6.1.14

En-el Hak Gizli Öğretisi / Kevser Yeşiltaş


Veee Aralık ayında biten bir kitabı anlatmak bugüne kısmet oldu. Aslında farkındayım uzun zamandır sık sık blog yazamıyorum. Bunda biraz güzel havalrın da etkisi var. Çünkü genelde hep dışarda oluyorum bu güzel 
havalarda.


Aslında bu kitabı 2012 yılında almıştım. Ama okumak 2013 yılına nasip oldu. Çünkü bazı kitapların kendisi belirliyor okunma zamanını diye düşünüyorum. Bu kitabı okumadan önce Mesnevi, Kuran-I Kerim, Tasavvuf kitapları okuduğumdan, daha akıcı okudum diyebilirim. Çünkü genel olarak gittikleri yol ve anlattıkları birbirini tamamlıyor. Sadece kendi yolları ve yaşayışları farklı. 
Altını çizdiğim çok cümle oldu. Ayrıca bu kitapta yazar kendi araştırmalarından yola çıkarak çok güzel alıntılar yapmış. Zaten Hallac-ı Mansur hakkında ki bilgiler çok azmış.
En kötüsü ölüm şekli bence......
 Sözünü geri almadığı için ve son nefesine kadar "En-el Hak" dediği için önce bir eli, sonra diğeri, sonra dili, sonra ayakları kesilerek idam edilmiştir..............................
Oysaki "ben O'yum dememiştir ki; O'ndan olmayım demiştir.....
 Ve kitabı içime sindire sindire okudum, bir sürü yeri işaretledim. Ara ara açıp tekrar okumak için. 
Eğer kuantuma da inanıyorsanız okuduklarınız size yabancı gelmeyecektir.


Kutsallığın Mekkede Kudüste değil, insan kalbinde olduğunu savunan Hallac-ı Mansur, toplanma yani cem olma, İlk yaratımın varoluşun özünün ve sırrın sembolünün (Kabe) insan gönlünde olması ve insan gönlünün kutsallığı üzerinde durmuştur. Tüm insanların kutsal yerin etrafında secdede durma hali ise en önemli sembollerden biridir. Kutsallığın yanısıra, toprak olan taş yapının ortadan kalkmasıyla meydana gelen görüntü ise şaşılacak durumdur. Çünkü secde eden insanlar birbirlerine bakmaktadırlar. Daire içindeki nokta olan kutsallık, dairenin çeperini işgal eden insan beşerleri. Her biri kutsallığa secde ederler ancak taş yapıt görünmez olduğunda, ortaya çıkan görüntü ise, insanların kendi gönüllerine kutsallıklarına Melenmeleridir. İşte Hallac-ı Mansur bunun savunucularındandı. Bu şekilde bilgileri lif lif ortaya yaydığı için, kendi gayesine ve amacına ulaştığı için de Mansur ismini almıştır.




En-el Hak Gizli Öğretisi
Kevser Yeşiltaş
En-el Hak demiştir Hallac-ı Mansur. 900 lü yıllarda kuantum henüz keşfedilmemiş, bilimsel çalışmalar ortaya konmamış iken, neredeyse bir söz ile kuantum felsefesinin düşünce temellerini atmıştır.
Mananın özünü yıkmış, parçalamıştır. Sırları tek tek açmış, lif lif ayırmıştır. Ta ki, Einstein zamanına kadar mana kendini bulamamıştır. Ne zaman ki Einstein atomu parçalayacak formülü keşfetmiştir, işte o zaman bu iki parçalanma sonucu kuantum felsefesi ortaya çıkabilmiştir.
En-el Hak sözü, Hak olarak görünür olduğunun ifadesidir bir bakıma. Aslında iki manayı taşır. Önce ilk manası üzerinde yoğunlaşırsak; düşünce felsefesinin manasını içeren en önemli sözlerden biridir.
Kuantum dünyasında bir kopuş, bir ayrılış söz konusu değildir. Her şeyin özü atom ve atom partikülleridir, fakat görünürde çeşitlilik ve farklılıklar söz konusudur. Bu farklı ve çeşitli görüntüler atomun özelliğini bozmamaktadır.
Kuantum dünyasında ayrılmak, kopmak imkansızdır, bir atomu parçalarından ayırsanız dahi, atomun çekirdeğine yapılan bir müdahale, diğer parçalarının da aynı müdahaleye uğradığını ispatlamıştır. Bu da her parçanın bütünden ayrı olmadığını, kopmadığını, görünmez bağlarla en yüksek seviyede enerjilerle bağlı olduğunu ispatlamıştır.
Kuantum evreninde, kopuş ve ayrılış yoktur, ancak yolculuk vardır, uzaklık, mesafe sadece görüştedir, oysa bir galakside olan her şey o anda tüm kainatın her zerresinde hissedilir ve değişir. Değişkenlik her zerreye nüfuz eder. Zerre ne ise kül de odur. Yani zerre ile kül arasında görünen mesafe, farklılık ve çeşitlilik sadece anlayışlara uygunluk bakımındandır. Yoğunluk ve titreşim bakımındadır. Biz bilincimizin ve beynimizin bize titreşim boyutunda gösterdiği evreni görmekteyiz. Ayrı, kopmuş, güzel, çirkin, büyük, küçük, beyaz, siyah, aydınlık ve karanlık gibi sıfatlar taktığımız bir evren görmekteyiz. Aslında beynimizin titreşim frekansları daha farklı titreşseydi daha farklı şeyleri görüyor olurduk.
"Tek bir çiçeği bile koparamazsın. Bir yıldızı yerinden oynatmadan."
(Francis Thompson)
Herhangi bir taşı elimizden bıraktığımızda, yere düşerken, andromeda galaksisindeki küçük bir meteorit, bizim taşımıza bir çekim kuvveti uygulamaktadır.
Bu bizim kuantum evreninde yaşadığımızın en büyük kanıtıdır. Birbiriyle sonsuz saniyede haberleşen ve etkileşen atomlardan oluşmuş varlıklarız.
Bizden gayri bir şeyle temas ettiğimiz an, tüm evrenin ruhuna dokunuyoruz. Temas edilen her Nokta tüm evrenin ruhuyla bütün. Görebilen gözlerimiz olmadığı için bir taşı yere bırakıyoruz, işte o an tüm kainatın sonsuzluğundaki her zerre ile temas etmiş oluyoruz. "Beni gören, O'nu görür, O'nu gören ikimizi birden görür" demiştir Hallac-ı Mansur.
Bir insanı öldürdüğünde, tüm insanlığı da öldürmüş olursun. Çünkü bir insan insanlık, insanlık ise bir insandır.
Bu sözden beri daha üstüne söylenmiş bir söz bulunmamıştır. Ben Hakkım demiştir ya da Hak Ben olarak göründü demiştir Mansur. Ancak ben kelimesi çok derin bir mevzudur. Ene kelimesi ben anlamında kullanılmış olsa da aslında ben ötesi bir kelimedir. Çünkü ego, ben, sadece bedensel manada kullanılan kişinin kendini tek başına yalnız ve dünya insanı gibi görmesi gibi mana taşır. Ancak Mansur'un "ene"kelimesi tasavvufi manada tamamen beden dışında olduğunun anlamını taşır.
Yani ruhum, emanet ruhtan üflendi ve ona ulaşmayı diledim, kalben çağrıyı duydum ve ölmeden ona ulaştım manasını içeren derin bir durumdur. Ene kelimesi hidayet yolunda olan bir ruh için kullanılır. Eğer ene kelimesini ben olarak düşünürsek o zaman enaniyet boyutuna gireriz ki bu da şişik bir ego, Firavun, deccaliyet boyutuna getirir olayı. Yani tanrıyım bana tapının manasını taşır ki, Hallac-ı Mansur bunlardan çok daha üst boyutta bir hatırlama yaşamaktadır. Ve emanet olan ruhunun, ölmeden hidayete ermesi için yaptığı çağrıya gelen cevaptır. Ben Hakkım demesi, Hak benim demesi, Hak benim suretimde göründü ya da ben Hak suretinde göründüm manalarını taşır ki, çok derin bir mana içerir. Ehadiyet boyutunda edinilen idrakle, kalple yapılan bir gizli sözcüktür, yanlış anlaşılmıştır zamanında ve onun hak yolunda şehit edilmesine yol açmıştır.

Eğer kendini boşlukta, yalnız ve çaresiz, hatta unutulmuş hissedersen, bu senin kaybındır. Çünkü insan olmanın özelliği, insan olarak neler yapabileceğinin müşahadesidir. Zorluk ve kolaylık yan yana yürür, arkaya arkaya değil, zorluk içindeysen seninledir kolaylık. Kolaylık içindeysen zorluk da seninledir. Cesaret, yardım dilenmek değil, neler yapabileceğini gösterme gayretidir.


7 yorum:

  1. Ellerinize sağlık güzel bir yazı olmuş.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ozaman yazdiklarinizdan yola cikacak olursak insan bedeni tanrinin yarattigi hak imanda mantigin duzgun islemesi cikiyor yani kaos teorisinin tasavufa gore bilimsel alanda aciklamasi

      Sil
  2. evet bence de kitabı çok güzel anlatmışsın Gülşahcım:)

    YanıtlaSil
  3. Yüreğinize sağlık Gülşah hanım, çok çok güzel anlatmışsınız gerçeği, hayran kaldım anlatımınıza çok yerinde ve aynısı gerçeğin yüreğiniz dert görmesin sağlıklar dilerim size kardeşim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sağolun size de sağlıklı günler Cemil Bey.

      Sil