Sel Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sel Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15.1.25

Ortaya Karışık 🌟

 Selâm.🙋🏻‍♀️


Ne zaman okullar açıldı ne zaman ara tatil geldi modundayım bu hafta..

Ocak ayına hızlı bir giriş yaptık. Bu ay yoğun geçiyor. Resmen ayı yarıladık... Her ne kadar bir kaç senedir " yeni yıl kararlarını" yazılı yapmasamda, kafamda tik atıyorum 🙈 

Bu ay ne çok kayıp oldu sanat dünyasından.... Tanımasamda için buruluyor, TV'den tanıyor, izliyorduk...bir nevi uzaktan tanıdık gibi....

Okuma olarak da hızlı başladım. Yine ortaya karışık bir yazı oldu 🤭☺️


Enis Batur'un kendi deyimiyle "kitaplarla tutkulu ilişkisi" üzerine kurulu olan Kitap Evi, yazarın kişisel kütüphanesi ve bu kütüphaneyle kurduğu bağ üzerinden ilerleyen bir deneme. Kitapların yazarın hayatındaki yeri, kitaplarla kurduğu bağ ve bu bağın hayatına etkileri. Ozellikle "eril bakış açısı" yorumları ve kitaplarını evlat gibi sahiplenmesi üzerine düşüncelerini düşünürek okudum. Gerçekten de iyi bir okur olduğunuzda, kitabınızla kurduğunuz bağ bambaşka. 

 Başta hep kitaba ismini de verdiği konuyu bekledim, hangi satırda " mirası kimin bıraktığını" öğrenicez diye. Oysaki kitap bitiminde anladım ki önemli olan o değil. Yazarın da arayışları vardı ve o arayışlarda anılarına dönmesi, hissettiklerini anlatması vs.. asıl onlardı kıymetli olan.



"Erzurum Yolculuğu", Rus edebiyatının önemli yazarlarından Aleksandr Puşkin'in kısa bir hikayesidir. Puşkin, bu eserinde, bir yolculuk sırasında karşılaşılan insanlarla ve gözlemlerle ilgili izlenimlerini aktarır. Kitap, genellikle insan doğasının farklı yönlerini, kişisel gözlemleri ve toplumsal etkileşimleri derinlemesine ele alır. 


Yolculuk temasını, yalnızca bir yerden başka bir yere gitme anlamında değil, aynı zamanda içsel bir yolculuk olarak da görmek mümkündür. 


Puşkin'in eseri, aynı zamanda bir dönemin sosyo-politik yapısını anlamamıza da yardımcı olur. Erzurum'un kendisi, bir zamanlar Rus İmparatorluğu için stratejik bir önem taşıyan bir yerdi, bu yüzden Puşkin, bu yerin insanları, kültürü ve gelenekleri hakkında derin bir gözlem yapma fırsatı bulur.


Eserdeki anlatım tarzı, gerçekçilik ile romantizmin birleşimi olarak nitelendirilebilir. Yolculuk boyunca karşılaştığı halkı, orduyu kendi bakış açısı ile betimler. 


Puşkin'in edebi gücü ve gözlemci bakış açısı, hikayenin hem dönemin Rusya'sını hem de insanın evrensel özelliklerini derinlemesine yansıtmasına olanak tanır.

Kısa ama dolu dolu bir kitaptı. 


3.12.21

Biten kitaplarım.

 Dün çok çok sevdiğim arkadaşımla buluştuk. Genel de Kadıköy'de buluşuyoruz. Hadi dedim  bu sefer "ben geleyim sizin o tarafa"

Cadde'de buluştuk. Penguen Kitapevi'ne gittik. Kahveleri biraz acı ama ortam şahane. 😁 Yine keyifli sohbetimizi ettik. Okuduğumuz kitaplardan, yeni aldıklarımızdan ve alacaklarimizdan konuştuk.

Sonra da içeri girip biraz gezindik. Kitap fiyatları dudak ucuklatıcak  cinsden....... Bizim gibi çok okuyan gruplar için zor bir süreç. Elbet sadece kitap mı? Ekonomiden bahsetmiyorum bile. Akşam eşim yemekte konuşurken, yumurta 37 TL olmuş dedi..... O zaman her gün yemeğin dedim.... Çok severse kendisi yumurtayı, bıraksanız kahvaltıda 10 tane yer.... Ben de hafta bir iki yeter....

Beş gün kızı masa tenisine goturunce artık termos bardak almak şart oldu. Yanımda kahve götürmek için. Sonuçta iki saate yakın bekliyorum. Kafeteryada, ufak kağıt bardakta kahve veya çay veriyorlar ama kesmiyor, bir de keyifli olmuyor... En azından kendim evimden demler kahvemi götürürüm...

Okul etkinlikleri Bi başladı pir başladı... Haftaya geziye gidecekler, ondan sonraki hafta yerli malı haftası var. Her sınıf bir yöreyi tanıtıcakmış. Ben de arkadaşa yardım edicem. 😁 

Hadi bide okuduklarımi da paylasayim. 😊



Uzun zamandır elimde olan Bi kitaptı #budala Severek takip ettiğim" macerakitabim Özlem" paylaşmıştı. Muhtemelen onda görmeseydim yazar ile tanışamazdım. Çünkü reklamı çok yapılan kitaplar belli... Neyse.

🍂 Budala kitabı biraz durağan bir kitap, her okuyanın seveceği bir tarz anlatım değil.... Günlük okur gibiydim. Yer yer sıkıldım, bitsin istedim lakin bir parçam aynı Selin'e benziyordu benim de 😬 

Elif Batuman, Türk Amerikalı yazar, akademisyen ve gazeteci. İlk romanı The Idiot ile 2018 Pulitzer Ödülleri'nin Kurgu dalında finalist olmuştur. Diyor nette.

Arka kapak ise;

Üzerine yazmak istediğim atmosfer, birkaç yıl önce annemle gittiğimiz Meksika seyahatinde ortaya çıkmıştı. Bizi havaalanına götürmek için kiralanmış olan otobüsle ilgili bir karışıklık olmuştu ve otobüs bizi tuhaf bir otelin pembe karolu avlusuna bırakmıştı. Hoparlörlerden Albinoni’nin Adagio’su duyuluyor ve üzerimize bir şeyler yağıyordu, havaya baktığımızda kül olduğunu anlamıştık. Elif Batuman’ın Budala’sı ergenlik ile yetişkinlik, aşk ile cinsellik ve konuşmak ile yazmak arasında duran bir güneş saati adeta; gölgenin ne yana düşeceği ise muazzam bir muamma. Harvard’daki ilk senesinde genç bir kadın, adı Selin, aylak aylak dolaşıyor kampüste. İlk kez gördüğü e-posta, içemediği birkaç şişe bira, klasik edebiyatıyla Rusça, arkadaşları Ivan ve Svetlana… Nasıl duruyor hepsi bir arada? Selin binbir kültür arasında dolaşıp farklılıkları ve aynılıkları, saçmalıkları ve akla yatkınlıkları anlatıyor. İmgelerle dolu masalsı diliyle, derin bir duygusallıkla, entelektüel mizahıyla… Anı ile kurmacanın arasına gerilmiş ince bir ip Budala ve Elif Batuman bu ipin üzerinde ustalıkla yürüyor.


Okuduğum ilk #jorgeamado kitabı. Alırken de kapak tasarımı ilgimi çekmişti. Sonra arka kapak yazısını okuyup almıştım.

🍂 🧙‍♂️ Önce şunu diyeyim çeviri müthişti, teşekkürler #i̇pekgürsoymanavbaşı

🍂🧙‍♂️🧙‍♂️🧙‍♂️🧙‍♂️ Kitaba gelirsek yerli bir büyücü adam Jubiaba.... Okurken biraz kaba ve çok açık yazmış her şeyi diyebilirsiniz. Romanı güzelleştiren de bu sanırım. Siyahı bir öksüzün yaşam mücadelesi, hayat amacını bulmak istemesi ve o arada başına gelenler; bir nevi "UYANIŞ" öyküsü.. 

Tabi yine köleliğin getirileri, açlık, beyaz insanın siyahi insanı somurmesi ve hak görmesi meseleleri de var... Ama bunu acıtasyon yapmadan eylemle anlatıyor yazar.

🍂🍂🍂🍂🍂🍂🍂🍂🍂🍂🍂🍂 

Jubiabá, 1938’de Fransızcası yayımlandığında, dönemin içe bakış ve kelime oyunlarına dayalı modernist roman anlayışına göre metni yavan bulan André Gide’in tersine Albert Camus’yü çok heyecanlandırdı. Bir kere, fazla “kaba”ydı. Düz bir çizgide ilerleyen ve melodrama yaslanan bir tefrika roman türündendi. Ancak tam da bu özellikleri dolayısıyla duyguları kolayca harekete geçiren müthiş bir eylem gücü vardı.


“Ben yalnızca bir hikâye anlatıcısıyım.” Bunu her fırsatta dile getiren Brezilyalı yazar Jorge Amado, onu dünyaca üne kavuşturan Jubiabá adlı romanında, Antônio Balduíno adlı siyahi bir öksüzün serserilikten boksörlüğe, sirklerden tütün plantasyonlarına ve en sonunda grev direnişçiliğine uzanan aşk ve macera dolu uyanış öyküsünü anlatıyor.


“Harikulade ve müthiş bir kitap. Eğer gerçekten roman her şeyden önce eylemse, bu türünün tam bir örneği. (…) Gereksiz akıl oyunlarından bu denli uzak kalabilen kitap pek azdır. Tam aksine, bu eserde romansı öğelerin dokunaklı bir şekilde kullanıldığını, sözün bu öğeleri ölçüsüzce, fazla fazla barındıran hayata bırakıldığını görüyorum.”

Albert Camus




Kısa bir roman olan Sarrasine, İnsanlık Komedyası'nın Paris Yaşamından Sahneler ayağında yer alır. Yazarın eserdeki tüm karşıt insanlık durumlarına, tüm karakterlerine eşit mesafede durması, farklı anlatım teknikleri kullanması Sarrasine'i Fransız gerçekçiliğin temel taşlarından biri haline getirmiştir.

Başlarda hikayenin içine girmekte zorlansamda, cemiyet hayatı, sanat ve sanat toplantılarını kısa ve öz anlatan yapitlardan...


28.12.20

Modern Klasikler, Ev Halleri....

 Selam.....

Dün değişiklik olsun diye televizyonun yerini değiştirdik. Zati evde yapabileceğimiz tek değişiklik tv ünitesinin yerini değiştirmek ve yazlık-kışlık yapar gibi koltukların yerini değiştirmek. Onlarıda hep aynı yere koyuyoruz... :)

"Neden"diye soracak olursanızda, diğer eşyalarımızı duvara sabitledik ve evin içinin bize verdiği imkanda bu kadar...... :)

 

Veee vay be diyerek 2020'nin de son günlerine geldik. Yeni yıl için ufak ağacımızı kurmuştuk, baktık süsler kendinden geçmiş ağaç gibi...bide üstüne tadımız tuzumuz yok...ağacı kaldırıverdik.

Etkinlik olsun diye  kocam ve kızım; tuvalet kağıdı rulolarından ağaçlar yaptı. Veee öyle güzel oldular ki... hediye etmek için bile çok güzeller... 

Uzun zamandan sonra pazar keyfi yapıp, "WonderWoman 1984" filmini izledik. Tabi bu filmi sinemada izlemek vardı ya.... Umay bile geçen gün diyor ki; anne sinemaya gitmeyi özledim....

Beğenerek izledim. Kesinlikle bu kadın bu karakter için yaratılmış gibi.... konusuda "insanların açgözlülüğün, bitmeyen arzularının nereye varabileceğini" anlatan.. yer yer çocukluğunada giden bir Wonder Woman idi...

Ah dedim kızım bende çok ama çok özledim sinemaya gitmeyi, tiyatroya gitmeyi vs...


 Bunların dışında iki okuma grubumla okuduğum kitapları bitirdim. Kaldı geriye Proust'un 5.kitabı. Yıl bitmeden onuda bitirmek istiyorum. lakin o kadar yavaş ilerliyor ki.... bakalım artık 😬

İnsatgram'da takip ettiğim bir arkadaş #202122kitap diye bir paylaşım yaptı, elimizdeki kitaplara dair.  Okunmayı bekleyen 35 kitabım var, bende onlarla katıldım. Kitap paylaşımı yapmak çok keyiflendiriyor :))

Yine İg'de "Bizim Büyük Challengamız"diye bir sayfa var, her sene bir yazarı tema olarak belirliyorlar ve 20 maddelik okuma listesi hazırlıyorlar. 2020 Sait Faik Abasıyanık  idi. 2021 ise "Virginia Woolf"

S.F.A. listemi iki eksik ile tamamladım. Gelsin yeni liste 💃







#kitaplarinarkasindankonusanlar grubumuzun Aralık ayı kitabı #suleymaninsarkisi idi. 
Nobel ve Pulitzer ödüllü Toni Morrison'dan toplumun dışlanmış, horgörülmüş, ötekileştirilmiş kesimlerinin yakın tarihine tanıklık eden modern bir klasik daha: Süleyman'ın Şarkısı. Daha önce de "Tanrı Çocuğu Korusun" okumuştum. Sırada diğer kitapları var.
📚 Bu kitabı biraz bende hayal kırıklığı yarattı. Başlarda konuya hakim olmakta zorlandım. Tabi orijinal dilinde karşılaştırma yapamadığım için,  çevirinin mi azizligi idi yoksa böylemiydi anlatım bilemiyorum....... Çok fazla cümle düşüklüğü vardı. Birde bir olay anlatılırken isimler karışıyor gibiydi....
Tabi her şeye rağmen Afro-Amerika'lıların yaşadıkları,  otekilestirme, dışlanma ve en önemlisi kendi iclerinde de yaşadıklarını bu kitapda da anlatmaya çalışmış. Özellikle karakterlere verdiği isimlerde pek manidar 😉
Mesela sonlara doğru isimlerin hikayesini anlatıyor yazar... ve o kadar kısa tutuyor ki... ee noldu şimdi diyorsunuz. Örneğin Süleyman'ın hikayesi, orada yaşananlar..... 
Kadim dinlerden yola çıkarak anlatmış hikâyeyi. Kızılderili bir kızla siyahi bir erkeğin yaşamı,  başına gelenler...ailelerine sirayet eden olaylar......
Kendi adıma havada kalan çok hikaye kaldı. Bazı karakterleri yarım anlatmış mesela....çok hızlı geçmiş... Hani kitabın devamı olsa iyi olurmuş... evet akıcıydı ama o kadar... alışana kadar bi bakmışsınız kitabın sonuna yaklaşmışsınız.
O yüzden eğer Toni Morrison ilk kez okuyacaksanız bu kitap ile başlamayın derim...



 

#1nobel1klasik grubumuzun yılin son ayi kitabı idi #mahserindortatlisi .....

🐎 Hani deriz ya kitap isimleri içerik kadar önemlidir diye. İste bu kitabın ismide tam bu olmalıymış.....

🐎🐎🐎 İbanez hukuk eğitimi almış,  edebiyatta naturalizm yazım tekniğini kullanan yazarlardanmıs. Kitabın kapağında uzun bir açıklama ve ön sözde var. 

Tabi konusunun savaş ve klasik kitaplardan olması gözünüzü korkutmasın. Öyle bir akıyor ki...nedeni de İbanez'in taraflardan çok toplumun duygusuna, davranışlarına değinmesi. Tabi arada iki taraf hakkında da anlatıyor... 

Savaşın getirdiği kanlı boğazlaşmayı, ulusalcılığı ve savaşın romantizmi ezip geçmesini anlatır...

🐎🐎 tabi kitapda işaretledigim, anlatmak istediğim çok nokta var.....Mesela yazarın Akdenizli olması sebebi ile anlatimlarında sözcüklerin coşkusunu,  tutkuyu hissediyorsunuz....

Kitabın ismide meşhur hatta tablosu olan, din tarihlerinde gecen hatta bazi kaynaklarda 4 elementide simgeledigi düşünülen hikâyedir. Ve düşündüğünüzde anlatimlari da pek yabana atmamak gerek.... Nette açıklaması şöyle;

Mahşerin Dört Atlısı, Hristiyanlıkta Kıyamet alameti olarak ortaya çıkacağına inanılan dört atlı. Yeni Ahit'teki -Vahiy Kitabı olarak da bilinen- Apokalips bölümüne göre, Kıyamet felaketlerini getirecek olan yedi mührün açılması ile birlikte ortaya çıkacaklardır. Bazı akademisyenlere göre beyaz at ve binicisi İsa'yı, kızıl at ve binicisi kan ve savaşı, siyah at ve binicisi kıtlığı, soluk renkli at ve binicisi ise salgın hastalıkları ve ölümü sembolize eder.

Özetle kitap 1914 1.Dünya Savaşını ve Hitlerin ortaya çıkma sebebini de anlatan kurgudan çok tarihsel olayların anlatıldığı bir roman. 

Özellikle kitapta da anlatılan "Marne Savaşı'nı" nette araştırınca yazarin betimlemeleri o kadar gerçekçi ki.....

🐎 Desnoyers Ailesinin gözünden savas, aşk, aile ilişkileri,  maddi kaygılar,  savaşa gönüllü katılmak ve katılamamak,  duyguların peşinden gitmek, arada kalmak....bu duyguların hepsini hissederek okuyorsunuz.......

Birde yeni bir dizi başladı Netflix'de ona başladım. Dönem dizisi, kitaptan uyarlama. Julia Quinn'in seri kitabından uyarlanmış.


 Daha önce ara kitap olarak iki kitabını okumuştum. Anlatımı akıcı ve sürükleyicidir. Dizinin ilk bölümündeyim ama renkler ve anlatım iyiydi. Ara dizi olarak izlenebilir bence.

 


22.6.20

James Joyce ve Dante ve R. Gary...



Joyce'un Kızı'ndan sonra elimde olan yine James Joyce ait "SÜRGÜNLER" kitabını okudum.
Yazarın ilk ve tek tiyatro oyunu kitabı. Hatta bu kitabını,  Ulyess yazarken,  ara kitap olarak yazmış. Bu kitapla iyice anladım ki; Joyce kelimeleri ve kelimelerle oyunu seviyor. En büyük yetenekkerinden biride bu.
Bu oyun eserinde konu; bor süre kendini sürgüne gönderen yazarımız tekrar memleketi Dublin'e döner. Evli ve bir çocuğu vardır.
Yalnız aile ilişkileri biraz çarpıktır. Toplumsal ahlakı,  kişisel ahlakı sorguladığı analizler vardır kitapta. Ve hem karısının hem kendisinin aşığı vardır. Karı koca haberdardır bunlardan. Sonrası rahatsızlanmalari başlar bu durumdan.....
Kitabın arka kapağında bu eserin aynı zamanda otobiyografik özelliği de yapmaktadır... Özellikle Dublin'den gitmesi, bu yöreyi ara ara eleştirmesi sanırım.....
Birde iki  sene önce "Dublinler" kitabını okumuştum ama fark ettim ki sadece okumuşum. Şimdi ki aklımla daha bir farklı gözle okuyorum Joyce'u.... Sonrasında da "Ulyess" var
 Bu kitabını okumayı çoooook istiyorum. Hatta yazarın Türkçe'ye çevrilmiş tüm eserlerini okumak istiyorum.

📍📍📍

Sonrasında kitaplığımda olan ama zorlandığım için bıraktığım, Dante'ye ait olan "YENİ HAYAT" kitabını okudum.

Kısacık anlatı kitabı Yeni Hayat. Lirik şiir tadında,  aşkına dair anlatı. Ön sözü epey uzun. Hatta iyi ki öyle,  yoksa kitap havada kalırdı...
Kitap başlangıcında şöyle diyor;

Dante, büyük yapıtı “İlahi Komedya”yı hazırlayan kitabı “Yeni Hayat”ı 1292’de yazmaya başlamıştı. Beatrice ile tutkulu serüveninin izlerini taşıyan kitap, yazılış özellikleri nedeniyle modernlere de öncülük etmiş bir yapıya dayanır. İlk kez dilimize çevrilen “Yeni Hayat” klasik Avrupa edebiyatının temel metinleri arasında yer alıyor.

Ve ben Dante'nin tüm eserlerini okumak istiyorum.
Dante olsun,  Joyce olsun,  Yaşar Kemal olsun...bunlar başka gözle bakan beyinler...gerçekten de ön görüleri olduğuna inanıyorum....... Ve kıymetleri bilinmeli......
                   
                                  📍📍📍📍📍📍📍📍

Bu kitabı geçen seneden eklemiştim listeme... Sonra pdf olarak karşıma çıkınca okuyayım dedim.
Yüreğe dokunan bir hikayesi vardı.
10 yaşında ki Momo'nun ağzından anlatılıyor hikaye.... 
Hayat kadınlarının işlerine devam edebilmesi için,  çocuklarını Fransa'nın arka sokaklarında emanet ettikleri evlere dair yaşananlar....o çocukların yaşam mücadelesi....
Okurken içim darlandı, hayat neden adil değilsin diye çokca kendime sordum ❓ ❓ ❓
Madam Rose ve Arap kökenli Momo arasında ki ilişkiyi,  dostluğu ve çileyi...okumak acı versede...gerçekler bunlar......
Hatta yazar kendinden, olanlardan o akdar sıkılmışki başka bor isimle çıkartmış kitabını......

27.5.20

Biten Kitaplarım...

Heyoooooooo 💃🏻💃🏻💃🏻💃🏻💃🏻
Nabersiniz? Bizde ve halleri üç aşağı beş yukarı aynı 😎
Balkon ve odalar arası tura katıldık. Henüz iyiyiz...  
Arada evin anası olarak boşluklarda ve geceleri kitaplarıma kaçıyorum. Eğer gündüz okumadıysam, muhakkak gece biraz daha geç yatıp, okuyorum 🙈
Geçtiğimiz hafta biten bir kitap #sinekazabı 
📌Daha önce hiç #eliascanetti okumadım. Başlangıç kitabım deneme türü olan bu kitap oldu.


Daha çok yazarın aforizmaları ve kendi beğendiği,  altını çizdiği cümlelerden, bakış açılarından oluşuyor kitap. Şöyle yapın çay, kahve ister sıralı ister rastgele bir bölümden başlayayın okumaya.....   Tabi genel itibari ile gerçekçi bir bakış açısı varmış anladığım kadarı ile. 
Aslında ben "KÖRLEŞME" kitabını okumak istiyorum. İndirimde idi bu kitabı, hadi başlangıç olsun alayım dedim. :)
Nette biraz bakınınca yazar için şöyle diyor;



Elias Canetti, modernist romancı, oyun yazarı, anı ve kurgusal olmayan düzyazı yazarı. Eserlerini Almanca yazan Canetti, "geniş bir bakış açısı, fikir zenginliği ve sanatsal güç ile işaretlenmiş yazıları için" 1981 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandı.



Alıntılarımdan bazı cümleler....
📌📌📌📌
İnsan, elinden gelenin en iyisini boşu boşuna yapmış olduğunu hissettiği zaman nefret ettiği kadar bir daha asla nefret etmez kendisinden. İşte o zaman, sadece o zaman gerçekten ölmek ister.
📌📌📌📌📌
"İstediği şey hep oluyor,  ama dört ya da beş yıl sonra,  artık başka bir şey istiyor olduğunda..."


Diğer kitabım ise; ÖFKE / PHİLİP ROTH

Bir yerden başlamak istiyordum yazarın kitaplarına. YKY'ye inip kitap aldığımız dönemler de, orada görevli arkadaş bu kitabı önerdi. Bende bununla başladım. Anlatım dilini çok sevdim. Biraz hayatında da kesitler bulunuyormuş bu kitabında. Sanırım her dönem Yahudi olmak sıkıntılı ....
Okul döneminde sessiz, sakin, hani derler ya "ne etliye ne sütlüye karışır" cinsinden biri Marcus....
Bu durum aslında kendisi için pekde iyi olmuyor. Okul müdürünün dikkatini çekiyor ve asosyal olmakla ilgili görüşleri oluyor. Oysaki çocukcağız...ailesinden, yaşadığı çevreden idmanlı....ama her yerde böyle sanırım.... Biraz mahalle baskısı, aile baskısı, arkadaşlar arası zorbalık derken...birde savaş dönemi..  1951 Kore Savaşının ikinci yılı...
Her ne kadar çalışkan, itaatkâr biri olsada kimseye  yaranamıyor.. .En önemlisi düzenin özellikle gençleri nasılda acımasızca eleştirip, yönlendirdiğini, bazı gruplara mecbur katılması gerektiğini anlatan kitaplardan. Sırada diğer kitapları var.....

📌📌📌📌📌📌📌📌📌📌📌📌📌

Bir diğer kitabımda;

"İNSANCIKLAR / DOSTOYEVSKİ"
Canım akadaşım Aylam önerdi. Bende listeme almıştım. Kitap dostluklarını çok seviyorum 😍
Nasılda gözümden kaçmış,  kısa ama dolu olan bu kitap.
Yazarın ilk kitaplarından. Gogol'un "Palto" sundan etkilendiği yazıyor sunuş özetinde. 
Bemzerlikler tabi. Lakin Dostoyevski'nin o insan analizleri ve duygularını aktarımı müthiş....
Acıklı bir hikaye; İnsancıklar....... Özellikle bir babanın dramı çok etkiledi beni, bir de  sırf yoksul oldukları için utanmaları, bir çok hareketi karşı tarafın yoksul insanlara yakıştımamaları...
Gerçekten de öyle değil midir? Parası biraz fazla olan karşısındakinden...davranışları nasılda karşı tarafı küçük düşrücü olabiliyor ya da kendini daha üstün görebiliyor bazı insanlar... Tabi bunda istisnalar meclis dışarı.

Özellikle Makar'ın Varvara'ya olan aşkı... kızın tembelliği ve hep bir şeylere bahane bulması biraz sinir etti beni.....

Arka kapak yazısı şöyle...

Yıl 1846’dır. Genç Dostoyevski, ilk romanı İnsancıklar’ı tamam­lar tamamlamaz ev arkadaşı yazar Grigoroviç’e okutur. Grigoro­viç o kadar heyecanlanır ki birkaç kez kalkıp Fyodor’un boy­nuna sarılmak ister; fakat arkadaşının aşırı duygu gösterilerinden hoşlanmadığını bildiği için yapmaz. Grigoroviç ertesi gün romanı yazar ve yayımcı Nekrasov’a götürür; kitaptan çok etkilenen Nekrasov da eleştirmen Belinski’ye... “Yeni Gogol doğdu!” der, Nekrasov daha kapı ağzında. Aynı günün akşamı, Belinski’ye tekrar uğradığında onu heyecan içinde bulur: “Nerede kaldınız? Nerede bu Dostoyevski’niz? Genç mi? Kaç yaşında? Hemen getirin bana onu!” 

Belinski’nin evine getirilen yirmi üç yaşındaki genç yazar, daha sonra orada olanları şöyle anlatacaktır: “Ve işte... beni onun yanına götürdüler. Belinski’yi birkaç yıl önce heyecanla okumuştum ama bana ürkütücü ve sert gelmişti ve benim İnsancıklar’ımla alay edecek, diye düşünüyordum. Beni çok saygılı ve ağırbaşlı bir şekilde karşıladı; ama daha bir dakika bile geçmeden her şey bambaşka oldu... Ateşli ateşli, alevli gözlerle konuşuyordu. ‘Siz kendiniz anlıyor musunuz?’ diyordu bana tekrar tekrar, alışkanlığı olduğu üzere bağırarak, ‘Ne yazmış olduğunuzu anlıyor musunuz?.. Bütün bu korkunç gerçeği, bizlere göstermiş olduğunuz bu gerçeği siz mi düşündünüz? Olamaz, sizin gibi yirmi yaşında birinin bütün bunları anlamış olmasına imkân yok... Gerçeği keşfetmiş ve bir sanatçı olarak ilan etmişsiniz, size bir yetenek verilmiş, yeteneğinizin değerini bilin ve emin olun, siz büyük bir yazar olacaksınız.’”

 









3.2.20

Günlük, Biten dizi, kitaplar :)

Selam iyi haftalar hepimize.💃

Veee 15 tatil bittiğine göre normal kitap-kahve ikilime dönebilirim artık. :))))
Yoğun, keyifli bir 15 tatil geçirdik. Salgından dolayı kalabalığa girmemek adına dışarı fazla çıkmadık. Bir kez sinemaya götürdük çocukları o da Kozzy tenha oluyor diye oraya gittik.
"Gamonya" ya götürdük çocukları. Sevdiler.
Bana biraz yavan ve zorlama geldi, ki " Can Dostlar" ve "Bizim Köyün Şarkısı" filmlerini severek izledim ve hala izliyoruz 😁

Salgın,deprem derken gitgide dünya ve doğa bizi uyarıyor.... bakalım daha ne kadar kör,sağır.dilsizi oynayacağız.......

Bu düşüncelerin dışında "Atiye" dizisini izledik. Ben beğendim, en azından klasik türk dizilerinden farklı idi. Özellikle paralel evrene göndermeler ve gelgitler kısmını iyi buldum. Böyle böyle bizde ilerleyeceğiz. Twitter çalkalandı bu dizi sebebi ile. Buket Uzuner'in dörtleme serisinden alıntı olduğunu yazanlar çoğunlukta.





Lakin ben ne "Defne Kaman" ne de ananesi "Umay Ana" ile bağlantılarını kurabildim. Elbet benzerlikler, esinlenmeler olmuş olabilir ama bir Defne Kaman değildi....
Ki yazarın kitaplarının sinema ya da dizi uyarlaması olsun çok isterim. Son kitabı dört gözle bekliyorum.

Diğer dizim "Anne Whit An E"
Nasıl güzel nasıl keyifli ve düşündürücü bir dizi anlatmam.
O çocuklara,kıyafetlere döneme veee manzaraya tek kelime ile bayıldım.
Son sezonu Umay ile izliyoruz. Son iki bölüm kaldı lakin tek izlemeyeceğime dair bizim kıza söz verdim. Onun keyfini bekliyorum 😬
 Bir de tab, türkçe dublaj izliyoruz oysaki kendi sesleri ile izlemek ayrı bir keyif.

Birde yeni türk dizilerinden "Ottoman"merak ediyorum yakında ona da başlarım.

Biten kitaplarıma gelince;

Aralık 2019 'da bitirdiğim bir kitaptam bahsetmek istiyorum.


Bir Kutu Kitap ile gelmişti. Ve okumak istediğim kitaplardan olunca da çok sevinmiştim.
Novella tarzı, ama içi, alt metinleri dolu dolu bir kitap. İnternet sayfalarında şöyle yazıyor;

   

“Modern Yunan nesrinin en büyük yazarı.” Milan Kundera “Kurgunun mucizevi doğasını bize Hadula: Bir Ada Öyküsü gibi kitaplar gösterir.” Gabriel Josipovici Hadula, yaşadığı adadaki dertlilerin kapısını çaldıkları yoksul bir kadındır. Şifalı bitkilerden hazırladığı ilaçlarla şifa dağıtır hastalara. Ve yaşlı Hadula, sonunda her şeyin kökeni olan bir soruna da çözüm bulur: Yaşamak sorununa. Papadiamantis, dönemin sosyal ve ekonomik şartlarının -özellikle kadınlar üzerindeki- etkisini göstermekle kalmaz; suçun cezaya, iyiliğin kötülüğe karıştığı o gizemli bölgeye insan ruhunun adım adım nasıl çekildiğini de ustalıkla resmeder. Hiç aklımıza bile gelmeyenlerin nasıl da başımıza gelebileceğini, kaderimizden kaçmak için çırpınırken kendi kaderimizi yaratışımızı ve bu sırada yaşadığımız iç hesaplaşmaları, tutkuyla anlattığı bu trajik öyküyle gösterir. Tiyatro oyunlarına, operalara konu olan ve antik Yunan efsanelerine sırtını dayamış bu modern Yunan klasiğini, Yasemin Aydın’ın Yunancadan çevirisi ve Herkül Millas’ın önsözüyle sunuyoruz."

Gerçekten de etkileyici bir hikayesi vardı "Hadula"nın. Bir kadının iyilik için yaptığı şeyler, ailesini kurtarmak, kızların yazgısını değiştirmek.... sanırım anne olmak çok zor bir duygu demiştim okurken.... hem anne hem kadın olmak, mahalle baskısı, gelenekler, ekonomik sıkıntılar....

Diğer kitabım;

"Gitar /Michel del Castillo"

Sayfa Sayısı: 96
Özgün Dili: Fransızca
Basım Tarihi:
 
 
 
 Yine yüreğe dokunan, insnların kendileri gibi olmayan, dış görünüşü beğenmediklerinde nasıld a "canavar, çirkin" diye dışlayabildiklerine, iftira attıklarına şahit oluyorsunuz.
Bir de aslında içimizde ki "iyiliği" ve "kötülüğü" nasılda yaşadıklarımız, maruz kaldıklarımız ortaya çıkartıyor dedim okurken. Kesinlikle tavsiye edeceğim kitaplardan biri Gitar kitabı.

 Arka kapak yazısı şöyle;

 
İspanyol asıllı Fransız yazar Michel del Castillo'dan, karşısına duvar misali dikilen makûs talihinden sıyrılıp toplumda kabul görebilmek için insan doğasında saklı olduğuna inandığı masumiyete sığınan, lanetli ve yalnızlığa mahkûm bir ruhun öyküsü: Gitar.

Varoluşa içkin tüm çelişkileri ve uç noktaları derinlemesine tahlil eden Castillo, Gitar'da iyilik ve kötülüğü hasarlı bir bedeni sarıp sarmalayan birer giysiye dönüştürüyor.

Galiçya kırsalının büyüleyici ve çetin topraklarında önyargılara, sıradan kötülüğe ve tabulara karşı kalplere ulaşma mücadelesi veren, toplum tarafından dışlanmış bir cücenin, umutsuzluk sarmalından coşkun ezgilerle kurtulma çabasının etkileyici öyküsü...
 
 



21.11.19

Toni Morrison, Tanrı Çocuğu Korusun


Okumayı çok istediğim yazarlardan biriydi "Toni Morrison"
Ve ilk olarak bu kitabı ile başladım okumaya.... 
"TANRI ÇOCUĞU KORUSUN"......
Kitap ismini çok sevdim. Okurken tabi içim kötü oldu. Anlatılanlar artık kanıksananlar...yeter be yeter diye bağırasım geldi.
Tabi kitaplarında ki ana temalarından biri anladığım kadarı ile ırkçılık, kadın, çocuk ve taciz...tabi diğer kitaplarını henüz okumadım.
Anlatım dili olarak sade lakin satır araları dolu bir kitaptı. Bu kitabında zenci kadın olmanın,  çocuk olmanın beyaz tarafından nasıl da hor görüldüğünü anlatmakta.  
Mesela şöyle bir anlaım vardı; otobüse bindiysek eğer bizden sonra bir beyaz bindiyse biz ayakta gitmek zorundayız....
İnanın okurken insanlığımdan utandım. Nasıl bir egodur bu sırf cilt rengi beyaz diye......😤
Tabi kitapta ailevi meseleler,  anne çocuk arasında bağ...anennin çocuğunu hayata hazırlarken takındğı tavır...

Demem o ki şiddetle yazarı tavsiye ederim. 


Biyografi.info'da kendisi hakkında şöyle yazmaktadır....

 Toni Morrison, çocukluğunda ve gençliğinde sıklıkla Jane Austen ve Lev Tolstoy kitapları okudu.
1957 yılında Washington'da Harold Morrison evlenip 1964 yılında boşandıktan sonra doğduğu yer olan Ohio’da Lorain ilçesine taşındı. Kısa süre sonra Toni Morrison, 1964 yılında New York'ta Random yayınevinde editörlük yapmaya başladı. 1985 yılına kadar aynı işi sürdürdü. Burada daha çok siyahların edebiyatından sorumlu oldu. Edebiyatla yakından ilgilendiği bu yıllarda bir yandan da İnsan Hakları Hareketi'nde aktif bir rol üstlendi.
Toni Morrison, başlıca uğraş alanı olarak sanat ve edebiyatta beyazların dikte ettiği değerlere bağlı olmayarak siyah edebiyatını ve estetiğini oluşturmayı seçti. Öğretmenlik yıllarında yazdığı kısa öyküleri bir kez daha gözden geçirerek üzerinde düzeltmeler yaρan Toni Morrison, böylece ilk romanı En Mavi Gözler'i oluşturdu. Bu roman annesinin sevgisini kazanabilmek için herşeyden önce mavi gözlere ve sarı saçlara sahip olmayı dileyen Pecola Breedlove adlı siyah kızın kaderini anlatmaktadır.

1.10.18

Eylül Ayı biten kitaplar... 📚

Veeeee Ekim ayına giriş yaptık. Günler ne çabuk geçiyor
Dün kasırga gelecek diye neredeyse eve kapanacaktım ki can arkadaşım sayesinde soluğu Akasya AVM'de aldık. Kahve eşliğinde de bol bol sohbetimizi de ettik. Haftaya iyi bir başlangıç oldu benim için. 😊




Eylül son haftasını dört kitap ile bitirdim. Tabi bunda ince kitaplar olmasının da etkisi var. 
Bu aralar İş Kültür Yayınları Klasiklerine takmış durumdayım  😊 
Okuduğum kitaplara gelirsek;

✅ MELİSA KESMEZ/ ATLARI BAĞLAYIN

Cesaretimiz var mı her şeyi bir anda öylece bırakıp gitmeye? İnsan her nereye giderse gitsin kendini de beraberinde götürmez mi? Varlığından güç aldığımız arkadaşlar ne zaman yük haline geldi? Hepimiz başarılı olmak zorunda mıyız bu hayatta? Her seferinde duvara tosladığımız halde hâlâ yeni ilişkiler kurmaya, var olanı kurtarmaya çalışmak hayal kırıklıklarına bağımlı hale gelmemizle açıklanabilir mi? Melisa Kesmez, heyecanlı ve mütevazı sesinin her satırda hissedildiği kısa öykülerinde soruları müzikle, dramla, şiirle yoğuruyor, cevapları ise nüktedanlığı da elden bırakmayarak veriyor.
Tanıtımında böyle yazıyor. Yazarı İnstagram'da çokça görüyor ve yorumları da çok iyi oyluyordu.
Benim gibi öykü okuyamayan iri için zor bir tercih olduysa da çok severek okudum.
Tabi kitap da hüzün, acı ve kederliydi.
Kelimelerini ve bakış açısını sevdim. Öykülerinde ki karakterler çoğunlukla "kadın" ve şehirli idi.


✅LEYLA ERBİL / ÜÇ BAŞLI EJDERHA



Bu kadının bakış açısını, kelimelerini ve yazım dilini çok seviyorum. Hayranım olayları kısa ve öz olarak bazen tek kelime ile anlatmasına.
Yalnız daha önce hiç Leyla Erbil okumadı iseniz bu kitapla başlamayın.
Örneğin "KALAN" kitabı daha iyi olur başlangıç için.
Bu kitabında hem mitoloji hem bir annenin acısı hem Maral Katliamı hem de keder var..... Öyle bir harmanlanmış ki her kelime cuk diye yerine oturmuş.....
Arka kapak yazısında şöyle der...

...)'Siyasal' bir okumaya son derece açık ve uygun olan Üç Başlı Ejderha, yazarın araya girerek Burmalı Sütun çevresinde yeni bir anlatısal katman oluşturmasıyla, beklenmedik bir kesintiye, bir belirsizleştirilmeye uğratılır. Sorular yanıtsız bırakılmıştır. Geride kalan sadece kötülük ve tarihten devralınmış siyasal cinayetlerdi... 
Ahmet Oktay

▶️BİR KEDİ, BİR ADAM, İKİ KADIN/J. TANİZAKİ


Jaguar Yayınları'ndan bu okuduğum dördüncü kitap ve şimdilik hiç yanılmadım keyifle okudum yayınlarını.

Bu kitapta da yazar öyle sıradan bir konuyu öyle inceden işlemiş ki...
Her şey bir kedinşn etrafında dönüyoe gibi gözükse de bir ailenin yaşadıklarını .. Kedisi olan ailelerin yaşadıkları...
Okırken düşünmeden edemedim  Belki de evde kedi beslememiş olsak bazı detaylar yavan kalırdı. Ama şimdi herşey başka...
Evli bir çift boşanıyor. Boşanma da erkeğin annesinin parmağı vardır ve oğlunu akrabası olan, zengin bir kızla evlendirir tekrardan
Diğer kadın intikam almak için adamın bağlı olduğu kediyi ister ve olaylar burdan itibaren başlar... Kitap da sapkın düşüncelerin neler yaptırabileceğine de tanık oluyorsunuz. 😊
Arka kapak uazoso der ki;
Biten ilişki için umut, diğeri içinse endişe kaynağıdır.  Böylece, başlı başına bir kavram olmayı hak eden “kedi sevgisi”nden çok daha fazlasına dokunur Tanizaki. Zarif, yumuşacık bir üslupla insan ilişkilerinin girift yapısını, küçücük ayrıntıların -bir nesnenin, jestin veya bakışın- insan ruhunda yarattığı dönüşümleri, yalnızlığın ve sevginin türlü biçimlerini gösterir.


▶️ W. SOMERSET MAUGHAM/ BOYALI PEÇE 


1920’li yıllarda Londra ve Hong Kong’da geçen Boyalı Peçe, bir kadının ruhani uyanışının hikâyesidir. Kitty, annesi tarafından sosyal merdivende yükselmesini sağlayacak bir evlilik yapmak üzere yetiştirilmiştir. Ancak yaşı ilerlerken ufukta böyle bir evlilik belirmeyince panik halinde sevmediği bir adamla; Hong Kong’da bakteriyolog olarak görev yapan Walter’la evlenir. Walter’ın Kitty’nin ihanetini öğrenmesiyle başlayan süreçte, genç kadın kendi sığlığını ve insani zaaflarını fark edecek, hayatında ilk kez anlam aramaya başlamıştır.
Okuduğum güzel romanlardan biriydi.
Anlatım dili akıcı ve sanki film izliyormuş gibi okudum  Belki de seneler seneler evvel böyle bir film izlediğimden olabilir.

İşte böyle.
Eylül ayının son haftası okuduğum kitapların hepsini de beğendim. 😊 
İyi haftalar arkadaşlar. 🙋🏻‍♀️


25.11.17

Kabuk/ Zeynep Kaçar kitabı...

Uzun zaman önce almış ama bi türlü okumaya elim gitmeyen bir kitaptı "Kabuk/Zeynep Kaçar".
İnsatagram'da bolcana yorumları dönmüştü.
Ama en çok neyi sevmiyorum biliyor musunuz? Kendi yorumlarından çok kitabın özetini veriyorlar ya hani... işte buna gıcık oluyorum.
Sonuçta biz okumayanlar için hiç de iyi olmuyor. O yüzden kitabı okuduktan sonra bakıyorum yorumlara, hoş çoğu kişi dediğim gibi kendi yapmıyor yorumu; kopyala-yapıştır.
Elbet içlerinde ayrı tuttuğum, yorumlarına güvendiğim kişilerin bloglarına, sosyal medya hesaplarına bakıyorum onlar ayrı.

 Kitap çok enteresandı, sanki üç kadın oturmuş masaya ve başlamış anlatmaya... Tabi bunda yazarın tiyatrocu kimliği de etkili diye düşünüyorum.
3 kuşak kadın düşünün ve bu kadınların yaşamları hiç de kolay olmasın.
Beni en çok etkileyense duyguların ifade edilişi, bu kadar mı gerçekçi bizden biri gibi satırlar...

Konusu itibari ile kolay okunan bir kitap değildi, başlarda karıştırdım. Daha doğrusu konusu değil de anlatım dili desem daha doğru olur benim için.
Kadınları birbirine karıştırdım, sonra da takılma Gülşah okumaya devam et dedim ve bir baktım ki sayfalar akmış gitmiş.
Çok fzla acı olmasına rağmen sizi ağlatan yada yıldıran bir hikayesi yok.
Mesela; derdini kederini uykuya teslim eden Sabiha... biraz kendime yakın buldum diyebilirim. Bende çok sıkıldığımda, üzüldüğümde uyumayı tercih eden tiplerdenimdir. Sanki sabaha uyandığımda her şey başka olacak gibi hissederim.
Sanırım bunda olayları ertesi güne taşımayışım yatıyor.

Sonra belirli bir yaştan sonra aşık olan ama sırf  yeğeni için aşkından vazgeçen Fusün...

İç dökmeler, yakınmalar ve hayata dair yaşamları o kadar sahiden ki. Size hikayeyi fısıldar gibi anlatıyor sanki.
Alıntı da yaptığım site ne de güzel özetlemiş... yazı buradan alıntılanmıştır.. tıktık

Dünyayı sırtlanan kadınlar

İnsanın sınırları nerede başlar? Yaşayacağını, yaşamayacağını, üzüleceğini, çok ağlayacağını, seveceğini, çok ama çok seveceğini, hiç sevilmeyeceğini, görünmez olacağını, kilolu olacağını, kâbuslar göreceğini, hiçbir rüyayı hatırlamayacağını, karanlıktan korkacağını, yalnız kalmaktan veya kalabalıktan nefret edeceğini, tek dostunun kendi olacağını, yalnız kendiyle konuşmayı seçeceğini, susmayacağını ama duyacak kimse de bulamayacağını, yemek yemeği değil yemek yapmayı seveceğini, acılarını yemek kokularıyla bastırıp başkalarını doyurarak unutacağını, başkalarının görmediği insanları olacağını, duymadığı sesleri duyacağını, kaçışı yalnız uykuda bulacağını kim bilir?
Dünyaya yalnız ait olduğu kabuk kadar dayanabileceğini, ne kadar esnetirsen esnet kabuğun kadar olduğunu kim bilir? Kim çizer insanın sınırlarını?
Zeynep Kaçar’ın ilk kitabı Kabuk’un sınırları aile ağacının uzandığı dallarla belirlenmiş. Bir yandan kendi kabuğunu kırmaya çalışan diğer yandan içinde doğduğu kabuğa sıkı sıkıya tutunan kadınların hikâyesi bu. Kendi tedavisini kendinde arayan, birbirine kan bağıyla bağlı kadınlar.

zeynep kaçar

Okumadıysanız bir şans verin kitaba ve dingin bir zamanda okuyun derim.

28.4.16

Selçuk Altun kitabı ve evhalleri :)

Veee bugün günlerden Kitap Kulübümüzün toplanma günüydü.
 Bu ay ki kitabımız Selçuk Altun/Senelerce Senelerce Evveldi" Tabi ben kitabı bitiremediğimden fazlaca yorum yapamadım. Hatta giderken içten içe üzülüyordumda... kitabı bitirmeden gidiyorum diye... Çünkü bir türlü kitaba adapte olamadım. Oysaki yazar bir derya deniz... bilgisi, birikimi ve yazım dilinde ki farklılıklar bariz belli. Ama benim okuduğum tarz da değil. Çünkü yazarımız kahramanlarını birden fazla yaratıyor  ve kimi görse, kimle karşılaşsa yolda hemen onun hikayesini anlatmaya başlıyor. Böyle olunca da biz okurlar, okurken olaylardan kopabiliyoruz. Kim kimdi? Buda kim , neden şimdi bundan bahsediyor" derken okuyamadım.
O yüzden fazla olumsuz eleştiri yapmayayım okuyacak olanlarınız vardır... Sadece kanımca eğer bu yazarı okuyacaksanız ilk kitap bu olmamalı...
Genel olarak grupta ki arkadaşlar da kitabın içine giremediklerini, çok fazla karakter olduğundan ve konunun dağınık gitmesinden biraz kitabı beğenmemişler.. Grup olara aynı fikirdeydik...Zaten bir yerden sonra kitapta ki bir anlatıdan yola çıkıp başka başka konulara geçtik, sohbet ettik....
Toplantımız yine Kazım Karabekir Vakfı'nda oluyor ve çok keyifli, sizde katılmak isterseniz haber vermeniz yeterli.
Mayıs ayı kitabımız da Kazım Karabekir'in Hayatının anlatıldığı kitabı olacak.
Şöyle de bir güzel gün bekliyor olacak bizi; Timsal Hanım( Kazım Karabekir'in kızı) bize hem Müzeyi gezdirecek hem anlatacak.. bundan daha büyük bir şans ve güzel bir sohbet olabilir mi?
 Bu yazı biraz bol fotolu olsun, bayadır yüklemiyordum. Kahvesiz bir gün düşünemiyorum.... Hele de kitaplarımın yanındaysa kahvem daha bir keyifli oluyor benim için. :)

Malum salı günü karanlık, kasvetli ve yağmurlu birgündü, bende napayım napayım derken elmalı-tarçınlı kek attım fırına, yanına da bir çay demledim... ohh mis oldu valla. :)

Bu satte yazı bu kadar arkadaşlar ben kaçar, sabah erkenciyiz kızçemle.... Biraz dinlenme vakti.
İyi geceler blog. :)

22.4.16

Harper Lee Tespih ağacının Gölgesinde ve bizden kareler

Harper Lee / Tesbih Ağacının Gölgesinde kitabı bitti. Yalnız çok sıkıldım okurken. İyi ki dedim önce Bülbülü Öldürmek kitabını okumuşum. Belki de o kitaptan aldığım hazzı, beklentiyi bekledim bu kitaptan ve bulamayınca da sıkılmış olabilirim.

Ama yazar bu kitabında çok fazla uzatma cümleler kurmuş. Evet yaşadığımız yer, bize hissettirdikleri, anımsattıklarında duygular önemli ve kitapta bunlar bolcana var. Birde okurken aslında bir dönemin örf ve adetleri birbirine ne kadar da benziyormuş dedim. Kadınların hep ikinci planda kalması, Zencilerin ırkçılık ile karşılaşması ki hala değişen çok az şey var bu konuda...
Anlayacağınız sırf yazara hürmeten bitirdim kitabı.
 Kahve keyfine Sevdoş ile devam ettik hemen hemen hergün. Malum kahvesiz ün geçirmeyenlerdenim. :)
 Umay için ara ara toplaşıp kalmalar çok iyi oluyor. hem oyun oynamayı öğreniyor hemde oyun kurmayı. Elbet arada didişmeler yada " menimmm , benimmm" diye birbirlerine söylenmeler yaşanıyor ama anlık. Çocukları dikkatle izleyince nasıl da herşeyi an'lık yaşadıklarını fark edeceksiniz. Sanırım bu yüzden deniliyor; "içinizde ki çocuğu kaybetmeyin" diye...
Bu arada annemin sağlık tstleri temiz çıkmış. 3 Ay sonra tekrar genel kontrolü var ama bu sefer doktor demiş ki " her seferinde tomografi olmasın, bi röntgen bi tomografi olsun" annem de rahatlamış tabi.
Her kontrol zamanı içi panik oluyor, strese giriyor; haklı tabi... Ya tümor nüksettiyse yada sıçrama yaptıysa diye. Çok şükür metaztas yapmıyor ve küçülmüş. İnşallah hep böyle gider....

 Bizim kız takıyor Toprak Abisinin çantasını, başlıyor " anne men okula gidiyom şakadan" diye konuşmaya. Şakadan da niyeyse :) acaba okula gitmemek için şimdiden bize ayak mı yapıyor diycem ama öyle bir şansı olmayacak :))
Okumak önemli ve bizde elimizden ne geliyorsa yapacağız her anne baba gibi...
İŞte böyle blogger, bizde havadisler böyle.

Sizden naber?

          

11.4.16

oprah winfrey in yeni kitabı, gündem,Biten kitaplar..


Dün kızı babaannesine bırakıp, Kadıköy'e birkaç ödeme yapmaya deyip evden çıktık ve taaaa akşamına döndük. Nedense bi inişimizde de çarşıya birkaç saatte döndüğümüzü hatırlayamıyorum. :) Şikayetçi miyim? Asla....
Biraz dolaştıktan sonra ki ele ele dolaşmayı çook özlediğimizi fark ettik bayağı bir önce beyimle, bu dolaşmalar o yüzden bize çok iyi geliyor.
Efendime söyliyeyim tabi dolaş dolaş sonra midemiz sinyal veriyor; acıktık yemek yeee... :)
Bizde bayadır gidelim bie deneyelim dediğimiz küçük esnaf lokantasına gittik. İyi ki gitmişiz, enfes bir lezzetli bir yemek oldu.
Gittiğimiz yer Kadıköy'de ara sokak da küçük bir yer olan Menemenci. Her daim kalabalık oluyor. Nasıl olmasın ki menemen-çay ve ekmek üçlüsünden daha gzel bir karın doyurmaca olur muydu? Velhasıl eğer yolunuz düşerse es geçmeyin, uğrayın.
Ara ara böyle yerleri keşfedelim dedik beyimle, çünkü küçük ama lezzetli o kadar çok esnaf lokantası var ki... Mekanın yeri de KAdıköy'de rıhtım da Osmanağa Camisi vardır. Hemen oracıkta bir de Altınoğlu Pastanesi vardır. Heh işte pastanenin yanında ki sokaktan girin yokuş yukarı çıkın sağda göreceksinizdir efenim Memenenciyi. :)



Tabi karnımız bir güzel doyunca hava da mis gibi olunca biz yine sokaklara daldık ve yürüdük.. Almak istediğim bir kitap vardı; Oprah W. yeni kitabı "Artık Biliyorum" Penguen Kitapevi ilk durağımızdır her zaman bizim. Çünkü orada ki çalışanlar hem kitaplar hakkında bilgilidir daha doğrusu onlar da birer okuma sevdalısıdır hemde güleryüzlüdür... Orada olmayınca hadi dedik Nezih'e de bir soralım. Daha önce tanıtımını görmüş ama tarihi tamamen unutmş olmamıza rağmen denk geldik çook sevgili Emre Kongar'ın imza gününe. Yanım da kitabı yoktu ama sorunda değildi. Hemen oracıktan okumadığım bir kitabını aldık ve hem imzalattık, hem sohbet ettik hem kendisinin sohbetini dinledik. :)

 Bugün de evdeydik elbet dünün yorgunluğu anca çıkar değil mi? Dün gezerken Can'ım canı ev keki istemiş birde gece onu yaptım. Bugüne bize de kaldı çok şükür :)))))))
Kahve yanına iyi bir lezzet oldu, kitap olarak da klübümüzün bu ayki kitabı olan Senelerce Senelerce Evveldi/Selçuk Altun okuyorum.

Ayasofya'nın Gizli Tarihi/Pelin Çift Erhan Altunay. kitabı da bir solukta bitti. Kitabın güzel yanı çok fazla detaylarla sizi boğmuyor ama detayları da az olan bir kitap değil. Elinize alıp Ayasofya'nın içini gezeerken de kitaptan bilgi alabilirsiniz. O kadarda yalın, sade yazmışlar kitabı. Hep aklımızda olan sorularla ve daha önce başka bir yerde görmediğimiz fotoğraflarla hazırlanmış kitap.