Timaş Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Timaş Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13.2.26

Okuduğum Kitaplar... Ocak ayı özeti

 Selâmlar. Yoğun, gri, yağmurlu bir haftayı sokaklarda geçirmiş biri olarak diyorum ki; böyle havalarda evde oturmayı özledim yahu ☺️

Bu hafta eşimin okulunda toplantılar olunca kızçeyi almak bana düştü. Bir bakıyorum sabah, bir bakıyorum okul çıkış saati. O arada okula gitmişken arkadaslarla kahve içiyoruz, eve dön yemek derken akşam olmuş. Bu sene listeler yazmadım ama aklıma mottolar, manifestler yazmıştım. Onlardan  biride daha çok hareket ve sokağa çıkmaktı. Bıraksanız bütün haftayı evde, kahve, kitap, müzik üçlüsü ile geçirebilirim ☺️ bu yüzden en ufak bir şeyde sokağa atıyorum kendimi. Canım çıkmak istemese bile çıkıyorum. Sonrada; iyi ki çıkmışım diyorum :)


yeni bir diziye sardım izlemesi keyifli. Netflix dizisi " Younger" 


40'lı yaşlarında olan kızımız iş arar fakat bukamaz. Yaşını 26 olarak söyler ve yayınevinde çalışmaya başlar. Olaylar da bundan sonra başlıyor.komik, eğlenceli ve düşündürücü bir dizi. Bölümler de 20'şer dakikalık.

Okuduğum kitaplara gelince de;



Kitap bitince insanın içinde tuhaf bir sakinlik bırakıyor...

Benim için kitap; ustalık, ölçülülük ve gösterişsiz güç üzerineydi. Kahramanlık bağırmıyor, felsefe nutuk atmıyor; her şey “olması gerektiği kadar”. Doğu estetiğiyle Batı aksiyonu arasındaki o soğuk denge çok etkileyici. Bir de şu fikir hoşuma gider: En zor şey, zirvede sakin kalabilmek.


. Kahramanlık bir poz değil, bir hâl. Okurken hızdan çok dengeye, sonuçtan çok duruşa odaklanıyor insan. Bitirdiğimde kalan şey aksiyon değil; sakinlikti.


Şibumi’nin felsefesi çok derindi. Tam anladım mı emin değilim. Sindirmek, durmak ve belki bir gün tekrar okumak gerek. Bazı kitaplar hemen açılmaz; bekler.

Felsefesi derin, hatta biraz ketum. Şibumi’yi okudum ama bitti diyemem. Kitapta geçen tanımı;  

Şibumi, gösterişten tamamen arınmış bir mükemmellik hâlidir.

Çaba görünmez, ustalık bağırmaz. Etkilemek gibi bir derdi yoktur ama yine de derinden etkiler. Basit, sade, doğal ve sessizdir; tam da bu yüzden güçlüdür. Fazlalık yoktur, iddia yoktur. Sadece olması gerektiği gibi olmak vardır.

"Şibumi; gösterişsiz bir ustalık, sessiz bir derinliktir." 


Aslında böyle okuyunca ne kadar sade, basit gibi okunuyor ama öyle değilmiş..... Okudukça,. okudukça fark ediliyor...




"Bir çocuğun babası olduğunuzda, o çocuğu büyüttüğünüzde-yani büyüdükleri sırada orada bulunmanız anlamında söylüyorum bunu çünkü ben onları büyüten şeyin daha çok hayat olduğuna inandım - bunun onları anlamanızı sağlayacağını, aranızda kendiliğinden bir bağlantı kurulacağını düşünürsünüz.......
....." ( Sayfa: 29)


Çok uzun zamandır seri kitap almıyordum. Bunu Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları değiştirdi ☺️ #çağdaşdünyaedebiyatıdizisi her çıkan kitabını okumaya başlamadan bile almaya başladım:)) 
Yılın son ayi Ferda ile konuşurken, onda da bu seriden vardı ve bu sene başlayalım dedik. Veee Ocak ayında serinin ilk kitabı ile bizi kalbimizden vurdu. #bilinmeyenülkedeyolculuk bir anlatı bir nevi. İçsel huzurluklar, aile içi acının ruhumuzu nasılda üzdüğünü, bazen konuşmanın iyi geldiği bazende sessizliklerin.... Ve o içeride olan sırlar... Kimselere anlatılamayan duygular.... Bir babanın oğluna bir nevi ağıtı gibiydi.... 
İyileşme sürecinde yaşanacakları çok iyi anlatmış yazar 👏🏻 epeydir İrlanda Edebiyatı'nq denk geliyorum ve onların olaylara bakış açıları ile bizimkilerin çok yakın hissediyorum... 
Kitaptaki hayal kırıklığı çok üzücüydü. Baba olarak baba-cocuk ilişkisini ele alışı, yorumlaması, anne baba arasındaki ilişkiyi de çok iyi anlatmış. Öyle cümleler vardi ki... Kitap sakin ve derinden akan bir kitap oldu. Hâlâ okumadıysanız ekleyin diyeceğim bir kitap oldu... 






Okurken böyle böyle notlar almışım. Kitabı çok sevdim. Aslında yazarın her kitabı bu kadar kolay ve akıcı okunmuyor, o yüzden bu kitap harika bir tanışma kitabı. 


Kaydetmeyi unutmayın. Sizde hangi kapılar açılacak okurken? 


Yazarın güçlü bir entelektüel arka planı var ama asıl mesele bilgi göstermek değil. Kitap, bilginin insanı özgürleştirip özgürleştirmediğini sorguluyor. Çok bilmek mi önemli, yoksa anlamak mı? Bu ayrım metnin alt katmanında sürekli dolaşıyor.


İnsan tek başına olgunlaşmıyor. Tekâmül, karşılaşmalarla oluyor. Bazen bir insanla, bazen bir fikirle, bazen bir kitapla… Ve her karşılaşma aslında bir eşik. Ya büyüyorsun ya direniyorsun.

Felsefi olarak bu, biraz kader–irade dengesine dokunuyor.

Karşımıza çıkan insanlar tesadüf mü, yoksa içsel ihtiyacımızın bir yansıması mı? Tekâmül sürecinde karşımıza çıkan kişiler çoğu zaman bizi rahatlatan değil, sarsan kişiler oluyor. Çünkü dönüşüm konforla değil, yüzleşmeyle geliyor.Tekâmül doğrusal bir ilerleme değil. Düşüşler de sürecin parçası. Yazarın bunu sezdirme biçimi çok kıymetli. Olgunlaşma bazen kayıpla, bazen hayal kırıklığıyla, bazen yalnızlıkla mümkün oluyor.


 kitap bana şu soruyu bıraktı:

“Benim hayatımdaki karşılaşmalar beni nereye doğru dönüştürüyor?”



Bazı karşılaşmalar tesadüf değildir.

Ruhun, ihtiyacı olan dersi çağırır.

Bir insan çıkar karşına;

sarsar, aynanı tutar, kaçtığın yerleri gösterir.

O an anlarsın ki tekâmül, huzurlu sularda değil,

dalgaların içinde olur.

Her yüzleşme bir eşiktir.

Ya eski hâlinde kalırsın

ya da kendinin bir üst versiyonuna doğru yürürsün.

‘Kitap’ın Yolcuları’ bana şunu fısıldadı:

Olgunlaşmak, başımıza gelenleri değil,

onlarla kim olduğumuzu seçmektir.”


.... Doğru sıralama yapılmazsa bu bir çözüm değildi. Mağdurun ümitsizliği, üzüntüsü ve öfkesi kabul görmeden önce ihanet eden kişi suçu kabulü yüzünden övülmemeliydi. Bu kabulün yokluğunda pişmanlık yere bir taş gibi düşerdi. 


Bir aile portesi... İçeride yaşanan travmalar, susmalar, gözden gelmeler ve olayı yaşayan çocuğa yapılan sessiz baskı.... Bu kadar iyi anlatılırdı.... Konu #miras olunca, çok da kardeş olunca ve iletişimde olmayınca zor bir süreç sanıyorum "miras" 

Aslında konu burada paradan çok bir kızın yaşadığı olaylar... Ne yazık ki ailemizi seçemiyoruz, ne yazık ki her kadın, her kardeş güçlü olamıyor... Herkes gerçeklerle yüzleşmek istemiyor.... 

Hikaye, anlatılanlar çok ağır... Eğer hâlâ benim gibi okumadiysaniz listeye ekleyin derim.... 

Bu kitabı Sevgili Zelişim ve Tuba ile okuduk. İyi ki kitaplar var✌🏻☑️📖


Böyle işte. Ocak ayının özeti böyle.☺️ 



 






11.10.21

Biraz biz biraz kitaplar.....

 Selam.

Yine iki haftayı bulmuş yazmamışlığım.... 

Çok şükür kızın sınıfında henüz covid vakası nedeni ile kapanma olmadı... Tabi havaların değişmesi ile çok fazla grip, öksürük haberleri alıyoruz. Bizim kızda nasibini aldı. Nezle oldu, tek şansımız ayakta geçirmesi ve günlük aktivitesine devam etmesi....  Bu hafta sonu covidden beri ilk düğünümüze gittik...biraz garip olduk... iki günümüz açık hava düğünlerde geçti... totom dondu resmen..😬 ama yine de sevdiklerimizin özel gününde yanlarında olmanın verdiği duyguyu anlatamam...

Bunların dışında rutin okul hayatı devam ediyor.... akşam yat sabah kalk, beslenme hazırla.... sonrası için çorba yap...  veeee kız okuldan gelene kadar kitap-kahve ikilisi ile aşk yaşa :)))) tabi radyoda da "Radyo Voyage"....

Bir anımıda yazayım burada kalsın;

Az önce blog yazmak için oturunca bizim kız sordu:

anne sen neden hep akşamları blog yazıyorsun?

ben de cevap hazır..... gündüzleri fırsatım olmuyor evladım ..... gerçekten de gündüzleri zaman nasıl geçiyor anlamıyorum.....

📣📚📙📌📣📚📙📌📣📚📙📌


Veee Prospero Kitaplığı Serisinin 2.kitabını da okumuş bulunmaktayım. :)
Biraz hayatını okuduğumda üzüldüm...çok genç yaşta "28 yaşında "hayatını kaybetmiş yazar.... Bir süre de yatağa bağlı yaşamış. Bu kitabı da o süreçte tamamlamış....
Sanıyorum belirli bir dönem yalnızlık çekince, hele de yaşamın baharında, yatağa bağlı yaşadıysan... yazdıkların da hatta hayata bakışın da pek iç açıcı olamıyor.....
#acilgerçekdışılıktamaceralar kitabında da yazar bunları hissettiriyor....
"Ruhun belli derinliklerinde sıradan sözcüklerin hükmü yoktur. İşte buradayım ve yaşadığım krizlerin doğru bir tanımını yapmaya çalışıyorum, ama bulabildiğim tek şey imgeler." Demiş........ Ne çok şey anlatıyor değil mi?
Zihinsel buhranlarının anlatıldığı romanı okumak pek kolay olmadı. Neresinde zihninde neresinde gerek yaşamda yer yer karıştı....o yüzden ara vermeden okumak gerekiyor bu kitabı.... kopukluk olmaması adına.
Kitabın başında ki ön sözler sonrası okuması biraz daha kolaylaşıyor..... #maxblecher

Elia Kazan'a ait romanı yarım bırakmak zorunda kaldım. Başlarda ki mekanik bir anlatım dili okumamı yavaşlatmakla birlikte, okurken rahatsız da edici oluyor.... Biraz daha okuyayım ileriki sayfalarda açılır dedim. Ki ilerleyen sayfalarda daha rahat okumaya başladım ..... Ama ..devamlı iki kadın arasında kalan erkek hikayesi okumak biraz beni sıkıyor 🙈😬😒 evet hayata dair sözler de vardı güzel ve anlamlı olan...lakin o kadar sayfa, " iki kadınımı da çok seviyorum, napcam ben, ya ben nolucam, benim kararlarim, isteklerim, yapmak istediklerim nolcek" edebiyatı beni sıkıyor... .
Bu sebeple yarım bıraktım......arka kapak yazısı;
🚦🚦🚦🚦🚦🚦🚦🚦🚦🚦🚦
Artık bir şey yapmam için bir neden olmadığına göre, bir şey yapmamam için de bir neden yoktu. Değer yargılarını ve sonuçları düşünemeyecek kadar zom ve mutluydum. Sadece ve sadece dürtülerimle ve arzularımla alakadar olmak istiyordum…

#EliaKazan bu unutulmaz romanı konforlu hayatların iç dünyasına, zenginliğin ve kurumsallığın saçmalığına ve çağdaş iş yaşamının nasıl bir hapishane olduğuna yöneltilmiş bir hançer adeta. Romanın kahramanı Eddie, Türkiye’den Amerika’ya göç etmiş Yunan kökenli bir ailenin oğludur.

Amerika’da yeni isimler almak, yeni hayatlar kurmak aileyi yalnızca bir yere kadar mutlu etmiştir…

Eddie, yıkıcı aşkı tanıdığı zaman, aile, para, ün, kariyer, bir anda değersizleşir…

Elinizden bırakamayacağınız, güçlü, sarsıcı bir roman…

📣📚📙📌📣📚📙📌📣📚📙📌




Uzun zamandır kurmaca roman okumamıştım ve #kyanınşarkısöylediğiyer kitabı çok iyi geldim. Konusu hüzünlü, içe dokunan olsa da iyi geldi ... Okurken hep aklıma; ne kadar ön yargılı olduğumuz geldi. Bataklık Kızı'nı sırf yaşadığı yerden dolayı eleştiren ve aralarına almayan bir kasaba ..bir olay olduğunda "kesin Bataklık Kızı yapmıştır" düşüncesi.. ve en dokunaklı kısmı ailesinin birer birer gitmesi...ardlarinda kalan küçük kızı düşünmemeleri...sonra hikâyeyi okudukça kim haklı kim haksız anlamını yitirmesi...ve en güzeli de verilen mücadele.....soluksuz okumaların arasında tam bir ara kitap oldu bana......
🕸️🕸️🕸️🕸️🕸️🕸️🕸️🐠🦠🦀🦟🦗

Kalbini Ne Kadar Koruyabilirsin?

Yıllar boyunca, Kuzey Carolina kıyısında sessiz bir kasaba olan Barkley Cove'da "Bataklık Kızı" ile ilgili söylentiler dolaşmaktadır. O yüzden 1969'un sonlarında, yakışıklı Chase Andrews ölü bulunduğunda kasaba halkı, hemen "Bataklık Kızı" dedikleri Kya Clark'tan şüphelenir.

Ancak Kya onların anlattıkları gibi biri değildir. Hassas ve zeki olan Kya yıllardır, evi olan bataklıkta martılarla arkadaş olmuş, kumdan dersler alarak tek başına hayatta kalmıştır. Yıllar sonra Kya'nın, dokunulmak ve sevilmek istediği dönem gelir. Kya'nın vahşi güzelliği, kasabadan iki genç adamın ilgisini çekince Kya, kendini yeni bir hayata açar, ta ki akla gelmeyecek bir şey olana kadar.
                                                         📣📚📙📌📣📚📙📌📣📚📙📌




Bu aralar kısa ama özünde hep acılar çekmiş, savaş dönemine denk gelmiş ve yaşadıkları travmalar, yoksulluk vb.. duyguları aktaran kitaplar okudum.
#sonsenfoni de ünlü müzisyen, besteci, orkestra şefi Gustav Mahler'in hayatına dair bir roman.... Yazarın daha önce "Tütüncü Çırağı" kitabını okumuş ve anlatımını sevmiştim. Bu kitapta da o hissi size veriyor ... Tabiki Çevirmene de çok teşekkürler.... Dilimize çeviri önemli.🙏🏻
‼️Gustav Mahler, New York’tan Avrupa’ya giden bir geminin güvertesinde oturuyor. Dünyanın en ünlü, en büyük müzisyeni, ama vücudu artık dünyanın yükünü taşıyacak güçte değil, ağrıları her zamankinden de güçlü şimdi. Mürettebat onun el üstünde tutmaya çalışırken, o kendini bir ömrün hatıralarına teslim ediyor: Son yıllardan kalanlar, dağlardaki yazlar, hayaline düşen kızı Maria’nın ölümü, New York Filarmoni macerası, onu bekleyen diğer kızı Anna, besteleri, hastalıkları, onu çılgına çeviren hayatının aşkı Alma... Herkes, her şey -hem burada onunla, ama aslında bir o kadar da uzakta: Bu onun son yolculuğu.
Son Senfoni, geçmişle yüzleşen yorgun bir sanatçının, kristal berraklığındaki dokunaklı portresi.
“Onun özel bir üslubu var… Seethaler, cümleleri süsleyip püslemeden fazlalık gibi görünecek ne varsa soyup atıyor ve özü ortaya çıkarıyor.”

Der Spiegel





















15.9.21

Altın Küpü Ve Kuşlar Kitaplarına dair....


 Öyle güzel bir kitap okudum ki anlatamam..... Tek kelime ile enfesti..... Özellikle doğa-dan koptukca nasıl da aslında kendimizden de koptuğumuzu anlıyoruz. Hele o felsefi konusmalar, sorular ...Tabi ara ara gülümsemek serbest... 😁🤭Velhasıl okuduktan sonra pişman olmayacağınız, bazı cümlelerin altını bol bol çizip ara ara açıp okuyacağınız bir kitap olacak....

 

Biraz araştırınca yazar ile ilgili ilginç bilgiler de vardı. Mesela kendisi James Joye hayranı imiş ve doğum tarihini bile aynı yazdırmak istemiş.

👓 Meğer, bilgeliğimiz duyusal uyaranların oluşturduğu bir katalogdan başka bir şey değilmiş!...

👓👓"İnsan bolluğun içinde de olsa aç kalabilir, çünkü doğadan kendini uzaklaştırmış ve kurnaz, sapkın düşünceleriyle yaşamayı tercih etmiştir."

👓👓👓👓👓

Zehrin devasi kendisindedir. Son, baslangiçta gizlidir. Her vücut, kemigin etrafinda olusur ve yine kemige dönüsür. Hayat ve ölüm birbirini tamamlayan bir bulmacanin parçasidir.” Cüce cinler, insan ve hayvan kiligindaki tanrilar, hayatin anlamini arayan iki filozof ve bu iki filozoftan nefret eden esleri… Irlanda’nin yerel mitleri, felsefe ile kurmacanin iç içe geçtigi bu kitapta hayat buluyor. Hayatin, evrenin ve her seyin anlami üzerine düsündürürken okuru içine çekiyor. Altin Küpü, iyiyle kötünün, güzelle çirkinin, cesaretle ödlekligin farkli hâllerinin sunuldugu, her sayfada özgünlügünü kanitlayan bir eser. 

#altınküpü #jamesstephens 



 Norveç ve  İskandinav Edebiyatı gibi hep yüreğe dokunuyor... Özellikle "yalnızlık ve doğa"üzerine cümleleri hep vurgun gibi oluyor bu yörenin yazarlarının......

Bu hikâyede de; kendi halinde yaşayan abla kardeşin, yalnızlıkları, birbirlerine tutunmaları, en önemlisi de " zihinsel olarak hasta olan Matiss'in gözünden 'bana ne olacak?' " sorusunun getirdikleri......

Nette okuduğum bir yazının sonunu şöyle bitirmiş yazıyı yazan; Charles Addams’ ın dediği gibi “bir örümcek için normal olan bir sinek için kaos ise” o halde normallik kavramı da bir illüzyondan ibaret olsa gerek. (ŞB Nisan 2017)

🐦 İskandinav Edebiyat Ödülü sahibi Tarjei Vesaas'tan, nahif olduğu kadar şiddetli, aldatıcı basitlikte, sarsıcı bir roman: Kuşlar...

🐦 Çevirmene de ayrı bir teşekkürü borç bilirim,öyle akıcı bir anlatım ile çevrilmiş ki kitap....🌺 #denizcanefe #kuşlar #TarjeiVesaas


13.2.19

La ve Rahel Tanrı'yla Hesaplaşıyor Kitapları Üzerine...


Selam.

Daha önce hiç Nazan Bekiroğlu okumamıştım  Daha doğrusu Nar Ağacı kitabına başlamış ama okuyamamıştım.
Bu kitabını da belki iki üç sene evvel görmüş not etmiştim "alacağım okuyacağım kitaplar" listesine ..
Tabi liste kabarık olunca anca sıra geldi.
Bir de Instagram'da #bibliyodukkan diye bir sayfa var. Sevgili eski Bloggerlardan Damla ve gelininin açtığı ikinci el kitapların satışının olduğu bir sayfa. Bende Kitaplığımdan kitaplar ekledim. Ve sattığım da oldu 

Bazı kitaplarım hep benimle ama bazıları değil.

İşte efenim orada görünce hemen aldım. Okudum ...
Lakin içime işledi kitap.

LA/SONSUZLUĞUN HECESİ NAZAN BEKİROĞLU

Hz. Adem'in hikayesi  Anlatım dili masalımsı, Şiirsel ve öyle dokunaklı.......
Bir kez daha hayran kaldım Hz. Adem'e.

La:Olumsuzluk eki. Başkaldırı serbestisi
🤲 Ama değil mi ki Tevhid kelimesi La ile başlar: La ilahe
Bilinçli kabul kelimesi onun ardından gelir : İllallah.
🖋 Ve Hz. Adem'in La ile başlayıp İllallah'a yönelişini anlatan, Kabil ile Habil'i anlatan ama en çok da insani özelliklerinden bahseden bir kitap....
Nefsin en çok sevdiği; kibir, büyüklenme, kendini beğenme, ölümsüz gibi yaşama ve her şeye "benim, ben demesi" derken...
Altını çizdim, çok düşündüm, aklıma gönlüme yazdım bazı cümleleri... Okumakla da kalmayıp davranışlarıma da yansıtacağım bildiğim şeyler kadar bilmediklerimi de öğrendiğim kitaptan selam olsun...

Diğer kitabım ise; RAHEL TANRI İLE HESAPLAŞIYOR/ STEFAN ZWEİG

Daha önce 5 kitabını okudum iki tanesini sevmiştim  Elbet kalemi kuvvetli yazarlardan, özellimle hayatı, kaçışı ve acı çekmesi.... Derinden etkiliyor beni.... 

Lakin bazı kştalarında ki aşk, kadın tasviri ve onun üzerinden hikaye anlatması sıkıyor beni. 
Bir huyumu seviyorum hemen yazarı okunmayacaklar listeme eklemem. Biraz daha bakınırım kitaplarına ondan sonra kararımı veririm. Zweig'de öyle benim için  
Arkadaşım "Korku  kitabını da önerdi ona da bakıcam  😊 
Bu kısa novella tarzı kitabı üç öyküde oluşan menkibe. Özellikle Rahel ve Ölümsüz Kardeşin gözleri etkileyen öykülerdendi. Bir dönem Felsefe sohbetlerine katıldığımdan "Bhavagita" öğretilerini de az çok bilirim....
🕯 🕯 🕯
Bu üç hikayede de aslında Tanrı'yı ve kendilerini ararken yaşam amaçlarını bulurlar. Toplumsal ahlak, beraber yaşamak ve kendi içime dönmek açısından kısa ve öz kitaplardandı.
🖋 Ve yine anlıyoruz ki; bizim bir hareketimiz, sözümüz, davranışımız sadece bizi etkilemiyor.......

Bir sonra ki yazımda da "Gecenin Sonuna Yolculuk" kitabını anlatıcam  😊 

13.11.18

Beyaz Usta Siyah Çırak Kitabı...

Selam.

Yazarı önce arkadaşım tavsiye etmişti. Daha sonra TRT televizyonunda " Vapurda Çay Simit  programın da dinledim. O kadar güzel anlatıyor ki...
Çok seviyorum konuşmanın hitabet sanatını bilip anlatan insanların dinlemeyi ...

Özellikle beni en çok etkileyen cümlesi ;
🗯 Muhabbet eden kalmadı mı? O zaman sen muhabbetli ol.
🗯️ Selam mı vermiyor kimse? İlk sen selam veren ol....
.....  Gibi cümlelerdi....
Gerçekten de etrafıma kulak verdiğimde çoğu kişinin yakındığı şey bunlar. Sosyal medyadan sonra o kadar azaldı ki bazı duygular.
Mesela çok çabuk "canımlı cicimli konuşmalar, dostuz muhabbetleri  ....
Oysa ki evet sanal dünya iyi güzel. Ve bende severek kullanıyorum lakin bazı duygularımızın önüne geçmemeli.....

Kitaba da gelirsek .. Aslında yazar bu kitabında kendi hayatından da kesitleri anlattığını söylemişti.

BEYAZ USTA SİYAH ÇIRAK/ BAHADIR YENİŞEHİRLİOĞLU

Bazı yerler de kopukluklar olsa da maneviyata yönelik  kendi yolunu bulma yolunda yaşadıklarını hikayeleştirmiş yazar.
Hani bir motto vardır ; öğrenci hazır olunca öğretmen de hazır olurmuş ..

 Yaşadıkları, hayatına girenler ve yol arkadaşı derken bir bakmışsınız kitap bitmiş.
Acılarla  yaşanmışlıklarla, hayatında ki eksikliklerle yüzleşen Sarp..

Beyaz Usta Siyah Çırak, geçmişinden yorgun, geleceğine hakiki bir yol arayan Sarp’ın hayal kadar şaşırtıcı ama gerçek hikâyesi.
  Der kitabın arka kapak yazısında.



11.11.18

İki Muhteşem Kitap Hakkında. 😊

Selam. 😊

Yine enfes bir roman okudum. Gerçekten ama gerçekten Jaguar Kitap bu işi biliyor ve az, öz iyi Yayınları çeviriyor.

HIZLANDIKÇA  AZALIYORUM / Kjersti Skomsvold
Norveçli yazarın ilk kitabı. Lakin kapağı kapattıktan sonra siz hâlâ okuduklarınızı yaşıyorsunuz ...

🖋 Bir kadın düşünün yaşlı ve yalnız .. Lakin her şeyin sebebi yaşlı ve yalnız olması değil.
Epsilon var hayatında.
Ve hayatı boyunca hep görünmez gibi yaşamış  Biraz çekinen biri teyze.
🖋️ Kuzey'in anladığım kadarı ile havası kadar insanları da soğuk.
❄ Markete gidiyor, yolda yürüyk ama yokmuş gibi davranılması canımı sıkıyor
Telefon rehberine bakıp kendi ismini arıyor...
Derken ara da felsefi sorularla bizi düşündürüyor.....

Eğer okumadıysanız listenize ekleyin diyeceğim kitaplardan oldu ...
Tanıtım yazısı şöyledir;

Yeryüzünde yaşadığın her mutlu an kederle ödenmek zorundadır." 

Son yıllarda Norveç'in çıkardığı en güçlü yazarlardan Kjersti Skomsvold, şiirsel ve dokunaklı romanıyla Türkçede. 

Mathea'nın yaşam ve ölüm, yaşlılık ve yalnızlık hakkında inceliklerle örülü zarif hikâyesi... Derinlikli bir melankoli, farklı bir mizah, küçük kelimeler, kısa cümleler, ufak paragraflar ve büyük bir yetenek... 

Norveç'te yayımlandığı yıl Tarjei Vesaas İlk Kitap Ödülü'ne layık görülen Hızlandıkça Azalıyorum'u Norveççe aslından Deniz Canefe çevirdi.
(Tanıtım Bülteninden)


📚📚📚📚📚📚📚📚📚📚📖📖📖📖📖📖

Bir diğer okuduğum enfes kitap ise; İÇİMDEKİ MÜZİK /
Sharon M. Draper

Arkadaşımın oğlunun okuması gereken kitaplarından biri. Ortaokul'da okuyor ve öğretmenin bir yıl boyunca okuması gereken kitaplar içinde buda var.
Bende alıp okumak istedim ve iyi ki de okudum ...

Bana biraz  Mucize kitabını da hatırlattı.
Ve okurken içim burkuldu en çok da Melody'inin anne babasına sarılmayı çok istediği ve "seni seviyorum" diye memesini okurken.. 

Konusuna gelince Melody doğuştan beyin felçli ve sandalyeye bağımlı  Ailesinin ve kendisinin verdiği mücadele, normal yaşam standardı yakalamaya çalışmaları vb.. şeyler...
Ve en önemlisi azim, inanmak ve başarmanın öyküsü  Bir de okurken hissettiğim en önemli duygu "çaresizlik  oldu. Çünkü biz konuşuyor ve yürüyorken nelerle karşılaşıyoruz değil mi? Birde konuşamadığımızda, yürüyemediğimiz de düşünsenize!

Öyle bizde ki Türk Filmlerinde ki gibi kalkıp yürümüyor ama kendisine inanan bir ailesi ve bakıcısı sayesinde neler neler başarıyor . 😊

48 ödüllü bir kitap 📚  Kesinlikle haketmiş bir kitap.

İlgi ile okuduğum ve tavsiye edebileceğim iki kitaptır  😊

İyi akşamlar iyi haftalar arkadaşlar 


28.9.18

Günlük/ Biten Kitaplar 📚

Selam. 😊

Haftaya soğuk, yağmurlu başladık. Gerçi her mevsimi ayrı severim hem de çok. Lakin sonbaharın hafif o esintisini ayrı bi severim 🍂
Diz üstü koltuk 🛋 battaniyelerini çıkarttım  kışlıkları da çıkartıp ütüledim. Rahat rahat sonbaharı karşılıyorum.
Gerçi fark ettim ki artık öyle deli gibi kışlık kıyafetlerimiz yok. Siz de fark ettiniz mi?
Evler doğalgazlı olunca birde mevsimler artık eskisi gibi olmayınca... Öyle kalın kalın kazaklar, hırkalar  montlar yok bizde.

Elde ki kitaplar da azaldı. Kaldı 2 kitap. Verdiğim sipariş kitaplar gelmedi daha.
Bir de bu sene artık kütüphaneden de kitap almaya karar verdim. Herşeye gelen zam kağıdıda vurdu. Ve gerçekten de kitap fiyatları aldı başını gitti.
Pazar ve market fiyatlarını dememe gerek bile yok.............
Allah Yar ve yardımcınız olsun 🙏🏻
Birde akıl fikir versin bence.....


Son hafta üç kitap daha bitirdim. Bunlardan bir tanesi
"SANMA Kİ YALNIZSIN /ELİF ŞAFAK"


Derleme bir kitap olmuş. Ama biraz yavan kalmış  Çok fazla tekrar cümle ve bakış açıları vardı. Özellikle kadın olmanın zorluklarını, kadına bakış açısını erkeklerin ve siyasi konulardan derleme yapmış. Tabi biraz da kendisine dair detaylar vermiş. Yer yer sıkılarak okudum. Ortada kaldığım bir kitap oldu. 

Diğer kitap ise;
""BİLİM TARİHİ SOHBETLERİ /FUAT SEZGİN" 

2019 yılı "Prof. Dr. Fuat Sezgin Yılı" olarak ilan edildi.
Bu kapsamda gerçekleştirilecek organizasyonlar Prof. Dr. Fuat Sezgin İslam Bilim Tarihi Araştırmaları Vakfı ile birlikte yapılacak.
Kahvemi yaptım başladım okumaya. 
Kendisi gerçekten de çok donanımlı biriymiş. 27 dil bilen ve kendini bilime adayan biri. Zamanında 147'liler olarak yurtdışına gitmek zorunda kalmış ama bunu dert etmek yerine kendi yararına kullanmış.
Kitap da soru cevap şeklinde anlatılıyor. Yer yer tekrarkar dışında verilen detaylar anlatılanlar ülkemiz açısından faydalı bilgiler idi.
Arka kapak yazısı şöyle der;
Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük İslam Bilimler tarihçisi Fuat Sezgin, "Bir valizle çıktım yola. Valizde biraz çamaşır ve birkaç önemli yazmanın fişleri vardı... Onları aldım, çektim gittim." diye anlatıyor yaşam öyküsünü. 40'lı yıllardan itibaren en büyük şarkiyatçı olarak kabul edilen Hellmut Ritter'in talebesi olarak Bilim tarihine ilk adımını atan Fuat Sezgin 60 darbesi sırasında 147'likler diye anılan, üniversiteden uzaklaştırılan öğretim üyelerinden biridir. Birdenbire İstanbul Üniversitesi'ndeyken çalışmaları yarıda kalan Sezgin kaynaklardan uzak kalma pahasına mecburen yurt dışındaki üniversitelere başvuruda bulunur. Günde 17 saatten az çalışmayan, öğle yemeklerini zaman almasın diye bir parça ekmekle geçiştiren biri için birkaç hafta beklemek kâbus gibidir. 15 gün içerisinde Berkeley, Yale gibi çok ünlü Amerikan üniversiteleri kapılarını sonuna açarlar Sezgin'e fakat Sezgin kaynaklardan uzak kalma endişesiyle okyanusun bu tarafında, Frankfurt'ta çalışmalarına devam etmeye karar verir.
Sezgin'in bu ürünleri vermesi hiç de kolay olmaz. Toplam 27 dil bilen Fuat Sezgin, 60'ın üzerinde ülkede çalışmalar yapar, çeşitli dillerde yazılmış toplam 600.000 el yazmasını teker teker elden geçirir, İslam coğrafyasında inceleme yapmadığı kütüphane kalmaz. Devlet başkanlarının, kralların ve dünyanın en önemli akademisyen ve işadamlarının saygı ve destekte kusur etmediği Sezgin'in kıymeti kendi memleketinde geç de olsa yeni yeni anlaşılmaya başlıyor.

Geç tanıyıp erken kaybettiğimiz bir bence Sayın Fuat Bey....


5.4.18

Günce/ Bir Ruh Macerası Ayşe Şasa....

Hoş geldin Nisan , hoş geldin alerji...
Çarşamba günü hava miss açmışız camı pencereyi... kızım dedi ki anne hadi gel balkonda oynayalım.
Tabi ben hemen " ne güzel olur ( balkon sever bir annenin evladının da balkonu sevmesi önemli 😀)" dedim.
İnanın çıktık balkona o güneş nasıl geliyor içeri... ve bende bir göz kaşıntısı, batma ve kızarıklık oldu. Her şey beş dakka içinde oldu ve hemen içeri kaçıp uzun bir süre gözlerim kapalı uzandım. Çünkü açtıkça batıyordu gözler.

Sabahları hapşırık ve burun akıntısını idare ediyorum ama gözler olunca çok zor oluyor. Kızı okula bırakıp hemen eczaneye gidip ilacımı aldım. Sonrası gece de hapa başladım ve ertesi gün bugün paso uyudum, kafamı kaldıramıyorum birkaç gün. Artık ilacın nasıl yan etkisi varsa 😓

Kızın kahvaltısını ettirip ben koltuğa oda ayak ucuma geçiyor, biraz kendi oynuyor biraz tablete bakıyor bende o arada yatıyorum. Arada bir kafa mı kaldırıp kontrol ediyorum ama o gözleri nasıl zor açıyorum...
Neyse geçecek elbet.  Amma da uzun anlattım alerjiyi, okuyana da "aman yahu altı üstü alerji" diyecek; bende diycem ki çeken bilir çeken 😏

Bu haftayı da bitirdik sayılır.
Uzun bir zamandan sonra cuma akşamı kız kıza "Alaçatı ot Festivali" ne gidiyoruz tur ile.
Dönüşte hem fotoğraf eklerim hemde anlatırım size de yaşadıklarımı/zı.
Kuzenim, Sevdam ve ben gidiyoruz. Eğlenceli olacak.
En son 8 sene evvel kızlarla Eskişehir turu yapmıştık. Ah ne güzeldi o tren yolculuğu.

Kitaplardan da hemşiremin tavsiye ettiği;
BİR RUH MACERASI/ AYŞE ŞASA 
Kitabını okudum. Hayat hikayesi idi... Yaşamının zorlu dönemlerini, ailevi olaylarını ve kendisine hissettirdiklerini anlatmış. Ve kitabın başında da özellikle belirtiyor ki; bu bir şikayet değil kabulleniş ve gerçekler diye...




Ailesi zengin ve batılı yaşamı benimsemiş. Dadılarla büyümüş, fakat dadılar da sorunlu olunca ve ailesi de sorgulamayınca ağır travmalar yaşamış Ayşe Hn.
Gençliğinin bir dönemin de şizofreni hastalığı sebebi ile hastane de yatmış.
Anne babası davetler de ve geziler de...
Ananesi ve dayısı Rauf Orbay olmasa hepten sevgiye aç büyüyecek.
Bir dönem Yeşilçam'a da giriyor ama aradığını bulamayınca ve ara ara depresif halleri oluca kendi kabuğuna çekiliyor. Sonrası Bülent Oran ile evleniyor.
Hastane de yattığı süreçte Tasavvuf ile tanışıyor ve kendini adıyor resmen.
Ve tam iyileşmese bile hastalığı ile mücadeleyi öğreniyor.
Ailesinin yadırgadığı ama kendisinin huzur bulduğu dinin neden anlatılmadığına ve geç tanıştığına üzülüyor.
Kitap iç burkuyor. Ne hayatlar var dedim okurken... Ve gerçekten de çocukluk- aile kavramı çok önemli ileri ki hayatlarımız da....

 TANITIM YAZISINDAN ALINTIDIR.

Kurtuluş Savaşı’nın efsane isimlerinden Rauf Orbay’ın yeğeniydi. Batılı mürebbiyelerin elinde anadili Türkçeden önce Almancaya hakimiyet kazanarak yetişti. Ülkenin “en iyi okullarında” okudu. Yeşilçam sinemasının en önemli yönetmenleriyle birlikte çalıştı. Halit Refiğ, Atıf Yılmaz, Memduh Ün gibi isimlerle ortak işlere imza attı. Kemal Tahir, neredeyse manevi babası oldu. Yakın tarihin başat aktörlerinin hayatlarına yakından tanıklık etti.
Ama hep eksikliğini duyduğu bir şey vardı?
Hayatı nevrotik korkularla, şizofreni krizleriyle geçiyordu. Ta ki “yeniden doğuşum” dediği İslamiyet’le tanışana kadar. İslam’la tanışıp tasavvufa gönül verdikten sonra hastalığında psikiyatristleri hayrete düşürecek kadar büyük bir yol kat eden Ayşe Şasa ömrü boyunca yaşadığı “ruh macerasını” anlattı.
Bir zamanların şifaya muhtaç genç kadınından, bugün sözleriyle şifa arayanlara merhem olacak bilgece sözler ve yakın dönem Türkiyesi’nin geçirdiği dönüşüm öyküsü…

Hayatımın ilk yarısı bir korku filmi gibi geçti… Varoluşuna sahih neden bulamayan insan; bilsin yahut bilmesin korku, endişe ve vehim içindedir. Ben bu marazî hâli, bir imtihandan geçiyor gibi ve en ağır derecelerde yaşadım… Allah hepimizi ve özellikle yeni nesilleri böylesi azaplardan esirgesin…
Şimdi şu eski koltuklarda oturuyorum ve gücümün yettiğince tefekkür ediyorum… Herkes geleceğe doğru hayal kurar; bense geçmişe doğru… Bir bahçeye yolculuk yapıyorum… Manolyalar, frenk üzümleri, yıldız çiçekleri, çimenler; tam bir cennet bahçesi…
Bir zamanlar, yani çocukluğumda öyle bir bahçenin ortasındaydım; ama o günlerde o nimetin şükrünü eda edebilme hassasiyetine sahip değildim. Şimdiki halimle; aklım ve gönlümle o güzel bahçeye dönüyorum… Çimenlerin üzerine seccademi serip şükür namazı kılıyorum. Bu benim geçmişe doğru yolculuğum, geçmişe dönük hayalim.