15.7.19

Günlük Haller....

Gecenin şu saatlerinde ki sessizliğe tek kelime ile bayılıyorum. Şuan saat:01:30
Birde üstüne hafiften yağmur yağıyor ve sesi geceye eşlik ediyor,  bir de üstüne toprak kokusu....eeee daha ne olsun dimi ama...şükür çok şükür 🌹
   Hafif de hava serin bir şal  almalık... İşte bayıldığım anlardan biri..... Böyle zamanlar da sabahlamak isterim... Uzun zamandır yapamıyorum tabi.
   Neyse ki biraz da olsa geç yatabiliyorum, gündüzleri şekerleme de yapıyorum. 😁
Öyle olmasa zor halim.....
Sanıyorum bu hallerim de yeme biçimimin  de etkisi var. Şekerli ve karbonhidratlı yiyecekler çok tüketiyorum. İşin garibi,  biliyorum,  her şeyin farkındayım lakin yemek yemeği çok seviyorum.........
      Yalnız 40 yaşa az kaldı artık ciddi kararlar almak gerek,  sadece dilimin söylemesi yetmiyor,  uygulama da istikrar gerek....
    Vücut yavaş yavaş bazı şeylerin sinyallerini veriyor; aman Gülşah dikkat et diyor....anlayana tabi....
    Yoga ve pilates derslerine başladım. Bende sorun şu; başlamak değil de devam ettirebilmek,  bide yanında dengeli beslenmeyi öğrenirsem değmeyin keyfime....
Havalar malum... 2 haftadır havuza da gidemiyoruz...attıyoruz kendimizi ta Kadıköy sokaklarına ya da eve...
  Daha önce de demiştim ya hani,  yazın fazla kitap okuyamıyorum diye... Bu aralar  bunu dert etmediğimi fark ettim,  daha çok an-ı yaşamayı seçtim... Bu duyguda zamanla oluyormuş onu anladım. Bazı şeyler için yaşanmışlıklar gerekiyor....
Dizilerden de OutLander disizi izliyorum. Dönem dizisi,  bir de Big Little Lies....

Öyle işte....
İyi geceler,  iyi haftalar. 🌼💮


9.7.19

Orlando Virgina Woolf

Yanlış hatırlamıyorsam ilk "Kendine Ait Bir Oda" ile tanıdım Sevgili Virginia Woolf'u...
Kalemine hayran kaldığım bu kadını; geç tanıdığım için üzgünüm...
Tabi bayağıdır İnsatgram'da sağ olsun.... popüler kitaplar arasına giriyor kitapları...


Hayatını tekrar okuduğumda kendisi için ilk yorum, döneminin ilk feminizmi savunan kadın yazarlardan. Zaten Kendine Ait Bir Oda'da bundan çokça bahsediyor. Şimdi ki zamanla değil de kendi bulunduğu dönemle düşününce kitabı...o kadar cesurca yazmış ki kitaplarını.
Zor bir hayatın yanında  psikolojik olarak da dönem dönem krizler geçirmiş lakin çabuk toparlamış. Sonrası savaş dönemi ve içinde bulunduğu toplumsal olayları belirli bir yaş döneminde daha fazla kaldıramamış , eşine ve kardeşine mektup bırakarak hayatına son vermiş bir yazar...


📚 İndirim zamanı dört kitabını daha aldım.
"ORLANDO" ile başladım. Başlarda biraz durağan gibi gelse de....ilerleyen sayfalar da o kelime ahenklerine,  fantastik anlatımlara lakin bunu çok da hissettirmemesine bir kez daha hayran kaldım. Evet uzun süreler oluyor ama siz okurken fantastik kitapmış gibi düşünmüyorsunuz.

📕Kitaba gelirsek özellikle o dönem de cinsel kimliği ile ilgili kitaplar yazmak bence cesaret işi. Ve bu kitabında Sevgili V.Woolf'un hayran olduğu  komşusunda esinlenerek yazmıştır.
Belirli bir yaşa kadar erkek olarak yaşar Orlando; ailesinden iyi bir miras kalmıştır,. Tektir.
Şiire meraklıdır. Yazmaya çalışır... Hayatı öyle güzel mizahi bir dille anlatmış ki yazar... Özellikle betimeler ve ara ara araya girip kısa açıklamaları nefes gibi..   Kendisi de kitabın bir çok yerinde , biyografi kitabı olduğunu,  bazı detayları es geçtiğini falan yazıyor. Siz de okur olarak bazı yerlerin zaten çok detaylanmasına gerek olmadığını biliyorsunuz. Çünkü okur olarak merak ettiğimiz başka bir şey oluyor..  Bir döneme tanıklık ediyor Orlando....


Sonra bir sabah uyanıyor kadın olmuş.... Sonrası olanlar da çok ilginç. Özellikle duygu anlatımları ve bunları Orlando'ya anlatması,  ondan dinlemek.... Yazılacak çok detay var ve  okumayanlarınız olabilir o yüzden çok da özetini vermek istemem. Aşağıya kitaptan bir kaç alıntı bırakayım,  bir de "bilinç akımı" yöntemini açıklayayım. Çok sonra öğrendim  bende ve sevdim bu yöntemi 😊

"Önemsiz ayrıntılar gibi görünseler de,  giysilerin bizi sıcak tutmak dışında daha önemli görevleri olduğu söylenir.
Bizim dünya görüşümüzü de dünyanın bize bakışını da değiştirirler."


"Gürültüden sonraki sessizliğin daha derin olması henüz bilimsel olarak doğrulanmamıştır. Ama sevişmenin hemen arkasından gelen yalnızlığın kendini çok daha fazla hissettirdiğine çoğu kadın yemin edebilir."

Arka kapak yazısı der ki;

Virginia Woolf’un, yakın arkadaşı, karizmatik, biseksüel yazar Vita Sackville-West için yazdığı Orlando, eğlenceli, fantastik bir ‘sahte biyografi’. Canı istediğinde bukalemun gibi biçim, daha doğrusu cinsiyet ve kimlik değiştiren tarihi bir karakterdir Orlando. Erkek olarak başladığı hayatını kadın olarak sürdürür, on altıncı yüzyılda soylu bir aileye doğar, birkaç yüzyılı hızla yaşar, bir gecede cinsiyet değiştirir, yirminci yüzyılın ilk yarısına bir kadın yazar kimliğiyle ulaşır. Delikanlılığında Kraliçe’nin sevgilisi olur, İngiltere Kralı tarafından İstanbul’a büyükelçi olarak gönderilir; Çingenelerin arasında da yaşar, saraylarda da; edebiyat sevdalısı, melankolik bir şairdir; çeşitli kimliklerde çıkar karşımıza Orlando ve değişken ruh halleriyle, yaptıklarıyla hep şaşırtır. Viktorya Dönemi değerlerini eleştiren ve cinsiyet, özgüven, hakikat, kimlik, kişinin toplumdaki yeri, edebiyat gibi konulara şiirsel bir üslupla dokunan Woolf’un kendi deyişiyle Orlando, yazarlık yaşamında tasasız bir tatil; kafaları karıştırıyor, ne yana döneceği belli olmuyor ve bu yüzden de keyifli. 
“Kuşkusuz Woolf’un en yoğun eseri, çağımızın da en olağandışı romanlarından biri.” 
Jorge Luis Borges

Bilinç Akımı/Akışı Tekniği Ve Özellikleri

Kişinin aklından geçenlerin birinci kişi ağzından yansıtılmasıdır. Bu teknikle yazar; kahramanın, hayatı, nesneleri, etrafında gördüğü şeyleri nasıl algıladığını, bir bilinç yansıması eşliğinde aktarır. Derin, soyut ifadelerden meydana gelir.
Bilinç akışı tekniği, genellikle iç çözümleme ve iç konuşma tekniği ile karıştırılmaktadır. İç çözümleme anlatıcı-yazarın araya girerek kahramanın duygularını, düşüncelerini okura aktarmasıdır. İç konuşmada ise yazar aradan çekilir, aktarma görevini bırakır; okura roman kişisinin zihnini bir sinema gibi seyrettirir.
İç konuşma ve bilinç akışı tekniği neredeyse aynıymış gibi görünür, ancak iç konuşma gramer bakımından düzgün, sentaks kurallarına uygun cümlelerle yapılan sessiz bir konuşmadır ve düşünceler arasında mantıksal bir bağ vardır. Bilinç akımında ise karakterin zihninden akıp giden düşüncelerde mantıksal bir bağ yoktur. Daha çok çağrışım ilkesine göre akarlar. Ayrıca gramer kuralları da gözetilmez. Bilinç akımında yalnız düşünceler değil, duyumlar, imgeler de yer alabilir.

2.7.19

Huzur Ahmet Hamdi Tanpınar

Aslında uzun zamandır elimde olan bir kitap "HUZUR/ Ahmet Hamdi Tanpınar"......

Daha önce " Saatleri Ayarlama Enstitüsü"nü okumuş ve hayran kalmıştım kalemine...
Arkadaşım bahsetmiş ve bende "okumalıyım" demiştim Huzur kitabı için. Sonra aldı bana da sağ olsun. 😊

Başladım kitaba lakin yaz dönemine denk gelmesi sekteye uğrattı pek tabi...
Çünkü artık tüm gün evde bizim çitlembik ve zamanım onula keyifle geçiyor. Evet ara ara yorucu oluyor,  çünkü parklarda ve dışarıda çok uzun saatler kalıyoruz... Ee vakitte keyifle geçiyor. Derken akşam da ertesi gün okul olmadığından biraz daha geç yatıyor.
Bana kalan zamanda ya eşimle dizi- film izliyoruz yada bazen sessizlikte balkonda oturuyorum.
Tabi böyle olunca da daha yavaş okuyorum.
Bunda Huzur kitabının dili de etkili oldu. Okurken daha yavaş ve sakin okudum.
📕 Türk Klasikleri kitaplarımıza biraz ön yargılıyım. Çünkü aklımda kalan,  ortaokul yıllarımızda okuduğumuz Kemalletin Tuğcu tarzı hep acıklı hikâyeler oluşu. Okurken hem çok daralır hem çok üzülürdüm. O yüzden Türk Klasikleri eksiğim fazladır.
 Ahmet Hamdi Tanpınar ise tam anlamıyla ruha işleyen bir yazar.
Hele o kullandığı kelimeler,  cümleler ve bakış açısı yok mu?
🍃 Kitapta neler yok ki.... Hele o eski İstanbul sokakları,  insanları, muhabbetleri.. Okurken size de geçiyor.
Konusuna gelince; Mümtaz'ın  hayatı, hayata bakışı,  aşkı Nuran , dostları,  sohbetleri, muhabbetleri....
Hele o kelimeler üzerine yapılan sohbetleri, fikir alışverişleri.....
İsminden de anlaşılacağı üzere temel nokta kahramanımız Mümtaz'ın huzura kavuşturacak iç nizami araması baz alınmış. Tabi bu aranırken aydın olma yolunda ilerlemeleri, ileryememeleri üzerine hayâl kırıklıkları... Derken o kadar özendim ki o sohbetlere.....
Arka kapakta şöyle der:

Huzur'un kahramanlarından Mümtaz, roman boyunca kendisini "huzur"a kavuşturacak bir "iç nizam"ı aramaktadır. Eserde hastalık, ölüm, tabiat, kozmik unsurlar, medeniyet, sosyal meseleler, çeşitli ruh halleri ve estetik fikirler iç içe verilir. Ancak bütün bunların üzerinde romana hakim olan Mümtaz'la Nuran'ın aşklarıdır. İstanbul, bu aşkın yaşandığı çevre olmaktan çıkarak, adeta bir roman kahramanı gibi ele alınır.


Okurken sık sık hissettiğim,  evet her zaman huzur, mutluluk, keyif yok yaşamda. Olmamalı zaten de. Yoksa bu kadar düşünce, sabır,  yol bulma çabaları ortaya çıkmazdı. Her ne kadar olaylar sevgi çevresinde dönse de bir döneme tanıklık ediyoruz.
Çok sevdim çok Huzur kitabını.

17.6.19

Üç Silahşor Ve Beni Asla Bırakma.....

Yıllar yıllar evvel televizyon da bilmem kaç milyon kez verilmiştir "Üç Silahşörler"
Kitabı olduğunu bende yıllar yıllar sonra öğrendim. 😊

🐴 İş Kültür Yayınları'nda indirim zamanı da ÜÇ SİLAHŞOR kitabını aldım.
Okudum lakin pek bana göre olmadığına kanaat getirdim. Filmini hatırladığımda da hiç baştan sona izlemediğimi anımsadım. Çok fazla mizahi filmleri sevemiyorum,  bir yerden sonra ilerlemiyor bende. Kitapta da aynı duyguyu hissettim......
 Birde bu ara çok fazla klasik kitaplar okudum ondan mıdır nedir bir daral geldi. Biraz da farklı kitaplar okumak istiyorum. Elimde ki 5 kitabı bitireyim diğer yayın evlerinin kitaplarına bakacağım.
🐴
Tabi film göre  kitap daha farklı. Genç hatta  çocuk yaştaki D'Artagnon Silahşor olmaya karar verir ve  babasının tavsiye mektubu ile yola çıkar. Yolda ve sonrası başına gelenler anlatılır. Üç silahşora katılır ama katılana kadar da başına gelmeyen kalmaz.
Hem saf hem kurnazdır bizimkisi.... 😊
Krala saldırı düzenleneceğini öğrendiği ve krala bağlı olduğu için onun askerleri ile beraber savaşmak ister. İşte o arada hem aşk,  hem kavga,  hem mizahi öğeler ile anlatılır olaylar.
Arka kapakta şöyle der...


Alexandre Dumas (pere) (1802-1870): On dokuzuncu
yüzyılda bütün Avrupa'yı saran siyasal ve sosyal çalkantılar içinde yaşamasına rağmen, daha çok 16. ve 17. yüzyılın tarihsel olaylarını konu alan üç yüzden fazla roman yazdı. Döneminin sevilen ve çok okunan romantik yazarları arasında yer aldı. Üç Silahşor, Monte Kristo Kontu, Demir Maske ve Siyah Lale en tanınmış eserlerindendir. Üç Silahşor iki yüzyıl sonra bile hâlâ keyifle okunan sürükleyici bir aşk ve macera romanıdır.

Bir diğer kitabım ise...BENİ ASLA BIRAKMA/ KAZUO ISHIGURO

Ah nasıl desem,  ne desem.. İlk "Günden Kalanlar" ile tanıdım kendisini... Cümlelerini,  örnekle indirmelerini çok sevdim. Anlattığı hikâyeler yüreğe dokunan, içşmizi biraz da acıtan olsa da hayata dair sorgulatan,  düşündüren ve bazı kurgularda yaşananlardan.......
Sadece kapak tasarımı biraz itici buldum. Oysa ki içindeki anlatıma uygun başka bir tasarım olabilirdi....

Konusuna gelince..... Bir yurt düşünün... Size orada her eğitimi veriyorlar gözetmen eşliğinde... Ve sonrası...

Yoook yazmam çünkü bu güzel kitabı benim gibi hâlâ okumayanınız vardır...
Aslında önemli olan Kathy H. olaylara bakış açısı,  yorumlayışı ve anlatımı.... Arkadaşlıkların arasında yaşananlar...
Orta okul ve lise de az çok yaşadığımız kızsal ve erkeksel tripler....
Öyle işte....
Siz ne düşünüyorsunuz?

İyi geceler arkadaşlar.



12.6.19

Alo, Harika Hanım, Nasılsınız?

Canım arkadaşım Ayla'nın paylaşımında görmüş eklemiştim listeme... Dayanayıp, bekletmeyip aldım ve hemen okudum. :)
Aslında önceliği "Beni Asla Bırakma" kitabına verecektim ama o kadar cezbetti kitap beni hemen bunu okudum.


📞 Okurken aklıma ergenlik dönemimizde ki telefon konuşmaları,  hoşlandığımız kişiyi arayıp eğer telefona evdekilerden biri çıktıysa susup dinleyip kapattığımız dönemler geldi 😁
Tabi arayan numarayı gösteren telefonlar çıkınca işletmeler de yalan oldu .
Hatta annem bağırırdı "kız yeter konuştunuz kapatın artık" diye.
Bir de telefon çalınca "ben bakıcam" kavgası olurdu.....
Sonra arkadaşlarla aramızda şifreli çaldırma metotları geliştirmiştik vs...


📞📞   Konuyu dağıtmayayım çünkü kitap çok etkileyici. Sizce de ismi güzel değil mi?
İki kişinin diyaloglarını okuyoruz. Yalnız bir kadın bir gün rastgele bir numara tuşlar ve hersey değişir,  karşı taraf da yalnızdır ve başlar kısa,  günlük konuşmalar.
Yer yer içiniz duygulanıyor okurken yer yer de kadına kızıyorsunuz ama haklı bir şeyleri de buluyorsunuz..... İçe dokunan satırlarla dolu bir  kitap.
Yazar öyle güzel Türkçe ile kısa ve öz  anlatmış ki duyguları,  yaşanmışlıkları...
 Altını çizdiğim birkaç cümle ile derim ki okumadıysanız okuyun. 😊

"Çünkü durmadan konuşmak ,  bir yerden sonra orada ne varsa onu sıradanlaştırır.
İnsanları  birbirlerinin gözünde basite indirger."
"İlk kez çok konuştuğumun,  beni çok  konuşturmak istediğini farkına vardım. Yalnız kendime ait,  yalnız kendimin olan sırlarım olmamalı mı? Bunları ille de başkalarıyla paylaşmam mı gerek?"








“Sorduk mu birbirimize, nasılsınız dedik mi bugün?”
Sıradan bir günün sabahında çalan telefon yaşamınızı değiştirebilir mi? Hiç tanımadığınız, yüzünü görmediğiniz, adını bile bilmediğiniz biri, kendi hikâyesiyle varlığınıza ayna tutan bir sese, hesapsızca içinizi dökebileceğiniz bir dosta dönüşebilir mi?
Hattın iki ucu arasında salınıp duran sözcüklerin toplamı, gerçek bir hikâye eder mi? Bir “alo” kadar mümkün, başka bir dünya kadar uzak... Orada biri var mı?
Farklı türlerdeki eserleriyle Türk edebiyatının 1950 kuşağının önemli kalemlerinden biri olan Tarık Dursun K., birbirine ses veren iki yalnızın diyaloğu üzerinden insanın ve insan ilişkilerinin mümkünlerine bakıyor: Aşk, aile, kimlik ve varoluşa dair zorlu sorularla şekillenen bu sıradışı temas, bugünün bir “tık”lık yalnızlığına da ışık tutuyor.
“Düşündüm de... Sizi tanımayı çok isterdim. Yakından bakmayı ve... Bu belki’leriniz var ya, onları söylerken yüzünüzün ne biçim aldığını görmeyi de. Nasıl bir kişisiniz?”
“Sıradan... Hiçbir özelliği olmayan...”
“Konuştuklarınızdan o çıkmıyor ama...”

(Tanıtım Bülteninden)

Hamur Tipi : 2. Hamur
Sayfa Sayısı : 168
Ebat : 13,5 x 21
İlk Baskı Yılı : 2019
Baskı Sayısı : 1. Basım

7.6.19

Günlük Haller....

Selam. :)

Bayram gezmesi bizde kısa oluyor... Babam yeni gitti Ortaca'ya, Sevdoş'umda Ortaca'da annesinin yanında... Bizde burada .:))
Sabah kahvaltıya kardeşim geldi, sonrası kıza söz vermiştik oyun parkına götürdük. Ordan kayınvalideme geçtik. Apartmanda da iki sevdiğim ablam var onlara çıktık...hop bitti bizim bayramlaşma........

Sonrası ise Umay'a yaradı hatta "anne bana bayram 4 gün" deyip deyip durdu.😊😁
Uzun zamandır "Ters Ev" e gitmek istiyordu. Maltepe Park' a gelmiş götürdük,  ordanda zıplama trapezine bindi,  aman deymeyin keyfine.
Bizde onun  peşinde pek bir  şendik çocuklar gibi 😬😊

Tabi benim alerji ilaçları yüzünden hayat kalitem o kadar düşük ki.... Sabahları çok zor kalkıyorum,  gün içi uyumak istiyorum ve devamlı bir yorgunluk halindeyim...
Bazen öyle daralıyorum ki bu alerjiden....

Öyle işte bir bayramın daha sonuna geldik. ...
Güzel bir günden kalan bir kare ile bitireyim yazımı.

Selamlar efenim. 🌼🌺

5.6.19

Mo Yan Ve Yaşar Kemal Kitapları...



 Selam.
#kitapgiybeti grubumuz ile #irimemelergenişkalçalar kitabını okuduk. İyi ki beraber okuduk arkadaşlarla yoksa bazı şeyler eksik kalabilirdi... Bir de  böyle sayfa sayısı fazla içeriği dolu dolu kitapları beraber okuyunca daha kolay oluyor.
✒ Yazarın ön sözünü okuduğunuzda bazı detayları açıklıyor. Özellikle bu kitabı "annelere" ithaf ediyor ve o dönem olanlardan etkilenen kadınların verdiği mücadeleden kendisin de etkilendiğini belirtiyor.
 İsmini özellikle " Mo Yan/ Sakın Konuşma "olarak alır yazar. Çok hoşuma gidiyor bu gelenekleri. Hepsinin şahıslarına özgü isim almaları...
Kitapta da bolcana farklı isimlere rastlıyoruz. Çinliler özelliklerine göre ad alıyorlar,  okuduğum başka kitaplarda da öyleydi.
☘ bu kitabı okurken o kadar içim dağlandı ki... Hele bazı sahneler,  yaşananlar,  çekilen acılar ve özellikle bir annenin ve evlatlarının yaşadıkları....fena çok fenaydı.
Tabi birde kitabı ismini veren Jintong var....meme düşkünü... Tabi bunun altında yatan başka sebepler de var. Özellikle anne-oğul ilişkisi çok önemli gelişim çağında.
✒Özellikle güçlü karakterlerle zayıf karakterlerin de bir nevi çatışması var  kitapta.
✒ En önemlisi de savaşın sonuçlarının getirisi..... Açlık,  yoksulluk, karın doyurma,  işsizlik,  tecavüz,  mecburen kendini satan kadınlar...daha ne anlatayım ki.....
☘ tabi her dönemde ve ülkede olduğu gibi " erkek çocuk doğurma " ve "soyunun devamı" gibi gelenekler.... Kadınların güzelliği olarak simgelenmiş ayak küçültme....
☘ ve son olarak diyeceğim o ki...okurken çocuğun meme takıntısına takılmayın... Evet büyük bir sorun ama daha önemli detaylar var kitapta..... Yer yer uzun uzun detaylar verilse de takıntısı hakkında aslında başka bir şey anlatmak istiyor yazar.....
Zaten araştırdığınızda da "meme takıntısı olan çocukların" henüz bebekken oral dönemden çıkamadıklarından kaynaklandığı da detaylardan biridir.

Tabi kitapta detaylar çok fazla anlatılmış. Günlük yaşam, savaşa hazırlıkları ki küçük bir kasabanın  yaşadıkları çok fazla betimleme ile anlatılmış.... sıkılmadan akıcı bir anlatımı var.

Aslında anlatılacak çok fazla detay var kitap ile ilgili ama okumayanlarınız varsa spoilerda vermek istemem.
Tek diyebileceğim sayfa sayısına aldanmayın, gözünüz korkmasın okuyun. :)

Diğer kitabım ise;

KUŞLAR DA GİTTİ/ YAŞAR KEMAL


Tabi Mo Yan'dan sonra ince bir kitap okumak gerekiyordu çünkü etkisi çabuk geçen bir kitap değildi.
Hoş bu kitapta iç burkan hikayeyle doluydu.
Özellikle 80'lerin İstanbul'u Dolapdere ve orada yaşam mücadelesi veren, göç eden ailelerin ve çocukların hikayesi idi. Novella Romanlardan biri idi. 79 sayfa kitap ama bitmiyordu bu sayfa sayısı ile anlatılanlar.

Vallahi bu ara içim dağlana dağlana bir hal oldu.
Yaşar Kemal okuyan sevenler bilir tarzını, özellikle cümleleri, vurguları, deyimleri ile öyle güzel anlatıyor ki duyguları....

Bu kitabı okurken kuşların mı kafeslerde yoksa insanlar mı kafeste sorarsınız kendinize...
Hele o çocukların kuşları yakalama serüvenleri ve üç kuruş ekmek parası için Taksime'e gidip satmaları ve yorumları nasıl da anlamlı....

Öyle işte.....

İyi bayramlar dilerim efenim... Selamlar.