Satır Arası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Satır Arası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18.9.23

Kırılma Andres Neuman

Selam. 🪷💫

Bu hafta sonu Derince'de Masa Tenisi elemeleri vardı. Takım olarak gittik. Eşimin kuzeni oturuyor orada. Sağ olsun bizi evinde misafir etti. 🙏🏻🪷 hem ziyaret hem de maç ile geçti dört gün. Maçlar kura sonucu eşleştirme ile yapılıyor ve kızımın şansına hep yaş olarak büyük ve dereceli kişiler denk geliyor 🙈 3 maçtan bir tanesini alabildi. Antrönümüz " beklediğimiz bir şeydi" dedi. Bu maçlar aslında tecrübe oluyor küçüklere dedi. Ee ne demisler; onumuzde ki maçlara bakalım 😊🙈 

Ekip olarak 1.olduk. 🪷 tabi izlerken hop oturup hop kalktık. Masa Tenisi öyle bir Spor ki siz ne kadar iyi oynarsanız oynayın bir atışa bakıyor... hep heyecan tetikte o yüzdende. Ay sonu yine maç var oradan ümitiliyiz.

Bu haberlerin dışında uzun zaman önce başladığım ama araya hep başka şeyler girmesi sebebi ile okumalarımın yarım kaldığı kitabımdan bahsetmek isterim. 

"KIRILMA / ANDRES NEUMAN" 


Katledilenlerin ve işkenceye uğrayanların çektikleri dolaysız acı var. Bir de onların yakınlarının çektikleri yarı imgesel acı. Hem çekilen, hem de çekilmeyen. Bu konuyu konuşurken, birinci tekil şahsa pek değinmezdi Yoshie. Başlarına gelenleri anlatamayacak olan kardeşleri, annesi ve babasından söz ederdi hep. Sanki onun için, konuşmak, ölüleri konuşturmakmış gibi. Bir de, biz diğerleri var elbette. Acı çekmeden hayatta kalanlar, sözüm ona yaşamaya devam edebilenler. İnsana bu da acı verebilir. Ölmemiş olmanın, işkence görmemiş olmanın ne anlama geldiğini hiçbir zaman çok iyi değerlendiremedim. Bizim de başımıza gelebilirdi dediğimiz şeylerin travması nelere yol açar? Görünmeyen ikincil etkiler vardır sanırım. Parçalanmış bir beden, radyoaktif maddelerin sakatladığı bir organ, sırtta bir yara izi olmayan şeyler. Yaptığımız her şeye, her susuşumuza sinmiş olan.

Özellikle anlatım açısından akıcı bir kitaptı. Ana karakterin yaşadıkları, olaylara bakış açısı, yorumunu aktarımı çok iyiydi. Bir de gezdiği sürece edindiği kadın arkadaşlarının gözünden de Bay Watabe anlatılıyor. Başlar da kim kimdi karışıyor lakin takılmadan devam ederseniz oturuyor anlatım kafanızda. Zaten son bir kaç bölümde de iyicene şekilleniyor kitaptaki anlatılan "yaşanmışlıklar" üzücü bir geçmiş....🥺



"Gerçek önemlidir , diye akıl yürütür Pinedo. Ne var ki, gerçek, verilenden çok arka plandaki metaforlara bağlıdır."

"Yemek yemenin birlikte yaşamak olduğunu. Sosyalleşmenin de bizi beslediğini...."


"Etrafınızda her zaman size biraz olsun unutmanızı tavsiye eden insanlar olur. Bazı şeyleri hatırlamamanın daha iyi olduğunu söyleyen. Ne var ki, tavsiye edilen şey, sizi çözümsüzlüğe sürükler. Çünkü ifade edilmeyen bir travmanın üstesinden gelinemez. Tam anlamıyla yatışması sağlanamaz. " ( sy: 284)


31.8.23

Selam :)

 Selamm :)

Çokkk sıcak günlerden bir günü daha bitirdik... Bu sene hepimiz yandık sanırım.. Hani yaz ayını severim ama bu kadar sıcaklar mahvetti resmen. Mıncır'da nasibini aldı sıcaklardan ve iki kez iğne oldu...

Onun dışında malum haftanın altı günü antreman olduğu için buralarda takılmaya devam... Güzel yanı ise arkadaşlarımızla keyifli vakit geçirmek oluyor. Bir de bu sene Kalamış'da Yaz Festivali kapsamında çok iyi sanatçılar konser verdi. Aldık sandalyelerimizi akşamları Kalamış'ta takıldık. " Nilüfer, Erol Evgin, Melike şahin, Edip Akbayram, Ceza" yı dinledik esen deniz kenarı eşliğinde :)


Dizilerden "This Is Us" izliyorum. Son sezona geldim. İçimde o kadar çok yere dokundu.... yer yer ağlayarak yer yer gülümseterek izletiyor dizi kendini... Terapi gibi bir dizi gerçekten de... ÖZellikle aile içi yaşananlarda içinizde, aklınızda kalan sorular varsa kendi kendinize yanıtları buluyor olacaksanız. Bazı diziler ve filmler başka kapılar açar size. Hani hep beklediğiniz o cümle, bazen bir kelime var ya.. işte o kilili kapıyı açıyor....,

Gülmek için de "Big Bang Teori" ye başladık tekrardan. Nasıl bir ince espriler diyorum her izlediğimde...  :))


iki gündür ayaklarım yere basmıyor.... Ufak ufak suprizler yapan ailem, dostlarım, arayan, mesaj atan arkadaşlarim, dostlarım.... Çok teşekkür ederim 🙏🏻🪷🫶🏻
Yeni bir yaş almak hep heyecanlandırmıştır beni... Çok da severim doğum günlerini 🙈
Bu sene ruhum için kendimce çok şey yapmaya çalıştım, hâlâ yol devam ediyor. Denge-de kalmaya çalışmak zor ama imkânsız değilmiş öğrendim... Yaş alırken yolumda olan bütüne teşekkür ederim 🙏🏻


 Okuduğum kitapları da paylaşmak isterim :)

📚📖 Kimse kendisini ilgilendirmeyen bir düş göremez.

📚📖📚📖 İnsan yasaklanmış hiçbir eyleme kalkışmaz, ama yine de alçağın daniskası olabilir. Bunun tersi de düşünülebilir kuşkusuz. Aslında sadece bir rahatlık sorunudur bu. Kendi kafasıyla düşünemeyecek ve kendi kendisinin yargıcı olamayacak kadar rahatı sevenler, yasaklara olduğu gibi boyun eğerler. Böylelerin işi kolaydır.

🪷🪷🪷🪷 Okurken yer yer Tanrılar Okulu kitabına benzettim... Çok uzun detaylara girmeden bir çocuğun büyürken yaşadığı duygu durumlarını, farkındalıklarını, arayışlarını, cekimserliklerinide okudum.... Olaylara karşı bazı cümleler sizin de yolunuza ışık oluyor....

Kendini bulma yolundaki delikanlı, din ve ahlak gibi artık inanmadığı kalıplarla birlikte baba evinden de kopar. Küçük yalanlar ve hırsızlıklarla beslenen yaşamında, sağlam çocuk dünyasının çöktünü görür. Onu bu acılarından kurtaracak olan kişi, okula yeni gelen bir başka öğrencisi: Max Demian'ıdır. Demian, Sinclai'in yaşamını yönlendiren, etkileyen başkişi olur. Der kitabın arka kapağında....
Bu kitabı Sevgili Banu'mun vesilesi ile öne çekip kitap dostu arkadaşlarımızla okuduk.


 

Defoe'nin bu pikaresk romanı (İspanyolca "picaro" kelimesinden türetilmiş, toplumun aşağı tabakasından olan parasız, serseri ve gezgin kişilerin başlarından geçen olayların anlatıldığı otobiyografik yönü de olabilen romanlar)

📖" Bu hayata girmemin nedeni yoksulluk olmuştu, devam etmemin nedeni de yoksullaşmak korkusuydu...." Resmen her şeyi açıklıyor bu cümle.....
Annesi hapse giren ve hayatta kalma mücadelesi veren bir kadının romanı.
17. Yüzyıl'da İngiltere'de yaşanan günlük olayları da okuyoruz bir nevi. Hatta resmi nikahın ötesinde hemen hemen her erkeğin metresinin olması... Doğum kontrolü bilinmediği için babasız doğrulan çocuklar....

İşin garip tarafı Moll hayat hikâyesini öyle bir iştahla ve keyifle anlatır ki, tövbekâr mı, yoksa usta bir yalancı mı olduğu yüzyıllar sonra halen tartışılmaktadır. Güzel olan bir yanıda hikayeleri öyle bir birbirene bağlıyor ki; sanki binbir gece masalları okuyorsunuz 🙈

📖 tek sıkan tarafı hikâyenin çok uzatılması. Araları atladım resmen🙈🙈🙈 çünkü çok tekrarlar vardı napayım 🤭 okurken güldüğüm yerler de oldu çok üzüldüğüm yerlerde.... 

Hiç grafik, çizgi roman vs.. tarzı okumamıştım. Küçükken de okudum mi hatırlamıyorum. Bu seriyi biraz da gözümü kapatıp almıştım geçtiğimiz senelerde... Sonra araya alıp okuyayım derken bayıldım kitaba 🙈😊
Tek zorlayan, yazıların el yazısı ile yazılmış olması. :)

Vincent, 30 yaşında, bekâr ve yalnız; kuaför salonu ile baskıcı ve çatlak annesi arasında sıkıcı ve tekdüze bir hayat yaşıyor. Bir gün yolu, bir yerden tanıdık gelen ancak çıkaramadığı Rosalie ile kesişir. Kim olduğunu bulma bahanesiyle onu izlemeye koyulur. Alışılagelmedik bir şekilde, gizlice bu kadının hayatının bir parçası olan Vincent, bir yandan kendi hayatıyla ilgili tercihlerini sorgulamaya başlar.

Küçük bir şehirde, sıradışı karakterler ve suluboya renklendirilmiş harika çizimler eşliğinde üç ciltlik sürükleyici bir hikâye.

2015 yılında sinemaya da uyarlanan Rosalie Blum serisi, aynı zamanda ilk cildiyle Angoulême Çizgi Roman Festivalinde de ödül kazanmıştır. #rosalieblum #gulsahinkitapligi

29.3.23

Günlük Haller....

 Bu aralar bı gerginlik var üstümde.... Aşırı kahve tüketimine bağlıyorum.... Bir de degerlerim düştüyse.. birbirine domino taşı gibi bağlı.....bu aralar haber izlemeyi de bıraktım. Artık depremden çok siyaset konuşuluyor... Güncel olayları takip etmek için. Oldum olası televizyon bana göre olmadı. Biraz izleyeceğimi izleyip kapatırım. Ruhum daha çok müzikten yana.. son üç dört yıldır Radyo Voyage dinliyorum... onların çaldığı dingin liste iyi geliyor ruhuma.... İnsan yaş aldıkça nasıl da değişiyormuş, kendim de bunları gözlemliyorum bu ara ...

(Hoş ruhen daha genç hissediyorum ama bazen yaşımın da getirdiği duyguları fark ediyorum.)..


Ramazan geldi hoş geldi...📿 Ruhumuzu da beslememiz gerektiğini düşünüyorum ve böyle anlar bir vesile oluyor, daha bir enerji foliyir içimiz. Haftasonu tekne orucu tutmak istedi Umay Kız'da, tabi birnsuee sonra o klasik soruyu kızçemde sordu 🤭 anne sakız çiğnesem orucum bozulur mu? ... Demek böyle geliyrmus sorular dedim🤭😄

Bu ara arkadaslarim ile ortak kitap okuyoruz. 

"Kelebekler Zamanı", " Havuzlu Yazlık" ve " Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi" hepsini de elimden bırakmadan okuyorum.....



15.3.23

Sybil Flora Rheta Schreiber


Uzun bir aradan sonra merhaba...

Umay kızın mart ayında doğum günü vardı, bütün sınıfı çağırmak istediğinden bizde mayıs ayında okula yakın bir parkta yapmaya karar verdik.

Tabi onun dışında, gününde de evde aile arası pasta kestik. Okulda çekirdek bir grubumuz oluştu. Hepimiz birbirimize çok çabuk uyumlandık ve ayda bir buluşuyoruz bazen de daha sık buluşup çocukları da bir araya getiriyoruz okul dışında. İŞte bu çekirdek grubumuz Umay Kıza süpriz yaptı ve akşam yemekten sonra bize geldiler, Allah'ım Umay nasıl çıldırdı anlatamam... İstemesem bu kadar güzel bir doğum günü olamazdı. :) o kadar sevindiki.... Tabi mayıs ayında tüm sınıfa yine yapıcaz 😁

 📖📖📖📖⏳⏳⏳⏳⏳

sybil

Sybil'ın dinsel baskılar yönünden de ezilmesi ve özellikle dinsel açıdan sinirsel bir hastalık içerisindeki büyükbabasının da katkısıyla kapana kıstırılması, sarsıntıyı güçlendiriyordu.


Dr. Wilbur, ne "Mike" adından ne de kızlara hükmedercesine yöneltilen iltifatlardan pek bir şey anlayamadı. Doktoru etkileyen şey, Sybil'in yalnızlık isteğiyle ihtiyacını yapıcı bir çözüme bağlayacak değişen bir kişiliğin varlığı oldu ilk anda; çünkü Sybil kendisi bu çözümü getirememişti. Bilinçli kafa bocalarken, bilinçaltı eyleme geçmişti...


Öyle bir kitap okudum ki... uzun zamandır böylesine etkileyici bir psikoloji kitabı okumamıştım.

Arkadaşım okudu ve önerdi. Sağ olsun bir de kitabını paylaştı.

 Kadınlı erkekli tam 17 karakter... Tek bir vücutta farklı dengeler... Sybil, çok kişilikli oluşun ilk psikanalizidir. Sybil Dorsett olayı, nomale bakışımızı da etkileyen bir gerçektir. Sybil yalnızca insan davranışlarını saptayan bilinçaltı dünyasının tehlikeli güçlerinin yepyeni bir incelemesi olmayıp, baskı ayıtlarından, toplum, din ve ailenin sakatlayıcı etkilerine bir örnekle bakıştır. Okuyucu bu kitabı okuduğunda bir bilinçlilik genişlemesine uğrayacaktır. Çünkü kendi yaşamını büyüteç altına alarak onları dönem dönem analiz edecektir.
Tıp açısından ise bu öykü, akıl hastalıklarının kalıtım ve çevre terimleri içinde ortaya çıkışını; halk dilinde çok ya da farklı kişiliklere mal edilen şizofreniyle Sybil'in pek az rastlanan hastalığı Grande-hystérie arasındaki ayrılığı ortaya serme amacını gütmektedir.

 der arka kapakta. 

Okurken çokca durup düşündüm, 16 kişilikle yaşamak ve sebebinin de küçüklükten başlayan anne ile sorunlarından kaçmak için geliştirdiği bir yaşam.

O küçücük bedeni ile maruz kaldığı işkenceler...Babanın çok çalışıyorum bahanesi ile görmemeyi seçtiği zamanlar...

Tabi en çok da etkili olan dini inanışları ve annenin de ailesinde olan şizofrenik belirtiler... Aile ve geçmiş ne kadar önemli dedim okurken.....

Düşünün ki yaşadığı travmalar sonrası kendi de farkında olmadan geliştirdiği kişilerle hayata tutunmaya çalışması ve bu durumun resmen bir ömrüne mal olması. Dr. Wilbur ile seansları sonrası, 42 yaşında artık yavaş yavaş normale dönmeye başlaması.....

Tabi o dönemde ( 1950'liler de) bu kadar çoklu kişilik vakasına rastlanmaması da çığır açmış.... Ve Sybil'in içinde ki kişiliklerle yüzleşmesi de zaman alıyor. Başta kabul etmek istemiyor lakin hayatında bi kayıp 2 yıl var ve bir türlü hatırlayamıyor....

Ve kitabın sonlarına dogru, hayatına düzen vermeye çalışırken itiraf etmekte zorlandığı " annemden nefret ediyorum, onun ölmesini kaç kere istedim biliyor musunuz?" lar çok etkiledi okumamı...

 

Velhasıl mutlaka okuyun diyeceğim kitaplardan biri oldu.... ve hiç unutmayacağım.....



26.2.23

Ruha İyi gelenler...

 Bu aralar TV'yi kapattım... Hatta Twitter açtım haberleri takip etmek için... İçimde ki yangın, acı soğumadı... Yüzüm ara ara gülüyor, bazen gerçekten de gülüyorum, hayat devam ediyor...bazen kızçeyle kuduruyoruz.... Normal tabi bunlar... Ama hep arkasından, içimde bir yer acıyor.... Her iki duyguyu da yaşıyorum... Özellikle Umay'ın yanında daha güçlü duruyoruz... Çünkü henüz bazı şeyleri tam anlamlandıramıyor., Haklı da.... Şu küçücük yaşına bir pandemi bir deprem sığdırdı diğer çocuklar gibi....

Neredeyse son bir haftadır kitaplarıma döndüm... İyi geliyor çünkü başka türlüsü depresyona çıkartır.... Oysa ki ayağa kalkmak için aklıma da ihtiyacım var... 


BALIKÇILAR/ DMİTRİ VASİLYEVİÇ GRİGOROVİÇ 

Nobel ödüllü bir yazardan klasik bir  Rus Edebiyatı klasiği... Güzel yanlarından biri Rus isimleri ile sizi yormuyor....

On dokuzuncu yüzyıl Rus edebiyatının altın çağının en parlak isimlerinden biri kabul edilen ve Rusya’nın ilk köy edebiyatı yazarlarından olan Dmitri Grigoroviç, Balıkçılar adlı romanıyla Vakıfbank Kültür Yayınları tarafından çevrilmiş. Özellikle anlatım dili çok yalın ve akıcı.... O dönem de geçimini balıkçılık ile geçiren aileler ile sanayileşmeye başlayan devletin arasında ki yaşananları anlatmış. 

"Çok paranın olduğu yerde çok günah olur....." 



Karakterleri ve hikâyeyi çok sevdim. O dönemin kırsal yaşamını daha güzel nasıl anlatırdı bilemiyorum. Özellikle yerel halk ile sanayileşmeye yardım eden halk arasında ki detaylar, yaşananlar, o fabrika çıkışı erkeklerin içmeye gitmesi... Kadınların ev ile hamhâl olması, duyguların anlatımı... Çalışırken ki tutumları...iyi ile kötünün dengesi ... İki güne bitecek bir eser.

Lakin biraz yavandi kitap. Evet her karakterden parçalar vardı ama hep eksik gibiydi. Özellikle sonu sanki devamı varmış gibi bitti ya da yarım kalmış gibiydi... 

Ve çeviri için #leventözübek çok teşekkürler 🙏🏻


#gulsahinkitapligi

#balıkçılar




Gerçek bir hikâyeden uyarlanan bir kitap #eseklikutuphaneci 


Köy köy kitap taşıyan biri Mustafa Güzelgöz... Önce eşeği ile taşır. İster ki kadını, çocuğu, erkeği okusun öğrensin. Yılmadan, yorulmadan taşır, liste tutar, büyük şehirlere gider yardım ister.... 

Hikâyeye bakınca gerçekten de Ürgüp'te heykeli olan biri "Eşekli Kütüphaneci"

Öyle güzel anlatıyor ki Fakir Bayburt, kesinlikle hikâye anlatıcısı da olmalıymış.... Hüznü de sevincide içimize dokunarak anlatıyor..... 


🫏📚 Mübadele döneminde Ürgüp'ten Yunanistan'a göçe zorlanan ailesinin izini sürmek için gelen D.Katsikas Aziz ile tanışır ve hikâye ondan sonra başlar..... 

“Düşündüm: Ama ben ilçede kitaplık memuruyum; köylüye nasıl hizmet götürebilirim? Köylülere hizmet götürebilmem için köye dönük bir görevimin olması gerekir. Düşündüm: Var mı öyle bir görevim? Yoksa, yok mu? Belki vardır; iyi düşün bakalım. Düşündüm: Ben de kitap götüreyim! Ama nasıl götüreyim kitabı?(sy.46)”

 Der sayfa 46'da.... İşte başlıyor hikâye...

Geçen sene mıydı tam hatırlamıyorum ama Sevgili KitapSemasj ve grupları okumuştu. O zamandan eklemiştim listeme .... Bu zor günlerde, içimin içimi yediği günlerde çok iyi geldi kitap. 

Veeee sevgili Tuğba vesilesi ile de öne çekip okuduk kitabı... 🙏🏻✌🏻🪷

Mutlaka ama mutlaka listenize ekleyin diyeceğim kitaplardan bir oldu....





13.2.23

06.02.23 deprem sabahı

 O sabah geç uyandım.... Salona girince televizyona bakakaldım. Gece yatmadan interneti kapatıyorum, telefonlar başucunda olduğundan... O yüzden hiç bir mesajı göremedim... Ve o gün bugündür ne diyeceğimi de bilmiyorum...🥺🤲🏻📿 



Geçmiş olsun Ülkemize 🥺  

Hiç televizyon karşısından kalkmak istemiyorum... Sanki TV'yi kapatinca haber alamayacağım ve bu olsunda istemiyorum...

Her habere hem üzüntüden hem sevinçten ağlıyorum/Z eşimle......

Geçen gün eşim arkadaşının yakınları için kefen aradı.... Ararken çok kötüydük... Zor bulduk, bulduğumuza sevindik sonra sevindigimize üzüldük... Resmen bu haldeyiz...... 

Oysa ki 15 tatilde Kuzum Toprak Cem gelmişti.... Umay kız ile keyiflerine diyecek yoktu...... 

Gittiği günün ertesi deprem haberi ile yandık..... Nasıl bir dunay dedim, 1 dakika içinde her şey değişiyor.......

Bu gibi durumlarda konuşamayan, anlatamayanlardanim.... Daha çok sessizce izliyorum... Ne diyebilirim ki zaten..... Her kelime, her cümle anlamsız....

İki gündür geceleri televizyonu kapatıp, kitap okumaya çalışıyorum. Bugün daha iyiyim okudum yoksa kafayı yiycem......

İşte böyle......

Fazla söze gerek yok...

Allah Yar Ve Yardımcımız Olsun 🤲🏻🥺

23.1.23

Haftaya Dair.... biten kitaplar.

 Selammmmm 🪷

Moda Parkından gökyüzü 


Yeni yıla bu senede hasta girdim 😬

Yeni yıl haftası öncesi babam geldi. Dönecekti ki Umay kız " dedoş, nolur gitme beraber girelim yeni yıla" deyince .. eee torunlarda baldan tatlı olunca 🤭 beraber girdik yeni bir seneye.... Önce babam,.sonra ben sonra da beyim hasta oldu. Allah'tan iki güne toparladım da, soframizi kurup kayınvalidemleri de çağırıp, güzel bir akşam yemegi ile yeni yıla "merhaba" dedik .... 

Sonrasında arkadaşı ile döneceğinden, bir hafta daha kaldı babam ve giderken görmeniz lazımdı.... Nasıl mutluydu İstanbul'dan gideceği için... Canım benim yaaa; kızım siz beni anlamıyorsunuz daralıyorum İstanbul'da diye diye gitti.... Haklı tabi, burada eve kapanıp kalıyor, oysa ki Ortaca'da olsa, sabahtan kahveye ,ordan çarşıya ordan Dalyan'a, hafta da bir gün pazarını yaparken hafta bitiyor... En azından arkadaslari ile çay içip sohbet ediyorlardı. Evet burası da evladinin evi ama onu çok iyi anliy.... Hepimize iyi geldi bu buluşma diyerek vakit geçti bitti.☺️💫

Yarı yıl tatiline de hızlı giriş yaptık... Onuda artık başka sefere anlatırım ☺️



Bu sene okuma grubumuzla tekrardan Kurtlarla Koşan Kadınlar okuyoruz.  Diğer arkadaş grubumuz ile Tanrılar Okulu okuyoruz. Ben artık 3.ye dönüyorum ama bazı kitaplar belirli aralıklarla tekrar okunmalı ve bu kitaplar da o kitaplardan .📖



"Daha önce , dedim, yolunu bulmanın, ilerlemeye duyulan inanca ve geride bıraktıklarınızın yerinin değişmeyeceği varsayımına ne ölçüde dayandığını fark etmemiştim."

🎤 Övgü ile üçleme; erkeklerin açık ve gizli güç gösterileri içinde kadınların nefes alma çabasının giderek daha çok belirginlik fark ediliyor....Faye, çeşitli karakterlerle karşılaştığında onlarla konuştuklarını anlatan kurnaz bir hikâye paylaşımcısıydı. Uçaklarda ve konferanslarda, insanlarla yaptığı konuşmalarla onların hayat hikâyelerini ve sırlarını ortaya döküyor, ancak kendisi hakkında çok az şey anlatıyor. Üçlemenin son kitabı #övgü
🎤 Üçleme hakkında şunu da belirtmek isterim ki; çok sesli koro gibi kitap. Ve anlatılanlardan ara ara kopabiliyorsunuz, o yüzden ara vermeden okumak gerekir. Ve umarım yanlış anlaşılmam söyleyeceğim şey konusunda; bu kitap her okuyucuya hitap etmeyebilir... Tamamen okuma tarzınıza ilgili.....çünkü kim, kimdi olabiliyorsunuz bu incecik kitapta ve bazen konulardan bağımsız başka bir hikaye okuyabilirsiniz....
 Bir kaç alıntı daha paylaşmak isterim:

🎤🎤🎤Fark ettim ki çocukları en çok sevenler onlara genellikle en az saygıyı gösteriyor.....
🎤🎤🎤"İnsanlar hakkında söylenebilecek bir şey varsa," dedi Ryan , "o da, özgürleşmeyi ancak özgürlük kendi çıkarlarına olduğunda tercih edeceklerdir."
🎤🎤🎤 
#gulsahinkitapligi #satirarasiokumalar2023



Jack London tarafından 1910 yılında yazılır #kızılveba 1912 yılında London Magazin’de “tefrika” edilir ve 1915 yılında Macmillan Yayınları tarafından yayımlanır.
Ve kitapta geçen veba salgınının yılı "2073" böyle hayal güçlerine bayılıyorum..... Vebadan kurtulan dedeciğin torunlarına veba öncesi yaşamı ve sonrasını anlattığı hikayemiz, distopya...... 
Kısa ama öz çok şey anlatan kitabı içim ürpererek okudum... 
Arka kapakta şöyle der;
Yıl 2073. Kızıl Veba’nın, dünya nüfusunun neredeyse tamamını yok etmesinin üzerinden altmış yıl geçmiştir. Geçmişe dair tüm yaşanılanlar büyük ölçüde unutulmuş, insanlığın binlerce yıldır sürdürdüğü gelişmeler tarih olmuştur. O günleri sadece bir kişi hatırlar: İhtiyar James Howard Smith. Batıl inançlarla dolu bu vahşi gelecekte, torunları ondan salgından önceki hayatı anlatmasını ister… anlattıklarına her ne kadar inanmasalar da.
 
Bu edisyonda “Kızıl Veba” ile birlikte Çin’in süpergüç, biyolojik savaşın tek çözüm olduğu başka bir gelecek tahayyülü sunan bilimkurgu öyküsü “Görülmemiş İstila” da kendine yer buluyor.



16.12.22

Haftaya Dair

 Yeni yıla az bı zaman kaldi ama biz hâlâ evi renklendirmedik... Sanırım pandeminin getirdiği şeylerden biride bu oldu.... Bazı sevinçlerimizi köreltti resmen... Yapı olarak olan olaylar karşısında soğuk kanlıyımdır.. ve pandemi dönemini de sakin, evde kaldığımız dönemi oflamadan geçirdim/k... Ve anlıyorum ki bu sene o dönem ki sakinligimin zıt duyguları çıkıyor....

Bu hafta yoğun geçiyor... Zaman ne Zaman bugüne geldi anlayamıyorum bile ...  Oysa ki bugüne kadar listeler yapmıştım, yeni kararlar alıp, listeler yapıp, uyguladıkça üstünü çizmeler.... Hepsi geride kaldı gibi bu dönem....

İki üç gün önce Sevgili Blogger Momentos, Spotify'de hazırladığı " blogger tanıtım postu"nda bloğumdan bahsetmiş. Nasıl hoşuma gitti, gururum okşandı anlatamam ... Gerçekten de burası bir başka..daha samimi, daha içten..

Burdan bir kez daha teşekkür ederim 🙏🏻 kendisine.

Bu aralar evde geçiyor, haftaya dışarı atmayı düşünüyorum kendimi... Gitgide yine ertelemeye başladığımı hissediyorum bir çok şeyi... Aslında vaktim bol, evde spor yapmak istiyorum, olmadı arada çıkıp düzenli yürüyüş yapmak istiyorum... Ve engel olacak bir durumda yok ama ben çok erteliyorum... Yeni yıla listemde ilk sırayı bu erteleme huyumu terbiye etmek olsun😬🙈

Bu aralar üç kitap birden okuyorum, üçü de grup kitaplarımız... Yeni yılda bunu da bire indiricem. Elimde çok kitabım birikti, kendi keyfime göre okumak istiyorum.

"Tutunamayanlar, Yerdeniz 6 ve Jean Christophe" okuyorum. Hepside maşallah sayfa sayısı olarak çoklar 😬

Yarına da kayınvalidemin kuzenleri gelecek. En iyisi ben kalkıp hazırlıklara başlayayım. Sonrada kitabımı okuyayım ☺️🪷


7.12.22

Kelimeler Ve Renkler İskender Pala Sergisi

 Dün otururken " hadi kaldır totonu ve o sergiye git" dedim... Aslında hem gitmek istiyordum hem de evde kalıp kitap okumak.... Bir kaç gün hiç çıkmadan evde oturabilirim, o potansiyele sahip biriyim 😬🙈

Hep duyuyordum "Nev Mekan Sahil" in çok güzel bir cafe olduğunu. Sergide bu mekanın alt katında idi.  "Kelimeler ve Renkler" İskender Pala'nın 13 eserinden esinlenerek yapılan resimlerin sergisi idi.... Öğlen bir güzel hazırlanıp Üsküdar'a gittim. Önce sergiyi gezdim, sonrada cafe kısmında bı çay içtim. Çok kalabalıktı cafe kısmı. Hatta yer olmadigi için bekleyenlerin isimleri alınıp, sırayla boşalan masalara çağrıldık...

Oradan çıkıp biraz sokaklarında dolaştım.... Hatta fotoğraf çekmek yerine aklıma ve içime kazidim detayları.... 

Açıkçası sergi çok ama çok hoşuma gitti. Ne kadar güzel bir sanat...bir yazar için ise olağanüstü... Kaleminden dökülen satırların resimelere yansıması.... Kitaplarını severek okuyorum yazarın. Anlatım dilini ve bakış açısını seviyorum, bizden hikâyeler anlatmasını daha çok seviyorum 🙏🏻☺️

Sergide Pala'nın 13 romanını temsil eden eserlerden "Babilde Ölüm İstanbul'da Aşk"ı Murat Kurt, "Katre-i Matem"i Ceyda Hüseyinoğlu, "Şah ve Sultan"ı Ataman Oğuz, "Od"u Hürrem Özerden, "Efsane"yi Mustafa Sönmez, "Mihmandar"ı Gültekin Serbest, "Karun ve Anarşist"i Handan Korkmaz, "Abum Rabum"u Erhan Hökelek, "İtiraf"ı Erol Kılıç, "Akşam Yıldızı"nı Figan Batı, "Kervan"ı Evren Gül, "A-71"i Müfit İşler ve "Surname"yi Talip Keser resmetti. ( Bu bilgiler netten alınmıştır)

Not: Sergi 02/01/2023 tarihine kadar açık ve ücretsizdir.

Çektiğim fotoğrafları da paylaşmak isterim sizinle.💫














12.10.22

Neler okudum ?

Selam.😊

en son 23 Eylül'de yazmışım.... Aslında hep aklımda sayfama yazılar eklemek lakin bi denk düşürüp yazamadım... Süreklilik konusunda kendimi geliştirmem gerek :)

Zamanı verimli konusunda da çalışmalar yapmam gerek...😬

Okul- masa tenisi-ev arasında ki gidip gelmelerimiz devam ediyor. Bu sene 3.sınıf olması sebeiyle yeni ders olarak Fen Bilgisi eklendi ve ödevler de biraz daha fazlalaştı. Allah'tan öğretmenimizin çok ödevdense, derste öğrenmeleri ve sonrası pekiştirmelerine inanıyor... yavaş ama sağlam adımlarla ilerliyorlar. Öğretmen konusunda şanslıyız.... 

Arada arkadaşlarla çay kahve muhabbeti derken akşam oluyor.... 


 

Uzun zamandır bu kitap aklımdaydı. Yazarı İnstagram'dan severek takip ediyorum. Paylaşımları, anlatımları içime çok iyi geliyor..

"İnsanlar, giderler!" dedi
Ustam, "Bunu unutmayın ".
Aslında doğumdan başlayan bir büyüme sürecindeyiz. Ve bu süreçte yol aldığımız kadınlar, özellikle kadınlar neredeyse dönüm noktamız oluyor....
Kelimelerinden dökülen, kendi hayat yolundan yola çıkarak farkındalığı anlatıyor bir nevi Sevgili #damlaçeliktaban
İçimde ki, içinizde ki bir çok yaraya, söze dökülemeyen yaşanmışlıklara kapı açıyor, nasıl barıştığını, kabullendigini ve yola devam ettiği bir nevide var kitapta......
Oturup bir kaç saate okursunuz kitabı... ama öyle okumayın emi... sindire sindire, içinizde ki çocuğu dinleye dinleye ,yüzleşerek okuyun. Okuyun ki kendi yolunuz da yalnız olmadığınızı hissedin.......
Teşekkürler, 🙏🏻✨️✌🏻

diye yazmışım.... ara ara açıp okunacak kitaplardan...


Peşinden #bağlar kitabını okudum.  uzun süredir aklımda olan bir kitaptı. Veeee ruhumda hissederek okuduğum kitaplardan biri oldu.
Bir karı koca düşünün, gençliğin başında evlenmişler, iki de çocuk. Adam üniversitede de hoca. Ve evde dile getirmediği, rahatsız olduğu davranışlar, ailevi beklentiler var.
🔗 kitap kadının kocasına yazdığı mektuplarını başlıyor, ( adamın kendinden küçük bir sevgilisi vardır ve tüm zamanını onunla geçirir) bir nevi günlük şeklinde mektuplar. Özellikle baştaki o "unuttuysanız beyefendi hatırlatırım, eşinim ben senin eşin..." cümlesi ve kadının da aslında kocası ve çocukları için nasıl da kendinden vazgeçmesi, yüzleşmesini anlatan duygu durumları çok etkileyici idi.
🔗🔗 okurken etkilendiğim bir diğer anlatım ise kadın tarafından algılanan, hissedilen ile koca tarafından anlatılanlar , bide çocukların hem annesiyle hem babasıyla karşı karşıya kaldıkları, bazen bazı bildiklerini içlerinde tutmaları, anıları farklı hatırlamaları durumu ve bunların birbirine bağlaması.... hele o son bölüm çok iyiydi. Daha fazla yazamıyorum hem spoiler olsun istemiyorum hem de benim gibi hâlâ okumayan varsa okusun diye...

 

Bir kaç arkadaşımızla beraber okuduk. lakin kitap bende akmadı.. Aslında yazarın anlatım dili çok akıcı ama ben bu tarz konularda ki kitapları okuyamıyorum... O yuzden yer yer atlayarak okuduğum bir kitap oldu......


 

Hayatı anlaman gerekmiyor, yaşaman yeterli!" Diyor kitabın bir çok yerinde.
📖📖📖
Bayadır okumak istediğim merak ettiğim kitaplardan biri idi #geceyarısıkütüphanesi konusu çok çok iyiydi. Hayata dair amacını kaybetmiş Nora ve yaşamına dair gelişmeleri, yaşama tutunma çabalarını okuduk. Özellikle "keşkeleri " çok olan biri Nora. Babasının yüzücü olmasını istemesi, abisinin grupta ilerlemek istemesi, annesinin depresyonda olması aslında yük olmuş Nora'nın sırtına.... çünkü sevginin de önüne geçiyor ailesinde kimlikler.... Ve okuldayken kütüphaneye sığınması, orada öğretmeni ile satranç oynayıp sohbet etmesi bir nevi umut oluyor....
Sonrası ağır bir depresyon ve yaşama dair sorgulamalar başlıyor.
Kitapta işlenen konular çok iyiydi, özellikle paralel evren, kuantım ve yaşama dair anlatılanlar, orneklendirmeler iyiydi... lakin bisey eksikti... çok klişe cümleler vardı...Hani çok okuduk böyle kitaplar, isterdim ki böyle güzel bir konunun klişe cümleler ile değil de daha özgün bir anlatımla hikâyeleşseydi.....
Velhasıl okudum, iyi ki okudum ama arada kaldığım bir kitap oldu....



"Başarısızlıkların peşini hiç bırakmaz, ama başarıların konusunda kendini sürekli yeni baştan ikna etmen gerekir..."

"... rahatımız için bazı rahatsızlıklara katlanmalıydık, tıpkı sevdiklerimizin eksikliklerine katlanmak zorunda olduğumuz gibi: hiçbir şey mükemmel değil, dedi."

"Beklenmedik şeyler bazen kaderin cilvesi gibi görünür."

"Paranın kendisi başlı başına bir ülkedir...."

"Evlilik, başka şeylerin yanında, bir inanç sistemidir, bir öyküdür de, ve kendini son derece gerçek şeylerde göstermesine rağmen, yürümesini sağlayan şey eninde sonunda gizemlidir."

🔲🔲

Merak ettiğim bir üçleme kitap idi.
Yalnız kitap durağan ilerliyor o yüzden okurken biraz sıkılabilirsiniz....
Yaratıcılık dersi vermeye Atina'ya giden kahramanımızın çeşitli karşılaşmalarını okuyoruz... Yalnız yer yer nerede şimdi, bu kim, kimden bahsediyor derken kendimizi bulabiliriz... Eğer bırakmayıp devam ederseniz ,sonlara doğru taşlar yerine oturuyor....
Özellikle evlilik ve kadının çocuk ile olan bağı, ilişkisi üzerine bazı cümleler değişik ve etkileyici idi. Yer yer katılmadığım bakış açısı olsa da düşündürücü idi.
İmgeler çok fazlaydı...neresi konuşma neresi iç konuşma gibi gidip gelmelerim oldu. Okurken en çok hissettiğim; sınırlanma duygusu, yaş ilerledikçe farkındalığın artması oldu.....

19.1.22

Biraz bizden biraz kitaplardan.... :)

 Selam...... :)

Yeni yıl sonrası covid oldum/k. Aslında her şey güzel başlamıştı. :)

 Yeni yıl öncesi perşembe günü üşüttüğümü düşünüp, hafif bir kırgınlıkla yeni yılı karşılamıştık. Fakat 4.günün donunda tat ve koku gidince, bide üstüne hafif bir sırt ağrısı hissedince " ahanda ben covid oldum sanırım" dedim...... sonrası malum test ve pozitif. Koku kaybı sonrası ikinci gün koku ve tat geri geldi lakin beşinci gün test yaptırıp " negatif" sonucunu görene kadar yata odasında takıldım. Vallahi hiç yatağımdan bu kadar sıkılacağım aklıma gelmemişti ;))

Sonrasında Merter'de grip oldu gibi oldu ve o da pozitif cıktı. lakin onun daha uzun sürdü. 5.gün testi de pozitif cıktı, bu sefer onu kapattık odaya.

Nasıl zor geldi Umay'a dokunamamak, öpüp koklayamamak.....😒 neyse geçti bitti diyeyim. Sanırım biz Omicron olduk cünkü üşütme gibi gelip geçti.... 

bi on gün evdeydik ma aile, sonrası okullu okuluna ben de evde kahve kitap keyfime.

Bu sene yei yıl coşkusundan hiç bir şey anlamadım. Oysa ki çok severim yeni bir yılı karşılamayı.... Buna da şükür deyip başladık bakalım. 

Çok uzun zamandır grup okumalarına katılmıyordum. Sonra İnstagram'da severek takıp ettiğim Mine'nin paylaşımına denk geldim. Çok düşündüm ( aslında niye bu kadar düşündüm onu da anlamadım ama neyse) sonra kitaplara baktım ve "hadi bakalım" deyip katıldım. İyi ki de katılmışım. O kadar tatlı arkadaşlıklarım oldu ki... En önemlisi de aynı dili konuştuğum canım kadınlara çok teşekkür ederim. Çünkü ortak paylaşımlar olmadı mı sohbetde keyifli olmuyor.

Mesela bugün Proust toplantısı vardı. O kadar değişik bakış açıları ile dinledim ki Can'ım Proust'u, bir sürü kapılar açıldı zihnimde. Gelelim okuduğum kitaplara;

Caım Isabel Allende'mden okudum yine. "AŞKTAN VE GÖLGEDEN" tabiki çok beğendim yine. Sadece aşk yok... Yaşanan gerçeklerden yola çıkarak kurgulanmış bir hikaye var...Askeri bir diktatörlük ve sonrası yaşananlar, gizlice gömülenler ve sonrası....

AŞK VE POLİTİKA

Allende’nin Aşktan ve Gölgeden romanı ilk bakışta klasik bir aşk romanı gibi görünse de büyülü kurgusu ve yazarın sarsıcı sözcükleriyle ise aslında politikanın insanlara yaşattığı acının anlatıldığı, bıçak gibi keskin bir yapıt.

Roman, gazeteci Irene ile fotoğrafçı Francisco’nun üç bölüme yayılan çarpıcı öyküsünden oluşuyor. Irene gazeteciliğinin yanında annesi ile birlikte bir huzurevinin sahibi. Francisco ise İspanya İç Savaşı’ndan kaçıp bu ülkeye gelen kalabalık bir ailenin üyesi. Savaştan kaçan aile burada da darbeye yakalanıyor ve evi olarak gördükleri bu ülkede kaderin yazgısına razı oluyorlar.

Ayrıca huzurevi sakinleri, sirkte çalışan bir sanatçı, mucizeler gösteren bir kız, askerler, köylüler, hizmetçiler ve din adamlarının yer aldığı geniş karakter skalasıyla bir ülke panoraması sunuyor.

Irene ve Francisco, bir azize olarak görülen Evangelina ile röportaj yapmak üzere onun evine gidiyorlar. Bu sırada evi askerler basıyor. Böylece olay örgüsünün fitili ateşleniyor.

ÜLKEDE MAYALANAN KIZGINLIK

Ülkede siyasi yapı son derece kırılgan, her yerde polis ve asker var. Halk arasında muazzam bir uçurum söz konusu, çok zengin bir kesimin karşısında fiyatların artması ve ortalığı kasıp kavuran kıtlıkla birlikte hep mucize arayan insanlar sarmış dört bir yanı:

“Askerler gerçeğin üzerine sımsıkı bir kapak örtmüşlerdi, şimdi bu ülkede vahşi bir kızgınlık mayalanmaktaydı, kapak patladığı zaman da ortada bunu denetim altına alacak sayıda tank, asker olmayacaktı.”

Evangelina’nın askerlerce götürülüp kendisinden bir daha haber alınamamasıyla Irene ve Francisco için röportaj, bir polisiyeye / araştırmaya dönüşüyor. Ülkede sadece Evangelina değil yüzlerce kayıp olduğu ortaya çıkıyor.


"Erkeklerin ve kadınların errores'i olur-hataları, kabahatleri, günahları, faltas," İnsanoğlu kendi tasalarının tohumlarını eker ve yanıltıcı hayal gücünün yarattığı kayalarda tökezler, hayat zor ve zorludur....." der kitapta....
Yeraltı Edebiyatın da yazan bir yazar #jackkerouac normal de pek okuyamam ama yazarın "Yolda" kitabını çok merak ediyordum. Sonra #1yayınevi1kitap etkinliğinde bu ayın yayinevi Siren Yayınları olunca, başlangıç yapayım dedim.
Seveni olduğu kadar sevmeyeni de var kitabın. Başta anlatım tarzı garip gelmişti. Sonra biraz araştırınca, kitap daha anlamlı gelmeye başladı. Yazar dönemin Beat yazım tekniğini kullanan ve öncü olan yazarlarındanmış, hatta Proust, Joyce gibi yazarlarin da kendisinden etkilendiği yazıyor. 😊 Aşağıda biraz paylaştım. Bunu bilipte okuduğumda kitabın anlatmak istediği daha bir net oldu kafamda. 

🍂 🍁 🍁 🍂 🍁
Beat Kuşağı'nın ortaya çıkışı, sonu gelmeyen yolculuklara ve yer değiştirmelere dayanır.
Beat Kuşağı yazarları ve şairleri, alışıldık edebiyatçıların ötesinde bir kişiliğe sahiptiler. Onlar için edebiyat hareket halindeyken, yolda üretilen bir şeydi. İçlerinde bazıları ise bir şeyler yazmak yerine hayatlarını romanlara yaklaştırmayı tercih ettiler. Bir Beat gibi yaşayan Jim Morrison da 27'sine dek yapılabilecek her türlü çılgınlığı yaparak ölümü kucaklamayı seçer. Peki "yol" neden Beat Kuşağı için böylesine kutsal bir anlam kazanmıştır? Bunun birkaç nedeni vardır. Yol, sonu gelmeyen arayışın simgesidir ve Beat Kuşağının felsefi özü olan Zen, dinamik meditasyon yöntemleriyle bu anlamı bulma üzerine kuruludur. Oysa anlam bir hedef olamaz. Anlam arayışın kendisindedir. Bu coşku onları Kuzey Afrika'ya, Viyana'ya, İstanbul'a, Uzakdoğu'ya, Paris'e ve dünyanın en uç köşelerine dek götürür.


James Joyce'un yarı otobiyografik bu romanı, genç Stephen Dedalus'un bir sanatçı olabilme arzusuyla, hayal gücünü boğan ve yaratıcılığını sindiren kiliseye, okula ve topluma başkaldırışını anlatıyor....
🤴 Eğer daha önce hiç Joyce okumadıysanız "Sürgünler" ya da "Ben Deniz James Joyce" kitabıyla başlayın derim.
Bu kitabında din, aile, kendi yaşamak istediği hayat, şartlar ve sunulunlari çok iyi ifade etmiş Joyce....
Kaldı "Ulyess" bu kitap için çok heyecanlanıyorum ve çok da merak ediyorum... 😁
Fuat Bey'e de çevirisinden ötürü teşekküru borç bilirim 🙏🏻

29.12.21

Güne dair....

 Geldik son haftaya.... Bu sene sıkıcı, üzücü ama aynı zamanda da dolu dolu bitiyor. Okulların tam zamanlı açılması Umay kız ve çocuklara o kadar iyi geldi ki.... Evet hastalık bitmedi, hep bi tedirginlik var lakin ruh sağlıkları için çok iyi oldu.

Masa tenisini haftada üç günden beş güne çıkarttılar, hatta ilerleyen zamanlar da altı, yedi bile olabilir dedi hocası.... 😬

Umay Kızın yorumu ; anne çalışan kadınlar gibiyim. Altı gün yoğun bir pazar kalıyor bana... Diye 🙈 🤣 

Bu senenin söyle bir analizini yapinca çok da iç açıcı değildi kendi adıma. Resmen bu pandemi içimi sömürdü diyebilirim. İşin garibi o en yoğun dönemler de moralim ve umudum çok yükseklerde idi. Ama son bir kaç aydır bakıyorum, o dönemin acısı şimdilerde çıkıyor.... Artık bir çok şeye bakış açım değişti, yorumlarım, duygularım çok yoğun. Hemen her şeye göz yaşım doluyor.... Neyse fazla uzatıp yeni yıla bir kaç gün kala olumsuz yazıp, konuşmayayım dimi...... 

Sınıftan arkadaşlarla geçen akşam yeni yıl yemeği yedik. 6 kişi idik. Anladım ki çekirdek Bi grup okusuyir ve sonrası hep onlar bir araya geliyor. ( tecrübeli okul anneleri beni anlayacaktır)

Bunun dışında hayatımda her şey aynı.... Hem iyi bisey hem de kötü bence....

Hadi birazda okuduğum kitaplardan bahsedeyim. Öncesi ise yeni yıl hepimize, dünyaya barış, ekonomik kalkınma, umut getirsin. Bide sevdiklerimizle dağa uzun zamanlar geçirelim :)) amin 🙏🏻


Hepsini çok büyük keyif ile okudum. Tabi bir kaçının hikayesi acıklı idi lakin anlatım dili muhteşemdi.


22.8.19

Yeni Yaş.....

Selam.
 Pazartesi günü dolu dolu 39 yaşımı bitirip 40 yaşımdan gün aldım. Bu sefer sabahtan İnstgram'da paylaşım yapmadım. Her sene nedense ritüel gibi paylaşırdım. Bu sefer öyle yapmadım. Gece paylaştım. Gün için de sadece çok yakınlarım kutladı. Sanırım o kadar çok sosyal medyanın hatırlatmasına alışmışız ki....
Neyse efendim sorun değil bu. 😊
Geçen sene ki fotoğrafımla kutladım yeni yaşımı. Bu sene ilk defa pasta kesmedik. Sorun mu? Değil tabi ki...
Can'ım eşim çok istediğim şeylerden biri olan sesi suları güzel veren bir hopörler almış bana 😁
Genel de Spotify'den dinliyorum müziklerini ve benim için büyük bir nimetti hediyesi. 😍
Hani böyle yeni yaş alırken insan bir geriden ileriye doğru bir muhakeme yapar ya....işte bende yaptım. Öyle çok şey öğrenmişim ki... Bu huyunu seviyorum. En azından benim hatırladığım kadarı ile hiç değişime direnmedim. Öğrendiğim bir çok öğretiyi kendimce harmanlayıp hayatıma kattım, değiştirmem gereken huylarım varsa iyileştirdim....
İşte böyle.....tekrardan;
Hoş geldin yeni yaşım.🎂




Geçen gün "ALİTA" filmini izledik, bana göre fena değildi sonunu hiç beğenmedim. Beğendiğim bir şey varsa da sanal dünya açısından bu yabancı film sektörü acayip iyi çizimlere sahip. Alita o kadar gerçekçi idi ki.......konusu bakımından yapay zeka,  dünyanın sonu gelmiş, robotlar ile daha çok işler yapılıyor vs... Yani son yıllarda ki konulardan.



 
Bir diğer film ise "TOLKİEN" idi.
Gerçekten de bana göre en büyük hayal gücüne sahip kişilerden birisi imiş.... Film de daha çok çocukluk ve okul dönemine değinilmiş. Belki bir ikincisi daha çekilirse sonra ki dönemi de anlatılır. Biraz eksikti sanki.....yine de Tolkien.....değerdi izlemeye.....
Daha önce, kitaplarından hayatını okuduğum kadarı ile hikâyelerini daha çok çocuklarına anlatmaya başlamış. Daha çok onlar için yazmış lakin o hayal gücü müthiş....

İndirimden aldığım bir kitap oldu " Yanlış Okumalar/ Umberto Eco"

ECO’NUN BİR VASİYETİ VAR
Yanlış Okumalar’da Eco, kitabın adının hakkını vererek İncil’i ve Batı edebiyatının örneklerini de eleştirmen olarak inceliyor. Biraz dalgasını geçiyor, çokça göndermede bulunuyor ve büyük öğretici yazar olarak ‘küçük dağları ben yarattım’ pozundan azade mütevazılığın pelerinine bürünüp kendi metnini dışarıdan izliyor. Eco oğluna Noel için yazdığı mektupla Yanlış Okumalar’ı bir vasiyete dönüştürüyor. Çocuklar için masallar ve oyuncaklarla kurulan dünyayı eleştiren Eco, mektubunu şöyle bitiriyor: “Büyüdüğünde çocukça düşlerinin o canavar tipleri hala sürüyor olursa-büyücüler, cüceler, devler- belki de peri masallarına karşı eleştirel bir tavır kazandığın için, yaşamayı ve gerçekliği eleştirmeyi öğreneceksin.”

Aslında yukarıda ki paragraf anlatmış her şeyi. Bir çok paylaşımda, kitabın anlaşılmadığı ve sevilmediği yazılmış. Oysa ki büyük usta bu kitabın ön sözün de bir çok şeyi açıklığa kavuşturuyor. Belki de diyor, o dönem değil de şimdi ki  birikimimle yazsam daha başka bir kitap ortaya çıkardı....oysa ki bu kitabı ile de öyle bir ironi yapıyor ki.....
Ve açıkçası okur olarak bizim de biraz edebiyat birikimine sahip olarak okumamız gerek. Başka türlü ilerlemez bu kitap.

29.3.17

Kış Hasadı, Orhan Pamuk kitabı ve mavi kapak kkampanyas....

On beş tatilin son günlerini  yaşıyoruz evde :) gerçi ana kız çok alıştık babamızın evde olmasına.
En çok Umay'a zor gelecek bence.  Son bbirkaç gündür sevdiğimiz dostlarımız da kaldık. Onlarında iki evladı var her ne  kadar erkek çocuğu olsalar da kızçem çok mutluydu. Peşlerinden "abi abi"  diye diye dolanıp durdu.  Eee tabi bizim evde "ham'dı onlarla resmen" pişti".  :))
Bende bu arada hazır kızım bana fazla "anne meme"  diye  peşimde dolaşmıyorken fırsatı değerlendireyim dedim ve mmerak  ettiğim "Kış Hasadı"  kitabını okudu. Ben aradığımı bulamadım,  çeviri bence çok kötüydü çünkü anlatım dili ve cümleler aalmadı bir türlü. Birde  ne bileyim ben daha tasavvufi birşeyler bulacağımı düşünüyordum ama nafile.... Naçizane düşüncem  budur.....
Diğer kitabım olan" Kırmızı Saçlı Kadın" kitabına başladım ve akan dilini,  konusunu sevdim,az kaldı bitsin kitap yorumlayacağım,.
Bir çok arkadaşımla denk geldi Orhan Pamuk kitabı. Onların da yorumlarını bbekliyoru.

Bir şeye daha değinmek iistiyorum. Facebook sitesinde Doğan Cüceloğlu bir paylaşımda bulunmuş ; Mavi Kapak toplama kampanyası ile ilgili....
Bende fısıltı Gazetesi aracılığı  ile bu kampanyanın bittiğini duymuş  ve kapak biriktirmeyi bırakmıştım.Meğerse bitmemiş  kampanya,  ne kadar çok paylaşırsak o kadar iyi bence.
Daha detaylı bilgiyi TOFD 'nin kendi sitesinden de öğrenebilirsiniz.

İyi pazarlar.....

 

14.2.17

Hayatı Yakala/ Reign Over Me filmi....

Bu aralar kitap okumalarım azaldı... içimde ki acı, özlem hergün büyüyor...
zaman diyorlar bence zaman azaltmıyor tersine daha da büyüyor bu özlem...
Cümlelerim de devamlı " annem olsa böyle derdi, böyle yapardı"larla konuşurken buluyorum kendimi...
Dışarıdan belli etmesem de içimde ki fırtınanın, yangının, erken kaybetmenin acısı öyle derin ki...

Aslında burdan daha fazla yazıp üzmek istemiyorum kimseyi...
Bu satırları yazmama sebep aslında izlediğim bir film oldu.



http://www.imdb.com/title/tt0490204/
reign over me


Türkçe'ye Hayatı Yakala olarak çevrilmiş bir film. 2007 yılı yapımı. Adam Sandler filmlerini çok büyük bir keyif ile izlerim. Ve hemen hemen her filmini izlemiş sayılırm derdim kendime ama bu gözden kaçmış. :)
Film çok duygusal... birde gece izleyince çok ağladım... hem adama hem kendime.....

Bir adam düşünün çok sevdiği ailesini bir uçak kazasın da kaybediyor... 3 kızı ve karısı birde köpeklerini...

Sonrası olaylar hiç yaşanmamış gibi davranıyor ve hatırlamamayı seçiyor... sanki yaşamamış gibi davranıyor, insanlardan kaçıyor, hiç arkadaşı yok, mesleği olan dişçiliği de bırakıyor... v.s...
Sonra birgün yolda giderken üniversiteden oda arkadaşı ile karşılaşıyor...olaylar bundan sonra başlıyor. Arkadaşı Alan yardımcı olmak isterken kendi hayatını da sorguluyor . Ona yardım ederken kendine de yardım etmiş oluyor vs..

İşte böyle gerisi filmde. Mutlaka izleyin diyebileceğim filmlerden oldu kendisi.

Geçen akşam da Türk Filmlerinden bunu izledik. Biraz gülelim istedik. Aslında film Ev Sineması tadında ama sinemaya uyarlanmış. :)
Özellikle Karadeniz'in müthiş görüntülerine ve film müziklerine hayran kaldım.
Onun dışında izlemeseniz de olur diyebileceğim filmlerden oldu...



16.1.17

Televizyonla aram... İzlediğim Diziler...

Televizyon izlemeyi bir türlü sevemedim, sevemiyorum.
Hatta bazen alıyorum kumandayı elime, şöyle zaping yapayım diyorum... yapıyorum da ama durupta izleyecek birşeyde bulamıyorum. Genelde akşam tartışma programlarını ve haber kanallarını seviyorum. Hatta çoğu zaman film izlemek için kullanıyorum tvyi... Eğer kız uyumuşsa ve işim yoksa hemen bir kahve yapıp kendime kitabımı okuyorum...
Yada uzun zamandır yaptığım birşey var... önce anneme dua ediyorum, anlatıyorum kendime olanları... sonra da kitabımı okuyorum...
Bazen herşey normalmiş gibi geliyor...bazende herşey çok ağır geliyor....

Ama iş yabancı dizi ve film izlemeye gelince çok seviyorum. Çünkü bizim dizilerde ki aşk, zengin-fakir aile muhabbeti çok sıkmaya başladı. İsterdim ki bizim Ülkemizde artık senaristler, yönetmenler farklılıklar yapsa; şöyle sürükleyici dizi çekseler... daha çok var sanırım buna...
ps: elbette dizi izleyenlere saygım sonsuz..

Geçen senelerden  beri ilgiyle izlediğim/iz birkaç dizi var.
Bu ara birkaç bölüm birden indirip seyrediyoruz en ufak bir boşlukta. Bunlardan biri Bingbang Teori.
 Çok keyif alıyorum, hele o espriler beni benden alıyor. Kısa ve öz olmasıda çok iyi.. Hatta izlerken diyorum/z ki; biz herhalde böyle şakalar yapsak..ooooo.ooo arkadaşlıklarımız biter...


bigbang teori



Diğer bir dizide ki bu dizi bence çok çok iyi çekilmiş bir dizi. Her ne kadar konusu hayal ürünüdür diye başlangıçta yazsa da. Bildiğiniz OrtaDoğu meselesi...
tryant
İzlediniz mi bilmiyorum ama konu olarak sürükleyici bir dizi.

Diğer dizimiz ise Da Vinci's Demons  Bu dizi de çok sürükleyici... Özellikle olaylara bakış açısı, tarihi alıntılar olması ve çekimler bir harika. Tek üzüldüğüm nokta 3.sezondan sonrası yok....
da vinci's Demons
Bir iki dizi not ettim kendime ama henüz başlayamadım onlara da....

Sizin var mı sıkı takip ettiğiniz diziler?

13.1.17

Kadıköy, Sokaklar ve Yalnız Bİr Evin Kahkahası Kitabı...



Dolu dolu kar tatili sonrası evde bi boşluk oldu doğrusu…
Neyse ki 15 tatile az kaldı. :))

(Elime neyi atsam annemin hatırası… Zormuş blog çok zormuş… İyi ki anılarımız var diyorum iyi ki……….annem her şeyde sen varsın diyorum… )


Benim gibi yürümeyi seven bir kocam var Allah’tan. Havalar biraz açınca, kızı babaannesine bırakıp şöyle bir Moda’ya doğru yürüyelim dedik… Kar yağışı sonrası daha bir güzel oluyor sahil…
Arada da fotoğraflar çektim… Uzun zamandır bu kadar yürümemiştim/k, bacaklar biraz ağrıdı ama değerdi buna… Fazla kalabalık da değildi Kadıköy. Kahvemizi aldık oturduk Moda’da tepede ki banklardan birine; denize karşı hem sohbet ettik hem kahvemizi yudumladık…
Eğer yolunuz Kadıköy’e düşerse mutlaka Moda’ya çıkın, Tramvaya binin… Sonrası yürüyün bolcana sahilde… Demek isterdim ama sahili kapamışlar, neden bilmiyorum.

Kadıköy’ü çok seviyorum, daha önce anlattım size bilmiyorum ama daha bekârım hayatımda Merter’de yok. Hem böyle kızlar arasında ya da evde komşularla falan konuşurken, eğer konu evliliğe gelince; hep derdim ki: “ben evlenirsem ya Kadıköy ya da Üsküdar’da oturucam”
Anlayın o kadar seviyordum buraları… Nedense ruhen  çok huzur buluyorum her iki ilçede de…
Artık nasıl istemişsem burayı evlenince de burada oturuyoruz… O yüzden her fırsatta muhakkak 

Kadıköy’e inerim/z. Bazen tek iner dolaşırım bazende beyimle. 
Eğer güzel bir çay içmek isterseniz kesinlikle favori mekânım ki yaz ise hep favorimdir; Nazım Hikmet Bahçesi’dir.

Nerden nereye yazdım yahu, Kadıköy Tur Gezisi yazısı gibi oldu. Ama paylaşmak güzel bir şey;  size sevdiğim ama hemde sizinde sevebileceğiniz yerleri yazmak istedim biraz da…











Kitaplardan da “Yalnız Bir Evin Kahkası / Ann Leary” kitabını bitirdim. DR kampanya kitaplarından almıştım… Tam bir ara kitaplardan.
Sanki yabancı dizi vardı hani “Umutsuz Ev Kadınları”… Sever miydiniz bilmiyorum? Ama kitap aynı o tarzda. Diziyi keyifle izlerdim, kitap bana biraz o tatta geldi.
Mesela kitabı ara ara açıp okuyabilirsiniz, kaldığınız yerden devam ederken hiç zorlanmıyorsunuz.  O yüzden soluksuz okumasanız da olur.

Ufak bir kasabada geçiyor, düşünün ki herkes birbirini tanıyor ve en ufak bir değişiklikte herkes biliyor….. Aklıma eski mahallemiz geldi… Çok meraklı bir ev sahibimiz vardı ve herkes ona “muhtar” derdi. Bir şey olsa ona sorardık…

Aklıma işte o yıllar ve bizimde yaptığımız daha doğrusu annelerimizin sohbetleri geldi …
Kitapta anlatan bir kadın var, emlakçı; Hildy diye geçiyor. Yalnız yaşıyor ve çok içiyor. Kızları torunu olduktan sonra kendisini rehabilitasyon merkezine yolluyorlar annelerini.. Sonrası kadın biraz ara veriyor içmeye ama bakıyor ki içkiliyken daha keyifli ufak kaçamaklarla devam ediyor gizli gizli...
Ama kitap bu içki etrafında dönmüyor sevgili okur...
BU koudan başlayıp komşuluk ilişkileriyle, işi gereği her evi daha içine girdiği andan; hem evi hem oturanları bir psikolog edası ile tanıdığından anlatımlarıyla sıkmadan devam ediyor...



Ann Leary Yalnız Bir Evin Kahkahası