günlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
günlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29.12.21

Güne dair....

 Geldik son haftaya.... Bu sene sıkıcı, üzücü ama aynı zamanda da dolu dolu bitiyor. Okulların tam zamanlı açılması Umay kız ve çocuklara o kadar iyi geldi ki.... Evet hastalık bitmedi, hep bi tedirginlik var lakin ruh sağlıkları için çok iyi oldu.

Masa tenisini haftada üç günden beş güne çıkarttılar, hatta ilerleyen zamanlar da altı, yedi bile olabilir dedi hocası.... 😬

Umay Kızın yorumu ; anne çalışan kadınlar gibiyim. Altı gün yoğun bir pazar kalıyor bana... Diye 🙈 🤣 

Bu senenin söyle bir analizini yapinca çok da iç açıcı değildi kendi adıma. Resmen bu pandemi içimi sömürdü diyebilirim. İşin garibi o en yoğun dönemler de moralim ve umudum çok yükseklerde idi. Ama son bir kaç aydır bakıyorum, o dönemin acısı şimdilerde çıkıyor.... Artık bir çok şeye bakış açım değişti, yorumlarım, duygularım çok yoğun. Hemen her şeye göz yaşım doluyor.... Neyse fazla uzatıp yeni yıla bir kaç gün kala olumsuz yazıp, konuşmayayım dimi...... 

Sınıftan arkadaşlarla geçen akşam yeni yıl yemeği yedik. 6 kişi idik. Anladım ki çekirdek Bi grup okusuyir ve sonrası hep onlar bir araya geliyor. ( tecrübeli okul anneleri beni anlayacaktır)

Bunun dışında hayatımda her şey aynı.... Hem iyi bisey hem de kötü bence....

Hadi birazda okuduğum kitaplardan bahsedeyim. Öncesi ise yeni yıl hepimize, dünyaya barış, ekonomik kalkınma, umut getirsin. Bide sevdiklerimizle dağa uzun zamanlar geçirelim :)) amin 🙏🏻


Hepsini çok büyük keyif ile okudum. Tabi bir kaçının hikayesi acıklı idi lakin anlatım dili muhteşemdi.


14.12.20

Biraz Ruh Hallerim biraz kitaplarım....



Televizyon ile aram oldum olası iyi değildir. Zaman kaybı gelir bana. Elbet izlediğim diziler veya filmler oluyor ama o kadar. Hatta eğer takip ettiğim dizi artık uzatmaları oynuyorsa onu da izlemeyi bırakıyorum....
" Masumlar Apartmanı" takip ettiğim yerli dizilerden ve gerçektende çok başarılı buluyorum. Umarım en fazla iki sezondur ve uzatmazlar...sonra büyüsü kaçıyor saçmalamaya başlıyorlar.
Onun dışında rutin ev halleri.... Neredeyse hiç dışarı çıkmıyoruz. Tabi ilerde bu ruh hali nasıl bir zortlama ile meydana çıkacak bilemiyorum..... Bazen ruhum çok daralıyor. Tabi öyle ruh halimi yansıtacak bir lüksüm yok.... malum ben somurtursam muhtemelen Umay'da sorunlu ve sıkıntılı olacaktır. Aslında bir yandan da Umay'ın varlığı bize bu sıkıntılı günlerde destek ve güç veriyor.....
Hoş uzun zamandır sinirli bir tip olarak dolaşıyorum, fark ettiğimde toparlanıyorum ama daha çabuk kızabiliyorum. Normalde sabırlı olmama rağmen o eşik bazen aşılıyor... hiç hoşuma gitmesede.... arada fire veriyorum.... kafada deli sorular tabi.....
Sonra haberleri izliyorum, ekonomi haberlerinde yine duygularım alt üst oluyor.... geçen gün "kağıt toplayıcı" bir babanın haberi vardı. Cebinden faturalarını çıkarttı ve yasak da olsa nasıl işe çıkmamayım abla söylesenize diyordu. 4 çocuğu varmış... Bu sefer bu durumuna kızıyorum." ulan diyorum madem durumun yok dört çocuk neyine?"
Sonra da böyle düşündüğüm için kendime hem kızıyor hem utanıyorum.... sanki benim haddime yargılamak... sen kendine bak diyorum....
Tabi birde bu durum var kafamı kurcalayan.... Bazen Umay kızda söylüyor "anne kardeşim olsa, size demezdim gelin benle oynayın diye"  diyor... o zaman içim fena oluyor....sanıyorum ki bu durumda beni sinirli yapıyor. Çok fazla gelgitlerim var... 
Aklen düşündüğümde "yeter bir tane diyorum ama kalbimi dinlediğimde, bi kardeşi olmalı diyorum... "
"
sonra yaşım geliyor aklıma... bu yaştan sonra nasıl olacak diyorum?.... hem kuraklık olacak, susuzluk baş gösterecek diyorlar... al işte diyorum, gelde bu dünyaya çocuk doğur...
Velhasıl dururum iki ucu boklu deynek... Ve çok fazla aklımı kurcalayan bir durum bu konu benim için.......
Sonra yine diyorum ki; nede olsa tek çocuk bir tek Umay olmayacak... bazen kardeşten öte dostluklarda kuruluyor...  vs...
amannnn uzatmayayım... işte... evde durdukça sarıyorum anlayacağınız......😒😔😕

Tabi güzel anlarda oluyor bunlar benim içimde yaşadıklarım... Umay'ın "canım annecim"diye sarılması, ne güzel bir gündü, nasıl eğlendik demesi beni hemen normale döndürüyor...
Cumartesi günü önce ma aile temizlik yaptık, sonra da zencefilli kurabiye ve sonrası da kurabiyeleri süsledik. Bütün gün ağzı kulaklarında dolaştı bizim kız. ve her sohbet edişimizde " kurabiyelerden konuşalım" deyip deyip durdu. Hal böyle olunca bizimde ağzımız kulaklarımızda dolaştık....
Pazar günü pazar keyfi ile geçti, pinekledik. Haftaya doping gibi başladık. Herkes yerini aldı 😁
Normalde kitaplarımı okurken pek liste yapmam elimdekilere bakar ve o an canım hangisini isterse onu okurum...
Bu ay bir değişiklik yapıp beş kitap belirledim. İkisi grup okumasıydı. Seneye de liste yapmayı planlıyorum, biraz dağınık okumaya ara vereyim nede olsa uzun zamandır dağınık okuyorum....
 Bu ay bitirdiğim kitaplardan biri de...
                                         KARANLIĞIN YÜREĞİ/ JOSEPH CONRAD



İlk defa okuduğum bir yazar #josephconrad 
Tabi kitabı okumadan önce biraz araştırma yaptım.  
Okuduğum notlarda diyor ki;
Conrad’ın erken sayılabilecek döneminde birbiri ardına yazdığı büyük eserleri, İngiliz edebi modernizminde bir çığır açmıştır. Lord Jim (1900), Karanlığın Yüreği (1902), Nostromo (1904), Gizli Ajan (1907), Batılı Gözler Altında (1911) gibi romanlarda sergilediği ustalıkla dönemin İngiltere’sine aradığı taze kanı kazandırmış ve eleştirmenlerden takdir kazanmakta gecikmemişti; buna rağmen bugün başyapıtı olarak kabul edilen romanları ona o dönemde maddi başarı getirmemişti. Rahat yaşamaya ancak denizde geçen bir aşk romanı olan Chance’i (Talih, 1914) yayımladıktan sonra başladı. O yıl oğullarıyla birlikte memleketi Polonya’yı ziyaret etti. Conrad hayatı boyunca yazmayı sürdürdü.

📌📌📌James Joyce, Graham Greene, Virginia Woolf, Ernest Hemingway ve George Orwell gibi yazarlar Conrad’a borçlu olduklarını sıkça dile getirmektedirler. Edebiyatta modernist akımın öncülerinden kabul edilen yazar, bugün İngiliz ve dünya edebiyatının köşe taşlarından biridir.
📌📌 kendi yorumuma gelirsek,  okurken sizi denizcilikle ilgili detaylara boğmuyor. Daha çok duygulara,  kişi psikolojisine ve beyaz insan- siyah insan, yerli halk arasında ki hiyerarşiden bahsediyor..... 

Arka kapak yazısı şöyle;

Roman, sömürgecilik olgusunu incelerken, roman kahramanı Mar­low’un karşılaştığı üç farklı karanlığı; insan eli değmemiş Kongo’nun karanlığını, Avrupalıların yerlilere yaptığı zulmün karanlığını ve her insanın içinde gizli olan kötülük yapma arzusunun karanlığını ele alır. Conrad Kongo Nehri’nde bir teknenin kaptanı olarak çalıştığı sırada, kendisi de Avrupalı sömürgecilerin acımasızlığıyla karşı karşıya kaldı ve zulümden, binlerce filin öldürülmesine neden olan fildişi elde etme hırsından, sömürgeci yaşamının nafileliğinden nefret etti.  

Karanlığın Yüreği de, aslında insanoğlunun ruhundaki karanlığın derinlerine yapılan bir yolculuktur. Conrad bütün bu olumsuzlukları aktardıktan sonra, şu temel soruyu soruyor: “Tanrı insanı bunları yapsın diye mi en üstün canlı olarak yarattı?” 

Diğer kitaplarınıda ekledim bakalım listeye 🙈 Aslında en merak ettiğim eseri "Nostromo" onda da yayınevinde kararsızım. Bir kaç yayınevi çevirmiş. Malum çeviride önemli. Okuyanınız varsa, fikir verirse çok sevinirim. :))

2021'de okumayı istediğim serilerden biri de "DUNE" serisi. Tabi bu ara bolcana paylaşımı dönsede eşim vasıtası ile zati kitaplığımızda vardı. Hatta bizde ki  Kabalcı serisi idi lakin bu seri çıkınca eşim almak istedi. Vakıf Serisi de var okumak istediğim ama o bildiğiniz külliyat gibi... ona biraz daha var.
Bir de elimde olan kitaplarım var onlarıda bitirmek istiyorum...

Velhasıl böyle....... Sizden naber? diye de sormak isterim :)
Selam ederim...🙋

29.4.20

Güne dair...biten kitaplarım.....!!!

Selaammmmmmmmm.

#evdekal çağrısına uyarak neredeyse bir buçuk ayımız bitiyor. Markete de beyi tayin ettik :)))

Zor günler gerçektende. Her ne kadar sayılar artık düşmeye başlasa da endişe devam ediyor içimizde. Haberlerde birde dışarıdakileri gösteriyorlar ve onlarda hani diyorlar ya ; evde otur otur sıkıldık abi bir hava almaya çıktık" cümlesine inanamayarak izledim, dinledim.
Bugün ilaç yazdırmak için Aile Hekimliğine gittim. İnanın eve dönene kadar, içimden hep bir yere dokunma, elini yüzüne götürme Gülşah söylevleri çektim kendime.
Evet hele çocuklu olunca evde zaman biraz daha hareketli geçiyor. Biraz ondan biraz bundan derken bir bakmışız akşam olmuş.
Etkinlikler yapmaya çalışıyoruz. Biraz da dikkat güçlendirici kitaplarımız vardı onları yapıyoruz. Lakin bizim en büyük sorunumuz bizim kızın tek başına oyun oynamaması. Elbet devamlı değil ama serbest zaman uyguluyoruz ve onda bile tek bir şey yapmak istemiyor. Tabi biraz bende de kabahat var, nasılsa bir daha bu yaşlara gelmeyecek deyip birlikte bir şeyler yapıyoruz. Hiç bir şey olmasa ben kitabımı okuyorum oda ya çizgi film açıyor ya da gelip dibimde oturuyor.
Bana göre Merter daha net ve kararlı bu konularda. Ama bende şu açıdan bakıyorum; tek çocuk ve bende kendisini yalnız hissetsin istemiyorum. Belki yanlış yapıyorum ama böyle hissediyorum. Bu konuyu bir araştırayım. hatta sizde bana yardımcı olsanız :)
Bazen içimde ki sesi dinlemek istiyorum ve dinliyorum. ama bazende ya ilerde onun için yanlış bir şey yapıyorsam düşüncesi de oluyor... Aman be diyorum sonra, annelik iki ucu boklu deynek  gibi.........Eminim analarımız bu kadar düşünmemiştik, ama bak bize gayet sağlıklı bireyleriz... değil mi?! :)
Hala ekmek yapmadım..... :))) İg'de bayağı dönüp dolanıyor. Ve çok hoşuma gidiyor lakin nedense gözüm pek yemiyor ekmek yapmayı. Belki zor değildir ama ne bileyim... biz bu ara yemeğe ve tatlı olayına sardık.
Bir ara düzenli spor yapmaya başlamıştık ama oda kaldı.
Sadece Umay'a düzenli jimnastik yaptırıyoruz ki bacakları kapanmasın.



23 Nisan Ulusal Egemenlik Çocuk Bayramı'nın 100.Yıl vesilesi ile evde de bayram havası yaptık. Camları bayraklarla, balonlarla süsledik. Akşamınada balkona çıkıp İstiklal Marşımızı söyledik mahallece.
Çok güzel bir sinerji oluyor böyle durumlarda....
Düşünüyorumda koskoca 100 yıl geçmiş ve yattıkları yerler nur içinde olsun Atatürk ve şehitlerimizin, bu ülke toprakları için gövdelerini siper eden atalarımızın...

Tabi aralarda da kitap okuyorum. Bu ara pdf okumaya bayağı sardım. Listemde olan eski kitapları bulmak daha kolay oluyor.

1Nobel1 Klasik grubumuz ile "Nişanlılar/Alessandro Manzoni" kitabını okuduk.

Ne tuhaftır ki bu kitabı daha önce seyyar eskicilerin arabasında görmüş ve kapak fotoğrafı ve arka kapak yazısı sebebi ile almamıştım.
Sonra grup kitabı olunca da okumak zorunda kalmıştım....
İyi ki ama iyi ki okudum/k.
Ve mutlaka okuyun diyeceğim kitaplardan oldu. Hatta bu kitap o dönemlerde okullarda okutulmuş. Çünkü bir döneme "veba salgını" dönemine denk geliyor ve yazarda bunu tarihi roman şeklinde yazıyor.
İnternette biraz araştırınca ki kitabın ön sözünde detaylı bilgiler var, hatta fotoğraflar da var ki daha hoş olmuş kitap. :) Birde bizim de şuan yaşadığımız pandemi dönemi düşünülürse kitap daha bir anlamlı oldu.
Her ne kadar başlarda nişanlı bir çift anlatılsa da o dönem yaşanan olaylar, din adı altında insanların sömürülmesi ama bir yandan da iyilik yapmak isteyen rahiplerin olması...derken savaş ve veba salgının baş göstermesi... sonrası açlık, hastalık, ölümler, toplu gömülmek zorunda kalanlar derken..... okurken tam bir edebi şölen.
Bana göre kitap tamaman kapak fotoğrafının azizliğine uğramış....

Şöyle der kaynaklar;

On beş yıl boyunca temel yapıtlarını ortaya koyan Manzoni 1830’a doğru, İ promessi sposi (Nişanlılar) adlı ro­manının kendisine yalnızca İtalya’da değil tüm Avrupa ülkelerinde ün ka­zandırmasından sonra edebiyat ala­nında yazmayı bırakıp yalnızca bilimsel çalışmalara yöneldi. Milano’da ya da kent dışında, siyasal olaylardan uzak gösterişsiz bir yaşam sürdü. Ama düşüncelerinin hiçbirini inkâr etmedi. İtalya’nın birleşmesi sırasın­da, hükümet tarafından senatörlüğe getirildi. 28 Mayıs 1873’te ölünce, ül­kenin her yanında gösteriler düzen­lendi; Milano halkı da mezarını yap­tırdı.

İ Promessi Sposi (Nişanlılar)

Bir tek romanı, yani İ promessi sposi (Nişanlılar, 1825-1827) Manzoni’nin ölümsüzleşmesine yeterli oldu. Bu ro­man, çok daha uzun, olayları ve diya­logları bakımından daha tiyatrosal olan ve Manzoni’nin ayıklayarak kı­salttığı Fermo ve Lucia (1821-1823) adlı bir romanın yeniden yazılmış son biçimiydi. Manzoni, Walter Scott’un etkisinde kalarak yazdığı İ promessi sposi’yi “köylülerle, soylularla, rahiplerle, yargıçlarla, büginlerle, savaş ve açlık”la doldurmuştu. Bu kişiler ve olaylar, ilginç olmaları nedeniyle değil, bir toplumsal gerçekliği yansıttık­ları için bu romanda yer alıyorlardı ve Manzoni böylece bir tarih tablosu çizmiş oluyordu.

İ promessi sposi Milano’da ayaklan­manın patlak verdiği Kasım 1628 olaylarıyla başlar ve 1630 veba sal­gınıyla sona erer. “Nişanlılar”, yani Renzo ve Lucia romantik kahraman­lar olmaktan çok, bir toplumsal serü­ven, yani Mantova veraset savaşları içinde kaybolmuş alçakgönüllü tanık­lar ve küçük insanlardır. Aşırı bir ger­çekçilik ve yırtıcı bir alaycılık, İ pro­messi sposi’yi bir toplumun modern tablosu haline getirir; burada “feodal anarşiyle ve halk anarşisiyle birleş­miş en keyfi bir hükümetin etkinlikle­ri” göz önüne serilir.

Yetkinlik KavgasıManzoni, “temelinde doğru bulunma­yan her konuyu, önceden mahkûm edebiliriz,” diyordu. Titiz bir tarihçi ve devrimci bir edebiyat kuramcısı olan Manzoni, Hıristiyanlığın,en bü­yük esinler olan aşkın, yurtseverliğin, adaletin ve iç barışın kaynağı olabi­leceğini göstermek istemiş; yetkin ola­bilmesi için kesinlikle edinmesi gere­ken ahlaksal değeri edebiyata kazan­dırmayı amaçlamıştır. Yetkinlik kay­gısıyla da, yapıtlarını yavaş yavaş ve büyük bir titizlikle hazırlamıştır. Manzoni’nin yukarda belirttiğimiz ya­pıtları dışında odları (İl cinque marsi [Beş Mart, 1821]; Marzo 1821 [Mart 1821,1848]),trajedileri (Carmagnola, 1819; Adelchi, 1822), tarih, dil ve din konusunda yapıtları vardır.


Diğer kitabım çocuk kitabı aslında. "DEDEM BİR KİRAZ AĞACI"

Lakin okurken içiniz ısınıyor. Biraz hüzünlü olsa da çok keyifli idi. Hatta kızımada almam gerek diye düşündüm.

Konu Özeti

Tonino, köyde yaşayan dedesiyle anneannesine düşkün bir çocuktur. Onların köydeki sevgi ve eğlence dolu yaşamı, Tonino için anne babasının baskısından uzak, özgür günler anlamına gelmektedir. Annesi doğduğunda dedesinin dikmiş olduğu kiraz ağacı Felice ve anneannesinin beslediği akıllı kaz Alfonsina, Tonino için çok özeldir. Hele, yaşamındaki önlenemez değişiklikler, Felice ve Alfonsina’ya yepyeni bir gözle bakmasına neden olacaktır…

Yazar aynı zamanda ödüllerde almış başarılı bir kadın. Bu kitabında da hissetiğiniz sıcaklık sizi anılarınıza götürüyor. Birde içinde ki resimler daha bir hoşluk katmış.
(İtalyan edebiyatının güçlü yazarlarından, Hans Christian Andersen Ödülü sahibi İtalyan edebiyatının güçlü yazarlarından, Hans Christian Andersen Ödülü sahibi)

Gerçekten de çocuklar için büyüklerle zaman geçirmek tam bir hazine. Tabi büyüğüne ve sevgisine göre değişir.

Mesela bizim Tonino'nun babanesi ve dedesi benciller ve kendilerini düşünüyorlar. Ama ananesi ve dedesi ise tam bir hazine çocuk için. Bahçedeki ağaç, hayvan sevgileri, doğa ile uyumlu yaşamaya çalışmaları, yaşlarının getirdiği rahatsızlıklar ve derken torunları ile geçirdikleri keyifli zamanlar....




14.4.20

Günlük Haller... Biten Kitaplar...

Günler günleri kovalıyorken evde level atladık diyebilirim. :)
Haberler hem iyi hem kötü.... fısıltı haberlerde cabası...
Neyseki havalar açtı ve balkoa çıkıyoruz gündüzleri. Umay sabah ve akşam öğünlerimizi orada yemek istiyor. Etrafımızda ağaç ve yeşillik olduğundan kuş sesleri de bolcana. :) Gerçektende ruhuma çook iyi geliyor.
Birde devamlı karamsar olan tiplerden değilim. Muhakkak bir artı yön bulurum kendimce.
Tabi ara ara daralmalar oluyor...sonra hop başka bir bakış açısı geliştiriyorum kendime...
Birde anne olunca anladım ki daha güçlüyüm. Eğer ben kendimi koyverirsem çocuğum napsın...modundayım... Elbet herkesin kendine göre başa çıkma yöntemleri oluyor. Benimki de "çocuklar rol model aldıkları"için daha çok pozitif yönde.
Tabi bugünleri ucundan kıyısından anlatıyor, yanında konuşuyor bazende haberleri izliyoruz.
Bir şekilde izole yaşayamaz ve yaşamamalı.... her ne kadar anlamlandıramasa da biliyor ki şuan bir hastalık var.
Arkadaşlarımızla konuşuyoruz. Özleştik tabi.... hele o "hadi Kadıköye'e iniyorum sende gel kahve içeriz" telefonlarını çok özledim. :)
Devamlı öğlene ne yemek yapsam,akşama ne yesek sorusu dilime sık gelmesede aklımda. Bazen canım hiç yapmak istemiro ve Merter sağolsun orada bana destek çıkıyor ve giriyor mutfağa.
Sabahları zor uyanıyorum. Son bir ka. senedir böyle bir sorunum var kendimle. Tabi bunda gece geç yatmalarımda etken, şekerli gıda çok tüketmemde.........
"Ne zaman bitecek bu süreç?" sorusuda beynimde..... hepimiz gibi..... sıkça sormasamda sonumuz nereye gidiyor diyorum...o kadar çok "yapay zeka"dan ve digital ortama geçişden bahsediliyor kiii...biraz gözüm korkuyor bu terimlerden.
Evet belkide gelecek nesil bunlarla haşır neşir olacak...lakin benim neslim için daha erken gibi.....
Bu arada belki sizede fikir olur yaptığımız ve kızla beraber bizimde keyif aldığımız bir etkinliği paylaşayım.
Geniş bir leğende ılık su ve bebe şampuanını iyi karıştırıyorsunuz. Elinizle hızlı hızlı çırpıp köpük yapıyorsunuz. Sonra da o köpükleri koyu renk sulu boya ile boyuyorsunuz....

Basit ama keyifli bir etkinlik. :)
Serbest zamanlarımızda ve Merter ile oynadığı, etkinlik yaptığı zamanlarda da kitap okumalarıma devam ediyorum. Birde geceleri çok okuyorum. İŞte hep bundan sabah kalkamamalarım. Ama bu süreçte yapacak bir şey yok.
Biraz daha büyüdüğünde bize zaman daha çok kalacak diye düşünüyorum....

Kitaplarıma gelirsek;




                                                                    

                                                                                                                               "Göğü Delen Adam/ Erich Scheurmann"

Pdf olarak okudum kitabı. Uzun süredir merak ettiğim kitaplardandı. Biraz felsefi birazda yaşama dair bir kitaptı. Kitabı okurken aklıma "Aborjinler" kitabı geldi. Hemen hemen aslında hayata ve doğaya dair felsefeleri, bakış açıları ve yaşam biçimleri aynı.

Papalagi denince beyazlar ya da yabancılar anlaşılır. Ama sözcüğü sözcüğüne çevrilirse göğü delen anlamına gelir.
Samoa'ya misyoner bir yelkenliyle gelmişti. Yerliler bu beyaz yelkenliyi ufukta bir delik olarak gördüler, beyaz adamın içinden çıkıp kendilerine geldiği bir delik. O, göğü delip geçmişti.

Yüzyılımızın başlarında yayımlanan Göğü Delen Adam bugün artık yeşil bir klasiği olarak okunurken, başlığının kaynaklandığı şiirsel metafor, bir de düz anlam içermeye başlıyor; çünkü Papalagi sonunda göğü gerçekten delmeyi başardı, 'ozon deliğinin' içinden ne tür bir yelkenlinin çıkageleceğini ise zaman gösterecek.
Ahmet Güngören / Çerçeve
diye yazıyor arka kapağında. Altını çizdiğim çok cümlem oldu. BU tarz kitaplar okudukça anlıyorsunuz ki aslında çağımızda bulunan bir çok şey yeni değil aslında...
Ve bizden önce yaşayan insanlar, gruplar, ülkeler, kabileler de boş yaşamamışlar ve bugünümüze çok büyük ışık tutmuşlar. Bu kitapta da anlatılan en önemli detaylardan biri hem kendimize hem de doğaya, eşyaya saygı ve teşekkür... Altını çizdiğim cümlelerden biri de;
Az "şey"i olan kendine yoksul der ve üzülür.
Bizim gibi, döşeği ve yemek kabından başka bir şeyi olmayıp da, gözleri bizim gibi parıldayan, şarkı söyleyen tek bir Papalagi yoktur. Beyaz dünyanın kadınları, erkekleri bizim kulübemize gelseler yanıp yakılmaya başlarlar. Hemen ormana koşup odun toplarlar, kaplumbağa kabuğu, cam, tel, renkli taşlar, artık ne bulurlarsa sabahtan akşama dek ellerini kollarını oynatıp Samoa evini irili ufaklı "şey"lerle doldururlar.
Hepsi unufak olacak, ateşi gördü mü yanıp kül olacak, güçlü bir tropikal yağmurda eriyip gidecek ve her seferinde yeniden yapılması gerekecek "şey'lerle.

Bu kadar çok parayı ne yapacaksın?"
diye soracak olsan, "Bu dünyada giyinmekten, açlığını ve susuzluğunu bastırmaktan başka ne istersin?" desen, söyleyecek söz bulamaz, ya da "Daha çok para istiyorum, daha çok, daha çok," der. Böylece sen de, paranın onu hasta ettiğini, bütün duyularını ele geçirdiğini anlarsın.    

Diğer kitabımda;

"Şakayık/ Pearl S. Buck"


İlk yazarı "Çin Sarayında Bir Bakire" kitabını okumuştuk ve yayınevinin azizliğine uğramıştık. Hem çeviri kötü, hem kısaltılmış metin,hem bir sürü hata ile dolu kitaptı. Yalnız ben yazarın bir kitabı daha okuyup karar vermek istiyordum. Bir gün çarşıdan eve dönerken, bizim burdaki 2.el eşya dükkanın önünde kitaplarda vardır. Bir bakayım dedim ve Şakayık kitabına denk geldim yazarın. Hatta kararsız kaldım. Sonra da en kötü kütüphane veririm diyerekten aldım.
İyi ki de almışım. Çok güzel bir çeviri ve anlatımı vardı.
Yine Çin'de geçen bir konusu vardı. Evin halayıkı(Şakayık) ve evin sahipleri arasında geçen, yaşanana olaylar, olaylara bakış açısı, yorumlardan oluşan aşkda olan bir kitaptı.
Ev halkı Yahudi'dir. Evin oğlu David ile annesinin en yakın arkadaşının kızını beşik kertmesi yaparlar ve olaylar gelişir. Yalnız bazı yerlerde yazar bildiğiniz ters köşe yapıyor.
Aile içi iletişimin önemi ortaya çıkıyor. Bazen bizim düşündüğümüz şeyin karşı tarafa iyi gelmeyeceğini anlayamıyoruz. Onun için verdiğimiz kararın doğru olduğunu, kişinin yararına olduğunu düşünüyoruz.....
Ve sonuda çok çok iyiydi. Tabiki
sonunu YAZMIYACAĞIM 😁

Mart ayında okuduğum diğer kitabımda; 

                                                                                                                                Marilyn Monroe (Melankolik Sarışın) / Nilgün Taylan

Dün gece diğer kitabım bitince, şöyle ağır duygulara sürüklemeyecek bir kitap okumak istedim.
#marilynmonroe nin hayatının özeti bir kitap.
Bazı genlerimizin nasılda yakamızı bırakmadığına şahit oldum bu kitapta. Aileden gelen anksiyete geni, manik depresif bir hayata bakış.... Tek isteğinin muhteşem, ünlü bir aktrist olmak... Zor bir yaşamı olmuş ve çok erken ayrılmış bir kadın........
Ara kitap olarak okudum. Bilgiler kısa kısa anlatılmış.

Diğer kitabımda;
                                         "Nickel Çocukları/ Colson Whitehead"


yüreğimi dağladı..... Şöyle bir cümleyi not ettim ve aslında kitabın özeti gibiydi kendi adıma....
"Sıradan bir yaşam sürmenin basit hazzından bile mahrum bırakılmışlardı....." Aslında bu cümle özet gibi olmuş...."
Yaşanmış bir olaydan kurgu bir yer yaratarak yazmış #colsonwhitehead 👉🏿👉🏿 Bu ırkçılığı, bu beyaz insanın kendini üstün görme egosunu, her şeyi kendine hak zannetmesini bir türlü aklım, yüreğim almıyor.. Ki hala günümüzde de devam eden bir olgu.... O çocuklara yapılan eziyetleri okudukça içim parçalandı.... Vallahi de billahide insanlığımdan utanıyorum.........
Konusuna gelince "ısşah evi" adı altında kimsesi olmayan ya da olsa bile araya ı soranı olmayan çocukları toplayıp, ıslah ettikleri tabi bu kendi tabirleri.....
Velhasıl..... Okuyun derim.....

Diğer Kitabım;

"Günler Aylar Yıllar"

Bir Kutu Kitap ile geldi kitabım... Yine yüreğe dokunan, sizi düşündüren kitaplardan.
Günler Aylar Yıllar, hayatın zorlukları karşısında hep diri kalabilen bir umudun romanı.

Kuraklık, Balou Sıradağları’nda tüm yıkıcılığıyla baş göstermiştir. İnsanlar çareyi evlerini terk edip su ve yiyecek bulabilecekleri yerlere kaçmakta bulurken geride sadece ihtiyar ile kör köpeği kalır ve bu iki kader ortağı, birkaç damla su, bir avuç mısır tanesi, bir karış gölgelik peşinde dolanır durur. Günleri, geceleri en sert, en çetin koşullarla sınanır; zamanın ve mekânın izleri silinip iskeletleri daha da belirginleşirken önlerindeki yollar da gitgide çatallanır. Bu zorluklardan geriye kalan, olağanüstü bir varoluş inadıdır.


Bu sıralar okuduğum kitaplar hep yürek burkanlardandı.........

Böyle işte.... selam ederim arkadaşlar....

5.11.19

Günlük.... A. Zambra ve H.Ergülen...

Hoş geldin kasım ayı...aslında bana pek de hoş gelmedin.  Annemi kaybedeli bu ay 3 yıl olacak...... İyi ki rüyalarımız varda dayanması biraz daha iyi oluyor..   Hemen hemen iki üç günde bir rüyamda görüyorum annemi. Belki bilinç altımın oyunudur bilemiyorum lakin iyi geliyor ruhuma.
Geçen gün Umay'a sordum. Ananeni hatırlıyor musun?diye....
🍁" hatırlıyorum anne,  hep örgü örerdi" dedi..peşinden de "anne, ananemi çok özledim" dedi.
Tabi benim göz yaşlarım içime aktı. Bende çok özledim Umay deyip konuyu değiştirdim. Biliyordum ki ben ağlarsam bizim kız da ağlayacaktı.... Gerçekten  de annem örmeyi; dantel olsun örgü olsun çok severdi. Öyle hatırlaması çok daha iyi kızçemin.

Okulların açılması ile nasıl bu kadar hızlı zaman akıyor anlamıyorum. Şunun şurasında ne kaldı yeni yıla? Geçen sene hiç bir  karar almamıştım. Zaten ondan önce aldıklarımın da yarısını gerçekleştirmiştim.
Bu yıl yeniden yazasım var defterime.


Gelsin yeni planlar, kararlar 😊 artık ne kadarı gerçekleşir onları da bir sonra ki yıl analiz ederiz. 😁



Proust okumalarımız devam ediyor. Araya ince kitaplar ekleyerek okuyorum. Olay örgüsü ve kısa cümleler olmadığından Kayıp Zamanın İzinde serisinde, ince kitaplar iyi oluyor.
Ama müthiş bir kafa Proust....

"Ağaçların Özel Hayatı /  Alejandro Zambra" ilk kez yazarın bir kitabını okuyorum. Biraz karışık geldi anlatım dili. Bir anda ileriye bir anda geriye gidiyorsunuz kitapta.
Biraz bakınınca nete seveni sevmiş sevmeyeni sevmemiş. Arası pek olmamış.



Şili'li bir yazar Zambra. Diğer ses getiren kitabı " Bonzai" olmuş. Bir kitabını daha okuyup öyle adıma karar vericem. Çünkü dolu bir yazar okuduklarıma göre.
Arka kapak yazısı şöyle;
"Şilili yazar Alejandro Zambra, İspanyolca yazan en iyi yazarlar arasında gösteriliyor. İkinci romanı Ağaçların Özel Hayatı’nda geçmiş ve geçmişin belkileri ile gelecek ve geleceğin getirebilecekleri üzerine bir hikâyeler zincirini takip ediyoruz. Ağaçların Özel Hayatı, Verónica’nın resim kursundan dönmeyişiyle başlıyor. Öğretmen ve pazar günü yazarı Julián’ın önce küçük Daniela’yı uyutmak için anlattığı doğaçlama hikâyeler olarak. Bekleyiş uzadıkça Julián hikâyeleri istemsizce kendi hayatlarına döndürüyor. Anımsayışlarla, çağrışımlarla, gözlemlerle ve bunlardan yaratılmış bir gelecekle, Daniela’nın geleceğiyle dolu özel hayatlar Verónica’nın yokluğuyla şekilleniyor, her sözcüğünde onun dönüşünü bekliyor. “Kitap o dönene ya da Julián onun dönmeyeceğine emin olana dek sürüyor.”"
Kararsız kaldığım bir kitap oldu. Nedense oturmadı bir şeyler kafamda okurken...
Karıştı, gitti....
Siz okudunuz mu hiç yazardan bir kitap?




Bir diğer kitabım; Haydar Ergülen'e ait. Sait İle Sabahattin Ali Üzerine Yazılar

“Sanki iki yazar birbirlerini tamamlamak üzere yazmışlardır. Köyleri, kasabaları, adaları, kentleri paylaşmışlar ve ikisi de gerçekliklerini en çok da yazarken kavramışlar, varlıklarına en çok yazarken inanmışlardır. Yazmak için yaşamak kadar, yaşamak için yazdıkları da doğrudur.
‘Yazmasam deli olacaktım!’ diyen Sait’tir ama ‘yazmasam nasıl ölecektim?’ diye yazının karşısına ömrünü koyan da Sabahattin’dir...” der arka kapak yazısında.

İki yazarı da ele alarak hem benzer hem benzemeyen yönlerini anlatı şeklinde yazmış Sn.Ergülen.
İki yazar da çok büyük ve önemliler bence de ve çok erken yaşta kaybetmişiz..... İki yazarı da okurken içim hep cız ediyor. Ki öykü okuyamayan biri olarak Sait Faik'in hikayelerini bambaşka keyfile, hüzünle okudum. Ve yazar bu kitabında da aslında bundan bahsediyor. Şair gibi, şşir gibi yazıyorlar ve okutuyorlar. Bir başkalar iki büyük yazar da...

Sait Faik'in insanın içine karışarak yazması, Sabahattn Ali'nin hem kişi analizleri hem toplumsal olaylara bakışı ve bunları yazıya döküşü... hep başka bir dünya....


 


15.7.19

Günlük Haller....

Gecenin şu saatlerinde ki sessizliğe tek kelime ile bayılıyorum. Şuan saat:01:30
Birde üstüne hafiften yağmur yağıyor ve sesi geceye eşlik ediyor,  bir de üstüne toprak kokusu....eeee daha ne olsun dimi ama...şükür çok şükür 🌹
   Hafif de hava serin bir şal  almalık... İşte bayıldığım anlardan biri..... Böyle zamanlar da sabahlamak isterim... Uzun zamandır yapamıyorum tabi.
   Neyse ki biraz da olsa geç yatabiliyorum, gündüzleri şekerleme de yapıyorum. 😁
Öyle olmasa zor halim.....
Sanıyorum bu hallerim de yeme biçimimin  de etkisi var. Şekerli ve karbonhidratlı yiyecekler çok tüketiyorum. İşin garibi,  biliyorum,  her şeyin farkındayım lakin yemek yemeği çok seviyorum.........
      Yalnız 40 yaşa az kaldı artık ciddi kararlar almak gerek,  sadece dilimin söylemesi yetmiyor,  uygulama da istikrar gerek....
    Vücut yavaş yavaş bazı şeylerin sinyallerini veriyor; aman Gülşah dikkat et diyor....anlayana tabi....
    Yoga ve pilates derslerine başladım. Bende sorun şu; başlamak değil de devam ettirebilmek,  bide yanında dengeli beslenmeyi öğrenirsem değmeyin keyfime....
Havalar malum... 2 haftadır havuza da gidemiyoruz...attıyoruz kendimizi ta Kadıköy sokaklarına ya da eve...
  Daha önce de demiştim ya hani,  yazın fazla kitap okuyamıyorum diye... Bu aralar  bunu dert etmediğimi fark ettim,  daha çok an-ı yaşamayı seçtim... Bu duyguda zamanla oluyormuş onu anladım. Bazı şeyler için yaşanmışlıklar gerekiyor....
Dizilerden de OutLander disizi izliyorum. Dönem dizisi,  bir de Big Little Lies....

Öyle işte....
İyi geceler,  iyi haftalar. 🌼💮


7.6.19

Günlük Haller....

Selam. :)

Bayram gezmesi bizde kısa oluyor... Babam yeni gitti Ortaca'ya, Sevdoş'umda Ortaca'da annesinin yanında... Bizde burada .:))
Sabah kahvaltıya kardeşim geldi, sonrası kıza söz vermiştik oyun parkına götürdük. Ordan kayınvalideme geçtik. Apartmanda da iki sevdiğim ablam var onlara çıktık...hop bitti bizim bayramlaşma........

Sonrası ise Umay'a yaradı hatta "anne bana bayram 4 gün" deyip deyip durdu.😊😁
Uzun zamandır "Ters Ev" e gitmek istiyordu. Maltepe Park' a gelmiş götürdük,  ordanda zıplama trapezine bindi,  aman deymeyin keyfine.
Bizde onun  peşinde pek bir  şendik çocuklar gibi 😬😊

Tabi benim alerji ilaçları yüzünden hayat kalitem o kadar düşük ki.... Sabahları çok zor kalkıyorum,  gün içi uyumak istiyorum ve devamlı bir yorgunluk halindeyim...
Bazen öyle daralıyorum ki bu alerjiden....

Öyle işte bir bayramın daha sonuna geldik. ...
Güzel bir günden kalan bir kare ile bitireyim yazımı.

Selamlar efenim. 🌼🌺

12.4.19

Biten Kitaplarım....

Yağmurlu, soğuk bir günden selam. :)

Bu aralar ev, okul arası mekik dokuyoruz. Tabi bir de okul sonrası park.
Akşam 5'e kadar parktayız. Nasıl keyifli mutlu bizim kız anlatamam. Elbet bende.

Biraz yorucu oluyor elbet, bank üzerinde oturup gözlerle devamlı kontrol... Her ne kadar geçen seneye göre daha bilinçli olsa da bırakamıyorum. Onun dışında da evde işlerim biter bitmez kitabıma gömülüyorum. Çünkü son bir kaç aydır okuma hızım çok düştü....Sanıyorum bunda İg'de fazla zaman geçirmem de sebep oluyor. Şöyle bir bakayım diyerek bir açıyorum sayfayı bir bakıyorum saatler geçmiş...Onu oku, ona yorum yaz derken....ohooo....

Mart ayını "Anne Frank'ın Hatıra Defteri" ve " Dağ Yolunda Karanlık Birikiyor / Yaşamak - Bir Çaba Hüseyin Kıran" ile kapattım.



Vikipedi'de şöyle yazıyor;
   Anne Frank'in Hatıra Defteri, iki yıl boyunca Hollanda'nın Nazilerce işgali sırasında ailesiyle birlikte saklanıyorken Anne Frank tarafından tutulan günlüğünü içeren kitap. Aile 1944 yılında tutuklandı ve Anne Frank, Bergen-Belsen toplama kampında tifüsten öldü. 


Elbet okurken içiniz burkuluyor......Yani bi çocuğun gözünden olaylar, bir hücre gibi bir evde yıllarca saklanmak, yakalanma korkusu, sırf Yahudi oldukları için uğradıkları, yaşadıkları , korkuları, mücadeleleri.....Ve hep bir umutlarının olması...

Bildiğim kadarı ile artık bu kitabı İŞ Kültür Yayınları basmayacak, anlaşmaları bitmiş. Ama bulursanız bu yayınevinden okuyun derim Can Yücel çevirisi ile.

Diğer iki kitabım da Yapı kredi Yayınları'ndan. Hüseyin Kıran ilk kez okudum. Kelimelerini sevdim ama okuduğum zaman sanırım bana uymadı. İçim biraz daraldı. Ki aslında anlatmak istediği, verdiği örnekler ve cümleleri çok iyiydi...
Daha çok toplumsal karanlığı, bizi ve bize anlatıyor... Az öz yazmış ama dolu dolu yazmış.

Arada kaldığım bir kitap oldu. Belki daha sonra tekrar okumalıyım.
Siz okudunuz mu?


25.8.18

GÜNLÜK...

İyi bayramlar  🌸

İstanbul boştu bu bayram. Tabi uzun bir tatil olması ve yaz mevsiminin de son ayı olunca herkes tatilde.
Eh pek de haksız sayılmazlar  Artık çekirdek aile modelimde yaşamamız ve her şey sanal ortamda yaşanınca pek de bazı değerler anlamlı olmuyor sanırım 
Şikayet olarak yazmıyorum hayat şartları ve zaman öyle şimdi.

Biz arefe gününden mezar ziyaretlerimizi yaptık.. Hala çok zor geliyor bana .. Ayaklarım gitmek istemese de.... Gidince de içim huzur buluyor.

Çarşamba akşamı Altınoluk'a arkadaşlarımızın yanına tatile geldik. Deniz, kum güneş..bir de hoş keyifli sohbet olunca keyfimiz yerinde  😊

Bu aralar okumalar ve film izlemeler azaldığı  😊 Tatil dönüşüne saklıyorum kendimi 

İyi geceler iyi tatiller arkadaşlar.


19.7.18

Bizden ses var... :) Karikatür Evi/ KAdıköy

Selam.

Uzun zaman olunca bloğa uğramayalı önce takip ettiğim ve okumaktan keyif aldığım blogları okudum, yorum bıraktım. Şimdi biraz da kendi bloğuma yazayım.

Hani size daha önce de demiştim ya biz devamlı parklardayız. kalan zamanlarda da evde ev modundayız.
Yalnız bu park olayı ne kadar yorucuymuş Umay büyüdükçe anladım.
Ki ben geceleri öyle üçe dörde kadar otururdum. Hele yazsa balkon keyfi yapmadan yatmazdım... "Heyyy goca güllüşah" diyorum kendime....evlat böyle erkenden yatırır işte seni, sabahın da köründe de diker ayağa.😳😬

Haftada bir gün "Ritim-Solfej-Koro" dersine başladı Gönüllü evinde kızçem. Severek gidiyor. Hemde yaz tatilini değerlendirmiş oluyoruz.

Kadıköy Belediyesi sanat ve çocuk etkinliklikleri konusunda epey iyi çalıyor. Diğer belediyeleri bilemiyorum belki onlar da çalışıyordur.

İzlediğim çok film oldu ama şuan yazacak takatim yok desem inanır mısınız? Sanıyorum bunda İnstagram'ın da etkisi var. Oradan pıt pıt paylaşmak daha kolay oluyor.

Bu aralar Cem Karaca Şarkıları , Mazhuni Şerif Şarkıları ve Selda Bağcan 40 Yıla 40 Şarkı albümlerini dinliyorum. Özellikle Cem Karaca Albümü de çok iyi olmuş. Seslendiren şarkıcılar yerli yerine oturmuş.
Kitap olarak da "Yedi Taş" okuyorum son 20 sayfa kaldı ve bir kaç gündür okuyamadım. Kendime inanamıyorum doğrusu. Akşam kız uyuduktan sonra ortalık toplayıp yatıyorum. Valla kendime inanamıyorum a dostlar......
Geçen hafta Umay'ın ders çıkışı Kadıköy-HasanPaşa'da bulunan "KARİKATÜR EVİ" ne gittik. Küçük ama samimi bir ev oldu burası.
Ayrıca karikatr dersleri de veriliyor.
Şartları çocuğun ilkokula başlamış olması. Okuma-yazma bilmesi gerekiyormuş.
Yıl içinde ufak sergiler de oluyor. Olur da yolunuz düşerse uğrayın.








Böyle işte. Ses vereyim istedim. Yine aklımda yazacak bir sürü düşünce ve yine yazamadan bitirdiğim bir yazı.
Gözleirm zor dayanıyor desem yeridir.
Biraz da kitap okuyayım ve yatayım.
İyi geceler, selamlar. :)

5.7.18

Günlük akışım. 😊

Selam.

"Allah'ım çok sıcak 🔥" modu başladı bizim evde benim için.

Zati yazlıkçı modunda yaşıyoruz. Halılar yıkamadan geldi ve serilmedi. Yere basmak iyi geliyor  😊
Sabahtan yada akşamdan parklardayız  Evde de hep bi oyun modu
       
          🌵🌵🌵🌵🌵🌵🌵🌵🌵🌵🌵

🌵Ara ara kendimi dinlerim, özelliklerimi, huylarıma bakarım içimden... Hatta yorumlarım kendimi.

Geçen bir yazı okuyunca aklıma geldi;

🗿Mesela gündüzleri çiğ köfte yemeği hiç sevmem. İlla akşam domuzdan sonra olacak. Neden bilmiyorum ama gece yiyince daha bir lezzetli geliyor. Gündüz "cık"
🗿 Kelimelere çok takılıyorum mesela. Öyle rast gele sevmiyorum kullanmayı oysa biraz relaks olmak gerek sanırım, çevremde gördüğüm kadarı ile. Eğer bir şeyi yanlış dediysem illa doğrusını söyleyene kadar konuşurum. 😬
Bazen Merter "takılma boş ver" der ama ben yapamam. Değiştirme zamanı gelmiş bu huyumu
🗿 Kısa cümle kuranlara hayranım resmen. İlla uzun anlatırım anlatacağımı. Incığını cıncığını anlatırım  Hele de başka bir olaydan bahsedeceksem illa doğru şekilde anlatmam gerek. Kendimde nedense öyle bir zorunluluk hissediyorum.
🗿Film izlerken illa başını kaçırmamam gerek yoksa eksik bir şeyler kalmış gibi hissediyorum.
Bir de filmde diyelim bir sahne oldu orada bıraktılar ya "acaba sonrası ne oldu VS.." diye merak ediyorım.
🎭 En absürd şeyleri merak eder üzerinde düşünürüm... Falan filan derken üç gün önce başladığım yazıyı hâlâ yayınlayamadığımı fark ettim  😊


22.4.18

Şekersiz 21 Gün Diyeti....iiiiiiiii......

Şu İnstagram'da epeydir dolanan bir akım var; "Şekersiz 21 Gün Diyeti" .
Yazarı bir diyetisyen. Bu diyeti yapan birkaç kişinin paylaşımlarını okudum, internetten de biraz bakındım ve başlamaya karar verdim.
Sonuçta tatlısız bir yaşam düşünemiyorum modunda biriyim ve her şeyin başı bu yapay şekerler.
Bayadır kafamda evirip çevirip duruyordum. "Gülşah artık dur demelisin yoksa işin sonu kötü olacak" diye.
Sonuçta her yıl kilo alımım da artıyor... Evet kendimi gerçekten de olduğum kilo ile seviyor ve beğeniyorum ama ilerisi için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.
Bu sebeple artık yediğime-içtiğime dikkat etmem gerek.
Netice de sağlıklı yaş almak istiyorum/z karı koca. İleriye dönük hayaller çok. :)
internetten alıntıdır görsel

Bir haftam doldu bile. İlk bir kaç gün değil de 6. gün fena tatlı isteğim geldi, onu da kahve içerek bastırdım. İlk defa iyi gidiyorum diyebilirim.
Tabi 21 gün bittikten sonası önemli, artık bunu yaşam biçimi haline getirmem gerek.
Şuan 12.gündeyim ve artık canım tatlıyı fazla istemiyor. Hatta "teşekkürler yemeyeceğim" demek hoşuma bile gitmeye başladı.
İnanın benim gibi tatlı severler için çok zor aslında. Normal de kolaydır bazıları için "hayır yemiycem" demek... Ama benim için ertelenen bi şeydi.

Artık daha az hatta çok az tıkanıyorum, sabahları daha dinç uyanıyor ve gün içinde ki uyku bastırmalarım biiti gibi....

Hedefim bunu yaşam biçimi haline getirmek.
Kendimi çok iyi hissediyorum.

Ve anladım ki bunun kilolu olmak/zayıf olmak ile ilgisi yok. Şeker hele hele glutenli ve yapay şeker o kadar tehlike organlarımız ve yaşamımız için...

Bazı bloggerlarda da okudum ve yapan var bu diyeti.
Var mı eklemek istediğiniz yada yapanınız böyle bir yeme alışkanlığı?

29.3.17

İyi haftalar.....

İyi haftalar herkese.
Zaman hızla akıyor her zamanki gibi.  Cuma günü Umay'ı aylık rutin dr randevusuna götürdük. Maşallah sağlıklıymış, gelişimi de iyiymiş. Doktor bizi 1,5 ay sonraya çağırdı tekrar.
Bizde dr çıkışı Akasya AVM'ye gittik. Bana çok ferah geldi. En çok DR olmasına sevindim ki Tepe Natılus' da  da var ama burası daha büyük. Ben ki avm hiç sevmem, kapalı yer bi zaman sonra ruhumu daraltır, ama dedim ya burası ferah aydınlık geldi bana.
Bide en çok E-Bebek olmsına sevindim.
Haftaonumuz yoğundu, cumartesi akşam çaya misafir vardı, pazar kuzenler geldi akşamına da arkadaşa biz çaya gittik veee hafta başına bu şekilde başladık. :)
Kafa Dergisinde çok güzel konular işlenmiş bu ay, tavsiye ederim.
Bideeee sizinle tasarruf hakkında çok hoş bi paylaşım okudum,  onu paylaşmak isterim.
hadi ben kaçar öptüm siziiii...

yeni bir hafta başlarken. .

İyi haftalar blog.
2.yarı dönem okul başladı. Öğretmen ve öğrencilere başarılar.
Yogun bir 15 tatil geçirdik, misafirlerimz vardı aslında misafir demeyeyim de sevdiğimiz arkadaşlarımız. Yatılı olunca daha bir keyifli geçti gunler.  Zati bizim kız seviyor kalabalığı hele o kalablığın içinde çocuk da varsa değmeyin keyfine.
Bugünde lise arkadaşım gelecek,  hazırlıklarım tamam, kız uyuyor madem hemen blog yazımı yazayım dedim. :)
Kutadgu Bilig kitabım bitti. Bende ki kısaltılmışı ve sadeleştirilmişi kitabın. Sanırım Kabalcı Kitapevinde varmış aslından çeviri. Okurken altı çizilecek öyle çok cümle vardı ki. Hani gerçekten de devlet büyüklerinin de okuması gereken bir kitap.
Kutadgu; mutluluğa eriştiren bilgi demekmiş. Adaletten, haktan, paylaşımdan bolcana bahsediyor kitap.
Birçok insan gibi hükümdarda ölümsülüğü, mutluluğu,  bilgiyi soruyor Aydoldu'ya. Aydoldu'da bilginin,  eşitliğin, paylaşımın...v.s gibi huyların öneminden bahsediyor.
Yeni kitap olarak da İnci Aral'ın Ruhumu Öpmeyi Unuttun" kitabına başladım.
Üç yeni kitap aldım kendime. Yky cok seviyorum özellikle kapak tasarımlarını ve renklerini.  Kör Baykuş'u çok beğenmiştim.  Bu sebeple yazarın diğer kitaplarını da almaya karar verdim.  Elimdeki kitap biter bitmez okumak için heyecanlanıyorum.
Haydin ben kaçar.  Miafirimle çay keyfi yapıcaz. :)

17.10.16

Hastane Günlüğü 2

Bizde haberler biraz iyi. Annem devamlı uyudu geçen hafta, doktorlar normal dese de biz hep yüreğimiz ağzımızda dolaştık....
Doktoru boş bir anında yakaladığımda sordum, normal midir bu kadar uyku. O da bana dedi ki, beyin ameliyatını diğer ameliyatlar gibi düşünmeyin... uzun bir süreç sizi bekliyor. Zordur bu tür ameliyatlar.....
Tabi dr böyle güzel güzel anlatıyor belki günde kaç kişiye aynı şeyleri ve daha fazlasını anlatıyordur..,Gelde hasta yakını olarak bize anlat.... Doktorun ağzından çıkacak bir tek laf bir kelime bile o kadar önemli ki...,
Annem henüz sağlıklı bir şekilde yürüyemiyor, devamlı uyku halinde ve yemeğini de zor yiyor... Ama  annem azimlidir, hatta uyandığında kendi de diyor, ben neleri atlattım bunu mu atlatamayacağım, bunu da yenicem...,
bazen de yoruldum gülşah diyor, hakkınızı helal edin.... tabi o öyle diyince bende de ipler kopuyor, gözlerim doluyor...
Anlayacağınız zor duygular, her ne kadar güçlü olmaya çalışsam da arada akıyor yaşlar gözlerimden...
En büyük inancım annemin dirayetli olması, bizim ona inanmamız ve abla olmam, anne olmam beni biraz daha güçlü olmaya itiyor......
İlk zamanlar ağladığımda Umay, ağlama anne deyip oda başlıyordu ağlamaya... Sonra dedim ki kendime Gülşah kendine gel annen hayatta henüz hiç bir şey bitmedi....,
İşte o zaman dedim ki Gülşah sen aynı zamanda bir annesin sorumlulukların var çocuğuna karşı....
O yüzden hayat ne sunarsa elimden geldiğince göğüs gereceğim......
Bilmiyorum belki de o kadar güçlü de olamam... ama oda dert değil insanım ve duygularımı yaşamam gerek diye kendime telkinler veriyorum yoksa ayakta duramami yıkılırım....,,

Bugün eşim yanında annemin, video çekip yollamış, oturuyor ve yemeğini kendi yiyor demek ki annem de ki gayret işe yarıyor. Burdan daha güzel haberler vericem size inanıyorum...,,

Allah yar ve yardımcımız olsun.....

Not. Bu mübarek Muharrem Ayında tuttuğunuz oruçları ve pişirdiğiniz aşureleri Allah kabul etsin.....


19.8.16

İyi ki doğdummm :))

doğduğum ev
Bir 19 Ağustos günü öğlen 14:00 de gözlerimi açmış hayata merhaba demişim.. Hastane sonrası bu fotoğrafını gördüğünüz evde 2,5 sene yaşamışım...
O dönem annemler babaannemlerle bir oturduğundan, babanne evine gelmişim ve annemler ayrı eve çıkana kadar bu evde yaşamışız;babannem beni öyle sahiplenmiş ki; annem sanki süt annem gibiymiş. Kucağına alıp sevmesine bile izin vermezmiş rahmetli.... Gece de babaannemlerle aynı oda da yatıyormuşum ve herşeyimle ilgileniyormuş.....
Tabi bu kadar sahiplenmesine rağmen rahmetli babaannemle ilgili anılarım çok da hoş değil... artık rahmetli oldu ve eski defterleri açmanın da bir anlamı yok... değil mi?

Ama bu ev ve sokak ile ilgili anılarım güzel. Nede olsa çocukluğum geçmişti bu sokakta... şanslıydım mahalle arkadaşlarım vardı.. sokakta miskette oynadım/k, yakar topta, saklambaçta....

Şimdi 36 yaşı bitiriyorum... hayatım da anlamı, sevgisi büyük bir varlık ile yaşıyorum... Bana anneliği tattıran, onsuz yaşayamayacağım bir hayat süren kızımızla yaş almak daha bir keyifli....
 Yaşım ilerledikçe anladım ki; her ne kadar fiziken yaşımı göstermesem de ruhen yaş aldığımın çok farkındayım....
eskiden yaptığım takıntıların çoğu yok...
mesela asla saçımı yıkamadan sokağa çıkmazdım; hatta bakkala bile gitmezdim :)
Annem "nolcak kız altı üstü bakkala gideceksin" derdi... Amaninnn imkansız ben asla o dünden kalmış yağlı saçla bakkala gitmezdim...
Kuzenim eğer aniden arayıp " hadi şuraya gidelim" demişse... cık cık.. öyle ani dışarı çıkmalar bana göre değildi, hazırlanmam gerekliydi... Tatile bile giderken çanta ayakkabı eş götürürdüm ve koca bir bavulla gidip azcık eşyayı kullanırdım... vs...
Sonra aslında tatilde bu kadar tefarrua da gerek olmadığını öğrendim...
Sanırım "serde gençlik var" dedikleri böyle bir şey. :) bu örnekler uzar.....


gülmek en eğerli şey


Sonra ne mi oldu... aslında hayatımda takıldığım buna benxer ve yazmadığım bir çok şeyin " zamanımdan çaldığını, yaşam kalitemi düşürdüğünü" anladım. Bunda çok iyi bir gözlemci olmamın, hayatı farkında yaşamayı sevmemin ve okumamın.. ama önemlisi öğrendiklerimi hayatıma uygulamamın etkisi çok büyük...
Yaşamın bunlara takılmayacak kadar kısa ve hızlı aktığını, yaşamdan alınan keyfin başka şeyler olduğunu keşfettim.... daha basit ama kaliteli yaşamayı öğrendim...

Ve son birkça senedir daha bir keyifli oldum kendime....
O yüzden hoşgeldin yeni yaşım...
Doğum günü kutlarımmmm yanaklarımdan öper, daha keyifli yaşlar dilerim kendime. :)

not: az buçuk melankoliklik vardır da ... fark etmişsinizdir.. :))

9.7.16

Biraz Hüzün biraz Elif Şafak, Stefan Zweig...

Geçmiş Bayramınız Mübarek olsun blogdaşlar...

Biz bu bayram da neredeyse yalnızdık. Kardeşimgiller annemlere gittiler Fethiye'ye.
Hem ziyaret hem tatil oldu onlar için. Birde sevdikleri dostaları ile yaptılar ki daha bir keyifli oldu onlar için.

Güneş tüm sıcaklığı ile ısıtırken bazı evlere de hüzün çöker... bayram sabahı çok sevdiğim can dostum, arkadaşım, can'ım babasnı kaybetti..... acısını paylaşmak için Sakarya'ya gittik eşimle....
.......................................
Bir eve daha hüzün düştü ve bizler hayatta kalanlar yine sorgulamaya başladık bazı şeyleri....
Hep böyle oluyor değil mi?
Eğer hastamzı varsa ve hastane odalarındaysak sağlığımızı... eğer bir eve ateş düştüyse de kendi hayatımızdaki büyüklerle olan ilişkilerimizi sorgularız birkaç gün......
Rabbim sabır versin Can'ım arkadaşıma ve ailesine..... :((((


elif şafak Havva'nın Üç Kızı
 Tabi bu olaylar yaşanırken kitap okumalarıma sığındım. Bana üzüntülüyken çok iyi geliyor kitap okumak... yada uyumayı tercih ederim. Tabi kızdan dolayı öyle uyumalar nerde... bende ikinci seçeneğim olan kitaplarıma sığındım...
Elif Şafak/ Havva'nın Üç Kızı kitabını severek okudum... yorumlara baktım da yine aynı şeyler dönüyor... Yazarın cemaat sayesinde yükseldiği vs...
Bana göre Elif Şafak Ve Orhan Pamuk ömürlerinin sonuna kadar hep bu ikilemlerle karşılaşacaklar...
Çünkü seven ya çok seviyor yada hiç sevmiyor...
Evet eksikler havada kalan şeyler vardı kitabın genelinde.. ama günümüz gidişatına bakarsak yazdıkları da hiç de basit değildi.... ötekileştirme artık o kadar çok yapılıyor ki....  kafan açıksa dinsiz, kapalıysa da dindarmışsın gibi algılanıyor...  aile içi çatışmaları ve yorumlarını sevdim...
Diyeceğim odur ki... sevdim ben kitabı.... :)


Stefan Zweig
Yok yok ben bir türlü sevemedim Stefan Zweig kitaplarını...
Biliyorum çok fazla yere göğe sığdırılmıyor yazar. Elbet vardır haklı yanları ama bana uymuyır yazım dili.
İlk Satranç kitabı ile tanıdım ve öyle pek de " çok iyiydi" diyemedim.
Böyle durumlar da hemen yazarı listemden silmem, bir kitabını daha okurum. Ki daha sonra Amok Koşucusu kitabını okudum, sonra da bu kitabını okudum...
Ama anladım ki olmuyor, ilerlemiyor sayfalar.
Sanırım bunda en büyük etken devamlı olayların kadınların aşk üçgeni etrafında dönüyor olması. Tamam bakış açılarında ve bazı cümlelerinde ki tespitler altı çizilesi ama genele vurunca ilerlemiyor....
Ve bu kitap ile artık noktayı koydum yazar ile arama......

BUgün güzel bir İstanbul turu yaptık ama oda artık bir sonra ki yazıya kalsın.

İyi geceler blogger..
Sohbeti bol olan bir haftasonunuz olsun...

18.6.16

Umay'lı günlerden bir gün...

Uzun zamandır Umay'lı ev hallerimizden  bahsetmiyorum. Ve biraz yazayım istiyorum. İlerde hem ona hem bana anı olarak kalır...
26. ayının içindesin artık annem.. Her şeyi ama herşeyi o kadar iyi anlıyorsun ki..
Özellikle duygularını ifade edişin çok iyi.
Şöyle bir baktığım da diğer annelerin dediği gibi gerçekten de belirli bir zamandan sonra günler çok hızlı ilerlemiş.
Çünkü sende ki davranışlar büyüdüğünün büyüme yolunda ilerlediğinin işareti.
O kadar çok şey öğrendim ki anne olunca.
Bir annenin evladını gözlemlemesi çok önemli. Çünkü çocuklar siz onu iyi dinler ve gözlemlerseniz sizi doğru yolda ilerletiyorlar.
En azından kendi çocuğumda bunu deneyimledim.
Örneğin; eğer siz kendi hayatınız farkında yaşıyorsanız inanın çocuğunuzun da hayatının farkında oluyorsunuz.
"bebektir, çocuktur ne anlar" demek yerine ona bir "birey" gibi davranırsanız, dışarı çıktığınız da sizi dinler.

En çok gözlemlediğim şeylerden biri bu oldu. Örneğin AVM lerde çok görüyorum, çocğuyla kibar konuşuyor önce bakıyor çocuk dinlemiyor başlıyor bağırmaya. "bak çocuğum beni dışarda bağırtma" gibi sözler düşünsenize çocuk için başkalarının bakması çok da önemli değil ki...
O zaman anladım işte evde siz eğer sağlıklı iletişim kurar, dinlerseniz dışarda da ufak tefek akslikler dışında bağırmak zorunda kalmazsınız diye düşünüyorum.
Elbet şunu kabul ediyorum; gerçekten de çok zor olan, uyumayan, ne yaparsanız yapın hareketli, laf dinlemeyen çocuklar da var.
Bizim şansımız, Umay iyi huylu bir çocuk... Genlerimiz sağolsun ;) ::)))))

Evet biz hiç mi sorun yaşamadık, herşey güllük gülüstanlık değildi elbet.
Yeri geldi sokakta elimiz bıraktı, ki hala önce tutuyor sonra koşmak istiyor. Yavaş yavaş sabırla anlattım, hala anlatıyorum. Bizim kaldırımdan gitmemiz gerektiğini, araba çıkıp bize çarpabilir diyorum.
Ve bakıyorum ki son zamanlar da elimi tutuyor ve bıraksa bile"kaldırıma çık annem " dediğimde hemen çıkıyor. Aslında düşünsenize çocuk da haklı koşmak, dokunmak, keşfetmek istiyor. Onu bu dürtüleri yüzünden kısıtlamamak gerek.. Bazen sabrtemek o kadar zor oluyor ki...


Yeri geldi 2 yaş sendorumunu bağırarak atlattı. Geçerdi karşıma çığlık atardı. Ama öyle böyle değil.
Bende karşısında dikilir hiçbir tepki vermezdim, bir süre sonra da yanından ayrılırdım. Bİraz mıkırdanır sonra susar yanıma gelirdi. Sımsıkı sarılırdım.
BAktım ben ona "neden bağırıyorsun, sus" gibi tepkiler vermeyince oda birkaç gün sonra bıraktı bağırmayı.


Sonrasında da herşeyi "anne men " yapıcam dönemi başladı. Onda da onun dökmeyeceği yada dökerse de sorun olmayacağı şeylerde bana yardım etmesine izin verdim. O da geçti...
Bazen suyunu yada elinde ki başka birşeyi dökebiliyor. Hemen yanıma gelip korkmuş bir şekilde " anne bak suyu döktüm" diyor, o zaman o ifadesini görünce çok üzülüyorum. Çünkü dökmesi kadar normal birşey yok ki... biz büyükler hiç mi dökmüyor, kırmıyoruz...
Böyle durumlar da da göz hizasına inip; annecim olabilir dökebilirsin. Lütfen üzülme bir daha kine dikkatli olursun. Tamam mı annem
tamam anne deyip hemen gülüüyor... :)

İŞte o zaman bende mutlu oluyorum, çünkü dökücek, kırıcak, anlamaya çalışıcak.
Bide bu aralar bez değiştirmek istememe gibi bir sorunumuz var. kakasını yaptıktan sonra "anne ben kaka yapamıyorum" diyor ve bez değiştirmemem için kırk takla atıyor.
Bende inatlaşmasın, inatlaşmayı öğrenmesin diye " tamam annecim, sen ne zaman istersen değiştirelim ama değiştirmezsek popon acıyabilir" diyorum. Bi bir iki dakka sonra aa Umay gel barbi  bebeğin altını silelim bezini değiştirelim derken kendi de istiyor.
Evet sabır istiyor, evet daha çok sabır istiyor çocuk büyütmek. Hele bu aşamalar daha bir sabır istiyor.
Benim kendimce avım; sonuçta aile olmayı, bebeğimiz olmasını biz istedik, kısmet oldu bebeğimiz oldu. Şikayet etmeye gerek yok. Bu bir süreç ve geçecek.
Diyerek kendime söylüyorum.
Çünkü anladım ki eğer bebeğiniz vars size destek olan, yardımcı olan biri daha mutlaka ama mutlaka  olmalı.


Ben çok bilirim ilk zamanlar daraldığımı, bunaldığımı, tüm gün evde olmanın dışarıya pat diye çıkamamamnın verdiği sıkıntıyı...
Eşimi kollardım izin günlerinde o bakardı ben biraz hava almaya çıkardım. Allah razı olsun hala da çok destektir bana bu konuda...

tabi bunlar yaşadığımız bir süreçti,
Artık zaman daha keyifli geçiyor Umay'la.
Bu ara en büyük hobisi suluboya ile resim yapmak.
Sabah Bismillah daha gözünü açıyor, yüzünü yıkıyoruz; anne ben suluboya yapıcam diyor.
Çizerken de anlatıyor; anne bak kedi yaptım, uçak yaptım, anne bak bu sen...
Yakında kişisel sergisini açarız Umay Hanımın. :))))

İŞte böyle blog, şimdilik aklıma gelen bunlar, gelmeyenlerin yada bazı anıların bende kalmasını istediğim kadar ile günler böyle geçiyor bizde....

9.6.16

Kadınlık, annelik üzerine...........

Bir kaç gündür düşünüyorum ki eminim Cumhurbaşkanı'nın o cümlelerini ve bakış açısını dinledikten sonra bir çok kadın, anne de benim gibi düşünmüş, yorum yapmıştır...diye düşünüyorum.....
Hani düşünüyorum ve Kuran-ı Kerim'i Türkçe( anladığım dilde okumayı tercih edenlerdenim) okuyorum. Çevirisine baktığınız da; bizi Yaradan'ın bile bir anne " bir anne istemez ise çocuğunu emzirmeyebilir, ona süt anne tutabilir" diyebiliyorsa, bize böyle bir hakkı veriyorsa...
Nasıl olur da Devletimizin başında olan kişi böyle yorumlar yapabiliyor anlamıyorum... Sanırım kendisinin çevresinde hiç işsiz bir baba, anne, geçimini çöpten toplayan aileler, sokakta yaşayan çocuklar yok...
Çünkü ülke geneline baktığınız da emekli bir ailenin geçiminin ne kadar zor olduğunu, çalışan anne-babanın çoğunun çocuklarının anca okul masraflarını karşılayabildiğini bilmesi gerekir...

Elbet istisnalar var; geçim düzeyi iyi olan, refah içinde yaşayan... ama bunu eğer bir Cumhurbaşkanı söylüyorsa her iki kriteri de düşünmesi gerekir..
Bir de garibime  giden; her kadın anne olmak istemeyebilir, nasıl olur da biz " anne olmak istemeyen" bir kadını yargılayabilir, ona" sen yarım kadınsın" diyebiliriz ki...
Çevrem de iki tane kadın tanıdım; anne olmak istemeyen. Evliler ve karı koca istemiyorlar. Bu dünyaya çocuk getirmenin doğru olmadığına inanıyor bir tanesi, bir tanesi de "anne olmak" istemiyor.
Vee bence duygularını iyi tanıyan insanlar anne olmalı veya olmamalı... düşünsenize istemiyorsunuz ve kocanızın baskısı yüzünden "anne oluyorsunuz" ne kadar kötü.. o çocukla annenin arasında nasıl bir sağlıklı bağ oluşabilir ki.....


Ki şu zamanda , yaşadığımız dünyaya baktığım da içim de çok da ferah değil... hele anne olduktan sonra "kaygılarım, endişelerim" daha da bir arttı... En büyük arzum her anne baba gibi evladım sağlıklı bir birey olsun, okusun, istediği bir işi yapsın... ama gidişat o kadar kötü ki... içimde ki evham yer yer hortluyor vallahi... sonra diyorum ki; Gülşah bu kadar düşünme herşey olacağına varır...
Sen evladını iyi, dürüst, ahlaklı ve sağlıklı yetiştirirsen; iletişimin de iyi olursa o evlat canavar gibi olur...
Tabi bu endişler arasında " sarkıntılık edecek olan olursa, okula gidecek ama ya öğretmeni yada etrafdan birilerinin tacizine uğrarsa" endişelerimi hiç anlatmayayım bile.... ( inanın artık haberleri bile izlemek istemiyorum....)

Ki izlediğim filmlerde kalabalık aile gördüğümde çok imrenirdim, hala da imrenirim... hep hayalimdi "3 evladım" olsun boy boy.... yazları hep beraber etkinlik yapalım, tatile çıkalım vs.....
Tabi günümüz şartalrında ne mümkün...
Zati geç evlendim, geç anne oldum bir ikinci çocuğa gücüm yok.... Rabbim; anne olmak isteyen kadınlara bu muhteşem, tarifi imkansız duyguyu yaşamayı nasip etsin...

Bir de böyle çevreden gündemden söylemler duyunca... aklımdan geçenlerin hepsini dilime düşüremiyorum bile.....

Velhasıl uzun lafı kısası; kadın demek sadece anne demek olsaydı... kadın demek herşey demek bence ve bunu sadece doğum ile sınırlandırmak kadar cinsiyet ayrımı yapmanın lüzumu yok....
........................
.............................