Dünya Roman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dünya Roman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20.9.18

1Q84 Haruki Murakami Kitabı....

Selam.
Bugün 4.gün ve ben hala sabahları erken kalkabiliyorum 😏
Tabi dün akşam saat on gibi nasıl uyku bastırdı anlatamam. Direndim ve on iki gibi uyudum.
Bir de bunun hafta sonu olanı var bakalım bizim kız sabahtan uyanıyor biz ise uyumak istiycez...
Tabi ki sonu. belli değil mi? 😀 erken kalkıp kıza ayak uydurcaz.

Gelelim dün bahsettiğim ikinci kitaba. Hatta bir kitap daha bitti. O da İclal Aydın'ın "ÜÇ KIZ KARDEŞ" artık o da başka bir post yazısı. :)

Gelelim okuduğum son Murakami kitabına. Sanıyorum bir kaç tane  kaldı yazarın okumadığım kitabı.

internetten alıntıdır

Okumayı istediğim bir kitaptı "1Q84" Kobo 'da da 8 TL'ye düşmüştü geçtiğimiz dönem hemen alayım dedim. Nasıl olsa bu kadar kalını çantama atıp yanımda taşıyamayacaktım.

İyi ki E-Kitap olarak okudum.
Yazarı bilenler bilir ama hiç okumayanlar için bu kitabı başlangıç almayın derim.

📌 Çünkü çok fazla betimleme ve detay var.
1984 Orwell kitabından esinlenerek bazı detayları yazmış sanırım yazar. Kendinde kitapta sık sık orada ki Big Brother detaylarına gönderme yapıyor.

📍Konusuna gelirsek öncelikle kitap Büyülü Gerçeklik Akımı  ile yazılmış.
O da nedir derseniz;

20. yüzyılda ortaya çıkan ve post-modern sanat anlayışında önemli bir yere sahip olan Büyülü Gerçekçilik, Büyüleyici Gerçekçilik ya da diğer adıyla Fantastik Gerçekçilik; gerçekçi kabul edilen sanat akımlarında olmaması gereken sihirli, mantık dışı öğeleri barındıran bir sanat akımı olarak tanımlanabilir.

 internette tanımı böyle.

 📍"Yürekten sevdiğin bir insan varsa, bir kişi olsun yeter, hayatın kurtulmuş demektir…"
Sarsıcı bir yolculuğa hazır mısınız?
Öyleyse kemerlerinizi bağlayın. Erkekleri, titizlikle geliştirdiği bir yöntemle öteki dünyaya gönderen genç bir kadınla tanışacaksınız. Ve amansız bir takiple onun peşine düşen fanatik bir cemaatin müritleriyle…

(arka kapak yazısı)


Bana biraz da "Hasan Sabbah" olayı vardı hatırlar mısınız? Kitapları bayağı çok satmıştı. Ve hikayesi de ayrıca önemli detaylara dikkat çekiyordu.
Onu da anımsattı.
Müritlerin ve Cemaatin toplulukları etkisi altına alması.

Sonra bir kız düşünün ( Aome) aile aşırı dinine düşkün ve kapı kapı dolaşıp kişileri davete çağırıyor.
Ve bir gün Aome evi terk ediyor daha fazla dayanamıyor ve kendi başına yol alıyor.
İlk veya orta okuldu sanırım detayı tam hatırlayamadım. Sınıf arkadaşı Tengo'ya derin bir bağ ile bağlanıyor ve hayatı boyunca unutamıyor. Hayatına devam etse bile devamlı onu düşünmese bile bir gün ufak bir detay da aklına düşüveriyor.
Tengo'da aynı şekilde ve olaylar birden büyülü gerçeklik detayı ile 1q84 yılında geçiyor.
Burada ki "Q" aslında ingilizcede ki "soru işareti" anlamında kullanılmış. Nette biraz bakındım da böyle diyordu.


📍 Aslında öyle güzel bir akış yakalamış ki Murakami.. kitabı elinizden bırakmak istemiyorsunuz.
Özellikle kişi psikolojileri ve ikili ilişkiler arasında ki diyaloglar çok iyiydi. Aynı zamanda da düşündürücü.


📍Yine bu kitabında da şarkı isimleri, kitap önerileri ve kediler var. :)
Paralel Evren'e de göndermeler var. Özellikle iki karakterlerin hangi dünya da olduklarını kavrayamamış olmaları, ara da kalmaları ve çıkış yolunu aramaları.

Tabi bir de geçen "Little People" lar var. Bunları daha çok toplumun bize dayatmaları olarak düşünülebilir....

Uzun lafı kısası yine güzel ve etkili bir Murakami kitabı okumuş oldum.


5.6.18

ZemberekKuşu'nun Güncesi, Tanrıların Arabaları Ve Ruth Kitapları Hakkında...


Mr.Coco'dan selamlar arkadaşlar. .:)))
Kamyonculara benzememiş mi duruşu?  :))
Havalar ısınınca bizim Bulut'ta kendini nereye atacağını şaşırıyor. bakalım iyicene sıcaklar bastırınca ne yapacak? Ona diyorum ama biz napcaz asıl değil mi?

Haziran ayına nasıl başladık ne zaman bu aya geldik inanın hiç farkında değilim? Sanırım bunda biraz evde olmamın da etkisi var.
Çok fazla tarihe bakmıyorum ve sadece günleri yaşıyorum. O günlerde de ara ara sıkılıyorum. "Keşke çalışıyor olsaydım" diyorum.
İş bakınıyorum bakalım ne zaman olur?

Cuma günü bizim kız kreş de bir yılını tamamlamış olacak. Gerçekten de dedikleri gibi zamna nasıl geçti, bu bir yıl ne zaman doldu anlayamadım?
Seneye için iyi bir öğretmen araştırma işlemleri başlayacak yakında.

Bu arada üç  tane kitap bitirdim. Aslında bir tanesini mayıs ortasında başlamıştım. E-Kitap olarak ve ara ara okudum. Bu E-Kitap olayına iyicene alıştım. Hele bazı pahalı kitapları daha indirimli almak hoşuma bile gitti :)))


Yazarımız;
LOU ANDREAS-SALOMÉ (1861-1937): Yeni ve devrimci fikirlerin filizlenmeye başladığı bir dönemde Petersburg’da dünyaya gelen yazar ve psikanalist Salomé, küçük yaşta Almanca ve Fransızca öğrendi. On yedi yaşındayken bir din adamından teoloji ve felsefe dersleri aldı. Zürich Üniversitesi’nde teoloji ve sanat tarihi okudu. Salomé 1882’de Nietzsche’nin evlenme teklifini geri çevirerek, Oryantalist F. C. Andreas’la evlendi. 1897’de Rainer Maria Rilke’yle tanıştı ve kendisine âşık olan şairin hayatında önemli bir rol oynadı. 1911’de Viyana’daki psikanalistlerin çevresine girdi. Sigmund Freud’un öğrencisi ve yakın dostu oldu.
Im Kampf um Gott (1885; Tanrı Uğrunda Savaş), Im Zwischenland (1902; Ara Memlekette) ve Rodinka (1923) romanlarından bazılarıdır. Ayrıca dini ve felsefi konulardan tiyatro ve edebiyat eleştirisine uzanan geniş bir  yelpazede denemeler ve monografiler kaleme aldı. Kurmaca dışı yapıtları arasında Friedrich Nietzsche in seinen Werken (1894; Yapıtlarında Friedrich Nietzsche) ve Rainer Maria Rilke (1928) dikkat çeker.
🚩🚩🚩🚩hayatı böyle. Ben daha önce "ARAYIŞLAR" ve "FENİÇKA" kitaplarını okumuş ve hayran kalmıştım. İŞ Kültür Yayınları'nda bu kitabını da görünce hemen aldım.
Fakat açıkcası arada kaldım... Çünkü diğer kitaplarında ki kısa ama öz cümleleri, anlatıları bulamadım. Bazı yerler uzatılmış geldi. Evet kalemi kuvvetli ama diğer kitaplarında ki baskın kadın karakteri yoktu Ruth karakterinde.
Tabi yazarın hatrına bişey diyemiyorum. :)

🚩🚩🚩🚩🚩

"TANRILARIN ARABALARI" 
İlk evlendiğimiz sene almıştık yazarın kitaplarını. Eşim okumuş kitaplıkda da olsun istemiştik.
Sonra bende merak ediyordum ama bir türlü sıra gelmemişti.
Elimde ki tüm kitapları bitirince bu seriye başlayayım dedim.
Tabi internette bayağı kült yorumlar dolaşıyor.
Belki 20'li yaşlar da okusaydım ağzım açık kalır hayran olurdum. Fakat yazdıkları ve belgeledikleri şeyleri daha öncede okumuş ve araştırmış olduğumdan sadece okumuş oldum.
Ki zaten bu evren de yalnız olduğumuzu düşünmüyorum. Bizi Yaradan elbet başka tür, cinsiyet de yaratmıştır.
Kitapta tek katılmadığım şey" gerçekleşen olayları anlatırken devamlı "tanrılar" diye bahsediyor"
Ben tek tanrılı inancı benimsediğim için ve Yaradan'a da inandığımdan okuduklarım hayal ürünü gelmedi açıkcası.
Okuyanınız var mıdır bu kitabı?

🚩🚩🚩🚩🚩🚩🚩



Veeeeee son kitabımmmmmmmm "ZEMBEREKKUŞU'NUN GÜNCESİ"

Tam bir Murakami severim arkadaşlar. Daha doğrusu ruha dokunan, iç benliğinin de farkında olan ve karakterlerine bunu yansıtan yazarları seviyorum. Yaşamın, hayatın farkındalar ve önemini de biliyorlar.
Bu kitabını da çok beğenerek okudum.
Murakami’yi okuyanların dile getirdiği benzer bir durum söz konusudur: Anlatılanların Japonya’da geçtiğini, karakterlerin katıksız Japon olduğunu bilirsiniz ama okurken hayalinizde her şey Amerika’da geçiyor, karakterlerin hepsi çekik değil normal gözlü gibidir.  
Yine bolcana ana kahramanımız Okada müzik dinliyor özellikle de classic müzik dinlemektedir.
Aslında bu kitapla bir kere daha bir şeyi anladım ki hayatta hiç bir şey tesadüf değil....

Kitaptan bazı cümleler:

* Sorun neyin doğru olduğunu bilmekte değil. Gerçek bir kaç katmandan oluşur. Bu gerçekte beni öldürmeye niyetli olabilirsin ve ötekinde bunu yapmayı hi. istemedin. Sorun senin hangi gerçeği seçeceğin ve benim hangisini anladığımı bilmek.

* İnsanlar eğer sonsuza kadar yaşayıp hiç ölmeselerdi; hep bu dünyada sağlıklı ve yaşlanmadan kalabilselerdi gene de düşünmek için bu kadar kafa patlatırlar mıydı? ölüm olmasaydı eğer bu düşünceler, bu karmaşık kavramlar var olurlar mıydı?

* Hayaller adet görme gibidir; gelince gelir. Kapıda karşılayıp: "Üzgünüm şu anda müsait değilim, sonra gelin." diyemezsin.

*Kendimi ne kadar az düşünürsem merkezime o kadar yaklaşıyorum...

Bu kitabında da erkekler ev işlerine yardımcıdır eşlerine ve öyle kıskançlık gibi kadını kısıtlamalar yoktur.

🚩Beni sıkan tek şey teğmenin gelmesi ve Japonya savaşı hakkında anlattıklarının uzunluğu oldu...Belki de o kadar detayı bilmediğimden olabilir.
🚩Tabi öngörü meselesi de var. Şimdi şöyle düşünüyorum; kendi iç sesimizi dinlemiyorsak yada bu tarz öngörülere inanmıyorsak yavan gelebilir kitapta anlatılanlar.
Ama bir gerçek var ki... eğer kendimizi dinlersek bazı kapılar açılıyor.
🚩Kitap da anlatılmış az ama öz.

Böyle işte.......
Bana müsade biraz da kitap okuyayım sonra yatayım. Malum sabah erken kalkan bir Umay var. Ve başıma dikilip" anne anne anne hadi uyan, canım sıkıldı oyun oynayalım" diyor. :)

Selamlar. :)

2.6.18

Mayıs Ayı Okuduklarım Ve izlediklerim....


Geçtiğimiz ay arkadaşımla sohbet ederken bana okuduğu ve beğendiği hatta benim de beğeneceğim bir kitaptan bahsetti. "KUZEYLİ ANNEM" di kitap.

Sonrasında Kadıköy'e indiğim de Yapı kredi Yayınları'na uğradım ve yazarın başka kitapları var mı diye bakındım. Orada çalışan beyefendi de bu yazarın çok iyi olduğunu ve tüm kitaplarının aynı kalite de olduğunu söyledi. Ben de aldım. 😊
İlk olarak "Benim Babam Hiç Kimseyi Öldürmedi" kitabını okudum. Kitapları çoğunlukla anlatı ve kendi yaşamı. Sayfalar arası ilerlerken de kısa ve öz ama detay olarak da iyi kelimelerle anlatmış. Okurken tam olarak ne demek istediğini anlıyorsunuz..
Seviyorum böyle yazarları ve kitaplarını. 😊
Sonrasın da "NEREYE GİDİYORUZ BABA?"  kitabında Zihinsel Engelli özel iki çocuğundan, yaşadıkları zorluklardan ve hayata tutumlarından bahsetmiş.
Okurken içim cız etti, üzüldüm sonra da verdikleri mücadele ve doğru duyguları ifade ettikleri için de takdir ettim.
Gerçekten de çocuk demek sabır demek... Hele zihinsel yada bedensel engeli olan çocuklar daha özel  bir sabır istiyordur.
Artık dulum. 12 Kasım günü Sylvie öldü. Çok üzücü. Bu sene indirimli satışlara birlikte gidemeyeceğiz.”
Kısa, yoğun, kaybetmenin acısının sillesini yemiş, tatlı, tatlı ama sert bir yas kitabı Dul.
 Bu kitabın da ikinci eli ile kırk yıl süren evliliğini anlatıyor. Ve eşinin kendisinden önce ölmesi ile karşılaştığı yaşanmışlıkları ince kara bir mizah ile anlatıyor.

Ve son olarak "KUZEYLİ ANNEM" kitabını okudum. Okumadığım bir kitabı kaldı. Çarşıya inince onu da alırım  😊
Bu kitabında da annesi, yaşamları, Yaşam mücadelelerini anlatıyor.
Dediğim gibi aslında ince kara bir mizah var ve aslında kolay da olmamış yaşamları. Ama bize aktarırken öyle ince detaylar anlatmış ki okurken içiniz daralmıyor. Sanki yakında bir yer de bu olanları, okuduklarınızı izlemişsiniz gibime geliyor .



Arka kapak yazısından;
"Küçüklüğümde ne zaman bir şeyler yazsam ya da bir resim yapsam, iyi olmuş mu diye anneme sorma ihtiyacı duyardım. Ondan icazet almam şarttı.
Kendisi hakkında yazmamla ilgili bugün ne düşünürdü acaba?
Tedirginim, belki de kitabı sevmeyecek. Alkolik kocasından bahsedilmesinden gına gelmiş olmalı. Ketum ve çekingen olan kendisinden, hayali hastalıklarından, kederinden bahsedilmesini istemiyordur.
Satır aralarını okumayı bilecek, bu kitabın bir ilanı aşk olduğunu, öğretmenimizin Anneler Günü için dikte ettiği övgü sözleri hariç, onu sevdiğimi asla söylemeyen benim hatamı telafi ettiğimi anlayabilecek mi?
Bunları onu yeniden yaşatmak için yazdığımı anlayabilecek mi? Çünkü onu özlediğimi."
Jean-Louis Fournier’den yeni bir aile anlatısı daha.
“Kuzeyli Annem” tıpkı diğer Fournier kitapları gibi: sade, şiirsel ve sarsıcı...


 Mayıs ayında okuduklarım arasın da Çehov'da vardı.
"En acı ve kırıcı olan şey, bu hayatın acılara karşılık olarak mükafatla sona ermemesi.Operadaki gibi zaferle değil,ölümle son bulacak olması."

İnsana her zaman değer veren Doktor Andrey ile hastası İvan arasında geçen olayların psikolojik hikaye tarzında işlenişini çok beğendim. Bunun yanın da toplumun duyarsızlığını da ele alıyor Çehov. Elinize alır almaz kolaylıkla bitirebileceğiniz bir kitap.
Kendine konuşacak bilgi ve görgü “düzey”inde kimsecikleri bulamadığından yakınan, deliler gibi kitap okuyan doktorun yeni arkadaşı, öyküye adını veren akıl hastalarının olduğu 6. Koğuş’tan çıkar. Var oluştan, şüphelere uzanan derin ve felsefe dolu sohbetlerde bulur doktor kendini. Çok geçmeden önce tatile, sonra da emekliye ayrılmaya zorlanacaktır. Zira toplumun dışladığı bir gruba yaklaşmıştır. Bundan sonra yaşananlar ve doktorun ölümü tümüyle bir “Farkındalık” imtihanı sayılabilir. 
 
Bir kaç film  de izledik bu ay.
 


Tonya Harding

 Bu film gerçek yaşam hikayesinden alınmış. Amerika'lı Tonya Harding/ Artistik Buz Pateni patencisi bir kızdır. Annesinin katı eğitimi ve yönlendirmesi sonucu eğitimini de bırakıp sadece kayar....
Tonya, zor karakterli annesi, eski eşi Jeff Gillooly ile olan dengesiz ilişkisi ve hep daha iyisini başarmak adına kendini zorlaması yüzünden aşırı stres altındadır. İki defa Olimpiyat ve iki defa da Skate America Champion ödülünü kazanmıştır. Ancak daha fazlasını isteyen Tonya, eski eşinden yardım ister ve 1994 yılındaki ABD Buz Pateni Şampiyonası öncesinde rakip patenci Nancy Kerrigan'ı sakatlaması için birini tutar. Ancak planladığı komplonun ortaya çıkması ile birlikte kariyerinde ve yaşantısında ödeyeceği bedeller Tonya için hayli ağır olacaktır.
 Diğer filmimiz de Lara Croft!du. Eşim oyunu biliyor ve oynamış. Ben aksiyon sevdiğim için izledim.
Sonuçta bir izlenimlik ev sineması tadında bir filmdi.
 Sinema da izledğim ve beğendiğim bir film de "Han Solo/Bir Star Wars Hikayesi" idi.
Tam bir fanatiği olan eşim " eh iyiyidi" dese de ben beğendim. 
Bu tarz diğer oyuncuların da hayat hikayeleri anlatılınca kafam da daha bir şekilleniyor Star Wars hikayesi ve bende fanatik olma yolunda ilerledim diyebilirim. Çünkü izledikçe mantığını kavradım ve "evet ya aynen böyle" diyorum. :)))

Uzun bir yazı oldu. Şİmdiden iyi okumalar ve keyifli haftasonları olsun.
Selamlar.  :)

24.4.18

Biten Kitaplar...İmkansızın Şarkısı, Kavgam Serisi Ve Vejetaryen

Geçtiğimiz haftalar da elimde ki kitapları da okuyup bitirdim. Geceleri daha çok okudum. malum havalar güzelleşince parklar bizi bekliyor ve uzun saatler de kalıyoruz dışarıda/parkta.

Dün kızımızın ilk 23Nisan Ulusal Egemenlik Ve Çocuk Bayramı gösterisi vardı. Okulda kutlandı ve çok güzeldi.

İçim/iz pırpır idi. Kendi okul zamanlarım geldi. Kreşe gitmemiştim ama ilkokul ve orta okulda gösterilere katılır ve statlar da yapılırdı kutlamalar. Okuldan topluca çıkar, sıra halinde, önde bando ile giderdik stada. :)

Artık kutlanmasa da statlar da kalbimiz de hep olacak bu coşku, sevinç. Asla ve asla Atam'ızı n ve ona inanan halkın, şehitlerimizin bizim için verdiği mücadeleyi...hep minnetle, saygıyla hatırlayıp kutlayacağız.


🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉


 Bu kitabını çok sevdim Haruki Murakami'nin.
37 yaşındaki ana kahraman Toru Hamburg’a yaptığı uçak yolculuğu sırasında Beatles’in “Norwegian Wood” -Türkçe isme de ilham kaynağı olan- şarkısını dinlemesi ile başlar.
Anılar onu 20 yıl öncesine, üniversite yıllarına götürür. En yakın arkadaşı Kizuki intihar etmiştir. Kizuki’nin kız arkadaşı Naoko -ki ablası da aynı yaşlarda intihar etmiştir- ise bu trajik olayın travmasını yaşamaktadır. Aynı acıyı paylaşan Watanabe ve Naoko birbirlerine daha da yaklaşırlar ve birlikte olurlar. Bu olaydan sonra Naoko, kendi isteğiyle sanatoryuma yatar.  
Tabi bundan sonra bir geriye dönüşler bir günlerine doğru dönüşlerle anlatılır.
Aslında gerçekten de büyük bir travmadır bence en yakın arkadaşının, kardeşinin intihar etmesi.
Daha sonra hayatı sorgulama başlar kahramanlarımız, arkadaşlar arası diyaloglar, hayata bakış açıları, yaşam biçimleri bizim gençlerin yaşam biçimlerine göre farklı.
Okurken düşündüm; lise çağında ki hangi gencimiz tek kalıyor yada arkadaşları ile kalıyor, çalışıyor para kazanıyor. Elbet çalışan, çalışmak zorunda kalan gençlerimiz var.
Bir diğer konu da ; Ölüm de aşk kadar önemli bir konu kitapta ama genel kullanılan anlamının çok ötesinde. “Ölüm yaşamın karşıtı olarak değil, parçası olarak vardır” cümlesinde de dendiği gibi ölümü trajik, hayatı kesintiye uğratan bir öğe olarak değil; akışın bir parçası. Bu yüzden de farklı ölümler ve intiharlar, imkan verdikleri başka olaylara açılan kapılar gibi bir izlenim bırakıyor insanda.

 🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉

 Geçen sene almıştım seriyi. Çok ses getiren kitaplardan bu seri. Ve okuyan herkes de çok beğenmiş.
Anlatı kitabı bir nevi günlük gibi.  Çocukluğundan, ailesinden, yaşamındaki mahallesinden, anne-babasının ilişkisinden, kendisi-babası ilişkisinden detaylı bir biçimde anlatıyor.
Belki bu kadar ince detaylara girmese daha çok severdim kitabı. Çünkü anlatı kitaplarını severim.
Ve gerçekten de zordur aslında kendi hayatını anlatmak. Ki yazarın ailesi de kendisini dava etmişler; her bir şeyi detaylı anlatıp ifşa ettiği için.
Okudum ve "tavsiye eder miyim?" kısmında karasız kaldım. Çünkü gereğinden fazla uzun anlatılmış geldi bana ve yer yer sıkıldım.
Onun dışın da karar size ait....


 Uzun uzun anlatmak isterdim, nette biraz bakındım o kadar çok detaya giriş yaparak anlatmışlar ki kitabı..... Ben sadece hissetiğim kadarını paylaşmak istedim.

  🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉

 Son kitabım da "Vejetaryen"

Han Kang, 2016 başında yaptığı bir söyleşide vejeteryanlığın “İnsanların şiddetini, masumiyet olasılığını sorgulamak, aklı ve deliliği tanımlamak, başkalarını anlama imkanı, son sığınma ya da son kararlılık” gibi boyutları olduğunu anlatmış. Vejeteryanlığın, veganlığın felsefi boyutuyla tartışmasını yaparken “insan olmayı”, “insanının yarattığı vahşeti” tartışmış oluyor aynı zamanda. İnsan olmaktan vazgeçmek bir tercih olarak mümkün müdür, üzerinde konuşmaya, yazmaya değer.

 Demiş. Kitap çok etkiledi beni. Çünkü içeriğinde ki sorgulamala, içsel hisler ve yaşama dair bakış açısı çok samimi idi.
Aslında sert bir kitap. O yüzden okurken yer yer rahatsız olabilirsiniz. Ama bu olumsuz anlam da anlaşılmasın.
Her şey evli, tek düze ama sorunsuz giden bir çiftin bir sabah karısının uyanıp buzdolabında ki tüm et ve türevlerini çöpe atması ile başlıyor.
"Bir rüya gördüm" diyor kadın ve daha fazla anlatmıyor...
Tabi merak ediyorsunuz ve başlarda ilk 50 ayfayı neredeyse soluksuz okudum. Üç bölümden oluşuyor ve modüler kitap gibi düşünün, hepsi birbirine bağlanıyor sonunda. Sonra da sizi ters köşe ediyor.

Okumadıysanız not edin derim, iyi kitaplardandı.

YAZAR HAKKINDA;

Vejeteryan’ın yazarı Han Kang Güney Koreli. 1970’te Gwangju'da doğmuş. On yaşındayken Seul'e taşınmışlar. Yonsei Üniversitesi'nde Kore edebiyatı okumuş. Annesi ve kardeşi de yazar. Yazarlığa şiirle başlamış. 1993’te şiirleri, daha sonra da öyküleri yayımlanmış. Öyküleri ile çeşitli ödüller kazanmış. İlk kitabı 1995’te çıkmış. Beşi roman altı kitabı var. 2013 Yazı’ndan beri Seul Sana Enstitüsü’nde yaratıcı yaratıcı yazarlık dersleri veriyor ve şu anda altıncı romanı üzerinde çalışıyor. Vejeteryan 2007’de Kore’de yayımlanmış, yirmi binin üzerinde satmış. Sinemaya uyarlanmış. Dokuz dile çevrilmiş. İngilizce’de yayımlanan ikinci romanı. Kitap 2015’te İngiltere’de, 2016’da ABD’de çıkmış. NYTimes Book Review 2016’nın en iyi on kitabından biri olarak seçmiş. 

31.10.17

Şeker Portakalı, Güneşi Uyandıralım ve Deli Fişek / José Mauro de Vasconcelos

Çok uzun zaman önce okumuştum Şeker Portakalı / José Mauro de Vasconcelos kitabını.
Zeze'ye ve ağacına dair aklımda kalan birkaç detay vardı ama o kadar. Sonra tekrar okumak istedim. Bu sefer üçleme olduğunu da öğrenmiş ve diğer kitaplarını da almıştım.

Şeker Portakalı en iç burkanı bana göre. Küçük Prens kitabından sonra açıp açıp ara ara okuyabileceğiniz türden bir anlatımı ve hikayesi var. Bazı kitapların derinliği vardır işte bu seri kitapta öyle. Baktığınız da konusu sade, bait gibi gelebilir ama o yaşadıklarını yazıya dökmesi, okurken bize hissetirdikleri gerçekten de çok başka... Boşuna değil hala en çok okunan kitaplardan olması....


+ Nen var Zeze?
- Hiç. Şarkı söylüyordum.
+ Şarkı mı söylüyordun?
- Evet.
+ Öyleyse ben sağır olmalıyım.
"İnsanın içinden de şarkı söyleyebildiğini bilmiyor muydu yoksa? Bir şey demedim. Bilmiyorsa bunu ona öğretmeyecektim."
"Uyuyalım. İnsan uyudu mu her şeyi unutur."


Yoksul bir ailede büyüyen, aksi bir baba... haylaz ve yaramaz denebilecek kadar hareketli ve aklına bin bir türlü şey gelen Zeze.
Ve tabi kendisine "şeytan" lakabı takılıyor ve her seferinde tokadı ve dayağı yiyor...
Yazar bu kitabını 12 günde yazmış... nasıl yani dedim kendi kendime. 
Kendi hayatından, yaşadıklarından yola çıkarak yazmış kitaplarını Vasconcelos. Kendisi de yoksul bir aile de büyümüş, okumak itememiş ve en büyük hayali gitmek, çok uzaklara gitmek ve keşfetmekmiş.
Kitaba ismini veren de; arka bahçelerinde bulunan ağaçlardan birinin de portakal ağacının olması ve bizim ufaklığa da bu ağacın düşmesi...
Sonrasında da ağaç ile arkadaş olması ve konuşması/ konuşturması ... Bir çocuğun hayal dünyasının sınırı yok gerçekten de... 



 Hemen devamı olan Güneşi Uyandıralım kitabına başladım.
Bu kitapta artık Zeze başka bir aileye evlatlık verilmiştir, okutsunlar ve daha iyi bir yaşam sürsün diye.
Tabi başka bir aile de yaşamın zorlukları, zorla piyano çalışmalar, yemek saatleri habire başına kakmaları bir çok şeyi... sevgi açlığı...
Bunları yazıyorum ama kitapta okurken acıtasyon yok, daha çok artık çocuklara bakış açınız değişiyor....
Bu seri de Zeze artık 15 yaşındadır, kiliseye gider, derslere girer ve sınıfın en başarılı öğrencilerindendir. 
Hayal dünyasında iç sesinde kendine iki tane arkadaş edinir ve onlarla dertleşir, sohbet eder... 
Yol gösterici gibidir adete....Zamanı gelince de bu konuşmalara son verir..
En yakın sırdaşı da öğretmenlerinden biri olan Peder'dir ve hayatına dair çok ışık tutar kendisine.

Ve son kitap. 
Zeze evlatlık verildiği aile ile arasında ki buzların eridiği bir dönemdir. Babası ile sohbetleri artar, daha bir sevecendir ve Zeze'de onları anlamaya başlar.
En büyük tutkusu yüzmek ve gitmektir, çok uzaklara gitmek ister. Aşık olur, ayrılır ve acıları yaşar.
Bir gün uzaklara giden bir gemiye biner ve hayata atılır....

Tabi kısa kısa detaylandırdım, kitap içindeki cümleler daha güzel. Eğer okumadıysanız mutlaka okuyun diyeceğim bir seri kitaptı benim için.


13.9.17

Eyfel Kulesi Kadar Kocaman Bir Bulutu Yutan Küçük Kız /Romain Puertolas Ve Kong


Uzun zamandır izlemek istediğimiz filmlerden biriydi Kong...
Malum yaz olunca gezme tozma daha fazla oluyor. Filme sıra az geliyor....
Dün hadi izleyelim artık bunu dedik ve izledik.
Tabi izlerken devamlı olarak kendime ve eşime söylediğim bir şey vardı ki; insanoğlu nereye giderse gitsin muhakkak savaşı da götürüyor ve doğa da yalnız kendisinin yaşama hakkı olduğunu düşünüyor, savunuyor.
Bu filmde de bolcana bunu görüyorsunuz. Bu nasıl bir egodur bizdeki, hırs, yok etme hissiyatı vs....

Oysa ki bilinen bir şey vardır hepde döner duru bu alıntı; doğa da ihtiyacından fazlasını öldüren tek canlı insandır diye....

Yine duygusal sahneler vardı Kong filminde.... Çekim ve özellikle KOng sanki gerçek gibiydi, yabancı film sektörü bu işi biliyor.
Eğer bizim gibi hala izlemediyseniz izleyiniz efenim...



Bu kitabı D&R'ın indirim zamanı almıştım ve öylece bekliyordu. Beni en çok çeken yanı ise kitabın kapağı ve ismi olmuştu...
Yazarın diğer kitabını da görmüş ama almamıştım "acaba nasıldır, iyi midir, akıcı mıdır dili?" falan fıstık düşünürken almamıştım. :)

🖋 Şunu belirtmeliyim ki bir solukta bitti kitap... Hatta yer yer güldüğüm, yer yer de hüzünlendiğim satırlar oldu...
🖋 Yazarın analtım dili çok iyi, işi biliyor bence.
🖋 Konusuna gelirsek eğer;

 Hikayemiz bir adamın bir berber koltuğuna oturması ve berbere hikaye anlatması ile başlıyor...
Bir kızımız var adı Zehra, hasta....
Bir kadın var postacı. Adı Tebligat Noktagil.( isimleri çok keyifliydi, okurken sşzde bir gülümsemeye sebep oluyor.)
Hayatta tesadüf diye bir şey yoktur. Annesi doğumunda ölen babası olmayan Zehra ile hiç evlenmemiş, çocuğu olmayan Tebligat bir gün hastanede karşılaşırlar ve tanışırlar.
Gelişen olaylar sonucu kadın kızı evlatlık almak ister ve işlemler başlar.
Böyle anlattığıma bakmayın kitapta sanki peri masalı okuyormuş gibi oluyorsunuz ama sonu sizi ters köşe ediyor...
🖋🖋 ince espriler de cabası kitapta....

Detaylar nette fazlaca var...

Benden naçizane tavsiye ara kitap olarak bir çırpıda okuyabileceğiniz bir kitaba şans verin. :))