, demokrasi için;
DİRENECEĞİZ…
Ya da, uçurumdan aşağı yuvarlanıp, ‘demokrsi ruhuyla’ birlikte;
YOK OLUP GİDECEĞİZ!”
Emre Kongar, yapıtında bu gidişe direnmenin ve “dur” demenin yollarınını da anlatıyor.  “Demokrasi İçin Manifesto / Diren!” adlı çalışmanın kimi ara başlıkları bu konuda yeterli fikri veriyor:
“Demokrasi Ruhu”
“Tarihten Bir Ders: Nazi Çılgınlığı”
“Tarihten Bir Ders Daha: İran’da Nasıl Olmuştu?”
“Anayasa Mahkemesi Başkanı Bile “Diren” Dediğinde…”
“Hayır Durağı”nda Zamanın Ruhu”


İşte böyle... Siyasetten benim gibi gerçekten de anlamıyorsanız bu basit anlatımlı kitapları okuyabilirsiniz.

Çünkü politika, siyaset benim için gidip oy kullanmak demek. Şiddet ve benzeri şeyler çok aykırı şeyler benim için.
 Ve siyaset konuşmayı da sevmiyorum belki de bilgim ve merakım olmadığından.

Tek dileğim Ülkemizin refah ve gelişmiş olarak Dünya'da yer alması... Çocuklarımızın geleceği parlak olsun. Kaygıları olmasın...




21.3.17

Eyvah Kitap Mine Soysal Üstüne...

 Bu kitabı çok sevdiğim kitap kurdu yeğenim verdi. Bir gece telefonuma
 "Gülşah Ablacım böyle bir kitap var okudum ve seninde okumak isteyeceğin aklıma geldi. Getireyim mi sana okur musun?"
 Dedi.
Bende tavsiyesine güvendiğim için "getir tabi ablacım okurum" dedim.
Bir çırpıda bitti kitap.
Hani gerçekten de birçok annenin babanın hayalidir çocuğu kitap okusun. Özellikle de en çok kullandığı da bir cümledir " hadi kızım, oğlum bırak elindeki telefonu kitap oku" yada "birazda kitap oku okumak önemlidir"....
Elbet evlatlarımıza okumayı aşılamalıyız ama örnek de olmalıyız ve ses tonumuz emrediciden çok sevdirmeli olmalıdır.
Ve çocuğumuzu gözlemleyip doğru zamanda demeliyiz. Çünkü gerçekten de çocukluk dönemi o kadarda basit; küçüktür anlamaz diyeceğimiz bir dönem değildir.

Anlayacağınız bazen "bu çocukdan bir cacık olmaz" dersiniz ne cevher çıkar içinden.. bazende "bu tam bir kitap kurdu" dersiniz bir dönem gelirki bırakır okumayı...
O yüzden anlık veya kısa süreli molalarda çocuklarımıza anlayış gösterelim ve eleştirmeyelim...
"Eyvah Kitap Mine Soysal"  

Binlerce çocuk ile görüşüp, sohbet ettikten  sonra ortaya çıkan bir kitap. Okurken yer yer "aa çok doğru" derken buluyorsunuz kendiniz; kimi zamanda gülerken...
Eğlenceli bir kitap. Daha çok öğretmenlerin ve ebeveynlerin okuması gerektiğini düşünüyorum.
Önsözünde yazar çok güzel açıklamış bu kitabı neden yazdığını.
Sitesinden alıntıladım çünkü kendisi o kadar güzel yazıya dökmüş ki...

Bu kitaptaki öyküleri anlatanlar: Klasiklerden nefret ettiğini sananlar. Sürekli, “Odana git, kitabını oku!” denenler. Bilgisayarla kitaplar arasında seçime zorlananlar. Kitap okuduğu duyulursa karizmasının çizileceğinden korkanlar. Yalnızca kitap okurken kendini iyi hissedenler. Ailesi hiç kitap okumazken, tatilde bile kitap okuması beklenenler. Sadece Harry Potter kitapları okumak isteyenler. Öğretmenin ödev verdiği kitabı iğrenç bulanlar ve diğerleri…

17.3.17

Daha Sade Bir Hayat Ve Günlük...

Yağmurlar bastırınca bizde eve kapandık ana kız.... Neyse ki birkaç gündür daha iyi hava da parka gidemesek de dışarı çıkıyoruz; hem elışveriş hem gezmece derken iki saate yakın sokaklarda kalıyoruz.
Tabi birkaç gün evde kalınca ve enerjisini atamayınca bizim kız sarıyor, uyku saatleri şaşıyor. Gündüz daha geç yatıp gece de ona göre saati uzuyor....
Bu ara bende onunla geceleri yatıyorum ve sabahları biraz daha erken kalkmış oluyorum. 
Çok garip ama hem erken kalkmak istiyorum çünkü sabahın o saatlerini seviyorum hem gecenin sessiliğini seviyorum ki kendimi tanımlayacak olsam gece olurdu kesin. :)
İronik biliyorum ama öyle valla. Gece film izlemek, kitap okumak, not almak, günlük yazmak... hepsini gecenin sessizliğinde yapmayı seviyorumm. Hele bu aralar hiçbirini yapamıyorum neredeyse o yüzden erken yatınca bizim kız, ne yapacağımı şaşırıyorum.

Bugünde "anne markete gidelim mi?" diye sordu Umay. Tamam Kızım dedim ve hazırlanıp çıktık. Bu aralar sanıyorum 3 yaş böyle bişey... ne gözlüksüz nede çantasız çıkmıyor. :)
Bide kırmızı yağmur çizmelerini giymeden... Hava güzel de olsa, kıyafetine uymasa da ilk işi yapmur çizmelerini çıkartmak.. Bide yanlışlıkla "bot" derseniz aman Allah'ım.. ( sanırım çocuk olmanın en güzel yaları bu halleri)
"anneeeeee bunlar bot değil yağmur çizmeleriiii"
diye uyarıyor. Biraz kavramlar konusunda titiz. Biz ona nasıl dediysek sonrası muhakkak aynı terimleri kullanıyor, aldığı şeyi de yine aynı yerine koymak gibi bir huyu var...

Tabi gün içinde hem sokağa çıkıp hem evde etkinlik yaparsak belirli saatten sonra koltuğa yerleşiyor.. o aralarda da ben ya hemen kitap okuyorum yada uyumasını bekliyorum. Bitirdiğim kitaplar hem öykü hemde ince olunca iki günde 5 kitap bitirmiş oldum. Aman Allah'ım nasıl mutlu oldum anlatamam size. :))))

 Bu kitap bitti... Gerçekten de içinde çok güzel bilgiler var. Özellikle vurguladığı; zaten hayatımız koşturmalı gidiyor eve geldiğinizde biraz nefes alın ve daha sade yaşayın. Çocuklarınız için başladığınız bu daha sade hayat zamanla sizin de hayatınızı düzene sokuyor.
Birde aslında çocukların çok oyuncakdansa koşup, oynamaya enerji atmaya ihtiyaçları olduğunu, hepimizin bilfiği ama uygulamakda zorlandığı tv izletmenin belirli bir yaşa kadar hiçbir faydası olmadığını; sofraya beraber oturup yemek yemenin çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu vs.. anlatıyor...







.


 Mutluluğa Bir Kala Agnes Ledig kitabı...Bir arkadaşım önerdi ve okumam için ödünç verdi. Kitabı okurken öyle bir akıyor ki yazılar sanki sizde onun içindesiniz. Yer yer kzıdım kıza, bu kadarda olmaz dedim, sonlarına doğru ağlayarak okudum... Çünkü bie annenin evladı ile verdiği bir sınav vardı;  benim de annemle geçirdiğimiz hastane günleri geldi aklıma.... hem ağladım hem okudum...
Velhasıl benim için güzel bir ara kitap oldu.



Sait Faik Abasıyanık'a ait ilk 5 kitabı bitirdim. Hem incelerdi hem akıcı bir öykü tekniği olması sebei ile bittiler... Yoksa iki günde nerde bu kadar kitap bitirmek... :) Belki bir gün olur....

Yazarmız kesinlikle aylak adamlığa yatkın, bilmeyeniniz yoktur sanıyorum. Tabi Türk Edebiyatının klasiklerini okul zamanı okumuştum ama çoğu aklımda kalmamış bile.
Bence bazı klasik kitapları çok genç yaşta değilde zamanla okumak gerekiyor.

Hem ada aşığı hem İstanbul'un karanlık, ücra köşelerine aşık bir adam Sait Faik....
Ve kendi insanını öyle güzel döküyor ki öykülere...
Okumayanınız varsa ara kitaplar olarak okuyun ve sizde o öykülerle dalıp gidin...

İyi geceler...


14.3.17

Damızlık Kızın Öyküsü ...

Damızlık Kızın Öyküsü kitabını duymuş ve PDF olarak indirmiştim.
Aslında pek sıcak bakmıyordum tabletten kitap okumaya, bu yüzden hep erteledim kitabı okumayı sanıyorum.

Sonra başladım ve bi baktım ki kitap yeniden basılmaya başlanmış.
Aslında kült kitaplardan biri.
Yazarın kalemi çok sağlam. Nasıl olmuşta bunca zaman basılmamış hayret verici doğrusu...
Birde üstüne üstlük sahaflarda yüksek rakamlara satılıyormuş...
Efenim kitap 1985 yılında Margaret Atwood tarafından yazılmıştır. 
Kitapta yazar aynı zamanda feminist yönünü de vurgulamıştır.
Ama en çok konusu ve anlatım dili müthiş.
Kitabı genellikle geceleri okuduğumdan bittikten sonra yatınca da aklımda hep bu kitap ve konusu kaldı. Kadınların ikinci sınıftan beter muamele görmesi, yüksek rütbeli askerlere doğurganlığı olan kadınların sunulması ve erkeğin eşi tarafından bu kadınlara hükümler verilmesi......kendilerini belirleyici renklerde kıyafetleri giydirilmeleri...vs...

Bu arada kitap Distopya kitap olarak geçiyor.
Her ne kadar karanlık, üzücü bir konusu olsada okurken hem kızıyor hemde anlatan kadının cesaretini takdir ediyorsunuz.
 Kadınların okuması, yazması yasak, fazla konuşması yasak, gezmesi, süslenmesi yasak... sadece sunulan erkeğe vücudunu sunacak ve onlara bebek verecek... yoksa kolonilere gönderiliyor yada fahişe olarak sunuluyorlar vs...

Nette kitapla ilgili çok detay var. Yeniden basımı olduğundan çokda açıklama yapmak istemiyorum..

Ama bu kadının kitabını mutlaka ama mutlaka okuyun....

Yakın zamanda bu kelimeyi çokca duymaktaydım ama anlamını bilmiyordum. O yüzden burda sizinle de paylaşmak istiyorum....

Distopya, genellikle ütopik bir toplum anlayışının anti-tezini tanımlamak için kullanılır. Distopik bir toplum otoriter – totaliter bir devlet modeli ya da benzer bir başka baskıcı sistem altında karakterize edilir. Kelime ilk defa John Stuart Mill tarafından kullanılmıştır. Filozofun Yunanca bilgisi göz önüne alınırsa, kelimeyi “ütopyanın tersi” olarak değil, “kötü bir yer” anlamında kullandığı anlaşılır. Yunanca bir ön-takı olan dys/dis, “kötü”, “hastalıklı” ya da “anormal” anlamını taşır. ou takısı ise “yok”, “değil” anlamını taşır ki, ütopya (outopia) Yunanca’da “olmayan yer” demektir. Aslında ütopya, “güzel yer” anlamına gelen Eutopia ‘ya bir gönderme yapar (eu öntakısı “iyi, güzel” anlamı katar). Yani distopya ile ütopya, dysphoria ile euphoria ‘nın birbiriyle karşıt olduğu gibi karşıt değildir.

Bu kitabı filme de çevirmişler. Hatta sanıyrum dizisi başlayacakmış.



Margaret Eleanor Atwood 18 Кasım 1939 doğumlu Кanadalı yazar, şair, eleştirmen, denemeci ve feministtir. Yakın tarihin en onur duyulan kurgu yazarları arasında gösterilir. Arthur C. Clarke ve Prince of Asturias Edebiyat ödüllerini kazanmıştır. Aynı zamanda Ьeş kez Booker Odulleri listesinde yer almis, birini kazanmış ve yedi kez The Governor General's finalisti olmuş ve iki kez kazanmıştır. Daha çok roman yazarı olarak tanınmıştır. Aynı zamanda günümüze kadar 15 tane şiir kitabı yayınlanmıştır ve bu alanda da ödül sahibidir. sozkimin.com Şiirlerini gençken ilgi duyduğu efsane ve peri masallarından esinlenerek yazmıştır. Atwood aynı zamanda Tamarack Review, Harper's, CBC Anthology, Ms. Saturday Night, Playboy ve bunun gibi birçok dergide kısa hikâyeler yazmıştır.

Atwood, Kör Suikastςi (The Blind Assassin) adlı romanıyla 2000 Booker Ödülü'nü kazandı.

13.3.17

Castle In The Sky, Değişen Hayatlar Ve Logan Filmi... Daha Sade Bir Hayat Kitabı Hak.


Bu hafta nasıl bitti anlamadım… havalardan sanırım hafif depresif hallerim oluyor. Daralıyorum sonra birden enerji dolu oluyorum… tabi bunda bazı etkenlerde var . Neyse diyeyim...





Sinemalara Logan filmi gelmişti hemen beyimle gittik. Eğer Wolverine serisini seviyorsanız bu filmi de seversiniz. Ortaya bide kızı çıktı bakalım bundan sonra ne olacak. Bu filmde kanlı sahne, dövüş sahnesi fazlacaydı…




Her ne kadar fantastik film olsa da verdiği mesajları seviyorum…  😊

Bugün kanalları gezerken Sinema TV’de, Türkçe’ye Değişen Hayatlar olarak çevrilmiş Fransız filmini izledim. Biraz psikolojik filmdi. Sıradışı daha doğrusu hassas bi beyin yapısına sahip bir adam ve çocukları ile geçinmeye çalışan, çiftliğini kurtarmaya çalışan bir kadının karşılaması ve birbirlerinin duygularını iyileştirmesini anlatan bir filmdi.


 Dün akşamda Sinema Kanalında Gökteki Kale /

Tenku No Shiro Rapyuta

Anime filmine rastladım. Japonlar kesinlikle bu işi biliyor. 1986 Yılı yapımı filmin ve ödül almış. Filmin özeti;
Ellerindeki sihirli kristal ile bir kız ve bir oğlan, korsanlara ve yabancı ajanlara karşı savaşarak onlardan önce efsanevi uçan şatoyu bulmaya çalışırlar. 
Bu kadar ama yine doğanın, insanlığın önemini anlatan filmlerdendi. Kızımla birlikte izledik. Öyle çok uzun olmayınca birde animasyon olunca Umay'da izliyor. :)


Nette fazlaca gördüğüm ve biraz araştırdığımda genel olarak olumlu yorumlara rastladığım Daha Sade Bir Hayat kitabına başladım.
Bence bir tek anne babalar değil yetişkin olan herkesin okuması gerekiyor.
Neredeyse yarıladım. Kitabın bahsettiği şey; hayatınızdan şunu çıkartın şöyle yapın tarzı değil.
Tersine evinizin içinde nasıl sadeleşerek hem kendiniz için hem çocuğunuz için stressiz, sıkıştırılmış bir yaşam sunmadan yaşayacağınızı anlatıyor....

Evet ara ara tekrarlanan cümleler çok, belki de bu tarz biraz fazla kitap okuduğumdan bazı yerleri atlıyorum ama eğer daha önce bu tarz okumadıysanız okuyun diyebileceğim kitaplardan oldu. 

Yeni bir haftaya başladık, herkese iyi haftalar blog.. :)))

Doğan Kitap sitesinde arka kapak yazısı şöyle;


Daha Sade Bir Hayat

Çeviren: Arzu Birkan
Kitap Hakkında:

Çocuk yetiştirmede daha sadenin gücünden yararlanın.
Çocuklarının hayatlarını yavaşlatmak isteyen ama nereden başlayacaklarını bilemeyen ebeveynler için bir ilham kaynağı…

Sadeleştirme nedir?

Ev ortamını sadeleştirmek çocuk için neden gereklidir?

Günlük hayatın çocuk üzerindeki gerilimini nasıl azaltılabilir?

Çok fazla aktivite her zaman doğru mudur?

Çocuğu tüketim çılgınlığından ve reklam bombardımanından nasıl koruruz?

Günümüz dünyası artık daha hızlı, daha yoğun… Hayatın temposu, çok fazla eşya, çok fazla seçenek ve çok az zaman nedeniyle hiper hızlı bir duruma gelmişken, çocuklar bunun baskısını hissediyorlar. Endişeleniyor, sorunlar yaşıyor, hatta davranış bozuklukları gösteriyorlar. Daha Sade Bir Hayat bu durumdaki çocuklara yardım etmek için ebeveynlere hayatı sadeleştirmeyi öneriyor; daha az endişelenmeyi ve daha fazla keyif almayı öğretiyor.
Çocuklarının hayatlarını yavaşlatmak isteyen ama nereden başlayacaklarını bilemeyen ebeveynler için, hem bir ilham kaynağı hem de değişime yönelik bir plan sunuyor.

6.3.17

Hasan Ali Toptaş Ve Kuşlar Yasına Gider...

Daha önce Uykuların Doğusu kitabını okumuş ve neye uğradığımı şaşırmıştım. Çünkü edebi değeri yüksek bir kitaptı.
Bazı yazarlar gerçekten de ne yazarlarsa yazsın okunabilir... İşte Hasan Ali Toptaş'da benim için öyle.
Bazen anlaşılmayabiliyor yada dili ağır gelebiliyor ama bu eserin kalitesini, içeriğini etkilemiyor.
Kuşlar Yasına Gider hüzünlü bir kitap. Hatta sonlarına doğru okurken ağlayarak okudum... 

Annemle olan hastane sürecimiz ve öncesi geldi hep aklıma....

Ah Aziz Efendi sen neymişsin dedim okurken... Aslında babalar biraz gizli kutulardır, herşeyi aktarmaz, her duyguyu dile getirmezler. Bir ağırlıkları vardır onların...
Belki de babalık böyle bişeydir bilemiyorum... Anneler daha bir paylaşır evlatları ile duygularını, sevgilerini, acılarını, sevinçlerini...
 Bizim evde annemde babamda duygularını paylaştıklarından sorun yoktu.
Okurken yine de düşünüyor insan "acaba benim babamın yada annemin içinde neler saklı, neler yüklü" diye... Sonuçta paylaşılsa bile bazen biz çocuklar göz ardı ediyoruz ailelerimizin bize demek istediklerini; ve ölümsüzlermiş gibi düşünüyoruz....

Tabi kitapta ki insanlığımıza dair gitgide yok olan selamlaşmayı, yardımlaşmayı, düşene bir el uzatmayı okuyorsunuz ve giderek büyüyen şehir hayatında artık kaybolan komşuluğu ister istemez hissediyorsunuz....

Aziz Efendi tam bir Anadolu insanı ve zamanla yok olan değerlerimizi gördükçe kahrolan, üzülen bir yapısı var.... her ne kadar herşeyi dile getirmese de, aklına eseni yapsa da... bir baba...o...

Yine yazar tadı damağınızda kalacak bir kitap yazmış...
Daha fazla detay yok malum okuyacak olanlarınız vardır.

Hatta diğer kitaplarına da bir göz atın....



3 Yaş D.Günü Ve Trolls


03/03/2014 tarihinde hayatımızın anlamı tamamen değişmişti. Ay çöreğim, can paremiz bize merhaba demişti.
Dün 3 yaş doğum günün kutladık. Daha doğrusu Umay'ın yoğun ısrarı ile çekirdek aile pasta kesip kutlama yaptık.
Aslında hiç ama hiç kızıma parti yapma havasında değildim. O yüzden bu sene ufak bir pasta ile kutlayalım diye düşünmüştüm.
Fakat bizim cimcime "anne benim doğum günüm ne zaman, ben ne zaman pasta üfliycem vb.." soruları hegün sorunca bide kendi kendime "Gülşah senin canın istemeyebilir ama kızının nasıl mutlu olacağını düşün" diyerek düşünüce dün pastasını kestik. :)
İyi de oldu,  çok ama çok mutlu oldu.

Can kızım yeni yaşın kutlu olsun. Sağlıklı, keyifli çocukluğun ve ileri yaşların olsun...


 Akşama da film izleyelim dedik. Troller'i izledik.
Amanın nasıl keyifli, renkli bir filmdi.
Kesinlikle çocuğunuzla izleyin. O renkler, danslar ve müzikler tek kelime ile harika idi. Ara film olarak keyifle izleyebilirsiniz.






Troller neşeli, belirli aralıklarla birbirine sarılan ve devamlı müzik şarkı söyleyip dans ediyorlar....
Bergenler ise mutsuz, sevimsiz devler. Trol yerlerse mutlu olabileceklkerine inandıklarından devamlı olarak Trol avlamaya çalışıyorlar. Bizim Prenses Poppy birgün parti verirken yerleri belli oluyor ve arkadşları kaçırılıyor. Onu kurtarmak için peşinden gidiyor ve Bergenler'e Trol yemeden de nasıl mutlu olabilecekerini öğretiyor. Diğer detaylar filmde elbet :)))

BU haftaya hızlı başladık.
Hepimize iyi haftalar. :))


3.3.17

Divorce ( Boşanma) Dizisi Hak..

Nereden not etmişim hatırlayamadım ama uzun zamandır yabancı dizi izlemiyordum/yemiyordum...
Bizim kız öğlenleri 3-4 saat uyuduğundan, gece uyku saatleri de ister istemez 23:00-24:00 arasına kayıyor...
Tabi eğer gündüz hava güzelse ve biz dışarı çıkıp parkta 3-4 saat geçirdiysek akşamına rahat ediyoruz. :)

Birde büyüdükçe, farkındalığı da arttıkça daha fazla oyun oynamak istiyor. Hatta arada okula gitmek istediğini söylüyor, neden okuyamadığını soruyor ve bu duruma çok üzülüyor.

Velhasıl gündüzleri sokak akşamları da evin içinde dönünce geceye anca kitap okumak için gücüm kalıyor. Ki artık eskisi gibi çokca da okuyamıyorum. Elbet birgün bende eski hızıma kavuşucam. [ bu arada canı sağolsun mutlu olsunda ay çöreğim başka şey istemem :)) ]

 İşte film notlarıma bakarken Divorce dizini not etmişim. Bi bakayım dedim ve iki bölüm izledim bile.

Tabi bizim alıştığımız karakterden uzak bu sefer S.J.Parker.
Nedense bu kadının oynadığı dizi olsun film olsun çok seviyorum.
Tipi ve davranışları çok hoşuma gidiyor izlerke çok keyif alıyorum. Birkaç tane daha var böyle sevdiğim oyuncu. Hemen hemen her filmlerini izliyorum...

Bu dizi de boşanma arifesinde ki karı koca ve hayatlarını anlatıyo.
Çok detay yazamıyorum hem o kadar izlemedim hemde izleyecek olanlar için hoş da olmaz. :)
Yalnız tabi dizi de önce France boşanmak istiyor; hayatında birlikte olduğu başka bir adam var ve kocasını artık sevmediğini düşünüyor. Bir gece arkadaşlarının partisinde yaşanan kötü olaylardan sonra kocasına duygularını itiraf ediyor.
Kocası afallıyor tabi... Konunun seks mi olduğunu soruyor...
Sonrasında birgün karısının telefonnu çalar ve ekranda sadece j. yazıyordur. Adam araştırır ve karısının sevgilisi olduğunu öğrenir.
Olaylar bundan sonra başlıyor...
Gideri var dizinin. Devamını izleyeyim paylaşırım yine sizinle de...

Aslında düşündüğünüzde uzun süren evliliklerde ara bir durağanlık oluyor sanırım. Alışkanlıklar, davranışlar zamanla yaşananlar bir rutine bağlıyor hayatları.
Tabi bazen ister istemez sıkıntılar olabiliyor.

Bence evlilik hem zor hem kolay. Fazla beklentiniz yoksa daha doğrusu karşınızdakine bağımlı yaşamıyorsanız iyi gidiyor evlilikler.


 Tavsiye edeceğiniz diziler var mıdır ayrıca? Bu aralar çok koptum dizi olayından da...

İyi geceler, hayırlı bereketli, huzurlu cumalar olsun blog.




1.3.17

Kilo Problemine dair...

TLC diye bir kanal var bilmem denk geldiniz mi? İLginç programlar oluyor bu kanalda...
Eğer benim gibi tv izlemeyi pek sevmiyorsanız bu kanal arada iyi gidiyor. :)
Özellikle Temizlik Hastaları yada Temizlik Takıntılıları diye çevrilmiş de olabilir bir program var... Favorimdir. :)))


Bugün yine gezinirken bu programa denk geldim. Bir bakayım derken sonuna kadar izledim...
Belirli bir kilonun üzerinde ki 8 kadının kilo verme yolunda ki mücadelesini anlatıp, aktarıyor.
Bugün ki bayan 33 yaşında ve 238 'di sanırım kiloydu...
Tabi yaşantısını anlatınca sorunlarla başa çıkmak için yemeğe vermiş kendisini...
Annesi ile arası açıkmış o zamanlar, kızkardeşleri evlenmiş ve daha çok yemeğe başlamış kızımız...
Şimdi ise artık daha fazla harekete demediği için kilo verip hayata tutunmak istiyor.
Aslında güzelde bir işi var. Tiyatro'da kostüm tasarımcısıymış...

Benim izlediğim bölümde artık ameliyatını oldu ve yeni bir yaşam için mücadelesi devam ediyor.
Terapiste gitti, konuşmadığı kardeşi ile dertleşti, annesi ile olan sorunlarını konuştular vs.. bakalım bundan sonrası ne olacak. Bir yılda ameliyat sonrası ile beraber 80 kiloya yakın  kilo verdi.. hedef daha fazlası tabi...
Psikolojik olarak fenaydı kız. Hatta doktora giderken, eğer ameliyat olamayacağı söylenirse hayatına son vermeyi bile düşündüğünü söyledi...


İzlerken ister istemez kendimi düşündüm... Sonuçta benimde yaklaşık 21-22 yaşımdan beri bi kilo problemim var. Aslında kendimi bu halimle çok seviyorum. Ki yemek yemeği de seviyorum... işte ironi burda başlıyor.
Çünkü hem kilo vermek istiyorum hemde yemek yemekten vazgeçmek istemiyorum.
Sağlıklı beslenmeye dikkat etmeye çalışsamda hareket halim az ve tam bir tatlı tutkunuyum.
Ve alışverişe çıktığımda istedğim tarzda kıyafetleri bulamamak, alamamak beni çok daraltıyo.
Çünkü sanki hepimiz slim fitmişiz gibi mağazalardaki kıyafetler.
Hele Koton ve Mango'da ki L bendeler bile S beden gibi...
 Ki ben kendimi aslında çokda kilolu bulmuyorum. Evet fazlalığıö var; şöyle göbeğim dümdüz olsa, bacakalar da kalın olmasa fena olmaz hani...
Ama ne yapayım bir türlü o incecik kızlardan olamıyorum. Hoş öyle bir derdimde yok inanın.
Ama yaş ilerledikçe sağlıklı bir yaşam ve yaşlılık istediğimden dolayı artık daha fazla dikkat etmem gerekiyor diye düşünüyorum.
Kendimle barışık biriyim ve bu halimi gerçekten de çok seviyorum...ama gel gör ki yaş aynı kalmıyor... yaş aldıkça kilolar aynı kalsa da göbekdi, basendi, kalçaydı aynı kalmıyor valla blog...

Belirli bi yaştan sonra sağlık sorunlarımla koşturmak istemiyorum.

İleride ki planlarım arasında bunlar yok.. Daha çok kitap okumak, kocamla kahve keyiflerim ve gezme hayallerim var.
Tabi kızı unutmamak gerek :))))

Hatta kardeşim; o zamanlar bekarım daha. Çok kızardı fazla yemek yememe. Abal derdi; inan sana diyorlardır " yüzün çok güzel, sen bu halinle de güzelsin" kanma onlara...
Zaten genelde kilolu olanların yüzü hep güzel oluyor deyip beni gaza getirmeye çalışırdı.
Ama anam ablasında hiçde o gaza gelme halleri olmadığından, belirli bir kilo verip alma hallerim halen devam etmekte....

Bazen öyle sinir oluyorum ki istediğim tarz da giyinemediğim için, beden bulamadığım için...

  İşte hem bu sebeplerden hemde aşağıda yazdığım sebeplerden "hadi Gülşah "diyorum kendime...,
Şöyle biraz gayret et, sağlıkla yaşa harekete geç...
Çünkü bende ki en büyük kayıp, yaşamımda hareketin az olması, spor desen oda yok ama birkaç video baktım evde yapmaya başlayacağım.
Birkaç poşet taşıyayım hemen kollarım ağrıyor. Hatta evdeyim ama çoğu zaman bacak ağrılarımda oluyor...onu fark ettim.
Netten biraz araştırdım, az uyku, fazla kahve tüketimi ve anemi de yaparmış bacaklarda ağrı.
Özellikle oturuken yada yattığım zaman çok fazla hissediyorum. Zaten bende de belirtiler aynı, yazan nedenler de mevcut...
Ama erkenden yatamıyorum blog olmuyor valla. denedim bu seferde gece çok fazla uyanıyorum...

Ki şimdi bile bak bu saatte yazımı yazıyorum, sonra da gidip kitabımı okuyacağım. Sonrasında da artık ya 2 yada 3 gibi yatarım. Sabah da kızla beraber 9 da kalkarız....

İŞte izledğim bir programdan buralara kadar geldim.

Ben kaçar. İyi geceler okuyucu.