Mine Söğüt etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mine Söğüt etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16.4.19

Kün Sezgin Kaymaz ve Mine Söğüt kitaplarım....

 Bir kaç sene evvel listeme eklemiştim "KÜN SEZGİN KAYMAZ" kitabını. Hatta Handan Abla da önermiş baktım geçmiş yorumlara  😊

Sonra okuma grubumuzun Nisan ayı kitabı idi. Ve bu vesile ile kitabı alıp okudum  
Tabi listede bir tık daha atmanın keyfi de başka oluyor. Liste uzun daha alınıp  okunacak kitap çooook ..... 

Bakele "Öykü" kitabını okumuş ve kitaba ismini veren öykü dışında sevmemiştim. Tabi bunda benim öykü okuyamama durumumda etkili.

Nasıl anlatsam nereden başlasam ...
Kitap grubunile okuduk ve herkes çok sevdi kitabı. Geçen gün arkadaşımla konuşurken dedi ki ; kapak fotoğrafı ve ismi aslında çok da konuyu anlatmıyor  Gerçekten de düşünce öyle.
Çünkü biraz araştırma yaptığın da "KÜN" birçok anlama geliyor dedi.

Benim fikrime gelince..... Kitabı çok beğendim. Hele o şive ve konuşmalar yok mu? Hele o başlangıçtan ki o sperm ve döllenmeye dair anlatım, okurken kelimeleri iğreltmeden anlatması
Evet kitapta bolca küfür, belden aşağı sövme var ama yazar öyle ustaca yazmış ki sanki oradasınız ve o şive ile normal, olağan konuşuyorlar.
Yer yer çok güldüm köpek Çeto ile Hüdai Ağanın konuşmasına ..... Sonlarında gözlerim yaşarsa da... Vermek istediği duyguyu çok güzel anlatmış 
Mesela dini kullanarak nasıl da bir halkı hele hele okumamış, köy halkını nasıl da kandırabiliyorsunuz... Nasıl da inandırıcı olabiliyorsunuz.
Bir yandan da cami imamı ile inancı daha az olan birinin hayata bakışı, duruşu  ahlakı ve yardımseverliği öyle güzel anlatılmış ki......

Aklımda öyle yer etti ki kitap anlatamam.....


Sonrasın da Mine Söğüt okudum  Yine içim dağlandı.....

Anladım ki üstüste okumamak gerek... Çünkü kelimeleri öyle güçlü ki...... Hele Deli Kadın Hikayeleri'nde ki çizimler harikaydı ..... Hikayeleri demiyorum bile.....

Şahbaz'ın Harikulade Yılı 1979"u okurken ... Çok hüzünlendim yer yer.... İçim bazen öfke ile doldu, ara ara gözyaşlarım aktı .....


Öyle işte.....

22.2.19

Gergedan 🦏 Mine Söğüt

Selam.

İlk  "Beş Sevim Apartmanı" ile tanıdım kendisini. Ve resmen kelimelerine ve bakış açısına hayran kaldım.
Zaten böyle güçlü kadınlara ayrı bir hayranlığım vardır.
Sonra Madam Arthur'da daha fena hayran kaldım kendisine. Sıra da "Deli Kadın Hikayeleri" var.
Sanıyorum Mine Söğüt'ü de seven çok seviyor yada sevemiyor  Çünkü yazıları, hikayeleri hep gerçeklere dair ve biraz da böyle insanın kafasına kafasına  yüreğine vuruyor ....
Farkındalığı daha da arttırıyor ...


İşte böyle..... Okumadıysanız bir şans verin derim.

Ne desem nasıl desem, nasıl anlatsam!
#minesöğüt #gergedan #büyükküfürkitabı kitabı ile yine yapmış yapacağını..... Dün geceden beri aklımın içinde dolaşıyor cümleler... Örnekler....
🦏 🦏 Kitabın bana hissettirdiğine gelirsek; hüzün, sinir ve evet ya insanoğlu böyle işte... Cümleleri oldu. Gerilimli bir kitap... Gerçekler bir bir kısa kısa ama tamda yerinde cümlelerle anlatılmış. Zati kalemine hayranım bu kadının şimdi daha bir hayran kaldım.
🦏 Tek bir cümle ile son vereyim çünkü yeni çıkan bir kitap ve uzun uzun anlatmak okuyacak olanlar için iyi olmaz....
🦏🦏🦏🦏🦏🦏🦏
"Öyle kolay pes etmez küfrü duasından büyük olanlar."

22.6.17

Beş Sevim Apartmanı Rüya Tabirli Cinperi Yalanları / Mine Söğüt

Yazarın ikinci romanını da bir solukta okudum.
Ve bu romanı ilk kitabı imiş Mine Söğüt'ün.
Bu kitap enteresandı. Bittikten sonra bir süre düşündüm..
Anladım ki çocukları ve onların hayatlarını, çalınan hayatlarını çok önemsiyor yazarımız...
Zaten bana göre hayatı da çok önemsiyor ki severim hayatını önemseyen insanları.
Bir kez geliyoruz bu dünyaya ve boşuna da gelmiyoruz bana göre...

& Konu olarak "cinperilere" karışmış Doktor Samimi'nin tezi üzerine bir kitap.
& Günlüğüne yazdıkları, çocukken yaşadıkları ve dokor olduktan sonra tezini kanıtlamak için , hastaneden anlaştığı arkadaşı ile kimsesiz olan beş hasta seçmesi ki bu hastalarında dosyasında cinlerle görüştüğü, tedavi edilemeyen ve arayanı soranı olmayan hastaları seçerek başlıyor işe..

& Sonrasında beş katlı bir binayı tutuyor ve gece yarısı hastalarını bu apartmanın her bir katına birini yerleştiriyor. Kendisi de en alt kata yerleşiyor.

Aslında kitabı okurken yer yer hatta sık sık düşündüğüm, çocukluk döneminin ne kadra önemli olduğu.
"çocuktur anlamaz, büyüyünce değişir, unutur gibi şeylerin biz çocukların üzerinde ki etkisini güzel anlatmış.

& Örneğin Dr. Samimi'nin küçüklüğü yalnız ve neredeyse kimsesiz geçmiş. Babası ölünce annesi başka biri ile evleniyor ve Amerika'ya yerleşiyor. Yılda bir kez oğlunu görmeye geliyor.
Çocuğunu görümcesine bırakıyor. Hala yalnız yaşıyor, hiç evlenmemiş ve yeğeninin sessizliğini boş veriyor. Sorunsuz çocuk olması neredeyse hoşuna gidiyor.
Ve yalnız geçen günlerin ardından hayal dünyasında kendine bir hayat kuruyor, sonrası cinler musallat oluyor yada öyle hissediyor.
Kuran-ı Kerim'den de ayet var kitapta yer yer başvuruyor da...

Sonuçta eğer çok isterseniz karşılaşmayı cinlerle, size geleceğini anlatıyor.

Sonra diğer beş hastanın da geçmişini dosyalarından okuyor ve hepsi de sorunlu yaşamlarının ardından buna inanmışlar ve tedavisi olmayan hastalık olarak hastaneye yatırılmışlar.
Onlar üzerinde de deneyler yapıyor.

Sonrası Dr. Samimi cinlerin kendi bedenini ele geçirmemeleri için uyumamaya başlar, biraz da kafayı sıyırır aslında.
Ve ateşle yok olacaklarına inandığı için evi bir gece ateşe verir....

Kelimeleri ve cümleleri çok iyi yazarın.
Özellikle de psikolojik boyutunu anlatımı fena....

Arka Kapak;
Pürtelaş Sokağı'nda kediler bir gün canhıraş feryatlarla ortalığı inlettiler. Pürtelaş Sokağı'ndaki Beş Sevim Apartmanı'nda tuhaf şeyler oluyordu. Beş pencereli, beş odalı, beş acayip insanın oturduğu Beş Sevim Apartmanı'nda perdelerin arkasında tuhaf şeyler olup bitiyordu. Cinler âleminden gelenler, periler aleminden gelenler, cinperi âleminden gelenler, orada beş garip hikâye yazdılar... yazdılar... yazdılar... Pardon, altı hikâye yazdılar. Bir de Doktor Samimi ve onun günlüğü var. Mine Söğüt ilk romanı Beş Sevim Apartmanı ile okuyanı cinperi âlemine götürüyor, uzun bir masal dinletir gibi, anlatır gibi, gösterir gibi.

TADIMLIK;

Doktor Samimi'nin Günlüğü Cinin aslında ne olduğunu biliyorum. Bugüne kadar bana gerçek yüzlerini göstermeyen, çocukluğumun sevimli arkadaşları, sırdaşları, neşeleri olan cinler aslında öyle değiller... Işıktan kaçmayı bıraktım. Onlarla yüzleşmeye karar verdim. Ve dün gece apartmanı istila eden cinperi ordusunu gördüm. Onlar ateşten yaratılmış, ışık hızında hareket edebilen, gaz gibi girdiği maddenin şeklini alabilen tuhaf varlıklar. Erkeği cin, dişisi peri. İçlerinden biri kulağımdan içeri girdi ve anlattı: Yedi yüz ile bin beş yüz yıl arasında ömürleri var. Ölümleri yaklaştığında ihtiyarlıktan geriye, çocukluğa doğru giderler. Kulağıma giren cinperi "Çakmağını yak ve ateşine bak" dedi. Çakmağımı yaktım ve ateşe baktım; yanan ateşin altta kalan sarı alevinde şeytanların, üstte yanan mavi ateşte cinlerin dans ettiğini gördüm. Dün gece içlerinden biri gözlerimin önünde hızla öldü. Yaşlı suratlı korkunç bakışlı bir cin saniyeler içinde, gözlerimin önünde gençleşerek bebek oldu; sonra da ateşin içinde yok oldu. Ateş parmaklarımı yaktı, ölen cin derimden içeri aktı. Yukarıdakilerden hiçbiri cinleriyle benim kendi cinlerimle kurduğum ilişkiye benzer bir şey yaşamamışlar. Onlar cinleriyle barışıklar. Hiçbiri benim yaptığımı yapmamış. Hiçbiri cininin sözünden çıkmamış. Hiçbiri cininin ateşten olduğunu ve dokunduğunu yaktığını bilmiyor. Hepsi cinlerini iyi sanıyor. Onları bu rüyadan uyandırmak için henüz erken.

Bu kadını okuyun efenim...... 
Pişman olmayacağınız yazarlardan biri...













1.6.17

Madam Arthur Bey Ve Hayatındaki Her Şey/ Mine Söğüt


Kitap bitti inanın benim duygularım da bitti.... 
Daha önce hiç Mine Söğüt kitabı okumamıştım. Ne büyük bir kayıpmış bu kitabı okuyunca anladım.
Kelimleri bu kadar anlamlı ve özgür kullanabilen, yazdığı duyguyu size hissettirebilen bir yazar bence ve bu kitap çok fena.
O kadar garip ki... nasıl yazacağımı bilmiyorum. Son sayfayı okudum, kapağını kapattım ve tüylerim diken diken oturdum düşündüm...
Aslında hikaye kötü masallar gibi...Ama bu kötülük masalsı değil... bildiğiniz, duyduğunuz, okuduğunuz ve belki de sizin de başınıza gelen yaşanmışlıklara dair.

Zaman olgusu çok önemli kitapta aslında ve yazar zamana yaymış bir çok şeyi....

Madam Arthur Bey "kadınadam" ve antikahraman. Kurduğu hayallerde insanları öldürüyor ve 

fotoğraflarını çektiriyor sevdiği adama.
Birçok karakter de aslında "iktidar ve kimliği" sorguluyor yazar. Ve zaman olgusu üzerinden ilerliyor.
Duyguları ifade edişi ve az kelimelerle cümlelerini bitirmesi çok etkiledi beni.
Madam Arthur Bey’in çevresindeki tüm kahramanlar en az onun kadar gerçeküstüler, ama aynı zamanda çok tanıdıklar, hayatımızın gerçeklerinden çok da uzak değiller. Mine Söğüt bir röportajında bu konuda şöyle söylüyor:  “Korkularımızın kahramanları onlar. Kaybettikten sonra gördüğümüz karabasanların… Gözlerimizi kapatıp kendi içimize baktığımızda yüzleştiğimiz tedirginliklerin kahramanları. Gölgemize saklanıp bizimle her yere geliyorlar. Işığın yönüne göre bazen ardımızdalar, bazen önümüze geçiyorlar; bazen de içimize girip bizimle birlikte dimdik ayakta duruyor, ya da uzandığımız yere uzanıyorlar. Aşinalık oradan olmalı…” (Habertürk kitap eki, Gülenay Börekçi röportajı, Haziran 2011) - See more at: http://www.edebiyathaber.net/madam-arthur-bey-ve-hayatindaki-her-sey-uzerine-sule-tuzul/#sthash.oIrnPk6v.dpuf
 Kitapta şiddet, sevgi, sevgisizlik, korkular, kuşkular vs... her bir duyguyu ayrı ayrı ve bazende bir olarak hayat vermiş karakterlerinde...
Bu kitabı kolay yutamıyor, öğütemiyor ve içinizden atamıyorsunuz. Her birimizin içinde
biriktirdiği eksiklerin yanına kıvrılıveriyor kitap.
Kafası kesilmiş babaların, ölüme yatmış evlatların sancısını ise en çok bir kadın
çekiyor elbet, bacak arasından o sancıyı hepinizin yüreğine ateşliyor. Sancılı
bir doğum ve sancılı bir ölüm arasında sıkışıp kaldığınızda, gözünüzün içine
bir tek Olga bakıyor.
Tüm kadınları ve erkekleri gözünüzün içine baktığı yerden elinize dolayıp, denizin
dibine atmak istiyorsunuz. Çünkü bu sayfalar ölüm kokuyor. Ve bu koku sizi
tahrik ediyor, ölenlerin ölümü hak etmiş olabileceği yalanına bir kez daha
inanıveriyorsunuz.
Hiç,
diyor büyük kanatlı siyah kuş, daha gözüpektir hepten.”

Öyle işte kesinlikle okuyun diyebeileceğim bir yazar ve kitap oldu benim için.
Ve etkisinden de kolay kolay kurtulamayacağım bir romandı.