15.7.19

Günlük Haller....

Gecenin şu saatlerinde ki sessizliğe tek kelime ile bayılıyorum. Şuan saat:01:30
Birde üstüne hafiften yağmur yağıyor ve sesi geceye eşlik ediyor,  bir de üstüne toprak kokusu....eeee daha ne olsun dimi ama...şükür çok şükür 🌹
   Hafif de hava serin bir şal  almalık... İşte bayıldığım anlardan biri..... Böyle zamanlar da sabahlamak isterim... Uzun zamandır yapamıyorum tabi.
   Neyse ki biraz da olsa geç yatabiliyorum, gündüzleri şekerleme de yapıyorum. 😁
Öyle olmasa zor halim.....
Sanıyorum bu hallerim de yeme biçimimin  de etkisi var. Şekerli ve karbonhidratlı yiyecekler çok tüketiyorum. İşin garibi,  biliyorum,  her şeyin farkındayım lakin yemek yemeği çok seviyorum.........
      Yalnız 40 yaşa az kaldı artık ciddi kararlar almak gerek,  sadece dilimin söylemesi yetmiyor,  uygulama da istikrar gerek....
    Vücut yavaş yavaş bazı şeylerin sinyallerini veriyor; aman Gülşah dikkat et diyor....anlayana tabi....
    Yoga ve pilates derslerine başladım. Bende sorun şu; başlamak değil de devam ettirebilmek,  bide yanında dengeli beslenmeyi öğrenirsem değmeyin keyfime....
Havalar malum... 2 haftadır havuza da gidemiyoruz...attıyoruz kendimizi ta Kadıköy sokaklarına ya da eve...
  Daha önce de demiştim ya hani,  yazın fazla kitap okuyamıyorum diye... Bu aralar  bunu dert etmediğimi fark ettim,  daha çok an-ı yaşamayı seçtim... Bu duyguda zamanla oluyormuş onu anladım. Bazı şeyler için yaşanmışlıklar gerekiyor....
Dizilerden de OutLander disizi izliyorum. Dönem dizisi,  bir de Big Little Lies....

Öyle işte....
İyi geceler,  iyi haftalar. 🌼💮


9.7.19

Orlando Virgina Woolf

Yanlış hatırlamıyorsam ilk "Kendine Ait Bir Oda" ile tanıdım Sevgili Virginia Woolf'u...
Kalemine hayran kaldığım bu kadını; geç tanıdığım için üzgünüm...
Tabi bayağıdır İnsatgram'da sağ olsun.... popüler kitaplar arasına giriyor kitapları...


Hayatını tekrar okuduğumda kendisi için ilk yorum, döneminin ilk feminizmi savunan kadın yazarlardan. Zaten Kendine Ait Bir Oda'da bundan çokça bahsediyor. Şimdi ki zamanla değil de kendi bulunduğu dönemle düşününce kitabı...o kadar cesurca yazmış ki kitaplarını.
Zor bir hayatın yanında  psikolojik olarak da dönem dönem krizler geçirmiş lakin çabuk toparlamış. Sonrası savaş dönemi ve içinde bulunduğu toplumsal olayları belirli bir yaş döneminde daha fazla kaldıramamış , eşine ve kardeşine mektup bırakarak hayatına son vermiş bir yazar...


📚 İndirim zamanı dört kitabını daha aldım.
"ORLANDO" ile başladım. Başlarda biraz durağan gibi gelse de....ilerleyen sayfalar da o kelime ahenklerine,  fantastik anlatımlara lakin bunu çok da hissettirmemesine bir kez daha hayran kaldım. Evet uzun süreler oluyor ama siz okurken fantastik kitapmış gibi düşünmüyorsunuz.

📕Kitaba gelirsek özellikle o dönem de cinsel kimliği ile ilgili kitaplar yazmak bence cesaret işi. Ve bu kitabında Sevgili V.Woolf'un hayran olduğu  komşusunda esinlenerek yazmıştır.
Belirli bir yaşa kadar erkek olarak yaşar Orlando; ailesinden iyi bir miras kalmıştır,. Tektir.
Şiire meraklıdır. Yazmaya çalışır... Hayatı öyle güzel mizahi bir dille anlatmış ki yazar... Özellikle betimeler ve ara ara araya girip kısa açıklamaları nefes gibi..   Kendisi de kitabın bir çok yerinde , biyografi kitabı olduğunu,  bazı detayları es geçtiğini falan yazıyor. Siz de okur olarak bazı yerlerin zaten çok detaylanmasına gerek olmadığını biliyorsunuz. Çünkü okur olarak merak ettiğimiz başka bir şey oluyor..  Bir döneme tanıklık ediyor Orlando....


Sonra bir sabah uyanıyor kadın olmuş.... Sonrası olanlar da çok ilginç. Özellikle duygu anlatımları ve bunları Orlando'ya anlatması,  ondan dinlemek.... Yazılacak çok detay var ve  okumayanlarınız olabilir o yüzden çok da özetini vermek istemem. Aşağıya kitaptan bir kaç alıntı bırakayım,  bir de "bilinç akımı" yöntemini açıklayayım. Çok sonra öğrendim  bende ve sevdim bu yöntemi 😊

"Önemsiz ayrıntılar gibi görünseler de,  giysilerin bizi sıcak tutmak dışında daha önemli görevleri olduğu söylenir.
Bizim dünya görüşümüzü de dünyanın bize bakışını da değiştirirler."


"Gürültüden sonraki sessizliğin daha derin olması henüz bilimsel olarak doğrulanmamıştır. Ama sevişmenin hemen arkasından gelen yalnızlığın kendini çok daha fazla hissettirdiğine çoğu kadın yemin edebilir."

Arka kapak yazısı der ki;

Virginia Woolf’un, yakın arkadaşı, karizmatik, biseksüel yazar Vita Sackville-West için yazdığı Orlando, eğlenceli, fantastik bir ‘sahte biyografi’. Canı istediğinde bukalemun gibi biçim, daha doğrusu cinsiyet ve kimlik değiştiren tarihi bir karakterdir Orlando. Erkek olarak başladığı hayatını kadın olarak sürdürür, on altıncı yüzyılda soylu bir aileye doğar, birkaç yüzyılı hızla yaşar, bir gecede cinsiyet değiştirir, yirminci yüzyılın ilk yarısına bir kadın yazar kimliğiyle ulaşır. Delikanlılığında Kraliçe’nin sevgilisi olur, İngiltere Kralı tarafından İstanbul’a büyükelçi olarak gönderilir; Çingenelerin arasında da yaşar, saraylarda da; edebiyat sevdalısı, melankolik bir şairdir; çeşitli kimliklerde çıkar karşımıza Orlando ve değişken ruh halleriyle, yaptıklarıyla hep şaşırtır. Viktorya Dönemi değerlerini eleştiren ve cinsiyet, özgüven, hakikat, kimlik, kişinin toplumdaki yeri, edebiyat gibi konulara şiirsel bir üslupla dokunan Woolf’un kendi deyişiyle Orlando, yazarlık yaşamında tasasız bir tatil; kafaları karıştırıyor, ne yana döneceği belli olmuyor ve bu yüzden de keyifli. 
“Kuşkusuz Woolf’un en yoğun eseri, çağımızın da en olağandışı romanlarından biri.” 
Jorge Luis Borges

Bilinç Akımı/Akışı Tekniği Ve Özellikleri

Kişinin aklından geçenlerin birinci kişi ağzından yansıtılmasıdır. Bu teknikle yazar; kahramanın, hayatı, nesneleri, etrafında gördüğü şeyleri nasıl algıladığını, bir bilinç yansıması eşliğinde aktarır. Derin, soyut ifadelerden meydana gelir.
Bilinç akışı tekniği, genellikle iç çözümleme ve iç konuşma tekniği ile karıştırılmaktadır. İç çözümleme anlatıcı-yazarın araya girerek kahramanın duygularını, düşüncelerini okura aktarmasıdır. İç konuşmada ise yazar aradan çekilir, aktarma görevini bırakır; okura roman kişisinin zihnini bir sinema gibi seyrettirir.
İç konuşma ve bilinç akışı tekniği neredeyse aynıymış gibi görünür, ancak iç konuşma gramer bakımından düzgün, sentaks kurallarına uygun cümlelerle yapılan sessiz bir konuşmadır ve düşünceler arasında mantıksal bir bağ vardır. Bilinç akımında ise karakterin zihninden akıp giden düşüncelerde mantıksal bir bağ yoktur. Daha çok çağrışım ilkesine göre akarlar. Ayrıca gramer kuralları da gözetilmez. Bilinç akımında yalnız düşünceler değil, duyumlar, imgeler de yer alabilir.

2.7.19

Huzur Ahmet Hamdi Tanpınar

Aslında uzun zamandır elimde olan bir kitap "HUZUR/ Ahmet Hamdi Tanpınar"......

Daha önce " Saatleri Ayarlama Enstitüsü"nü okumuş ve hayran kalmıştım kalemine...
Arkadaşım bahsetmiş ve bende "okumalıyım" demiştim Huzur kitabı için. Sonra aldı bana da sağ olsun. 😊

Başladım kitaba lakin yaz dönemine denk gelmesi sekteye uğrattı pek tabi...
Çünkü artık tüm gün evde bizim çitlembik ve zamanım onula keyifle geçiyor. Evet ara ara yorucu oluyor,  çünkü parklarda ve dışarıda çok uzun saatler kalıyoruz... Ee vakitte keyifle geçiyor. Derken akşam da ertesi gün okul olmadığından biraz daha geç yatıyor.
Bana kalan zamanda ya eşimle dizi- film izliyoruz yada bazen sessizlikte balkonda oturuyorum.
Tabi böyle olunca da daha yavaş okuyorum.
Bunda Huzur kitabının dili de etkili oldu. Okurken daha yavaş ve sakin okudum.
📕 Türk Klasikleri kitaplarımıza biraz ön yargılıyım. Çünkü aklımda kalan,  ortaokul yıllarımızda okuduğumuz Kemalletin Tuğcu tarzı hep acıklı hikâyeler oluşu. Okurken hem çok daralır hem çok üzülürdüm. O yüzden Türk Klasikleri eksiğim fazladır.
 Ahmet Hamdi Tanpınar ise tam anlamıyla ruha işleyen bir yazar.
Hele o kullandığı kelimeler,  cümleler ve bakış açısı yok mu?
🍃 Kitapta neler yok ki.... Hele o eski İstanbul sokakları,  insanları, muhabbetleri.. Okurken size de geçiyor.
Konusuna gelince; Mümtaz'ın  hayatı, hayata bakışı,  aşkı Nuran , dostları,  sohbetleri, muhabbetleri....
Hele o kelimeler üzerine yapılan sohbetleri, fikir alışverişleri.....
İsminden de anlaşılacağı üzere temel nokta kahramanımız Mümtaz'ın huzura kavuşturacak iç nizami araması baz alınmış. Tabi bu aranırken aydın olma yolunda ilerlemeleri, ileryememeleri üzerine hayâl kırıklıkları... Derken o kadar özendim ki o sohbetlere.....
Arka kapakta şöyle der:

Huzur'un kahramanlarından Mümtaz, roman boyunca kendisini "huzur"a kavuşturacak bir "iç nizam"ı aramaktadır. Eserde hastalık, ölüm, tabiat, kozmik unsurlar, medeniyet, sosyal meseleler, çeşitli ruh halleri ve estetik fikirler iç içe verilir. Ancak bütün bunların üzerinde romana hakim olan Mümtaz'la Nuran'ın aşklarıdır. İstanbul, bu aşkın yaşandığı çevre olmaktan çıkarak, adeta bir roman kahramanı gibi ele alınır.


Okurken sık sık hissettiğim,  evet her zaman huzur, mutluluk, keyif yok yaşamda. Olmamalı zaten de. Yoksa bu kadar düşünce, sabır,  yol bulma çabaları ortaya çıkmazdı. Her ne kadar olaylar sevgi çevresinde dönse de bir döneme tanıklık ediyoruz.
Çok sevdim çok Huzur kitabını.

17.6.19

Üç Silahşor Ve Beni Asla Bırakma.....

Yıllar yıllar evvel televizyon da bilmem kaç milyon kez verilmiştir "Üç Silahşörler"
Kitabı olduğunu bende yıllar yıllar sonra öğrendim. 😊

🐴 İş Kültür Yayınları'nda indirim zamanı da ÜÇ SİLAHŞOR kitabını aldım.
Okudum lakin pek bana göre olmadığına kanaat getirdim. Filmini hatırladığımda da hiç baştan sona izlemediğimi anımsadım. Çok fazla mizahi filmleri sevemiyorum,  bir yerden sonra ilerlemiyor bende. Kitapta da aynı duyguyu hissettim......
 Birde bu ara çok fazla klasik kitaplar okudum ondan mıdır nedir bir daral geldi. Biraz da farklı kitaplar okumak istiyorum. Elimde ki 5 kitabı bitireyim diğer yayın evlerinin kitaplarına bakacağım.
🐴
Tabi film göre  kitap daha farklı. Genç hatta  çocuk yaştaki D'Artagnon Silahşor olmaya karar verir ve  babasının tavsiye mektubu ile yola çıkar. Yolda ve sonrası başına gelenler anlatılır. Üç silahşora katılır ama katılana kadar da başına gelmeyen kalmaz.
Hem saf hem kurnazdır bizimkisi.... 😊
Krala saldırı düzenleneceğini öğrendiği ve krala bağlı olduğu için onun askerleri ile beraber savaşmak ister. İşte o arada hem aşk,  hem kavga,  hem mizahi öğeler ile anlatılır olaylar.
Arka kapakta şöyle der...


Alexandre Dumas (pere) (1802-1870): On dokuzuncu
yüzyılda bütün Avrupa'yı saran siyasal ve sosyal çalkantılar içinde yaşamasına rağmen, daha çok 16. ve 17. yüzyılın tarihsel olaylarını konu alan üç yüzden fazla roman yazdı. Döneminin sevilen ve çok okunan romantik yazarları arasında yer aldı. Üç Silahşor, Monte Kristo Kontu, Demir Maske ve Siyah Lale en tanınmış eserlerindendir. Üç Silahşor iki yüzyıl sonra bile hâlâ keyifle okunan sürükleyici bir aşk ve macera romanıdır.

Bir diğer kitabım ise...BENİ ASLA BIRAKMA/ KAZUO ISHIGURO

Ah nasıl desem,  ne desem.. İlk "Günden Kalanlar" ile tanıdım kendisini... Cümlelerini,  örnekle indirmelerini çok sevdim. Anlattığı hikâyeler yüreğe dokunan, içşmizi biraz da acıtan olsa da hayata dair sorgulatan,  düşündüren ve bazı kurgularda yaşananlardan.......
Sadece kapak tasarımı biraz itici buldum. Oysa ki içindeki anlatıma uygun başka bir tasarım olabilirdi....

Konusuna gelince..... Bir yurt düşünün... Size orada her eğitimi veriyorlar gözetmen eşliğinde... Ve sonrası...

Yoook yazmam çünkü bu güzel kitabı benim gibi hâlâ okumayanınız vardır...
Aslında önemli olan Kathy H. olaylara bakış açısı,  yorumlayışı ve anlatımı.... Arkadaşlıkların arasında yaşananlar...
Orta okul ve lise de az çok yaşadığımız kızsal ve erkeksel tripler....
Öyle işte....
Siz ne düşünüyorsunuz?

İyi geceler arkadaşlar.



12.6.19

Alo, Harika Hanım, Nasılsınız?

Canım arkadaşım Ayla'nın paylaşımında görmüş eklemiştim listeme... Dayanayıp, bekletmeyip aldım ve hemen okudum. :)
Aslında önceliği "Beni Asla Bırakma" kitabına verecektim ama o kadar cezbetti kitap beni hemen bunu okudum.


📞 Okurken aklıma ergenlik dönemimizde ki telefon konuşmaları,  hoşlandığımız kişiyi arayıp eğer telefona evdekilerden biri çıktıysa susup dinleyip kapattığımız dönemler geldi 😁
Tabi arayan numarayı gösteren telefonlar çıkınca işletmeler de yalan oldu .
Hatta annem bağırırdı "kız yeter konuştunuz kapatın artık" diye.
Bir de telefon çalınca "ben bakıcam" kavgası olurdu.....
Sonra arkadaşlarla aramızda şifreli çaldırma metotları geliştirmiştik vs...


📞📞   Konuyu dağıtmayayım çünkü kitap çok etkileyici. Sizce de ismi güzel değil mi?
İki kişinin diyaloglarını okuyoruz. Yalnız bir kadın bir gün rastgele bir numara tuşlar ve hersey değişir,  karşı taraf da yalnızdır ve başlar kısa,  günlük konuşmalar.
Yer yer içiniz duygulanıyor okurken yer yer de kadına kızıyorsunuz ama haklı bir şeyleri de buluyorsunuz..... İçe dokunan satırlarla dolu bir  kitap.
Yazar öyle güzel Türkçe ile kısa ve öz  anlatmış ki duyguları,  yaşanmışlıkları...
 Altını çizdiğim birkaç cümle ile derim ki okumadıysanız okuyun. 😊

"Çünkü durmadan konuşmak ,  bir yerden sonra orada ne varsa onu sıradanlaştırır.
İnsanları  birbirlerinin gözünde basite indirger."
"İlk kez çok konuştuğumun,  beni çok  konuşturmak istediğini farkına vardım. Yalnız kendime ait,  yalnız kendimin olan sırlarım olmamalı mı? Bunları ille de başkalarıyla paylaşmam mı gerek?"








“Sorduk mu birbirimize, nasılsınız dedik mi bugün?”
Sıradan bir günün sabahında çalan telefon yaşamınızı değiştirebilir mi? Hiç tanımadığınız, yüzünü görmediğiniz, adını bile bilmediğiniz biri, kendi hikâyesiyle varlığınıza ayna tutan bir sese, hesapsızca içinizi dökebileceğiniz bir dosta dönüşebilir mi?
Hattın iki ucu arasında salınıp duran sözcüklerin toplamı, gerçek bir hikâye eder mi? Bir “alo” kadar mümkün, başka bir dünya kadar uzak... Orada biri var mı?
Farklı türlerdeki eserleriyle Türk edebiyatının 1950 kuşağının önemli kalemlerinden biri olan Tarık Dursun K., birbirine ses veren iki yalnızın diyaloğu üzerinden insanın ve insan ilişkilerinin mümkünlerine bakıyor: Aşk, aile, kimlik ve varoluşa dair zorlu sorularla şekillenen bu sıradışı temas, bugünün bir “tık”lık yalnızlığına da ışık tutuyor.
“Düşündüm de... Sizi tanımayı çok isterdim. Yakından bakmayı ve... Bu belki’leriniz var ya, onları söylerken yüzünüzün ne biçim aldığını görmeyi de. Nasıl bir kişisiniz?”
“Sıradan... Hiçbir özelliği olmayan...”
“Konuştuklarınızdan o çıkmıyor ama...”

(Tanıtım Bülteninden)

Hamur Tipi : 2. Hamur
Sayfa Sayısı : 168
Ebat : 13,5 x 21
İlk Baskı Yılı : 2019
Baskı Sayısı : 1. Basım

7.6.19

Günlük Haller....

Selam. :)

Bayram gezmesi bizde kısa oluyor... Babam yeni gitti Ortaca'ya, Sevdoş'umda Ortaca'da annesinin yanında... Bizde burada .:))
Sabah kahvaltıya kardeşim geldi, sonrası kıza söz vermiştik oyun parkına götürdük. Ordan kayınvalideme geçtik. Apartmanda da iki sevdiğim ablam var onlara çıktık...hop bitti bizim bayramlaşma........

Sonrası ise Umay'a yaradı hatta "anne bana bayram 4 gün" deyip deyip durdu.😊😁
Uzun zamandır "Ters Ev" e gitmek istiyordu. Maltepe Park' a gelmiş götürdük,  ordanda zıplama trapezine bindi,  aman deymeyin keyfine.
Bizde onun  peşinde pek bir  şendik çocuklar gibi 😬😊

Tabi benim alerji ilaçları yüzünden hayat kalitem o kadar düşük ki.... Sabahları çok zor kalkıyorum,  gün içi uyumak istiyorum ve devamlı bir yorgunluk halindeyim...
Bazen öyle daralıyorum ki bu alerjiden....

Öyle işte bir bayramın daha sonuna geldik. ...
Güzel bir günden kalan bir kare ile bitireyim yazımı.

Selamlar efenim. 🌼🌺

5.6.19

Mo Yan Ve Yaşar Kemal Kitapları...



 Selam.
#kitapgiybeti grubumuz ile #irimemelergenişkalçalar kitabını okuduk. İyi ki beraber okuduk arkadaşlarla yoksa bazı şeyler eksik kalabilirdi... Bir de  böyle sayfa sayısı fazla içeriği dolu dolu kitapları beraber okuyunca daha kolay oluyor.
✒ Yazarın ön sözünü okuduğunuzda bazı detayları açıklıyor. Özellikle bu kitabı "annelere" ithaf ediyor ve o dönem olanlardan etkilenen kadınların verdiği mücadeleden kendisin de etkilendiğini belirtiyor.
 İsmini özellikle " Mo Yan/ Sakın Konuşma "olarak alır yazar. Çok hoşuma gidiyor bu gelenekleri. Hepsinin şahıslarına özgü isim almaları...
Kitapta da bolcana farklı isimlere rastlıyoruz. Çinliler özelliklerine göre ad alıyorlar,  okuduğum başka kitaplarda da öyleydi.
☘ bu kitabı okurken o kadar içim dağlandı ki... Hele bazı sahneler,  yaşananlar,  çekilen acılar ve özellikle bir annenin ve evlatlarının yaşadıkları....fena çok fenaydı.
Tabi birde kitabı ismini veren Jintong var....meme düşkünü... Tabi bunun altında yatan başka sebepler de var. Özellikle anne-oğul ilişkisi çok önemli gelişim çağında.
✒Özellikle güçlü karakterlerle zayıf karakterlerin de bir nevi çatışması var  kitapta.
✒ En önemlisi de savaşın sonuçlarının getirisi..... Açlık,  yoksulluk, karın doyurma,  işsizlik,  tecavüz,  mecburen kendini satan kadınlar...daha ne anlatayım ki.....
☘ tabi her dönemde ve ülkede olduğu gibi " erkek çocuk doğurma " ve "soyunun devamı" gibi gelenekler.... Kadınların güzelliği olarak simgelenmiş ayak küçültme....
☘ ve son olarak diyeceğim o ki...okurken çocuğun meme takıntısına takılmayın... Evet büyük bir sorun ama daha önemli detaylar var kitapta..... Yer yer uzun uzun detaylar verilse de takıntısı hakkında aslında başka bir şey anlatmak istiyor yazar.....
Zaten araştırdığınızda da "meme takıntısı olan çocukların" henüz bebekken oral dönemden çıkamadıklarından kaynaklandığı da detaylardan biridir.

Tabi kitapta detaylar çok fazla anlatılmış. Günlük yaşam, savaşa hazırlıkları ki küçük bir kasabanın  yaşadıkları çok fazla betimleme ile anlatılmış.... sıkılmadan akıcı bir anlatımı var.

Aslında anlatılacak çok fazla detay var kitap ile ilgili ama okumayanlarınız varsa spoilerda vermek istemem.
Tek diyebileceğim sayfa sayısına aldanmayın, gözünüz korkmasın okuyun. :)

Diğer kitabım ise;

KUŞLAR DA GİTTİ/ YAŞAR KEMAL


Tabi Mo Yan'dan sonra ince bir kitap okumak gerekiyordu çünkü etkisi çabuk geçen bir kitap değildi.
Hoş bu kitapta iç burkan hikayeyle doluydu.
Özellikle 80'lerin İstanbul'u Dolapdere ve orada yaşam mücadelesi veren, göç eden ailelerin ve çocukların hikayesi idi. Novella Romanlardan biri idi. 79 sayfa kitap ama bitmiyordu bu sayfa sayısı ile anlatılanlar.

Vallahi bu ara içim dağlana dağlana bir hal oldu.
Yaşar Kemal okuyan sevenler bilir tarzını, özellikle cümleleri, vurguları, deyimleri ile öyle güzel anlatıyor ki duyguları....

Bu kitabı okurken kuşların mı kafeslerde yoksa insanlar mı kafeste sorarsınız kendinize...
Hele o çocukların kuşları yakalama serüvenleri ve üç kuruş ekmek parası için Taksime'e gidip satmaları ve yorumları nasıl da anlamlı....

Öyle işte.....

İyi bayramlar dilerim efenim... Selamlar.




31.5.19

Diziler....

Selam.
Bu aralar dizilere sardım/k.  Özellikle #deadtomenetflix #deadtome dizisini çok beğendim. Bunda bu tarz dizileri sevmem de etkili oluyor.
Hoş dizinin içeriğine bakınca hep bir aksiyon, hep bir olaylar zinciri var ama o arkadaşlık ilişkileri,  tripleri olmaması,  rahat olmaları çok hoşuma gidiyor. İşte diyorum aradığım arkadaşlık. 😉😊
Tabi diziyi  izlerken,  ahlak,  doğruluk,  dürüstlük kavramlarını da sorguluyorsunuz.... Her olayın altından başka bir şey çıkıyor ve anlıyorsunuz ki "hiçbir şey göründüğü gibi değildir....."

Sonrası ara ara #mariekondonetflix mini bölümleri izliyorum. Derleme,  toplama için ufak tüyolar hoşuma gidiyor. Hoş kendi adıma saklama huyum olmadığını söyleyebilirim. 😊

Bizim evde saklamayı seven eşimdir. Bağ kurar eşyaları ile arasında.
Bende kolay vazgeçerim ve şaşar bana. Bugün beğenerek aldığım bir şeyi uzun bir süre kullanıp sonrası eğer temiz ise ürün yardım evlerine değilse geri dönüşüme bırakabilirim. Merter ise sonsuza dek kullanır ve yenisine ihtiyaç duymaz. Bense yeni şeylere bayılırım 😁 aramızda ki bu fark da evde dengeyi sağlıyor. 



Bir diğer dizi de #therain bu tarz yani dünyanın felaketlerle karşılaşması olayları çok fazla dizi yapılıyor. İlgi ile izlerken içim daralsa da "neden olmasın" diye düşünmek çok yorucu çünkü dizide olanlar imkansız değil....

26.5.19

Ev hali.... Biten Kitap....


Selam.
Geçtiğimiz hafta bitirdiğim, hastalıklar sebebi ile paylaşamadığım kitabımı da ekleyeyim. 😊
Çok şükür daha iyiyiz hem eşim hem ben...
Merter kasık fıtığı ameliyatı oldu.  Üstüne salgın varmış bende o salgından nasibimi  aldım. Kusma ve ishal oldum.
O kadar zor ki....böyle bir süreçte..... Doktor ilaçlar verdi ama etkisine gösterene kadar biz bir gece kalıp eve çıktık.
İnsanın evi gibisi yok. Şükür evdeyiz 🙏🏻🌼🎈

Biten kitabımımda paylaşayım sizinle 😁😊
Aslında bumkştabı belki dört beş sene evvel listeme almıştım. Lakin okunacak o kadar çok kitabım vardı ki evde almaya sıra gelmiyordu.
Neyse ki onları da azalttım daha düzenli kitap alışverişi yapıyorum. 😊
Sonra geçtiğimiz haftalar da arkadaşın kitaplığın da arkalarda bir yerler de görünce hemen okumak için aldım. Ve böylece alınacak kitaplar listemden bir çentik ile bir kitap daha okundu.

☘ #araplarıngözüylehaçlıseferleri kitabını çok merak ediyordum. Özellikle #aminmaaoluf dan okumak daha bir keyifli idi.
◀ iki yüzyıl süren( 1096-1291) süren Haçlı Değerlerini hem sebeplerini hem de Orta doğu'daki Frenk işgalini anlatıyor.
Kitabı okurken yeni bir kelimede öğrendim; Vakanüvis: Olayları yazan, kayda geçiren..demekmiş.
Vakanüvisler vesilesi ile bize anlatıyor yazar .
☘tabi o dönem yaşanan ve yüzyıllar süren savaşın etkisini hâlâ günümüzde de görmek mümkün. Yaşadıkları, her iki tarafın da hem kaybı hem kazanma gururu sonrası..... Arapların neden "modernizm" i hâlâ kabul etmediklerini anlıyorsunuz....
Tabi okurken kendimi de çok eleştirdim çünkü tarih bilgim hele hele böyle tarihi olaylar,  siyasi bilgilerim o kadar az ki........
Bazı bölümleri okurken anlamadığım,  döbeüp dönüp baktığım isimler de ki değişikleri çözmeye çalışmalarım... Derken kızdım işte kendime....
Sadece bazı yerler de tekrar çok fazla idi oda ara ara kitabı durağanlaştırsa da anlattığı mesele sebebi ile bile kitap çok iyiydi.....

20.5.19

Edith Wharton kitaplarına dair....

#edithwharton
Selam. Daha önce okuduğum bir yazarın kitabında #keyifevi önerisini not etmiştim. Ya İnci Aral'dı ya da Buket Uzuner...nedense hatırlayamadım hangisi olduğunu.... Notumu da kaybettim... Her neyse..
📕 indirimde görünce hem Keyif Evi'ni hem de İki Kızkardeş kitaplarını aldım.
✒ Önce #ikikizkardes kitabını okudum. Kısacık ama iç burkan bir hikaye idi hayatları. Anne babası olmayan,  küçük mütevazı dükkanlarında yaşam mücadelesi veren ve bir olay ile hayatları tamamen değişen kardeşlerin hikayesi idi.



✒💫 Amerika'nın yoksul dönemine de tanıklık ediyorsunuz aynı zaman da.
🎈Sonrasın da #keyifevi ne büyük bir merak ile başladım.  Nasıl desem bana hitap etmedi,  özellikle uzun çok uzun betimlemeler beni biraz daraltıyor.
Lakin bunun dışında 80'lerin New York'un da geleneklerin nasıl da bize benzediğine tanıklık ediyoruz.
✒ Özellikle kadınların gelinlik yaşlarını geçmeden zengin koca bulma yarışı,  balolar,  davetler derken yıpranan ve heba olan bir kızın hayatına tanıklık ediyorsunuz.
Yine de aradığımı bulamadım Keyif Evi'n de. 

Şu sıralar ise kitap grubumuz ile "İri Memeler Geniş Kalçalar /Mo Yan" okuyoruz.
Bir de ikinci kitap olarak "Arapların Gözünden Haçlı Seferleri / Amin M." okuyorum
Sizde ne var ne yok?

İyi geceler iyi haftalar 🌼🎈

16.5.19

Çocuğa Dini ve Allah'ı Anlatmak...

Selam.
Bu aralar yaş dönemi ile alakalı olarak daha da çok sorular sormaya başladı bizim kız.
Tabi birde arkadaşlarından duydukları da var.
Bir arkadaşı "Allah taaa yukarıda bizi görüyor, " işte skin şöyle yapma ceza verir .... Vs...gibi cümleler ile bşraz korkutmuş. .
Oysa ki korkacak değil sevebileceğini anlatmak daha doğru.. 


🙏 küçüklüğünden beri ağaçlara dokundurup,  sarılmasını, selam vermesini anlattım Umay'a ve konuşmaya başladığından beri ağaçlara dokunur,  selam verir ve büyük keyifle yaparız bunu.
🙏 Geçenler de babası ile konuşurken üstte bahsettiğim mevzuyu açmış ve "Allah nerde? Nasıl bişey?" gibi sorular sormuş.
🙏 sonrasında eşimle kendi aramızda konuşurken "eveeettt dedik artık sorular başladığına göre araştırma yapıp doğru şekilde,  anlayabileceği dilde anlatma zamanı gelmiştir" dedik....
🙏 Hemşiremden bu kitabı aldım dün gece de bizim yaş grubumuza uyan kısımları okudum. #çocuklaraallahınasılanlatalım #mehmeteminay
Kitabın başında öyle güzel içeriği anlatmış ki.  Bu kitabı hazırlaken sadece din bazlı değil hem sosyoloji hem de psikoloji dalından destek alarak hazırlamış. Çünkü üçü bir arada olursa özellikle çocuklarımıza daha iyi anlatabileceğimizi söylemiş.
🙏 Küçük yaş gruplarında asıl önemli olanın " gerçekten neyi sormak "istediğini vurgulamış. Korkutmayalım,  sevdirelim demiş yazar. Ve en önemlisi; uzun uzun cümleler değil kısa ama öz somut olarak anlatmamız gerektiğini yazmış. Doğadan örnekler verebilirsiniz demiş mesela. Çok hoşuma giden cümleler okudum.
Bazı şeyleri ileride anlatmamız gerektiğini,  soruyu sorduğu zamanı baz alıp öğrenmek istediği kadarını anlatalım demiş.
Ve en önemlisi çocukluk yıllarında yapılan yanlış bilgilendir neler kalıcı yanlışlar dönemi olabilir demiş.
O yüzden öncelik aile bağlarımızı ve güven duygumuzu oluşturup yaş dönemine göre bilmesi gerektiği kadarını anlatmak.
Birde yapılan bir araştırma da; çocukların doğuştan dini kabule hazır olduklarını vurgulamış. Bu sebeple de yaşına uygun dönemler de anlatırsak söylenenleri  yadırgamadıklarını anlatmış.

Önereceğiniz başka kitaplar da var mıdır?

14.5.19

Umay'la Ev Halleri...

Bugün babası ile  dışarıdan gelirken köşe başında ki çiçekçiden bir demet karanfil almak istemiş kızım bana. 😊 Kapıdan verirken de "anneler günün kutlu olsun anniş" dedi.💜❤
Tabi ben mest. Öncesi aslında bugün okul dönüşü eve gelirken çiçek almak istedi Umay kız,  bende sonra alırız demiştim. Demek ki babasına aldırtmış, akıllı kız. 😉

Geçen üst komşumla kahve arası sohbette; ne ara büyüdü bu kız yahu dedi bana.....
 Klasik konuşmalardan sonra düşündüm biraz......
Gerçekten de "ne ara" büyüdü kızım?!

Tabi alerjiden dolayı yüzüm gözüm şiş içinde......

Daha dün gibiydi doğumdan sonra ki süreç ve konuşma aralarımız da; acaba ilk ne diyecek,  anne mi baba mı? Nasıl olacak ses tonu,  huyu suyu nasıl olacak?diye hem merak ediyor hem konuşuyorduk..... 🤔🤗

Bu aralar ise; acaba okul zamanı nasıl olacak? Hangi mesleği seçecek? Acaba benimle mutlu mu? İyi bir anne miyim? Ki iyi bir anne miyim Umay için? Sorusu ara ara aklıma geliyor. Sonra da "neden kötü anne olacak mışım ki?" diyorum.....
Sizde de oluyor mu ya da oluyor muydu bilmiyorum?
Şu aralar "anne-kız" takılmayı seviyor. Bakkala giderken soruyor babası; Umay gelmek ister misin?
Hayır baba biz annemle evde takılıcaz... Modundayız....

Birde benim takılarımı saklamamı istiyor ileri de oda takacakmış😁
Neden ben kırmızı 💅 oje sürmüyormuşum,  rujumu yaz rengi cırtlak pembe alabilirim,  neden hiç topuklu ayakkabı giymiyorum? Benim topuklu ayakkabım varmıymış? Göstersene anne.......😐 yerde biraz toz görse "anne bugün evi süpürmeyi düşünüyor musun? " ya da koltuk altında toz görse; annecim  burayı temizlemeyi unuttun galiba.......biri bıdısı....hani ben böyle temizlik hastası olurum da bizim kızda öyle diycem ama yok yani olması gerektiği kadar temizimimdir. Öyle kasmam kendimi hergün iş ile.....
Ah diyorum içimden Umay bu temizlik ilgini büyüyünceye sakla sen yaparsın 😅

Evin için de kelime cümle cümbüşü var bir bilseniz 😅 bıdı bıdo devamlı yorum modunda.

İşte böyle olunca da "kız sen ne zaman büyüdün?" demeden edemiyorum.

Analı kızlı muhabbetimiz pek çok bu aralar....

iyi geceler efenim ☘🌼



10.5.19

Günden Kalanlar, Biten Kitaplar...



 Selam. Bugünler de iyiym çok şükür. İlaçlar anca etki etti sanırım.... Artık başka çözümler de bulmam lazım. bir ay sürüyor bu alerji ve günlük yaşamımı çok etkiliyor...

Geçenler de İnsatgaram'dan severek takip ettiğim bir arkadaşım Sibel bir paylaşım da bulundu ve " mutlaka izleyin" demişti.
Netflix Belgeseli olan "Brené Brown: Cesaret Çağrısı"

 1 saatlik bir anlatı belgesel. En çok hoşuma giden ise; kendimizi, olmaya çalıştığımız halimizi değil olduğumuz halimizi sevmemeizi kabul etmemizi ve ona göre yön vermemizi demesini sevdim.
Özellikle "kırılgan" halimiziden utandığımızı, aslında "cesaret, cesurluk ile kırılganlığın" beraber hareket ettiğini anlattı. Çoğu kabul etmese de dedi... asıl başarı asıl önemli olan düşüp tekrar ayağa kalkmamız ve acımızı, bizi kıran şeyi özetle dibine kadar yaşamımız gerektiği idi... Eğer seviyorsanız böyle mini belgeseleri hem güldüren hemde sorgulatan belgeseli izleyin derim...
Tanıtımında ise şöyle yazyor;

Brené Brown yetersizlik, korku ve belirsizlik tarafından sınırları çizilen bir kültürde, cesareti konfora tercih etmenin bedelini mizah ve empatiyle tartışıyor.

 Okumayı çok istediğim kitaplardan biri idi "HİKAYECİ/ JODİ PİCOULT"

Arkadaşımdan ödünç aldım ve okudum. Sırada diğer kitapları var.
Bazı kitaplar içinizi dağlar ya işte bu kitap da öyleydi benim için. Bir de sanıyorum ki bu aralar çok fazla bu tarz kitaplar okuduğumdan... daha da etkileniyorum.
 Bundan önce de "Anne Frank'ın Hatıra Defteri"ni okumuştum.... derken bu kitap ile iyice üzüntüm arttı.
Bazen bakıyorum nete... evet bir kesim var ki Yahudilik ile bilgiler, dini bilgiler, siyasi bilgiler sunuyor...
Daha öncede demiştim, pek hatta hiç siyaseti sevmiyorum ve ilgilenmediğim için de bilgilerim hep yakın zamanla sınırlı......
O yüzden benim baktığım bakış açısı, içim üzen.... o insanların yaşamak zorunda kaldığı şartlar, gaz odaları ve açlık.......
Hikayeci kitabında da yazar Nazi Kampından kurtulan bir kadının ağzından anlatmış. Tabi kadının torunu, affedilmek isteyen bir Nazi Subayı... yaşananlar....





Hasan Ali Toptaş yine içimi dağladın be üstat....... #heba ........... Şu hayatta öğrendiğim bir şey varsa o da zamanı iyi değerlendirmek...
☘ Yine muhteşem bir kelime yumağı ile bize toplumsal ve bireysel hatalarımızdan bahsetmiş ama öyle ders verir gibi değil.... " hah,  işte,  aynen küçük yerlerde böyle oluyor "cinsinden anlatmış.... Yanlışı ile doğrusu ile, içe dönüp anlatmış.

.📍☘ Ziya ve Ziya'nın içindeki kederi, yaşadıklarını hiç unutmayacağım...

📍☘ okurken çocukluk işte dediğiniz ama büyüyünce nasıl da hayatınıza etki ettiğini gördüğünüz bir hikaye. Yer yer neresi rüya neresi gerçek dediğiniz de oluyor,  sonrası bir bakmışsınız hikaye akmış gitmiş.
☘📍 Aşk'ın her yerde aşk,  dostun her yerde dost ve ihanetin her yerde ihanet olduğunu anlıyorsunuz.
☘☘📍evet rahatsız edici bir hikâye,  zorlayıcı ama edebi değeri yüksek bi  hikâye...
En önemlisi neydi biliyor musunuz? Ark kapak da şöyle yazıyor ve en güzel tanımı olmuş bence; “... insanız yahu, kaybetmeye de ihtiyacımız var arkadaş, oturalım oturduğumuz yerde diyebilirdi mesela; ne var ki bunu yapamadı. Biçare çocuk, onun soluğunu kendi soluğu sanıyor şimdi; dilinde Nefise türküsüyle ortalıkta serseri mayın gibi gezinip duruyor. Farkında olmadan kaybetmenin tadını keşfetti de onu mu uzatıyor hergele bilmiyorum ki...”

Böyle işte....

Hayırlı ramazanlar, keyifli haftasonunuz olsun arkadaşlar.

6.5.19

Marc Auge Kitapları...

#marcaugé Yazarın kitaplarını ilk defa okudum. Biraz felsefi biraz gündelik yaşamdan örneklerle bize bazı duyguları aktarmış.
📕 Kendisi bir Antropolog. Ve kitapları da inceleme tarzında.
📃 #yaşsızzamanlar kitabında altını çizdiğim cümleler oldu. Özellikle yaş almak ve yaşamak üzerine yorumlarına bayıldım. Bundan sonra yaşı ilerlemiş birine "yaşınız kaç?" diye sormayacağım. 😊
📃 📍Altını çizdiğim cümlelerden biride; Eğer yaşımsam ve sadece yaşımdan ibaretsem, özümde, herkesin tanıdığı kurallar tarafından sıkıca belirlenmiş, sosyal ve kültürel bir varlığımdır. Fakat bu kurallar yığını beni gerçekten ilgilendirir mi? Ben gerçekten yirmi bir yaşıma geldiğimde reşit oldum mu? Bu dönüşüm şimdilerde benimkinden üç yıl önce mi gerçekleşiyor? Emekli olunca başka biri mi oldum? Altmış beş, yetmiş ya da seksen yaşımdan sonra söyleyecek bir şeyim kalmadı mı? Bu bir özgürlük meselesidir ve uzayan yaşam süresi daha çok kişiyi çemberin dışına atabilir."........
📍📍📍📍📍📍
Diğer kitabı olan #unutmabiçimleri mi çooook beğendim. Hatta sonrasında bir kez daha okumak istiyorum.
Bence şu cümle herşeyi anlatıyor; “Unutmak, toplum için olduğu kadar birey için de bir zorunluluktur. İçinde bulunulan zamanın, şu anın ve bekleyişin tadına varmak için unutmayı bilmek gerekir; ancak unutmak bellek için de bir ihtiyaçtır: Uzak geçmişe ulaşabilmek için yakın geçmişi unutmak gerekir.”


5.5.19

Günlük Haller ve Üstat İle Margarita

Selam.

Mevsim  geçişleri başlayınca benim gibi alerjisi olanların da göz kaşıntısı,  burun akıntısı ve astım alerjisi başlamış oluyor.
Son iki yıldır daha ağır geçiyorum semptomları.
Bu ara ikidir acilde alıyoruz soluğu. Sürreyapaşa'ya gittik ve ona göre ilaçlarımı aldım. Düne göre daha iyiyim şükür.
Devamlı öksürük krizine girmek ve zor nefes almak  o kadar  yorucu ki.

Bunun dışında son iki üç aydır okuma hızım çok düştü. Şöyle kendimle konuştuğumda bu sene hiç tiyatroya gitmedim,  liste yapmıştım İstanbul'da gidip görülecek yerler, müzeler diye...onlara da gitmedim....
Ve günlerimi öyle çok da verimli geçirmedim.. Kendime şaşıyorum... Hani hangi kafadayım bilmiyorum...

Belki de bir dönemdir bu ve zamanı gelince geçecektir kendime zaman tanımam gerek. Onu da bilmiyorum..  Diyorum ya bazen kendime şaşıyorum....
Böyle böyle konuşurken buluyorum kendimi....
Kilo vermek istiyorum,  40 yaşımı ve sonrasını sağlıklı geçirmek istiyorum ve böyle homidi gırtlak yemeğe devam edersem ilerde nasıl olur bilemiyorum.....işte böyle böyle diye diye zaman geçiyor.....

Bu arada okuma grubumuz ile enfes bir kitap okuduk.

Üstat ile Margarita / Mihail Bulgakov

Hep aynı şeyi diyorum ama bir bilseniz alıp okuyacağım liste öyle kabarık ki...son birkaç yıldır habire listeme yeni kitaplar ekleniyor. Bildiğiniz geriden geliyorum ☺
Bu kitapda listemde idi. Sonra indirimde görğnce aldım,  sonrasında da grupta okuyalım dediklerinde hemen öne çekip okudum.
Sırada diğer kitapları var.
Bu kitabını çok sevdim hele Margarita karakterini çok sevdim.
 📍Elbet eleştirdiği bir dönem de var yazarın.
Büyülü gerçeklik tarzında bir kitap.
📍kitabın başında önsöz kısmında epey bir detay var. Bir dönem yazarın yazdıkları yayınlanmamış,  kitapları basılmamış...


Konusuna gelirsek; Moskova'da bir bankta iki  yazar sohbet ederken,  bastonlu bir adam belirir ve olaylar başlar....
Özellikle anlatım dili ve olaylara bakış açısı ve hiciv sanatı ile aktarması çok iyiydi.
✒arka kapak yazısı şöyledir;

Sovyet edebiyatının önde gelen adlarından olan Mihail Bulgakov, yapıtlarının çoğunda Sovyet bürokrasisini eleştirdi; bu nedenle Sovyet otoriteleriyle pek çok kez karşı karşıya geldi, yazdıkları sansürlendi. Yazarın Usta ile Margarita adlı dev yapıtı ise, kendi sağlığında değil, ölümünden yirmi altı yıl sonra, 1966'da yayınlandı. Üstelik yaklaşık seksen sayfası çıkarılmış olarak. Yayınladığımız bu kitap, sansüre uğrayan bu sayfaları da içeriyor. Usta ile Margarita, son derece kıvrak bir kurguyla birbirine bağlanan ayrı öykülerden oluşuyor. Otuzlu yıllarda, Moskova'da iki yazar, bir bankta oturmuş, İsa'nın gerçekten yaşayıp yaşamadığını tartışmaktadırlar. Birdenbire, yandaki bankta bir adam şekillenir ve sohbete karışır. Düzgün bir Sovyet vatandaşı gibi görünmektedir, ancak geleceği okuma yeteneğine sahiptir ilginç yabancı. Örneğin, yazarlardan birine öleceğini söyler, yazar gerçekten çok kısa bir süre sonra ölür. İkinci yazar ise, gene yabancının önceden bildiği gibi delirir ve akıl hastanesine kapatılır. Yabancı dediğimiz kişi ise, sosyalist Sovyet toplumunu ziyarete gelmiş olan şeytanın ta kendisidir ve bu kez adı Woland'dır. Woland ve yanındaki yardımcıları, Moskova'da fantastik bir alt üst oluşa neden olurlar; tıkır tıkır işleyen pek çok mekanizma, Bulgakov'un keskin kara mizahıyla parçalanır, dağılır, bozulur. Bu sırada, akıl hastanesine yatırılmış olan yazar, orada bir 'Usta'yla karşılaşır; 'Usta', ona kendi yazdığı, Pontius Pilatus'la ilgili kitabı, ayrıca Margarita'ya olan aşkını anlatır, ki zaten aklını kaybetmesine neden olan da, kaleme aldığı romandır. 

2.5.19

Anneannem Fethiye Çetin Kitabı...

#anneannem Ne desem nasıl desem!
🥀 Bir #anlatı kitabı Anneannem.... Sevgili Fethiye Çetin'in köklerine daha doğrusu annesinin köklerine doğru akan....
Konuşulmayan ve daha da konuşulmayacak konulardan biridir yaşananlar... Ve ölümü ile daha da içe işleyen bir hikâye.
🥀 Bizim ailede de geçmiş çok bilinmez.... Örneğin ne ananem nede baban emin geçmiş akrabaları. Mesela sorsanız hiç bilmem annemin annesinin yada babanemin annesinin adını.... Geçmiş zaman sorduğum da aldığım cevap hep aynıydı. " küçük yaşta evlenip geldik Kartal'a yerleştik. Sonrası ne köye gittik ne köyden geldiler." yani anlayacağım hatıralar silik ve zamanla da yok olmuş....
🥀 Okurken yer yer ağladım... Ah dedim Heranuş neler yaşamışsın da..nasıl dayanmışsın... Susmak,  içe atmak kolay değildir..... Hele zorunda kalmak daha da zor......
Bir dönem Ermeni oldukları için yerlerinden sürülen,  çocukları başkalarına verilen,  müslümanlığı seçmelerine rağmen bir şey olduğunda "dönme" diye anılan....elbet siyasi boyutunu bilmiyorum hiçbir zaman da siyasi  boyutla ilgilenen biri olmadım. Beni üzen,  yaralayan insani boyutu.....
🥀Her şeye rağmen evlenip çocuklarına kol kanat geren,  geçmişi sinesine gömen kadın. Ruhun Şad olsun 🙏🏻🌹
🥀 arka kapak yazısı anlatır herşeyi...

Bu coğrafyada yaşayan herkesin şu ya da bu şekilde bildiği ama üzerinde konuşmamayı tercih ettiği saklı yaşamlar. Ermeni ve Hıristiyan iken Türk ve Müslüman olmuş binlerce çocuktan biri: Heranuş ya da diğer adıyla Seher.
Torunu Avukat Fethiye Çetin anneannesi hakkındaki gerçeği yıllar sonra öğrendi. Anneannesinin akrabaları Gadaryanlara ise onun ölümünün ardından ulaşabildi. Konuşacak çok şey, sorulacak çok soru vardı.
"Yaşamı boyunca akla hayale gelmeyecek zorluklara göğüs germiş, çocuklarının ve yakınlarının karşısına çıkan engellerle baş etmiş bu kadın, gerçek kimliği söz konusu olduğunda neden kendini bu kadar çaresiz hissediyordu? Neden ailesini ve kimliğini savunamıyor, isteklerinin arkasında duramıyordu?"
Anneannenin her acı hatırayı anlatıp bitirirken tekrarladığı cümlede gizli belki de bu soruların cevabı: O günler gitsin, bir daha geri gelmesin...


18.4.19

Günlük düşüncelerim.....

Bu aralar Netflix dizilerine sarmış durumdayız. Özellikle Blac Mirror...
Diğer dizilere de baktığım da çoğunluk hep "yapay zeka" ile. Sanırım bizi yavaştan hazırlıyorlar. Nede olsa göz gördüğüne alışırmış.
Her biri ayrı bir konudan oluşuyor bölümler de lakin tema hep aynı nedense. Akıllı telefonlar,  vücuda yerleştirilen çipler.
Çok tehlikeli geliyor bana. Belki ileri de normalleşecek bu gibi şeyler ama ben çok yadırgıyorum.
Örneğin dün izlediğimiz bölüm de kulak arkasına yerleştirilen çip ile anılarınıza ulaşıyorsunuz ve istediğiniz ânı başa sarıp her bir detayını ekrana yansıtıp izliyorsunuz.
Ve bir kocanın eşinin bazı davranışlarından şüphelenmesi üzerine başlıyor olaylar.
Benim takıldığım nokta ise.... Düşünsenize artık çok da beynimizi kullanmamıza gerek yok. Aklına bişey mi takıldı sar geri izle....istersen hiç durmadan izle...
Oysa ki bize  fıtrat  olarak ters.
Bazen unutmak iyi gelir bedene, ruha, zihnimize....
Bazen bilmemek iyidir diye düşünüyorum. Herşeyi bilmeye çalışmak olacak olanlara devamlı müdahale etmek bir şekilde akışa karşı gelmek her zaman iyi değildir.... Bazen bazı anları yaşamamız gerekir büyümek için,  olgunlaşmak için vs....
Hayır yani zaten gitgide asosyal kişiler oluyoruz bunlarla iyicene yalnızlaştırılıyoruz.
Bugün bir diziye daha bakayım dedim o da öyle. Osmosiz....
Bu dizi de öyle. Bilim Kurgu diye geliyor ama yine çip var. Bu seferde  ruh eşiniz ile sizi eşleştiriyor. benzer kişileri birbirine gösteriyor ve isterseniz bedensel dokunuşlar olmadan çip ile beyninizde yaşıyorsunuz bir çok duyguyu... Buna sevişmek de dahil...... Bu ne ya...... Oysa ki bazen sadece elele tutuşmak,  sarılmak o kadar iyidir ki... İllaki birleşmek gerekmez..... Ruhun ihtiyaçları farklıdır ve yaşadığımız ana göre değişir.....
Bilmiyorum ki bana mı garip geliyor böyle şeyler. Hani öyle eski kafalı denilen tiplerden de değilimdir  ama  bunlara biraz karşıyım.... 🤔
Bu aralar düşünüp duruyorum.
Siz ne dersiniz?

16.4.19

Kün Sezgin Kaymaz ve Mine Söğüt kitaplarım....

 Bir kaç sene evvel listeme eklemiştim "KÜN SEZGİN KAYMAZ" kitabını. Hatta Handan Abla da önermiş baktım geçmiş yorumlara  😊

Sonra okuma grubumuzun Nisan ayı kitabı idi. Ve bu vesile ile kitabı alıp okudum  
Tabi listede bir tık daha atmanın keyfi de başka oluyor. Liste uzun daha alınıp  okunacak kitap çooook ..... 

Bakele "Öykü" kitabını okumuş ve kitaba ismini veren öykü dışında sevmemiştim. Tabi bunda benim öykü okuyamama durumumda etkili.

Nasıl anlatsam nereden başlasam ...
Kitap grubunile okuduk ve herkes çok sevdi kitabı. Geçen gün arkadaşımla konuşurken dedi ki ; kapak fotoğrafı ve ismi aslında çok da konuyu anlatmıyor  Gerçekten de düşünce öyle.
Çünkü biraz araştırma yaptığın da "KÜN" birçok anlama geliyor dedi.

Benim fikrime gelince..... Kitabı çok beğendim. Hele o şive ve konuşmalar yok mu? Hele o başlangıçtan ki o sperm ve döllenmeye dair anlatım, okurken kelimeleri iğreltmeden anlatması
Evet kitapta bolca küfür, belden aşağı sövme var ama yazar öyle ustaca yazmış ki sanki oradasınız ve o şive ile normal, olağan konuşuyorlar.
Yer yer çok güldüm köpek Çeto ile Hüdai Ağanın konuşmasına ..... Sonlarında gözlerim yaşarsa da... Vermek istediği duyguyu çok güzel anlatmış 
Mesela dini kullanarak nasıl da bir halkı hele hele okumamış, köy halkını nasıl da kandırabiliyorsunuz... Nasıl da inandırıcı olabiliyorsunuz.
Bir yandan da cami imamı ile inancı daha az olan birinin hayata bakışı, duruşu  ahlakı ve yardımseverliği öyle güzel anlatılmış ki......

Aklımda öyle yer etti ki kitap anlatamam.....


Sonrasın da Mine Söğüt okudum  Yine içim dağlandı.....

Anladım ki üstüste okumamak gerek... Çünkü kelimeleri öyle güçlü ki...... Hele Deli Kadın Hikayeleri'nde ki çizimler harikaydı ..... Hikayeleri demiyorum bile.....

Şahbaz'ın Harikulade Yılı 1979"u okurken ... Çok hüzünlendim yer yer.... İçim bazen öfke ile doldu, ara ara gözyaşlarım aktı .....


Öyle işte.....

12.4.19

Biten Kitaplarım....

Yağmurlu, soğuk bir günden selam. :)

Bu aralar ev, okul arası mekik dokuyoruz. Tabi bir de okul sonrası park.
Akşam 5'e kadar parktayız. Nasıl keyifli mutlu bizim kız anlatamam. Elbet bende.

Biraz yorucu oluyor elbet, bank üzerinde oturup gözlerle devamlı kontrol... Her ne kadar geçen seneye göre daha bilinçli olsa da bırakamıyorum. Onun dışında da evde işlerim biter bitmez kitabıma gömülüyorum. Çünkü son bir kaç aydır okuma hızım çok düştü....Sanıyorum bunda İg'de fazla zaman geçirmem de sebep oluyor. Şöyle bir bakayım diyerek bir açıyorum sayfayı bir bakıyorum saatler geçmiş...Onu oku, ona yorum yaz derken....ohooo....

Mart ayını "Anne Frank'ın Hatıra Defteri" ve " Dağ Yolunda Karanlık Birikiyor / Yaşamak - Bir Çaba Hüseyin Kıran" ile kapattım.



Vikipedi'de şöyle yazıyor;
   Anne Frank'in Hatıra Defteri, iki yıl boyunca Hollanda'nın Nazilerce işgali sırasında ailesiyle birlikte saklanıyorken Anne Frank tarafından tutulan günlüğünü içeren kitap. Aile 1944 yılında tutuklandı ve Anne Frank, Bergen-Belsen toplama kampında tifüsten öldü. 


Elbet okurken içiniz burkuluyor......Yani bi çocuğun gözünden olaylar, bir hücre gibi bir evde yıllarca saklanmak, yakalanma korkusu, sırf Yahudi oldukları için uğradıkları, yaşadıkları , korkuları, mücadeleleri.....Ve hep bir umutlarının olması...

Bildiğim kadarı ile artık bu kitabı İŞ Kültür Yayınları basmayacak, anlaşmaları bitmiş. Ama bulursanız bu yayınevinden okuyun derim Can Yücel çevirisi ile.

Diğer iki kitabım da Yapı kredi Yayınları'ndan. Hüseyin Kıran ilk kez okudum. Kelimelerini sevdim ama okuduğum zaman sanırım bana uymadı. İçim biraz daraldı. Ki aslında anlatmak istediği, verdiği örnekler ve cümleleri çok iyiydi...
Daha çok toplumsal karanlığı, bizi ve bize anlatıyor... Az öz yazmış ama dolu dolu yazmış.

Arada kaldığım bir kitap oldu. Belki daha sonra tekrar okumalıyım.
Siz okudunuz mu?


29.3.19

Biten Kitaplarım...

Yine yapmış yapacağını Dan Brown...
Başlangıç kitabını bir solukta okudum
Özellikle konusu çağımızın çok da yabancı olmadığı  sanal gerçeklik, yapay zeka gibi konulardan seçmiş.
Üç büyük dini bile sorgulatacağına inanan bir bilim adamının buluşu ve sonrası ....
Yeni bir din yaratma sürecini anlatan, buluşunu açıklayacağı gün öldürülen bilim adamının hikayesi.
Tabi geçtiğimiz seneler de bu komplo teorisi çok konuşulmuştu tv de...
Yeni bir din yaratma konusu.
Çünkü çağımız da çok fazla Allah'a yada bir Yatatacı'ya inanan çok ama kitaplara inanmayanlar.
Tabi herkesin inancı başka... Saygı duymak gerekir.
Lakin beni biraz nedense yapay zeka 🧠 ürkütüyor ...
Kitap da yazılanların çok da uzak gelecek olduğunu düşünmüyorum. Tersine belki de biz bu tarz kitaplarla ve filmlerle hazırlıyorlar diye düşünüyorum.
Korkutuyor çünkü git gide insan gücüne ihtiyaç azalıyor ve her şey hazır olmaya başladı. Düşünsenize bir çok hareketimiz azaldı, İletişim deseniz sosyal medya kadar.... 😊
Bunun dışında akıcı bir dil ve anlatım ile elimden bırakmadan bir solukta okudum  Nasıl yazıyorsa her kitabında böyle hissediyorum  😊

Diğer kitabım da;
        SUÇ VE CEZA / DOSTOYEVSKİ

Sanıyorum ki yirmili yaşlardaydım ilk okuduğumda.... Aklımda az detaylar kalmıştı
Sonrası bu ayki okuma grubumuzun kitabı  idi.
İyi de oldu  Özellikle de suç işleme, ahlak psikolojisi ve sonrası duyguları nasıl da iyi anlatıyor Dostoyevski ......

Okurken hep düşündüm bazıları çok rahat öldürürken bazıları ise...sonrası psikolojisi bozuluyor.
Ben ikinci kısımım... Yanlışlıkla bir sürüngen bile bassam bir kaç gün içim acıyor, aklım takılıyor...

Sonrası tabi o dönemin yoksulluğu  ailelerin dramı ve aile ilişkiler ...
Bir dönem çoğu ülke yaşamış bu dramı... Dosteyvski'nin bir yanı inanç konusunda zayıfken bir yanı da inançlı. Bunu da "Yer Altından Notlar" kitabından biliyoruz ....

Tabi kitaptan alınacak ders çok fazla özellikle özgürlük  kişisel haklarımız, bireye özgü ahlak ve suç olgusunun birleşimi ...
Okurken yazarın da savunduğu şeylerden birisi; suçu meşrulaştırmak...
Nasıl bir ironi siz düşünün ..

Bir diğer kitabım öykü kitabı idi.

"SAF BİR YÜREK /Gustave Flaubert



Fransız edebiyatında gerçekçiliğin öncüsü sayılan Gustave Flaubert, birçoklarınca başyapıt kabul edilen öyküsü Saf Bir Yürek’te, biricik aşkı Théodore askere alınmamak için hali vakti yerinde bir kadınla evlenince, çalıştığı çiftlikten ayrılıp başka bir kentte yaşayan dul bir kadının hizmetçisi olan Félicité'nin öyküsünü anlatır. Karşılıksız veren, karşılıksız seven bu talihsiz kızın hikâyesi eşliğinde ruhsal bir yolculuğa çıkarır okuru. Flaubert’in tüm yazınsal ustalığını sergileyen bu eşsiz öyküyü Samih Rifat’ın çevirisiyle sunuyoruz.
(Tanıtım Bülteninden)

Diye yazıyor arka kapakta. Daha fazlasını yazmak isterdim ama 52 sayfalık kitaptan bazı şeyleri anlatırsam kitabı da anlatmış olurum diye yazmak istemedim.
Kısacık öyküyü bir kaç kez okuyabiliriz o tarz kitaplardan.
Daha önce Madam Bovery'i okumak istemiş ama okuyamamıştım. Anlatım dili biraz sıkmıştı beni.
Belki de bu düşüncem de filmini izlemek de yatıyor olabilir. Nasıl olsa hikayeyi biliyorum diye....

Böyle işte bu haftayı da bitirdik.... :)
 





20.3.19

Otomatik Portakal Ve Mihail Kitapları....

Geçtiğimiz hafta iki kitap bitirdim.

"OTOMATİK PORTAKAL" epeydir aklımda olan bir kitaptı. Bundan bi yedi sekiz yıl önce filmini izlemiştim. Çok etkilemişti orada ki olaylar  kurgusu ve gidişat

Ama nedense kitabını bir türlü alıp okumamıştım.
Bu sene takmıştım kafaya okuyacaktım 
Velhasıl okudum, nasıl ki 1984 kitabını bitirdikten sonra bir kaç gün kendime gelmediyse bu kitapta da aynı şeyi hissettim.
Evet yıllar önce yazılmışlar lakin anlatılanlar çok da uzak değil gibi.
Dünyanın gidişatına bakarsak...

Neyse efenim kitapta 15 yaşında ki Alex ve çetesinin yaptıkları, yarattıkları kaos ve sonrası hükümetin bu tarz mahkumları ıslah etmesi anlatılmış.
Tabi ıslah ederken siz artık eski siz olmuyorsunuz  Bu da ayrı bir tartışma konusu  Çünkü suça meyilli yönünüzü ıslah etmek için başvurdukları yöntemden sonra sizden geriye koca bir hiç kalıyor.....
......

Diğer kitabım ise; MİHAİL / PANAİT ISTRATİ



İlk yazarın Kira Kiralina ile tanıdım ve anlatım diline hayran kalmıştım.
 Sonra diğer Kitabını okudum, en son da Mihail kitabını  😊

Genel olarak yazar kitaplarında Seyehat ediyoe lakin bize anlattığı seyahatten çok yolda karşılaştığı insan profilleri, yaşadıkları  hissettikleri vs.
Bu kitabında da Adrian annesi ile yaşamaktadır. Geçimi annesi sağlıyor çünkü Adrian okumaya düşkün ve geziyor, daha çok öğrenmek için edebiyat kitap sohbetleri yapmak için.
Sonra bir gün memleketi Tuna Nehri'nde dönüyor ve eski dostlarının fırının gittiğin de köşe de Fransızca kitap okuyan Mihail'i görüyor.
Ve o an anlıyor onun iyi bir dost olacağını.
Mihail'de iyi bir okurdur. Geçmişi gizemlidir fazla detay vermiyor.
Fakir, bitki bir kişilikdir lakşn asıl mutluluğun görsellikte olmadığını anlamış biridir 
Kitapta felsefe, dostluk  Hayat vs sorgulamalar buluyorsunuz. Ve iki dost sohbet ederken sizde düşünmeye başlıyorsunuz kendinizi...

Eğer okumadıysanız naçizane tavsiyemdir bu müthiş kitap. 😊

18.3.19

Günlük.... Evde Film.....

Selam. 😊

Bir iki gündür hava mis. Bizde dün Emirgan Korusuna gittik Sevdoş'larla.
Çocuklar mutluydu ama bizde bir o kadar keyifli idik.
Çok seviyorum koru ve ormanları. Daha doğrusu yaşamı, doğayı çok seviyorum. O muhteşem ötesi ağaçlara bakmak  kuş sesini duymak, rüzgarı dinlemek ruhuma iyi geliyor.



Uzun zamandır hayalini kurduğum şey; böyle park veya koru tarzı bir yere gidip  yanımda kitap, kahvem... Çimlere oturmuş bir gün geçirmek  İmkansız değil elbet. Az kaldı bu hayalime ulaşmaya  😊 Kız az daha büyüsün tamamdır o iş bende..😊

Bu aralar evi derleyip toparlıyorum ama kafamda. Çünkü ileriye dönük planlarımız var. Ve benim de elim kolum kalkmıyor
Bugün karar verdim ama temizliğe başlıyorum çünkü ucu bi kaçtı mı sonrası toparlamak zaman alıyor.

Bazen sıkılıyorum bazen de bir iştahla evi topluyorum ki kendime inanamıyorum.
Çünkü asıl olay bende .. Ve bende hep kahvemi yapayım kitabımı okuyayım, film izleyeyim modunda takılmak istememde.
Hem hep keyif yapayım diyorum hem de bir tarafım derler topla modunda.
Bazen gereksiz geliyor ama sonrası şu TLC'de ki temizlik hastaları programı geliyor aklıma ve hemen şöyle bir silkeleniyorum çünkü işin ucunu kaçırmak istemiyorum. Evi toplu görmek öncelikle benim gözüme hoş geliyor.

Kitaplardan da Otomatik Portakal ve Mihail'i bitirdim. İkisi de müthişti ayrı yazıcam onları  😊

Yine Netflix filmlerinden izledik. Biri "Rüzgarı Dizginliyen Çocuk" ve "Green Book"


Şu ırkçılık olayları çok can sıkıcı  ve beyaz insanın kendini herkesten her şeyden üstün görmesi ne büyük bir kibir.....

İki film de müthişti  Özellikle "Rüzgarı Dizginliyen Çocuk" filmini aileler çocukları ile birlikte seyretmeli. Azmin, vazgeçmemenin ve çocuğuna kendine güvenmenin başarısı azmi çok iyi anlatılmış.

Böyle işte arkadaşlar....

Sizden naber?





11.3.19

Çalışan Anneler Dizisi /Ev Hali

Havalar mis misss derken bende bi cam silme  bahar temizleme aşkı gelmişken ne okuyayım ... Yağmur geliyor ☔ ..
Ki yağmur cam silen kadının kaderidir değil mi?

Hatırlarım annemin yükseklik  korkusu vardı. Ev temizliğine kalkıştığımız da camları ben silerdim annemde  kapıları silerdi.
Sonrası koltuk ve halı silme... Ama en çok sinir olduğum "halı yıkama" idi.
Bir gün hiç unutmuyorum teyzemle halı yıkıyoruz.... Lise bitmişti sanırım ..
Dedim ki;
..... Seneye bir daha halı yıkamayacağım... Ve gerçekten de ondan sonra hiç halı yıkamadım.
Hani derler ya çocuk küçüklükten belli eder kendini diye... Bende öyleydim.
Hatta annem dalga geçerdi benimle
"saraylı" diye... Bide üstüne sorardı "bu kız kime çekti?" diye...
Çünkü yer sofrası sevmezdim ve annemler yerde yerken ben çekyat tepesinde yerdim, yerde oturmayı sevmezdim... Yanlış anlaşılmasın oturanları yargılamazdım, ki hâlâ karşımdakini yargılamayı, eleştirmeyi sevmem. Herkesin bir yaradılışı vardır.
Benimki de böyle "saraylı" 😊🤭
O zamanlar da zorla yapardım ev işini zaman kaybı gibi gelirdi hergün süpür,sil,toz al... Bide sabahtan olacak eğer öğlene kalırsa iş yapılmazdı evde..
Sonra sonra büyüdükçe... Öyle anne kız oturup konuştuğumuz da derdim anneme; evleneyim kendi evimde hergün iş yapmıycam ..
Ki öyle de yaptım. Derki toplu olmayı severim, temizimdir ama titiz değilimdir ..
Zamanı mı daha çok keyif alacağım şeylerle geçirmeyi seviyorum. Yoksa ev işi yap yap bitmiyor ...
İşte bi cam silmeden aklım anılara gitti ....
Bu ara Netflix film ve dizilerine sarmış bulunuyorum/z. 😊



"Workin Moms'  " Çalışan annelerin yaşadığı sıkıntılar, zorlukları tatlı sert anlatan bir sezonluk dizi. Devamlı olur mu bilmem ama uzatmasınlar zati...
Yer yer izlerken Umay'ın ilk dönemlerinde ve yaşadıklarım , hissettiklerim geldi aklıma.
Elbet kültür ve yaşam biçimimizde farklılıklar var dizi ile... Bazı şeyler bizim örf annelerimize uymuyor gibi gelse de önemli olan ilk annelik deneyimlerimşz, hissettiklerimiz...
Tabi birde çalışan anne ol ak ekstra duygusallık demek.
Dizi de bunu çok güzel yansıtmışlar.

Bu ara kafamın meşgul olması sebebi ile okuma hızım çok düşük.
Şuan "Ateş Kırmızısı / Orhan Bahtiyar" okuyorum ...
Öyle işte...
İyi geceler selamlar. 😊



9.3.19

Doğadaki Son Çocuk Ve Stefan Zweig Kitapları...

Geçen hafta ince ama içi dolu kitaplar bitirdim.








Doğadaki Son Çocuk kitabını okurken kendi çocukluğum geldi aklıma....
Çünkü kitapta geçen bir çok şeyi kendi adıma yaşadım.
Oturduğumuz apartmanın bahçesi ağaç ve çiçeklerle dolu idi daha doğrusu benim dönemim de  bahçe kavramı daha fazla idi.
Şimdi ise çocuklar eve tıkılıyor.

Kitap da yazar üstüne basa basa doğa ile insanın, çocuğunun uyumundan bahsediyor.
özellikle dışarıda oynamayan çocukların daha içe kapanık, daha çok elektronik eşyaya bağımlı, depresyona yatkın, obez vb... süreçleri anlatıyor örnekler vererek.

 Trafik, annelerin “çocuğum üşütür hasta olur” kaygıları da çocukların doğadan uzaklaşmasını sağlıyor. Çocukların yeni oyun alanları ise, zamanlarını geçirdikleri ekranlar ve alışveriş merkezleri.
O kadar kızıyorum avmde çocuklu anneleri görünce. Alışveriş için anlarım, bırakacak yerinde yoktur vs.. Ama sırf "hava alsın çocuğum" diye dışarı çıkartmayı avmye getiren annelere lafım....

Örneğin şimdi ki çoğu çocuk "iğde"yi bilmiyor biz ise ağaçtan koparıp yerdik, erik, incir de öyle. Dedemin ( ruhu şad olsun) bahçesi vardı ve çok severdi ekip biçmeyi...mis gibi güller eker, onlarla konuşurdu. Sonra kayısı, şeftali, erik ağacı vardı...
Yalnız tabi biz küçüğüz olmuş olmamış bakmadan koparırdık sonra da kaçardık... çok kızardı... :)))

Bende mümkün mertebe sokağa çıkartırım Umay'ı, hele avmye  alışveriş için götürüyoruz oda üç yaşından sonra başladık denemek için bazı kıyafetleri. Onun dışında parkları biz açıp biz kapatıyoruz neredeyse... :) 


Diğer iki kitabım ise S.Zweig'den. :)

Biliyorsunuz ara vermiştim S.Zweig okumalarıma. Bir arkadaşım "Korku "kitabını tavsiye etti. Almaya gittiğimde de kitabı satan arkadaş "Mecburiyet"i tavsiye etti.
İkisini de aldım. Ne iyi ettim de aldım.
Kısacık novella romanlardan.

"MECBURİYET" kitabında yazarımız başka bir memlekette ressamdır. Kendi ülkesinde savaş vardır ve savaşa katılmak, insan öldürmek istememektedir.
Tabi okurken siz de sorguluyorsunuz "hangisi doğru?"diye.... insan öldürmemek mi? yoksa "vatanın için kan dökmek mi?"

Zor bir karar.... Zaten yazarın yaşamını, kaçarak yaşamasını ve intihar etmesini düşünürsek kitaplarında bu etkiyi görmek mümkün...

Gerçekten de başarılı bir eserdi.
"KORKU"

Konusu itibari ile bir kadının tek düze giden hayatına renk katmak için kocasını aldatması, kocasının bunu öğrenmesi, karısının gözlerini açmak için başvurduğu oyun... derken kadının hissettiği pişmanlık, korku sonrası hayatına nasıl da korkunun hakim olması... daha  fazla anlatamıyorum çünkü kitap çok kısa ve yazarsam özetten de öte olacak. Benim gibi hala okumadıysanız not edin...

5.3.19

Jane Eyre ....

Canım çok sıkkın aslında...
Mevzu benim için derin ama yazıya da dökemeyeceğim bir şey....
nasıl da bir tek olay bile kafamı günlerce meşgul ediyor aklım şaşıyor...
Uzun zamandır bu kadar çok sıkılmadığımdan sanırım " ohh artık eskisi gibi değilim, önüme bakıyorum" diyordum...
taki canımı sıkan olayı yaşayana kadar.
demek ki henüz tam öğrenememişim ki evren beni sınıyor.
Biliyorum bu da geçecek...hiçbir şey kalıcı değil....



Neyse efenim şubat ayının son haftası bitirdiğim kitabı anlatayım...



Uzun zamandır listemde olan kitaplardan bir tanesi daha...

JANE EYRE/ CHARLOTTE BRONTE

Nasıl atlamışım bu kitabı bilmiyorum.
Belki de çoğunuz okumuştur.

Özellikle karakterin güçlü duruşu hele hele o dönemi düşünürsek çok iyiydi.
Tabi konusuna bakınca o dönemde ki dini baskılar, aile kavramı, genç kızların okumasından çok, okuma yazma bilmesi yeterli.
Daha çok biçki, nakış, bir müzik aleti çalma gibi kavramlar daha önemli.
Bir de kızın çeyizi olarak "para"...
Hoş şimdi de değişen şeyler çok az.

Okurken özellikle yengesinin davranışları ve Jane Eyre'yi odaya kapatması çok etkiledi beni.
Ve en çok da dik duruşu hoşuma gitti....

Biraz araştırdığımda yazarın o dönemlerde kadın yazarları kaale almamalarından dolayı takma isimle yazdığı kitabını ve üç kız kardeşinde kitapları olduğu...

Daha çok "iç kale" yöntemi ile yazılmış bir kitap Jane Eyre.
Yani dış güzellikten çok iç güzelliğini ön plana çıkartması, hayata tutunmaya çalışması vb..detayları sayabiliriz.
İnternette uzun uzun anlatmışlar. Ben daha çok bana hissettirdiklerinden bahsetmek istedim.

Sanıyorum ki cinsiyet ayrımcılığı, bazı davranışların hep erkeklere mahsus düşünülmesi hep var olmuş bir sorun.
Bu kitapta güzel olan ise; Jane E.'nin aşkı öyle güzel yaşıyor ve hissettiriyor kii...sayfalar akıp gidiyor...

Tanıtım Bülteninde şöyle der;

On yaşında öksüz kalan Jane Eyre, ona kötü davranan yengesinin evinde yaşamaktadır. Dayısının isteği üzerine, yengesiyle yaşayan Jane, kuzenleri tarafından da zorbalığa uğramaktadır. Yengesi Bayan Reed en sonunda çareyi Jane’i yatılı okula yollamakta bulur. Yatılı okulda da zor zamanlar geçirmeye devam eder. Sonunda orada öğretmen olarak çalışmaya başlayan Jane kendini okulda sıkışmış hissettiğinden hayatına farklı bir yerde devam etmek ister ve verdiği bir mürebbiyelik ilanına cevap gelince, Bay Rochester’ın malikânesinde çalışmaya başlar. Çok geçmeden oradaki hayatına alışan Jane, malikânenin gizemli efendisine âşık olur ama hayat ona beklemediği zorluklar çıkarmaya devam edecektir. Charlotte Brontë’nin güçlü ve kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenen kahramanı Jane Eyre’ın bu klasik hikâyesi, gerek kasvetli havası gerek erkeklerin egemen olduğu bir dünyada kadın olmanın zorluklarını betimlemekte İngiliz edebiyatının en önemli romanlarından biridir.
(Tanıtım Bülteninden)


Tek sıkıntı ben nasıl bir gaflete düşüp de Martı Yayınlarından aldıysam....
Çeviride ki sürekli cümle hataları, devrik cümleler, eksik kelimeler çok rahatsız etti beni.
Belki de dedim çeviride de hatalar vardır.

O yüzden okumadıysanız ve okuyacaksanız başka bir yayınevine bakın derim.