Japon Edebiyatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Japon Edebiyatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12.8.20

Karanlıkta Bir Nehir Kuzey Kore’den Bir Kaçış Öyküsü Masaji Ishikawa

 

Bir kutu kitap ile gelen kitaplardandı "KARANLIKTA BİR NEHİR - MASAJİ İSHİKAWA"
 
Konusu üzücü idi... Kitabında arka  kapağında  bahsettiği gibi; bir kaçış öyküsü.. Üzen kısmı ise "aidiyet"duygusunun yoksunluğu.... Bir yere, bir topluma ait hissetmek kişi ve ailesi için önemli oluyor. Sonuçta yaşadığımız coğrafyanın kültür, geleneği göreneği ile harmanlanıyor kişiliğimiz....bakış açımız... Yazarımızın babası Kuzey Kore'li annesi Japon'dur. Ve Ülkeler aeası anlaşma gereği Kuzey Kore'liler yeni kurulacak olan bölgeye ne vaatler ile götürülürler. Ondan sonra başlıyor olaylar. Tabi öncesi kadının çektiği çile...sonra çocuklarının.... derken kitap bitiyor. Daha fazla anlatmak istemiyorum çünkü bu kitabı okumak isteyenler için tüm detayları bilmek hoş olmuyor....

Arka kapağı şöyledir;
Karanlıkta Bir Nehir, dünyanın en acımasız totaliter rejimlerinden Kuzey Kore’yi ve ondan kaçmaya çalışan bir adamın gerçek hikâyesini ilk ağızdan anlatıyor.
 
Yarı Koreli yarı Japon Masaji Ishikawa, hayatının önemli bir kısmını, aitlik hissinden yoksun ülkesiz biri gibi hissederek yaşamak zorunda kaldı. Bu duygu, o henüz on üç yaşındayken ailesinin Japonya'dan Kuzey Kore'ye taşınması ve bir anda en düşük sosyal kastın içine düşmesiyle derinleşti. İş imkânları, çocuklarının eğitimi ve toplumda daha yüksek bir statü vaatlerine aldanan Ishikawa’nın Kore vatandaşı babası, bu yeni komünist ülkenin cazibesine kapıldı. Ancak önlerine konulan hayatın gerçekliği bu ütopyaların hepsinden uzaktı.
 
Ishikawa anılarında; çocukluktan yetişkinliğe uzanan fırtınalı hayatını, baskıcı bir rejim altında geçirdiği acımasız altı yılı ve Kuzey Kore'den kaçışı sonrasında Japonya'ya dönüş zorluklarını bütün samimiyetiyle anlatıyor. Karanlıkta Bir Nehir, sadece sınırların içindeki tüyler ürpertici bir yaşam manzarası değil, aynı zamanda insan haysiyetinin ve inatçı doğasının da güçlü bir kanıtıdır.

17.6.19

Üç Silahşor Ve Beni Asla Bırakma.....

Yıllar yıllar evvel televizyon da bilmem kaç milyon kez verilmiştir "Üç Silahşörler"
Kitabı olduğunu bende yıllar yıllar sonra öğrendim. 😊

🐴 İş Kültür Yayınları'nda indirim zamanı da ÜÇ SİLAHŞOR kitabını aldım.
Okudum lakin pek bana göre olmadığına kanaat getirdim. Filmini hatırladığımda da hiç baştan sona izlemediğimi anımsadım. Çok fazla mizahi filmleri sevemiyorum,  bir yerden sonra ilerlemiyor bende. Kitapta da aynı duyguyu hissettim......
 Birde bu ara çok fazla klasik kitaplar okudum ondan mıdır nedir bir daral geldi. Biraz da farklı kitaplar okumak istiyorum. Elimde ki 5 kitabı bitireyim diğer yayın evlerinin kitaplarına bakacağım.
🐴
Tabi film göre  kitap daha farklı. Genç hatta  çocuk yaştaki D'Artagnon Silahşor olmaya karar verir ve  babasının tavsiye mektubu ile yola çıkar. Yolda ve sonrası başına gelenler anlatılır. Üç silahşora katılır ama katılana kadar da başına gelmeyen kalmaz.
Hem saf hem kurnazdır bizimkisi.... 😊
Krala saldırı düzenleneceğini öğrendiği ve krala bağlı olduğu için onun askerleri ile beraber savaşmak ister. İşte o arada hem aşk,  hem kavga,  hem mizahi öğeler ile anlatılır olaylar.
Arka kapakta şöyle der...


Alexandre Dumas (pere) (1802-1870): On dokuzuncu
yüzyılda bütün Avrupa'yı saran siyasal ve sosyal çalkantılar içinde yaşamasına rağmen, daha çok 16. ve 17. yüzyılın tarihsel olaylarını konu alan üç yüzden fazla roman yazdı. Döneminin sevilen ve çok okunan romantik yazarları arasında yer aldı. Üç Silahşor, Monte Kristo Kontu, Demir Maske ve Siyah Lale en tanınmış eserlerindendir. Üç Silahşor iki yüzyıl sonra bile hâlâ keyifle okunan sürükleyici bir aşk ve macera romanıdır.

Bir diğer kitabım ise...BENİ ASLA BIRAKMA/ KAZUO ISHIGURO

Ah nasıl desem,  ne desem.. İlk "Günden Kalanlar" ile tanıdım kendisini... Cümlelerini,  örnekle indirmelerini çok sevdim. Anlattığı hikâyeler yüreğe dokunan, içşmizi biraz da acıtan olsa da hayata dair sorgulatan,  düşündüren ve bazı kurgularda yaşananlardan.......
Sadece kapak tasarımı biraz itici buldum. Oysa ki içindeki anlatıma uygun başka bir tasarım olabilirdi....

Konusuna gelince..... Bir yurt düşünün... Size orada her eğitimi veriyorlar gözetmen eşliğinde... Ve sonrası...

Yoook yazmam çünkü bu güzel kitabı benim gibi hâlâ okumayanınız vardır...
Aslında önemli olan Kathy H. olaylara bakış açısı,  yorumlayışı ve anlatımı.... Arkadaşlıkların arasında yaşananlar...
Orta okul ve lise de az çok yaşadığımız kızsal ve erkeksel tripler....
Öyle işte....
Siz ne düşünüyorsunuz?

İyi geceler arkadaşlar.



1.10.18

Eylül Ayı biten kitaplar... 📚

Veeeee Ekim ayına giriş yaptık. Günler ne çabuk geçiyor
Dün kasırga gelecek diye neredeyse eve kapanacaktım ki can arkadaşım sayesinde soluğu Akasya AVM'de aldık. Kahve eşliğinde de bol bol sohbetimizi de ettik. Haftaya iyi bir başlangıç oldu benim için. 😊




Eylül son haftasını dört kitap ile bitirdim. Tabi bunda ince kitaplar olmasının da etkisi var. 
Bu aralar İş Kültür Yayınları Klasiklerine takmış durumdayım  😊 
Okuduğum kitaplara gelirsek;

✅ MELİSA KESMEZ/ ATLARI BAĞLAYIN

Cesaretimiz var mı her şeyi bir anda öylece bırakıp gitmeye? İnsan her nereye giderse gitsin kendini de beraberinde götürmez mi? Varlığından güç aldığımız arkadaşlar ne zaman yük haline geldi? Hepimiz başarılı olmak zorunda mıyız bu hayatta? Her seferinde duvara tosladığımız halde hâlâ yeni ilişkiler kurmaya, var olanı kurtarmaya çalışmak hayal kırıklıklarına bağımlı hale gelmemizle açıklanabilir mi? Melisa Kesmez, heyecanlı ve mütevazı sesinin her satırda hissedildiği kısa öykülerinde soruları müzikle, dramla, şiirle yoğuruyor, cevapları ise nüktedanlığı da elden bırakmayarak veriyor.
Tanıtımında böyle yazıyor. Yazarı İnstagram'da çokça görüyor ve yorumları da çok iyi oyluyordu.
Benim gibi öykü okuyamayan iri için zor bir tercih olduysa da çok severek okudum.
Tabi kitap da hüzün, acı ve kederliydi.
Kelimelerini ve bakış açısını sevdim. Öykülerinde ki karakterler çoğunlukla "kadın" ve şehirli idi.


✅LEYLA ERBİL / ÜÇ BAŞLI EJDERHA



Bu kadının bakış açısını, kelimelerini ve yazım dilini çok seviyorum. Hayranım olayları kısa ve öz olarak bazen tek kelime ile anlatmasına.
Yalnız daha önce hiç Leyla Erbil okumadı iseniz bu kitapla başlamayın.
Örneğin "KALAN" kitabı daha iyi olur başlangıç için.
Bu kitabında hem mitoloji hem bir annenin acısı hem Maral Katliamı hem de keder var..... Öyle bir harmanlanmış ki her kelime cuk diye yerine oturmuş.....
Arka kapak yazısında şöyle der...

...)'Siyasal' bir okumaya son derece açık ve uygun olan Üç Başlı Ejderha, yazarın araya girerek Burmalı Sütun çevresinde yeni bir anlatısal katman oluşturmasıyla, beklenmedik bir kesintiye, bir belirsizleştirilmeye uğratılır. Sorular yanıtsız bırakılmıştır. Geride kalan sadece kötülük ve tarihten devralınmış siyasal cinayetlerdi... 
Ahmet Oktay

▶️BİR KEDİ, BİR ADAM, İKİ KADIN/J. TANİZAKİ


Jaguar Yayınları'ndan bu okuduğum dördüncü kitap ve şimdilik hiç yanılmadım keyifle okudum yayınlarını.

Bu kitapta da yazar öyle sıradan bir konuyu öyle inceden işlemiş ki...
Her şey bir kedinşn etrafında dönüyoe gibi gözükse de bir ailenin yaşadıklarını .. Kedisi olan ailelerin yaşadıkları...
Okırken düşünmeden edemedim  Belki de evde kedi beslememiş olsak bazı detaylar yavan kalırdı. Ama şimdi herşey başka...
Evli bir çift boşanıyor. Boşanma da erkeğin annesinin parmağı vardır ve oğlunu akrabası olan, zengin bir kızla evlendirir tekrardan
Diğer kadın intikam almak için adamın bağlı olduğu kediyi ister ve olaylar burdan itibaren başlar... Kitap da sapkın düşüncelerin neler yaptırabileceğine de tanık oluyorsunuz. 😊
Arka kapak uazoso der ki;
Biten ilişki için umut, diğeri içinse endişe kaynağıdır.  Böylece, başlı başına bir kavram olmayı hak eden “kedi sevgisi”nden çok daha fazlasına dokunur Tanizaki. Zarif, yumuşacık bir üslupla insan ilişkilerinin girift yapısını, küçücük ayrıntıların -bir nesnenin, jestin veya bakışın- insan ruhunda yarattığı dönüşümleri, yalnızlığın ve sevginin türlü biçimlerini gösterir.


▶️ W. SOMERSET MAUGHAM/ BOYALI PEÇE 


1920’li yıllarda Londra ve Hong Kong’da geçen Boyalı Peçe, bir kadının ruhani uyanışının hikâyesidir. Kitty, annesi tarafından sosyal merdivende yükselmesini sağlayacak bir evlilik yapmak üzere yetiştirilmiştir. Ancak yaşı ilerlerken ufukta böyle bir evlilik belirmeyince panik halinde sevmediği bir adamla; Hong Kong’da bakteriyolog olarak görev yapan Walter’la evlenir. Walter’ın Kitty’nin ihanetini öğrenmesiyle başlayan süreçte, genç kadın kendi sığlığını ve insani zaaflarını fark edecek, hayatında ilk kez anlam aramaya başlamıştır.
Okuduğum güzel romanlardan biriydi.
Anlatım dili akıcı ve sanki film izliyormuş gibi okudum  Belki de seneler seneler evvel böyle bir film izlediğimden olabilir.

İşte böyle.
Eylül ayının son haftası okuduğum kitapların hepsini de beğendim. 😊 
İyi haftalar arkadaşlar. 🙋🏻‍♀️


8.7.18

Cumba, Kanguru Defteri Ve Kumların Kadını

Bu hafta iki kitap bitirdim. Bir tanesi; "Cumba/Karin Karakaşlı" ya aitti. Daha önce de Can Kırıkları adlı kitabını okumuş ve kelimelerini sevmiştim
Bu kitabın da yazarın gazetede yazdığı köşe yazılarından derleme yapmışlar.
Tabi biraz hüzün biraz umut vardı yazılarında. Beni etkileyen yazılarından bir tanesi de kitaba da ismini veren "Cumba  oldu. Özellikle Hrant Drink ile tanışması, ve o acı olay...
Daha  önce bilmezdim oysa ben Hrant Drink'i. Ta ki öldürülene kadar. Dini, mezhebi veya nereli olduğu pek bağlamaz beni kişilerin. Mesela ilk tanıştığım birine" nerelisin/iz? " diye sormam... Sanki sorarsam ve öğrenirsem memleketine göre davranılacakmış gibi bir his verir bu soru bana.
O yüzden konu içinde geçmezse sormam karşımdakine.
Bir ara bu konuda da yazayım  😊


🖋 🖋️🖋️🖋️

Bir diğer kitabım ise;
          KANGURU DEFTERİ KOBO ABE

Bu kitabı Dr indirim kampanyasında görmüş ve almıştım  Biraz yazarı araştırınca da Japonya'nın ünlü yazarşaronsan biri olarak geçiyor. Hatta biraz Kafkaeski diye de tabir kullanmışlar
Bu kitabını sevemedim. Daha doğrusu hiçbir şey anlamadım...
Şirkette çalışan bir adam bir sabah uyanır ve bacaklarında Turp Filizleri çıktığını görür, hastaneye gider delen yarı gerçek yarı fantastik olaylar akışı  başlar.......
Ondan sonrası yok bende...
Sonrası "KUMLARIN KADINI" kitabını okuyayım dedim. Daha çok o kitabı ile ünlenmiş.
Yarısına kadar okudum ama gitmiyor inanın gitmiyor  Eksik bir şey var sanki .. Anladım ki anlatım dili bana göre değil.
O yüzden tavsiye konusunda kararsız kaldığım yazarlardan biri oldu Kobo Abe ...
Efenim yine yazımı yazmış ve yayınlayamadığım o arada Kobo Abe'nin "KUMLARIN KADINI" kitabını da Pdf olarak okumaya çalıştım. Ama yok hiç bana göre değilmiş yazar. İyicene emin oldum.
Okuyanın iız varsa bana da anlatırsa çoook sevinirim.
Böyle okurken sanki bir şey eksik geliyor, bir de kelimeleri ilerlemiyor...

27.6.18

Murakami ve Paramparça Kitabı Hakkında..

Selam. 😊

Geçtiğimiz hafta iki kitap üç film izlemişim/iz.
Kız uyuduğu vakit hemen kitap okuyorum yoksa zaman çok az.
Bir kaç gündür yağan yağmur ve sesi içime biraz iyi geldi. ☔
🖋 Yaş büyüdükçe çok keyifli oluyor Umay ile zaman. Artık birçok şeye yorum yapıyor yada fikrini söylüyor. En çok hoşuma giden "çözüm odaklı" olması.




🖋 Bu aralar devamlı olarak "Mahzuni'ye Saygı Albümü" dinliyorum..  Her bir sanatçı çok güzel yorumlamışlar. Geçtiğimiz seneler Orhan Gencebay böyle bir albüm yapmıştı ama tam bir vasattı bence. Çünkü o güzelim arabesk parçalar dijital saundlarla söylenmiş ve tüm duygu gitmiş. Sanki başka bir albüm gibi olmuş....
🖋 Kitaplardan da:

PARAMPARÇA/ MELİKE İLGÜN

Daha önce de yazarın "Kemal'e Eren Kadınlar/ Latife ile Fikriye" Yazısı için tıktık
kitabını Gamze(Yaşam İzi Bloğu) 'nin hediyesi ile okumuş ve çok sevmiştim anlarım dilini. Kitabın nasıl bittiğini anlamıyorsunuz bile..
📖Paramparça kitabında ise bu sefer karşımıza Nazım ile çıkıyor. Aslında  bir hayat ile başlıyor kitap. Zeynep ve yaşamı...  Yedi yaşında babasının terk etmesi ile başlayan... İlerde yaşamının etkileyen olaylar zinciri ve Nazım Hikmet....
Kitapta şiirler yok. Dah çok editörlüğünü yaptı Nazım Hikmet kitabına çalışırken ünlü büyük ustanın hayatına giren kadınlar, aşkları, acıları var. Okurken çok şey içinize işliyor.
Sonrası kendi hayatında bambaşka bir yol çıkması....
Daha fazla detay yok bende. 😊 Çünkü kitap yeni çıktı ve okuyacak olabilirsiniz.
Kesinlikle tavsiye edeceğim kitaplardan oldu.
                    ♚ ♚ ♚♚♚♚♚♚♚♚♚

Bir diğer kitabım ise Haruki Murakami'nin "Haşlanmış Diyarlar Ve Dünyanın Sonu" kitabı.

E-Kitap olarak okuduğum bir kitap oldu. Yine müthiş bir hayal gücü ve olaylar zinciri vardı. Tabi okurken "yok canım" falan deseniz de hayal gücüne hayranım ve aslında hiçbir şey imkansız değil...
Burada da yine bir iç hesaplaşma, sistem ülke siyaseti ve bilim vardı.
Gölge karakteri çok iyiydi.
Tabi yine kitap isimleri, müzik ve Japon yaşam biçimi de etkendi.
Özellikle Uzak Doğu'nun ruh'a ve bedene baki açısını düşündüğümüz de kitapda yazılanlar çok da imkansız değil.
Not aldığım bazı bölümler...


Filmleri de başka bir yazıda anlatayım  😊 Sıkmayayım sizi dimi. 😊

5.6.18

ZemberekKuşu'nun Güncesi, Tanrıların Arabaları Ve Ruth Kitapları Hakkında...


Mr.Coco'dan selamlar arkadaşlar. .:)))
Kamyonculara benzememiş mi duruşu?  :))
Havalar ısınınca bizim Bulut'ta kendini nereye atacağını şaşırıyor. bakalım iyicene sıcaklar bastırınca ne yapacak? Ona diyorum ama biz napcaz asıl değil mi?

Haziran ayına nasıl başladık ne zaman bu aya geldik inanın hiç farkında değilim? Sanırım bunda biraz evde olmamın da etkisi var.
Çok fazla tarihe bakmıyorum ve sadece günleri yaşıyorum. O günlerde de ara ara sıkılıyorum. "Keşke çalışıyor olsaydım" diyorum.
İş bakınıyorum bakalım ne zaman olur?

Cuma günü bizim kız kreş de bir yılını tamamlamış olacak. Gerçekten de dedikleri gibi zamna nasıl geçti, bu bir yıl ne zaman doldu anlayamadım?
Seneye için iyi bir öğretmen araştırma işlemleri başlayacak yakında.

Bu arada üç  tane kitap bitirdim. Aslında bir tanesini mayıs ortasında başlamıştım. E-Kitap olarak ve ara ara okudum. Bu E-Kitap olayına iyicene alıştım. Hele bazı pahalı kitapları daha indirimli almak hoşuma bile gitti :)))


Yazarımız;
LOU ANDREAS-SALOMÉ (1861-1937): Yeni ve devrimci fikirlerin filizlenmeye başladığı bir dönemde Petersburg’da dünyaya gelen yazar ve psikanalist Salomé, küçük yaşta Almanca ve Fransızca öğrendi. On yedi yaşındayken bir din adamından teoloji ve felsefe dersleri aldı. Zürich Üniversitesi’nde teoloji ve sanat tarihi okudu. Salomé 1882’de Nietzsche’nin evlenme teklifini geri çevirerek, Oryantalist F. C. Andreas’la evlendi. 1897’de Rainer Maria Rilke’yle tanıştı ve kendisine âşık olan şairin hayatında önemli bir rol oynadı. 1911’de Viyana’daki psikanalistlerin çevresine girdi. Sigmund Freud’un öğrencisi ve yakın dostu oldu.
Im Kampf um Gott (1885; Tanrı Uğrunda Savaş), Im Zwischenland (1902; Ara Memlekette) ve Rodinka (1923) romanlarından bazılarıdır. Ayrıca dini ve felsefi konulardan tiyatro ve edebiyat eleştirisine uzanan geniş bir  yelpazede denemeler ve monografiler kaleme aldı. Kurmaca dışı yapıtları arasında Friedrich Nietzsche in seinen Werken (1894; Yapıtlarında Friedrich Nietzsche) ve Rainer Maria Rilke (1928) dikkat çeker.
🚩🚩🚩🚩hayatı böyle. Ben daha önce "ARAYIŞLAR" ve "FENİÇKA" kitaplarını okumuş ve hayran kalmıştım. İŞ Kültür Yayınları'nda bu kitabını da görünce hemen aldım.
Fakat açıkcası arada kaldım... Çünkü diğer kitaplarında ki kısa ama öz cümleleri, anlatıları bulamadım. Bazı yerler uzatılmış geldi. Evet kalemi kuvvetli ama diğer kitaplarında ki baskın kadın karakteri yoktu Ruth karakterinde.
Tabi yazarın hatrına bişey diyemiyorum. :)

🚩🚩🚩🚩🚩

"TANRILARIN ARABALARI" 
İlk evlendiğimiz sene almıştık yazarın kitaplarını. Eşim okumuş kitaplıkda da olsun istemiştik.
Sonra bende merak ediyordum ama bir türlü sıra gelmemişti.
Elimde ki tüm kitapları bitirince bu seriye başlayayım dedim.
Tabi internette bayağı kült yorumlar dolaşıyor.
Belki 20'li yaşlar da okusaydım ağzım açık kalır hayran olurdum. Fakat yazdıkları ve belgeledikleri şeyleri daha öncede okumuş ve araştırmış olduğumdan sadece okumuş oldum.
Ki zaten bu evren de yalnız olduğumuzu düşünmüyorum. Bizi Yaradan elbet başka tür, cinsiyet de yaratmıştır.
Kitapta tek katılmadığım şey" gerçekleşen olayları anlatırken devamlı "tanrılar" diye bahsediyor"
Ben tek tanrılı inancı benimsediğim için ve Yaradan'a da inandığımdan okuduklarım hayal ürünü gelmedi açıkcası.
Okuyanınız var mıdır bu kitabı?

🚩🚩🚩🚩🚩🚩🚩



Veeeeee son kitabımmmmmmmm "ZEMBEREKKUŞU'NUN GÜNCESİ"

Tam bir Murakami severim arkadaşlar. Daha doğrusu ruha dokunan, iç benliğinin de farkında olan ve karakterlerine bunu yansıtan yazarları seviyorum. Yaşamın, hayatın farkındalar ve önemini de biliyorlar.
Bu kitabını da çok beğenerek okudum.
Murakami’yi okuyanların dile getirdiği benzer bir durum söz konusudur: Anlatılanların Japonya’da geçtiğini, karakterlerin katıksız Japon olduğunu bilirsiniz ama okurken hayalinizde her şey Amerika’da geçiyor, karakterlerin hepsi çekik değil normal gözlü gibidir.  
Yine bolcana ana kahramanımız Okada müzik dinliyor özellikle de classic müzik dinlemektedir.
Aslında bu kitapla bir kere daha bir şeyi anladım ki hayatta hiç bir şey tesadüf değil....

Kitaptan bazı cümleler:

* Sorun neyin doğru olduğunu bilmekte değil. Gerçek bir kaç katmandan oluşur. Bu gerçekte beni öldürmeye niyetli olabilirsin ve ötekinde bunu yapmayı hi. istemedin. Sorun senin hangi gerçeği seçeceğin ve benim hangisini anladığımı bilmek.

* İnsanlar eğer sonsuza kadar yaşayıp hiç ölmeselerdi; hep bu dünyada sağlıklı ve yaşlanmadan kalabilselerdi gene de düşünmek için bu kadar kafa patlatırlar mıydı? ölüm olmasaydı eğer bu düşünceler, bu karmaşık kavramlar var olurlar mıydı?

* Hayaller adet görme gibidir; gelince gelir. Kapıda karşılayıp: "Üzgünüm şu anda müsait değilim, sonra gelin." diyemezsin.

*Kendimi ne kadar az düşünürsem merkezime o kadar yaklaşıyorum...

Bu kitabında da erkekler ev işlerine yardımcıdır eşlerine ve öyle kıskançlık gibi kadını kısıtlamalar yoktur.

🚩Beni sıkan tek şey teğmenin gelmesi ve Japonya savaşı hakkında anlattıklarının uzunluğu oldu...Belki de o kadar detayı bilmediğimden olabilir.
🚩Tabi öngörü meselesi de var. Şimdi şöyle düşünüyorum; kendi iç sesimizi dinlemiyorsak yada bu tarz öngörülere inanmıyorsak yavan gelebilir kitapta anlatılanlar.
Ama bir gerçek var ki... eğer kendimizi dinlersek bazı kapılar açılıyor.
🚩Kitap da anlatılmış az ama öz.

Böyle işte.......
Bana müsade biraz da kitap okuyayım sonra yatayım. Malum sabah erken kalkan bir Umay var. Ve başıma dikilip" anne anne anne hadi uyan, canım sıkıldı oyun oynayalım" diyor. :)

Selamlar. :)

7.2.18

Ikigai Japonların Uzun Ve Mutlu Yaşam Sırrı Kitabı...

Selamlar ey okuyucu!

İki gün önce bitirdim bu kitabı. İki saatte biten bir kitap. Aslında kişisel gelişim kitabı gibi görünse de aslında sizi biraz da silkeleyen bir kitap.
Uzak Doğu öğretilerini benimsediğim ve kendime yakın bulduğumu artık kaç bin kez söylemişimdir ama yine de tekrar demek istiyorum :)
İkigai Japonca'da yaşamına tutunma gayen, amacın vb. anlama geliyormuş.
Benim için başucu kitabı oldu. Eğer kendimi bırakırsam açıp okuyacağım bir kitap.

Bu şarkıyı uzun yaşayan bir teyzeden dinlemiş yazarlar. Malum artık haberlere de sık sık konu oluyor Okawai'de en uzun yaşayan insanlar bulunuyormuş ve onlarla konuştukların da ortak bir noktaya varıyorlar. Düzenli ve sürekli yaptıkları şeyler var. Mesela; torağı ekiyorlar, yeşil çay ve yasemin çayı tüketiyorlar her gün, düzenli uyku, arkadaşları ile sohbet vs...
Özellikle insani ilişkileri çok fazlaymış, günümüzde artık arkadaşlarımızın bile bir çok önemli olayını sosyal medyadan duyduğumuzu ve kutladığımızı düşünürsek.......

Kitapta çok fazla İnsanın Anlam Arayışı /  Viktor E. Frankl'inin kitabından da alıntılar, benzeşmeler ve karşı görüşler var.
Temel mantık süreklilik ve düzen aslında.
Tabi sağlıklı beslenme, egzersiz ve ruhumuzu da iyi beslememiz gerektiğini vurguluyor.
Kitabın bana iyi gelmesinin sebebi bir yandan da bu oldu. Çünkü öğrendiğim bir çok öğreti de ruh-beden-zihin üçlüsü çok önemli yaşamımızda.
 Kendim de uzun zamandır şikayetçi olduğum bir şey vardı. Öncelikler sıram şaşmıştı biraz. Mesela en ufak boşluğumda işim varsa bile hemen kitabıma elime alıp okuyordum ve diğer yapılması gereken işimi erteliyorum. Birde hızlı yaşıyorum sanki her an bir şey olacak gibi hissediyorum oysa ki öyle bir şey yok...
Ya anı kaçırırsam diye her şeyden biraz yaparak zamanı kaçırıyorum aslında.
Aynı anda birçok şeyi yapmak istiyorum falan filan liste uzar bende... bu bir örnekti sadece.
Oysa ki hani Kızılderili bir deyişi vardır; insanlar o kadar hızlı yürüyor ki ruhları arkadan geliyor( böyleydi sanırım değilse bile ana fikir buydu )
Evet yavaşlamam gerekiyor ve önceliklerimi belirleyip ondan sonra da bana kalan bolca zamanda da kitaplarımı okumalıyım. Yoksa birçok şeyden kopmaya başlıyorum.... Aslında bazı şeyleri neden böyle yaptığımı biliyorum da... bana kalsın.
Özellikle doğru nefes ve meditasyon önemli aslında hayatımız da. Bunu bir fark eder ve kavrarsak çok şey değişiyor bedende...
Bir de birkaç egzersiz vardı kitapta. Aklıma en çok yatanRajio taiso videosu için bir tık
bu egzersiz oldu. İki videodan oluşuyor ve tüm bedeni çalıştırıyor.
İŞte böyle, kitabı çok anlattım biliyorum normalde çok detay vermeyi sevmiyorum kitaplar hakkında sanki büyüsü kaçıyor gibi geliyor ama bu kitap başka.







1.12.17

Sahilde Kafka Haruki Murakami

Yazar ile bundan bi 6 sene evvel Yaban Koyununun İzinde kitabı ile tanışmıştım. Kitap kulübümüz vardı ve her ay birimizin seçtiği bir kitabı okuyorduk.
Başta anlayamadım kitabı; nasıl yani , ne oldu, neden böyle bitti... falan demiştim kitap için. Sonraki günler de ise inanın hemen hemen birçok şeyi anlıyor ve yerine oturuyordu roman kafamda.
İşte dedim yazarın iyi olması burada yatıyor bence. İyi bir okuyucu kitlesine sahip.
Yalnız Murakami ince bir çizgide bir yazar bana göre. Ya seviyorsunuz ya da sevmiyorsunuz, sıkıcı gelebiliyor bazen  size yazarın yazım dili. Ama içeriği çok iyi yazarlardan.
Enteresan bir yazar ama. Sanki takıntıları varmış gibi geliyor kitaplarını okuduğumda. Sizi rahatsız etmeyen ama hissedebildiğiniz. Ödülleri bol oluyor kitaplarının ve her yeni çıkan kitabı çok satanlar listesinde yer alıyor. 

Çünkü bir çok şeyden bahsedebiliyor, birbirine bağlayabiliyor kurgusunu.

Sahilde Kafka kitabını E-Kitap olarak okudum, hatta diğer kitaplarını da E-Kitap olarak aldım
bekliyorlar okunmayı.

Yine bu kitabında da sevdiği yazarlara ve müziklere, classic müziklere yer vermiş.

Doğum günü yaklaşan ve kendisine Kafka'yı da sevmesinden yola çıkarak Kafka Tamura diyen ergen gencimizin, doğum gününde evi terk edip, tek başına hayata karışması ile başlıyor.
Ara ara geri dönüşler, ruhaniyet ve iç sesine Karga deyivermesi ile devam ediyor.

Tabi okurken bazı şeyler "olamaz, daha çok genç, babası neden aramıyor bu çocuğu" falan derken bulabilirsiniz.
Sanıyorum burada kültürler devreye giriyor. Japon kültürünü düşündüğünüzde, adet, töre, inanışları biraz bize benziyor.
 Annesi ve ablası tarafından çok küçük yaşta terk edilen bir çocuktur. Babası ile yaşar ama babası kendi halindedir.
Sonra iç sesini ( Karga'yı) dinleyerek başka bir şehre gider Kafka Tamura.
 Araya başka kurgular da girer, geçmişde ülkesinin yaşadığı savaşa ithafen başka bir hikaye de vardır. Ne şimdi bu derken birbirine bağlanır. Kehanetler de vardır hikaye de. Ama merak etmeyin hepsi bir nedene bağlanıyor yazarın kitaplarında.

Dediğim gibi yazarı seviyorsanız bu tarzna alışık oluyorsunuz.

Beni rahatsız eden tek şey annesi olduğunu düşündüğü kadınla ve abla dediği kızla cinsel ilişki yaşaması.
Bu arada cinselliğe yer vermiş ve o duyguları sizi rahatsız etmeden anlatan biri yazar.

Eğer daha önce Murakami kitabı okumadıysanız bu kitap iyi bir başlangıç.


 


9.8.17

Temmuz Ayı Okuduklarım...Ev Hali...

Aslında tatil ile ilgili yazmak istediğim çok şey var ama döndüğümden beri çok az oturabiliyorum bilgisayar başına.
Bi yoğunluğumuz vardı. Anca ara ara yazabiliyorum.
 Daha önceki yazımda bahsetmiştim evin badana boya olacağından.
Döndüğümüz de bizi bekleyen bir yerleştirme, silme süpürme işi vardı. Tatildeyken camları, kapıları, koltukları sildirdim. Ki döndüğümde daha az iş kalsın bana.
En zoru yerleştirme kısmıydı benim için.
Kullanmadığımız giysi, obje, mutfak eşyasını tek tek elimden geçirip Sevgi Mağazası ile paylaştım.
Sonuçta bir şeyi bir iki yıldır kullanmıyorsam demek ki artık evden çıkartmanın zamanı gelmiştir.
Tabi böyle olunca toparlanmak zaman aldı. Birde çocuk olunca biraz daha yavaş yol aldık.
Tabi bütün yorgunluğa değdi.
Renk olarak Yeni Çağıl olsun dedik, daha önce ki renk koyu idi. Bu sefer aydınlık, ferah olsun istedik. Ve oldu da.
İyi günler de kullanalım :))))👪

 Tabi bu arada sizinle Temmuz ayında tatilde de olsam okuduğum kitapları paylaşmak isterim.
Geceleri okumalara devam ettim. Hem ruhuma hem kafama iyi geldi. Yoksa çok zor uykuya dalıyordum.................

1-  Muhtelif Evhamlar Kitabı/ Ömür İklim Demir

   Bu kitabı Lale Abla ( laleninbahcesi bloğu) önermişti. Kadıköy'e indiğimde almış yine okunacaklar arasında bekliyordu. Hem ince bir kitap olması sebebi ile de bekletiyor ve tatilde okurum diyordum. Yanıma aldım ve okudum.
Aman Allah'ım... nasıl bir kalemi kuvvetli bir yazarmış.
Bu kitabı ile ödül almış. Konusuna gelince şehir hayatı, tesadüfler, içimizde yaşadığımız acı-tatlı duygular vs.. her bir öykü bir yerinden birbirine bağlanıyor lokomotif gibi.
Yazar öykülerinde günlük hayatın içinde yaşadığımız evhamlardan yola çıkmış....

Kitap biti kapağını kapattım ama beynimde daha bitmemişti öyküler, kelimeler...
Okuyun diyeceğim kitaplardan oldu benim için....👍

2-Karanlıktan Sonra Haruki Murakami

Yine yazarın bizi duygularla ters yüz eden kitaplarından biri.
Çok seviyorum bu yazarın kalemini.
O kadar doğal geliyor ki anlatım tarzı sanki karşımda anlatıyormuş, fonda da sevdiği müzikler çalıyor...
Bu kitabında da daha çok aile içi çalkantılara, birbirimiz aslında ne kadar az dinlediğimize, gözlemlediğimize ve mış gibi yaşadığımıza dikkat çekiyor.

Yine beğenerek okudum yazarı.







3- Unutkan Ayna-Gürsel Korat

En başta demek isterim ki lütfen bu kitabı alın ve okuyun.....

O kadar kalemi kuvvetli, kelimeleri, cümleleri dokunaklı ve sizi hüsrana uğratmıyor ki...

Konusuna gelince; 1915 1.Dünya Savaşı, Nevşehir'de gerçekleşen Ermeni Tehciri, değiş tokuş edilen, yurtlarından edilen insanlar.

Bu kitapta diğer bir güzel yan ise size aslında birşeyleri, siyasi olayları dayatmıyor.

Tamamen insani duygulardan, yaşananlardan bahsediyor. Ölüm, öldürülme korkusundan, bu topraklarda atalarından beri yaşadığın halde nasıl yabancılaştırıldığından bahsediyor. Ve her iki tarafıda anlatılıyor ötekileştirme yapmadan....

Kendi sitesinde şöyle yazmış kitabı için; http://gurselkorat.blogspot.com.tr/2016/04/unutkan-ayna.html

Geciktiren aynalardan Borges söz etmişti. Ben unutkan aynalardan söz edeceğim.
Öyle bir unutuş ki, her şey gözümüzün önüne gelecek. Ben öyle yapacağım öykümü.
Gerçi "yaptım" demem daha doğru artık.
Önce sözleri yazdım, yazdığım sözleri söyledim, sonra bir daha yazdım. Zaman geçti, yazdıklarımı beğenmedim, yeniden yazdım. Düşündüm, bir daha yazdım. Bunun bir sonu olduğunu bilsem daha da yazardım.
Metni tamamladığımda şunu anladım: Büyüklerimden öğrendiğim dili içimde döndüre döndüre yazıyorum ben. Bir de dinlediğim öyküleri kılcal damarlarına kadar ayırıyorum. Annemin anlattığı şeyleri görsem bu kadar derinden anlatamazdım.
Görmediklerimi, bildiğim yerlerde yazdım. 
Hindistan'da üç yıl esir kampında tutulan, savaş gazisi dedemin lakabı "Delisolak"tır. Onun solak torunu olarak yazdım. Yozgatlı akrabalarımdan, eşden dosttan dinlediklerimi düşündüm, Çandır'ın kuzeyindeki İğdeli'de gördüğüm okul binasının önünde bunları anımsadım, sonra satırla adam kesilen kanlı pınarların başında, söğütlerin dibinde oturdum, öyle yazdım. Develi'de dağları aşarak, Felahiye'de ırmak sularına bakıp coşarak, Erkilet'te Erciyes'e bakıp şaşarak yazdım.
Nefes nefese koştum yazdıklarımın peşinden. Anlattıklarımın hepsinin acısını çektim, sevincini kendimden ekledim.
Unutkan Ayna'yı eline alanlar da anlatıcının yaptığı gibi koşup duracaklar; onları ne etkiler bilinmez ama dilerim atın boyunduğuna astığım fener gözlerini kamaştırır.
Geciktiren aynalar birbirini izleyen, eş zamanlı hareket edemeyen görüntüleri aklımıza getirdiği için çok heyecan vericiydi. Unutkan aynalar, bir görüntünün kaynağından çok uzaklarda ve çok sonraki zamanlarda belirmesi anlamına geldiği için heyecan verir mi bilmem ama benim zaman konusunda söylediğim sözün sırlanmış halidir.
Bu romanımda zamanın aklımı kurcalama biçiminin ne olduğunu, bir soran olursa, böyle açıklayabilirim.



20.2.17

Vakit Hazan Aslı E. Perker... Savaş Sanatı kitabına dair...


Şekerci Cafer Erol'un 1.katının penceresinden baktığınız da görüntü bu...
Sanıyorum hava soğuk olduğundan kalabalık fazla yok...
Çok severim pencere kenarlarını, dışarı bakınmayı...
O yüzden evimde de pencere kenarına koydum sallanan sandalyemi... kahvemi alıp kitabımı camdan yana okumayı seviyorum.

aslı e. perker vakit hazan
Bu kitap bizim Mart Ayı kitap kulübümüzün kitabı.
Yazarın okuduğum ilk kitabı ki devamı da gelecek çünkü çok sevdim anlatım dilini.
"Vakit Hazan / Aslı E. Perker" kitabı bir dönem kitabı. Handan'ın gözünden anlatılıyor... Osmanlı Paşasının kızı olan Handan hem dini bütün yaşayan hemde ülkesini, vatanını çok sevdiğinden amcası ile birlik olup; gizli görevlerde yer alıyor.
Aslında bir döenme göre çok cesur Handan. Okurken hem kızıyorsunuz Handan'a hem gülümseyerek okuyorsunuz, hem kederleniyorsunuz... bu kadar da olur mu? diyorsunuz ama oluyor valla hayatta da böyle şeyler.
Yazar kitabında ne Osmanlı'yı nede Cumhuriyet'i övüyor... tarafsız, yargısız yazmış. Bunu çok sevdim.
Handan'ın yaptığı seçimler, yaşam biçimi, yer yer eleştirisi, yargılamayan bir roman Vakit Hazan… Handan, babasını hep çok sever ve anlamaya çalışır. Babası, işgal kuvvetlerine kıyafet dikme işine girdiğinde de, Amerikalı bir kadını sevdiğinde de üzülür, vatana ihanet gibi hisseder ama silip atamaz.
Kendi duygularına gelince yaşadığı ikilemlere sinir oldum. Bazen konuştum bile okurken...
 Kitapta giyim kuşam da çokca yazılmış, anlatılmış...
Dönem kitaplarını seviyorsanız okuyun derim.


 Ara ara ince kitaplar okumak iyi oluyor.
Uzun zamandır bu kitabı görüyor ama almıyordum. Bu sefer çarşıya indiğimde aldım. Benim aldığım İŞBankası Kültür Yayınlarından çıkan kitap. Ama birçok yayınevi çevirisini yapmış
Benim tavsiyem İş Kültür Yayınları... çünkü çevirmen ve hocası...bu konuda uzun yıllar araştırma yapmışlar.
Kitap savaş sanatı hakkında strateji kitabı aslında. Ama bir çok ülke de Kişisel Gelişim kitabı olarak da okutuluyormuş.
 Kitabı okurken aklıma Cengiz Han geldi. Acaba kendisi bu kitabı okuyup uygulamış mıdır?
Çünkü verilen taktikler gayet başarılı.
Aslında kitap "savaş taktikleri" üzerine ama gerçek zaferin savaşılmadan kazanılanı olduğunu vurguluyor.
Kitabı derinlemesine incelediğiniz de yada düşündüğünüzde; kibrin, düşünmeden harekete geçmenin, öncelik hemen savaşmayı seçmenin, hemen saldırmanın vs...  sizi, orduyu hiçbir yere vardırmayacağına tersine baştan savaşı kaybedeceğinize dikkat çekiyor.
Oysa ki kitap 43 sayfa ama aslında daha fazlası...
Mutlaka okuyun derim.
birkaç alıntı ile yazımı bitireyim. İyi geceler...

1. Başkasını ve kendini bilirsen, yüz kere savaşsan tehlikeye düşmezsin; başkasını bilmeyip kendini bilirsen bir kazanır bir kaybedersin; ne kendini ne de başkasını bilmezsen, her savaşta tehlikedesin.

2. Mükemmellik her savaşta çarpışarak kazanmak değildir. En iyi strateji savaşmadan kazanmaktır.

3. Kurnazlık ve gizlilik denilen kutsal sanat! Senin sayende görünmez olmayı; senin sayende duyulmaz olmayı öğrenip, düşmanın kaderini elimizde tutuyoruz.

4. Zafer esnasında uyguladığım taktikleri herkes görebilir, ancak kimsenin göremediği, zafer yolunu açan stratejilerimdir.

7. İnsan doğası gereği zora düşmedikçe, yeteneklerini sonuna kadar kullanmaz.

9. Dövüş ustası olanlar öfkelenmezler, kazanma ustası olanlar korkmazlar, akıllılar dövüşmeden 
kazanır, cahiller kazanmak için dövüşürler.

10. Başarılı bir hareket başına vurulduğunda kuyruğu ile, kuyruğuna vurulduğunda başı ile, orta kısmına vurulduğunda hem başı, hem kuyruğu ile hareket eden hızlı bir yılan gibi olmalıdır.


not: https://onedio.com/haber/sun-tzu-nin-gercek-bir-lider-oldugunu-gosteren-10-onemli-soz-435805 sitesinden alınmıştır.

 

 

 

 

 

 

17.6.15

Biten kitap, Buluşma ve biz... :)

Biz geçtiğimiz hafta  Lale Abla ( bir tık) ve Hayatİzlerim Bloğunun yazanı Özlem ile Kadıköy'de buluştuk.

Özlem ile buluşmamız ilk defa idi. Ama sanki daha önceden tanışıyormuşuz gibiydik. Bloğun bunda etkisi o kadar çok büyük ki. programı doluydu Özlem'in ve birkaç saat oturabildik. Çok şeyi konuşmak istedik en çok da kitaplar hakkında ama zaman su gibi aktı ve konuşacak şeylerde yarım kalır gibi oldu. O yüzden Özlem bir sonraki İstanbul çıkartması yaptığında görüşmek üzere ayrıldık. Tabi bu süre zarfında eğer bizim yolumuz düşerse Antalya'ya haberleşicez. Lale Abla ile de ikinci kez buluşuyorduk ama keza onunla da sanki sık sık görüşüyor gibiydik. Sohbeti çok şekerdir Lale Ablanın herşeyden bilgisi vardır bence. :)
Takip etmiyorsanız sayfasına bakın derim, kendisi de tam bir kitap kurdu aynı zamanda yemek kurdu. :) Verdiği tarifler daha hiç şaşmadı deneyen biri olarak gönül rahatlığı ile önerebilirim.

Aaa bir de bu hafta sonu minik kuzumun halasının bir tanesinin yılsonu gözterisi vardı. Geçen sene gidemediğimden bu sene çok heyecanlı olarak gittim ve onu dans ederken görmek vs.. diğer etkinliklerini izlemek nasıl duygulandırdı anlatamam. Büyümüş benim kuzum yaa.....


























Bu arada Yukio Mişima'nın Bir Maskenin İtirafları Kitabını bitirdim blog. Biraz zor ilerledi bu sefer kitap. Bir çocuğun hayatına tanıklık ediyorsunuz romanda. Düşünün ki bu çocuk zayıf, çelimsiz ve devamlı maske takarak davranan hayata ve çevresine... Hatta eşcinselliğini saklamak zorunda kalan biri. Yazarda en sevdiğim şey duyguları ve davranışları çok güzel tasvir ediyor.
Böyle işte blog, ben kaçar herkese iyi geceler.

 Alıntı:

Mişima İkinci Dünya Savaşının kaotik ortamında geçen yarı-otobiyografik çarpıcı romanı "Bir Maskenin İtirafları" nda  ölüm, şiddet, vahşet ve çarpık seks dürtüleri ile kanlı fanteziler içinde yalpalayan  kitap kahramanının, sosyal baskılardan kendisini korumak amacıyla bir "maske" arkasına saklanmasını anlatır.  Mişima'ya göre toplumun kendisi hastalıklıdır ve herkes sanki bir maskeli balodadır...


14.7.14

Meleğin Çürüyüşü / Yukio Mişima

Serinin son kitabı Meleğin Çürüyüşü / Yukio Mişima bitmiştir. Aslında anlatım dilinin sadeliği ile çabuk biten bir seri ama malumunuz 4 aylık tatlı kız annesi olarak okumam bir haftayı buldu. Bazen kitabımı birkaç gün elime alamadığım oluyor. Aslında geceleri aynı saatte yatıyor ve bize de zaman kalıyor. Bizde ya balkonda oluyoruz, ya film izliyoruz. Yazın balkonun tadını çıkartmak gerek.
Neyse, ben bu seriye bittim diyebilirim.
Yazarı ilk Dalgaların Sesi kitabı ile tanıdım ve hayal gücüne, betimlemesine hayran kalmıştım. Sonra biraz araştırdım ve bayağı ünlü bir yazarmış kendisi.
Kitaplarında gelenekçi yapısının izlerine rastlarken Japonya'nın, Tokyo'nun nasıl batılılaştığına da tanıklık ediyorsunuz.
Mişima; genç ölmekten yana olduğundan Bereket Denizi serisini tamamladıktan sonra 1970'lerde sanırım intihar ederek yaşamına son veriyor.
Biyografisini okurken düşündüm de; nasıl bir duygudur genç ölmek istediğine karar vermek ve bunu gerçekleştirmek. Hele de böyle bir iyi yazarsanız. Zordur sanırım......

Kitaba gelirsek eğer her bir kitapta anlatılanlar ve kişi analizleri çok iyiydi. Özellikle her karakterinin özelliklerini anlatırken sanki sizde ordaymışsınız ve o duyguyu yaşıyormuşsunuz gibi oluyor.
Özellikle bu seride yazar; dini ritüllere, inanışlara ve yaşam biçimlerine değinmiş karakterlerimizin. Okurken düşünüyorsunuz sorguluyorsunuz duygularınızı.
Çok fazla detay yazmayacağım çünkü iyi bir yazar ve iyi seri; okuyun derim.

Kitap Özeti: "Meleğin Çürüyüşü" ile birlikte "Yukio Mişima"nın dünyaca ünlü "Bereket Denizi" dörtlemesi tamamlanıyor. Japonya'nın yirminci yüzyıl deneyiminin bir özeti olarak nitelenen dörtlemenin, eleştirmenler, bir epik, toplumsal bir belge, bir sızlanma, bir ağıt olduğu kanısındalar. "Bahar Karları"ndaki genç öğrenci, "Kaçak Atlar"ın saygın hakimi, "Şafak Tapınağı"ndaki filozof Honda, son roman olan "Meleğin Çürüyüşü"nde 1960'lı yıllarda yaşamının sonuna yaklaşmış yaşlı ve zengin bir adamdır. Dörtlemeyi noktalayan son sahnede Honda, Geşu Tapınağına tırmanırken "Bereket Denizi" dörtlemesi de son eğretilemesel anlatımını bulur: Yalnızca Honda'nın ölümünü değil Mişima'nın kendisinin intiharını haber veren çırılçıplak güneş ışığı seli bir boşluğu aydınlatmaktadır. Bütün düşüncelerini, duygularını bu dörtlemeye aktardıktan sonra kendini bomboş hissettiğini dostlarına söyleyen Mişima, dörtlünün son sözcüğünü yazdığı 25 Kasım 1970 sabahı intihar etmişti.



Not: Can Yayınları'nın çevirileri hep mi kötü ve eksik olur. En iyi çevirileri bence YapıKredi Yayınları ve İş Bankası Yayınları yapıyor. Kitapta oldukça hata vardı.....



8.7.14

Kitap, biz, film, gezi...

Son yazımdan buyana nerdeyse iki hafta geçmiş. Ve ben bu arada " bloga yazı yazmak istiyorum"la geçirdim bazı zamanları.
Ama ya biz dışardaydık, ya gelen oldu yada bizim kızla zaman nasıl geçiyor anlamıyorum.
Ki Umay iyi huylu bebek olmasına rağmen evdeki koşturmacalardan; yatağa girdiğimde yorulduğumu anlıyorum.
Geçen hafta 4.ay karma aşılarınının 2.oldu. Çok şükür ki ateş yapmadı ve gece uyudu. Gerçi ateş olmadı ama huysuz ve huzursuzdu.
Birde demir ilacına başlamıştık ki o da kendisini huzursuz etti. Hiç keyfi yok gibi devamlı durgunlaştı. Bende birkaç gündür bırakmıştım ki bugün ki doktor muayenemizde sorduğumuz da doktorumuza " ara vererek kullanmamız gerekiyor." dedi. Bakalım bizde o şekilde yapıcaz. İnternette eşim araştırma yapmış ve genelde ek gıdaya geçtikten sonra vermiş bazı dr.lar kan ilacını. 
İnsanın aklı karışıyor valla...  Bizde kendi dr.muzu dinleyeceğiz. :)
Onun dışında Umay 4.aylık oldu. Artık uyku aralıkları değişti. Bir değişmeyen gece uyumaları oldu. Onun dışın da artık gündüzleri 3-4 saat uyumuyor. 
Ana kucağında oturduğunda kendini dikeltiyor ve kalkmak istiyor. Kendi dilinde konuşmalara devam :) Öyle hızlı büyüyor ve gelişiyor ki baktıkça nasıl bir mucizedir doğum ve büyümek, gelişmek diyorum kendime.

28/06/2014 Cumartesi günü evliliğimizin 5.yılını doldurduk. Ne çok şey sığdırdık evliliğimize. Sıkıntılarımız da oldu, keyifli zamanlarımızda ama birbirimizin elini hiç bırakmadık ve hep elele, yanyana yürüdük/yürüyoruz.
Birbirimizden o kadar keyif alıyoruz ki hem arkadaş, hem dost, hem sevgili, hem karı-kocayız yaşamımızda.
Ruhen de anlaşan bir çiftiz inşallah kızımızda bizim gibi keyif alacağı biri ile birlikte olur.
Biz bu arada evlilik yıldönümümüz de Bursa'ya gittik. Arkadaşlar davet etti ve çok keyifli 3 gün geçirdik.
Valla orda iskender yiyince dedim ki;
--- Orda yediği iskenderse, burda yediğim ne? Burda yediğim iskenderse orda yediğim ne? :)
O kadar güzeldi iskender.
Biliyor musunuz Bursa'da iskender denilmiyor; et kebap deniyor ve bu şekilde isim hakkı alınmış. Biz  http://kebapcitamer.com/ burda yedik ve enfesti. Yolunuz düşerse muhakkak Tamer Bey'in yerinde yiyin derim. Birde kendilerine özel tatlısı var ki anlatamam. Yemeniz lazım....
Malum fotoğraf kotam dolduğundan ekleme yapamıyorum.
Eşcağzım bakacak bu soruna. :)))

Bu arada birçok film de izledik. İçlerinden en çok mutlaka ama mutlaka izlemelisiniz diyeceğim film;



bu film. :)
 Hem konusu hem işleyiş biçimi hemde film müzikleri bir harika.  Seçimlerimizi, sonuçlarını ve yaşama dair iyi kareler var.
Konusunu yazmıyorum izleyecek olanlarınız olabilir.

Kitaplardan da Mişima'nın Bereket Denizi serisinin 3.kitabı olan Şafak Tapınağını bitirdim.
Bu kitapta yazar daha çok birey psikolojisine ve ruhaniyete, dini ritüllere değinmiş. Beğendiğim bir seri oldu.

Şafak Tapınağı


Şimdi ise Meleğin Çürüyüşü'nü( serinin son kitabını) okuyorum. Bu ara daha çok film izliyoruz, malum okullar tatil olunca eşcağzımda evde olunca. :)))

Bizden böyle.... :)

İyi geceler....

11.6.12

Dalgaların Sesi / Yukio Mişima


Aslında yazarın kitaplarını merak ediyordum. Öğretmen bir bayan taşınınca Sevda'ya bir koli kitap vermiş. ( sevda gelinimiz :))) ) Kitapları sevdiğimden hemen benimle de paylaştı ve bende 2 kitap aldım okumak için. Biri bu kitap. Çok eski basımdı elimizdeki. 
Çook beğendim yazarın anlatım dilini, aşkı anlatışını ve insan profilini aktarışını. Ödül almayı haketmiş bir yazar. Konu ufak bir kasaba da geçiyor. Bİrbirine aşık olan çiftin yaşadıkları, hayat mücadeleleri ve yılmayışları anlatılıyor....

ARKA KAPAK:

Bu bir roman değil, insan ilişkileri denen hazineleri bize bağışlayan yüce bir yapıt. Peri masallarını andıran modern bir aşk öyküsü... Dalga seslerine karışan ilk aşkın umutsuz çırpınışları... Çağımızın Daphnis ve Chloe'si... Basit bir konu, basit bir aşk ve mükemmel bir roman... Duyarlılık dünyasının gelmiş geçmiş en büyük ustaları Japonların en ünlü yazarının en sevilen, en beğenilen, en sıcak kitabı... Shinji, basit bir balıkçı köyünde Hatsue gibi bir inciyi bulmakla ne kadar mutluydu...
"Hiç Kuşku Yok, Dalgaların Sesi", bugüne kadar yabancı dillere çevrilen Japon romanlarının en iyisi."
-Saturday Review-
(Arka Kapak) 


28.2.12

Surlu Şehrin Rüyası / Lisa Huang Fleischman

 Surlu Şehrin Rüyası kitabı bitti. Nasıl bitirdim anlamadım, her bir sayfası harikaydı bence. Ki yazarın ilk romanıymış bu kitap. Konu Çin'de geçiyor. Köklü bir ailenin yaşadıkları, bir babanın ölümünden sonra yaşadıkları ve yaşamaya çalıştıkları hayat mücadelesi, Ülkenin Japonya tarafından saldırıya uğraması, savaşması, insanların yaşadıkları.... Bir çok bilgiden ne kadar eksikmişim onu anladım.

Daha önce bir belgeselde Çinlilerin küçük yaşta kızlarının ayaklarını sardıklarını izlemiştim. Ayakları küçük olsun diye. Çünkü güzelliği bir nebze olsun simgeliyomuş küçük ayak. Kitapta da işlenmiş bu konu. Karakterimiz Yeşim Erdem bu ayak sarma olayına karşı geliyor ve daha batılı şeylerin ülkesine gelmesini istiyor.
Birde nikah kıyma olayıda o zamanlar yokmuş. Hatta bizdeki kuma olayı orada odalık olarak anlatılıyor. Karın tokluğuna çalışan hizmetçiler... Fakirlikte var tabi. Enteresan olan şeyse değişikliğe çok kapalı bir ülke olması. Gerçi daha sonra bu olguyu aşıyorlar ama....
Konu olarak ailesi için evlenen Yeşim Erdem'in kocası öldükten sonra bile eşinin ailesine bakması, devrimci arkadaşıyla birlikte Ülkesi için verdiği mücadele, daha sonra bir erkeğe aşık olması, evlenmesi, hiçbir şeye önem vermezken, çocukları olduğunda hayatında ki önceliklerin değişmesi, bir çok şeye karşı koyması...... Anlatım dili ve çeviri iyiydi. Kahramanımızın ismi Türkçe ama aslında bu takma isimleri, çünkü anlatılan Ülkede herkesin bir yapısına, davranışlarına uygun bir nevi rumuzları var ve o şekilde anılıyorlar. Birde çok fazla batıl inançları var. Ölen kişilerin ruhlarının evlerinin etrafında dolaşması, camlarına kağıt yapıştırmaları, simgelerle kovmaya çalışmaları yada yad etmeleri.... Bir tek bizde yokmuş dedim okurken... :)))))
Okunmalı....