Latife Tekin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Latife Tekin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24.8.16

Berci Kristin Çöp Masalları Latife Tekin

latife tekin

Bu yazar ile beni sevgili Lale Abla ( laleninbahcesi bloğu yazarı) tanıştırmıştı. Ki ne iyi etmişde bana bu yazarn bir kitabını hediye etmiş. Her seferinde minnetle anıyorum :)
Sonra ben bu yazarın müptelası oldum.
Hemen hemen her kitabını okudum. Bu kitabını da kırtasiye de başka bir şey bakarken gördüm ve hemen aldım. Meğersem kitap çok eski, fakat raflarda fazla bulunmadığından satışı da yok gibiymiş... üzücü...
Konusu olarak da; bir ailenin İstanbul'a gelip gecekondu kurması, sonrası eş dost akraba da gelir, onlar da boş buldukları araziye ev kondururlar... sonra işadamları fark eder fabrika açmaya başlar... arada tabi yaşanan sıkıntılar, sorunlar.. devletin yıkım kararı... içlerinden uyanıkların bu kararı durdurmaya çalışması... yaşanan ölümler, çıkan kavgalar ve anlatılan aralarında ki şehir efsaneleri..... Masal tadında yine enfes bir roman.
Okurken kendi kendinize şunu söylerken bulabilirsiniz ; ee bunlar hala devam ediyor eskilerde kalmadı ki.....

alıntı yaptığım sitenin adresi (tıktık)
Berci: Davarı sağan kimse, süt sağıcı.
Berci Kristin Çöp Masalları, bir doğuş, bir kuruluş, bir türeyiş öyküsüdür. Kentin kıyısında, çöplükte, fabrika atıklarının ortasında doğan bir hayatın öyküsü. Kentin çöpünden, yabancı oldukları kültürün artıklarından, paslı tenekeden, kartondan, naylondan, muşambadan, plastikten, bir yandan da cenk hikâyeleri, maniler, tekerlemeler ve ağıtların dilinden yaratılmış gecekondunun masalı.  Hep bir ses duyulur sayfalardan; rüzgârın uğultusu, martı çığlıkları, bağrışmalar, küfürler, fabrika gürültüleri ya da silah sesleri. Sesin ağır bastığı bu roman, geleneksel seslerden yararlanarak bestelenmiş bir senfoniye benzer.  İnsan, daima ilksel haliyle, başlangıcıyla kendini oluştururken vardır bu anlatı içinde. O yüzden mağara resimlerini andırır bu anlatım özelliği. O resimlerin yalın olduğu kadar sarp, plastik olduğu kadar da doğal estetiğine ulaşmış, bu özelliği modern edebiyatın ortamına çevirebilmiş bir yazarın başarısıdır  Ümraniye çöplüğü şehrin dışında kalan belediyenin çöplerini bıraktığı boş alan.Latife TEKİN bu çöplükte kurulan 8 gecekondunun öyküsünü anlatıyor.büyük hayallerle kentin büyüsüne kendini kaptırıp gelen insanların reklam tabelalarıyla yapılmış çatılı evlerindeki yaşamlarını masalsı bir şekilde anlatıyor.bu çöplüğün zamanla nasıl bir hızla büyüyüp şehrin bir parçası haline gelmesini ,çarpık kentleşmeyi insan hikayeleri olarak anlatıyor ,kaygıları dertleri , tasaları , hayalleri olan insanların yaşama tutunma hikayeleri ve yaşadıkları hayal kırıklıkları….  son derece sıradan, gündelik hayatları anlatıyor gibi görünen yazar aslında kendi sosyal gelişimini yaşayan, yoktan varolan bir çöp ülkeyi anlatır. kendi içinde bir “cosmos” ülkedir çiçektepe. karanlıkta kapalı bir mekana sığınma içgüdüsüne sahip insanoğlu’nun çerden çöpten de olsa inşa ettikleri “ev”lerinden oluşan bir mahalle. yıkım makinalarına sığınma ve yerleşme içgüdüleriyle günlerce direnen ve sonunda çöpten de olsa yıkılan evlerinin kalıntılarından, çevredeki fabrikaların tabak kırıklarından da olsa rüzgarda uçuveren çatılarıyla naylondan kapılarıyla evlerine yerleşir çiçektepeliler. rüzgarın uçurduğu çatılar kapalı yerlere sığınan insanoğlunun aslında bir rüzgarla uçacak kadar güvende olduğunun simgesidir, camisinin tenekeden minaresi de uçar bu çöpten ülkenin, geceleri minareyi yani sığınma öğelerinin başka bir parçası olan tanrı’nın evinin çatısını tutmak da görev olur çiçektepelilere. son derece sağlıksız bir biçimde olsa da kendi kanunları, kendi manileri türküleri, kendi ermişlerine sahip bu çöp ülke zamanla sosyalleşmeye, şehirleşmeye başlar. çöp bayırları ve çöp evlerden oluşan bu ülkeye tüm dünyanın kuralı kapitalizm gelir. büyük fabrikalar, büyük patronlar ve küçük işçiler artar bir anda. çiçektepe’nin erkekleri yoksul ama özgür insanlardan yoksul işçilere dönüştürülür. çok ağır şartlarda çalıştırılan çiçektepenin erkekleri zamanla haklarını aramaya sendikalaşmaya başlar ve tabi ki tüm patron-işçi çatışmalarında olduğu gibi mücadele fireler de verir işçiler. çiçektepe kendi içinde minyatür bir türkiye’dir belki de alevi meselesiyle, işçi mücadelesiyle, yoksul zengin sınıf arasındaki devasa uçurumuyla, dayak yiyen ev hanımları , hem peşine düşülen hem hafif kadın damgası yiyen ağır işçileriyle, ölen alevi dedesinin “blucin” satmaya başlayan oğluyla.  öplere tutunmuş hayatların çiçektepe’ye dönüştürülen savaştepe’si en sonunda jandarma ve bankanın da çöpten ülkelerine girişiyle sıradanlaşan, sosyalleşen belki de sosyalleştikçe yozlaşan bir ülkeye dönüşür.  insanların birbirini kot pantolonuna bakarak tanıdığı, sırf meşhur olmuş diye bu akımdan geri kalmamak için bildiğimiz botlara yüz milyonları bayıldığı, bazılarının kendilerine küçük bir lüks ve keyif saydığından, bir fincan kahveye koca bir yemek parası bayıldığı bir dünyada, çöpten evler yapan ve adete küçük bir “yamukçokyüzlü şehir” olan çiçektepe’nin kitabı. nasıl artıklardan kendilerine ev kuruyorlarsa, şehrin metacı insanının artık duygularından da yaşamlarını kuruyorlar. birbirlerini seviyorlar ama dövüyorlar, önemli olanın görüntü olduğunun farkına varıp, gerek kendilerini, gerekse evlerini süslüyorlar sanki açıkları kapanabilecekmiş gibi. parasızlıktan dolayı anca hayat kadınlığı yapana orospu diyorlar da onun bunun hakkını yiyene ses çıkarmıyorlar. hakkını arayana gomünist * diyorlar da karısını dövene sayıp sövmüyorlar. küçük bir bugünlerin dünyası kitabı. latife tekin’in 84’te çıkardığı ikinci, fantastik ögelerle yazılmış, yalın anlatımının devam ettiği, yüz küsur sayfalık olsa da içine birçok şeyi sığdırabilmiş çiçektepesi. kaynak
………….
Berci saflığı,masumiyeti;
Kristin fahişeliği,kirlenmişliği;
Çöp itilmişliği,unutulmuşluğu,çaresizliği;
Masallar ise düşleri ve umudu ifade ediyor.
Böylece Latife Tekin’in kurguladığı çatışma,kitabın kapağında başlamış oluyor…(Burcu Sevil Şahin) kaynak

6.9.15

Bizden haberler... :)

Geçen hafta piknikteydik. En sevdiğim,  benim için ailem olan Nesrin Ablam ve Müge Ablamlarla üç aile Beykoz tarafında ki korulardan birindeydik.  İnsanın çevresinde birkaç komşudan öte dostları olmalı.  Kapısını çekinmeden çalabileceği,  güvenebileceği kişiler dostu olmalı. Aslında bu konu hakkında yazı yazacaktım fakat bildiğiniz üzere yüreğimizi dağlayan fotoğraftan sonra aklım allak bullak oldu.
O yüzden şimdilik bu konu yüzeysel geçiliyor ben deniz tarafından. 
Bu güzel havalarda anne babaların çocuklarını gezmeye diye,  dışarı diye AVM'lere götürmesini bir türlü anlayamıyorum. Varsa imkanınız yeşilliklerle haşır neşir edin hem çocuklarınız hem kendinizi.  İllaki uzağa değil yakınınızda ki çimeni değerlendirin efendim. Serin örtüyü yere,  evden birkaç yiyecek hazırlayın, çocuğu da sevdiklerinizi de katın önünüze hop doğru pikniğe.....
Tabi ben bu piknikte, uzanıp çimene yada bir ağaç gövdesine kitap okumayı çooook isterdim ama şimdilik ertelediğim,  ertelemek durumunda olduğumdan içimde tuttum. Elbet o keyfinde bir zamanı gelecek.....
Onun dışında bu hafta yine sıcaklarla ve bi evde bi dışarda geçti. Kitaplardan okuduğum ; Doğmayacak Çocuğa Mektup/ İmre Kertez " beni çok daralttı. Sanırım doğru zamanda okumadım... 
Evet yazarın anlatım dili biraz sıkıcı ama içerik iyi. İyi de bana iyi gelmedi işte.... 
Diğer kitabım sevgili blogger Lale Ablanın son buluşmamızda,  yine yeniden kitaplığından getirdiği; Latife Tekin' e ait olan Ormanda Ölüm Yokmuş " kitabıydı. Yazarla tanışmama yine Lale Ablam vesile olmuştu ve ben dedim ki kendime nasıl tanımam ben bu yazarı...
Tekrar teşekkür ederim Lale Ablacım.
Size şunu çok net diyebilirim ki mutlaka ama mutlaka yazarın bir kitabını okuyun. Pişman olmazsınız.
Konusuna fazla girmiyorum çünkü kendimde şunu fark ettim zaten bir çok sitede kitabın özeti var,  bu kitabı da okuyan olduğu kadar okuyacak olanlarda var. O yüzden sadece kitaplardan bahsederken kendimce olanları anlatmayı seviyorum. ☺
Bu kitapta yine yazar döktürmüş. Okurken resmen o hüznü,  o sıkıntıyı ve o çözümü. Bir kere yazar hem kadın hem erkek psikolojisini çok iyi analiz edip cümleler kuruyor düşünceleri, olaylara bakış açıları üzerine. Her ne kadar bu kitabında kasvet ağırlıkta gibi gözüksede öyle vurgun,  felsefi ve düşündürücü kelimeler cümleler var ki anlatamam.... Bitmesin hemen diye yavaş yavaş okudum kitabı resmen....
Onun dışında geçen 3 gün sularımız kesikti mahvolduk resmen....  Tatlı suyla değirmeni döndürdük. Neyseki  geldi de rahatladık.
Bende madem oturuyorum gündüzleri de dedim ne zamandır gazete alıp okumuyordum. Kendime bir güzellik yapıp Cumhuriyet Gazetesi yanına da Kafa dergisi aldım. Keyifle inceledim, okudum /yorum. 
İşte böyle blog ben yazımı yazar ve kitabıma kaçarım.
İyi geceler iyi  pazarlar şimdiden...  :))

2.5.13

Unutma Bahçesi, ŞehiRomantiğinin Günlüğü ve Tepenin Ardı...



 Selamlar nasılsınız? 
Yine haftayı bitirdik sayılır. 
Bu haftaya ben 2 kitap bir film sığdırdım. 
Unutma Bahçesi  kitabı harikaydı. Teşekkürler Lale Abla harika bir kitap hediyesiydi.
Kelimeleri sever misiniz? Peki unutma enstitüsü kurulsa gitmek istermiydiniz. Yaşadığınız o anları hafızanızdan silmek ister misiniz? Daha fazla detay vermeyeceğim kitapla ilgili. 
Güzel ve iyi yazılmış bir kitap okuyun derim. 

Diğer kitabım sahaftan aldığım; Şehir Romantiğinin Günlüğü .
Gezi anılarından oluşan kitabı da sevdim. Zaten yazarın kalemi kuvvetli bence.

Filmimde Tepenin Ardı.  Lale Abla tavsiye etmişti. Bir gece de izledim ve düşündüm. Bu filmi de izleyin derim.

Yeni kitaba başladım bile. :) Ana sayfa da hangi kitabı okuduğum var. 
İyi geceler.




7.12.12

Bugünden kalanlar...


 Bugün blogdan yazıştıklarımızla buluştuk. Sevgili Lale Abla( Lalenin Bahçesi), Natali (Baykuş Gözüyle) Ayşegül(Annemmahsustan) Özlem(Macera Kitabım) Rezzan Abla, Didem( Didemin Güncesi) Zeynep( Düşlerin Rengi) ile Kadıköy'de toplandık. Seyhan Cafe'de otururken cama vuran yağmur damlaları ile sohbet daha bir güzeldi.  Çok keyifli bir gündü. Yazılarından da takip ettiğim için buluştuğumuzda hiç yabancılık çekmedim. Başta tabi biraz çekingenlik vardı ama sohbet koyulaştıkça aradaki çekinme gitti. Bazıları ile bu toplantı sayesinde tanıştım ama çok şekerlerdi hepsi. Lale Abla "Latife Tekin" yazarını sevdiğimden yazarın bir kitabını ve çorap hediye etti. Natali  ufak not defteri, kitap ayracı hediye etti. Ben koşturmacalardan birşey alamamıştım. Oysaki aklımda neler vardı bugün için. Burdan da tekrar teşekkür ederim kızlar. :))))
Bugün de böyle güzel bitti. Birazdan kitap okuyacağım, sonra da HaberTürk ekranında Öteki Gündem var, ilginç ve güzel konuları tartışıyorlar. Onu izlerim. Yarına da Allah kerim. :))
Herkese şimdiden iyi, keyifli haftasonu.



22.10.12

Sevgili Arsız Ölüm / Latife Tekin


Thyke okuma grubumuzun bu ayki kitabıydı bu kitap ve ne kadar geç kalmışız okumak için bu romanı. Yazarın okuduğum ilk romanı. 
Bence Türk Edebiyatı için harika bir roman. Özellikle anlatım dili ve kurgusu ile harika.
Bir ailenin hikayesi bu. Ve masalımsı anlatılan ama bizden bir hikaye. Köy yaşantılarının ardından şehre göç eden ve tutunmaya çalışan bir aile. Yer yer gülümseten anlatım dili ile harikaydı. Biz kitabı sonu hariç çook beğendik.
Güzel bir eser olduğundan fazla anlatmak istemiyorum belki okuyacak olanınız olur.

ARKA KAPAK:

Sevgili Arsız Ölüm, modern edebiyatımızda önceli olmayan bir dil, ses ve anlayışla kurulmuş bir romandır. Yazarın öz yaşamını da içeren bir biçimde, Huvat ailesinin köyden kente göçü, aile fertlerinin yoksulluk bilgisi ve geleneksel kültürleriyle kentteki yaşama tutunma çabalarını konu edinir. Bu romanı biricik yapan şey, yazarın anlatısında içselleşmiş olan annenin sesidir. Annenin sesi, masallar, türküler, maniler, meseller ve halk hikayelerinden oluşmuş bir sestir. Dolayısıyla, sözlü kültürün anlatı dilinin müziğini, modern dilin dolayımından geçirerek başkalaştırmış, yeni bir nota oluşturmuş ve ortaya benzersiz bir metin çıkarmıştır yazar. Anlatıya fantastik bir edebi zevk kazandıran ve kitabı 'büyülü gerçekçilik' kapsamında nitelemeye yol açan özellik, anlattığı her şeyle, örneğin kuyuyla ya da babayla aynı mesafede kalabilen, minyatür resimlere benzer bir dil ölçüsüdür. İşte, yazarın, kahramanlar ve nesnelerin gözüyle dünyayı kurmasının başarısıdır bu; kendini saklayabilmesi ve yoksulların sesindeki derin bilinci duyumsamasının başarısı... Sevgili Arsız Ölüm edebiyatımızda sevinçle karşılanmış ve Farsça'da İngilizce'ye, Rusça'dan İspanyolca'ya kadar birçok dille çevirilip, bu dillerde de benzer ilgiyi görmüştür.