13.2.26

Okuduğum Kitaplar... Ocak ayı özeti

 Selâmlar. Yoğun, gri, yağmurlu bir haftayı sokaklarda geçirmiş biri olarak diyorum ki; böyle havalarda evde oturmayı özledim yahu ☺️

Bu hafta eşimin okulunda toplantılar olunca kızçeyi almak bana düştü. Bir bakıyorum sabah, bir bakıyorum okul çıkış saati. O arada okula gitmişken arkadaslarla kahve içiyoruz, eve dön yemek derken akşam olmuş. Bu sene listeler yazmadım ama aklıma mottolar, manifestler yazmıştım. Onlardan  biride daha çok hareket ve sokağa çıkmaktı. Bıraksanız bütün haftayı evde, kahve, kitap, müzik üçlüsü ile geçirebilirim ☺️ bu yüzden en ufak bir şeyde sokağa atıyorum kendimi. Canım çıkmak istemese bile çıkıyorum. Sonrada; iyi ki çıkmışım diyorum :)


yeni bir diziye sardım izlemesi keyifli. Netflix dizisi " Younger" 


40'lı yaşlarında olan kızımız iş arar fakat bukamaz. Yaşını 26 olarak söyler ve yayınevinde çalışmaya başlar. Olaylar da bundan sonra başlıyor.komik, eğlenceli ve düşündürücü bir dizi. Bölümler de 20'şer dakikalık.

Okuduğum kitaplara gelince de;



Kitap bitince insanın içinde tuhaf bir sakinlik bırakıyor...

Benim için kitap; ustalık, ölçülülük ve gösterişsiz güç üzerineydi. Kahramanlık bağırmıyor, felsefe nutuk atmıyor; her şey “olması gerektiği kadar”. Doğu estetiğiyle Batı aksiyonu arasındaki o soğuk denge çok etkileyici. Bir de şu fikir hoşuma gider: En zor şey, zirvede sakin kalabilmek.


. Kahramanlık bir poz değil, bir hâl. Okurken hızdan çok dengeye, sonuçtan çok duruşa odaklanıyor insan. Bitirdiğimde kalan şey aksiyon değil; sakinlikti.


Şibumi’nin felsefesi çok derindi. Tam anladım mı emin değilim. Sindirmek, durmak ve belki bir gün tekrar okumak gerek. Bazı kitaplar hemen açılmaz; bekler.

Felsefesi derin, hatta biraz ketum. Şibumi’yi okudum ama bitti diyemem. Kitapta geçen tanımı;  

Şibumi, gösterişten tamamen arınmış bir mükemmellik hâlidir.

Çaba görünmez, ustalık bağırmaz. Etkilemek gibi bir derdi yoktur ama yine de derinden etkiler. Basit, sade, doğal ve sessizdir; tam da bu yüzden güçlüdür. Fazlalık yoktur, iddia yoktur. Sadece olması gerektiği gibi olmak vardır.

"Şibumi; gösterişsiz bir ustalık, sessiz bir derinliktir." 


Aslında böyle okuyunca ne kadar sade, basit gibi okunuyor ama öyle değilmiş..... Okudukça,. okudukça fark ediliyor...




"Bir çocuğun babası olduğunuzda, o çocuğu büyüttüğünüzde-yani büyüdükleri sırada orada bulunmanız anlamında söylüyorum bunu çünkü ben onları büyüten şeyin daha çok hayat olduğuna inandım - bunun onları anlamanızı sağlayacağını, aranızda kendiliğinden bir bağlantı kurulacağını düşünürsünüz.......
....." ( Sayfa: 29)


Çok uzun zamandır seri kitap almıyordum. Bunu Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları değiştirdi ☺️ #çağdaşdünyaedebiyatıdizisi her çıkan kitabını okumaya başlamadan bile almaya başladım:)) 
Yılın son ayi Ferda ile konuşurken, onda da bu seriden vardı ve bu sene başlayalım dedik. Veee Ocak ayında serinin ilk kitabı ile bizi kalbimizden vurdu. #bilinmeyenülkedeyolculuk bir anlatı bir nevi. İçsel huzurluklar, aile içi acının ruhumuzu nasılda üzdüğünü, bazen konuşmanın iyi geldiği bazende sessizliklerin.... Ve o içeride olan sırlar... Kimselere anlatılamayan duygular.... Bir babanın oğluna bir nevi ağıtı gibiydi.... 
İyileşme sürecinde yaşanacakları çok iyi anlatmış yazar 👏🏻 epeydir İrlanda Edebiyatı'nq denk geliyorum ve onların olaylara bakış açıları ile bizimkilerin çok yakın hissediyorum... 
Kitaptaki hayal kırıklığı çok üzücüydü. Baba olarak baba-cocuk ilişkisini ele alışı, yorumlaması, anne baba arasındaki ilişkiyi de çok iyi anlatmış. Öyle cümleler vardi ki... Kitap sakin ve derinden akan bir kitap oldu. Hâlâ okumadıysanız ekleyin diyeceğim bir kitap oldu... 






Okurken böyle böyle notlar almışım. Kitabı çok sevdim. Aslında yazarın her kitabı bu kadar kolay ve akıcı okunmuyor, o yüzden bu kitap harika bir tanışma kitabı. 


Kaydetmeyi unutmayın. Sizde hangi kapılar açılacak okurken? 


Yazarın güçlü bir entelektüel arka planı var ama asıl mesele bilgi göstermek değil. Kitap, bilginin insanı özgürleştirip özgürleştirmediğini sorguluyor. Çok bilmek mi önemli, yoksa anlamak mı? Bu ayrım metnin alt katmanında sürekli dolaşıyor.


İnsan tek başına olgunlaşmıyor. Tekâmül, karşılaşmalarla oluyor. Bazen bir insanla, bazen bir fikirle, bazen bir kitapla… Ve her karşılaşma aslında bir eşik. Ya büyüyorsun ya direniyorsun.

Felsefi olarak bu, biraz kader–irade dengesine dokunuyor.

Karşımıza çıkan insanlar tesadüf mü, yoksa içsel ihtiyacımızın bir yansıması mı? Tekâmül sürecinde karşımıza çıkan kişiler çoğu zaman bizi rahatlatan değil, sarsan kişiler oluyor. Çünkü dönüşüm konforla değil, yüzleşmeyle geliyor.Tekâmül doğrusal bir ilerleme değil. Düşüşler de sürecin parçası. Yazarın bunu sezdirme biçimi çok kıymetli. Olgunlaşma bazen kayıpla, bazen hayal kırıklığıyla, bazen yalnızlıkla mümkün oluyor.


 kitap bana şu soruyu bıraktı:

“Benim hayatımdaki karşılaşmalar beni nereye doğru dönüştürüyor?”



Bazı karşılaşmalar tesadüf değildir.

Ruhun, ihtiyacı olan dersi çağırır.

Bir insan çıkar karşına;

sarsar, aynanı tutar, kaçtığın yerleri gösterir.

O an anlarsın ki tekâmül, huzurlu sularda değil,

dalgaların içinde olur.

Her yüzleşme bir eşiktir.

Ya eski hâlinde kalırsın

ya da kendinin bir üst versiyonuna doğru yürürsün.

‘Kitap’ın Yolcuları’ bana şunu fısıldadı:

Olgunlaşmak, başımıza gelenleri değil,

onlarla kim olduğumuzu seçmektir.”


.... Doğru sıralama yapılmazsa bu bir çözüm değildi. Mağdurun ümitsizliği, üzüntüsü ve öfkesi kabul görmeden önce ihanet eden kişi suçu kabulü yüzünden övülmemeliydi. Bu kabulün yokluğunda pişmanlık yere bir taş gibi düşerdi. 


Bir aile portesi... İçeride yaşanan travmalar, susmalar, gözden gelmeler ve olayı yaşayan çocuğa yapılan sessiz baskı.... Bu kadar iyi anlatılırdı.... Konu #miras olunca, çok da kardeş olunca ve iletişimde olmayınca zor bir süreç sanıyorum "miras" 

Aslında konu burada paradan çok bir kızın yaşadığı olaylar... Ne yazık ki ailemizi seçemiyoruz, ne yazık ki her kadın, her kardeş güçlü olamıyor... Herkes gerçeklerle yüzleşmek istemiyor.... 

Hikaye, anlatılanlar çok ağır... Eğer hâlâ benim gibi okumadiysaniz listeye ekleyin derim.... 

Bu kitabı Sevgili Zelişim ve Tuba ile okuduk. İyi ki kitaplar var✌🏻☑️📖


Böyle işte. Ocak ayının özeti böyle.☺️ 



 






16.1.26

Çocuk ve Seiobo, Orada, Aşağıdaydı

 

Günaydın. Yarı yıl tatili geldi çattı. İyi dinlenmeler çocuklara ve bizlere ☺️🪷


"O hatırlamadığımız çocukluk yıllarımızı anne babalarımız da hatırlamıyor, doğa neden böyle yapmış, ilk yılları neden gizli kılmış? Çocuk başkaları için bir giz, çocuk kendisi için bile bir giz " 



Yazardan okuduğum üçüncü kitap bu. Diğer kitabı gibi bu kitap da biraz melankolik, depresif ve ara ara da Ümit vaat eden cümlelerle anlatılan bir hayat.... Ve çok gerçekçi... Kimseye söylemediğimiz, ama yer yer içimizden, aklımızdan geçirdiğimiz, fark ettiğimiz, düştüğümüz, kalktığımız, tanıklık ettiğimiz yaşama dair bir novella....


Özellikle anneliğe dair öyle cümleleri vardı ki...bazı yerlerde hak.vermemek imkânsız..ki böyle düşününce o zamanlar üzüldüğünüz, rahatsız olduğunuz duyguları yaşayan başka birinden dinlemek, okumak rahatlatıcı....

Eğer bu tarz seviyorsanız, listeye ekleyin derim.

Jaguar Yayınlarını seviyorum, yine güzel ve akıcı bir çeviri ile bizi buluşturdular. 

#gulsahinkitapligi #kjerstiskomsvold 



Seiobo Orada Aşağıdaydı – László Krasznahorkai

“Postmodern yazara göre hayat bir oyundur.

Roman da bu oyunun ta kendisidir.”

Bu metin bana şunu düşündürdü: Seiobo, okuru güvenli bir anlatının içine almıyor. Zaman akmıyor; dağınık, kırık ve parçalı bir şekilde duruyor. Olaydan çok algıya, sonuçtan çok bakışa odaklanan bir metinle karşı karşıyayız.

Postmodern dünyada tek bir anlam yok.

Okur sayısı kadar yorum, bakış açısı kadar gerçeklik var. Krasznahorkai de bunu bilerek yazıyor; hedef kitleyi daraltmıyor ama metni “kolay” da kılmıyor.

“Kurtuluş vaat etmez roman;

ama dibine çekerek rahatlatır.”

Bu cümle benim için kitabın özeti gibi. Karanlığın içinden bakılan bir arayış bu. Umut vermiyor belki ama samimi. Zorlayıcı ama hakiki. Okuru rahatsız ederek düşünmeye çağıran metinlerden. Şunu da belirtmeden gecemiycem, herkesin seveceği, anlamlandırma ağı romanlardan  biri değil. Özellikle bu kitapla değilde diğer kitapları ile yazarı okumaya başlamak daha iyi olacaktır. Grup okuması olmasa bu kitap, bu kadar anlayarak okur umudum bilemiyorum... Bazı arkadaşlarımız sanat tarihine çok ilgiliydi ve bizi zaman zaman kitapta bahsi geçen sanat, sanatçı ve resimler hakkında bilgilendirdi. Böylece her bir öykü yerine oturdu.

📍 Karanlığın içinden bakınca görülen şey, bazen aydınlıktan daha gerçektir.

14.1.26

Yılın son kitabı, Retorik


. 🍂📖


 


Yılı #retorik kitabı ile kapattık.
      Retorik: Söz söyleme sanatı demek.
Kitap bir nevi uzun açıklamalar ve örneklerle başarılı bir söylevin nasıl hazırlanacağını anlatır. Gerçektende hitabet bir sanattir ve kişinin hele de duygularının farkında olup, onu sanata dönüştürmek bambaşka bir olay.... Sohbet sırasında ortak bir düşüncemizde; insanın olduğu her dönem bazı şeyler değişmiyor. Çok az insan değişime açık. İnşallah bizde o farkındalığı olan ve defisime açık olanlardan olalım...
         Altını çizdiğim çok cümle oldu.... Her ne kadar söz söyleme sanatida olsa verdiği örnekler, durumlar üzerinde yaptığı açıklamalar çok ileride döneminin.....

Kitaptan kalan; sözün potansiyel bir gücü vardır . Ve retorik bize bunu nasıl ortaya çıkaracağımızı hatırlatıyor...
Son olarak her duyguyu ve davranışı öyle bir incelmiş ve anlatmış ki #aristoteles zekasına ve gözlemlerine hayran kalmamak mümkün değil.  Başlarda biraz okurken sıkıldım, bildik şeyler desende okudukça anladım/ k ki öyle değil kitap. Eğer başlayacak olursanız, mutlaka bırakmadan okuyun derim. 

15.12.25

Son dönem okuduklarım...

 Selâmlar, son dönemlerde okuduğum kitapların yorumlarını bırakmak istiyorum bloğumada. ☺️


"Zaman kördür, insansa ahmaktır. "


"Notre Dame'in Kamburu" aslına bakarsanız bildik bir hikâye. Yıllarca çizgi filmi olsun, filme uyarlaması olsun izledik.... Fakat okumak başka. Özellikle o alt detaylar çok ince işlenmiş.... 

Viktor Hugo detayları seven bir yazar, bu kitapta da Paris'e dair, sokaklarına, kilisesine, toplumsal davranışlara kadar o kadar çok detay ve betimleme var ki anlatamam... Yer yer özellikle ilk bir kaç kitaplık bölümde, Paris'i anlattığı kısımlarda çok sıkıldım. Çünkü bahsettiği hiçbir sokağı bilmiyorum ve o uzun anlatımları okumak bana iyi gelmedi 🙈 sonra hikâyenin başladığı kısma gelince 'oh be' dedim. :))


Konuyu biliyorsunuz, kitaba başlarken on sözünde der ki; yazar kiliseyi gezerken, duvarda" KADER" yazısına denk gelir ve o kelimeden o kadar etkilenir ki; bu kitap, o sözcük vesilesi ile yazıldı....

     Özellikle "ayaklanma" bölümü muhteşemdi.... Kitapta yok yoktu; özellikle din ve toplum üzerinden yürütülen olaylar, iç dünyamızın karanlık yönlerinin açığa çıkartılması olayları dil zenginliği açısından betimlerle harmanlanmış.... Dış görünüşü yüzünden hâlâ dışlananlarin olduğunu bilmek üzücü..... Okurken Esmeralda'ya çok üzüldüm... İşte burada "Kader" olgusundan ne demek istediğini anlıyorsunuz...


Özellikle sonuna hayran kaldım. Tabiki yazmıyorum çünkü spoiler vermeden dile getirmek zor...

Geriye serinin son kitabı "SEFİLLER" kaldı.... Bakalım bu kitapta bizi neler bekliyor...




#AgustinaBazterrica


İnsanlığın barbarlığını sorgulatıyor "Leziz Kadavralar" herkes okuyabilir mi emin değilim! Konusu itibari ile başta itici geliyor, sonuçta bir distopik Dünya ve insan etinden bahsediliyor. Yalnız bahderken insan eti olarak değil de hayvan eti olarak geçiyor ve resmen bizim hayvanlara baktığımız, uyguladığımız şekillerde yazılmış. Bilmeseniz konuyu, hayvan mezbaasından bahsediliyor sanırsınız. Tabi altta yatan duyguyu çok iyi işlemiş yazar. Tekinsizlik, toplumsal uyum, politik sebepler ile yapılanlar çok iyi işlenmiş.

Çok beğenerek okudum. Canım Aylam tavsiyesi ile almıştım. Yine yanıltmadı arkadaşım ✌🏻❤️


Arka kapak yazısı;


İnsan olmanın anlamını, medeniyet ile barbarlığın sınırlarını sorgulayan Leziz Kadavralar, bir yandan kederli bir baba-oğul hikayesi anlatırken diğer yandan kan dondurucu fakat tanıdık bir toplum portresi çiziyor. Hayvan eti bir salgından dolayı tüketilemez olduğundan yemelik insan "yetiştiren" bir dünya yaratan Bazterrica, psikolojik unsurlarla derinleşen bu politik anlatıda Latin Amerika yazınından aşina olduğumuz tekinsizlik duygusunu özgün ve çarpıcı bir biçimde şahlandırıyor ve çağımızın korkunç fakat kanıksanmış hakikatlerine ayna tutuyor.

Leziz Kadavralar, distopya edebiyatında yeni bir sayfa açılabileceğini gösteren, kapitalizmi, sömürüyü, tüketim kültürünü ve nihayetinde uygarlığın geldiği noktayı acımasızca eleştiren, güncelliğini uzun süre koruyacak ve unutulmayacak bir roman.


Çevirmene çok teşekkürler 🤗 #sedaersavcı


 #gulsahinkitapligi #lezizkadavralar #sirenkitap @sirenkitap


“Algı Kalesi, zihnin karanlık odalarını açtıran ve özellikle zaman algısı üzerine çarpıcı sorular bırakan bir kitap. Okurken yalnızca düşünmüyor; yerleşik doğruların sarsılıyor. Zamanın aslında akıp giden bir şey değil, ona yüklediğimiz anlamlarla şekillenen bir algı olduğunu öyle net gösteriyor ki, ‘geçmiş dediğim ne, gelecek sandığım ne?’ diye kendinle yüzleşiyorsun. Her bölüm, algılarımızın nasıl yönlendirilebildiğini tokat gibi hissettiriyor. En çok da şu etkiledi: Zamanı kontrol edemiyoruz belki ama algımızı değiştirdiğimiz anda zamanın akışı bile değişiyor. 


Bakış açısı ve anlamlandırma önemli, bu kitapta da bunu görüyorsunuz. Masalsı bir anlatımla vurgulamış.

 

3.12.25

Bir merhaba ile geldim...

 Selâmlar. 

Senenin sonuna doğru yine bir bütün senenin getirdikleri, götürdükleri ile yeni seneye merhaba demek istiyorum. Bu sene sağlık sorunları ve tedavileri ile geçti. Çok şükür tedavisi kolay olan durumlardı. 

Bunların dışında zaman nasıl geçti vallahi anlamadım.sanki bir hız var ve o hıza yetişmeye çalışıyormusum gibi hissettim.

Yazın hem  biraz nefes almak, hem de ailemi ziyaret için Fethiye'deydik. Sonra bir baktık İstanbul'dayiz. ☺️

Bunların dışında biraz da okuduğum kitapları ekleyeyim dimi🤗 özetlerini yazamayacağım ama Instagram'da paylaştığım fotoğraflar ile paylaşacağım. İnşallah bundan sonrakileri anlatarak ekleme yapacağım. 






2.5.25

Çimento.....


 Günaydın 🪷 💫 

Geçtiğimiz hafta yaşadığımız deprem hepimizi biraz daha salladı 

 Çok geçmiş olsun hepimize.  Deprem çantamız hazırdı, Hatay depreminden sonra yapmıştık.  Ortalık sakinleyip, deprem durunca, çanta ve suyumuzu alıp dışarı çıktık. ... İşte hayat bu kadar.... 

Bunların dışında hayat akışında.... Okuduğum kitaplarla geldim ☺️


"Çimento" sadece bir fabrikanın tamir edilmesi hikâyesi değil; aslında bir toplumun ruhunun tamir edilmeye çalışılmasıdır. Roman boyunca hissedilen en temel duygu yeniden başlama arzusudur. Gleb, eve döndüğünde sadece fabrikayı değil, karısını, arkadaşlarını, bütün yaşam tarzını değişmiş bulur. Bu, sadece onun yaşadığı bir yabancılaşma değil, bir kuşağın hissettiği geniş bir kopuştur.

İnsan ilişkileri üzerinden de çok şey anlatılır:


Çimento, bireysel zaaflara karşı kolektif umudu koyar: İnsanlar bocalar, hata yapar, umutsuzluğa kapılır ama sonunda hep birlikte ayağa kalkmaları gerektiğini öğrenirler. Gorki burada, insanın doğasını suçlamaz; sistemin, yeni bir insan tipi yaratabileceğine inanır.


> "Burada her şey susmuştu... Oysa bir zamanlar, makinelerin gürültüsü insanın kalbine sevinç pompalar, sıcak demir kokusu alınları terletirdi. Şimdi sessizlik, çökmüş duvarlar, dökülmüş bacalar... Sanki zaman, insanın emeğini kıskanmış ve hepsini geri almak istemişti."


> "Bir fabrika, yalnızca taş ve demir değildir. O, insanların kol emeği, alın teri, umutlarıyla kurulur. Biz, yeniden inşa edeceğiz... Birbirimize güvenerek, ter dökerek, sabrederek."


3. Daşa'nın kadınlar hakkında konuştuğu bölüm:


> "Kadınlar, devrimle birlikte kendi ellerine aldılar yaşamlarını. Artık sadece evlerde kölelik etmeyecekler. Çimento gibi karışacaklar, bağlayacaklar yeni hayatı."






15.4.25

Kız'la Randevu

 Selâmlar....

Bekleyişlere devam..... 

Bu hafta biraz boğaz ağrısı ile geçti. Sonra boğaz ağrısı geçti yerini geriye akıntıya ve tikanik bir burun bıraktı... Şükür ayaktayım, yat yat içim daraliyir yoksa.... 

Bu aralar okumalara devam ediyorum... Yoksa başka türlü kafam dağılmıyor...


#kızlarandevu, bağımlı bir erkeğin gözünden anlatılan, karanlık ve içsel bir yolculuk… Hikâye boyunca hayalle gerçek iç içe geçiyor. Okurken zaman zaman neyin ne olduğunu anlamakta zorlanıyorsunuz ama kitabın sonunda bu karmaşanın sebebi tüm açıklığıyla ortaya çıkıyor.


Bağımlılıkla mücadele eden birinin iç dünyasını bu denli dürüst ve çarpıcı şekilde aktarması, kitabın en güçlü yönlerinden biri. Konusu hem güncel hem de cesurca ele alınmış. Ancak anlatım tarzı yer yer tempo kaybediyor; tekrarlayan düşünceler ve düşüşler okuma sürecinde beni zaman zaman yordu. Belki de bu düşüşler, karakterin ruhsal çöküşünü daha iyi yansıtmak için bilinçliydi—ama okur olarak bu durumu taşımak kolay değil.


Yine de, zor bir süreci bu kadar samimi ve çıplak bir dille anlatması açısından etkileyici bir kitap. Anlatım daha güçlü olsaydı çok daha sarsıcı bir etki bırakabilirdi. Arada kaldığım bir kitap oldu.


#sirenyayınları #kızlarandevu #çağdaşlatinamerikaedebiyatı #MateoGarciaElizondo #ispanyoledebiyatı


24.3.25

Gerileyiş ve Çöküş Evelyn Waugh


 "İyi ki kitaplar var" sözü o kadar kıymetli ki....🙏🏻 

Can'ım Ferda sayesinde, yeni bir yazar ve kitap ile tanıştım. Normalde hiç görmeyeceğim daha dogrusu dikkatimi cekmeyecek bir yayınevi kitabı hediye etti arkadaşım. Kendine alırken ( Ufak bir grubumuz var) bizlere de almış.

Bir kaç kez Instagram'da duymuştum yayınevini. Lakin çok uzun zamandır yeni kitaplar almıyorum. Elimde birikmiş olan kitaplarımdan okuyorum. Hevesimi sonraya saklıyorum ☺️ lakin çok da özledim kitap alışverişi yapmayı yahu 🥹

Neyse efenim konuyu uzatmayayım 🤭 kitabımız;

🎡🎡🎡 "Gerileyiş ve Çöküş/ Evelyn Waugh"

Sanem Erdem çevirisi ile dilimize kazandırılmış bir kitap. Çeviri çok temizdi 🙏🏻

               Konusuna gelirsek; İngiliz Edebiyatı'ndan bir roman. Yazar bu kitabını 1961 senesinde yazmış... Mizahi bir anlatımı var yazarın. Paul Oxford'dan " ahlaka aykırı davranış" sebebi ile atılır. Çalışmasi gerekir ve bir okulda öğretmen olarak çalışmaya başlar. Tabi o dönemlerde, iyi bir okulda yani kolejde okumasının ekmeğini yer.

Öğrecisinin annesine aşık olması ile olaylar seyrini değiştirir.  Biraz düz yaşayan biridir karakter ve başına da olaylar aslında bu sebeple gelir. Katakullesi, olayları çarpıtması olmadığı için bazı durumlardan kendisini sıyıramaz. 

Baktığınız da konu ve anlatımda birşey yokmuş gibidir lakin asıl büyü burada bence 😊 öyle güzel bir anlatımı var ki, olayları bağlaması, anlatması derken sayfalar bir bakmışsınız akmış gitmiş. Tabi ahlak bile ortama göre saf değiştiriyor birazda bunu okuyoruz.  Ve arka kapak yazısı şunu soruyor.....

Çok beğendiğim kitaplar arasına girdi ve kesinlikle okuma şansını hak ediyor 🍀

     

    “İnsanların,” dedi Mr. Prendergast, “böyle bir şeyden haberleri olmasaydı âşık olacaklarına ya da evlenmek isteyeceklerine inanmıyorum. Yurtdışı gibi tıpkı: Var olduğundan haberleri olmasaydı kimse yurtdışına çıkmak istemezdi. Aynı fikirde değil misiniz?

20.3.25

Derviş Ve Ölüm

 Derviş Ve Ölüm kitabı 

(Bir ağıt kitabı... Diye not almışım)





Hikâye abisinin mahkum edilmesi üzerine hak arayışına girişin derviş üzerinden anlatılıyor..... Tâbi bu süreçte gelişen politik olaylar da araya girince dengeler değişiyor....  Kitapta güzel olan şey daha çok "insanî ve konu ailen, dostun olunca" nasıl davrandığımızla ilgiliydi daha çok. 

  Sorgulamalar, içsel isyanlar derken durup kendime de çok sordum; ben olsam ne yapardım diye? Sonuçta insanız ve fıtratımız az çok belli....

Ama sorgulamalar bir başlayınca, dengelerde değişmeye başlıyor.... Derviş Ahmet'de olan  bu aslında... Ve mazlum iken kadı oluyor ve olaylar karşısında hüküm vermesi gerektigi zamanda, dostunu yargılaması gerektiğinde verdiği çaba... Yani canınızdan biri olduğunda karar vermek çok zor....

Alt metinde de yatan felsefi soruları kendime de sorarak okuduğum bir kitap oldu. 

Mevlana'dan alıntı olan şu şiiri not etmiştim:

"

öldüğüm gün taşınırken tabutum acı duyacağını sanma bu dünyanın ardından...

ağlayarak yazık oldu diye konuşma.

yok oluyorlar mı batınca güneş ve ay?

ölüm sandığın şey, aslında doğuştur.

zindan gibi görünür mezar, oysa ruh özgürlüğe kavuşur

hangi tohum büyümez ekilince toprağa?

insan tohumundan şüphen mi var yoksa?'


Arka kapak

Unuttuğumuzu sandığımız her şey, unutulmuşluğun karanlığından çıkıp tekrar geri geliyor ve hiçbir şeye ait olmadıklarını düşündüğümüz anda tekrar bizim oluyor. Onlara ihtiyacımız olmadığı halde, önümüzdeki eski varlıkları ile parıldayarak bizi hatırlamaya zorluyor, ihanetimiz yüzünden bizden intikam alıyor, bizi yaralıyor.


Meşa Selimoviç, Derviş ve Ölüm’de mutlak dinî doğrular üzerine kurulu dünyasında yaşayan Mevlevî şeyhi Ahmed Nureddin'in, erkek kardeşinin suçsuz yere tutuklanıp idam edilmesinden sonra düştüğü derin karmaşayı resmediyor. Suç, ceza, adalet, din ve otorite kavramları çerçevesinde insanın ruh dünyasındaki çelişkileri, gelgitleri incelikle işliyor.


1967’de yayımlanan Derviş ve Ölüm, değişik dönemlerde birçok eleştirmenin övgüsünü kazanan, sinemaya uyarlanan, otuzu aşkın dile çevrilmiş ve birçok önemli edebiyat ödülüne layık görülmüş bir başyapıt. 


En önemli cümle

“Ölüme daima yaklaşılır, ondan uzaklaşmak diye bir şey yoktur. Yine de o gelince şaşırırız.”




15.3.25

Habibi, Craig Thompson




 Habibi , günümüzde, Wanatolia adlı kurgusal bir "Oryantalist manzarada" geçmektedir. Hikaye, yoksulluk içindeki ebeveynleri tarafından evliliğe satılan dokuz yaşındaki bir kız olan Dodola ile başlar. Kocası, düğün gecelerinde ona tecavüz eder. Ona okuma ve yazma öğretir, bu da Dodola'nın Kuran'ı anlamasını ve takdir etmesini sağlar . Ancak bir gün, evlerine hırsızlar girer ve Dodola'nın kocasını öldürüp onu köle olarak satılmak üzere kaçırırlar. Bu esir alma döneminde, Dodola hırsızların genç bir çocuğu öldürmeye hazırlandıklarına tanık olur - etnik farklılıklarına rağmen onu kardeşi olarak iddia ederek kurtarır.


🔗🔁 Ve sonrasında gelişen olaylar, tekrar birbirlerini bulmalari ve bu süreçte de bir çok inanışla beslenen hikayeleri anlatmaktadır kitap. Kitap " Grafik Roman" olarak geçmekte.... Biraz internete baktımda bazı çevreler tarafından içinde ki cinsellik yönünden eleştirilmiş. Ee *ölelik sonrası satın alınma ve cinsel olarak da sömürülen kadınlar ve *ocuklar olunca,.tepki çekmiş biraz... Gerçek payı yok mu elbet vardır...... Okurken yer yer diğer dinlerden de göndermeler var ve yazar bunu çok iyi kullanmış...





14.3.25

Buradan gördüğümüz kadarıyla

 Tünaydın 🪷


Bu kitap çok etkiledi okurken beni. Özellikle "yas sürecinde" hissedilenler.... Annemin hastane sürecine gittim geldim resmen🥺

Konusuna gelince; aile, yaşam, aşk, komşuluk, batıl inançlar, ve en çok da birbirine aile olmak kavramları vardı.....aynı kandan olmaniza gerek yok diyorsunuz okurken..... Büyükannenin rüyasında "okapi" görmesi ile başlıyor hikâye... Çünkü ne zaman rüyasında okapi görse 24 saat içinde biri ölüyormuş. Ve bütün mahalle, yirmi dört saat daha dikkatli yaşıyor zamanı 🫣 küçük dünyalarinda yaşayan insanların, büyük gayretlerini okuyorsunuz bir nevi.

Tabi burdan başlıyor ve anlatıcının yaşamına geçiyoruz.... Anne babası ile yaşadığı ilişki, duygular, sonrası aşık olması ve onu anlamlandirmaya çalışması... Zen öğretileri ile harmanlanan hikâye çok çok çok iyiydi. Uzun süre unutamayacagim kitaplardan biri oldu.

Bazı yayınebi kitapları sizi neredeyse hiç yanıltmıyor, Siren Yayınları'da öyle ☺️



5.3.25

Kitaplarım ve Biz ☺️

 Günaydın 🪷💫 hayırlı ramazanlar. İbadetlerin en güzel ayına kavuştuk bu yılda. Rabbim dualarımızı kabul eylesin 🤲🏻📿🌹 

Ne güzeldir ki dualarımız var. Bazen canımız sıkkınken bazense şükretmek için açarız ellerimizi, gönlümüzü. Ve biliriz ki bağırmasak da bizi her daim duyan var. Çok şükür 🙏🏻 

Mart ayına hızlı bir giriş gibi oldu kendi adıma. Ne zaman Şubat bittide üçüncü aya girdik diye diye geçti bir kaç günüm 🙈 bu ay kutlu doğum haftası gibi geciyir bizim. Umay kızın doğduğu ay. ☺️ Dualarım çok ama en çok ettiğim;  Rabbim iyi insanlarla karşılaştırsın 🙏🏻 " oluyor. 

Gününde kendi aramızda bir pasta kestik. Bayramdan sonrada sınıf arkadaşları ile pasta keseriz. Ve bu ayı kapatırız 😀 diye düşünüyorum 

Okuduğum kitaplara da gelirsek;

#mineilebirlikteokuyoruz grubumuzun Şubat ayı kitabı #beşinciçocuk idi. Kitapta iki birbirine ve hayata dair beklentisi benzer olan karı kocanın kalabalık aile kurma isteği ile başlıyor. İlk dört çocuk ile her şey yolunda giderken beşinci çocuk ile işler değişmeye başlar. Hamilelik süreci ile başlayan sağlık sorunlari, doğum sonrası çocuğunda farklı doğması ile durumlar değişiyor.
Okurken sık sık acaba benim başıma gelse nasıl davranırdım dedim. Çünkü hem diğer çocuklarına davranışı hem son çocuğu ile verdiği mücadele, başlarda davranışlarında ki kibir, biz hallederiz hâllerinin nasıl da değiştini ve sonlara doğru annenin de kendi ile hesaplaşması çok iyiydi. İnce ama dolu dolu bir kitap okuduk.....




Sığ Sularda Dans, farklı kültüre mensup iki ailenin, Sutherlandlar ve Wintergreenler’in, birkaç kuşak boyu suren ilişkilerini, kimlik arayışlarını, bağlanma sorunlarını ve aile bağlarının birey üzerindeki etkisini odağına alıyor. İskoçya ve İngiltere arasında geçen roman, sıradan insanların hayatlarındaki dönüm noktalarını işliyor.
Bu kitapta da ana karakterimiz kendisine miras kalan adada ki eve yerlesiyir ve ondan sonrada köklerine dair, neden aidiyet hissedemedigine dair iç sesinden yola çıkarak yaşama karışıyor... Her bir karakter bir diğeri ile baglaniyor anlatirken ve sizi başka başka hikâyelere götürüyor. Ve siz tam kızacakken o kişinin hikayesinden sonra birazda olsa kendinizi hak verirken buluyorsunuz....
Özellikle sonunu çok beğendim. Kitabı genel anlamda çok beğendim. 
#birkutukitap sayesinde tanıştım bu kitap ile. 
#gulsahinkitapligi   
 

23.2.25

Ne Para Ne saat Ne Kasket vs..

 Selâmlar ☺️ 


Ha yağdı yağacak derken, bu sene karı gördük, iki üç günlük olsada❄️☃️⛄❄️ özellikle lapa lapa yağarken izlemenin keyfini özlemişim 🙏🏻

Hatta şu an yazarken de inceden yağıyor ☺️


Tabi haklı olarak sabahın yedisinde baba kız inip kardan adam yaptılar. İyi ki yaptılar çünkü saat dokuzdan sonra erimeye başlamıştı kar. Bu arada antrenman sadece bir günlük iptal edildi 🙈 neyse ki sabahlar bizimdi...🙂

Onun dışında çok severek izlediğimiz "Cobra Kai" dizisini bitirdik. Özellikle finali efsaneydi ...  Tekrardan ilk çekim filmlerini izleyeceğim.  Üstüne iki tanede kitap bitirdim. ☺️ Yorumlarımı şöyle ekledim...


Bu kitapta iç monologlar çok fazla ve yorucu. Zaten anlatıcı da bundan biraz muzdarip ve vermek istediği mesajda bu olabilir diye dusundum okuduktan sonra. Çünkü diğer kitabı da böyledi. Varoluşsal sorgulamalar, hatta hemen hemen her şeyi sorgulamalar çok fazla ve bundurum da zamanla sizi yanlızlığa iter. Tanı anlatıcının çocukluğu da çok sosyal geçmemis, savaş sonrası ailesinin duygusal tavırları.  Babasının ve annesinin üzerinde ki baskısı. Ayakta kalması için mücadele ve sonrasi daha çok daraldığında sokaklara kendini atması... Felsefesi olan bir kitap. Birazda depresif.
Okurken yer yer " o kadarda takılma yahu" derken buldum kendimi 🙈
Arka kapak yazısı şöyle der;
   🤚🏻🧢💵⌚  " Her ‘eş’in gelecekteki ‘eski’liğini içinde barındırdığını fark eden kahramanımız sadece evliliğin değil, yaşam, anne-baba, çocukluk, yaşlılık, ölüm gibi konuların da gittikçe çetrefilleştiğini görür. Halbuki bir zamanlar, yaşlandıkça tüm bunların biraz daha açıklanabilir olacağını düşünmüştür. Yine keskin gözlemler, derin düşünceler ve kendine has bir yalnızlık öyküsü. Wilhelm Genazino’nun ölümünden önce yayımlanan son romanı olan ve önceki romanlarına göre yoğunlaşan melankolisiyle, sıklaşan geriye dönüşleriyle okurunu insan ruhunda uzun bir gezintiye çıkaran Ne Para Ne Saat Ne Kasket, Tevfik Turan’ın Almanca aslından çevirisiyle.


Bazen canımız çok acır ve o ortamdan kaçıp gitmek istersiniz, kimsenin sizi tanımadığı bir yere. Hele burası ada ise daha bir iyi gelebilir size. İşte kitap tam da böyle başlıyor...... 

Bu kitabı okurken hep şunu düşündüm; insan eşine güvenmeyecekde kime güvenecek?.... 


🌊🌊🌊 "Bir erkeğin kabahatleri için bir kadını suçlamak şarttır."

🌊 "Hiç anlamadığı şeyse dinin egoda değil ruhta başladığıydı."....

 

  Velhasıl incecik ama alt metni dolu bir kitap okudum.