24.8.16

Hayata Dair, Oya Baydar ve Surönü Diyalogları...

Eşimin ısrar ve çabalrı sonuç verdi bende sabahın köründe kalkıp Kpss sınavı için kayıt yaptrdım.
Şakası bir yana çok istiyor ama cesaret edemiyordum. Sonuçta sıkı bir çalışma istiyor bu sınav ve kendimde o gücü bulamayışım hep erteletiyordu bana. Bu konularda çok iyi bir destekçidir kendisi. Dün akşam sınava hazırlanmam için kitap da almış... Birde bir söylenir ki çalışmazsam... gelde çalışma yani..........

Sabah baba kız uyurlarken düştüm yola. Allah'tan 19.kişiydim ve saat 09:00 gibi işim bitti. Hal böyle olunca bide uzun zamandır Kadıköy'e inmeyince "hadi Gülşah bugün baba kız günü yapsın evdekiler sende tek takıl" dedim ve sabahtan indim Kadıköy'e.
Aman Allah'ım nasıl sakin, sessizdi anlatamam size sokaklar. Bende mutlu mutlu tadına vara vara dolaştım sokaklarda.. Tabi öncesi çayımı içtim.
rıhtım
Uzun zamandır rıhtım da bulunan Starbucks kafesine gitmemiştim.Cafeyi büyütmüşler ve kat çıkmışlar. Öyle güzel olmuş ki. şöyle arkadaşlarla oturup muhabbet edelim derseniz harika bir mekan olmuş. Özellikle üst kattaki bölümlere koltuklar, yuvarlak masa ve bar konsepti yapmışlar ki... sanki evinizde gibi Tavsiye ederim.

Sonrası olmazsa olmazım YapıKredi Yayınevi oldu. Baktım doyasıya kitaplara ve bir iki kitap aldım.
Ordan da Eminönü Vapur İskelesinin üstünde ki İstanbul Kitapçısı Cafesine gittim. Burayı Beltur işletiyor ve fiyatlar da manzara kadar güzel. :)


kadıköy rıhtım
 Yine çayımı söyledim vapur ve denize karşı... O arada yanıma aldığım SurÖnü Diyalogları Oya Baydar kitabını bitirdim.... Okurken içim cız etti... Çünkü hala devam eden bir Doğu'da kanayan bir yaramız var... canlar başka canların gözünün önünde ölüyor ve biz ekranlardan sadece gösterilmesi gerekenleri izliyoruz...

Tabi bazı yazılanlara katılmasam da orada yaşananlar, her iki tarafında kendini haklı görmesi ...birçok şeyi haklı çıkartmıyor.
Yazar daha önce de gitmiş Sur'a ve o bölgeye. Yine bu sefer de gittiğinde örgütten birileri ile konuşuyor ve okudukça üzülüyorsunuz...
Yazar hem yazıyor hemde savaş dursun, daha fazla canlar yanmasın diye mücadele veriyor. Ve yakın çevresinde bazı arkadaşlarına söylediğinde, şu cevabı alıyor ve şaşırıyor; eğer oraya gidersem bir daha hiçbirşey hayatımda eskisi gibi olmayacak...

Bu çok önemli bir duygu. Hepimizin bir hayatı ver acıları paylaşmaya başlayınca çok şey değişiyor düzenimiz de...

Bu kitabı okuyun ve düşünün derim... ne olursa olsun "ama onlar da hak ediyor" dememek için...
Tabi kitapta Dağa çıkanlar savunulmuyor yada haklılar denmiyor. Halkla, isteklerine dair, ölülerine dair, yaşamlarına, umutlarına, beklentilerine dair karşıklı konuşma şeklinde yazılar var.
 Yazar bu konuda çok mücadele veren biri... İLk kitabıydı okuduğum, devamı gelir artık bende....

İŞte böyle blog, şimdide gündem hoş değil nasıl olsa... endişelenmeler uzun zaman daha bitmeyecek... büyümek böyle birşey sanırım....


oya baydar surönü diyalogları


Berci Kristin Çöp Masalları Latife Tekin

latife tekin

Bu yazar ile beni sevgili Lale Abla ( laleninbahcesi bloğu yazarı) tanıştırmıştı. Ki ne iyi etmişde bana bu yazarn bir kitabını hediye etmiş. Her seferinde minnetle anıyorum :)
Sonra ben bu yazarın müptelası oldum.
Hemen hemen her kitabını okudum. Bu kitabını da kırtasiye de başka bir şey bakarken gördüm ve hemen aldım. Meğersem kitap çok eski, fakat raflarda fazla bulunmadığından satışı da yok gibiymiş... üzücü...
Konusu olarak da; bir ailenin İstanbul'a gelip gecekondu kurması, sonrası eş dost akraba da gelir, onlar da boş buldukları araziye ev kondururlar... sonra işadamları fark eder fabrika açmaya başlar... arada tabi yaşanan sıkıntılar, sorunlar.. devletin yıkım kararı... içlerinden uyanıkların bu kararı durdurmaya çalışması... yaşanan ölümler, çıkan kavgalar ve anlatılan aralarında ki şehir efsaneleri..... Masal tadında yine enfes bir roman.
Okurken kendi kendinize şunu söylerken bulabilirsiniz ; ee bunlar hala devam ediyor eskilerde kalmadı ki.....

alıntı yaptığım sitenin adresi (tıktık)
Berci: Davarı sağan kimse, süt sağıcı.
Berci Kristin Çöp Masalları, bir doğuş, bir kuruluş, bir türeyiş öyküsüdür. Kentin kıyısında, çöplükte, fabrika atıklarının ortasında doğan bir hayatın öyküsü. Kentin çöpünden, yabancı oldukları kültürün artıklarından, paslı tenekeden, kartondan, naylondan, muşambadan, plastikten, bir yandan da cenk hikâyeleri, maniler, tekerlemeler ve ağıtların dilinden yaratılmış gecekondunun masalı.  Hep bir ses duyulur sayfalardan; rüzgârın uğultusu, martı çığlıkları, bağrışmalar, küfürler, fabrika gürültüleri ya da silah sesleri. Sesin ağır bastığı bu roman, geleneksel seslerden yararlanarak bestelenmiş bir senfoniye benzer.  İnsan, daima ilksel haliyle, başlangıcıyla kendini oluştururken vardır bu anlatı içinde. O yüzden mağara resimlerini andırır bu anlatım özelliği. O resimlerin yalın olduğu kadar sarp, plastik olduğu kadar da doğal estetiğine ulaşmış, bu özelliği modern edebiyatın ortamına çevirebilmiş bir yazarın başarısıdır  Ümraniye çöplüğü şehrin dışında kalan belediyenin çöplerini bıraktığı boş alan.Latife TEKİN bu çöplükte kurulan 8 gecekondunun öyküsünü anlatıyor.büyük hayallerle kentin büyüsüne kendini kaptırıp gelen insanların reklam tabelalarıyla yapılmış çatılı evlerindeki yaşamlarını masalsı bir şekilde anlatıyor.bu çöplüğün zamanla nasıl bir hızla büyüyüp şehrin bir parçası haline gelmesini ,çarpık kentleşmeyi insan hikayeleri olarak anlatıyor ,kaygıları dertleri , tasaları , hayalleri olan insanların yaşama tutunma hikayeleri ve yaşadıkları hayal kırıklıkları….  son derece sıradan, gündelik hayatları anlatıyor gibi görünen yazar aslında kendi sosyal gelişimini yaşayan, yoktan varolan bir çöp ülkeyi anlatır. kendi içinde bir “cosmos” ülkedir çiçektepe. karanlıkta kapalı bir mekana sığınma içgüdüsüne sahip insanoğlu’nun çerden çöpten de olsa inşa ettikleri “ev”lerinden oluşan bir mahalle. yıkım makinalarına sığınma ve yerleşme içgüdüleriyle günlerce direnen ve sonunda çöpten de olsa yıkılan evlerinin kalıntılarından, çevredeki fabrikaların tabak kırıklarından da olsa rüzgarda uçuveren çatılarıyla naylondan kapılarıyla evlerine yerleşir çiçektepeliler. rüzgarın uçurduğu çatılar kapalı yerlere sığınan insanoğlunun aslında bir rüzgarla uçacak kadar güvende olduğunun simgesidir, camisinin tenekeden minaresi de uçar bu çöpten ülkenin, geceleri minareyi yani sığınma öğelerinin başka bir parçası olan tanrı’nın evinin çatısını tutmak da görev olur çiçektepelilere. son derece sağlıksız bir biçimde olsa da kendi kanunları, kendi manileri türküleri, kendi ermişlerine sahip bu çöp ülke zamanla sosyalleşmeye, şehirleşmeye başlar. çöp bayırları ve çöp evlerden oluşan bu ülkeye tüm dünyanın kuralı kapitalizm gelir. büyük fabrikalar, büyük patronlar ve küçük işçiler artar bir anda. çiçektepe’nin erkekleri yoksul ama özgür insanlardan yoksul işçilere dönüştürülür. çok ağır şartlarda çalıştırılan çiçektepenin erkekleri zamanla haklarını aramaya sendikalaşmaya başlar ve tabi ki tüm patron-işçi çatışmalarında olduğu gibi mücadele fireler de verir işçiler. çiçektepe kendi içinde minyatür bir türkiye’dir belki de alevi meselesiyle, işçi mücadelesiyle, yoksul zengin sınıf arasındaki devasa uçurumuyla, dayak yiyen ev hanımları , hem peşine düşülen hem hafif kadın damgası yiyen ağır işçileriyle, ölen alevi dedesinin “blucin” satmaya başlayan oğluyla.  öplere tutunmuş hayatların çiçektepe’ye dönüştürülen savaştepe’si en sonunda jandarma ve bankanın da çöpten ülkelerine girişiyle sıradanlaşan, sosyalleşen belki de sosyalleştikçe yozlaşan bir ülkeye dönüşür.  insanların birbirini kot pantolonuna bakarak tanıdığı, sırf meşhur olmuş diye bu akımdan geri kalmamak için bildiğimiz botlara yüz milyonları bayıldığı, bazılarının kendilerine küçük bir lüks ve keyif saydığından, bir fincan kahveye koca bir yemek parası bayıldığı bir dünyada, çöpten evler yapan ve adete küçük bir “yamukçokyüzlü şehir” olan çiçektepe’nin kitabı. nasıl artıklardan kendilerine ev kuruyorlarsa, şehrin metacı insanının artık duygularından da yaşamlarını kuruyorlar. birbirlerini seviyorlar ama dövüyorlar, önemli olanın görüntü olduğunun farkına varıp, gerek kendilerini, gerekse evlerini süslüyorlar sanki açıkları kapanabilecekmiş gibi. parasızlıktan dolayı anca hayat kadınlığı yapana orospu diyorlar da onun bunun hakkını yiyene ses çıkarmıyorlar. hakkını arayana gomünist * diyorlar da karısını dövene sayıp sövmüyorlar. küçük bir bugünlerin dünyası kitabı. latife tekin’in 84’te çıkardığı ikinci, fantastik ögelerle yazılmış, yalın anlatımının devam ettiği, yüz küsur sayfalık olsa da içine birçok şeyi sığdırabilmiş çiçektepesi. kaynak
………….
Berci saflığı,masumiyeti;
Kristin fahişeliği,kirlenmişliği;
Çöp itilmişliği,unutulmuşluğu,çaresizliği;
Masallar ise düşleri ve umudu ifade ediyor.
Böylece Latife Tekin’in kurguladığı çatışma,kitabın kapağında başlamış oluyor…(Burcu Sevil Şahin) kaynak

19.8.16

İyi ki doğdummm :))

doğduğum ev
Bir 19 Ağustos günü öğlen 14:00 de gözlerimi açmış hayata merhaba demişim.. Hastane sonrası bu fotoğrafını gördüğünüz evde 2,5 sene yaşamışım...
O dönem annemler babaannemlerle bir oturduğundan, babanne evine gelmişim ve annemler ayrı eve çıkana kadar bu evde yaşamışız;babannem beni öyle sahiplenmiş ki; annem sanki süt annem gibiymiş. Kucağına alıp sevmesine bile izin vermezmiş rahmetli.... Gece de babaannemlerle aynı oda da yatıyormuşum ve herşeyimle ilgileniyormuş.....
Tabi bu kadar sahiplenmesine rağmen rahmetli babaannemle ilgili anılarım çok da hoş değil... artık rahmetli oldu ve eski defterleri açmanın da bir anlamı yok... değil mi?

Ama bu ev ve sokak ile ilgili anılarım güzel. Nede olsa çocukluğum geçmişti bu sokakta... şanslıydım mahalle arkadaşlarım vardı.. sokakta miskette oynadım/k, yakar topta, saklambaçta....

Şimdi 36 yaşı bitiriyorum... hayatım da anlamı, sevgisi büyük bir varlık ile yaşıyorum... Bana anneliği tattıran, onsuz yaşayamayacağım bir hayat süren kızımızla yaş almak daha bir keyifli....
 Yaşım ilerledikçe anladım ki; her ne kadar fiziken yaşımı göstermesem de ruhen yaş aldığımın çok farkındayım....
eskiden yaptığım takıntıların çoğu yok...
mesela asla saçımı yıkamadan sokağa çıkmazdım; hatta bakkala bile gitmezdim :)
Annem "nolcak kız altı üstü bakkala gideceksin" derdi... Amaninnn imkansız ben asla o dünden kalmış yağlı saçla bakkala gitmezdim...
Kuzenim eğer aniden arayıp " hadi şuraya gidelim" demişse... cık cık.. öyle ani dışarı çıkmalar bana göre değildi, hazırlanmam gerekliydi... Tatile bile giderken çanta ayakkabı eş götürürdüm ve koca bir bavulla gidip azcık eşyayı kullanırdım... vs...
Sonra aslında tatilde bu kadar tefarrua da gerek olmadığını öğrendim...
Sanırım "serde gençlik var" dedikleri böyle bir şey. :) bu örnekler uzar.....


gülmek en eğerli şey


Sonra ne mi oldu... aslında hayatımda takıldığım buna benxer ve yazmadığım bir çok şeyin " zamanımdan çaldığını, yaşam kalitemi düşürdüğünü" anladım. Bunda çok iyi bir gözlemci olmamın, hayatı farkında yaşamayı sevmemin ve okumamın.. ama önemlisi öğrendiklerimi hayatıma uygulamamın etkisi çok büyük...
Yaşamın bunlara takılmayacak kadar kısa ve hızlı aktığını, yaşamdan alınan keyfin başka şeyler olduğunu keşfettim.... daha basit ama kaliteli yaşamayı öğrendim...

Ve son birkça senedir daha bir keyifli oldum kendime....
O yüzden hoşgeldin yeni yaşım...
Doğum günü kutlarımmmm yanaklarımdan öper, daha keyifli yaşlar dilerim kendime. :)

not: az buçuk melankoliklik vardır da ... fark etmişsinizdir.. :))

4.8.16

kaygılı ama umutlu günler geçerken.

Adnan binyazar/ Kızıl Saçlı Kontes
 Uzun zamandır yazmadığımın farkındayım. Ama bir türlü yazacaklarımı, hangilerini paylaşmam gerektiğini bir türlü toparlayamadım.
Malum gündemimiz hep aynı...
Tek duam Rabbim ülkemize zeval vermesin...
Bu topraklar kolay kazanılmadı.....

Tabi yazmadığım zamanlarda günlük hayatımızı akışına kavuştu... Her ne kadar devamlı haber kanallarını izlesek de bir nebze rahatladık...
O arada arkadaşlarla bir Avşa Adası tatili yaptık.. Tatil yaptık ama devamlı konuşmalar da sosyal medyadan gündeme bakıp, yorumlar yaptık.
Deniz ve kumsal çok iyi geldi hepimize... Sabahtan akşama devamlı denizdeydik....

Temmuz Ayında Can Yayınları 5 TL kampanyası düzenledi ve haberdar olunca birkaç kitap da ben aldım... Benim baktığım DR'larda hep öykü kitapları vardı. Romanlar azdı. İyicene anladım ki öykü kitapları fazla okuyamıyorum... Çok sık okursam sıkılıyorum. Ara kitap olarak okumalıyım.
Örneğin Kızıl Saçlı Kontes/ Adnan Binyazar
 Belki kalemi kuvvetli bir yazardır ama ben bu öykü kitabında bir türlü ilerleyemedim ve yarım bıraktım... Başka bir kitabını daha okuyup karar vermekte yarar vardır değil mi? Ya da sizden okuyanınız varsa ne dersiniz?

Lupita Ütü Yapmayı Seviyordu
 Kitap Kulübü kitabımız olan Lupita Ütü Yapmayı Seviyordu/ Laura Esquivel 
Bu kitaba tek kelime ile bayıldım. Hele her cümlenin başı " Lupita .... seviyordu" diyerek giriş yapması, yaşadıklarını günlük bir dille aktarması bir okuyucu olarak çok keyifliydi... Bu kitabı okuyun derim. Gerçekten de Latin Amerika Edebiyatı sizi sıkmıyor ve konuları genelde sürükleyici oluyor. Bu kitapta da yazar biraz günlük hayata biraz da Ülkenin Politik olaylarına değinmiş...

Thomas Mann Aldanan Kadın bu kitap resmen içimi baydı... Aslında listemde yazarın Büyülü Dağ kitabı vardı fakat bu kitabı da tanışmak için aldım yazar ile... sanırım yanlış bir seçim oldu... Ki yazarın bu kitap ölmeden önce yazdığı ve hayatında ki gerçeklere dayanan bir kitapmış.
Bir kadının genç bir öğretmene aşkı ve çocukları ile yaşadığı diyaloglar anlatılıyor... bakış açısı, ölüm vurgusu çok iyi ama konu işleyişi zor ilerliyor....

aldanan kadın
Mother's Day filmi gayet renkli bir izlenimlik akıcı bir filmdi. Şöyle sıkılmadan, fazla düşünmeden keyifle kahvaltı sofrasında yada oturuken izleyeyim derseniz iyi bir seçim. Öyle aman aman bir konusu yok tek güzelliği aydınlık ve iyi oyuncuları oynatmış olmaları...
mother's day
cumhuriyet çocuğu


















Nihal Yeğinobalı CUmhuriyet Çocuğu tek kelime ile enfes bir kitaptı. Özellikle bir döneme tanıklık etmek ve onu okuyucu sıkmadan anlatmak kolay değil. Ki yazarımızın kalemi de çok kuvvetli.
Bu kitabı ikinci el olarak tamamen arka kapak yazısına bakarak almıştım. Meğersem diğer kitapları da çok iyiymiş. Hatta dilimize Genç Kızlar olarak yabancı isimle basılmış kitabından sahibiymiş.
O dönemde kitabını kendi ismi ile bastıramadığı için rumuz kullanmış ve kitap yıllarca best seller olarak anılmakta...

Yeni yazıda görüşmek üzere  :))

15.7.16

İstanbul Gezisi ve Salı pazarı Turu...

Geçtiğimiz hafta arkadaşlar aradı ve hadi gelin Eminönü'ne geçelim dedi. Bende neredeyse 1 yıldır geçmemiştim... Aslında bir ara tam gezi palnı yapıyordum ki kendime Taksim'de ki patlama olunca herşeyi ertelemiştim.. Ki hala bazı yerlere gitmek tedirgin ediyor beni.... Çocuk olduktan sonra bu tedirginlik daha fazlalaştı... 

Neyse velhasıl biz geçtik karşıya... Öncelik elbette olmazsa olmazımız Mısır Çarşısından geçmek oldu... Tabi alışkın olmadığımız bir görüntü vardı; poliler vardı her yerde ve arama yapıyorlardı... Elbet güvenliğimiz için ama tedirgin olmadan edemiyoruz...

Ordanda Tahtakale Cad.sinden yukarı neredeyse bütün takıcıları geze geze hatta bir sürü takılar alarak yukarı ŞarkHan'a çıktık.
Bilmeyenleriniz varsa muhakkak uğrayın bu hana. Aslında bundan 4-5 sene evvel daha güzeldi içi ama şimdide de görülmeye değer. Daha çok uzak doğu eşyaları ve kıyafetleri var...Birçok şeyi toptan yada tek tek alabiliyorsunuz ve fiyat olarak da çok uygun.
Efenim şapka da pek renkli pek güzeldi ama anca poz verecek kadar taktım... :))
 Eve dönüş yolunda yokuşun orda ki otoparktan harika bir İstanbul manzarası mevcuttu...
Boşuna İstanbul adına şiirler, romanlar, hikayeler yazılmıyor... Özellikle metropol bir şehir olması bir harika... Cami de var, kilise de... hanlar da var apartman daireleri de....

Bu hafta da bir Tarihi Salı Pazarı yapalım dedik beyimle...
Sever misiniz bilmem ama? Çok severim pazarı gezmeyi..
Aradığım bir çok şeyi bulduğumda hele daha bir keyifli oluyor pazar...
Şimdi sıra da cumartesi günleri Pendik'te kurulan pazar var, neredeyse 10 yıldır gitmiyorum... bi gideyim göz atayım dimi ama .... özlemişlerdir beni... :)))

Dün acı bir olay yaşandı Fransa'da.... Terör artık tüm Dünya'nın sorunu ama ülkeler kendi başlarına gelmeden anlamıyorlar sanırım... Oysa ki Dünya'da barış için elele vermek gerek... ayırım yapmadan, beslemeden bu olayları.........
Acı düşen evlereRabbim sabır versin....

Hayırlı Cumalar... keyifli haftasonunuz olsun efenim.









9.7.16

Biraz Hüzün biraz Elif Şafak, Stefan Zweig...

Geçmiş Bayramınız Mübarek olsun blogdaşlar...

Biz bu bayram da neredeyse yalnızdık. Kardeşimgiller annemlere gittiler Fethiye'ye.
Hem ziyaret hem tatil oldu onlar için. Birde sevdikleri dostaları ile yaptılar ki daha bir keyifli oldu onlar için.

Güneş tüm sıcaklığı ile ısıtırken bazı evlere de hüzün çöker... bayram sabahı çok sevdiğim can dostum, arkadaşım, can'ım babasnı kaybetti..... acısını paylaşmak için Sakarya'ya gittik eşimle....
.......................................
Bir eve daha hüzün düştü ve bizler hayatta kalanlar yine sorgulamaya başladık bazı şeyleri....
Hep böyle oluyor değil mi?
Eğer hastamzı varsa ve hastane odalarındaysak sağlığımızı... eğer bir eve ateş düştüyse de kendi hayatımızdaki büyüklerle olan ilişkilerimizi sorgularız birkaç gün......
Rabbim sabır versin Can'ım arkadaşıma ve ailesine..... :((((


elif şafak Havva'nın Üç Kızı
 Tabi bu olaylar yaşanırken kitap okumalarıma sığındım. Bana üzüntülüyken çok iyi geliyor kitap okumak... yada uyumayı tercih ederim. Tabi kızdan dolayı öyle uyumalar nerde... bende ikinci seçeneğim olan kitaplarıma sığındım...
Elif Şafak/ Havva'nın Üç Kızı kitabını severek okudum... yorumlara baktım da yine aynı şeyler dönüyor... Yazarın cemaat sayesinde yükseldiği vs...
Bana göre Elif Şafak Ve Orhan Pamuk ömürlerinin sonuna kadar hep bu ikilemlerle karşılaşacaklar...
Çünkü seven ya çok seviyor yada hiç sevmiyor...
Evet eksikler havada kalan şeyler vardı kitabın genelinde.. ama günümüz gidişatına bakarsak yazdıkları da hiç de basit değildi.... ötekileştirme artık o kadar çok yapılıyor ki....  kafan açıksa dinsiz, kapalıysa da dindarmışsın gibi algılanıyor...  aile içi çatışmaları ve yorumlarını sevdim...
Diyeceğim odur ki... sevdim ben kitabı.... :)


Stefan Zweig
Yok yok ben bir türlü sevemedim Stefan Zweig kitaplarını...
Biliyorum çok fazla yere göğe sığdırılmıyor yazar. Elbet vardır haklı yanları ama bana uymuyır yazım dili.
İlk Satranç kitabı ile tanıdım ve öyle pek de " çok iyiydi" diyemedim.
Böyle durumlar da hemen yazarı listemden silmem, bir kitabını daha okurum. Ki daha sonra Amok Koşucusu kitabını okudum, sonra da bu kitabını okudum...
Ama anladım ki olmuyor, ilerlemiyor sayfalar.
Sanırım bunda en büyük etken devamlı olayların kadınların aşk üçgeni etrafında dönüyor olması. Tamam bakış açılarında ve bazı cümlelerinde ki tespitler altı çizilesi ama genele vurunca ilerlemiyor....
Ve bu kitap ile artık noktayı koydum yazar ile arama......

BUgün güzel bir İstanbul turu yaptık ama oda artık bir sonra ki yazıya kalsın.

İyi geceler blogger..
Sohbeti bol olan bir haftasonunuz olsun...

1.7.16

İpek Ongun Ve YIkanan Kadınlar Tie Ning...Kitapları yorumu..

yıkanan kadınlar tie ning

Uzun zamandır elimdeydi bu kitap...
Başlar da biraz durağan başladı ve "eyvah okuyamayacağım bu kitabı galiba" dedim kendime..
Araya başka bir kitap daha alıp okumaya devam ederken bir baktım kitap bir açıldı, bir güzelleşti...
Elimden bırakmak istemedim okurken...
Uzak Doğyu hem seviyor hem merak ediyorum o yüzden daha bir keyifle okuyorum Çin Edebiyatını...
Kendimize birazcık da olsa yakın buluyorum kültürlerini...

Kitapta birçok detayı bir arada bulabiliyorsunuz. Özellikle o dönemin siyasi, sosyal olaylarını da güzel aktarmış kitap.
Ve diyorsunuz ki "kadın "her yerde kadın ve daha fazla çile çeken, daha fazla mahalle baskısı gören taraf, varlık oluyor....

Konusuna gelince 2 farklı neslin gözünden hem o dönemi hem hayatlarında ki yaşananlara tanık oluyorsunuz.....
Tabi ana karakter Çio... kızkardeşi var ki ben en çok ona sinir oldum.....

Kitabın kapağında 1994 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanan Japon yazar Kenzaburo Oe'nin bu kitap için söylediği "Son on yılda çıkanlar arasından on edebi eser seçmem istenseydi, kesinlikle Yıkanan Kadınlar'ı aralarında sayardım" sözü yer alıyor. Oe'nin burada kast ettiği zaman dilimi 2000-2010 arası. Ben Yıkanan Kadınlar'ı beğendim. DR'ın kampanya döneminde ki standında denk gelmiştim, kararsız kalmıştım ama iyi ki almışım dedim. Çünkü başka bir bölümde hiç rastlamadım kitaba...
Filmide çekilmiş ama henüz bulamadım nette, araştırmaya devam. Bileniniz varsa benle paylaşırsa memnun olurum. :)

  
ipek ongun
 A101'de ara ara indirimli kitaplar oluyor ve öyle bilinmedik değil bilindik yazarların kitaplarını getiriyorlar....
Bu kitapda onlardan biri... Sanırım yaşım kaç olursa olsun hiç sıkılmadan ve düşünmeden alacağım, okuyacağım bir yazar benim için İpek Ongun...
Ara kitap olarak okuyorum okurken öyle içimi rahatlatıyor ki anlatamam....
Yine bu kitpata Yağmur Öğretmenin hayatından başlayarak hayata dair bir roman olmuş...
Daralan ruhuma iyi geldi diyebilirim.

Siz sever misiniz İpek Ongun'u?
Gerçi bir nesil "Yaş On Yedi" kitabı ile büyüdü ki hala en olma sırasını koruyor bende.... Kızıma da okutmayı düşündüğüm bir eri bu seri... Tabi okumak isterse...Teklif-öneri benden karar vermesi Umay'dan. :)



Kadir Gecemiz Mübarek Olsun...

Kadir Gecesi Duası





Kadir Gecemiz Mübarek olsun...
Rabbim ülkemize sabır ve iyi günler nasip etsin.. Hatta tüm savaş olan ülkelerde acı çeken annelerin, babaların, çocukların acıları dinsin...... Hastalarımız şifa bulur İnşallah...
Artık terörle ilgili duygularımızı biliyoruz... Geçen gün yaşanan olaydan sonra ruh halimi az çok tahmin edersiniz...
.. ...... 
Evet belki de terörün niyeti "korku psikolojisi" yaratmak... evet bizleri sokaklardan soğutmak..
Ama evet korkuyorum sokağa çıkmaya, kalabalık yerler de dolaşmaya...
en çok da her anne baba gibi evladımın başına bişey gelmesinden, yetim-öksüz kalmasından korkuyorum...... 

Ve ellerimi duaya açarken en çok ülkem için açıyorum.......

Bitecek bu kabus gibi günler diyorum ve ister istemez bu karanlık duygularımı içime gömüp normal hayatıma adapte olmaya çalışıyorum.....

26.6.16

Film Anlatıcısı Kız Hernan Rivera Letelier ve Elif Şafak'ın yeni roman

Veee çok beklediğimiz sıcaklar da geldi çattı.... gündüzleri mümkün mertebe sokağa çıkmayanlardanız ana kız... 
Devamlı suyun altında Umay'da. her bez değiştirirken hemen duşa sokuyorum anca rahatlıyor... 
Aslında hava durumu, doğa olması gerekeni yapıyor ama biz insanoğluna sıcak geliyor işte efenim...
Yaz geldi mi hemen yazlığına gidenlere selam olsun. :)))

Geçtiğimiz çarşamba akşamı kitap klubümüzle Timsal Hanımların arka bahçesinde hem iftar yaptık hemde bu ayın kitabı olan "Film Anlatıcısı Kız/ Hernan Rivera Letelier " kitabını konuştuk.
Konuştuk dediğime bakmayın, öyle uzun uzun anlatmadık kitabı. Çünkü hepimiz çok beğendik ve keyifle okumuştuk. Ortak noktamız " iyi ki okumuşuz bu kitabı" oldu. Aynı zamanda Timsal Hanımın bir de süprizi vardı. Kazım Karabekir Vakfının/ Müzesinin kuruluşunun 17.yılını kutladık. Daha nice yılları olsun müzenin, ziyaret edeni bol olsun ve Timsal Hanım bize anılarını daha uzun yıllar kendi ağzından anlatsın. Dinlerken öyle mest oluyorsunuz ki... Ziyaret etmeyi unutmayın derim müzeyi...


Kitap tür olarak da Novella (kısa roman olarak değerlendirilebilecek; romandan kısa, hikâyeden uzun olan bir edebî türdür.) Kitabı elinize almanız ile bitirmeniz bir oluyor.
Ama aklınızda bıraktığı izler ise daha fazla. ÖZellikle Şilili yazarların kalemi çok iyi... Anlatırken okuyucu sıkmıyorlar...
Kitabın içinde acı var, aile dramı var, mahalle var, hatta mahalle baskısı var, dedikodu, aşk var....
Kitap bitince şöyel düşünmüştüm; gerçekten de film anlatmak kolay değil aslında... hele bilmeyen, izlemeyen birinie hele hele bilen birene....
Tavsiye edebileceğim kitaplar arasına girdi bu kitap.





Veeeee Elif Şafak'ın beklenen kitabı çıktı. Elimde ki kitabın bitmesine çok az kaldı ve hemen bu kitaba başlamak istiyorum. Elif Şafak kalemini, cümlelerini sevdiğim bir yazar. Yine bizi hayal kırıklığına uğratmayacaktır yazar....
Bir de sevdiğim bir kadın var ki, düşünce ve yaşama bakışı açısından kendime yakın bulduğum biri Frida Kahlo.... bu kadın ile ilgili bir post hazırlayacağım o yüzden burda sadece sevdiğim demekle yetineyim. :)

İyi pazarlar ve iyi haftalar yazımı okuyan herkese.... :)

18.6.16

Umay'lı günlerden bir gün...

Uzun zamandır Umay'lı ev hallerimizden  bahsetmiyorum. Ve biraz yazayım istiyorum. İlerde hem ona hem bana anı olarak kalır...
26. ayının içindesin artık annem.. Her şeyi ama herşeyi o kadar iyi anlıyorsun ki..
Özellikle duygularını ifade edişin çok iyi.
Şöyle bir baktığım da diğer annelerin dediği gibi gerçekten de belirli bir zamandan sonra günler çok hızlı ilerlemiş.
Çünkü sende ki davranışlar büyüdüğünün büyüme yolunda ilerlediğinin işareti.
O kadar çok şey öğrendim ki anne olunca.
Bir annenin evladını gözlemlemesi çok önemli. Çünkü çocuklar siz onu iyi dinler ve gözlemlerseniz sizi doğru yolda ilerletiyorlar.
En azından kendi çocuğumda bunu deneyimledim.
Örneğin; eğer siz kendi hayatınız farkında yaşıyorsanız inanın çocuğunuzun da hayatının farkında oluyorsunuz.
"bebektir, çocuktur ne anlar" demek yerine ona bir "birey" gibi davranırsanız, dışarı çıktığınız da sizi dinler.

En çok gözlemlediğim şeylerden biri bu oldu. Örneğin AVM lerde çok görüyorum, çocğuyla kibar konuşuyor önce bakıyor çocuk dinlemiyor başlıyor bağırmaya. "bak çocuğum beni dışarda bağırtma" gibi sözler düşünsenize çocuk için başkalarının bakması çok da önemli değil ki...
O zaman anladım işte evde siz eğer sağlıklı iletişim kurar, dinlerseniz dışarda da ufak tefek akslikler dışında bağırmak zorunda kalmazsınız diye düşünüyorum.
Elbet şunu kabul ediyorum; gerçekten de çok zor olan, uyumayan, ne yaparsanız yapın hareketli, laf dinlemeyen çocuklar da var.
Bizim şansımız, Umay iyi huylu bir çocuk... Genlerimiz sağolsun ;) ::)))))

Evet biz hiç mi sorun yaşamadık, herşey güllük gülüstanlık değildi elbet.
Yeri geldi sokakta elimiz bıraktı, ki hala önce tutuyor sonra koşmak istiyor. Yavaş yavaş sabırla anlattım, hala anlatıyorum. Bizim kaldırımdan gitmemiz gerektiğini, araba çıkıp bize çarpabilir diyorum.
Ve bakıyorum ki son zamanlar da elimi tutuyor ve bıraksa bile"kaldırıma çık annem " dediğimde hemen çıkıyor. Aslında düşünsenize çocuk da haklı koşmak, dokunmak, keşfetmek istiyor. Onu bu dürtüleri yüzünden kısıtlamamak gerek.. Bazen sabrtemek o kadar zor oluyor ki...


Yeri geldi 2 yaş sendorumunu bağırarak atlattı. Geçerdi karşıma çığlık atardı. Ama öyle böyle değil.
Bende karşısında dikilir hiçbir tepki vermezdim, bir süre sonra da yanından ayrılırdım. Bİraz mıkırdanır sonra susar yanıma gelirdi. Sımsıkı sarılırdım.
BAktım ben ona "neden bağırıyorsun, sus" gibi tepkiler vermeyince oda birkaç gün sonra bıraktı bağırmayı.


Sonrasında da herşeyi "anne men " yapıcam dönemi başladı. Onda da onun dökmeyeceği yada dökerse de sorun olmayacağı şeylerde bana yardım etmesine izin verdim. O da geçti...
Bazen suyunu yada elinde ki başka birşeyi dökebiliyor. Hemen yanıma gelip korkmuş bir şekilde " anne bak suyu döktüm" diyor, o zaman o ifadesini görünce çok üzülüyorum. Çünkü dökmesi kadar normal birşey yok ki... biz büyükler hiç mi dökmüyor, kırmıyoruz...
Böyle durumlar da da göz hizasına inip; annecim olabilir dökebilirsin. Lütfen üzülme bir daha kine dikkatli olursun. Tamam mı annem
tamam anne deyip hemen gülüüyor... :)

İŞte o zaman bende mutlu oluyorum, çünkü dökücek, kırıcak, anlamaya çalışıcak.
Bide bu aralar bez değiştirmek istememe gibi bir sorunumuz var. kakasını yaptıktan sonra "anne ben kaka yapamıyorum" diyor ve bez değiştirmemem için kırk takla atıyor.
Bende inatlaşmasın, inatlaşmayı öğrenmesin diye " tamam annecim, sen ne zaman istersen değiştirelim ama değiştirmezsek popon acıyabilir" diyorum. Bi bir iki dakka sonra aa Umay gel barbi  bebeğin altını silelim bezini değiştirelim derken kendi de istiyor.
Evet sabır istiyor, evet daha çok sabır istiyor çocuk büyütmek. Hele bu aşamalar daha bir sabır istiyor.
Benim kendimce avım; sonuçta aile olmayı, bebeğimiz olmasını biz istedik, kısmet oldu bebeğimiz oldu. Şikayet etmeye gerek yok. Bu bir süreç ve geçecek.
Diyerek kendime söylüyorum.
Çünkü anladım ki eğer bebeğiniz vars size destek olan, yardımcı olan biri daha mutlaka ama mutlaka  olmalı.


Ben çok bilirim ilk zamanlar daraldığımı, bunaldığımı, tüm gün evde olmanın dışarıya pat diye çıkamamamnın verdiği sıkıntıyı...
Eşimi kollardım izin günlerinde o bakardı ben biraz hava almaya çıkardım. Allah razı olsun hala da çok destektir bana bu konuda...

tabi bunlar yaşadığımız bir süreçti,
Artık zaman daha keyifli geçiyor Umay'la.
Bu ara en büyük hobisi suluboya ile resim yapmak.
Sabah Bismillah daha gözünü açıyor, yüzünü yıkıyoruz; anne ben suluboya yapıcam diyor.
Çizerken de anlatıyor; anne bak kedi yaptım, uçak yaptım, anne bak bu sen...
Yakında kişisel sergisini açarız Umay Hanımın. :))))

İŞte böyle blog, şimdilik aklıma gelen bunlar, gelmeyenlerin yada bazı anıların bende kalmasını istediğim kadar ile günler böyle geçiyor bizde....

14.6.16

Yaşar Kemal Neredesin Arkadaşım ve Enginar Mevsimi

 Geçen hafta bir ara kitap okuyayım dedim kalemini, olaylara bakışı açısını, yorumlayışını ve halktan biri olan Yaşar Kemal'in 1975 yılında gazete için yapmış olduğu röportajların toplamı olan " Neredesin Arkadaşım" kitabını okudum....
Sokakta yaşayan kimi evinden kaçmış, kimi mecbur kalmış çocuklarla yapmış olduğu sohbetler ve onların hayatına dair aktardıkları var kitapta... Tabi okurken içiniz cız ediyor, sokakta karşılaştığım o çocuklar geldi aklıma...
Ve onları doğuran annelere kızgınlığım geldi aklıma...
Evet kimi " mecburdum, kimi bilemedim" diyebiliyor bu annelerin.. bence ( yaşamayan bilemez farkındayım ama yaşam koşullarım eğer çocuk bakmaya uygun değilse doğurmamayı tercih ederdim şahsen)
Ve kitaba da ismini veren bir sokak çocuğu. Yaşar Kemal onlarla konuşurken samii ve bazı şeyleri de sır olarak kendinde tutmuş bir yazar. Çünkü onların güvenini kaybetmek istemiyor ve çocuklardan biri hayatını ve yaşamını anlatırken "arkadaşım" diyor Yaşar Kemal'e; ve onlar için birine arkadaşım demenin çok önemli olduğunu, o kişiye güvendiklerini ifade eden bir şey olduğunu açıklıyor...
Tabi hayatları zor, kendi çocuğunuz geliyor aklınıza sonra da diğer çocuklar...
Çocuklar önemli hele geleceğimiz ve gelecekleri için çok önemli...
Bir çocuğun bile elinden tutabiliyorsak ne mutlu bize.....

Bir diğer kitabım da ara kitap olarak okuduğum Enginar Mevsimi/ Lüset Kohen Fins ' e ait. Sevdam okumuştu ve tavsiye etmişti.
İçinde çok fazla özlü söler ve cümeleler bulabilirsiniz. Akıcı bir dili var yazarın. Aslında bir aşk hikayesi gibi ama aynı zamanda bir hayat hikayesi..
Beni biraz sıkan şeyse kişisel gelişimin roman tarzı gibi yazılmış olması.
Ama su gibi aktı  diyebilirim. Not ettiğim birkaç cümle oldu...

Alıntılar;


Ne kadar cesur ve açık sözlü olursan ol, bu hayatta yediğin en esaslı darbeleri sadece kendine saklarsın.

Her şeyden bir anlam çıkartmaya çalışmak adamı erken yaşta eritir.

Hiçbir insan hayatı kadere karşı sigortalanamaz. Hem zaten öldükten sonra teselli ikramiyesini kim ne yapsın?

Hayallerim, nefsim ve bedenim… Bu üçlü benim yüzümden inanılmaz darbeler yedi bu hayatta.
Aradan çeyrek asır geçmeye görsün, çok şey değişir bu hayatta.





10.6.16

Helene Wecker / Golem Ve Cİn kitabı....

Golem Ve Cin Helene Wecker
Veeee muhteşem bir kitabın daha sonuna geldim geçtiğimiz hafta...

Evet kitap aslında masalsı, fantastik bir kitap ama içeriğinde ki konu seçimi bence diğer masalsı kitaplardan ayırıyor...
Golem: kilden yapılan insansı varlık...
Bir erkek düşünün ki yalnızlık çekiyor ve çok ünlü bir büyücünün kapısını çalıyor... Elbet kitapta geçen büyücü o bildiğimiz, çizgi filmlerde olan sopasını sallayıp "hop büyülü sözleri söyleyip sihir yapanlardan değil" :)

Kendisine öyle bir golem yapmasını ister ki; bünyesinde "ahlak, sadakat vs.. "olsun ister...
Çünkü Golem kontrol edilmezse saldırgan oluyor ve öyle güçlü ki karşısındakini öldürebiliyor...

Uyandırılması ve tekrardan hayatına son verilmesi için büyülü sözcükler var...
Cin'imiz de Suriye Çöllerinde yaşayan ve yine o dönemin önemli, kadim dinleri araştıran ve ölümsüzlüğü arayan bir büyücü tarafından insan bedenine hapsedilen bir varlık... zamanının birinde yanlışlıkla uyandırılıyor ve günümüz insanların dünyasına adapte olmaya çalışıyor....

Olaylar bundan sonra başlıyor..... daha fazla detay yok benden.. ;)

Yalnız kitabı okurken insan isteklerinin nerelere varabileceğini okuyorsunuz... Hırs, adaltesizlik, öfke ve en büyük isteğin de yaşlanmamak, ölümsüzlük iksiri olduğunu görüyorsunuz...
Kitap ta Hz. Süleyman'dan da bahsediliyor.... 
Tabi fantastik bir kitap ama yine içinde Suriyeli Bedevilerden tutunda, müslüman, yahudi, hristiyanlık dinlerine kadar karma bilgiler var... çünkü kadim dinlerden yararlanılıyor....

Efenim kitap çok iyi bir kurgu ile yazılmış ve taş çatlasın 3 günde bitirebileceğiniz bir anlatım diline sahip.....

Okuyun diyebileceğim kitaplardan biri oldu benim için.

Not: fotoğrafda ki cama yansıyan cine dikkat :))))

Hadi ben kaçar hayırlı, bereketli cumalar....

Kitaptan alıntı:  GOLEM’in ilk öğrenmesi gereken şey; “İnsanları düşüncelerine göre değil, davranışlarına göre yargılamaktır”.  Bu biz insanlar için de geçerli bir öğreti olmalı.”İnsanlar kötülük yapmak için bir nedene değil ufacık bir mazerete bakar” sözü de fantastik kitapların çok da gerçek dışı bir hayatı anlatmadığının bir göstergesidir

Korkunç güçlere sahip bir büyücü tarafından, yalnızlık çeken bir adam için kilden yapılmış bir golem...

Ve bin yıllık esaretinden uyanan bir cin... Bu iki olağanüstü varlığın yolu 1899 yılında New York'ta kesişir. Farklı olmaktır onların kaderi... Hikâyeleri herkes gibidir aslında, kendini farklı ve yalnız hisseden her insan gibi...

Ve tehlike, onlar için sadece bir adım ötededir hep.

Golem ve Cin iki ayrı kültürün efsanelerinden besleniyor ve zengin anlatımı sayesinde okuru ilk sayfadan itibaren içine alıyor. 2013 yılının en iyi kitapları listelerini altüst eden bu roman Türkiye'de de çok sevilecek.
(Tanıtım Bülteninden)


İnce Kapak:

Sayfa Sayısı: 640

Baskı Yılı: 2014



Sayfa Sayısı: 503

Baskı Yılı: 2014


Dili: Türkçe
Yayınevi: Doğan Kitap