İletişim Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İletişim Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26.12.22

Tutunamayanlar Oğuz Atay

 "bu kitap, mustarip bir ruhun iç çekişlerinin romanıdır."



Bu ay okuma grubumuzun kitabı"Tutunamayanlar" dı.... Oğuz Atay kitaplarını hep duyar ve hep okumak isterdim. Biraz da gözüm korkardı.... Lakin grup okumasi okunca zamani gelmiş Gülo dedim. 🤭

Başlarda çok hızlı ilerledim... Lakin bir yerden sonra o depresif ruh hali çok yordu beni... Hatta okuduğum dönem bende de bir karamsarlık olmadı desem yalan olur.... Biraz ara verip öyle devam ettim... Tabiki Selim Işık'ın düşünce yapısı çok bir yapı ve süreç... Devamlı sorgulamak, her bir hareketten anlamlar çıkarmak, aşırı düşünmek bir yerden sonra ruha sıkıntı..,.. böyle bir ruh halinin kişiye verdiği huzursuzluğu tahmin bile etmek istemem....🥺 Özellikle bilinç akışı tekniği, arada geri dönüşler ve sonrası ileriye dönük anlatımlar ile çok çok iyiydi....

Yalnız şunu da belirtmek isterim, iyi ki okudum #tutunamayanları yani 700 sayfa o ruh halini yazmak, duygu ve düşünceleri cümlelerle akışa katmak kolay değil... Huzur içinde uyu Sevgili Oğuz Atay 🙏🏻🪷

Az çok konusunu biliyorsunuzdur kitabın... 

Tutunamayanlar, Oğuz Atay'ın ilk romanıdır. 1970 yılında TRT Roman Ödülü'nü kazandı. Oğuz Atay'ın 25'inci ölüm yıldönümü olan 2002 yılında UNESCO, Tutunamayanlar'ı İngilizce'ye tercüme edilmesi gereken seçkin edebiyat eseri listesine seçti.


Sözümün özü... Yer yer o buhranlar, çelişkiler, içsel yorumlar biraz okumayı yavaşlatsa da .... Okumadan geçmeyin Oğuz Atay'ı

29.8.22

yeni yaşım...biten kitaplarım...

 Yorgun bir sabahtan tunaydın....

Bu ay yoğun bir doğum günleri ile geçti... ve çok seviyorum doğum günlerini... :)

Çünkü en çok sevdıkleriniz hatırlar bu özel günü. Kendi doğum günüm de bu ay idi. 42 bitirip 43'den gün almanın heyecanı ve şaşkınlığı içindeyim... Ne zaman bu yaşa geldim diye düşünerek geçirdim bir zaman....


Öyle güzel dostluklarım, arkadaşlıklarım olmuş ki... şükür ile geçirdim o günü..... 

Onun dışında bu sene gerçektende nasıl bitti yaz hiç anlamadım. Masa Tenisi epey zamanımızı aldı. Hoş Umay için çok iyi oldu. 6 gün gidiyor ve ilerleme kaydetti..... Tabi biraz yorucu oluyor. Bir çok gezmeyi ya akşam ya da pazar günleri yapıyoruz ve o günlerde de dinlenmek istiyoruz ma aile.....

Kalan zamanlarda önceliğimizi Umay'a göre planlıyoruz. Ve bugünlerin ileri ki yaşamı için basamak olacağını bilmek bu yorgunlukları alıyor açıkcası.  

Onun dışında cumartesi akşamı Kadıköy Dorockxl'da  Feridun Düzağaç konserine gittik.  Sahnesi çok güzeldi..... Duruşu, tarzı çok klastı.... (Çok seviyorum konseri, kültürel etkinlikleri.... aşırı motıve ediyor.....) Bu aralar eski cdlerimi çıkartıp dinliyorum.... en sevdiğim şarkılarda da sesi açıyorum, eşlik ediyorum.... özlemişim müzik dinlemeyi son ses 😏😉 kitap okurken de çoğunluk Radyo Voyage dinliyorum.... Hele geceleri balkonda, o gecenin sessizliğin de müziğişn tınısına hayranım...

Ve yeni yaşımla 21 günlük meditasyona başladım/k arkadaşlarımla.... dün 1.günümdü. Başak Sayan'nın başlattığı ve Youtube sitesinde ki çalışmadan faydalanıyoruz..... bu sefer sonunu getirmeye kararlıyım.  Daha sonrası için de planlar yaptım ama şimdilik bana kalsın. biraz sabır isteyen ilerlemeler ve daha yolun başındayım.

Hadi okuduğum kitaplardan bahsedeyim.... çünkü en sevdiğim şey kitaplardan yazmak, konuşmak..... :)))

 


Canterbury Hikâyeleri, 14. yüzyılda Geoffrey Chaucer tarafından yazılan eserdir. İngilizce'nin yazılı ilk eserlerinden biri olması bakımından büyük önem taşımaktadır. Hatta Ingilizce'ye bu kitap ve yazar sayesinde kelimeler eklendiği bile yazıyor bazı yerlerde....

☑️Ortaçağ dönemin de bir grup hac yolculuğuna çıkarlar ve bu yolculuk esnasında anlatılan hikâyelerden oluşur kitap. İçerisinde her çeşit anlatı vardır ; ve tüm hikayelerin özeti "erdemli, iyi, ahlaklı insan olma" temaları idi.

⚖️ ⚖️ Şiir tarzında, belirli kafiyelerle, orijinal ceviri ile basmış YKY Yayınları... Can Yayınları'da düz yazı şeklinde basmış. Benim elimde olan YKY' dendi ve çok da keyifli idi... Bol bol laf söyleme ve atasözlerini kullanmış yazar ve öyle bir yer de kullanmış ki cuk yerine oturmuş. Ara ara gülümseyerek okudum/k. 🤭
📍 Güzel, kıymetli bir eseri #mineilebirlikteokuyoruz canım grubumuzla okumak da ayrı bir keyifti....
Veee tabi ki bu kitabı orjinal dilinden ceviren ve akıcılığı bozmadan, dilimize ceviren Sayin Nazmi Ağıl'a teşekkürü bir borç bilirim 🙏🏻 

 


 Kitap dört kuşağı birbirine bağlayarak anlatmış. Başlarda biraz sıkılır gibi olmuştum fakat sonra sonra elimden bırakmadan okudum.
Hitler dönemi kaçırılan açık tenli mavi gözlü çocukların dramı ve arayışını anlatıyor... o arada da aslında nasılda genlerimizde yoluyla bazı davranışlarınıza aktarıldığını okudum...
Mesela başta anlatılan torunun yeme sorunu,Mode bulantısı sorunu, olaylara tavrı...sonra sonra büyüklerinin hikayesini okuyunca daha bir oturdu kafamda.
❗️ tek rahatsız olduğum durum, 5 yaşında ki çocuğun tahrik olup, odasına kapanmak istemesi. Evet o yaşta çocuklar vücutlarının ve bazı duygularının farkına varmaya başlıyor. Ama yazarın yazdığı kadar olduğunu düşünmüyorum.....
#gulsahinkitapligi
#satirarasiblogger

Arka kapak

 Fay Hatları, bir ailenin dört kuşağı üzerinden, etkisi günümüze kadar uzanan karanlık bir sırrı anlatıyor. Altı yaşında çocukların gözünden 2004'ten geriye doğru 1982'ye, 1962'ye ve 1944'e gidiyoruz kitap boyunca. İlk anlatıcımız Amerikalı olmanın gururunu taşıyan, annesinin titiz denetimine rağmen internetin tüm vahşi sitelerinde gezinen, dünyaya bir armağan olduğundan kuşkusu olmayan Sol. Onun aile içinde sezdiği tuhaflıklara dair ipuçlarını, ikinci anlatıcı olan babası Randall'ın çocukluk öyküsünde bulmaya başlıyoruz. Roman Sol'un babaannesi Sadie ve büyük büyükannesi Kristina'nın anlatılarıyla sürdükçe, kirli sırlar gitgide aydınlanıyor. Amansız bir kötülüğe karşı aşkla, müzikle, inançla hayata tutunmaya çalışanların direnişini de izliyoruz.


 🕯 "kulağını kalbine yakın tut..."

🕯 Sonuçta insanı uzun vadede mutsuz eden şeyler kelimeler değillerdi. İnsanı mutsuz eden anılardı, sormak bilmeyen,yerinden oynamayan karanlık anlar.....

🕯 kimlik, aidiyet, bellek ve göç konuları, “insan geçmişini gerçekten de geride bırakabilir mi?” sorusuyla anlatımları iç içe geçmiş gibidir kitapta... asıl okurken düşündüren şey beni; sığınmacı \ mülteci olmak, bildiğin yerleri, sokakları, komşularını bırakıp başka bir ülkede yaşamak...eminim çok ama çok zordur..... konusu itibari ile sessizleşen anne - baba... cevapsız bırakılan sorular..yaşananlar.. hikâye çok iç burkan bir hikâye...tabi bunları okurken o dönemin Zinzabar'da ki yönetim biçimini, toplumsal ve siyasal durumlarınıda okuyorsunuz ....
Öyle bir yönetim şeklinde yaşarken, köşeye sinmek mi dik durmak mı daha iyi oluyordu??? Diye kendime yer yer çok sordum...

❗️ "Dünyada bazı insanlara ihtiyaç var, bir kalabalığa girip başını sallaması kadar küçük bir ihtiyaç bile olsa. Bazı insanlaraysa yok." Diye bitiyor kitap...........

20.7.22

Biten Kitaplarım...

 



Daha önce "Bir Yaşam" kitabını okumuştum #guydemaupassant tan.
Yazar daha çok #belami kitabı ile tanınıyor... Çünkü diger kitapları Öykülerden oluşuyormus.
Roman onlarla çok keyifliydi..... Olurken, vay anasını be, ne adammış.. Kadınlara bak sen... derken bulabilirsiniz kendinizi 🤭
📍 Hikâye; köyünden çıkıp Paris'e çalışmaya gelen, yükselme amacı taşıyan bir genç olarak başlıyor... Lakin başlarda karnını zor doyuran Duroy, bir gece asker arkadaşı ile karşılaşır ve şartları değişmeye başlar.
Tabi bu yükselişte neler yok ki... Aç gözlülük, para için kandırmaca, siyasi yalankar derken, kibrine yenik düşen bir Bel-Ami ( yakışıklı arkadaş)
📍 Diger kitabında da hissettiğim, bu kitabında da yakaladığım duygu ise; oyle bir anlatıyor ki Maupassant olayları... Abartı bir şey bulamıyorsunuz.. Özellikle betimlemeleri ve olayları aktarımında cok başarılı bir yazar. Sanırım bu yönü onu daha da başarıya götürmüş...
Kitabın da işlediği, kent yaşamının değişmezleri, para, cinsellik, iktidar çevresinde gelişen olaylar, o dönemin de içinde olan, kurmaca hikaye ile gerçekliği ile anlatan bir kitap....
Çok severek okuduğum kitaplardan oldu. Kitabını paylaşan Canım arkadaşım Ümran'a cok teşekkür ederim 🙏🏻 🌸 💞 #gulsahinkitapligi

 


 

 Aklımda hep Thomas Bernhard'dan, beşleme olan kitaplarını okumak vardı. Bir gün YKY Kadıköy'e inince, orada ki arkadaş bu kitabı ile tanışın yazarla isterseniz dedi.
Ama bence biraz zor oldu tanışma kitabı 😶
Anlatım dilini sevdim, vsr oluş üzerine yazan, sizi biraz felsefe yapmaya iten yazıları severim. Anladığım kadarıyla yazar biraz da böyle...
#ungenach kitabında bir dönem, bir aile yaşamı, ilişkiler kısa, öz, alt metinlerle sorgulanıyor...... Evet güzel ama benim gibi yazar ile ilk kez tanışacaksanız biraz hava da kalabilir konu ve anlatım....

📍Kitabın konusuna gelirsek; ölen bir baba, yüklü ve istenmeyen bir miras, o ortamdan kopmaya çalışan evlat, sorular, bazen sorulan, bazen iç ses ile sorulan sorular... Her şeyin yanıtı olmayan, olamayan durumlar..... Biraz da hesaplaşma....

✔️ Yazarın diğer kitaplarını da ekledim listeye... Dediğim gibi hiç okumadıysanız başka bir kitap ile başlangıç yapın ama yapın.....😊


 "Gavrila'nın dünyasında, varılacak hedefi de doğru yolu da bilen tek güç Parti'ydi. Bana öğrettiklerini unutmamaya çalışıyordum. Mutlu ve yararlı olabilmek için, emekçilerin safına katılıp, ilerleyenlerin arasında yer almalıydı insan. Önde koşmak, arkada kalmak kadar tehlikeliydi. Her yanlış adım hareketi yavaşlatır, her düşen öz kardeşlerinin ayakları altında ezilirdi. "

📍 📍📍📍🐦

Yine okumayı istediğim ama bir türlü başlayamadığım bir kitap ile geldim...

içim dağlandı resmen... bir kaç gündür düşünüyorum nasıl anlatılır okuduklarım.... ya o anlara maruz kalmış çocuk, yaşlı, genç, kadın ve erkeklerin hissettikleri....
Kitabın son sözünü yazarın kendisi yazmış. Ve özellikle belirtmiş ki; bu kotap otobiyografi özellikleri taşımıyor... Ve bu kitaptan sonra ailesinin ve kendisinin saldırılara uğradığını belirtmiş. Oysa ki yazdıklarının yalan olduğunu düşünmüyor...
🐦
Evet anlattıkları Çok acımasız, sarsıcı şeylerdi 😢gerçekten de yaralayıcı... Ama yaşanmış bir dönem bunlar... 😢
En çok anlatıcı çocuğun yaşadıklarını okurken öyle fena oldum ki.... Nasıl insanlar bu kadar kötü olabiliyorum zaten aklım almıyor? Küçücük yaşında göğüslemek zorunda kaldıkları... Hele hele çingene diye başına gelenler.....


kendinizin dünya kavramı ile yaşadığınız toplumun dünya kavramı farklı olduğun da, değer yargıları da değişiyormuş... Kitabı okurken böyle hissettim... 😔

📍 Başta biraz bu mu yani derken yazar oyle bir yerden vuruyor ki... Sayfalar nasıl ilerledi anlamadım bile...ozellikle bizim yaşattığımız ile başımıza gelen olay karşısında ki durumumuz, tavrımız, kızgınlığımız, intikam alma isteğimiz çok değişiyor...
Kahramanımız David'de iste bunları yaşıyor.... Üniversitede öğretmen olan David, öğrencisiyim ile ilişki yaşıyorum.. Sonra öğrencinin sevgilisiyle ve ailesine şikayetçi oluyor, dava süreci başlıyor.. Derken David kabul edip ama özür dilemeyi reddedip, Afrika'ya kızının yanına gidiyorum.. Olaylar burda başlıyor... Irkçılık mı dersiniz, ayrımcılık mı size kalmış!
📍 Özellikle kitabın isminin neden "Utanç" olduğunu sonuna doğru daha bir idrak ettim diyebilirim...

1.6.22

Bağışlanmış Bir Günahkarın Özel Anıları ve İtirafnamesi jAMES HOGG


 

"Diğer tüm vazifelerimiz tanrısal vazifelerimize boyun eğmeli." Ne kadar dikkat isteyen bir cümle... Diye not etmişim defterime....

⚖️ ⚖️ ⚖️ ⚖️ ⚖️ ⚖️ ⚖️ ⚖️ ⚖️

Bazı kitapları yorumlamak kendi adıma o kadar zor ki... Evet anlayarak okudum ama ne anlatıyor derseniz, o kadar çok cümle kurasım geliyor ki... İşte #bağışlanmışbirgünahkarınözelanılarıveitirafnamesi kitabıda öyle benim için. İçinde din var, Tanrı var, kibir var, mahalle merakı var, aile içi psikolojik baskı var.... Ve en önemlisi ana karakterin, Tanrı adına kibrine yeni düşerek Şeytan ile işbirliği var..... Ana karakter Robert'in ara ara iç sesini dinleyip, yola geleceği sıra da ise... Yoldan sapmasi için ateşin olayları bir anlatımı var anlatamam 🙈 ve düşününce bazen böyle oluyor gerçekten de... Mesela bir yalan söylediniz ya da bir hata, bir günah işlediniz... Sonra başka bir olay olduğunda daha rahat yalan söyleyebiliyorsunuz, çünkü bir kez yapmıştınız, inandırmıştınız karşınızdakini.....
Ozellikle dini fanatizmi anlatımı çok iyiydi.. Daha nasıl anlatılırdi bilemiyorum... Kitabın başında ki ve sonunda ki önsoz ve son söz de epey detay ve spoiler var 😬
Kitabın konusuna gelirsek, arka kapak der ki;
Yeryüzünde kurtuluşu Kalvinizmde ve onun seçilmiş kullarına sunduğu dinî kariyerde arayan Robert Wringhim, İskoçya’da karşılaştığı gizemli yabancıya tekinsiz bir yakınlık duyar. Bu yakınlık zamanla onu bir din adamı olmaktan uzaklaştırıp en yakınlarını bile katleden bir seri katile dönüştürecektir. Robert’ın karşılaştığı gizemli yabancı şeytanın ta kendisi midir yoksa Robert psikotik bir kişilik bölünmesi mi yaşamaktadır? James Hogg’un bir günahkârın derin bunalımı etrafında ördüğü teolojik kurmacası 19. yüzyılın en güçlü Aydınlanma parodilerinden biri.

📍📍📍📍Bu kitaptan hiç haberim yoktu ve sağ olsun okuma grubundan arkadaşlarım vesilesi ile haberdar oldum. İyi ki kitap dostları var. 🌸 🙏🏻 ❤️
📍 📍 📍
Son sözüm de eğer hala okumadıysanız mutlaka not edin derim nacizane.... 

YAZAR HAKKINDA;

Eski bir çoban olan çiftçi Robert Hogg ve Margaret Hogg’un ikinci oğulları olarak 1770’te İskoçya-Ettrick Hall’da doğdu. 1776’da babasının iflası sebebiyle eğitimine ara vermek zorunda kaldı. 1785’te civardaki bir çiftlikte çobanlık yapmaya başladı. Birkaç yıl sonra James Laidlaw’a ait çiftlikte çalışmaya başladı. Hogg’un kitaplara ilgisini fark eden Laidlaw, kütüphanesinden bazı kitaplarını ona ödünç verdi. 1793’te şiir yazmaya başladı ve ertesi yıl ilk şiiri “Mistakes of a Night” (Bir Gecenin Hataları) Scots Magazine’de yayımlandı. Şiire yeteneği ünlü İskoç yazar Walter Scott tarafından keşfedildi. İlk baladları Mountain Bard (Dağların Ozanı) adıyla 1807’de yayımlandı. Aynı yıl İskoçya kırlarında çobanlığın püf noktalarını anlattığı kitabı The Shepherd’s Guide (Çobanlar için Rehber) yayımlandı. 1810’da yerleştiği Edinburgh’da Wordsworth, Southey, De Quincey gibi yazarlarla tanıştı. The Spy (Casus) adlı bir edebiyat dergisi çıkarmaya başladı. Bazı sayılarında müstehcenlik nedeniyle okurdan tepki gören dergi ertesi yıl kapandı. 1813’te yayımlanan The Queen’s Wake (Kraliçenin Uyanışı) ve 1815’te yayımlanan The Pilgrims of the Sun (Güneşin Hacıları) adlı kitaplarıyla İskoçya ve İngiltere’de tanınan bir yazar oldu. 1815’te Buccleuch Dükü’nün bağışladığı Altrive’deki çiftliğe yerleşip hayatının sonuna kadar yazmaya devam etti. 1820’de Margaret Phillips ile evlendi. 1832’de ilk kez ziyaret ettiği Londra’da büyük bir yazar olarak karşılandı. Londralı genç bir yayıncı, Hogg’un düzyazı yapıtlarından bir derleme hazırlayıp Altrive Tales (Altrive Öyküleri) adıyla yayımladı. Walter Scott’ın ölümünün ardından kaleme aldığı The Domestic Manners and Private Life of Sir Walter Scott (Sir Walter Scott’ın Ev Hali ve Özel Yaşamı) 1834’te önce New York, ardından Londra’da yayımlandı. Şiirlerinin yanı sıra düzyazı alanında üç eser verdi: Three Perils of Man (Erkeklerle İlgili Üç Tehlike, 1823), Bağışlanmış bir Günahkârın Özel Anıları ve İtirafnamesi (1824) ve The Domestic Manners and Private Life of Sir Walter Scott (Sir Walter Scott’ın Ev Hali ve Özel Yaşamı, 1834). 1835’te Altrive’de hayatını kaybetti ve Ettrick Mezarlığı’na defnedildi.