Çağdaş Dünya Yazarları Dizisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çağdaş Dünya Yazarları Dizisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13.2.26

Okuduğum Kitaplar... Ocak ayı özeti

 Selâmlar. Yoğun, gri, yağmurlu bir haftayı sokaklarda geçirmiş biri olarak diyorum ki; böyle havalarda evde oturmayı özledim yahu ☺️

Bu hafta eşimin okulunda toplantılar olunca kızçeyi almak bana düştü. Bir bakıyorum sabah, bir bakıyorum okul çıkış saati. O arada okula gitmişken arkadaslarla kahve içiyoruz, eve dön yemek derken akşam olmuş. Bu sene listeler yazmadım ama aklıma mottolar, manifestler yazmıştım. Onlardan  biride daha çok hareket ve sokağa çıkmaktı. Bıraksanız bütün haftayı evde, kahve, kitap, müzik üçlüsü ile geçirebilirim ☺️ bu yüzden en ufak bir şeyde sokağa atıyorum kendimi. Canım çıkmak istemese bile çıkıyorum. Sonrada; iyi ki çıkmışım diyorum :)


yeni bir diziye sardım izlemesi keyifli. Netflix dizisi " Younger" 


40'lı yaşlarında olan kızımız iş arar fakat bukamaz. Yaşını 26 olarak söyler ve yayınevinde çalışmaya başlar. Olaylar da bundan sonra başlıyor.komik, eğlenceli ve düşündürücü bir dizi. Bölümler de 20'şer dakikalık.

Okuduğum kitaplara gelince de;



Kitap bitince insanın içinde tuhaf bir sakinlik bırakıyor...

Benim için kitap; ustalık, ölçülülük ve gösterişsiz güç üzerineydi. Kahramanlık bağırmıyor, felsefe nutuk atmıyor; her şey “olması gerektiği kadar”. Doğu estetiğiyle Batı aksiyonu arasındaki o soğuk denge çok etkileyici. Bir de şu fikir hoşuma gider: En zor şey, zirvede sakin kalabilmek.


. Kahramanlık bir poz değil, bir hâl. Okurken hızdan çok dengeye, sonuçtan çok duruşa odaklanıyor insan. Bitirdiğimde kalan şey aksiyon değil; sakinlikti.


Şibumi’nin felsefesi çok derindi. Tam anladım mı emin değilim. Sindirmek, durmak ve belki bir gün tekrar okumak gerek. Bazı kitaplar hemen açılmaz; bekler.

Felsefesi derin, hatta biraz ketum. Şibumi’yi okudum ama bitti diyemem. Kitapta geçen tanımı;  

Şibumi, gösterişten tamamen arınmış bir mükemmellik hâlidir.

Çaba görünmez, ustalık bağırmaz. Etkilemek gibi bir derdi yoktur ama yine de derinden etkiler. Basit, sade, doğal ve sessizdir; tam da bu yüzden güçlüdür. Fazlalık yoktur, iddia yoktur. Sadece olması gerektiği gibi olmak vardır.

"Şibumi; gösterişsiz bir ustalık, sessiz bir derinliktir." 


Aslında böyle okuyunca ne kadar sade, basit gibi okunuyor ama öyle değilmiş..... Okudukça,. okudukça fark ediliyor...




"Bir çocuğun babası olduğunuzda, o çocuğu büyüttüğünüzde-yani büyüdükleri sırada orada bulunmanız anlamında söylüyorum bunu çünkü ben onları büyüten şeyin daha çok hayat olduğuna inandım - bunun onları anlamanızı sağlayacağını, aranızda kendiliğinden bir bağlantı kurulacağını düşünürsünüz.......
....." ( Sayfa: 29)


Çok uzun zamandır seri kitap almıyordum. Bunu Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları değiştirdi ☺️ #çağdaşdünyaedebiyatıdizisi her çıkan kitabını okumaya başlamadan bile almaya başladım:)) 
Yılın son ayi Ferda ile konuşurken, onda da bu seriden vardı ve bu sene başlayalım dedik. Veee Ocak ayında serinin ilk kitabı ile bizi kalbimizden vurdu. #bilinmeyenülkedeyolculuk bir anlatı bir nevi. İçsel huzurluklar, aile içi acının ruhumuzu nasılda üzdüğünü, bazen konuşmanın iyi geldiği bazende sessizliklerin.... Ve o içeride olan sırlar... Kimselere anlatılamayan duygular.... Bir babanın oğluna bir nevi ağıtı gibiydi.... 
İyileşme sürecinde yaşanacakları çok iyi anlatmış yazar 👏🏻 epeydir İrlanda Edebiyatı'nq denk geliyorum ve onların olaylara bakış açıları ile bizimkilerin çok yakın hissediyorum... 
Kitaptaki hayal kırıklığı çok üzücüydü. Baba olarak baba-cocuk ilişkisini ele alışı, yorumlaması, anne baba arasındaki ilişkiyi de çok iyi anlatmış. Öyle cümleler vardi ki... Kitap sakin ve derinden akan bir kitap oldu. Hâlâ okumadıysanız ekleyin diyeceğim bir kitap oldu... 






Okurken böyle böyle notlar almışım. Kitabı çok sevdim. Aslında yazarın her kitabı bu kadar kolay ve akıcı okunmuyor, o yüzden bu kitap harika bir tanışma kitabı. 


Kaydetmeyi unutmayın. Sizde hangi kapılar açılacak okurken? 


Yazarın güçlü bir entelektüel arka planı var ama asıl mesele bilgi göstermek değil. Kitap, bilginin insanı özgürleştirip özgürleştirmediğini sorguluyor. Çok bilmek mi önemli, yoksa anlamak mı? Bu ayrım metnin alt katmanında sürekli dolaşıyor.


İnsan tek başına olgunlaşmıyor. Tekâmül, karşılaşmalarla oluyor. Bazen bir insanla, bazen bir fikirle, bazen bir kitapla… Ve her karşılaşma aslında bir eşik. Ya büyüyorsun ya direniyorsun.

Felsefi olarak bu, biraz kader–irade dengesine dokunuyor.

Karşımıza çıkan insanlar tesadüf mü, yoksa içsel ihtiyacımızın bir yansıması mı? Tekâmül sürecinde karşımıza çıkan kişiler çoğu zaman bizi rahatlatan değil, sarsan kişiler oluyor. Çünkü dönüşüm konforla değil, yüzleşmeyle geliyor.Tekâmül doğrusal bir ilerleme değil. Düşüşler de sürecin parçası. Yazarın bunu sezdirme biçimi çok kıymetli. Olgunlaşma bazen kayıpla, bazen hayal kırıklığıyla, bazen yalnızlıkla mümkün oluyor.


 kitap bana şu soruyu bıraktı:

“Benim hayatımdaki karşılaşmalar beni nereye doğru dönüştürüyor?”



Bazı karşılaşmalar tesadüf değildir.

Ruhun, ihtiyacı olan dersi çağırır.

Bir insan çıkar karşına;

sarsar, aynanı tutar, kaçtığın yerleri gösterir.

O an anlarsın ki tekâmül, huzurlu sularda değil,

dalgaların içinde olur.

Her yüzleşme bir eşiktir.

Ya eski hâlinde kalırsın

ya da kendinin bir üst versiyonuna doğru yürürsün.

‘Kitap’ın Yolcuları’ bana şunu fısıldadı:

Olgunlaşmak, başımıza gelenleri değil,

onlarla kim olduğumuzu seçmektir.”


.... Doğru sıralama yapılmazsa bu bir çözüm değildi. Mağdurun ümitsizliği, üzüntüsü ve öfkesi kabul görmeden önce ihanet eden kişi suçu kabulü yüzünden övülmemeliydi. Bu kabulün yokluğunda pişmanlık yere bir taş gibi düşerdi. 


Bir aile portesi... İçeride yaşanan travmalar, susmalar, gözden gelmeler ve olayı yaşayan çocuğa yapılan sessiz baskı.... Bu kadar iyi anlatılırdı.... Konu #miras olunca, çok da kardeş olunca ve iletişimde olmayınca zor bir süreç sanıyorum "miras" 

Aslında konu burada paradan çok bir kızın yaşadığı olaylar... Ne yazık ki ailemizi seçemiyoruz, ne yazık ki her kadın, her kardeş güçlü olamıyor... Herkes gerçeklerle yüzleşmek istemiyor.... 

Hikaye, anlatılanlar çok ağır... Eğer hâlâ benim gibi okumadiysaniz listeye ekleyin derim.... 

Bu kitabı Sevgili Zelişim ve Tuba ile okuduk. İyi ki kitaplar var✌🏻☑️📖


Böyle işte. Ocak ayının özeti böyle.☺️ 



 






30.11.17

Yaşamak Yu Hua Ve Günce...


Bizim evde en çok uyuyan uykucu Bulut.🐈😊
Paso uyuyor, arada bir koridorda tur atıyor sonra geliyor hop yine uyuyor...
Sanki taş taşımış...
Lakinnnn sabahları ve okul dönüşleri Umay evde olduğunda üç dört tur spor yapmışlığı oluyor canım hakkını yemeyeyim.😂
Resmen kuytu köşelere kaçıyor, o kaçtıkça Umay'da "anne bak Bulut benimle oyun oynuyor" diye sevinerek dolaşıyor ortalıkta.
Sabahları muhakkak günaydın öpücüğü veriyor Bulut Bey'e. Bana da " anne sende öpsene" diyor ama ben henüz onun kadar derinden öpemiyorum. Zamanla ...

Şimdilik iyi gidiyor kedi ile yaşamımız, alıştık bayağı.

Pazartesi Kadıköy'e indim, kitap kulübü Aralık Ayı okuma kitabımızı almaya. Anladığım kadarı ile kitabın sessiz bir okur kitlesi var. Hangi kitapevine sorsam yok, baskıda da gözükmüyor diyorlar. Gelen tükeniyormuş.
Hangi kitap derseniz Müzik Uğruna kitabı.

Neyse efenim son bir tane kalmıştı İmge Kitapevi'nden aldım. İşlerimi halledip, bir çay içip kalktım.
Hiç eve girmeden kızı alayım derken bir buçuk saatlik erken gitmişim okula. Eve gir çık yapmak da zor geldi.
Okulun orada çok güzel, ufak bir cafe var. Orada oturdum kitabımı okudum.

Kitap Adı: Yaşamak
Yazar: Yu Hua
Çeviren: Bahar Kılıç
Editör: Suat Kemal Angı
Sayfa Sayısı: 210
Aynı zamanda burası çiçek peyzajı da yapıyorlar. Ev yapımı börek, kek de var... ::)
Bu kitabı çok görmüştüm İnsatgram'da ve abartıldığını düşünmüştüm. Bir kaç kitapta yanılınca, her zaman ki gibi iyi reklamı yapılan her kitap iyi olmuyor.

Yaşamak-Yu Hua ;
Kitap yazıldığı zaman Çin'de yasaklı kitaplardan olmuş.
"Yaşadığı yoğun keder ve zorluğun ardından, Fugui acı çekme tecrübesine içinden çıkılmaz bir şekilde bağlanıyor. Dolayısıyla onun kafasının içinde ‘dayanmak’, ‘metanet sergilemek’ gibi düşüncelere gerçekten yer yok; o sadece basitçe yaşamak için yaşıyor. Bu dünyada hayata bu kadar saygısı olan biriyle daha tanışmadım. Ölmek için çoğu insandan daha fazla nedene sahip olsa da, o yaşamaya devam ediyor.”
 Konusuna gelince; sıradan gbi olan ama kendini okutan, düşündüren bir kitap Yaşamak.
Fengui nüfuslu, toprak sahibi bir ailenin oğludur. Kumar ve genelevde parasını, herşeyini kaybeder.
Tüm sevdiklerini ölüm ile kaybeder.  Fugui'nin yaşadığı trajediler her insanın öyle kolay kolay altından kalkabileceği şeyler değil. Özellikle taptığı bir kalabalıktan büyük bir yalnızlığa acımasızca sürüklenmesi okurda bir kırılma, sitem, isyan beklentisi uyandırıyor. Ama Fugui tuhaf bir kadercilikle tüm bu beklentileri bertaraf ediyor. Kitap Çinin kültürel, politik, siyasal ve ekonomik yaşamınının vanalarını hafifçe açarak ilerliyor. Dolayısıyla her adımda hikâyeyenin üzerine yeni damlalar düşüyor. Olay örgüsünün toprağına da bunları emip usul usul tomurcuklandırmak kalıyor.

Abartıdan uzak bir dilin ürünü Yaşamak. Tüm bölümlerinde hissedilen sade yaşa, yalnız yaşa, olduğunu kabullen, dönüştüğüne saygı duy mesajları göz kamaştırmadan sunuluyor. Fugui'nin dediği gibi: "Sıradan bir hayat en iyisi. Onunla savaş, bununla mücadele et derken, sonunda hayatından oluyorsun.".

Eğer okumadıysanız bir şans verin kitaba ve bir solukta okuyun.

13.9.17

Eyfel Kulesi Kadar Kocaman Bir Bulutu Yutan Küçük Kız /Romain Puertolas Ve Kong


Uzun zamandır izlemek istediğimiz filmlerden biriydi Kong...
Malum yaz olunca gezme tozma daha fazla oluyor. Filme sıra az geliyor....
Dün hadi izleyelim artık bunu dedik ve izledik.
Tabi izlerken devamlı olarak kendime ve eşime söylediğim bir şey vardı ki; insanoğlu nereye giderse gitsin muhakkak savaşı da götürüyor ve doğa da yalnız kendisinin yaşama hakkı olduğunu düşünüyor, savunuyor.
Bu filmde de bolcana bunu görüyorsunuz. Bu nasıl bir egodur bizdeki, hırs, yok etme hissiyatı vs....

Oysa ki bilinen bir şey vardır hepde döner duru bu alıntı; doğa da ihtiyacından fazlasını öldüren tek canlı insandır diye....

Yine duygusal sahneler vardı Kong filminde.... Çekim ve özellikle KOng sanki gerçek gibiydi, yabancı film sektörü bu işi biliyor.
Eğer bizim gibi hala izlemediyseniz izleyiniz efenim...



Bu kitabı D&R'ın indirim zamanı almıştım ve öylece bekliyordu. Beni en çok çeken yanı ise kitabın kapağı ve ismi olmuştu...
Yazarın diğer kitabını da görmüş ama almamıştım "acaba nasıldır, iyi midir, akıcı mıdır dili?" falan fıstık düşünürken almamıştım. :)

🖋 Şunu belirtmeliyim ki bir solukta bitti kitap... Hatta yer yer güldüğüm, yer yer de hüzünlendiğim satırlar oldu...
🖋 Yazarın analtım dili çok iyi, işi biliyor bence.
🖋 Konusuna gelirsek eğer;

 Hikayemiz bir adamın bir berber koltuğuna oturması ve berbere hikaye anlatması ile başlıyor...
Bir kızımız var adı Zehra, hasta....
Bir kadın var postacı. Adı Tebligat Noktagil.( isimleri çok keyifliydi, okurken sşzde bir gülümsemeye sebep oluyor.)
Hayatta tesadüf diye bir şey yoktur. Annesi doğumunda ölen babası olmayan Zehra ile hiç evlenmemiş, çocuğu olmayan Tebligat bir gün hastanede karşılaşırlar ve tanışırlar.
Gelişen olaylar sonucu kadın kızı evlatlık almak ister ve işlemler başlar.
Böyle anlattığıma bakmayın kitapta sanki peri masalı okuyormuş gibi oluyorsunuz ama sonu sizi ters köşe ediyor...
🖋🖋 ince espriler de cabası kitapta....

Detaylar nette fazlaca var...

Benden naçizane tavsiye ara kitap olarak bir çırpıda okuyabileceğiniz bir kitaba şans verin. :))




7.9.17

Okuduklarımdan... Demir Köprü Ve Tozlu Rüyalar Kitapçısı


Yine bir gün Kadıköy'deyim ve yine ilk uğrak yerlerimden olan YapıKredi Yayınları'na uğradım.
Muhakkak bir kitap alır çıkarım. Yazarın çevirmiş olduğu birkaç kitabı biliyorum ama kendi kitabını hiç okumamıştım. Böylelikle Demir Köprü/Kamuran Şipal kitabını aldım.
Aslında kelimeleri ve cümleleri çok dokunaklı.
Yalnız okurken yoruldum, kendimi tuhaf hissettim belki de benim için uygun zaman değildi.
Konu olarak da "anne-oğul" arasında ki yarım kalmışlıklar, yaşam mücadelesi vs.. anlatılıyor.
Bir daha  ileriki zamanlar da okumak üzere rafa kaldırdım....




 Bir diğer kitabımda A101 marketinden aldığım kitap; Tozlu Rüyalar Kitapçısı / Cynthia Swanson'a ait.
Yazarın ilk kitabıymış, gayet de başarılı bir roman.
Yalnız bu kitapta diğer Martı Yayınlarının kitaplarında olduğu gibi yazım hataları ve çeviri eksikleri vardı.
Yine de kitabın ahengini bozmadan okuyabiliyorsunuz.

Böyle ara kitaplar ara ara ruhuma iyi geliyor.
BU kitabı da önce ismini sevdim sonra konusunu sevdim diyerek aldım diyebilirim.
Okurken muhakkak bir fincan çay yada kahve eşlikçiniz olsun. O kadar akıcı ki elinizden bırakmak istemiyorsunuz. Sanki okurken yabancı dizi izliyorum gibi hissettim.

Konusuna gelince; 
ana karakterimiz Kitty ve en yakın arkadaşının ortak açtığı kitapevi bulunmakta. İki kardeş gibi olan arkadaş yalnızdırlşar. Birgün Kitty'nin rüyası ile başlıyor hikaye. Ama öyle aşk romanı ile karıştırmayın kitabı.
Okurken o kadar çok kendi hayatınızdan parçalar bulacaksınız ki...

Sonra efenim Kity rüya ile gerçeği karıştırı ve döngüsü başlar.
Bu kadar detay yeter kitap güzel bir kitaptı, okumak isteyenleriniz olursa hiç tereddüt etmeden alabilirsiniz efenim. :)



10.6.16

Helene Wecker / Golem Ve Cİn kitabı....

Golem Ve Cin Helene Wecker
Veeee muhteşem bir kitabın daha sonuna geldim geçtiğimiz hafta...

Evet kitap aslında masalsı, fantastik bir kitap ama içeriğinde ki konu seçimi bence diğer masalsı kitaplardan ayırıyor...
Golem: kilden yapılan insansı varlık...
Bir erkek düşünün ki yalnızlık çekiyor ve çok ünlü bir büyücünün kapısını çalıyor... Elbet kitapta geçen büyücü o bildiğimiz, çizgi filmlerde olan sopasını sallayıp "hop büyülü sözleri söyleyip sihir yapanlardan değil" :)

Kendisine öyle bir golem yapmasını ister ki; bünyesinde "ahlak, sadakat vs.. "olsun ister...
Çünkü Golem kontrol edilmezse saldırgan oluyor ve öyle güçlü ki karşısındakini öldürebiliyor...

Uyandırılması ve tekrardan hayatına son verilmesi için büyülü sözcükler var...
Cin'imiz de Suriye Çöllerinde yaşayan ve yine o dönemin önemli, kadim dinleri araştıran ve ölümsüzlüğü arayan bir büyücü tarafından insan bedenine hapsedilen bir varlık... zamanının birinde yanlışlıkla uyandırılıyor ve günümüz insanların dünyasına adapte olmaya çalışıyor....

Olaylar bundan sonra başlıyor..... daha fazla detay yok benden.. ;)

Yalnız kitabı okurken insan isteklerinin nerelere varabileceğini okuyorsunuz... Hırs, adaltesizlik, öfke ve en büyük isteğin de yaşlanmamak, ölümsüzlük iksiri olduğunu görüyorsunuz...
Kitap ta Hz. Süleyman'dan da bahsediliyor.... 
Tabi fantastik bir kitap ama yine içinde Suriyeli Bedevilerden tutunda, müslüman, yahudi, hristiyanlık dinlerine kadar karma bilgiler var... çünkü kadim dinlerden yararlanılıyor....

Efenim kitap çok iyi bir kurgu ile yazılmış ve taş çatlasın 3 günde bitirebileceğiniz bir anlatım diline sahip.....

Okuyun diyebileceğim kitaplardan biri oldu benim için.

Not: fotoğrafda ki cama yansıyan cine dikkat :))))

Hadi ben kaçar hayırlı, bereketli cumalar....

Kitaptan alıntı:  GOLEM’in ilk öğrenmesi gereken şey; “İnsanları düşüncelerine göre değil, davranışlarına göre yargılamaktır”.  Bu biz insanlar için de geçerli bir öğreti olmalı.”İnsanlar kötülük yapmak için bir nedene değil ufacık bir mazerete bakar” sözü de fantastik kitapların çok da gerçek dışı bir hayatı anlatmadığının bir göstergesidir

Korkunç güçlere sahip bir büyücü tarafından, yalnızlık çeken bir adam için kilden yapılmış bir golem...

Ve bin yıllık esaretinden uyanan bir cin... Bu iki olağanüstü varlığın yolu 1899 yılında New York'ta kesişir. Farklı olmaktır onların kaderi... Hikâyeleri herkes gibidir aslında, kendini farklı ve yalnız hisseden her insan gibi...

Ve tehlike, onlar için sadece bir adım ötededir hep.

Golem ve Cin iki ayrı kültürün efsanelerinden besleniyor ve zengin anlatımı sayesinde okuru ilk sayfadan itibaren içine alıyor. 2013 yılının en iyi kitapları listelerini altüst eden bu roman Türkiye'de de çok sevilecek.
(Tanıtım Bülteninden)


İnce Kapak:

Sayfa Sayısı: 640

Baskı Yılı: 2014



Sayfa Sayısı: 503

Baskı Yılı: 2014


Dili: Türkçe
Yayınevi: Doğan Kitap 

22.4.16

Harper Lee Tespih ağacının Gölgesinde ve bizden kareler

Harper Lee / Tesbih Ağacının Gölgesinde kitabı bitti. Yalnız çok sıkıldım okurken. İyi ki dedim önce Bülbülü Öldürmek kitabını okumuşum. Belki de o kitaptan aldığım hazzı, beklentiyi bekledim bu kitaptan ve bulamayınca da sıkılmış olabilirim.

Ama yazar bu kitabında çok fazla uzatma cümleler kurmuş. Evet yaşadığımız yer, bize hissettirdikleri, anımsattıklarında duygular önemli ve kitapta bunlar bolcana var. Birde okurken aslında bir dönemin örf ve adetleri birbirine ne kadar da benziyormuş dedim. Kadınların hep ikinci planda kalması, Zencilerin ırkçılık ile karşılaşması ki hala değişen çok az şey var bu konuda...
Anlayacağınız sırf yazara hürmeten bitirdim kitabı.
 Kahve keyfine Sevdoş ile devam ettik hemen hemen hergün. Malum kahvesiz ün geçirmeyenlerdenim. :)
 Umay için ara ara toplaşıp kalmalar çok iyi oluyor. hem oyun oynamayı öğreniyor hemde oyun kurmayı. Elbet arada didişmeler yada " menimmm , benimmm" diye birbirlerine söylenmeler yaşanıyor ama anlık. Çocukları dikkatle izleyince nasıl da herşeyi an'lık yaşadıklarını fark edeceksiniz. Sanırım bu yüzden deniliyor; "içinizde ki çocuğu kaybetmeyin" diye...
Bu arada annemin sağlık tstleri temiz çıkmış. 3 Ay sonra tekrar genel kontrolü var ama bu sefer doktor demiş ki " her seferinde tomografi olmasın, bi röntgen bi tomografi olsun" annem de rahatlamış tabi.
Her kontrol zamanı içi panik oluyor, strese giriyor; haklı tabi... Ya tümor nüksettiyse yada sıçrama yaptıysa diye. Çok şükür metaztas yapmıyor ve küçülmüş. İnşallah hep böyle gider....

 Bizim kız takıyor Toprak Abisinin çantasını, başlıyor " anne men okula gidiyom şakadan" diye konuşmaya. Şakadan da niyeyse :) acaba okula gitmemek için şimdiden bize ayak mı yapıyor diycem ama öyle bir şansı olmayacak :))
Okumak önemli ve bizde elimizden ne geliyorsa yapacağız her anne baba gibi...
İŞte böyle blogger, bizde havadisler böyle.

Sizden naber?

          

13.4.16

Altın Gözlük, Artık Biliyorum kitap yorumları...

Bu aralar kitap seçimi olarak daha çabuk bitecek kitaplar okuyorum. Okuyorum çünkü buna ihtiyacım var.  Bir iki günde kitabı bitirip yeni kitaba başlamak beni çok sevindiriyor. O yüzden sayfa sayısı fazla olan kitaplara biraz ara verdim...
Yazarımız bir İtalyan. Hatta araştırırken eserlerinin filminin yapıldığını okudum IMBD sitesinde.
Bu kitabı uğramadan edemediğim Kadıköy Yapı Kredi Yayınlarınından aldım. Bu sefer hiç okumadığım bir yazar olsun istedim ve bu kitap çıktı karşıma. 100 yaşına basması nedeni ile yayınevi kitaplarını tekrar basmaya başlamış.
      Konu olarak Birinci Dünya Savaşından az öncesi ve savaş yıllarında ahlak, ayrımcılık, ırkçılık gibi konuları gözünüze batırmadan novella ( romandan kısa, hikayeden uzun bir edebi tür)  olarak yazmış yazar.Kitap ta adı geçen doktorumuz kendini iyi eğitim görmüş, kültürlü ve edebiyatı seven biri olarak aktarılıyor, ilerleyen sayfalarda aslın da doktorumuz bir eşcinseldir ve kimliğini saklamak için burjuva yaşamın arkasına sığınır. Tabi bu cinsel tercih meselesi o kadar güzel sıkmadan, yalın ve ara detaylar da aktarılmış ki siz asıl savaş döneminde ki Yahudi düşmanlığını, komşuluğu, dedikoduyu hatırlıyorsunuz.... Aaa birde doktorumuzun altın bir gözlük takmasından kitap ismini almış. :)
Daha fazla detaya girmeyeyim yahu, neredeyse kitabın tamamını yazacağım. :)

Bu kitabı DR'da görmüş alıp almamak arasında kalmıştım. Sonra başka bloglar da kitap yorumlarını okuyunca almaya karar verdim. İyi ki de almışım yahu...
Öyle büyük şeyler beklemeyin kitaptan. Oprah Abla hayatına dair, köşesinde yazdıklarından, belki de bilinmeyen kişisel özelliklerinden ve hayata bakış açısından anekdotlar aktarmış.
Ama okurken inanın sizde bir motive oluyorsunuz anlatamam. O kadar çok altı çizilen cümlem oldu ki kitaptan....
Ara ara herhangi bir sayfasını açık okuyabileceğiniz başucu kitabı....

Kitaptan: 

''Gün içinde yaptığım her şey bu okuma zamanlarına hazırlık niteliğinde oluyor. Bana güzel bir roman veya anı kitabı, biraz çay ve kıvrılacak sıcak bir köşe  verin, cennete gitmiş gibi olurum.''

''İçimizdeki çocuk kavramının öncüsü John Bradshaw, Oprah Show'a çıktığında seyircilere ve bana etkili bir deneyim yaşatmıştı. Bizden gözlerimizi kapatıp büyüdüğümüz eve gitmemizi , evi gözümüzde canlandırmamızı istemişti.''Yaklaşın, pencereden bakın ve içerideki kendinizi görün. Ne hissediyorsunuz?''  Benim için son derece üzücü ama güçlü bir egzersiz oldu.''

''Mutluluğunuzu bir başkasına dayandırıyorsanız vaktinizi boşa harcıyorsunuz. Görmediğiniz sevgiyi kendinize verebilecek kadar cesur olmak zorundasınız.''

''Ne zaman zor bir karar vermek zorunda kalsam kendime soruyorum: Yanlış yapmaktan, reddedilmekten, aptal durumuna düşmekten veya yalnız kalmaktan korkmasam ne yapardım?''

''Açlığını çektiğim sevgi ve onayı kendimden başka hiçbir yerde bulamayacağımı anlamam yıllar aldı''

''İlişkiniz size bazen değil her zaman mutluluk vermeli. Asla sesinizi, kendinize saygınızı ve haysiyetinizi kaybetmemelisiniz. İster 25 olun ister 65 ilişkiden ayrılırken önceden sahip olduğunuzdan daha fazlasını yanınızda götürebilmelisiniz.'' (29 yaşında deli gibi tutulduğu adamın ardından yazdığı 12 sayfalık yalvarışlarla dolu aşk mektubunu anlatıyor bu satırlar öncesinde )

''İşler pek iyi gitmezken nasıl olduğunuzu merak eden insanların olduğunu bilmek- işte sevgi bu.''

''Hayatımızı son kez gözden geçirirken- yapılacak liste kalmadığında, koşturmaca bittiğinde, e-posta kutularımız boşaldığında- kalacak tek değerli şeyin sevip sevildiğimiz olacağını artık kesinlikle biliyorum.''

''Adım atıp, sesinizi duyurup, kendinizi değiştirmeye cesaret ettiğinizde veya sadece başkalarının normal gördüğünün dışında davrandığınızda hoş sonuçlar alamayabilirsiniz. Diğerleri size deli diyebilir. Sizden beklenenlerin sınırını aşmanız insanların canını sıkabilir. Vazgeçmek istersiniz ancak daha kötü seçenekler de vardır. Kendinizi yıllarca sefil bir tekdüzeliğe saplanmış bulabilirsiniz. Pişmanlıkla sürünüp ''Başkalarını bu kadar dert etmeseydim hayatım nasıl olurdu?'' diye merak edip durabilirsiniz.''

'' Kız çocukları olarak iltifatları geçiştirmeyi öğreniriz. Başarılarımız için özür dileriz. Zekamızı daha az göstererek aile ve arkadaşlarla ilişkimizi dengede tutmaya çalışırız. Arabayı kullanan olmak isterken yan koltuğa razı geliriz. Bu yüzden pek çoğumuz yetişkinlikte ışığımızı saklarız. ''

''İşte o zaman (17 yaşında) bir şeyi kesin olarak bildiğimi fark ettim. Sevdiğin şeyi yaparak para kazanırsan aldığın her maaş bir ikramiyedir.''

''En sevdiğim alıntılardan biri ''Bizler ruhani deneyim yaşayan insanlar değiliz. Bir insan deneyimi yaşayan ruhani varlıklarız.''

''Bir kadının kendine sorabileceği en önemli sorulardan biri şudur: Gerçekten ne istiyorum? Benim cevabım sonunda beni kadınlara ve kızlara hizmet etme tutkuma götürdü. Eğitimin özgürlüğe açılan kapı, bir küp altına ulaştıran gök kuşağı olduğuna inanıyorum.''

''Kendinize sorun: Hayatınızdaki insanlar size kişisel gelişiminiz için destek mi ve enerji mi veriyorlar yoksa bozuk dinamikleri ve vadesi dolmuş sözleriyle engelliyorlar mı?''

''Genellikle başkalarının arkasından olumsuz konuştuğumuzda sebebi güçlü hissetmek istememizdir. Bunun sebebi de kendimizi bir açıdan güçsüz, değersiz bulmamızdır.''

''Sizi bekleyen bolluk içindeki hayata kavuşmak için çalışmaya istekli olmalısınız. Size en büyük arzularınızı fısıldayan ruhunuza kulak vererek.''

''İnsanlar Tanrı'nın yaptıkları yüzünden değil, bizim yaptıklarımız veya yapmadıklarımız yüzünden acı çekiyor.''

''Fazla kilolar çözülmemiş endişelere, hayal kırıklıklarına ve depresyonlara karşılık gelir. Bunların temelinde de yüzleşemediğimiz korkularımız yatar. Korkuyu hissetmek ve başa çıkmak yerine yemeğe boğarız.'' (Yaşamı boyunca kilo konusunda dertli olmuş Oprah). Kesinlikle biliyorum; korkuyu yenebilirseniz uçabilirsiniz.''

''Sadece doğmuş olmanın insanı burada olmaya değer kıldığını anlamam otuzlu yaşlarımın ortalarını buldu''

Not: Kitaptan alıntılar http://aydinlikyuz.blogspot.com.tr/2016/04/artk-biliyorum-oprah-winfrey.html sitesinden kopyalanmıştır...

31.3.15

Biten kitap, biten gün... Yabancı/Albert Camus..

İyi haftalar herkeseeee.

Ne var ne yok blog. Beni soracak olursan içgüveysinden hallice diyebilirim. Sanırım bahar beni de vurdu. Uzun zamandır havalar kötü diye bide üstüne grip salgını var diye pek dışarı çıkamadık. Kızı hasta etmeyelim dimi ama....?

Böyle olunca tabi bünye devamlı dışarı çıkmaya alışık olunca sıkıldım tabi evde... Bizim kızı soracak olursan da yürümede ilerleme katettik, artık öyle hızlı ve sessiz ki yetişemiyorum. Hele açık kapı görmesin hop o oda da.. :)))) karıştırmak gerek ama dimi... fırt orda fırt burda :) bazı şeyleri öğretmeye çalışıyorum; örneğin altını değiştirdikten sonra bezini ona veriyorum ve birlikte atmaya gidiyoruz, ben kapıyı açıyorum Umay Hn. kendisi çöpe atıyor. Tabi bir mutlu bir mutlu. O mutlu ben mutlu.


Konu "çocuğun" olunca hiç bitmez anlatılacaklar blog. O yüzden fazla da sıkmadan diğer yaptıklarıma geçeyim.

Bu arada ayın birinde "Ayın 1'i Kilisesi"ne gidicez. Gidip görmek gerek dimi çok duydum bu kiliseyi. Sadece ayın birinde açılıyormuş. Gittikten sonra anlatırım bunu da...

 Albert Camus'un "Yabancı" kitabını bir solukta bitirdim. Evet biraz karanlık, içe dönük, psikolijik bir roman.Özellikle kahramnımızın duyarsızlığını ötekileştirmesi toplumun ve yargılaması güzel anlatılmış. Tabi okurken düşündüm bende; annem ölüyor ve hiçbir şey hissetmeden aynı gün ve sonrası devam ediyorsun hayata. Tabi genele baktığımızda hayatını sürdürüş biçimi de garip ki kime göre garip diye demek geliyor içimden. Alışık olmadığımız, görmediğimiz davranışlar olduğundan okurken yer yer garipsedim. Sonra yazarın VarOluşçuluk akımından etkilendiğini okuduğumda çok da yabancı gelmedi süreç.
Sonra kitap bitti, instagramdan takipleştiğimiz biri dedi ki; YAZGI filmini de tavsiye ederim, kitaptan uyarlama güzel bir çekim. Bende
dün gece izledim. Evet film Türk Yapımı olduğundan annenin ölümü ve yaşam biçimi biraz değiştirilmiş ama kitaba sadık kalmış birçok bölüm....

Şimdi yeni kitaba başladım. ...

Böyle işte blog. bugünlük böyle. Haydin iyi geceler iyi haftalar.