31.10.17

Şeker Portakalı, Güneşi Uyandıralım ve Deli Fişek / José Mauro de Vasconcelos

Çok uzun zaman önce okumuştum Şeker Portakalı / José Mauro de Vasconcelos kitabını.
Zeze'ye ve ağacına dair aklımda kalan birkaç detay vardı ama o kadar. Sonra tekrar okumak istedim. Bu sefer üçleme olduğunu da öğrenmiş ve diğer kitaplarını da almıştım.

Şeker Portakalı en iç burkanı bana göre. Küçük Prens kitabından sonra açıp açıp ara ara okuyabileceğiniz türden bir anlatımı ve hikayesi var. Bazı kitapların derinliği vardır işte bu seri kitapta öyle. Baktığınız da konusu sade, bait gibi gelebilir ama o yaşadıklarını yazıya dökmesi, okurken bize hissetirdikleri gerçekten de çok başka... Boşuna değil hala en çok okunan kitaplardan olması....


+ Nen var Zeze?
- Hiç. Şarkı söylüyordum.
+ Şarkı mı söylüyordun?
- Evet.
+ Öyleyse ben sağır olmalıyım.
"İnsanın içinden de şarkı söyleyebildiğini bilmiyor muydu yoksa? Bir şey demedim. Bilmiyorsa bunu ona öğretmeyecektim."
"Uyuyalım. İnsan uyudu mu her şeyi unutur."


Yoksul bir ailede büyüyen, aksi bir baba... haylaz ve yaramaz denebilecek kadar hareketli ve aklına bin bir türlü şey gelen Zeze.
Ve tabi kendisine "şeytan" lakabı takılıyor ve her seferinde tokadı ve dayağı yiyor...
Yazar bu kitabını 12 günde yazmış... nasıl yani dedim kendi kendime. 
Kendi hayatından, yaşadıklarından yola çıkarak yazmış kitaplarını Vasconcelos. Kendisi de yoksul bir aile de büyümüş, okumak itememiş ve en büyük hayali gitmek, çok uzaklara gitmek ve keşfetmekmiş.
Kitaba ismini veren de; arka bahçelerinde bulunan ağaçlardan birinin de portakal ağacının olması ve bizim ufaklığa da bu ağacın düşmesi...
Sonrasında da ağaç ile arkadaş olması ve konuşması/ konuşturması ... Bir çocuğun hayal dünyasının sınırı yok gerçekten de... 



 Hemen devamı olan Güneşi Uyandıralım kitabına başladım.
Bu kitapta artık Zeze başka bir aileye evlatlık verilmiştir, okutsunlar ve daha iyi bir yaşam sürsün diye.
Tabi başka bir aile de yaşamın zorlukları, zorla piyano çalışmalar, yemek saatleri habire başına kakmaları bir çok şeyi... sevgi açlığı...
Bunları yazıyorum ama kitapta okurken acıtasyon yok, daha çok artık çocuklara bakış açınız değişiyor....
Bu seri de Zeze artık 15 yaşındadır, kiliseye gider, derslere girer ve sınıfın en başarılı öğrencilerindendir. 
Hayal dünyasında iç sesinde kendine iki tane arkadaş edinir ve onlarla dertleşir, sohbet eder... 
Yol gösterici gibidir adete....Zamanı gelince de bu konuşmalara son verir..
En yakın sırdaşı da öğretmenlerinden biri olan Peder'dir ve hayatına dair çok ışık tutar kendisine.

Ve son kitap. 
Zeze evlatlık verildiği aile ile arasında ki buzların eridiği bir dönemdir. Babası ile sohbetleri artar, daha bir sevecendir ve Zeze'de onları anlamaya başlar.
En büyük tutkusu yüzmek ve gitmektir, çok uzaklara gitmek ister. Aşık olur, ayrılır ve acıları yaşar.
Bir gün uzaklara giden bir gemiye biner ve hayata atılır....

Tabi kısa kısa detaylandırdım, kitap içindeki cümleler daha güzel. Eğer okumadıysanız mutlaka okuyun diyeceğim bir seri kitaptı benim için.


30.10.17

Cumhuriyet Bayramımızdan Kareler, Kum Sergisi, Watergarden

Dün üzerimiz de bir misginlik...
Sonra Merter'e "hadi Watergarden'a gidelim, Cumhuriyet Bayramı etkinliği varmış" dedim....
Biraz karasız kaldık, daha doğrusu üşendik, sonra da "hadi gidelim evde kalırsak uyukluycaz" diyerek kendimizi attık buraya :)

Watergarden'ın en güzel tarafı bana göre "su gösterileri", hele akşam ışıklandırma ile öyle keyfili ki izlemesi.
Burası birde diğer Avm'lerden farklı olarak sadece yiyecek üzerine mekanların olması, cafeler ve yeme içme bölümü var... İhtiyaç var mıydı derseniz? bilmiyorum ki... artık adım başı avm...

Bayram'dan dolayı gece Türk Bayra'ğını da lazerle yansıttılar, marş çaldılar ve havai fişek attılar.
Tabi bizim cimcime çok mutluydu.👪

Alt katında da ufak bir kumdan sergi vardı. Atatürk, Seyit Çavuş vb... tarihimizin önemli kişlerinin kum heykelleri.
Böyleyken böyle işte.... dün güzeldi bugüne de şükür, yarına da Allah Kerim.

İyi haftalar. :)
Evde de bayram havası vardı bizim. Çocuklara Cumhuriyet Bayramını anlatmak ve yaşatmak için.
arkada ki çamaşırları yok sayın. :))))







26.10.17

Her kız biraz Annesine benzer.. Değil mi?

Dün gece dayanamayıp ikiye kadar oturdum. Aslında daha da otururdum ama..işte hayat! :)

Sabah 06:15 gibi bizim kız uyandı tabi enerji full.  Bugün okula götürdüm artık çünkü evde sıkılmaya başlamıştı, öksürüğü de bayağı bir geriledi. Sabahtan biraz oluyor  o kadar.

Bugün okul aile birliği toplantısı vardı okulda. Bir garip duygusal oldum. Her zamanki gibi "ne zaman büyüdü kızım yahu?" nidaları ile içim dolu olarak gittim. Ara ara hala inanamıyorum kreşe başladığına.
Öğlen hava bildiğiniz buz gibiydi.... Ki ben çok üşümem bağrım açık gezerim ama dondum bugün.....

Neyse efenim "ben, ben, ben" diye başlayan cümleler hiç bitmez.

Beklerken düşündüm; ne çok "ben farklı olucam, ben senin gibi olmıycam" derdim anneme; o geldi aklıma.
Bekarken bizim evde, her gün sabah erken kalkılır kahvaltı edilir, o sofra beklemez hemen toplanır, sonra kahve içilir ve sabah erkenden süpürme silme işlemi biterdi. Abartmıyorum her gün ev süpürür, süpürtürdü annem.. .😲
Kendince düzeni, kuralları vardı. O ev süpürme işi asla öğlene kalmazdı, ola ki biri geldi ve öğleden sonraya kaldı..."cık" olmazdı. Ev işi dediğin sabah erkenden yapılırdı. Hatta tozlar alınır, cam önleri silinirdi... Hele aygaz silinir paklanırdı...
Bende hep anneme (can annem nurlar içinde uyu, yattığın yer cennet olur İnşAllah) ;
Evlendiğimde senin gibi bir ev hanımı olmayacağım...
derdim. Gerçekten de olmadım ama gün geçtikçe de bazı huylarım benzemeye başladı yahu....

💒 Evet her gün sabahtan evi sil süpür yapmıyorum, kendimce bir düzen oturttum ona göre yapıyorum.
Ama düzeni seviyorum, düzenliyimdir, dağınık olsun istemiyorum ev.
💒  Yer yer kendimi annem gibi davranırken buluyorum evde... sonra da "silkelen Gülo burası senin evin senin düzenin" diyorum, hayata bir kere geliyoruz evi temizliycem diye uğraşıp didinme...
Hem nasıl olsa hep temiz kalmıyor değil mi?
💒Bazı takıntılarım da yok değil;
İlla ki banyo lavabosu temiz olacak, kirli bir banyoda el yüz yıkamaktan hoşlanmıyorum, mutfak tezgahında bulaşıktan hoşlanmıyorum, yatarken kontrol edip ne var ne yok bulaşık makinesine atıyorum hop çalıştır makineyi sabah hazır :::)))))
Birde aygaz temiz olsun istiyorum, yemek yaparken hele bir taşsın, ocağı kapatıp aygazı silip tekrardan pişirme işlemine devam ediyorum....😬

💒  Ama bu hayat bana o kadar çok şey öğretti ki;
 ütü mü var; canım istemiyorsa yapmıyorum, ev mi süpürülecek; dışarı çıkacaksam hiç ertelemem hop dışarı çıkarım, bazen bir haftayı evi süpürmeden bitirmişliğim var. Banyo temiz olsun yeter. :)
Çünkü zaman ve an o kadar değerli ki... hiçbir şeye değmez zamanı kaçırmak....

Tabii annem açısından düşününce, hayatı o şekildeydi, öyle görmüş öyle yetişmiş ve öyle de gelin olmuştu annem... Babanem çok titiz kadınmış, ondan çok şey kapmış annem....
Ve kendi evinde de düzeni devam ediyordu.

💒   Bende kendi evimde düzeni oturttum sonuçta.... İŞ her zaman yapılır an'ı kaçırmayayım yeter, kızıma da öğretmeye çalıştığım bu. 
Sözlü pek etkisi olmadığından davranışlarımla örnek olmaya çalışıyorum.

Annelik kolay değilmiş "anne" olunca anladım... 

Velhasıl ediğim gibi de olmadım, kendim gibiyim evimde çok şükür... 
Ama ara ara da benzer huylarım baş göstermiyor değil anacığımla... sonra  bir silkelenip kendine gel deyip hop an'a geri dönüyorum.


İyi geceler.....

Hafta Biterken... Kitap Kulübü sezonu...


Bu hafta Umay evde olunca gündüz sıcak bir Türk Kahvesi içmek zor oluyor çünkü devamlı oyun oynama modundayız efenim. Bende akşam kız uyuduktan sonra bir tane daha içiyorum.☕
Geçen gün de böyle olunca, hem bulaşık makinesini boşaltayım hemi de kahvemi içeyim dedim ve ohhh mis gibi sıcak kahve içtim.😊

Veee karşınız da ben deniz.
Umay'ın gözünden annesi. Çok seviyor bizi çizmeyi, evde devamlı " anne kapa gözlerini" modu ve sonrası "bak seni çizdim" cümlesi.
Sonrası da kapıya yapıştırıyoruz. Her bir karesi öyle değerli ki.
Çok önemsiyorum mutlu çocukları, ilerde anılarında "çocukluğu güzel hatıra olarak kalsın" istiyorum.
Bir daha geri gelmeyecek çünkü.
Kendi çocukluğumu düşündüğümde; çoook güzel günlerimiz oldu ama üzüntü ile andığım anılarım da oldu...
O yüzden istiyorum ki, benim yavrumun anıları güzel olsun. Bizim yaşadığımız hiçbir sorundan onlar sorumlu değil o yüzden onlara yansıtmamak gerektiğini düşünüyorum.

 Geçen gece baktım ütüler yine dağ gibi olmuş, bende de bir bayram havası....💃💃💃
Yani hangi ara bu kadar çoğalıyorlar anlamıyorum, mümkün mertebe düzenli yapmaya çalışıyorum ama; bilemiyorum yani ( temsili çocuklar duymasından Gönül ben )👀😁
Tabi baktım canım yeni kitaba da başlamak istiyor.... Bu arada ders de çalışmam lazım. Bu ara hiç kitap yüzü açmadım... sınavlardan kötü not alırdam ömür billah vallahi beyimin çenesinden kurtulamam...

Velhasıl ben Şeker Portakalı'nın üçlemesi olan ikinci kitabına başladım. :)
 Tabi bugün o ütüleri yaptım.....
Hatta yeni ütülere yer açtım............


 Veeee bugün kitap kulubümüzün 3.sezonuna başladık. Bu toplantımız da yazın okuduğumuz, etkilendiğimiz kitaplardan, filmlerden bahsettik.

Gelecek ay İza'nın Şarkısı kitabı için toplanıcaz.
Terapi gibi geliyor bu görüşme bana.
 Yine keyifli bir akşamdı.
Bizde böyle işte blog...
Haftanın bitmesine ne kaldı....

İy geceler.



Uçurtma Festivali...

Şuan şu yağan yağmuru izlemek, dinlemek vardı sabaha kadar amaaa nerdeeeeeee....
 Güne erken başladığımız için uzun zamandır gece oturmalarım sekteye uğradı. Benim için hem iyi hem kötü...

Cumartesi günü Kadıköy Moda Sahilinde "Uçurtma Fetivali" organizasyonu vardı. Facebook sayfalarından duyuru yapılmıştı. Hava da mis gibiydi.
Sevdoş'a dedim al ge Toprak kuzusunu... Tamam abla dedi, kahvaltıya geldiler, güzel bir aile kahvaltısı oldu.
Sonra aldık çocukları doğru Moda Sahile..... Birde öğrendik ki eefenim organizasyon iptal olmuş, nisan ayına ertelenmiş.. Tabi sayfalarında herhangi bir duyuru yoktu...😕😤

Allah'tan hava güzeldi de çayor çimen, park yayıldık. Bizim gibi ailece gelenler vardı, uçurtma satan bi abi de vardı. Aldık uçurtmalarımızı kendimizce eğlendik. Güzel bir gün oldu çocuklar içinde...

Çok da heveslenmiştik bu güne. Her çocuk gibi Umay'ın da dilinde idi uçurtma uçurmak...
Gerçi Toprak ve Umay'dan çok Sevda ile Merter uçurdu. Keyfine vardık... :)
Uzun zaman olmuştu Moda Sahile inmeyeli. Kapalı zanediyordum. Oysa cıvıl cıvıldı. At yere örtünü otur et muhabbeti.  Özlemişim sahili.
Hayallerim arasında sahile atıp sandalyemi, kahvem kitabım, kulağımda müziğim... oh miss.. tabi şimdilik uzak bana, kızçenin biraz daha büyümesi gerek...





Pazar günü bizim kızda kuru öksürük başlayınca bu hafta okula göndermeme kararı aldım. Tabi evde sıkılınca kızçe bugün "okula gitmek istediğini" söyledi. Zaten daha da iyi. Yarın götürücem artık okula.
Okul dönemi çok iyi oldu kıza. Yaşıtları ile oynamak, etkinlik yapmak iyi geliyor.
29 Ekim'e hazırlanıyor evde Cumhuriyet şarkısı dilimizde...
Çocukların ezberi kuvvetli bi bakıyorum Umay'da söylüyor bizimle..
Garip oldum öğretmeni kıyafet ile ilgili yazı gönderince. Bir andan sonra zaman çok hızlı geçti bizim için. Bu an da o anlardan biri....


Bugün de 3.sezon kitap kulübü toplanmamız başladı. Artık buda diğer yazının konusu olsun.

Bi ses vereyim dedim..





19.10.17

Fark ettim ki, bazen ben....

Bu sene her şey çok hızlı ve ani oldu benim/izim için.
Acıyı da sevinici de yaşadım... Ama en çok içime yer eden, acıtan ve yanan acım oldu...😔

⏳ Fark ettim ki;  eski komşularımız ile konuşamıyorum hatta Kartal'a gittiğimde gözüm hiç aramıyor onları. Eskiden" acaba eski tanıdıklardan görür müyüm?" derdim.......

⏳ Fark ettim ki; slov parçaları dinlemeyi eskisinden daha çok seviyorum ama daha az dinliyorum... içime akan yaşları sesli akıtmaya gücüm yetmiyor artık....bazen baş etmekte zorlanıyorum duygularımı...
Hala inanamıyorum,içim kabullenmekte zorlanıyor... son konuşmalarımız geliyor aklıma.. daha zaman vardı erken oldu be annem diyorum... kendimi teselli ediyorum ama bu bile canımı acıtıyor.....
Sonra da şükretmeye başlıyorum yaşadıklarımıza, geçirdiğimiz zamanlara... tevekkül ediyorum, böylece kabullenmem daha iyi oluyor... dünya böyle diyorum, bazı şeylerin yaşı yok diyorum diyorum diyorum diyorum......ağlıyorum, gülüyorum, ağlıyorum... diyorummmmm........

⏳ Fark ettim ki; uzun zamandır yüksek sesle müzik dinlemiyorum.... kızı okula bıraktıktan sonra eve döndüğüm de mümkün olduğunca sevdiğim parçaları dinliyorum... hemde son ses neredeyse...

⏳ Zamanımı çok plansız yaşıyorum ve hiçbir şeye vakit yetiremiyorum. Fark ettim ki arada programlı yaşamak iyi geliyor bedene.....
Çünkü sonrası kendime; zaman yetmiyor, hiçbir şeyi yetiştiremiyorum cümleleri dilimde..
Gerçekten de yetişemiyorum zamana..... buda canımı sıkıyor.... internette bir yazıya denk geldim...  her şeyi hızlıca yapmak, yaşamak sebep oluyormuş buna( kızılderili sözlerden birinde yazıyordu sanırım, ne varsa bence Kızılderililer'de var)

⏳ Biraz sakinliğe ihtiyacım var, dinginliğe ve yavaş yaşamaya. Diyeceksiniz "ne var bu kadar hızlı yaşıyorsun?"
Oysa ki gerçekten de bende bilmiyorum. Çalışmıyorum, ev hanımıyım, benden hizmet bekleyen bir kocam da yok. Hayat müşterektir deyip birçok şeyi birlikte yapıyoruz.
Ama yinede hep bir şeyler eksik bende.... bazen soruyorum kendime... belki de yardıma ihtiyacım vardır bilmiyorum ki....

Dansa başladım bedenime ve bana iyi gelsin diye... geliyorda....

Şimdi sırada aklımda olan pilates dersleri var... birde tekrardan meditasyon yapmak istiyorum. Zihnimde ki sesleri, rüyalarımı kontrol etmem gerek yoksa bu düzensizlik beni çok rahatsız ediyor... Kendi kontrolümü kaybetmek iyi gelmiyor... sanıyorum her şeyin farkında yaşamak böyle zor işte... 
Rahatsız mıyım?! değilim çünkü farkında yaşamak hayat tarzım, felsefem, öyle boş boş yaşayamam  ki ben...


⏳ Fark ettim ki uzuuuunn zamandır çiçek almıyordum eve... Bir ara çok sık alıyordum oysa...
Bugün hemen çiçekçiden aldım Kasımpatılarımı.... İçime renk geldi.
İç döküş yazımı okuuğunuz için teşekkürler size de.... 💜💜💜💜

18.10.17

Oya Baydar Kitapları...


Oya Baydar'ın kalemini, anlatımını seviyorum. Daha önce de "Sur Önü Diyalogları" adlı kitabını okumuş çok etkilenmiştim...
Doğu'ya gidip aktardıkları hiç de yabana atılacak şeyler değildi....
Bu iki kitabı da D&R'ın indirim zamanında görmüş ve hemen almıştım. Aslında almıycam daha kitap, önce elimdekileri bitiricem desem de duramıyorum...
Hoş o kadar uzunnnnnn zaman oldu ki kitap almayalı.
Artık sevdiğim yazarların okumadığım kitaplarını alıcam.

Çünkü seri kitap almıyordum ve biraz dağınık kitap okuma listem var. Hoş bundan rahatsız değilim ama artık daha seçici okuyor ve ona göre alıyorum. Artık dedim ki kendime; sevdiğin yazarların diğer kitaplarını okuma zamanın geldi Gülo.... 👧

Yine konudan konuya geçtim :)

Önce "Yetim Kalacak Küçük Şeyler" kitabını okudum. Bir anlatı, günce kitabıydı. İsimlerden çok olaylar vardı....

Yazarın kendisi hem sosyolog, hem yazar hemde bir aktivist... Sol görüşlü biri. Ki eskiden varmış bence solcu sağcı, şimdi böyle şeyler daha bir anlamsız geliyor televizdakilere bakınca.

İyi ki iyi ki siyaseti sevmiyor ve anlamıyormuşum... diyorum okudukça...
Bu da ayrı bir yazı konusu olsun...

Bu kitabında acı, hüzün, sevinç ama en çok hayal kırıkları vardı.... Eğer içinizin daraldığı bir dönem varsa o dönemde bu kitabı okumayın.

Diğer kitabı ise "O Muhteşem Hayatınız"

“Hangisi gerçek hayatım benim? Kendi yaşadığım mı, onun anlattığı mı?”

Ünü dünyayı sarmış Türkiyeli bir primadonna, bir diva... Onunla ilgili her türlü fotoğrafı, ses kaydını, gazete kupürünü toplamayı hayatının amacı edinmiş, tutkulu hayranı bir müzik öğretmeni... Annesinin izini süren genç bir kadın...Eski fotoğrafların ayrıntılarında gizli, derin bir sır: sadece Diva’nın yaşamının değil, Türkiye’nin yakın tarihinin puslu, karanlık bir kesiti...

Muhteşem hayatlar, parlak dekorların arkasında neler saklar? Muhteşem, ışıltılı, kusursuz görünen yüzümüzde, kendi kendimizden bile sakladığımız ne yıkımlar gizlidir? Kendini tanımak, kendi gerçeğiyle yüzleşmek insanı nerelere sürükler? Oya Baydar, beklenen romanı O Muhteşem Hayatınız’da, her biri kendi kimliğini arayan roman kahramanlarıyla, insanın ve bu coğrafyanın derinliklerine götürüyor bizi. Roman, derinlerde saklı gerçeklerle yüzleşmeye hazır okurunu bekliyor.
 

Yukarıda kitabın arka kapak yazısı... Konu olarak çok iyiydi, yazarın olaylara bakış açısı ve aktarımı bana göre muhteşem...

Yalnız bu kitapta bişey eksik gibiydi. Yer yer çok uzatmalar vardı ve asıl konuya neredeyse kitabın sonlarına doğru girmişti...
O yüzden de ara ara çok sıkıldım.... Bitirmeme sebep belkide kayıp kız çocuklarının duyarlılığındandır...

Bu seri de böyle bitti...



17.10.17

İki film bir günlük.....

Geçtiğimiz çarşamba  akşam Umay'da kuru öksürük ve sesde çatallaşma olunca, perşembe-cuma okula göndermedim. Haftasonu ile birlikte toplarlar dedik. Ve çok şükür ballı polen ve ıhlamur içirerek toparladık.
Tabi kızım evde olunca, ev işleri, yemek yapma faslımız bitince oyun zamanı oluyor.😊
Bir bakıyorum akşam olmuş bile... Haftasonu da evde bunalan kızçeyi alıp biraz Kadıköy'e indik; hem ona hem bize iyi geldi güzel hava.

Kızı her okula bıraktığımda "eve gidip ayaklarımı uzatıp televizyonu açıp film izleyeceğim" diyorum ama nerdeeeeeee.....
Henüz bu keyfe erişmiş değilim. "Neden" derseniz?
Eve gelince ilk iş çayı ocağa koyuyorum sonra da biraz bloglara bakayım, okuyayım diyorum, bazen yorumlar yazıyorum sonra kendim oturup yazayım diyorum bi bakıyorum 2-3 saat geçmiş ile... Kızı okuldan alma saati gelmiş.
Çoğunluk ben alıyorum bazen de babası alıyor...
Bugünde eve geldim çayı mı demledim, hatta hem yazıyor hem çayımı içiyorum :) "kitap okuyayım 📕📖uzun zamandır Oya Baydar-O Muhteşem Hayatınız "elimde ve bitiremedim. Aslında akıcı bir kitap ama başka yoğunluklardan ona sıra gelmedi. Bir kitabı 3-4 güne bitirmeyi seviyorum. Uzun uzun elimde kalırsa bir yerden sonra büyüsü gidiyor gibime geliyor.
Elimde okunmayı bekleyen çok  kitap var ve kendime yıl sonuna kadar bitirme hedefi koymuştum... Hedef uzak gözüküyor yahu... hızlanmam lazım.
Aynı zamanda ders de çalışıyorum....
Hatta ve hatta o kadar uzun zaman oldu ki kendime kitap almıyorummmmmmm....düşünün istikrarı...( geçen hafta bir tane aldım ama kitap ne yapayım aylardan sonra iyi geldi yahu😍 )
Bu hafta iki film izledik ve ikisi de iyiydi. Sizinle de paylaşmak istiyorum.


 Baby Diver...  2017 yılı yapımı aksiyonu ve hızı bol bir film... Çoook övülmüş bana göre o kadar da değil ama keyifli bir filmdi. Hani diyoruz ya hep "bir izlenimlik" filmlerden.
Ama film müzikleri çooooooook iyidi. Bulursanız mutlaka dinleyin, sizi keyfilendirecektir.
Konusu da; suç lideri bir adam ve her iş için ayrı çetelerle çalışan yalnız sürücüsünü hiç değiştirmeyen bir  adam....
Sürücümüz kulağına müziğini taktığında yollarda kimsenin tutamayacağı bir sürücü...
Bir kıza aşık olur ve sonrası başlar...





 The Danish Girl  Danimarkalı Kız, Tom Hooper'ın yönettiği ve senaryosu David Ebershoff'un ressam Lili Elbe ve Gerda Wegener'ın hayatından esinlenerek yazdığı aynı adlı kitabından uyarlanan 2015 yapımı İngiliz-Amerikan biyografi filmi.
Ödülleri de toplamış bir film. Gerçek hikayeden uyarlama. İzlerken hep kendimi karısının yerine koydum belki benimde bir kadın olmamdan kaynaklı.... Aslında bir erkek için daha zordur ...Düşünsenize evlisiniz, sizi çok seven bir karınız var ama sizin içiniz kadın duygularıyla dolu.....

Başrol de oynayan Eddie Redmayne'yi diğer filmlerden de çok beğenirdim bu filmi ile muhteşemdi. O mimikler, ifadeler .... zor bir şeyi başarmış.... Sanıyorum bunda fiziksel olarak da kadın rolüne uygun karakteristlik hatları vardı....
Bu muhtşem filmi izlemediyseniz izleyin...







15.10.17

Masumiyet Müzesi Orhan Pamuk

Bir önceki yazımda bahsetmiştim( Gamze'nin bloğu http://yasamizi.blogspot.com.tr/; Gamze ile buluştuğumuz da Masumiyet Müzesi'ne gitmiştik.
Taksim Caddesi'n de dolaşırken Çukurcuma'ya doğru dönüp sonrada müzeye gitmeye karar verdik.
Ben romanını seneler seneler evvel içim daralarak okumuş ve bitirmiştim.
Çok fazla betimleme vardı kitapta ve bu beni çok sıkıyormuş o zaman iyicene anladım :)
Gamze'de kitabı okumamış ama müzeye gitmek istiyordu elbet bende merak ediyordum müzyi... Ama nedense bana uzak bir yerdeymiş gibi geliyordu.
Konuşma esnasında Gamze; "çok yakın buraya gidelim mi? "
diye sorunca; "hadi gidelim" dedim ve gittik...
Öncelikle bu fikir çok güzel ve çok da başarılı bir müze olmuş onu diyeyim. Her ne kadar Orhan Pamuk bu kitap ile beni boğmuş olsa da müze ayrı bir şey...
Kitapta incık,cıncık her şeyi yazmıştı. Yok Füsun elini şöyle koydu, yok Füsun mutfağa gitti...saat bilmem kaç... şimdi şurdan geçiyoruz.. derken...

Velhasıl müze de eğer sesli rehber alırsanız ekstre 5 TL ödüyorsunuz ve Orhan Pamuk kendi sesi ile size numarasına bastığınız her fotoğrafı ve sayıya denk gelen kitaptan bölümü okuyor...
Her detay düşünülmüş...
Kendisi de belirtiyor ki; annesinden ve gittiği yerlerden ileri de müze açacağını kafasına koyduğundan, antika, değerli olan porselenleri, eşyaları toplamış...

3 katlı, fonda müzik, duvarlar da eski filmlerden yansımalarla dolu bir müze evdi... Özellikle evin rengi koyu yapılmış, perdeler ve camlar kapalı, kasvetli bir hava hakimdi... Sanıyorum bunda romanın da kasvetli, hüzün ve ayrılık dolu bir aşk acısı ile ilgili olması etkili....

Yolunuz Çukurcuma'ya düşerse uğrayın.
Müze giriş ücreti; öğrenci15 TL, tam: 20 TL