29.3.17

Emre Kongar, bizim çocuklar derken günden Kalanlar

Dün gece yeni yazı sayfası açtım ama bir türlü nerden başlayacağımı bilemedim. Uzun zamandır böyle oluyor bende. Bir türlü aklımdan geçen,  yazmak istediğim konulara dair başlangıç cümlesi kuramıyorum. İşte tam da bu sebepten her gün blog yazmak istememe rağmen hep gecikmeli oluyor yazılarım.....
Hayır yani sanırsınız ki roman yazıcam öyle bir havadayım yani ki kkimbilir belki bir  gün oda olur....
                   Bu hafta kardeşimgillerdeyiz,  annem kontrol için evine gitti bende kuzumun yanında kalmaya geldim. Tabi bizim kızın keyfi benden daha da iyi.  Artık çok daha iyi anlaşıyorlar Toprak Cem ile.  Devamlı peşinden "anne topak nerdee?"  diye ddolanıyo. Oynuyorlar, koşturuyorlar, akşam olunca da Sevdoş işten gelince hemen oonları parka götürüyo. Sağolsun  öyle iyi geliyor ki park çocuklara. Geldikleri gibi banyo sonrası yemek yediriyoruz , sonrada saat 9,5 on gibi yatıyorla.
Düşünün meme düşkün  kızım  sabah saat altıya kkadar deliksiz uyuyor.  Hani biraz daha  kalsak kesin biz emzirmeyi bırakırız.  :))  hoş bana kalsa biraz  daha emziririm ama tecrübelilerin demesi; büyüdüğünde daha zor bırakıyorlarmış. Bide dişlerine pek yararlı değil diyorlar da diyorlar. Büyük sözünü yabana atmamak gerek daha doğrusu tecrübelerini.  :)
                Aslında düşününce her çocuk başlı başına bir tecrübe. Ve her çocuk kendi karakteri,  huyu ile geliyor. Bence bize düşen evladımızı iyi gözlemleyip,  onun bir bebek,  çocuk olduğunu kabullenmek. Çocuklardan bbüyüklermiş gibi davranmalarını beklemek onlar için büyük bir hhaksızlık.... Bu konu hiç bitmez..
Kitaplardan da "Hoca Efendi'nin Sandukası /Emre Kongar" İn romanını okudum. Allah uzun ömür versin de hep yazsın Emre Bey bence.
Kitabın konusuna gelince; gerçek bir eski el yazması kitaptan Roman yazmış yazar.  Taaa eski zamanlar da Sultan Emet zamanında casusluk yapan bir adamın el yazması kitabından uyarlanmış bir kitap. Okuyunuz efendim  şaşıracağınız çok şey okuyacaksınız..

İyi haftalar.....

İyi haftalar herkese.
Zaman hızla akıyor her zamanki gibi.  Cuma günü Umay'ı aylık rutin dr randevusuna götürdük. Maşallah sağlıklıymış, gelişimi de iyiymiş. Doktor bizi 1,5 ay sonraya çağırdı tekrar.
Bizde dr çıkışı Akasya AVM'ye gittik. Bana çok ferah geldi. En çok DR olmasına sevindim ki Tepe Natılus' da  da var ama burası daha büyük. Ben ki avm hiç sevmem, kapalı yer bi zaman sonra ruhumu daraltır, ama dedim ya burası ferah aydınlık geldi bana.
Bide en çok E-Bebek olmsına sevindim.
Haftaonumuz yoğundu, cumartesi akşam çaya misafir vardı, pazar kuzenler geldi akşamına da arkadaşa biz çaya gittik veee hafta başına bu şekilde başladık. :)
Kafa Dergisinde çok güzel konular işlenmiş bu ay, tavsiye ederim.
Bideeee sizinle tasarruf hakkında çok hoş bi paylaşım okudum,  onu paylaşmak isterim.
hadi ben kaçar öptüm siziiii...

Anneme dair....

Üç haftanın içindeyiz ve sen yoksun annem... 
Bu sene yakın arkadaşlarımdan  bazıları bu acıyı yaşadı ve yanlarında oldum. Tıpkı benim acım var ve yanım da olan arkadaşlarım,  dostlarım gibi... Şimdi kendime söylüyorum teselli cümlelerini... 
Annem ne ben ne kardeşim ne de babam alışamadık yokluğuna... 
Hayat evet bir şekilde devam ediyor...  Bende şaşıyorum bazen kendime... O kadar dalıyorum ki rutin ev işlerine.. Elbet bunda Umay'ın çok büyük desteği var... 
Bazen soruyor bana ;"anne sen hastaneye  ananenin yanına gidiyor musun? " diye yada bir şey olduğunda" anne biliyor musun anane ölmüş" diyor... İşte o cümle var ya......
Nasıl içimi  acıtıyor anlatamam.... 
Devamlı beynimin içinde kendime "ölüm" olayını anlatırken buluyorum... 
Gece yastığa başımı koyduğumda devamlı konuşmalarımızı,  yaşadıklarımızı düşünüyor ve hatıralarımızı canlı tutuyorum.... 
Geçen gün Kadıköy'e indik Merter'le... Hep gözüme anne kızlar ve senin taşıtın kadınlar çarptı.... Gözyaşlarım nasıl içime aktı anlatamam. 
Genelde senin arkadaşların olsun benim çevrem olsun "hep ne kadar güçlü olduğumu"  söylüyorlar... 
Oysaki gelip bide beni Geceleri görseler   yada gündüz birşeylerle ilgilensem bile yüreğimle nasıl konuştuğumu,  kendimi nasıl teselli ettiğimi bir görebilseler... İçleri dayanmaz.... Annem.. 
Hayat işte.... 
Biz kalanlar için devam ediyor yoksa fena dibe vururuz bu duygudan....  

Çok fena olduğumda hemen bi duruyorum,  önce sana duamı ediyorum annem... Sonra da diyorum ki:
Gülşah sende bir annesin evet acın var ama bir evladın da var.... 
O zaman işte bir nebze içim duruluyor annem..... 

ÖLÜM  diyorum,... Ne kadar başımızdaymış... Artık ölümsüzmüşüz gibi yaşamıyorum.... Zaten farkında yaşardım hayatımı şimdi daha bir farkında yaşıyorum... Biliyorum ki ölüm bir nefesimize bakıyormuş.... Annem.... 


yeni bir hafta başlarken. .

İyi haftalar blog.
2.yarı dönem okul başladı. Öğretmen ve öğrencilere başarılar.
Yogun bir 15 tatil geçirdik, misafirlerimz vardı aslında misafir demeyeyim de sevdiğimiz arkadaşlarımız. Yatılı olunca daha bir keyifli geçti gunler.  Zati bizim kız seviyor kalabalığı hele o kalablığın içinde çocuk da varsa değmeyin keyfine.
Bugünde lise arkadaşım gelecek,  hazırlıklarım tamam, kız uyuyor madem hemen blog yazımı yazayım dedim. :)
Kutadgu Bilig kitabım bitti. Bende ki kısaltılmışı ve sadeleştirilmişi kitabın. Sanırım Kabalcı Kitapevinde varmış aslından çeviri. Okurken altı çizilecek öyle çok cümle vardı ki. Hani gerçekten de devlet büyüklerinin de okuması gereken bir kitap.
Kutadgu; mutluluğa eriştiren bilgi demekmiş. Adaletten, haktan, paylaşımdan bolcana bahsediyor kitap.
Birçok insan gibi hükümdarda ölümsülüğü, mutluluğu,  bilgiyi soruyor Aydoldu'ya. Aydoldu'da bilginin,  eşitliğin, paylaşımın...v.s gibi huyların öneminden bahsediyor.
Yeni kitap olarak da İnci Aral'ın Ruhumu Öpmeyi Unuttun" kitabına başladım.
Üç yeni kitap aldım kendime. Yky cok seviyorum özellikle kapak tasarımlarını ve renklerini.  Kör Baykuş'u çok beğenmiştim.  Bu sebeple yazarın diğer kitaplarını da almaya karar verdim.  Elimdeki kitap biter bitmez okumak için heyecanlanıyorum.
Haydin ben kaçar.  Miafirimle çay keyfi yapıcaz. :)

Kış Hasadı, Orhan Pamuk kitabı ve mavi kapak kkampanyas....

On beş tatilin son günlerini  yaşıyoruz evde :) gerçi ana kız çok alıştık babamızın evde olmasına.
En çok Umay'a zor gelecek bence.  Son bbirkaç gündür sevdiğimiz dostlarımız da kaldık. Onlarında iki evladı var her ne  kadar erkek çocuğu olsalar da kızçem çok mutluydu. Peşlerinden "abi abi"  diye diye dolanıp durdu.  Eee tabi bizim evde "ham'dı onlarla resmen" pişti".  :))
Bende bu arada hazır kızım bana fazla "anne meme"  diye  peşimde dolaşmıyorken fırsatı değerlendireyim dedim ve mmerak  ettiğim "Kış Hasadı"  kitabını okudu. Ben aradığımı bulamadım,  çeviri bence çok kötüydü çünkü anlatım dili ve cümleler aalmadı bir türlü. Birde  ne bileyim ben daha tasavvufi birşeyler bulacağımı düşünüyordum ama nafile.... Naçizane düşüncem  budur.....
Diğer kitabım olan" Kırmızı Saçlı Kadın" kitabına başladım ve akan dilini,  konusunu sevdim,az kaldı bitsin kitap yorumlayacağım,.
Bir çok arkadaşımla denk geldi Orhan Pamuk kitabı. Onların da yorumlarını bbekliyoru.

Bir şeye daha değinmek iistiyorum. Facebook sitesinde Doğan Cüceloğlu bir paylaşımda bulunmuş ; Mavi Kapak toplama kampanyası ile ilgili....
Bende fısıltı Gazetesi aracılığı  ile bu kampanyanın bittiğini duymuş  ve kapak biriktirmeyi bırakmıştım.Meğerse bitmemiş  kampanya,  ne kadar çok paylaşırsak o kadar iyi bence.
Daha detaylı bilgiyi TOFD 'nin kendi sitesinden de öğrenebilirsiniz.

İyi pazarlar.....

 

27.3.17

Hidden Figures Gizli Sayılar Filmi Hak...




 Dün akşam Gizli Sayılar filmini izledik.




Normalde "nefret" kelimesini kullanan ve hatta bu duyguyu besleyen biri değilimdir ama bu filmi izlerken resmen beyaz insanlardan nefret ettim........ Gerçekten de anlayamıyorum insalar arasında ki bu ayrımı...
İster beyaz olsun ister siyahi, ister Türk olsun ister Yabancı ama düşündüğünüz de hepimizin hamuru belli... İnsanoğluyuz ve eşit olmalıyız...
Evet evet biliyorum "dünya eşit ve adil değil" ama bu kadarda ayrımcılık olmaz ki diyorum kendi kendime...
Tenlerinin rengi sanki siyahilerin suçuymuş gibi ikinci sınıf, köle muamelesi görmelerinden hiç hoşlanmıyorum...
Filmi izlerken, yer yer güldük yer yer sinirlendim, kızdım, ama en çok üç siyahi kadının başarısından gurur duydum.
Özellikle "başarı" için "çalışmak"için ve "kabul görmek" için verdikleri mücadeleye hayran kaldım.
Filmi izlerken birde en çok " tuvaletlerinin ayrı olması" " kahve makinelerine" bile el sürmemeleri çok üzücüydü.
Aslında film hüzünlü, sıkıcı değildi.

Bunları yazıyorum ama Nasa'da çalışan bu 3 kadının başarılarını izlemek bile bir harikaydı. Oyuncuların performansına diyecek yoktu.

Hatta izlerken aklıma "The Help" filmi geldi. Orda da bir mücadele hikayesi vardı...

Fazla söze gerek yok izlemeyenler için "mutlaka izleyin" diyeceğim filmlerdendi.



22.3.17

NowHere Boy Filmi...


Sinema kanallarında gezinirken bu filme denk geldim.
Biyografik bir filmdi. Efsane şarkıcı John Lennon'un yaşamını anlatan, ailesini, yaşantısını ve müziğe başlamsını konu alan bir fildi. Oyuncular tek kelime müthişti.
Benim çok fazla The Beatles grubuna ait bir fikrimde yoktur. Lise yıllarımda düşünüyorum da müzik dinlerdim ama bazı grupları hiç hatırlamıyorum...
Daha çok Sting dinlerdim ben..

Bazı efsane grupları yeni yeni keşfediyorum desem yeridir.
Sanırım bazı şeyleri geriden takip ediyorum. Tabi buna bazı şartlarda zamanın da sebep olmuştur diye düşünüyorum..
Ama ne demişler; geç olsun güç olmasın. :)