Bilim Kurgu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bilim Kurgu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19.2.21

Biten Kitaplarım.....



 Arada bir Kadıköy'e yürüyüşe indiğimiz de ya da kahve almaya gittiğimizde muhakkak İş Kültür ya da YKY uğruyorum. Çünkü kurallara aşırı uyuyorlar ve içeri alınan kişi sayısı da 2 kişi olunca içim rahat oluyor.

 

Yine bir gün gezinirken "Orhan Veli Bütün Şiirleri" yeni baskısı kitabına denk geldim. Nedense şiir kültürüm yoktur benim, okumaktan çok dinlemeyi severim şiiri...

Modern Türk Edebiyatı serisi olarak çıkartılmış. Ara ara açıp, üç beş sayfa okuyorum... öyle güzel ki kelimeleri Orhan Veli Kanık'ın...

 

Diğer kitabım ocak ayı kalan sağlar grubumuzun kitabı idi....

Ursula K. Le Guin / BAĞIŞLANMANIN DÖRT YOLU

 Zaferle sonuçlanan her özgürlük savaşı, yeni bir özgürlük savaşının başlangıcı demektir. Werel ve Yeowe'de sıra kadınlarda...

Şimdi tiksinerek, hikayemi sadece bu tür şeylerin oluşturduğunu ama aslında bir yaşamda, hatta bir kölenin yaşamında bile cinsellikten çok daha fazla şeyler olduğunu söyleyeceksiniz. Bu doğru. Benim bütün söyleyebileceğim hem kadın, hem erkek olarak en kolay cinselliğimiz konusunda köle ediliyor olabildiğimizdir. Hatta hür erkekler ve kadınlar olarak hürriyetimizi en zor muhafaza edebildiğimiz yer de orası diyebiliriz. Tenin siyasi düzenleri iktidarın köküdür.
(Arka Kapak)

💫💫💫💫💫 Kitapta ki konular ve yazarın olayları anlatımı çok dikkat çekici... kesinlikle farklı bir gözle bakıyor ve ön görülüleri de çok iyi bence....

Evet konular şuan bize uzak ve hayal ürünü gibi geliyor ama düşününce hiç de imkansız şeyler değil.... baktığımızda da yaşamımız da neler neler değişmedi ki.... hele bu pandemi ile.... artık parayı bile dijitale çevirme mantığındalar hepten.

evet gezegenler var ve orada da kadınlar hep ikinci sınıf..kölelik, küçük yaşta öğretilen cinsellik...satılma ve çalıştırılma... özgürlük uğruna verilen mücadele...,

Şunu belirtmeliyim ki özellikle bu kitap kolay bir okuma olmadı. Son bölümü okuduğunuz da kitapta anlatılan bir çok detay aklınızda yer buluyor. hatta dedik ki keşke önce son bölümü okusaydık o zaman anlatılan o din, savaş ve mücadele daha bir yer bulurdu....

 

 Pdf olarak okuduğum bir kitap oldu "ÜÇ BÜYÜK USTA / BALZAC-DİCKENS-DOSTOYEVSKİ"

 Yer yer aynı anlatımlar olsa da Zweig gözünden üç büyük ustayı okumak keyifli idi. Lakin bu kitabı aslında yazarları okumaya başlamadan önce okumakta fayda var. Çünkü alt metinler de ne anlatmak istemiş daha bir anlaşılır oluyordu.


Açıklama

Üç Büyük Usta

Stefan Zweig, Üç Büyük Usta’da üç büyük yazarın yaşam öyküleri üzerinden, okurlarını edebiyat tarihine, edebi dehanın sınırlarına doğru bir yolculuğa çıkarıyor.

“Toplumun romanını yazan” ve kendi gücünü dünyaya kabul ettirmek isteyen Balzac, “ailenin romanını yazan” ve döneminin İngiliz kültürüyle özdeşleşen Dickens, “bireyin romanını yazan” ve yaşamla ölüm, dehayla çılgınlık arasında gidip gelen Dostoyevski hem birer yazar, hem de gerçek birer kişilik olarak Zweig’ın bu eserinde karşımıza çıkıyor.

Stefan Zweig 20 Ekim 1881’de Viyana’da doğdu. 1920-1928 yılları arasında yazdığı Üç Büyük Usta, Kendi Hayatının Şiirini Yazanlar, Kendileriyle Savaşanlar büyük ses getirdi. Hayatı boyunca her tür resmi ödülü reddeden Zweig 1940 yılında bir konferans için Güney Amerika’ya gitti ve hayatını orada sürdürdü. Zweig, 23 Şubat 1942 yılında ikinci eşi Elisabeth Charlotte ile birlikte, yarattığı birçok roman kahramanı gibi savaşın neden olduğu derin bir umutsuzluk duygusuyla ölümü seçti.

 

JERZY KOSİNSKİ /Adımlar Kitap Açıklaması


"Adımlar", olağanüstü bir edebiyat başarısıdır. Tıpkı, unutulmaz "Boyalı Kuş"unki gibi. Görüntüleri yakıcı, kanlı, gaddar... Yine de bunlar cehennem ya da hayal-bilim görüntüleri değil. Söz konusu edilen gerçekten bizim gezegenimiz.-Hayim Zeldis, The Book Reporter-"Amerikalı eleştirmenler "Adımlar"ın totaliter rejimlerle kökünden sökülen Avrupa'nın tedirginliğini dile getirdiğini söylediler. Fransız meslektaşları ise, özellikle Amerika'da hüküm süren şiddeti buldular bu kitapta. Kuşkusuz, hepsi haklı... İnsan karşısındakini kendinden daha iyi görür." Gençler, değişik olduğu için cezalandırmak üzere herkesin üstüne çullandığı "Boyalı Kuş"ta kendilerini buldular. "Adımlar"da ise toplumun kendilerine sunduğu ve geri çevirdikleri çeşitli örnekleri gördüler. Benim olduğu kadar, belki onlar içinde putları kırmak, kayıtsızlıktan ölmemek için elimizde kalan son hareket gibi görünüyor."

 

Kayınvalidemlerin kitaplığından aldığım bir kitaptı. Aslında "BOYALI KUŞ" u okumak istiyordum.... Bu kitabı görünce başladım.... Yalnız nasıl da dan dan yüzünüze vuruyordu olanları, gerçekleri...rahatsız edici cümleler çok fazlaydı..resmen sizi kendinize sorgulatıyor " yalan mı he yalan mı? böyle böyle olunca balınıza bu gelmiyor mu?" gibi.....

Zor ama iyi ki okudum dediğim bir kitap oldu. 




5.12.20

Biraz günlük, Cesur Yeni Dunya, Kasif....

 Geçen gün Kadikoy'e indik beyimle. Aslında inmeyecektim ama neredeyse 10 gündür falan evde olunca "sende gel, yürürüz, iyi gelir" deyince "evet ya biraz yürüyeyim" dedim. O Yazıcıoğlunda işini hallederken bende İş Kültür Yayınların'dan bu ayki grup okuması kitabımı aldım; 'Mahşerin Dört Atlısı'

Yalnız dışarı çıktık ya nasıl hızlı yürüyoruz zbir an önce eve dönmeliyimişim gibi hissediyorum.... Hava fena değildi. Ve Kadikoy kalabalıktı,  hele Starbucks'da dışarıya taşan bildiğiniz kalabalık vardı,  vallahi mesafede hak getire.. 

Böyle görünce bir tek "saglik çalışanlarına" üzülüyorum......

Bu kısıtlamalara alıştım desem yeridir....artık kapalı mekanı unuttuk...fena da olmadı... Tek özlediğim,  guzelllll havalarda Kalamıs keyfimiz vardı,  onu özledim hatta bizim kızda hava guzel olunca " anne Kalamış'a pikniğe mi gitsek?"diyor. Yalnız artik sahillerde fena kalabalık.....

Hadi biraz da okuduğum kitapları anlatayım... Nede olsa evde odalar arası dolaşmaktan başka bir değişiklik yok hayatımızda... 😊


Kasım ayı #kitaplarınarkasındankonusanlar kitabımız,  sevgili Kübra'nın seçimi olan #astrobiyoloji kitabı idi. Metis Bilim kitaplarından. Başlarda iyiydi ama ortalara doğru bıraktım. Sebebi de ilgj alanıma çok az hitap etmesi idi. Sonra yine başladım okumaya... ama ne anladın diye sorsanız cevaplayamam..... Elbet kitapla ilgili değil benim ilgi alanima girmemesi sebebi ile anlamadım demek daha doğru...Arka kapak yazısı;

🌠🌕🌍

İnsanlar çok eski zamanlardan beri yeryüzünde yaşamın nasıl ortaya çıktığı ve evrende yalnız olup olmadığımız gibi sorulara kafa yoruyorlar. Son dönemlerde adını giderek daha sık duyduğumuz astrobiyoloji tam da bu sorulara yanıt bulmak üzere ortaya çıkmış bir bilgi alanı. Evrende ve dünyada yaşamın kökenini, evrimini ve geleceğini inceleyen astrobiyologlar, gelişen teknolojiyle birlikte her geçen gün hayal gücümüzü kışkırtan keşiflerde bulunuyor.


Kendisi de bir astrobiyolog olan David Catling bu kitapta astrobiyolojinin temel meselelerini ele alarak bu heyecan verici bilime dair kısa ama kapsamlı bir çerçeve sunuyor. Dünyada yaşamı ortaya çıkaran koşullar nelerdi? Yaşam hangi ilkeler temelinde gelişti? Gezegenimiz mevcut haline erişmeden önce nasıl evrelerden geçti? Kitlesel yok oluşlara hangi olaylar yol açtı? Dünyamızı nasıl bir gelecek bekliyor? Gezegenler nasıl oluştu? Güneş Sistemi’nde ve ötesinde hangi gezegenlerde yaşam ortaya çıkmış olabilir veya gelecekte ortaya çıkabilir? Dünya dışındaki bir gezegende akıllı varlıklar varsa –fizikçi Enrico Fermi’nin meşhur tabiriyle– “Nerede bunlar?”


Astrobiyoloji, okuru kendi tanıdık dünyasından dışarı adım atıp üzerinde yaşadığı görkemli gezegene ve çevresini sarmalayan uçsuz bucaksız evrene meraklı gözlerle bakmaya davet ediyor.




Zamanla öğrendim ki; her şeyin bir zamanı, vakti var. 

Önce blog ile tanıdım Mümine Hn. Sonra bir gün İnstagram'da denk geldim. Nasıl mutlu oldum. Hayata bakış açısı,  yorumlayışı, farkındalığıno kendime çok yakın buluyorum. Tek fark Mimine Hn. çok güzel kelimelere döküyor,  bende o hüner yok.

Bu kitabı okurken kendimden o kadar çok şey buldum ki...hatta bu kitap size unuttuklarınızıda hatırlatıyor...

Hep derim,  hep diyeceğim; beyminizi beslememiz gerektiği kadar ruhumuzuda beslemek gerekiyor. Eğer "zihin-ruh" dengelenmezse hayatımız da "hep bisey" eksik hissini duyumsarız...

🌺 "Aramakla bulunmaz fakat bulanlar ancak arayanlardır" diye başlıyor kitap.🌺🌺🌺🌺

Bir ses, bir nefes arar Kâşif. Ayrı düştüğü uzak ve mutlu ülkenin kokusunu taşıyan kutlu bir nefes… Israrla bekler. Bir ağaca asar dileğini. Ağacı, rüzgârı, göğü ve toprağı şahit tutarak âleme ilan eder bekleyişini. Ne arayışın ne de bekleyişin peşini bırakır. Ardına düşer bulduğu her işaretin, her izin. İzlerin işaret ettiği yere düşer. Düştüğü yer bir düşün ta kendisidir.


Bir gün duyulur sesi o aziz nefesin. Uzaktan gül siması görünür. Latif bir koku dolar Kâşif’in burnuna. İçinde dolaşıma girer o koku, geçerken değdiği yerleri yakar. Atomlarına dek kavrulur, kavrulur ve alev alıp tutuşur. Ne yana dönse odur artık, ne işitse o… Kabına sığmaz, kabında duramaz. Yola çıkar, onun izini sürmek için. Kâh gamlanır yolda, yoldan düşer kâh eğlenir yolda, yola girer. Düşe kalka iz sürerken karşılaşır onunla, o çok beklediği gül simayla… Orada dünya da düş de durur. Kelâm durur, sesler yok olur. Duyduğu tek şey, emsalsiz bakışlar karşısında delice atan kalbinin sesi olur.

Bu kitap, tamamlanmak üzere kayıp parçasını arayan ruhların hikâyesidir.



Çok uzun zaman once başlamıştım "Cesur Yeni Dünya/ Aldous Huxley" 

Okuyamamış, kendimi zorlamadan sonra okumaya bırakmıştım kitabı.

Bu sene tekrar göz kırptı ve bende aldım kitabı, başladım okumaya. On sözünü Sevgili Margaret Atwood'un yazdığı,  devamında yazarın on sözü ve kitabı son sözünü de David Bradshaw yazmış.

🏛 Yazar özellikle bu kitabında  savaş öncesi toplumun tehlikeli bir şekilde kontrolden çıktığını düşünmesi ve üzerine yazdığı bir kitap. 

Tabi günümüz de bu tarz yani kitapta anlatılan,  yapılan olaylari, toplu olarak aldıkları ilaçları ve etkilerini düşünürsek çok yabancı gelmiyor.  Ama o dönemi düşünürsek bir çok şeyin daha başındaydı dünya. 

Kitapta Kızılderili konusundan tutun,  sapkınlıklara, tek tip insan tipinden, cemaat adı altında yapılan ayinlere kadar bir çok konu var.. Ozellikle sürü psikolojisi ve " bilen insanın tehlikeli olabileceği "düşüncesi iyi vurgulanmis.....

Ana konulardan biride; HER ŞEYİN ULAŞABİLİR OLDUĞU BİR DÜNYADA HİÇBİR ŞEYİN ANLAMININ" olmaması..... Dusunelesi bir durum....değil mi?!...

Arka kapak konusu;

Cesur Yeni Dünya” bizi “Ford’dan sonra 632 yılına” götürür. Bu dünyanın cesur insanları kapısında “Cemaat, Özdeşlik, İstikrar” yazan Londra Merkez Kuluçka ve Şartlandırma Merkezi’nde üretilirler. Kadınların döllenmesi yasak ve ayıp olduğu için, “annelik’ ve ‘babalık’ pornografik birer kavram olarak görülür Toplumsal istikrarın temel güvencesi olan şartlandırma hipnopedya -uykuda eğitim- ile sağlanır. Hipnopedya sayesinde herkes mutludur; herkes çalışır ve herkes eğlenir. “Herkes herkes icindir."



çocukluğumdaki çizgi filmler geliyor aklıma her #julesverne okuyunca. 

Diğer kitaplarında olduğu gibi bu kitabında da macera doruklarda. Her ne kadar çocuk klasiklari olsada, içimde ki çocuğa iyi geliyor Verne.

🌑 Okuduğum 6.kitabı ve yine yine merakla,  keyifle ilerledi sayfalar. #kaptangrantincocuklari da macera, seyahat,  deniz, gemi, kaptan hikâyeleri bolcana. Kitapta bolcana çeviri hatası olsada yazar icin okunurdu. Artık bu yayınevide yok sanırım....

🌑 🌑 

Lord Glenarvan ve Leydi Helena, birbirlerini severek evlenir ve hayatlarının akışını ciddi anlamda değiştirecek bir balayına yelken açarlar. Balayı sırasında avladıkları bir köpek balığının karnından içinde mesaj bulunan bir şişe çıkar. Zar zor okuyabildikleri bu mesajda, Kaptan Grant, gemisinin battığını ve bir arkadaşıyla birlikte kurtulduklarını, ancak yerlilerin eline düşme tehlikesiyle yüz yüze olduklarını yazmıştır.


Kaptan Grant'ın yakınlarını bulma çabasına giren Lord Glenarvan, Kaptan'ın geride bıraktığı oğlu ve kızını tanıyınca tüm imkânlarını zorlamaya ve çocukların babasını bulmaya karar verir.

Lord Glenarvan ve Leydi Helena, çocuklar ve bu yolculukta onlara yardımcı olacak adamlarını da yanlarına alarak nerede olduğunu bile bilmedikleri Kaptan Grant'ı kurtarmak için muhteşem bir maceraya atılırlar.


Jules Verne'in (1828-1905) en sevilen romanlarından olan Kaptan Grant'ın Çocukları, 1868 yılında yayınlandığından bu yana birçok dile çevrildi ve sinemaya da uyarlandı.

2.9.20

Biten kitaplar....

 "Ben Robot / İsaac Asimov" 

Beni çok etkileyen kitaplardan oldu. 1950 tarihinde ilk basımı olmuş. Okumayı istiyordum yazarı ama sıra gelmiyor ki.... 



Okuma grubumuzun ağustos kitabı olunca, bide evde bilim kurgu kitaplarını arşivleyen hele yazarı seven  bir  koca olunca... Hemen onun kitaplardan taradım ve evde vardı kitap :)

Kitapta anlatılan dokuz öyküde sizi sersemletiyor.... Öyle açılardan yazmış ki Asimov...imkânsız değil diyorsunuz. Ki günümüz de daha da ilerlemiştir robot yapımı bence...

Kitapta sık sık hecen kurallardan biride;

Üç Robot Kanunu’dur. Üç Robot Kanunu’na göre;


-Robotlar, insanlara zarar veremez ya da eylemsiz kalarak onlara zarar gelmesine göz yumamaz.

-Robotlar, Birinci Kanun’la çakışmadığı sürece insanlar tarafından verilen emirlere itaat etmek zorundadır.

-Robotlar, Birinci ya da İkinci Kanun’la çakışmadığı sürece kendi varlıklarını korumak zorundadır.


Emekli olmuş 75 yaşındaki Susan Calvin’in anılarını kendisiyle röportaj yapmak için gelen bir gazeteciye, robot biliminden kronolojik sırayla seçtiği anıları/öyküleri anlatmaktadır. Bu öykülerin toplamı Ben, Robot‘u oluşturur ( 9 öyküden oluşur)

Kitapta ki zaman 2057'dir... Ve okurken fark ediyorsunuz ki insanların elinden çıkan yapay zekanın aslında tehlikeli de olabileceği. Robot Psikoloğu Susa'nın anlatımını okurken yer yer gerildim ... Yazılanlar,  öyküye dönüşen mantık hiç de imkansız değil sonuçta....

Vel hasıl okumadıysanız tavsiyemdir efenim...


Diğer kitabım ise; 

"Yükselen Güneşin Ülkesinde / Chimamanda Ngozi Adichie



"Chimamanda Ngozi Adichie, İngiliz PEN tarafından Nobelli oyun yazarı Harold Pinter’ın anısına verilen PEN Pinter Ödülü’ne değer görüldü. Seçici kurul, Adichie’nin “başkalarının belirlediği sınıflandırmaların gözünü korkutmasını ve onu yıldırmasını kabul etmediği için” ödüle değer görüldüğünü açıkladı."

Not: T24 sitesinden alıntıdır...


Etkilendiğim kitaplardan biri oldu. Çünkü bu ırkçılık meselesi beni çok iğreti ediyor. Sırf tenimiz beyaz diye neden siyahi tenli insanlardan üstün olalım ki..... bunu bir türlü aklım almıyor.

Kitabın konusuna gelirsek;

1960'lı yıllarda ki Nijerya'da ki iç savaşı anlatıyor. Başlarda ana karakterlerin ağzından hem günlük yaşam hem de siyasi olayları okurken birde "efendi" lerinin yanında köle olarak çalışanların ağzından da okuyoruz.

En kötüsüde açlık ve halkın çektikleri bence. Liderlerin sebepleri farklı iken yerel halkın çektiği hastalık, açlık, kölelik, aşağılanmaları çok can acıtıcı bence.Aileler arası sınıf farklılıkları da araya giriyor tabi. Tarihsel bir roman olmasıda okutuyor kitabı. Bazı yerleri okurken içim acıdı, ara verdim üzüldüm. En kötüsüde üzülmemin onların için hiç bir anlamı yok....önemli olan sonuç ve çözüm...

Aslında kitap eski bir basım. hatta yeni kitapları var yazarın ve biraz araştırınca benimde diğer kitaplarının listemde olduğunu fark ettim. Bu kitabı 2012 yılında almıştım.Sonra nedense okumamışım. İnstagram'da ve blokta severek takip ettiğim Macera Kitabım Özlem paylaşınca, aklıma geldi; bende de vardı bu kitap dedim ve başladım okumaya.

Velhasıl bu kitapta; okuyunuz efenim diyebileceğim kitaplardan oldu.

Diğer kitabım ise;


İKLİMLER \ ANDRE MAUROİS



Grup okuması bir kitap idi. Benim dışında herkes çok beğendi. Evet anlatımı ve duyguyu aktarımı güzeldi ama o kadar. Sanıyorum ben bu kadar saplantılı kişilikleri  sevmediğim için hikayelerini okumayı da sevmiyorum. Bir çok yerde "aşk hikayesi"diye geçiyor ama daha çok saplantılı duyguların anlatımı. Sevemediğim kitaplardan oldu.

Arka kapak yazısı şöyle;


Sahaflarda buldum bu romanın eski bir baskısını.
Varlık Yayınları'ndan çıkmıştı. 1967 yılında, Tahsin Yücel çevirisiyle.

Sayfalarını karıştırırken bir ithafla karşılaştım, şöyle diyordu: "Sevgilim, bu kitabı ilk defa on beş, bilemedin on altı yaşımda okudum. O kadar bayıldım ki, bir süre Odile oldum... Sonra kitap bir biçimde yok oldu. Unutmuştum. Geçen gün sahafta görünce bir heyecan, bir heyecan... Değişmemiş... Bence hâlâ en güzel aşk hikâyelerinden biri... Sana aldım".

Okuduğumda, ithafı yazana hak verdim. Hakikaten okuduğum en güzel aşk hikâyelerinden biriydi. "Her an yeni bir hayat serilir önümüze", "birdenbire gidişim sizi şaşırtmış olmalı" diyor ve "kaderlerimizle arzularımız hemen hiç bir zaman bağdaşmıyordu" diye bitiyordu kitap.

Helikopter 'in ilk kitabı bu: Aşka âşık olanlar için tekrar yayınlıyoruz bu dünya güzeli kitabı, unutulmasın diye.




23.11.18

Biraz Günlük biraz kitap 📚

Selam.

Bu hafta yine bitti ve ben her zaman ki gibi "amanşn ne çabuk bitti hafta" derken buldum kendimi....... 🙄

Oysa ki evin içinde yapılması daha doğrusu düzenlenmesi gereken n bir arka oda ve balkon var. Binamızın mütahite gitme durumu var ki son beş yıldır aynı konu konuşuluyor.... Ne zaman olur bilmem. Bende arka balkona düzenli dursun diye dolap almak istiyordum.
Bu sebeplerden dolayı masraf yapmak yerine kayınvalidem de olan ve onların da elden çıkartmak istediği dolabı getirdik. Lakin haftasonları hep bi dışardaydık ve son iki haftadır öyle bekliyor oda.........
Kapısını çekiyor ve düşünceme emanet ediyorum  😊
 Bu haftasonu da bizim kızın arkadaşının doğum günü var yine kaldı oda............ 😭😭😭
Tül perde de yıkamak gerek. Ama illaki arkası düzenlenşnce yapıcam diyorum kendime. Bazen öyle takıntılarım oluyor. Sanki orası dağınık ya diğer yerleri temizlesemde ılmayacak gibi geliyor. Ay ne alakaysa.... .



Tabi elimde ki kitapları okumaya devam. Orhan Pamuk'un okumadığım kitapları vardı. Arkadaşta da vardı. Ondan aldım okudum 
Çoğu çok eski kitaplar uzun uzun anlatmıycam. Sağolsunlar nette resmen özetini veriyorlar kitapların.

Yazarın en çok İstanbul'u sevmesini ve anlatmasını seviyorum. Kafam da iyice netleşti bu durum.
Bir iki kita ı kaldı okumadığım onları da biraz zaman geçsin öyle okurum. Üst üste okumak biraz baydı. Bir de yazarın uzun uzun betimlemelerini düşünürsek 😬


Eşimin sevdiği seriye başladım sonrası. İthaki Yayınları'ın tekrar bastığı "Bilim Kurgu" serisi vardı.
UZAKTAN KUMANDALI KIZ / James Tiptree Jr.

Yazar ilk kitabını  yayınlandığında erkek ismi ile yayınlamış ve yıllarca da saklamış  Hatta kadın olduğu öğrenildiğinde "böyle bir bilim kurgu kitabını bir kadın yazamaş" demişler....  Hugo Ödüllü bir kitap. Tabi yazıldığı dönem düşünüldüğünde hayal gücü iyiymiş .. Şimdi zamanla okursanız sıkıkırsınız 
Gerçi kısa novella tarzı bir roman.
Konusuna gelince ;

Kurumlarca yönetilen bir yakın gelecek. Reklamların yasaklandığı bir distopya. Bu durumla baş etmek için farklı yöntemler deneyen şirketler. Bu mücadele sonucunda ortaya çıkan ve tek görevleri alışveriş yaparken görüntülenip subliminal reklamların bir parçası olmak olan popüler kültür ikonları – yani geleceğin tanrıları.
Kendi halinde bir kız olan ve hastalığından dolayı fiziksel olarak fazlasıyla deforme hatta çirkin P. Burke hiç beklemediği bir anda hayatının fırsatıyla karşılaşır. Elinde artık bir tanrı olma fırsatı vardır, hem de insan elinin ürettiği en güzel canlılardan biri olarak, Delphi olarak.

Hazır böyle bir seriye başlamışken devam edeyim dedim ama iki kitabı yarım bıraktım ..... 


Bu iki kitabı da yarım bıraktım. Bir türlü okuyamadım, hikayenin içine giremedim. Bende daha fazla zorlamayıp yeni kitabıma başladım  😊

Keyifli haftasonunuz olsun. 🗺

5.2.18

Biten Kitaplar; Zaman Makinesi Ve İki Devir İki Kadın...

Ocak ayı hızla başladı benim için. Bakalım şubat ayı okumalarım nasıl olacak.
Okudukça çok mutlu oluyorum. 👀😍
Şubat ayı kitap kulübümüzün kitabı idi" İki Devir İki Kadın/ Ülker Banguoğlu Bilgin"
Gerçek bir hayat hikayesi. Aslında yazar annesinin anılarını dinlerken ve kitaplaştırmak isterken bakmış ki ananesinin de hikayesi kitap olacak kadar kıymetli.
Bir döneme tanıklık ediyoruz aslında, içinde Atam var yaverleri, halk var hemde bir hayat var.  İyisi ile kötüsü ile ama en çok yaşanan zorluklar, bir kadının ayakta durmaya çalışması... takdire şayan bir kitaptı. Nasıl hayatlar varmış diyorum okurken ve keşke bende ailemin geçmiş geçmiş hikayesini bilebilseydim.
‘İki Devir İki Kadın’ı yazmak uzun süre düşündüğünüz bir şey miydi?
Süreci başlatan 2012 yılında, babamdan kalan evrakları derleyip onun biyografisini yazmam oldu. Onların çok değerli olduğunu düşünüyor ve kaybolmalarını istemiyorduk. Türkiye’nin yakın tarihine ve siyasi hayatına ışık tutan üç büyük kutu evrak vardı. Başta bunları derlemek için başka bir yazar arıyorduk. Ama içimde bunu yapabileceğime dair bir his vardı. Ben yazarsam babamın insan olarak da anlatılmış olacağını düşünüyordum. O kitap daha çok belgesel bir eser oldu. Sonra da annemi de anlatsam mı diye bir fikir geldi...
Kitapta hem kurgulanmış bölümler hem de gerçek olaylar var. Bu bilgiler size nasıl aktarıldı?
Annem, bilhassa hayatının son dönemlerinde eskiye ait çok şey anlattı. Ondan önce de geniş ailede dayımlar falan, ailenin özelliklerini bazı tanıklıklarla aktarırlardı. Ama bu kopuk kopuk anıları bir araya getirirken bir arka plan oluşturmam gerektiğini de hissettim. Araştırma yaptıkça onları ve yaşadıklarını daha iyi anlıyordum. Bir yapbozun parçaları gibi hepsi bir araya gelmeye başladı. Onların anlattıkları anlam kazanmaya başladı.
 Yukarıda ki alıntı yazarın Hürriyet gazetesine verdiği röportajdan.


Uzun zamandır rafda bekliyordu bu kitap. Alırken biraz bakmış ve dönemin neredeyse bir numaralı kitaplarından biri olarak adlandırılıyordu.
Zaman Makinesi- Wells 
Benim aldığım yayınevi Kırmızı Kedi yayınevi. Ama nette bakındığım da İthaki yayınlarının da var ve bu yayınevinin çevirileri de çok iyi.
Kırmızı Kedi Yayınevi çevirisi de iyiydi.
Okurken hep aklıma Geleceğe Dönüş filmi ve oradaki çılgın mucit geldi. :)
Çok da istemezdim ben zamanda çoook ileriye gitmeyi... Düşünsenize olacakları, yaşamın nasıl olduğunu biliyorsunuz. O zaman da yaşam amacınız azalır, hüsran fazlalaşır ve nasılsa böyle olacak demeler başlar...

Tabii hala insanlığın en büyük isteklerinden biridir herhalde zamanda yolculuk yapmak. Zaten yabancı dizilere baktığımız da hep gelecekte geçiyor....
Bu kitapta da aslında profesör  biraz da okuyucuyu muallakta bırakıyor. İster rüya de ister gerçek san diyor sonunda olanlara....
Benim gibi geç kalmayın bu dönemine göre çok iyi hayal gücü olan kitabı okumaya....


14.11.17

Stranger Things Dizisi...

Stranger Things dizisi 2.sezonunu yayınlasa da , dün akşam 1.sezona başladım ben.

Fantastik ve bilim kurgu filmlerini ve dizilerini çok seviyorum, büyük bir ilgi ile izliyorum. Dün gece iki bölüm izledim. Özellikle çocuk oyunculara bayıldım. O nasıl bir rol yapmadır yahu.
Bakalım ilerleyen bölümler nasıldır?
İzleyeniniz var mıdır bilmiyorum ama izlemiyseniz bir göz atın derim.,

Dizi aynı zamanda 1980'lerin bilim kurgu ve korku klasiklerine yapılan bu nostaljik gönderme, En İyi Drama dahil 18 dalda Emmy adayı olmuş.
 Netflix dizilerinin çok iyi olduğu söyleniyor, bende eşim sayesinde öğreniyorum.
Yazarken düşündüm de "eşim olmasa ne yapacakmışım " hissettim kendimi😕😁😳😬😊 tüm bu emojileri hissederek yazıyorum :)
Şaka bir yana benim gibi bilgisayardan az anlıyorsanız anlayan birinin yanınız da olması iyi oluyor.
 Burdan bir selam çakayım beyime de dimi :)))))

Öyle işte. Bugün babam geldi. Cuma günü annemin 1.yılı ............ 
Sözlerle anlatamayacağım duygular içerisindeyim. Dışım başka içim bambaşka resmen.....


Haydin ben kaçtım...


8.2.17

Huzursuzluk Zülfü Livaneli, Tesla'nın Kutusu ve Cesur Yeni Dünya Kitapları Hk...

 Geçtiğimiz haftalarda bitirmiştim Huzursuzluk/Zülfü Livaneli kitabını...
Çok çok dokunaklı, düşündürücü ve hüzünlü bir kitap.
Özellikle günümüzde çokca yaşanan mezhep davalarına ve Ortadoğu meselesini anlatmış.
Tabi bu Doğu meselesi hele hele kadın meselesi ülkemizin kanayan yarası.

 Yaşı geçmişse alınmaz, dulsa alınmaz, çocuğu varsa alınmaz..İlla ki bakire olacak, yaşı küçük olacak... gözü açılmamış olacak... olacak da olacak...
Erkek dediğnse; gezmiş tozmuş olacak, kadına kıza gidip hevesini almış olacak.. evlenene kadar her b..k.. yemiş olacak...
Ne güzel dimi.........

huzursuzluk zülfü livaneli
Bide tabi savaştan kaçıp sığınanlar var aramızda... bir yanım   o kadar çocuk yapmış olmalarına ve erkeklerin savaştan kaçıp gelmelerine kızıyor...
Bir yanım ise yanıp tutuşuyor o hallerine.....
Ne zordur diyorum bilmediğin bir yerde, savaştan ötürü kaçıyorsun ve yerlerdse yatıyorsun, dileniyorsun, çoluk çocuğun aç sefil durumda....
Rabbim ülkemizi savşatan korusun.....

İşte Huzursuzluk kitabını okurken bu düşüncelere dalıyorsunuz.....

Bitirdiğim daha doğrusu zorla okuduğum kitap; Tesla'nın Kutusu/ Samantha  Hunt


Başlarda daraldım sonra açıldı aktı kitap ama sonrası... Sırf Tesla'nı hatırına okudum kitabı...
Büyük Dahi'nin yaşamı kurgusal anlatılmış. Carter, Edison derken Tesla'nın neler yaşadığını, hafif bir panik atağı olduğunu, takıntılı olduğunu ve çocuk yaşta sorularının ve dahice fikirlerinin başladığını görüyorsunuz...
Gerçekten de çocuktur diyip geçmemek gerek...



Bide geçtiğimiz aydan yarım bıraktığım bir kitabım var. Aslında nasılda merak ve heycan ile başlamıştım.. Ama olmadı bir türlü kitabın içine giremedim. Sanırım bunda Mülksüzler kitabının da etkisi var . Çok fazla aynı dil gibi geldi bana ve yarım bıraktım. Oysa ki kitap kült kitaplar arasında.
Artık bir ara tekrar okurum yada okumam.. Zamana bıraktım.

Siz ne dersiniz?
Aralarından okuduklarınız var mı? Varsa yorum alayım desem.





17.12.16

Ruh Halim, Dr.Strange ve biten kitaplar, filmler...

İyi miyim?
Ne evet ne hayır....
Kalabalıklarda bile içimden konuştuğumu fark ediyorum...
Perşembe günü sinema bileti almaya gittim Akasya AVM'ye... kızıda babanesine bıraktım hava çok soğuktu çünkü...
Hadi dedim gitmişken dolaş biraz Gülşah...
Dolaştım mı? Evet!
Ama hep gözlerim dolu dolu gezindim... bir garip oldum, sanki gülmemeliyim, dolaşmamlıyım gibi hissediyorum.. sonra da diyorum ki; hissettiklerin gayet normal Gülşah..acını yaşa.. ama hayatı bırakma, bir evladın var ve sana o kadar ihtiyacı var ki..
Ki benim ihtiyacım şu sıralar daha fazla ona...
Dokunuşları, öpmesi ilaç gibi geliyor resmen... BAzen yüzüme bakıyor ve eğer gözlerim dolmuşsa ve beni o şekilde yakalamışsa; hemen kucağıma çıkıyor sarılıyor ve başlıyor o da ağlamaya, yada soruyor "anne üzüldün mü?" diye....
O zamanlar işte bir güç geliyor içime anlatamam size...
Hayat anlam kazanıyor ...
Ah blog ah.... içimde ki sızı öyle büyük ki... hep birşeylerle doldurmaya çalışıyorum......
........
.................
evde sinema kanallarında ki filmleri hiç izlemediğim kadar izliyorum mesela...
bir nebze kendimden bir parça bulmaya çalışıyorum ve bulursam nasıl iyi hissediyorum anlatamam...

&&&&&&&&&&&&&&&                                     &&&&&&&&&&&&&&&&&

 İzlemek istediğim filmlerden biriydi Dr. Strange... 
Oyuncuyu çok severek takip ediyorum. Özellikle mimiklerini kullanmasını çok iyi biliyor. Bu konuda birde Johnny Depp hayranıyıım.
 O ses tonu, mimikler ve rollerini iyi yapmaları... çok etkileyici.
Film de mistik öğeler ön planda tabi.. Birde benim ruh halimi düşünürseniz çok iyi geldi.
Fakat film gerçketen de iyiydi. izleyin diyeceğim filmlerden oldu.
Mistik Dünya'nın kapılarının nasıl açıldığı, paralel evrenden bahsedişleri ve beynimizin istersek bedenimize neler yapabileceğini anlatan iyi filmlerden....

Özellikle bu kadının filmdeki rolü ve vurguları çok iyiydi...
Bu Da Geçecek/ Milena Busquets
  Bu kitabı da arka kapak yazısını okumuş ve almıştım. O zaman canım annem vardı....
Şimdi dedim ya ruhum hep kendine göre bişeyler arıyor...
Bu kitaba başladım. İyi geldi mi evet. Özellikle anne kız ilişkileri, kızın yaşadıkları ve annesinin ölümünden sonra hayata tutunmaya çalışırken yaşadıkları... yer yer bana uymayan şeyler de olsa genel olarak sevdim kitabı...

 Kanalları gezinirken denk geldiğimiz ve Umay ile de izlediğimiz bir film. Ailece izleyin ve gülün... Bir babanın işsiz kalması sonucu arkadaşları ile evde kreş açmaları ve yaşadıkları olaylar... :)

 Tabi bu film sanıyorum bayağı oldu sinema da oynayalı...
İnferno/ Cehennem...
Dante/İlahi Komedya kitabından yola çıkılarak işlenmiş konu... Bazı sahneler çok hızlı ve karanlık.. böyle olunca sanki birşeyler kaçırmış gibi hissediyorum o yüzden biraz itici geliyor bana film o zamanda..
ama genel konu olarak iyiydi.
Hala Dante okumayan ben, ön sıralara çektim kitabı...

Diğre biten kitabım ise Cebelitarık Aşıkları Dominique Baudis

Konu olarak Tarihi bir roman ve ülkemizde geçiyor. Biraz mitoloji, biraz tarih ve aşk var fakat anlatımı beni sıktı...
Okudum ama çok hızlı oldu......

İŞte böyle blog.....

İyi geceler, iyi haftasonunuz olsun....
İnşallah haberler de daha iyi bir haber olur... Biliyorsunuz Halep'te olanlar içimizi dağlıyor....
Ama o kadar çok şey yazılıp çizildi ki... yazacak birşey kalmadı...
Allah Yar Ve Yardımcıları/mız olsun...