Aylak Adam Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Aylak Adam Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10.7.20

Biraz Günlük Biraz Biten Kitaplar....

Yavaş yavaş normallesmeye başladık. Hala kapalı yerlerde tedirginligim devam ediyor. Eğer bir şey alacaksam hemen hedef odaklı gidip alıp,  çıkıyorum.....
Sanıyorum artık normalimiz bu.....
Yakın arkadaşlarımızla ufak ufak evde veya açık alanda, mesafemizi koruyarak buluşmaya başladık bir iki kez... Ama devamlı elimizi dezenfekte ettiğimizi fark etmek... İronik....
Zati iki laftan biri "aman sağlık olsunda, yine görüşürüz".... Dilimize plesenk oldu artık.......

Sıcaklar bastırdı,  birde günlük işler,  haller derken zor kitap okuyorum...birde üstüne gece erken uykum geliyor...bir dönem sabaha karşı yatan Gülo gitti,  erken yatan Gülo geldi. 😁




Okuduğum kitaplara gelirsek de....
Aslında" Dublinliler" kitabını 2018 yılında alıp okuyamayip, yarım bıraktığım bir kitap idi. Lakin James Joyce ile ilgili kitaplar okuyunca, hakkını vererek okumak farz oldu. :)
Öykülerden oluşan bir kitap. Ama sanki roman öykü gibi....
Yine yer yer sıkıldım. Tabi öykü severler sevecektir bence. 
Ammaaaa kullandığı terimler, cumleler ve bakış açısı ile Joyce beyni müthişmiş.... Verdiği örnekler bence o döneme göre cesurca... 
Özellikle anladığım kadarı ile duygular ve davranışlar çok önemli Joyce için.... Birde sürgün olduğu Dublin......
Bu kitap sonrası birde tek şiir kitabı olan "Oda Müziği" kitabını okudum. Şiirleri hem lirik hem düz yazı şeklinde. Sanki masal ya da destan anlatıyor...


Bir diğer kitabım okuma grubumuz ile okuduğumuz "Katalin Sokağı".....
Naptın be abla diyesim geliyor yazarın kitaplarını okuyunca, o kadar iyiler ki....herkes okusun istiyorum.... Bazı kitapların uzu  cümlelere ihtiyacı yoktur. Bu yazarın kitapları da öyle. Okumadığım tek bir kitabı kaldı....
Katalin Sokağında yaşananlara şahit oluyoruz.... Acıya,  birliğe,  yıkıma ve tekrar hayatta kalma mücadelesine... Bu arada unutulması diye devam.ettirilen geleneklere... Aşka...daha ne diyeyim alın okuyun.....

Yine uyku bastırdı... Yatayım ben...sabaha yolcuyuz Fethiye'ye.....

İyi geceler 😊


15.1.20

Proust , Peter Handke Kitapları...



Öyle hızlı okunmuyor #marcelproust
Yavaş yavaş akıyor kelimeler. Gerçekten de ayrı bir zekaya sahip,  büyük bir deha Proust bencede...

Kaldı dört kitap... Bu kitapta sosyete partileri, davetler,  aşk, dedikodu bolcana.....
Bu kitapta diyolaglar diğer kitaplara göre daha fazla... Arkadaşı ile sohbetleri,  ona duygularını açması... Davetlere katılması....
Bir de Dreyfus Davası'da bolcana kendine yer buluyor bu kitapta. Bir kesim Yüzbaşının suçlu olduğuna inanırken, bir kesim de sırf Yahudi olduğu için suçlandığını dile getiriyor. Bir kesimde sessiz kalıyor. Öncesinde Emile Zola'nın "Suçluyorum" kitabını okumam  bu kitabı okumamı dahada kolaylaştırdı.

Diğer kitabım ise....incecik ama duygu yoğunluğu çok fazla olan bir kitaptı.
"MUTSUZUĞA DOYUM / PETER HANDKE"

Kitapevi'nde gezerken gördüğüm,  arka kapak yazısını okuyup aldığım bir kitap. Bir de Aylak Adam Yayınları olması da etkili oldu birazcık 😊
Bir anlatı kitabı. Annesinin 2.Dünya Savaşında yaşadıkları,  Nazi Dönemi, yokluk,  yoksulluk, saklanmak zorunda kalmaları.... Çocukken yaşadıkları ama büyüdüğün de,  özellikle annesinin  canına kıyması ile geçmişe dönük kendisini, annesini, yaşamlarını sorgulamasını anlatıyor.
Öyle uzun uzun cümlelerle değil, az öz, bazen bir hareketi ile bazen hissettiği bir duygu ile....
Okurken sizde anneniz veya ailenizle olan bağlarınızı düşünürken buluyorsunuz kendinizi....

Arka Kapak Yazısı şöyle;

Çocukluğumdan anımsadıklarım: tuvaletten gelen garip hıçkırıklar, sümkürürken çıkan ses ve kızarmış gözleri annemin. Annem var olmuştu; bir şeyler oluyordu; hiçbir şey olamamıştı.”

Handke'nin annesi Nazi dönemi, 2. Dünya Savaşı ve savaş sonrası tüketim toplumunu kapsayan yaşamı boyunca gözlerden ırak bir yaşamı seçti, ta ki aşırı dozda uyku hapı içip kendi canına kıyana kadar. Mutsuzluğa Doyum’da Handke, annesi hakkında bildiklerini, ya da bildiğini sandıklarını kayda geçirirken, romanlarındaki suskunluğunun benzerini -tarif edilemez acısı kök salmadan- bir ağıda dönüştürüyor. Sade olduğu kadar şiirsel bir dille kaleme alınmış bu anlatı, aşk, öfke, hayranlık
ve keskin bir tarihsel bakış açısıyla dolu olduğu kadar, yazarın kariyerindeki en dolaysız ve yoğun yapıtlardan birini oluşturuyor.

25.2.18

Dublinliler/ James Joyce ...


Kadıköy'e ödemeleri yapmak için indiğimde muhakkak kitapçıları da bi dolanıyorum. Sokaklarında da gezmek  rahatlatıyor beni. Kadıköy'ün değişik bir ruhaniyeti var....

Yapı Kredi Yayınları'na uğradım. O kadar uzun zamandır uğramıyordum ki... Kararlıyım önce elimde ki kitapları okuyup bitireceğim ondan sonra da dağınık bir şekilde değil, listemden okumak istediğim kitapları seçip okuyacağım...
Yalnız bu kitabı görünce dayanamayıp aldım.😸
Daha önce Macera Kitabım Bloğu yazarı Özlem'in tavsiyesi ile Moskava'da Yanlış Anlama kitabını almış, okumuş ve kalemine hayran kalmıştım.
Uzun zamandır da çevirisi yoktu yazarın. Bu kitabı görünce aldım hemen. İnce kitaplardan da ... elimde ki kitaba ara verip sakin bir kafa ile okuyacağım.

Yine geçen sene fuardan James Joyce'ın Dublinliler kitabını almıştım. Uzuznz amandır aklımdaydı okumak. Başladım ve.... biraz sıkılarak bitirdim kitabı.
Konusuna gelince;

 ↬↬↬↬ İrlanda'da geçen yaşam, doğum, dini yaşam biçim, yaşam mücadelesi... yarın kalemi güçlü ve okunması zor, durağan ilerleyen yer yer sıkan  bir kitaptı benim için.

Açıkcası beklediğimi tam olarak bulamadım kitapta.
Hemen karar vermemek için diğer kitaplarına da bakacağım.
Ki yorumlarda da epey yıldız toplamış bir kitap. Benim için doğru zaman değildi.
Ulysses'i okumayı çok istiyorum.
İntrnette biraz araştırma yaptım ve son sözü olarak "

"Ölmeden önce son sözü: “Kimse mi anlamadı?” olmuştur.

Bu hafta iki güzel film izledik evde, onları da bir sonra ki blog yazımda anlatayım.

İyi pazarlar. :)))


10.5.17

Nü Peride Hakan Akdoğan Ve La La Land Filmine Dair...


 Bugün günlerden "Kitap Kulübü" günüydü Kazım Karabekir Vakfı'nda.
Ve bu ayki kitabımız Yunus Nadi Ödüllü bir kitap olan Nü Peride /Hakan Akdoğan
 Başlarda biraz "acaba böylemi gidecek" dedim ki diğer okuyanlarda da aynısı olmuş, sonrası kurgu iyiydi ama anladım ki aşk, intikam, nefret dolu kitaplar fazla tarzım değil.
Ki sonunu yazar enteresan bitirmiş, beklediğimiz klasik sonlardan değildi.
Hani neye göre ödül veriliyor kitaplara bilmiyorum o yüzden yanlış bir yorum da yapmak istememe ama bence ödüllük bir kitap değildi.
Konusuna gelince de Ressam Halil küçükken sevdiği kızla ve arkadaşlarıyla evcilik oynarken, ağaçtan elma koparayım deken düşüyor ve sakat kalıyor.
Sevdiği kızda bu vicdan azabı nedeni ile devamlı arkadaşı ile ilgileniyor ama başkası ile ilişkisi var.
Derken Halil saplantılı bir şekilde eski bir hikayen yola çıkarak sevdiği kadından intikam almaya başlıyor...
Kitabı okurken Halil'in aslında psikolojik olarakd a kadınlara arşı rahatsızlığını hissettiriyor yazar, anlatım dili ve akıcılık iyiydi...
Okumayı düşünüyorsanız bir şansı da hak ediyor ama. :)
 
 











İki gün önce de ne zamandır izlenmeyi bekleyen La La Land filmini izledik.
Özellikle müziklerini çok sevdim. Bazı geçişleri filmde müzik ve dans ile akatrmaları çok hoştu.
Filmi izlerken ve konusu gereği de kendi hayatımı da sorguladım. Bazen aşk uğruna yada yaşamın getirdiği sonuçlardan dolayı nelerden vazgeçiyor ve ne seçimler yapıyoruz...
Çok şükür aşk uğruna vazgeçtiğim şeyler olmadı ama diğer seçimlerim için aynı şey söz konusu değil.
Artık başka sefere anlatırım. ;)
Benim gibi daha izlemdiyseniz izleyiniz efenim. :)

Berat Kandilimiz Mübarek olsun.
İyi geceler....