Bu aralar belirli yaş dönemlerimle şimdi ki yaş dönemlerimi düşünürken buluyorum kendimi.
Örneğin geçen gün toka kutusunu düzeltirken; 20'li yaşlarımdayken ne kadar çok tokacıya gider ve toka, küpe, kolye alırdım dedim iç sesime...
Bir sürü bir sürü tokam vardı, neredeyse her beğendiğimi alır eve gelir, saçıma olmayanı da kutunun en sonuna koyardım.
Sonra....
📍Yaşım ilerledikçe ( ki bence bazı şeylerin kesinlikle yaşla ilgisi var) ki kendimi hala 20'lerim de hissedebiliyorum, ara ara da öz yaşıma dönüyorum. Sanırım bunda minyon olmam ve yaşımı göstermemem de yatıyor.
kullanmadığım şeyleri almadığımı fark ettim. Tabi bunda farkındalığın da etkisi var.
Artık yaşama daha farklı gözle bakıyorum. Sonuçta devamlı tüketim yapmak da sağlıklı değil/miş. Kanıtlanmış yani.😏 Şİmdi ise beğendiğim bir kaç tokayı alıyorum ve gittiği yere kadar kullanıyorum.
Bir çok şeyin fazlasını almıyorum ( kitaplar hariç 😊 )
📍 Mesela her ay düzenli aldığım dergiler olurdu. Cosmopolitan, Elele vs... her ay hiç aksatmaz alır, tüm ay okurdum...
Geçenler de kuafördeyken bu dergilerden birine bakayım, uzuuuuunnnn zaman oldu dedim kendime ... aman tanrım... sırf reklam dergi... Birkaç sayfaya baktım ve elimden hemen bıraktım.
"kızım aç e-kitabını oku" dedim. :)
O zaman anladım ki gerçekten de bazı duyguların, keyiflerin gerçekten de yaşla ilgisi var. O zamanlar o sevgili etkileme yollarını, itiraflarını okurken heyecanlanır, kıkır kıkır gülerdim/k. Şimdi hiç bir anlamı yok benim için hatta sıkılıyorum bile.
📍Sonra hafta sonları neredeyse tüm gazeteleri alır ve tek tek okurdum, masadan kalkmadan. Bide önce ben okumalıydım o gazeteleri, eğer benden önce evden iri okursa okumazdım.
Sebebi de ben kırıştırmadan muntazam okurdum ve ilk okuyan olmalıydım. Vermezdim valla kimseye.
Şİmdi gazete bile almıyorum, haberlerin doğruluk kaynağına inancım yok...
Birkaç köşe yazarını okumak, o da netten daha kolay zaten, daha iyi.
📍Ama en çok da asla ama asla yıkanmadan dışarı çıkmaz, bakkala bile gitmezdim. Annem " kızım sanki kim görcek seni" diye söylenirdi. Bende Nuh der Peygamber demez gitmezdim bakkala.
Hatta kuzenim dışarı çıkmak için arardı. " dur yıkanayım öyle çıkayım" derdim.
Bir ara aramızda dalga konusu bile olmuştu.
Şİmdi düşünüyorum da sanki ne vardı birgün de saçım yağlı çıkayım dışarı dimi... cık olmaaazzz., katiyen olmazdı benim için.
Saçı ve cildi yağlı olanlar anlar beni :)) Ve kızardı kuzenim, söylenirdi bana.. :)
📍 Şimdi ise asla ama asla an'ın tadını çıkartmama engel olmasına izin vermiyorum bu detayların. Kim ne der, nasıl bakar umrum değil.... Ben kendimi aynaya bakınca nasıl görüyorum, ne hissediyorum ve ne yapmak istiyorum. Öncelik bunlar.
Önemli olan "benim ne hissettiğim", elbet sevdiklerimin de düşüncesi önemli.. anladınız siz ne demek istediğimi.
📍Ay durun bir de "çanta-ayakkabı" takıntım vardı. İlla aynı renk ve uyumlu olacaktı çantalarım ve ayakkabılarım.
Şİmdi ise bir spor ayakkabı yada Convers, birde rahat bir çanta hatta çoğu zaman sırt çantası.. tamam işte hazırım .:))
Böyle işte aklıma geldikçe yazarım...
Birde size izlediğim güzel bir filmden de bahsedeyim.😊
Uzun zamandır elimizdeydi bu film.
ABD-İtalyan 2003 yılı yapımı bir film. Türkçe'ye Kızgın Güneş olarak çevrilmiş.
Diane Lane gerçekten de iyi bir oyuncu, duyguları öyle güzel vermiş ki filmde.
Konusu da boşanma arifesinde aldatılmış, yazar olan bir kadının arkadaşlarının tatil hediyesi ile değişen hayatını anlatıyor.
Çok derinden etkilenmiştir kadın, ve kafası çok karışıktır. Çıktığı İtalya gezisin de bir kadın çıkar karşısına ve hayatı değişir. Tesadüflere inanır mısın ki bence hayatta tesadüf yoktur, doğru zaman gelmiştir ve karşınıza çıkar olaylar...
Ve yeni bir hayat için verdiği ani bir karar ile aldığı eski bir evi onarırken kendini de iyileştirmesini izlersiniz. Öyle iç karartıcı değil, bizden gibidir film... hele o güzel manzaralar da cabası.
Bi göz atın ve izleyin, pişman olmazsınız.
Hatta film kitaptan uyarlanmış.
Mutlaka İzleyin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mutlaka İzleyin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
9.11.17
6.11.17
Bir Film Bir Kitap. The Best Offer ve Değişim.
Hafta sonu çoook güzel bir film izledik. Film 2013 yılı yapımı ve adı Türkçe'ye En İyi Teklif olarak çevrilmiş.
Romantik, gerilim tarzı bir film diye geçiyor ama biraz da psikolojik bir filmdi.Az, öz detaylarla o kadar çok şey anlatmışlar ki.
Oyuncular ise en sevdiğim kişiler diyebilirim, hayranım oyunculuk kalitelerine...
Müzakere yönetici olan Virgil takıntılı biridir, hayatını da buna göre düzenlemiştir.
Ve en büyük koleksiyonu da "dönemin ünlü ressamlarının kadın portreleridir."
Aşk taklit edilebilir mi?.. Virgil’in kafasını kurcalayan bu soru, aslında filmin temel taşı neredeyse...
Fazla detay vermek istemiyorum çünkü bu filmi izleyin isterim...
finalin ertesinde kafalarda oluşan soru işaretlerini yanıtlama yoluna gitmektense ana karakteriyle seyircisini baş başa bırakıp onun çaresizliğini keşfetmemiz için hikayenin geri kalanını fazlalıklardan arındırmaya çalışması Tornatore’nin En İyi Teklif’te yaptığı iyi hareketlerden biri.
Kitaba gelirse de; Mo Yan/ Değişim
Aslında yazarın diğer kitaplarını okumayı çok istiyorum, henüz almadıysam da... Çünkü elimde çook kitap var, biraz eleyip öyle güzel bir kitap alışverişi yapmak istiyorum.
Nette biraz bakınırken yazarın; "Mo Yan, 2012 Nobel Edebiyat Ödülü’nü alırken Çin’de doğan ve Çin’de yaşamayı sürdüren ilk Çinli Nobel ödüllü yazar oldu." cümlesini okudum.
Bu kitabı otobiyografi tadında öykü kitabı.
Aralar da geriye ve ileriye dönüşler yaparak Çin'de yaşanan kültürel değişimi anlatıyor.
Aslında diğer kitaplarını okumadan bunu okumak iyi oldu. Artık neden ve nasıl yazdığını okurken daha iyi anlarım diye düşünüyorum.
Bu haftaya da yeni bir kitap ile başladım. Artık oda diğer yazıda
İyi haftalar.
17.6.17
Tedavi (The Great Hypnotist)
Geçen gün televizyonun sinema kanalların da gezinirken "Tedavi (The Great Hypnotist) "
filmine denk geldim.
Film 2014 Çin Yapımı psikolojik, gerilim, dram türünde idi.
Aslında ben açtığımda bi beş dakka olmuştu başlayalı. Nedense bi takıntım var illa ki izleyeceğim film baştan başlamalı yoksa izlemek istemiyorum.
O günde kitap okumaya biraz ara vereyim zorlamayan, yormayan bir film izleyeyim dedim ama ters köşe bir film izledim.
Sizde de var mıdır böyle bir takıntı?
Sanırım bende ki nedeni; ya filmin başında önemli bir cümle varsa ben kaçırdıysam........
Bu duygu zor bir duygu aslında, bunu da başka bir yazıda anlatayım en iyisi....
Konusuda gelince;
Doktorumuz hastalarını üzerinde hipnoz ederek tedavi etmektedir. Biraz da ukala, sivri dilli bir doktordur... sonra bir gün okuldayken öğretmeni olan Prf. Doktoru kendisine bir hasta önerir..
Yalnız bu hasta zor biridir ve birçok psikolog, psikayatr gezmiştir bir türlü tedavi olamamıştır.
Konu burdan sonra başlıyor....
Hastasını hipnoz ederken kendisi de oluyor ve burdan sonrası tam bir gösteri.... akışı, anlatımı değindiği konular ile aslında kendisi de tedavi oluyor doktorumuz.
Sizi tam bir ters köşe yapıyor sonunda ve film çooooook başarılı.
İzleyin derim o yüzden fazla detayı vermiyorum. :)
Yalnız izlerken ve bittikten sonra şöyle bir düşündüm de; beynimiz muhteşem bir organ tek kelime ile...
Alt beyinde sakladıkları, sonra zamanı gelince üst beyne aktarması, bazen de olmamış, yaşanmamış gibi hissttirmesi.....
Etkilendiğim, konusu itibari ile akılda kalıcı, özellikle de görsel olarak da başarılı filmlerden biri oldu benim için....
5.5.17
BoyHood Ve Vezir Parmağı, Biten Kitaplar....
Bu fırsatı kaçırır mıyım? Asla!
Artık kahvaltı ve akşam yemeği faslı da başlar balkonda.
Bu sene niyetim balkona şu yapı marketlerde satılan bahçe seti oturma grupları vardır ya onların bizim balkona uyanından almak istiyorum. Çünkü balkonda oturmayı, kuş sesleri eşliğinde sohbeti, kitap okumayı seviyorum.
Birde çok şükür ki hemen bahçemizde , balkona denk gelen kısımda Ceviz Ağacımız varki sormayın. Yeşillendi iyicene karşı binalar da gözükmüyor, mis gibi yeşil kokuyor.
Bu haftayı iki kitap, iki film ile bitirdim.
Bildiğim birşey varsa o da film çok çok iyiydi, hem konusu hem oyuncuları...
BOYHOOD filminde oynayan çocuklar aynı zamanda büyümüş hallerinde dekendileri oynamışlar, o yüzden filmin yapım aşaması epey bir zaman almış.
Konusuna gelince; bir aile düşünün lise üniversite zamanı tanışan çift evlenir. Evin babası gezmek, eğlenmek ister, evin annesi de çalışır ve çocuklarına yetişmeye çalışır. Sonra karı koca ayrılır. Anne ve çocuklar başka bir şehre taşınır. Annemiz hem çalışır hem ev geçindirir, hemde çocuklarla ilgilenir. Baba ise ortalarda yoktur.Sonra gelir ve çocukları yemeğe çıkartır.
Yemek yerlerken baba çocuklarına " nasıl güzel eğleniyorduk hatırlıyor musunuz?" der....
(BU arada film öyle karamsar değil, tersine sürükleyici va aydınlık bir film.)
Kız babasına " sadece sizin kavgalarınızı ve anneme nasıl bağırdığını hatırlıyorum" der........
Of ya dedim. İşte gerçek hayatta da böyle... çocuklar bunları çok iyi hatırlar.
Baba şaşırır tabi, hiç eğlendiğimiz günleri hatırlamıyor musunuz? der... hatırlıyorlardır ama az.
Sonrası evin annesi evlnir yarılır derken çocuklar kendilerine bir düzen oturtmaya çalırlar, çalışırken de yaşadıkları hem iyi hem kötü yanlarıını aktarır film.
Gerçektende başarılı bir filmdi.
Mutlaka izleyin diyeceğim filmlerdendi.
Kitaplardan ise Giorgia Bassani Kapının Ardında kitabını bitirdim.
Daha önce ALtın Gözlük kitabını okumuş ama sevememiştim. Bilenler bilir yazarları sadece tek kitabı ile değerlendirmeyi sevmiyorum.
O yüzden bu kitabı da almıştım. İyi ki almışım. Yazar az ama öz kelimelerle çok şey anlatmayı çok iyi biliyormuş.
Bu kitapta da lise döneminde yaşayan bir grup ergen erkek çocuklarının gözünden anlatılmış. Tabi yazıldığı dönemi düşünürseniz... cesaret isteyen şeyler yazmış.
Okurken sizde kendi lise yıllarınıza ve o zamanki haylazlıkları düşünmeden edemiyorsunuz.
Başta biraz ağır gitti ortalarda açıldı ama sonlara doğru yine ağır gitsede iyi ki okudum dedim.
Diğer kitap ise yine lise yıllarında yaşayan bir ergen erkek gözünden yaşananlar.
Çavdar Tarlasında Çocuklar J.D.Salinger
Kitap bitti, düşündüm ne anlatıldı diye.... aslında çok şey anlatıyor. Kitap bir dönem anlatım dilinden dolayı yasaklanmış.
Çünkü hikayeyi anlatan kişi hem lise talebesi hemde hayata dair fazla düşünceli. Bir çok şeyi ti'ye alıyor; birçok alışılmış düzene karşı...vs... birazda argo çok... ama sizi rahatsız edecek düzeyde değil. Çeviren dengeyi çok güzel kurmuş.
Aslında duyarlıalgıları açık olan ve hayatı fazla da önemsemeyen birçok kişi gibi düşünüyor. Yer yer o kadar çok cümlesine katılırken buldum ki kendimi...
Diğer film ise; Vezir Parmağı
Şöyle akşam oturuken eşimle, alt yazılı olmasın, ağır film olmasın derken Türk Filmi izlemeye karar verdik.
İyide ettik. Yer yer güldük izlerken ve renkli olmasıda çok iyi geldi.
Tavsiye ederim.
Bu yazı uzun oldu ama anlatacak, yazacak çok konu var daha.
Şİmdiden hayırlı cumalar arkadaşlar.
27.3.17
Hidden Figures Gizli Sayılar Filmi Hak...
Dün akşam Gizli Sayılar filmini izledik.
Normalde "nefret" kelimesini kullanan ve hatta bu duyguyu besleyen biri değilimdir ama bu filmi izlerken resmen beyaz insanlardan nefret ettim........ Gerçekten de anlayamıyorum insalar arasında ki bu ayrımı...
İster beyaz olsun ister siyahi, ister Türk olsun ister Yabancı ama düşündüğünüz de hepimizin hamuru belli... İnsanoğluyuz ve eşit olmalıyız...
Evet evet biliyorum "dünya eşit ve adil değil" ama bu kadarda ayrımcılık olmaz ki diyorum kendi kendime...
Tenlerinin rengi sanki siyahilerin suçuymuş gibi ikinci sınıf, köle muamelesi görmelerinden hiç hoşlanmıyorum...
Filmi izlerken, yer yer güldük yer yer sinirlendim, kızdım, ama en çok üç siyahi kadının başarısından gurur duydum.
Özellikle "başarı" için "çalışmak"için ve "kabul görmek" için verdikleri mücadeleye hayran kaldım.
Filmi izlerken birde en çok " tuvaletlerinin ayrı olması" " kahve makinelerine" bile el sürmemeleri çok üzücüydü.
Aslında film hüzünlü, sıkıcı değildi.
Bunları yazıyorum ama Nasa'da çalışan bu 3 kadının başarılarını izlemek bile bir harikaydı. Oyuncuların performansına diyecek yoktu.
Hatta izlerken aklıma "The Help" filmi geldi. Orda da bir mücadele hikayesi vardı...
Fazla söze gerek yok izlemeyenler için "mutlaka izleyin" diyeceğim filmlerdendi.
14.2.17
Hayatı Yakala/ Reign Over Me filmi....
Bu aralar kitap okumalarım azaldı... içimde ki acı, özlem hergün büyüyor...
zaman diyorlar bence zaman azaltmıyor tersine daha da büyüyor bu özlem...
Cümlelerim de devamlı " annem olsa böyle derdi, böyle yapardı"larla konuşurken buluyorum kendimi...
Dışarıdan belli etmesem de içimde ki fırtınanın, yangının, erken kaybetmenin acısı öyle derin ki...
Aslında burdan daha fazla yazıp üzmek istemiyorum kimseyi...
Bu satırları yazmama sebep aslında izlediğim bir film oldu.
Türkçe'ye Hayatı Yakala olarak çevrilmiş bir film. 2007 yılı yapımı. Adam Sandler filmlerini çok büyük bir keyif ile izlerim. Ve hemen hemen her filmini izlemiş sayılırm derdim kendime ama bu gözden kaçmış. :)
Film çok duygusal... birde gece izleyince çok ağladım... hem adama hem kendime.....
Bir adam düşünün çok sevdiği ailesini bir uçak kazasın da kaybediyor... 3 kızı ve karısı birde köpeklerini...
Sonrası olaylar hiç yaşanmamış gibi davranıyor ve hatırlamamayı seçiyor... sanki yaşamamış gibi davranıyor, insanlardan kaçıyor, hiç arkadaşı yok, mesleği olan dişçiliği de bırakıyor... v.s...
Sonra birgün yolda giderken üniversiteden oda arkadaşı ile karşılaşıyor...olaylar bundan sonra başlıyor. Arkadaşı Alan yardımcı olmak isterken kendi hayatını da sorguluyor . Ona yardım ederken kendine de yardım etmiş oluyor vs..
İşte böyle gerisi filmde. Mutlaka izleyin diyebileceğim filmlerden oldu kendisi.
Geçen akşam da Türk Filmlerinden bunu izledik. Biraz gülelim istedik. Aslında film Ev Sineması tadında ama sinemaya uyarlanmış. :)
Özellikle Karadeniz'in müthiş görüntülerine ve film müziklerine hayran kaldım.
Onun dışında izlemeseniz de olur diyebileceğim filmlerden oldu...
zaman diyorlar bence zaman azaltmıyor tersine daha da büyüyor bu özlem...
Cümlelerim de devamlı " annem olsa böyle derdi, böyle yapardı"larla konuşurken buluyorum kendimi...
Dışarıdan belli etmesem de içimde ki fırtınanın, yangının, erken kaybetmenin acısı öyle derin ki...
Aslında burdan daha fazla yazıp üzmek istemiyorum kimseyi...
Bu satırları yazmama sebep aslında izlediğim bir film oldu.
![]() |
| reign over me |
Türkçe'ye Hayatı Yakala olarak çevrilmiş bir film. 2007 yılı yapımı. Adam Sandler filmlerini çok büyük bir keyif ile izlerim. Ve hemen hemen her filmini izlemiş sayılırm derdim kendime ama bu gözden kaçmış. :)
Film çok duygusal... birde gece izleyince çok ağladım... hem adama hem kendime.....
Bir adam düşünün çok sevdiği ailesini bir uçak kazasın da kaybediyor... 3 kızı ve karısı birde köpeklerini...
Sonrası olaylar hiç yaşanmamış gibi davranıyor ve hatırlamamayı seçiyor... sanki yaşamamış gibi davranıyor, insanlardan kaçıyor, hiç arkadaşı yok, mesleği olan dişçiliği de bırakıyor... v.s...
Sonra birgün yolda giderken üniversiteden oda arkadaşı ile karşılaşıyor...olaylar bundan sonra başlıyor. Arkadaşı Alan yardımcı olmak isterken kendi hayatını da sorguluyor . Ona yardım ederken kendine de yardım etmiş oluyor vs..
İşte böyle gerisi filmde. Mutlaka izleyin diyebileceğim filmlerden oldu kendisi.
Geçen akşam da Türk Filmlerinden bunu izledik. Biraz gülelim istedik. Aslında film Ev Sineması tadında ama sinemaya uyarlanmış. :)
Özellikle Karadeniz'in müthiş görüntülerine ve film müziklerine hayran kaldım.
Onun dışında izlemeseniz de olur diyebileceğim filmlerden oldu...
9.3.16
Julie&Julia Filmi, Erendiz Atasü ye dair....
Dün gece Umay uyuyunca önce kitap okuyayım dedim, sonra film bakayım derken... Sinema kanallarını gezdim. Aaaa birde baktım ki Merly Streep'in filmi var. Hem yeni de başlamış... Kaçırmak olmazdı bu güzel filmi. Gece gece nasıl iyi geldi anlatamam.
Filmin konusuna gelince; diplomat bir eşin karısıdır Julia. Ve birçok uğraş denedikten sonra kendini Fransız Mutfğı yemeklerine adar ve eşinin de desteği ile kitap çıkartmaya karar verir.
Valla filmi izlediktan sonra içimde ki yemek yapma özellikle de değişik tarifler deneme aşkı ortaya çıktı. Ne kadar sürer bu aşk ve ben ne kadarını uygularım bilemiyorum blog. :)
Konuyu dağıtmayayım efem; Julie kızımız da blog yazarıdır. Ve kendisinden yıllar önce yazılmış bu kitpatan yola çıkarak her gün bir tarif dener. Ve birebir tutar tarifler. Zati başka bir alana kaymak ister blog yazarımız. Hergün denediği yemekleri ve yaşadıklarını da bloğunda anlatır.
Aslında blog yazmak ne kadar önemliymiş değil mi a dostlar? Gerçekten de hiç tanımadığınız birinin hayatına dokunabiliyorsunuz yada siz başka bir blogda kendinize dair birşeyler buluyorsunuz.
Veee sonunda kızımız da ünlü bir yazar olur. Veee film gerçek bir hayat hikayesinden, kitaptan uyarlamadır.
İzlemeyeniniz varsa izleyin, çok keyif alacaksınız...
Bizim kız olur kendileri tanıştırayım. :)) Bütün kış kafasına şapka, eline eldiven takmışlığımız yoktur Allah sizi inandırsın :))) ama nedense çocukların genelinde olan bir şey sanırım; evin içinde böyle dolaştı bugün ve parka giderken de böyle gidicekmiş hanfendü... tabi ki annesi galip geldi efendim :))))
Sabah erken başladık biz güne; saat 06:30 da "anne kalk" diyerek başladık güne. 11:00 de uyuyunca da bana balkonda kahve kitap keyfi yapmak düştü tabi.... deymeyin keyfime böyle anlarda....
Uaynıp da yemeğini de yiyince doğru parka gittik ve akşam üzeri 16:00 ya kadar parktaydık. Uzun zamandır gidemiyorduk parka. İyi ki gitmişiz dedim çünkü yavrum bir eğlendi bir eğlendi. Neydi sloganımız; çocuklar mutlu biz mutlu.
Eve gelipte yemeğimizi yiyip ta, banyomuzu da yapınca hoppp saat 19:15 gibi uyudu bizim kız. Hala da uyuyor; bana yaradı bu uyku da. Hem diğer blogları okudum hem de şuan kendi bloğumu yazıyorum. Sonrasında da çook severek okuduğum kitabıma dönücem. :)
Üsküdar Sahaf Festivalinden ikinci el olarak tamamen tesadüf eseri olarak aldığım ama reklamının iyi yapılmadığına üzüldüğüm bir kitap okuduğum.
Aslında bir dönem kitabı. Ki yazarımız bol ödüllü kitaplar yazmış. Bir kadın olarak çok gurur duyduğum yazarlardan oldu artık kendisi.
Kitabımın bitmesine az kaldı. Detayları paylaşıcam sizinle. Burda satır arasında kalsın istemiyorum çünkü...
Hatta şöyle bir şey de oldu. Özlem'cim kitap gönderdi bana ve onların arasında yine Erendiz Atasü'ye ait bir kitap da var. Nasıl mutlu oldum anlatamam.
Bu arada Özlem'im tekrar teşekkür ederim kitapların için. Öpüyorum kocaman, mucks. :)
Böyle işte blog... bu gece benim için uzun. Gece bir de Gündem Ötesi programı var severek, ilgiyle takip ettiğim. Onun öncesi gidip yoğurdu mayalayıp, kitabıma gömüleyim ben.
Haydin kalın sağlıcakla.....
Filmin konusuna gelince; diplomat bir eşin karısıdır Julia. Ve birçok uğraş denedikten sonra kendini Fransız Mutfğı yemeklerine adar ve eşinin de desteği ile kitap çıkartmaya karar verir.
Valla filmi izlediktan sonra içimde ki yemek yapma özellikle de değişik tarifler deneme aşkı ortaya çıktı. Ne kadar sürer bu aşk ve ben ne kadarını uygularım bilemiyorum blog. :)
Konuyu dağıtmayayım efem; Julie kızımız da blog yazarıdır. Ve kendisinden yıllar önce yazılmış bu kitpatan yola çıkarak her gün bir tarif dener. Ve birebir tutar tarifler. Zati başka bir alana kaymak ister blog yazarımız. Hergün denediği yemekleri ve yaşadıklarını da bloğunda anlatır.
Aslında blog yazmak ne kadar önemliymiş değil mi a dostlar? Gerçekten de hiç tanımadığınız birinin hayatına dokunabiliyorsunuz yada siz başka bir blogda kendinize dair birşeyler buluyorsunuz.
Veee sonunda kızımız da ünlü bir yazar olur. Veee film gerçek bir hayat hikayesinden, kitaptan uyarlamadır.
İzlemeyeniniz varsa izleyin, çok keyif alacaksınız...
Bizim kız olur kendileri tanıştırayım. :)) Bütün kış kafasına şapka, eline eldiven takmışlığımız yoktur Allah sizi inandırsın :))) ama nedense çocukların genelinde olan bir şey sanırım; evin içinde böyle dolaştı bugün ve parka giderken de böyle gidicekmiş hanfendü... tabi ki annesi galip geldi efendim :))))
Sabah erken başladık biz güne; saat 06:30 da "anne kalk" diyerek başladık güne. 11:00 de uyuyunca da bana balkonda kahve kitap keyfi yapmak düştü tabi.... deymeyin keyfime böyle anlarda....
Uaynıp da yemeğini de yiyince doğru parka gittik ve akşam üzeri 16:00 ya kadar parktaydık. Uzun zamandır gidemiyorduk parka. İyi ki gitmişiz dedim çünkü yavrum bir eğlendi bir eğlendi. Neydi sloganımız; çocuklar mutlu biz mutlu.
Eve gelipte yemeğimizi yiyip ta, banyomuzu da yapınca hoppp saat 19:15 gibi uyudu bizim kız. Hala da uyuyor; bana yaradı bu uyku da. Hem diğer blogları okudum hem de şuan kendi bloğumu yazıyorum. Sonrasında da çook severek okuduğum kitabıma dönücem. :)
Üsküdar Sahaf Festivalinden ikinci el olarak tamamen tesadüf eseri olarak aldığım ama reklamının iyi yapılmadığına üzüldüğüm bir kitap okuduğum.
Aslında bir dönem kitabı. Ki yazarımız bol ödüllü kitaplar yazmış. Bir kadın olarak çok gurur duyduğum yazarlardan oldu artık kendisi.
Kitabımın bitmesine az kaldı. Detayları paylaşıcam sizinle. Burda satır arasında kalsın istemiyorum çünkü...
Hatta şöyle bir şey de oldu. Özlem'cim kitap gönderdi bana ve onların arasında yine Erendiz Atasü'ye ait bir kitap da var. Nasıl mutlu oldum anlatamam.
Bu arada Özlem'im tekrar teşekkür ederim kitapların için. Öpüyorum kocaman, mucks. :)
Böyle işte blog... bu gece benim için uzun. Gece bir de Gündem Ötesi programı var severek, ilgiyle takip ettiğim. Onun öncesi gidip yoğurdu mayalayıp, kitabıma gömüleyim ben.
Haydin kalın sağlıcakla.....
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






























