Tasavvuf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tasavvuf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8.4.22

Biten Kitaplarım 📚

 





İbn-i Arabi'nij felsefesinde, birinci temel nokta, kamil insandır.

Din ve öğretileri öyle ince bir çizgide ki aslında..... O yüzden ilk okumalar yapacağınız zaman çok soru sormadan sadece okuyun derim. Böylece ikinci kez okuduğunuzda hatırlayacaksınız ve bazı sorularınızın cevabını da bulacaksınız. Her okumanın mantığını aramadan, ruh gözü ile okumak gerekiyor. Çünkü aklımız bir yere kadar cevap vere;biliyor... "Eee sonra..." demeye başlarız eğer gönül gözümüz ile de okumazsak.... 

📍 Anadolu’da önemli etkisi olan Muhyiddin İbn-i Arabi’nin Batıni öğretisi, kökeni binlerce yıl öncesine giden çok köklü bir bilgi edinme ve bilgi aktarma sistemine bağlıdır ve Sufizm’in önemli temel taşlarından biridir.


Sufizm’in içinde kendine özgü bir üslupla Batıni öğretinin sırlarını kuşaktan kuşağa aktarmada Muhyiddin İbn-i Arabi’nin çok önemli bir fonksiyonu olmuştur. Öğretisine ait sırların hemen hemen hiçbiri açık bir şekilde dışarıya sızdırılmamışsa da, öyle sözlerinin içine öyle bilgiler kendisi tarafından gizlenmiştir ki, bu sözlerle karşılaşanlar, çoğunlukla büyük şaşkınlık içinde kalmışlardır. O sözleri anlamaya çalışanlar, o sözlerin içine gizlenen asıl anlamlarla yüzyüze gelebilmişler ancak böyle bir çaba içine görmeyenlerin büyük bir bölümü onu din dışı olmakla suçlamışlardır.


Kitaba ismini verdiğimiz “Arif İçin Din Yoktur” sözü de işte böyle çarpıcı sözlerinden biridir. Sadece bu sözü üzerine bile görmüş olduğunuz gibi bir kitap yazılabilmiştir. Ve daha nice kitaplar yazılacaktır. Çünkü tek bir sözünde bile çok derin Batıni sırlar üstü örtülü bir şekilde durmaktadır.


2000'li yıllar... Hz. Şems ile tanıştım.... İlk gönlüme Hz. Şems düştü, sonra Hz. Mevlana. Belki de ruhumun biraz Hz. Şems gibi biraz muhalif olmasındandır. Hoş görülü olmak çok sonraları oluştu ben de....

Sonrasi efenim tasavvufa yöneldim. Debi derya tabi... Ama bisey diyeyim mi size; ARAMAKLA BULUNMAZ AMA BULANLAR ARAYANLARDIR!

Cümlesi ile başlıyor hikâye......

O yüzden hazır olduğunuzda yol sizi yönlendiriyor, algıda seçicilik başlıyor.....

Söyle bir gerçeklik var... Ruh boşluğa düşmeye çok müsait, eğer manevi yönününzü de beslemezseniz bu yolda açmazlara, çıkmazlara, hep sorunların sizi bulduğuna inamalara çok sık düşersiniz...... (bunu düşünün derim)

Amak-ı Hayal'de bundan bahsediyor işte❗

Raci (insan, rica eden demek) iyi bir felsefe çıkışlı, iyi eğitim görmüş lakin bunalıma düşmüş bir gençtir. Çözümü içkide aramış ama olmamış... İçinde ki boşluğu dolduramamış arayışa girmiştir... İşte  ❗bu arayışa Aynalı Baba ile karşılaşır ve olaylar gelişir.

Demem o ki ( meditasyon ve yoga  yapmış biri olarak) her yol aslında O'na çıkıyor. İdrak ve anlamak önemli. Her şeyin elimizde olmadığını ama secimlerimizin bize ait olduğunu kabul etmek ve bu yolda ilerlemek önemli.... Çok ince bir çizgi......

Hani bir dua vardır ; Tanrım bana değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etme gücü, değiştirebileceğim şeyleri değiştirme cesareti ve bu ikisi arasındaki farkı anlayabilme sağduyusu ver”

― Marlo Morgan

📍 İşte burada anlatmış bir çok şeyi bu dua...... 🙏🏻

Mevzu uzun ve derin... Bir ara anlatırım, konuşuruz......


İç burkucu bir hayatın sahibi olan Emin Âkif'in biyografisini konu alan bir araştırmayla başlayan bu çalışmada İstiklâl Harbi yıllarında Mehmet Âkif ve yanında oğlu Emin'in yaşadıkları, hissettikleri ve Emin Âkif'le iki ayrı gazetede yayınlanan, babasıyla ilgili hâtıralarını dile getirdiği röportajların metinleri de yer alıyor.

 Söz konusu röportajlar hem Mehmet Âkif'le, hem de Emin Âkif'le ilgili önemli ayrıntılar barındırır. Metnin sonunda bulunan iki iktibasa da Emin Âkif'in ölümüyle ilgili bir hususa açıklık getirmesi bakımından yorumsuz olarak yer verilmiştir.

⚖️ Son sayfalar da içim çok acıdı... Zor bir durumda kalmış Emin Bey ve yalnız, parasız vefat etmiş.....🥺 #babammehmetâkifi̇stiklalharbihatıraları #mehmetakif

31.1.18

Uçurtma Müzesi, Aziz Mahmud Hüdayi Hz. Ziyaret...

Selamlar.

Dün hava güzel olunca, kahvaltıdan sonra "ne yapsek acep" derken aklıma Uçurtma Müzesi'ne gitmek geldi. Uzun zamandır aklımdaydı. Zamanın birinde gazete de yazısını görmüştüm ve telefonuma gidilip-görülecek yerler listeme eklemiştim.
sitenin adresi için tıktık-Uçurtma Müzesi Sitesi

 1986 yılından itibaren Mehmet Naci Aköz tarafından toplanan Uçurtmalar ve sonrası ilavelerle Türkiye'nin ilk Uçurtma Müzesi imiş.

Giriş ücretsiz, sadece çocuklarla etkinliğe gittiğinizde randevu alırsanız iyi oluyor. Birde çocukların yaptığı uçurtmanın malzeme parasını alıyorlar. O da 18 TL, sonunda da katılım belgesi veriyorlar çocuklarımıza. Umay çok keyif aldı hala anlatıp duruyor.
Çocukken çok severdim ama öyle çok uçurtma uçurmuşluğum yoktur.
Geçen sene biraz sahilde uçurduk, bu sene Umay ile daha bir keyifli olacak hissediyorum. :)

















Özellikle Çin ve Kore uçurtmalarını çok beğendim. Sanırım bunda o ülkelerin yaptıkları uçurtmalara yükledikleri simgelerin anlamı da etkili oluyor.
Yolunuz düşerse Üsküdar'da olan bu mini müzeye uğramayı ihmal etmeyin.

Biz biraz erken gitmişiz. 45 dakika vaktimiz vardı. napalım  napalım derken aklıma Aziz Mahmud Hüdai Hz.'lerine ziyarette vardı. Hazır vaktimiz var hemde yakını da gidelim mi? dedim, Merter'de gidelim dedi, bir şey de soracaktık onuda sorar aklımızda kalmaz dedik.

 Çok kalabalıktı, içine girmeden dua ettim/k bu sefer. Tabi Umay ilk defa geldiği için anlamaya çalıştı. Neden kafamı örttüğümü sordu. Bende anlayacağı dilde izah ettim. Ben dua ettikten sonra ona da "kızım Bismillah" der misin? dedim. dedi. Allah kabul etsin.
İnanıyorum ki benim dediğim onca Bismiallah'dan daha çok kabul olmuştur.
Sever misiniz bilmem ama ruhuma çok iyi geldiğine inanıyorum büyük Zat'ları ziyaret etmenin huzurunun...
Gerçekten de duru görü, öngeri, sezi ne derseniz, nasıl isimlendirirseniz isimlendirin; bazı insanların kalp gözü açık ve başka bir gözle bakıyorlar insanlığa, Allah'a( C.C), dünyaya.....
Ve gerçekten de yaşarken hem bedenimizi, aklımızı hemde ruhumuzu beslememiz gerekiyor. Yaşam döngüsü enerji ve dengeden oluşuyor.
Tabi bu inanç meselesi ve herkes kendi inandığı, öğrendiği şekilde yapar ibadetini.
Kimi bir kez der Allah kimi bin kez der anca yerini bulur. O yüzden kimsenin kimseyi yargılamaya, sorgulamaya hakkı yok. Ama en çok beni üzen şey; karşımızdakini, küçümsemek, bilmeden yargılamak.
Hayat bana birşey öğretti; hiç bir şey göründüğü gibi değil.

Hiç meditasyon yaptınız bilmiyorum ama muhakkak deneyin derim. İçimizde ki ve aklımızda ki düşünceleri susturmak o kadar zor ki.... o birkça saniye surdurmayı başarabilirsek... her şey işte o birkaç saniyede....
Uzun zamandır aslında bu konuda yazmak istiyorum, bakalım doğru zaman ne zaman gelecek.
Taasavuf çok önemli hayatımız da aslında. Farkındalık, hayatı farkında yaşamak... bu meseleler önemli.
En iyisi konuyu dağıtmayayım ve uygun zamanda da yazayım.

Böyle güzel bir günden güzel ve keyifli kareler kaldı bize....

Selamlar, sevgilerrrr .🙋

19.12.17

Fındık Kabuğu ve Güneş Bazen Mavi Doğar Kitabı...


Yazarın daha önce "çocuk Yasası " kitabını okumuş ve çok beğenmiştim. Özellikle kişi analizleri ve yorumları etkilemişti beni.
Bu kitabı da o beklentiyle aldım...
Ve yorumları okuduğumda yine yere göğe sığdıramıyorlardı.

Şunu belirtmeliyim ki; başyapıt bir kitap değil ama kötü de değil. Polisiye ve kara kitapları seviyorsanız bunu da seversiniz.
Filozaf bir fetüsün algısından yola çıkarak cinayeti işlemiş yazar. Kaynıyla ilişki yaşayan hamile bir kadının kocasını öldürme planı işliyor. Ara da Hamlet'e de göndermeler var...
Okudum ve bitti benim için.

📖📖📖📖📖📖📖🔖🔖🔖🔖🔖🔖🔖




131 sayfa kitap ama o kadar dolu ki siz ihtiyacınız olan cümleleri bir bir alıyorsunuz ve içinizde hissediyorsunuz.

Rengin Sakaoğlu röportajını Ayşe Arman yazısın da okumuş ve etkilenmiştim. (Bakınız tıktık )  
 Hep derim artık sizde ezberlemişsinizdir bu cümleyi benden duymaktan; ruhumuzu da beslemek gerekir. Evren bir enerji ve denge önemli.
 Kitap da bir çok öğretiyi bilen, deneyen bir kadının samimi ve içten kendinde ki değişimi anlatan yazılar var.
 Aslında Kuantum, Buda ve Hindu öğretilerinde de olan öğretilerin hep aynı amaca hizmey ettiğini anlatıyor; kendine dönmek, dinlemek ve fark etmek...

Çok fazla anlatmak istemiyorum kitabı, eğer eklediğim röpörtajı okursanız kendi ağzından dinleyin hikayesini.....
Ve eğer tasavvuf seviyorsanız kitaba bir şans verin.

8.4.17

Cemalnur Sargut Ve Meditasyon Üzerine...


Salı günki kitap kulübü toplantımız da Uğur "Çarşamba günü CemalNur Sargut" var demişti.
Bende kendisini şahsen tanımasam bile gerek televizyon programlarından gerekse kitaplardından biliyor ve seviyordum.

Çok enteresan aslında yıllar yıllar önce daha bekardım bile hatta :)
TRT1'de adını hatırlamadığım bir sabah programında rastlamıştım kendisine ilk olarak.
Her hafta belirli bir günde çıkıyordu ve ben bir türlü bu huşu içinde anlatan tatlı dilli, tatlı sohbetli kadının ismini  öğrenemedim. Kime sorsam bilmiyorum dedi, tv de açtığımda denk geldiğimde hep isim kısmını kaçırmış oluyordum.

Sonra yıllar sonra bir gün hemşiremle (çok yakın bir dostumla birbirimize hemşirem derizde biz :))   )
konuşurken o bana ismini deyiverdi... Aman Allah'ım nasıl sevindim anlatamam size.
Hatta kendisinden bir kitabını alıp okumuştum.
Sonra da internetten takip eder oldum Cemalnur Sargut Hocayı.

Ben kişinin "ruh-beden-zihin" için okumalar yapmasından yanayım. Çünkü ruhumuz da zihnimiz kadar doyurulmaya ihtiyaç duyuyor...
Eğer bu üçlü dinginliği sağlamazsak sorunlarımız, sıkıntılarımız veya mutluluklarımız da eksik duygular olabiliyor.
Bazen adını koyamıyoruz ama oluyor, en azından benim gözlemlediğim ve deneyimlediğim bu...

Tabi ben çoğunluğu tasavvuf okuyorak buluyorum ama bunun yanında Buda, Zen Öğretilerini de okuyup kendime göre yorumlayarak kendime  öğretiyorum.
Örneğin "meditasyon" çok önemli  kişinin dinginliği için, stresle baş etmesi için...
Arada belirli saatlerde kendinize göre bu saati ayarlayabilirsiniz; dik ama rahat bir pozisyonda oturup gözlerinizi kapatın ve nefesinize odaklanın.
Eve t evet biliyorum an'da kalmak, o anı düşünmek kolay olmuyor.
Başlarda o kadar çok geerekli gereksiz şeyleri düşünürken, kendi kendinize yorum yaparken buluyorsunuz ki kendinizi...

Ama tekrarlar yaptığınız da inanın geçiyor bu süreç ve siz bir bakıyorsunuz iç dinginliğinizi birkaç dakika bile olsa sağlamışsınız.

Hatta ara ara Youtube'dan meditasyon müzikleri açarsanız dinginlik ve sakinlik için size yardımcı bile oluyor.

Okumak, bilmek de çok önemli çünkü insan bedeni öyle bişey ki bazı şeyleri fazlaca hayatımızda yaşadığımız da kibir veya karşımızdakini beğenmeme, herşeyi ben bilirim hallerinin ortaya çıkması yüksek düzeyde olabiliyor.
Elbet istisnaları kayırıyorum....

İşte burada da Tasavvuf veya hangi kadim bilgiye, öğretiye inanıyorsanız ona göre bedeninizi terbiye ediyorsunuz.

Ben 21 yaşındaydım yanlış hatırlamıyorsam tanıştım tasavvuf ve bazı bilgilerle.
Hatta rahmetli canım annem( nurlar içinde uyu annem hep bana kızardı; kız seni kimse çekmez, evlensen geri geitrir valla kocan falan gibi klasik anne lafları ile... :)))
Sebebi ise çok konuşmam, herşeye bir lafımın olması ve havalı olmam. Kolay kolay beğenmezdim hem eşyalaı hem kişileri... eleştiri deseniz oda mevcut....
Bir gün Nezihe Araz'ın yazdığı  Hz. Peygamberimizin hayatını anlatan kitaba denk geldim aldım okudum, okudum ve inanın hayatım değişti.......

Çok garip ama kendimi eleştirirken buldum, insan olmanın bu olmadığını tersine hepimizin birbirimize ihtiyacı olduğunu, tesadüf diye bir şeyin olmadığını herşeyin bir sebebi olduğunu öğrendim... Tabi hemen olmadı bu süreç ama kendimi keşfettim.
Demek ki zamanı gelmişti benim için... dedim kendime.

Sonra Kuantum'u araştırdım ve baktım ki aslında orada da anlatılanlarım yazdıklarımdan, okuduklarımdan pek bi farkı yoktu. Farklı cümleler veya kelimelerle de olsa birçok öğreti aynı kapıya çıkıyordu.
Daha az konuş, daha çok dinle.. .. ister insan olsun, ister hayvan olsun ister doğaya karşı olalım hepimizin bir görevi, sesi  olduğunu, saygıyı hak ettğimizi anlatıyor....

Tabi hayat adil değil, eşit değil ve hepimizin bir yaşaması gereken hayat var.
İster bu yaşamımızı şikayet ederek, başkalarını suçlayarak geçiririz, ister bazı değiştiremeyeceğimiz şeyleri kabul eder, değiştirebilecek şeyleri değiştirir ve yol alırız.
Zaten ortak olan bir görüş var; daim bir mutluluk yok.
Siz ister ve gerçek anlamda farkında yaşarsanız anlık mutluluklarınızın tadını çıkartırsınız....

Konu uzar sizi sıkmayayım efenim.
Nerden nereye geldim yine.
Sizinle aslında kendi öğrendiklerimi paylaşmak istedim, sizde paylşamak isterseniz benimle sevinirim.

Keyifli haftasonunuz olsun. :))))









29.3.17

Kış Hasadı, Orhan Pamuk kitabı ve mavi kapak kkampanyas....

On beş tatilin son günlerini  yaşıyoruz evde :) gerçi ana kız çok alıştık babamızın evde olmasına.
En çok Umay'a zor gelecek bence.  Son bbirkaç gündür sevdiğimiz dostlarımız da kaldık. Onlarında iki evladı var her ne  kadar erkek çocuğu olsalar da kızçem çok mutluydu. Peşlerinden "abi abi"  diye diye dolanıp durdu.  Eee tabi bizim evde "ham'dı onlarla resmen" pişti".  :))
Bende bu arada hazır kızım bana fazla "anne meme"  diye  peşimde dolaşmıyorken fırsatı değerlendireyim dedim ve mmerak  ettiğim "Kış Hasadı"  kitabını okudu. Ben aradığımı bulamadım,  çeviri bence çok kötüydü çünkü anlatım dili ve cümleler aalmadı bir türlü. Birde  ne bileyim ben daha tasavvufi birşeyler bulacağımı düşünüyordum ama nafile.... Naçizane düşüncem  budur.....
Diğer kitabım olan" Kırmızı Saçlı Kadın" kitabına başladım ve akan dilini,  konusunu sevdim,az kaldı bitsin kitap yorumlayacağım,.
Bir çok arkadaşımla denk geldi Orhan Pamuk kitabı. Onların da yorumlarını bbekliyoru.

Bir şeye daha değinmek iistiyorum. Facebook sitesinde Doğan Cüceloğlu bir paylaşımda bulunmuş ; Mavi Kapak toplama kampanyası ile ilgili....
Bende fısıltı Gazetesi aracılığı  ile bu kampanyanın bittiğini duymuş  ve kapak biriktirmeyi bırakmıştım.Meğerse bitmemiş  kampanya,  ne kadar çok paylaşırsak o kadar iyi bence.
Daha detaylı bilgiyi TOFD 'nin kendi sitesinden de öğrenebilirsiniz.

İyi pazarlar.....

 

9.12.15

Mihmandar iskender Pala

Mihmandar : Farsça'da "Mihman" misafir, konuk; "Mihmandar" da misafiri ağırlayan,  misafir ile alakadar olan demektir.
      
                                                                    Mihmandar İskender Pala
                                                                    Bir Eyüp Sultan Romanı
Hani bazı yazarlar vardır,  öyle güzel duygulara tercüman olurlar ki... İşte İskender Pala benim için öyle. Çok güzel yazıya döküyor ve aktarıyor okuyucuya..
Bu kitabı ile yine ruha ve akla hitap etmiş. Bazı şeyleri öyle güzel aktarmış ki bildiğiniz ama eksikleri olan bilginize ilaveler yapmış.
Bende birçoğumuz gibi Eyüp Sultan'a gitmiş,  dua etmiş ve o havayı solumuş biriyim. Şimdi bu kitaptan sonra tekrar gitmeyi planlarım, çünkü bakış açım bilgim ve ruh halim değişti.
Kitapta Eyüp Sultan ve hayatı anlatılıyor. Ve nasıl Kutlu Nebi'mize Mihmandar olduğu. Hikaye bildik. Peygamber Efendimiz (SAV)  Medine'ye Hicret eder.
Elbette herkes evine misafir etmek ister efendimizi. Peygamber efendimiz de kimseyi kırmamak için demesini bırakır ve kimin evinin önünde durursa orada misafir olacağını ve konaklayacağını söyler. Eyüp Sultan'ı eşi de öyle bir dua ederdi içinden, sonrasında gözlerini kaparlar kime gideceğini merak ettikleri için.
Kusva gelir ve sevgili Mihmandar ın evinin önünde durur... Sonrasında gelişen olayları da yazmayayım dimi okuyacak olanlarınız olur.
Artık biliyorum ki mihmandarın bahçesinde ki çınar ağacının nasıl dikildiği ve nelere şahit olduğu,  sonrasında zamanında kimlerin bu mezarı koruduğunu veee Hamed'i de es geçmemek gerektiğini.....
Hemen devamında da aynı yazarın Bülbülün Kırk Şarkısı Hz. Muhammed'in Hayatı kitabına başladım. Hep derim ve diyeceğim de;aklımızı bedenimizi beslediğimiz kadar ruhumuzu ve nefsimizi de beslemek gerek. Ve bu kitaplar  çok iyi geliyor......
İyi geceler,  Allah Yar Ve Yardımcınız Olsun...

24.2.15

Biten Kitaplar....




Ne güzel kar yağdı değil mi? Bir tek doğa temiz zaten. Biz insanlar onuda kirletiyoruz ama neyse....

Kar dolayısı ile biz evdeydik o hafta. Camdan izledik harika doğa olayını. Babası kızıma kar getirdi biraz mıncıkladı Umay sonra atmaya başladı. Tabi ilk dokunduğunda biraz şaşırdı.





Camdan yakaladığım kar manzaralarıda fotoğrafta. :)


Tabi havalar biraz güzelleşince hop bizde kendimizi dışarı attık. Özlemişim vallahi Kadıköy'ü, sokaklarını, kalabalığını. Temiz hava almak hepimize iyi geldi.
Hazır evdeyken 3 kitap bitirdim kız uyurken.Özellikle Nevzat Tarhan'ın "Sen Ben Ve Çocuklarımız" kitabı kısa öz anlatım dili ile harikaydı. Anne baba olarak çocuklara doğru yaptığımızı sandığımız bazı yanlışlardan bahsetmiş. Çocukların bakış açısı ile anne babaların farklılıklarından bahsetmiş. Ve en önemlisi bize çocuklarımız emanet ve bunu vurgulamış.
Bir diğer kitapta; "Siyah/Talha Bora Öge" yazarı bu kitabı ile tanıdım, anladığım diğer kitapları da bu tarz da yani biraz ruha hitap eden, olaylara daha manevi, dini bakan bir yazar. Bir solukta okudum, bazı cümleler vardı ki vurgun gibiydi. Anlatım dilini sevdim. İki kişi arasında ki diyaloglar şeklinde anlatmış yazar. Ve uzun uzun değil de kısa ve öz tutmuş cümlelerini. Ve bu kitabı okurken aklıma ilk gelen kişi olan Canan'a hediye edicem. Kendisi ile İnstagram sayesinde tanıştık. Henüz  yüzyüze tanışmadık ama bir gün oda olur dimi Canan? :)




Günlerimiz kahve içmeden geçirmiyoruz dimi kahve severlerrrr :))))

Böyle işteeeee blogcanlar....

İyi haftalar hepinize.


6.1.14

En-el Hak Gizli Öğretisi / Kevser Yeşiltaş



Veee Aralık ayında biten bir kitabı anlatmak bugüne kısmet oldu. Aslında farkındayım uzun zamandır sık sık blog yazamıyorum. Bunda biraz güzel havalrın da etkisi var. Çünkü genelde hep dışarda oluyorum bu güzel 
havalarda.


Aslında bu kitabı 2012 yılında almıştım. Ama okumak 2013 yılına nasip oldu. Çünkü bazı kitapların kendisi belirliyor okunma zamanını diye düşünüyorum. Bu kitabı okumadan önce Mesnevi, Kuran-I Kerim, Tasavvuf kitapları okuduğumdan, daha akıcı okudum diyebilirim. Çünkü genel olarak gittikleri yol ve anlattıkları birbirini tamamlıyor. Sadece kendi yolları ve yaşayışları farklı. 
Altını çizdiğim çok cümle oldu. Ayrıca bu kitapta yazar kendi araştırmalarından yola çıkarak çok güzel alıntılar yapmış. Zaten Hallac-ı Mansur hakkında ki bilgiler çok azmış.
En kötüsü ölüm şekli bence......
 Sözünü geri almadığı için ve son nefesine kadar "En-el Hak" dediği için önce bir eli, sonra diğeri, sonra dili, sonra ayakları kesilerek idam edilmiştir..............................
Oysaki "ben O'yum dememiştir ki; O'ndan olmayım demiştir.....
 Ve kitabı içime sindire sindire okudum, bir sürü yeri işaretledim. Ara ara açıp tekrar okumak için. 
Eğer kuantuma da inanıyorsanız okuduklarınız size yabancı gelmeyecektir.


Kutsallığın Mekkede Kudüste değil, insan kalbinde olduğunu savunan Hallac-ı Mansur, toplanma yani cem olma, İlk yaratımın varoluşun özünün ve sırrın sembolünün (Kabe) insan gönlünde olması ve insan gönlünün kutsallığı üzerinde durmuştur. Tüm insanların kutsal yerin etrafında secdede durma hali ise en önemli sembollerden biridir. Kutsallığın yanısıra, toprak olan taş yapının ortadan kalkmasıyla meydana gelen görüntü ise şaşılacak durumdur. Çünkü secde eden insanlar birbirlerine bakmaktadırlar. Daire içindeki nokta olan kutsallık, dairenin çeperini işgal eden insan beşerleri. Her biri kutsallığa secde ederler ancak taş yapıt görünmez olduğunda, ortaya çıkan görüntü ise, insanların kendi gönüllerine kutsallıklarına Melenmeleridir. İşte Hallac-ı Mansur bunun savunucularındandı. Bu şekilde bilgileri lif lif ortaya yaydığı için, kendi gayesine ve amacına ulaştığı için de Mansur ismini almıştır.




En-el Hak Gizli Öğretisi
Kevser Yeşiltaş

En-el Hak demiştir Hallac-ı Mansur. 900 lü yıllarda kuantum henüz keşfedilmemiş, bilimsel çalışmalar ortaya konmamış iken, neredeyse bir söz ile kuantum felsefesinin düşünce temellerini atmıştır.
Mananın özünü yıkmış, parçalamıştır. Sırları tek tek açmış, lif lif ayırmıştır. Ta ki, Einstein zamanına kadar mana kendini bulamamıştır. Ne zaman ki Einstein atomu parçalayacak formülü keşfetmiştir, işte o zaman bu iki parçalanma sonucu kuantum felsefesi ortaya çıkabilmiştir.
En-el Hak sözü, Hak olarak görünür olduğunun ifadesidir bir bakıma. Aslında iki manayı taşır. Önce ilk manası üzerinde yoğunlaşırsak; düşünce felsefesinin manasını içeren en önemli sözlerden biridir.
Kuantum dünyasında bir kopuş, bir ayrılış söz konusu değildir. Her şeyin özü atom ve atom partikülleridir, fakat görünürde çeşitlilik ve farklılıklar söz konusudur. Bu farklı ve çeşitli görüntüler atomun özelliğini bozmamaktadır.
Kuantum dünyasında ayrılmak, kopmak imkansızdır, bir atomu parçalarından ayırsanız dahi, atomun çekirdeğine yapılan bir müdahale, diğer parçalarının da aynı müdahaleye uğradığını ispatlamıştır. Bu da her parçanın bütünden ayrı olmadığını, kopmadığını, görünmez bağlarla en yüksek seviyede enerjilerle bağlı olduğunu ispatlamıştır.
Kuantum evreninde, kopuş ve ayrılış yoktur, ancak yolculuk vardır, uzaklık, mesafe sadece görüştedir, oysa bir galakside olan her şey o anda tüm kainatın her zerresinde hissedilir ve değişir. Değişkenlik her zerreye nüfuz eder. Zerre ne ise kül de odur. Yani zerre ile kül arasında görünen mesafe, farklılık ve çeşitlilik sadece anlayışlara uygunluk bakımındandır. Yoğunluk ve titreşim bakımındadır. Biz bilincimizin ve beynimizin bize titreşim boyutunda gösterdiği evreni görmekteyiz. Ayrı, kopmuş, güzel, çirkin, büyük, küçük, beyaz, siyah, aydınlık ve karanlık gibi sıfatlar taktığımız bir evren görmekteyiz. Aslında beynimizin titreşim frekansları daha farklı titreşseydi daha farklı şeyleri görüyor olurduk.
"Tek bir çiçeği bile koparamazsın. Bir yıldızı yerinden oynatmadan."
(Francis Thompson)
Herhangi bir taşı elimizden bıraktığımızda, yere düşerken, andromeda galaksisindeki küçük bir meteorit, bizim taşımıza bir çekim kuvveti uygulamaktadır.
Bu bizim kuantum evreninde yaşadığımızın en büyük kanıtıdır. Birbiriyle sonsuz saniyede haberleşen ve etkileşen atomlardan oluşmuş varlıklarız.
Bizden gayri bir şeyle temas ettiğimiz an, tüm evrenin ruhuna dokunuyoruz. Temas edilen her Nokta tüm evrenin ruhuyla bütün. Görebilen gözlerimiz olmadığı için bir taşı yere bırakıyoruz, işte o an tüm kainatın sonsuzluğundaki her zerre ile temas etmiş oluyoruz. "Beni gören, O'nu görür, O'nu gören ikimizi birden görür" demiştir Hallac-ı Mansur.
Bir insanı öldürdüğünde, tüm insanlığı da öldürmüş olursun. Çünkü bir insan insanlık, insanlık ise bir insandır.
Bu sözden beri daha üstüne söylenmiş bir söz bulunmamıştır. Ben Hakkım demiştir ya da Hak Ben olarak göründü demiştir Mansur. Ancak ben kelimesi çok derin bir mevzudur. Ene kelimesi ben anlamında kullanılmış olsa da aslında ben ötesi bir kelimedir. Çünkü ego, ben, sadece bedensel manada kullanılan kişinin kendini tek başına yalnız ve dünya insanı gibi görmesi gibi mana taşır. Ancak Mansur'un "ene"kelimesi tasavvufi manada tamamen beden dışında olduğunun anlamını taşır.
Yani ruhum, emanet ruhtan üflendi ve ona ulaşmayı diledim, kalben çağrıyı duydum ve ölmeden ona ulaştım manasını içeren derin bir durumdur. Ene kelimesi hidayet yolunda olan bir ruh için kullanılır. Eğer ene kelimesini ben olarak düşünürsek o zaman enaniyet boyutuna gireriz ki bu da şişik bir ego, Firavun, deccaliyet boyutuna getirir olayı. Yani tanrıyım bana tapının manasını taşır ki, Hallac-ı Mansur bunlardan çok daha üst boyutta bir hatırlama yaşamaktadır. Ve emanet olan ruhunun, ölmeden hidayete ermesi için yaptığı çağrıya gelen cevaptır. Ben Hakkım demesi, Hak benim demesi, Hak benim suretimde göründü ya da ben Hak suretinde göründüm manalarını taşır ki, çok derin bir mana içerir. Ehadiyet boyutunda edinilen idrakle, kalple yapılan bir gizli sözcüktür, yanlış anlaşılmıştır zamanında ve onun hak yolunda şehit edilmesine yol açmıştır.

Eğer kendini boşlukta, yalnız ve çaresiz, hatta unutulmuş hissedersen, bu senin kaybındır. Çünkü insan olmanın özelliği, insan olarak neler yapabileceğinin müşahadesidir. Zorluk ve kolaylık yan yana yürür, arkaya arkaya değil, zorluk içindeysen seninledir kolaylık. Kolaylık içindeysen zorluk da seninledir. Cesaret, yardım dilenmek değil, neler yapabileceğini gösterme gayretidir.


19.12.13

günlük.....

Birkaç gündür televizyon izlemiyordum, bir duydum ki neler olmuş neler. Gerçi Twitter'da televizyon kadar güncel haberleri anında verdiğinden bazı şeyleri okumuştum.
Görev değişiklikleri, kara para aklayan, kaçıran derken.... gündem doluymuş. Şaşırdım mı! valla şaşırmadım....
Tek üzüldüğüm ülkemiz kaybediyor bu olaylar sonunda. Giden gidiyor, hapse giren giriyor ama hep sonraki günler, yıllar gidiyor ve biz hep geride kalıyoruz....

Nedense bu sene hiç içimden gelmiyor yılbaşı için evi süslemek, belki seneye... Birkaç yılbaşı kartım var göndereceğim, belki bana da gelir bilemiyorum tabi. Geçtiğimiz sene katıldığım bu etkinlik beni çok mutlu etmişti. Devam ettirmek yine aynı şekilde mutlu ediyor.

Kızım artık daha da büyüyor. 29. haftadayız. Salı günü doktora gittik. Kilo almış, hareketlenmiş hanım kızımız :)))) dilini çıkartıp duruyor bize, bakalım doğunca neler yapacak :)))  Sık idrara çıkmalarım başladı,, gece tekme atarak uyandırmalar da başladı. Onun dışında çatlaklar ve şişmeler henüz başlamadı. Ve başlamasınnnn. Belki de olmaz dimi, herkes de aynı durumlar olacak diye bişey yok.  Bir de artık çoraplarımı giyerken zorlanıyorum :)) eşim yardımcı oluyor sağolsun.  Birde bu ay uyku basmaları başladı. Ara ara deli gibi uykum geliyor. 5 dakka bile gözümü kapasam iyi geliyor. Bunlar dışında rutin hayatım devam ediyor.

Biz bu  oyuna fena sardık karı koca. Upwords oynuyoruz. Gece bile devam ediyoruz. Herşey elektriklerin kesilmesi ile başladı aslında :) Ne yapalım dedik; hadi kelime oyunu oynayalım dememizle birlikte iyice sardık oyuna. Çok zevkli bir oyun.



 Sever misiniz bilmem ama tam bir tarhana çorbası severim ben kış aylarında. Bide böyle tanesiz çorbaları kupa da içmeyi çok severim. Temizliğimi bitirnce hemen kupama çorbamı koyup başladım kitabımı okumaya.

Aaaaaa söylemeden olmazzzzz Lale Ablanın laleninbahcesi.tıktık tarif için bloğunda yayınladığı pratik elmalı tart tarifini yaptım kahvenin yanına. Güzel oldu, tavsiye ederim. Tekrar teşekkürler Lale Abla tarif için.







Kitaplardan hala Enel Hak Hallacı Mansur 'u okuyorum. Tabi öyle hemen roman gibi okunacak bir kitap olmadığından sindire sindire okuyorum. Hep derim bu tür kitaplar ruhuma, benliğime çok iyi geliyor.

Böylece haftayı bitirmeye az kaldı.

Ben kaçar..... :)





















27.6.13

Edep Ya Hu / Çılgın Hırsız.../ Avşa Tatili.

 Evetttt artık iyice sıcaklar bastırmaya başladı... Başladı ama sağolsun yan bahçemizin sahibi ekili alanına gübre attırdığı için cam kapı açamaz hale geldik. Açsak bile burun delikleirmiz solumaktan mahvoldu kokuyu.......
Ee tabi mevsim yaz doğa yaşatacak bize mevsimini.
Yarın Avşa'ya tatile gidiyoruz 4 günlüğüne. Eksikler tamamlandı, bakımlar yapıldı sabaha hazırız :) Biraz mola vermek iyi gelecek bize.
Bugün film izleyelim dedik ve animasyon filmi olan Çılgın Hırsız'ı izledik. Özellikle şu sarı minikleri çok şeker. Hatta hatırlarsınız sinemaya gittiğiniz de film öncesi veya sonrası bu minnaklar çıkıyor... :)))
Hayatı kötülüklerle ve hırsızlıklarla dolu kahramanızın çocukluk hayali ay'ı çalmaktır. Ve araç olarak kimsesizler yurdundan 3 tane kız çocuğu evlat ediniri ve olaylar gelişmeye başlar. Ne kadar dirense de gülmeye başlar, eğlenir ve sever bu kızları...
Animasyon seviyorsanız izleyin derim.

Kitap olarak da dün gece bşladığım ve bitirdiğim "Edep Ya Hu/ Hakim Tirmizi" kitabı. ralar da ruhumuzu ve nefsimizi de doyurmak gerekir diye düşünürüm. Ve çok iyi geliyor bana.
Ve bu kitapta da bazı olgular, olaylar çok iyi çevrilmiş. Çeviren kelimeleri basitleştirerek yamış ki, bi okuyucular yorulmayalım.

Ve şuan 3 kitaba başladım. Durmak yok yola devam. :)

Sizler de ne var ne yok?







11.4.13

Haftadan kalanlar....


Selam, nasılsınız?
Bu haftayı da yoğun bir şekilde tamamladım sayılır. :)
Salı akşamı kardeşime gittim ve miniğim tatlım Toprak Cem'imle harika bir vakit geçirdim. Hani tarif edilemez duygularımız vardır ya miniğiminde "ala ala(hala demeye çalışıyor)" dedikçe içimin nasıl eridiğini, nasıl duygulara büründüğümü anlatamam. Hele sarılıp öptükçe daha bir başka. :))) Allah sağlıklı ömür versin tüm kuzulara. Çarşamba hava güzel olunca Sevda, ben ve Toprak Cem attık kendimiz sahile. Yürüdük, oynadık ve Sevda sporunu yaparken bizde hala-yeğen eşlik ettik. :))  Sonrası eve dönüş. Bu arada 3 kitap bitirdim. Sayfa sayıları az olunca ve deneme kitapları olunca daha bir hızlı bitiyor kitaplar. :)))  Özellikle Leyla İpekçi'nin Şölen Sofrası kitabında ki hayata dair sorgularını ve yorumlarını çook beğendim.



 Aşkı Seven Beş Kadın kitabı da Japonya Kültüründen ve hikaylerinden derleme 5 öykü.
 Bu arada ruhumuzu da beslemek gerekli değil mi? Zihin-beden-ruh dengesini sağlamak için. Hep diyorum bununla ilgli yazmak istiyorum ama içimde ki ses biraz daha bekle diyor.... Ruhumu beslemek için de; Ö.Tuğrul İnançer'in Gönül Sohbetleri kitabını okudum.
Ömer Tuğrul İnançer ile Öteki Gündem programında tanıştım. Çok enterasan ve net bir üslubu var. Netten izleyin derim o programı. Özellikle kelimelerin dikkatli kullanılması gerektiğini anlattı....Mesnevi de geçen bir çok mecazi hikayelerin nelere vurgu yaptığından bahsetti...
 Oysa ki günümüzde çok hoyratça kullanılıyor kelimeler...

Film olarak da Aliens izledik. Eşim bilmem kaçıncı kez izliyormuş ama benim ilkti.

 Böyle işte bloğum. Yarın akşamda kuzenlerle İzmit yolcusuyuz. Cumartesi dönücez. Kuzenimin kayınvalidesi eşimin halası oluyor ziyarete gidiyoruz. Artık pazar günü görüşürüz. :)
Şimdiden iyi ve keyifli haftasonunuz olsun. :)




10.10.12

2 film 1 kitap....

Bu hafta kalan son iki filmimi de bitirdim. Yalnız bir önceki yazımda İran filmleri emiştim ama bir tanesi Rus filmiydi. Birde Cemalnur Sargut kitabı araya sıkıştırıp bitirdim. Elimde okuduğum 2 kitap var çünkü. :)



Dönüş The Return / Vozvrashchenie Film 2004 yapımı ve yönetmenin ilk filmi, ödül almış Bence haketmişte. van ile Andrey babasız geçen çocukluklarınında etkisiyle birbirine çok düşkün iki kardeştir.Mahalledeki arkadaşlarıyla kavge ettikten sonra evlerine dönen çocuklar,12 yılın ardından babalarının döndüğünü görünce çok şaşırırlar.Annelerinin yarım ağzıyla da olsa onay verişeriyle,kardeşler ketum babalarıyla balık tutacaklarını sandıkları birkaç günlük bir tatile çıkarlar.Yanlızca solgun bir fotoğraftan tanıdıkları babalarına kavuşmak,ilk başta içlerini coşkuyla doldursada,sonrasında onları beklenmedik bir gerilimin içine sürükler.

Yalnız sonunu beğenmedim, bazı oldular abartılmış geldi. Sanırım ilk filminden dolayı birçok şeyi uygulamak istemiş yönetmen.



 Yeşilçay içimine devam günde bir bardak. Bu kupalar 4 tane. Herbiri farklı desende, arkadaşım ev oturmasına geldiğinde getirmiş. Bitki çayı ve kahve içmeyi sevdiğimi bildiğinden. Tekrar teşekkür ederim Berna'cım. :)
Aşk'tan Dinle- Mesnevi Hikayeleri/ CemalNur Sargut kitabını da bitirdim. Mesnevi'yi seven biri olarak bu kitapta hızlı bitti. Hep yazıyorum ama gerçekten de arada bu kitaplar ruhuma çok iyi geliyor, benliğime, egoma, kişiliğime.... Farkındalığıma da iyi geliyor....

2.filmim Lale Ablanın blogunda bahsettiği filmlerden biriydi. Bir yönetmen ismi daha söylemişti ama onu daha alamadım.

Kaplumbağalar da Uçar / 2004 yılı yapımı

Bence film ödülü haketmiş hemde her karesi ile.  Özellikle çocuk oyuncuların sergilediği yaşamlar ve yaşadıkları... Hayat adil değil gerçekten de... Bence de muhakkak izleyin derim.

Filmin Özeti

Amerika'nın Irak'a saldırısına birkaç gün kala Irak-Türkiye sınırında bir Kürt mülteci kampı... Boş kovanların, yakılmış tankların ve bomba çukurlarının orta yerindeki köyde ailesini yitirmiş Satellite (Uydu) lakaplı bir çocuk yaşar. Satellite günlerini televizyon antenlerini tamir ederek ve üç beş kelime bildiği İngilizcesiyle uydu kanallarındaki savaş haberlerini meraklı ve tedirgin köylülere tercüme ederek geçirir. Genç adam ve köyün ona hayran diğer çocuklarının bir de gelir kaynağı vardır: Mayın toplamak... Toprak altından hayatları pahasına çıkardıkları mayınları Birleşmiş Milletler?e geri satarlar. Kaza sonucu birçoğu kollarını ve bacaklarını kaybedip sakat kalmıştır...

9.6.12

Hz.Adem/ CemalNur Sargut



CemalNur Sargut hanımefendiye hayranım. Anlatım diline, olaylara bakış açısına, yorumlayışına...
O kadar güzel anlatıyor ki Mesnevi'yi, Şemsi, Mevlanayı, Peygamber Efendimizi.... Sıkmadan, yargılamadan hatta yargılayanlara kızaraktan..

Bu kitapta da Hz.Adem'in nasıl kovulduğundan çok hikmetini, sırrını anlatıor. Yaradan'ın bütün isimlerinin birey vücudunda nasıl vuku bulduğunu, Hz.Adem'den son Peygamber Efendimizde de bulunan isimleri, nefsimizi anlatıyor. Eğer bu tarz kitaplar okumayı seviyorsanız düşünmeden alın derim....

ARKA KAPAK:

Cemalnur Sargut
NEFES YAYINLARI


Hz. Âdem'in yaratılışı ve dünyaya gönderilişi, her dönemde insanların ilgisini çeken ve öğrenmek istedikleri bir konu olmuştur. Cemâlnur Sargut, bu çetrefilli ve idrak edilmesi zor konuyu verdiği örnekler ve açıklamalarla özellikle halkın anlayacağı seviyeye getirmektedir.

Cemâlnur Sargut, ancak bu konunun lâyıkıyla anlaşılması için belli bir tasavvuf eğitimi alınması gerekmektedir diyerek önemli bir vurgu yapmakta ve kitapla ilgili şunları söylemektedir:

“Hakikat-i Muhammedi'nin nuruyla var olan kamil insan her devrin ademi olarak zuhur eder. Her devrin İnsân-ı kâmil'i, meleklerin Hz. Âdem'e yani Rûha secde etmesi gibi insanın melekelerini terbiye ederek, şeytandan uzak durmanın yollarını gösterir.

Âyet-i kerîme'de buyrulduğu gibi, dağlar nasıl dünyanın denge unsuru ise, insân-ı kâmiller de yaşadıkları devirleri dengede tutmakla görevlendirilmişlerdir. Devrin insân-ı kâmiline, yani rûha secde etmek demek, ona tapmak demek değil; onun “yap” dediklerini yapıp, “yapma” dediklerinden kaçınmaktır. Her devrin Âdem'i davetini kendine değil, Allah'a yapar. Devrin Âdem'i, “ücret istemeyin” âyeti ile bütünlemiş Nûr-ı Muhammedi'yi taşıyan vücuttur.”

İbn Arabi’nin Fusûsu’l Hikem adlı kitabının ilk fassı olan Adem’in adını taşıyan eser tevhidi anlatır..

Cemâlnur Sargut, İbn Arabî ve Fusûsu'l Hikem hakkında şunları söylemektedir: “O'nun, peygamberi anlattığı Fusûsu'l Hikem, her bir peygamberde Allâh'ın bir isminin zâtî tecellisini anlatırken, Hz. Muhammed'de bütün isimlerin zâtıyla nasıl ortaya çıktığını gösterir. Fusûsu'l Hikem'in ilk bölümü olan Âdem Fassında, Allâh'ın isimlerinin mânâ âleminde ilmen, madde âleminde şeklen ortaya çıktığı kâmil insanı anlatmaktadır.”

Cemâlnur Sargut, Fusûsu'l Hikem serisinin ilk kitabı olan Hz. Âdem'de Hz Mevlâna, Hz. Kenan er-Rifaî, Hz. Mısrî Niyazî ve diğer önemli insân-ı kâmillerin düşüncelerini bir araya getirerek yorumlamıştır. Bu kitap, Hakk'ın bu âlemdeki tam tecellisi olan Hz. Muhammed'in, Hakikati Muhammediye'nin, ilk tecellisi, özü olan Hz. Âdem'i ve O'nun vasıflarını anlatıyor.

27.3.12

Şems-i Tebrizi / Melahat Kıyak Ürkmez

Siyah rengini seven biri olarak kapak resmi ve rengi beni etkilemişti. Tabi birde Şems-i anlatıyor olması.  Kapağın üstünde "Bir mum, diğer bir mumu tutuşturmakla ışığından bir şey kaybetmez." Mevlana yazıyor....

Diğer okuduğum Şems kitapları yanında çok sönük kalan bir kitap. Yazar daha çok kaynaklarla anlatmış. Tamam güzel bir uygulama ama anlatım dili bu seferde çok teknik kalmış. Bu sebeple de okurken Şems'e dair bilgilerin tadına varamadım. gerçi bir çok kitapta hemen hemen aynı bilgiler oluyor, birde yazarın değişik başlıklar aldında aynı cümleleri kurması çok sıktı beni.
Okurken şunu anladım ki bu tarz kitapları okumadan Makalat kitabı okunmazmış, iyi ki elimde bulunan Makalat kitabına aldığım sene başlamadım. Çok şey eksik kalırdı herhalde... En azından Şems-Mevlana ilişkisine dair kitaplar okuduğumdan, Mesnevi'yi okuduğumdan bazı şeyler daha iyi bir oturuyor kafamda....

Şems'e hayranıyım, gerçi Mevlana'ya da ve ilişkisilerinede hayranım. ( cümle biraz yanlış kuruldu ama idare edin artık)
Şems'in kimseyi takmaması, madde dünyadan uzak yaşaması, zekası, sivri dili; keza Mevlana'da hoşgörüsü üst sınırlarda, mütevazi, kırmayan, herkese dost olan... Sonra buluşmaları. Ki Şems ile Mevlana'nın buluştuğu dönemde Şems 60'lı yaşlarındaymış. Ve ne olursun olsun karşılaşmak, sohbet etmek için " karşılığında ne verirsin" sorusuna "kellemi" deyivermiş....
Ve bir ateş ile kıvılcımı tutuşturdu. Çünkü Mevlana devamlı okuyan biriydi. Şems ise her devrin gönül insanın yeni bir şeyler söylemesi gerektiğini, gönlünden dile geleni belitmesi gerektiğini savunan biri....
Şems ve Hallac-ı Mansur toplumda sevilmeyen tipler çünkü toplumu takmayan sadece Allah için yollara düşen, anlatan evliyalar... Ve öyle mertebelere ermişler ki bazı şeyleri zahir alemde de ve gönül aleminde aşmışlar... Şems 3-4 gün de bir yemek yiyen oda fazla yemeyen, katıksız bir çorba ve bir dilim ekmekle beslenen, hep aynı renk-siyah-ferace giyen biri.
Kitapta fazla aktarabileceğim cümleler yok çünkü yazar daha çok bu konularda kitapları olan kişilerden alıntılarla derleme yapmış.
Okunabilir bir kitap ama daha güzelleri var Şems'e dair....

15.2.12

Bab-ı Aşk kitabı....

Şems'i ilk Kimya Hatun kitabını okuduğumda tanımıştım ve merak etmiştim. Yüreğime dokunmuştu. Ve ruhumu besleyen kitapları, kişileri okumayı seviyorum. İyi geliyor. Daha sonra Aşk kitabı ile bir kez daha karşılaştım kendisi ile. ( Mevlana'nın ayrı bir yeri vardır bende) Sivri dili, kimseyi takmayışı, sadece yolunda kendisine yoldaşlık yapacak dostuyla muhabbeti sarmıştı beni. Sonra Amhet Ümit/ Bab-ı Esrar  kitabı ile devam etti... Sonra bir kaç tane daha aldım bu tarz kitaplar. Aşkın Gözyaşları'da güzeldi. 2 tane daha var Mevlana-Şems ilişkisini anlatan okunacak kitabım. :) Ve Mevlana'nın Makalat kitabını almıştım bundan yaklaşık 1,5 yıl önce, okunmayı bekliyordu. İyi o zaman okumamışım, eminim ağır gelecekti. Ama şimdi daha çok bilgiliyim Mevlana ve hayatı ile ilgili. Mesnevi'yide okudum. Tamam mıyım? hayır ama daha bilinçliyim derim. Hani peyganber efendimiz de belirtmiş ya; bilerek yapılan bir ibadet bilmeyerek yapılan bin ibadetten daha hayırlıdır diye... Bazı bilgiler için önceden hazırlık yapmak iyiymiş.
Örneğin Kuran-Kerim kitabımızın türkçe açıklamasını okuyorum. İlk okuduğumda anlayamamıştım, eksik bir şeyler kalmıştı. Sonrasında bu tarzda kitaplar okudukça anlamaya başladım. Ve her okuyuşumda daha bir bilinçleniyorum. Yüce Yaradanın bizden nasıl bir kul olmamızı istediğini, haklarımızı ama aynı zamanda karşımızdakinin haklarına nasıl saygı duymamız gerektiğini, koruyup kollamamız gerektiğini öğrendim. Canlıyı sadece "insan" olarak algılamamız gerektiğinide. Taşın bile Allah'ı zikrettiğini düşünürsek.... Konuşamayan canlılardan farkmız var diye onlara zulüm etmemiz gerekmediğini hatırlatmama gerek yoktur diye düşünüyorum.
                                   Kitaptan uzaklaştım hemen toparlıyorum....

Öğrenci hazır olmayınca öğretici gelmezmiş. Hazırım diye düşünüyorum ve öğreticilerime yavaş yavaş yakınlaşıyorum. :)
Kitap daha çok Şems üzerine; Mevlana da var ama Şems ve hayatı, yaptıkları, söyledikleri ile ilgli. Evet sivri dilliymiş ama hak edenlere, hem öğretici olmuş hem öğrenen... herkes başaramaz bence, çok şey bilipte dinlemeyi.... Yalnız çok fazla yazım hataları var buda okurken bilen kişiyi rahatsız ediyor.....

2-3 saatte bitirilebilecek bir kitap ama altını çizdiğim çok cümle olunca bir günümü aldı. Eğer bu tarz kitapları okumayı seviyorsanız okuyun derim.


Bazı alıntılar. :

  • Ayrılık insanı pişirir, düzeltir.
  • Sevenin gözü kör, kulağı sağır olur...
  • Nefsini bilen, Allah'ı bilir.
  • Bilgi sahibi olmak ile bilmek farklıdır. Bilgi sadece hafızanın bir parçasıdır. Bu halinle ancak alim olarak kalırsın. Bilmek varlığımızın parçasıdır. Bu halinle de ancak arif olursun. Bilmenin ötesine ermek ruhumuzun maveraya yolculuğudur. Bu halinle de aşık olursun. Şimdi söyle Mevlana sen nesin?
  • Neyi yemekten ve yapmaktan korkuyorsan onu yeme ve yapma...
  • Aynanın yüzünde bir kusur görürsen onu aynadan bilme; aynada sonradan olmuş bil!..
  • Ben insanı ilk görüşte tanırım" diyen kimse büyük hata içindedir...
  • İnsan aciz kalınca, o acizlikten ya bir aydınlık ya da bir karanlık belirir. Çünkü İblis acizliği yüzünden karanlıkta kaldı. Melekler ise yine acizlikleri dolayısıyla aydınlığa çıktılar. Mucize de böyle yapar secdeye kapanırlar...
Hangisini yazacağımı şaşırdım öyle vurgun cümleleri var ki....
Hadi bana iyi günler, size de tabi. :)))

21.11.11

Mesnevi- Mevlana

Mesnevi- Mevlana

 
Bilmiyorum okudunuz mu Mesnevi'nin 6 cildini ama okunmalı hatta ara ara tekrar tekrar okunacak bir kitap, hazine; Mesnevi...
Her bir cildi farklı bir konu. Mevlana nasıl Mevlana oldu, öncesi, sonrası, kul olmanın hükümleri... Allah sevgisi için, ona yaraşır kul olmak için yapılması gereken davranışlar...daha bir sürü şey. Okurken durup düşündüren, hiç böyle düşünmemiştim dedirten cümleler.............
Elbette romanlar, öyküler okuyacağız. hatta yazar olarak Türk- yabancı ayırmadan ama öncelik kendi kültürümüz, kendi örfümüz, ananemize ait kitaplar, Ülkemizde yetişen, bizden olanları okumalıyız; okumalıyız ki bilmeliyiz, bilerek konuşmalı, davranmalıyız. Hep birileri bize anlatmamalı, kendimizde okumalıyız.
Helede bu Mesneviyse kendimiz okumalıyız....
Bir parça sizinlede paylaşmak istedim.
 
MESNEVİDEN CEVHER BEYİTLER
 
1
Hem hayvansın hem melek:
Tâ be-ten hayvan be-câni ez-melek
Tâ revî hem ber-zemin hem ber-felek 2/3814
 
Ey insan,ne tuhaf bir varlıksın sen. Zıtlıklar sende birleşmiş. Hayvan da melek de yerinde sabit ama sen bunları nefsinde cem etmiş ten hayvanıyla can meleğini bir araya getirmişsin.. Bu yüzden hem göğe mensupsun hem yere .Bu ikili yapını bil ve ona göre dikkatli davran.. Ta ki tenin canına diş geçirmesin, kötülük iyiliğine baş eğdirmesin. Gökler dururken bürtü böcek gibi toprağın altını vatan edinme.
2
Eşek misin İsa mı:
İsîye bak rağbet-i har eyleme
Tab’ını akl üzre server eyleme (2/1871)
 
Eşek de sensin, eşeğe binen de. Eşek senin maddi varlığın, yontulmamış tabiatındır. O eşeği sürüp götüren aklın ve ruhun ise İsaya benzer. Sen İsaya değer ver, eşeğe değil. Eşeğe benzeyen tabiatını akıl İsasının üzerine çıkarma. Bırak bedenin ruhuna hizmet etsin, ulvi gayelerin peşinde yorulsun. Yakışığı kölenin şaha hizmetidir, şahın köleye değil.
 
3
Sen bu libas değilsin:
Bil ki oldu rûha ten gûyâ libâs
Bî-libâs ol lâbisi kıl iltibâs 3/1616
 
Sen insan bedenini insanın kendisi sanmadasın. Oysa bu beden ruhun elbisesinden başka nedir ki? Hiç insanın değeri giydiği elbiseyle ölçülür mü? Değer ya da değersizlik onun ruhuyla ilgildir, bedeniyle değil. O halde sen gözünü ten elbisesinden çek de o libasın içindekine dikkat et. Şekle değil manaya bak.Eğer şekilce benzerlik insan olmaya yetseydi iyi de kötü de bir olurdu.
 
4-5
Sen devesin akıl deveci:
Akl-ı tu hemçün şütürbân tu şütür

Mîküşâned her taraf der-hükm-i mur

Akl-i aklend evliyâ vü enbiyâ
Ber-misâl-i üştürân tâ-intihâ 1/2597
 
Deve yük taşımakta güçlüdür ama kendi başına iş göremez. Her devenin başında bir sahibi vardır. Devenin de gözü var ama o kendi gözünü bırakır sahibinin gözünü göz edinir. Deve kendi aklını ve isteğini sahibinin aklına ve isteğine kurban etmiştir.Kendi istediği yere değil çekildiği tarafa gider. Sen de tence deve gibisin, aklınsa deveci. Akıl tenini her tarafa çeker, durur.Sen tenine değil aklına uy. Nebi ve kamil velilerse aklın aklıdırlar; bütün diğer akılları bir deve katarı gibi çekip götürürler. Akıllılık daha üstün akla uymaktır,kendi aklına değil.
6
Kamil ve hamın eli:
Kâmilî ger hâk gired zer şeved
Nâkıs er zer bürd hâkister şeved 1/1674
 
Hamla olgunun bir farkı eldeki imkanı kullanış biçimidir. Olgun kişi toprağı ellese altın kesilir. O kötülükten bile iyilik çıkarır, imkansızlığı imkana çevirir. Leşin kokusunu duymaz da parlayan dişlerine hayran olur. Güneş gibi çiği pişirir, misk gibi yaklaşanı kokular. Nasipsiz hamın elindeyse altın bile küle döner. Kendi yumsuzluğunu çevresine de bulaştırır,düşerken başkalarını da düşürür. Değer bilmediği için altın değerindeki insanlar onun yanında geçmez mangıra döner, hor ve hakir duruma düşerler.
7
Şeker ekmek olur mu:
Ger şekerler olsa şekl-i kurs-ı nân
Nan değil ta’mı şekerdir bî-gümân 1/2980
 
Dış benzerliği iç benzerliği demek değil. Nasıl ki şekeri ekmek şekline de soksan tadı ekmek değil yine şekerdir. Yediğin şeyin şeker mi ekmek olduğunu bilmek için tatmak lazım. Gözün tatmadan yana nasibi yok çünkü. O halde kalıbı şekere benzeyen her adamı da şeker sanma. Bu dünya elbisesiz adamlar ve adamsız elbiselerle doludur.
8
Balık resmi su içer mi:
Nakş-ı mâhîra çi deryâ vü çi hâk
Reng-i Hindûra çi sabûn u çi zâk 1/2866
 
Canlı balık için deniz hayat kara ölümdür. Ama kağıda bir balık resmi yapsan onun ne denizden haberi olur, ne karadan. Bunların benzerliği sadece şekilden ibarettir. İnsanların kimisi de yalnız kalıp insanıdır. Dışardan bakınca onların gözü kulağı, dili dudağı var sanırsın. Gerçekteyse kalıbın burnu yoktur ki iyilikten bir koku alsın, kulağı ve gözü yoktur ki hayırlı sözleri işitsin, güzeli görsün. Yüzü kara zenciye sabun da bir kara boya da. Gerçek zenci ise gönül zencisidir. O gönlün terazisi kırıktır; bu yüzden iyilikle kötülüğün farkını tartamaz.
9-10
Gündüz mumu kim yakar:
Rûz-ı Rûşen her ki o cûyed çerâğ
Ayn cesten kûriyeş dâred belâğ (3/2733)
Kim çerağ isterse gündüzde ayan
Ol talep kör olduğun eyler beyan
 
Güneş ortalığı aydınlatmışken mum yakmaya kalkmak ortalığa“ben körüm” diye bağırmaktan başka nedir . Güneşin parlaklığından yarasaya ne fayda. O körlüğü kendine değil güneşe hamletmeye kalkar. Ey vahiy güneşi doğmuşken akıl mumuyla aydınlanmaya kalkan yarasa tabiatlı ! Güneşin ışığında kusur yok; kusur senin gözlerinde. Hz.Mevlana’nın ifadesiyle senin güneşten anladığın ısıdan ibaret:
Ger şu’â-ı âfitab pür zi-nûr
Gayr-ı germî mî-neyâbed çeşm-i kûr 3/4263
Güneşin par par parlayan ışığıyla bütün alem dolup taşsa körün gözün bundan bir nasibi yok. Onun bütün kısmeti sırtına vuran ısıdan ibaret. Güneşin bin bir nimeti var, onu bir mangal mevkiine indirmek caiz mi? Akıl ve idrak körü de böyledir.O değerli bir şeyi kendi idrakine kendi seviyesine indirir de güneşi mangal, altını pul eder.
 
11
Bu nasıl körlük:
Ey dirîg ol dîde-i kûr u kebûd
Mihri görmez zerreyi eyler şuhûd 3/2770
 
Görmek ve körlük de çeşit çeşittir.Vah yazık o göze ki zerreyi görür de güneşi görmez. Uzaktakini tanır da yakındakini bilmez. Önemsizin farkındadır önemli olandan gafil. Mahluk da halıka göre zerreden bile kemdir. Yaratılmışı görüp yaratanından gafil olmak! İşte gerçek körlük budur.
12
Ucuz alan ucuz verir:
Her ki o erzân hared erzân dehed
Gevherî tıflî be-kurs-ı nân dehed 1/1824
 
Her şeyin değeri ödenen bedel kadardır. Atadan dededen kalan, yolda belde bulunan şeyin değeri olmaz. Zira bir şeyi ucuza alan ucuza verir. Cahil çocuk yolda bulduğu incinin kıymetini ne bilsin. Bu yüzden bir hazine değerindeki o inciyi gider de bir somun ekmeğe değişir. İncinin kıymetini denizin dibine dalan dalgıça,ya da inci satıcısına sor sen. Aslında o çocuk sensin; inci de ata mirası olan dinin. Sen o hazineyi beşiğinde hazır buldun, sahip olduğun şeyin farkında olmayışın bundan.
13
Gerçek altın güneşi özler:
Kalb pehlû mîzened bâ-zer be-şeb
İntizâr-ı rûz mîdâred zeheb 1/3399
 
Gece kalpazanın bahtı sahihin bahtsızlığıdır. Karanlıkta iyiyle kötü, kalp altınla sahici olan kucak kucağadır. Kalp altın ister ki bu gece hiç bitmesin ve foyası ortaya çıkmasın. Saf altınsa gündüze aşıktır.Ta ki bulaşıklık töhmetinden kurtulsun, kadri kıymeti belli olsun.O gece dünyadır gündüzse ahiret. Bu alemde hakla haksızlık, iyilikle kötülük, zulümle adalet iç içe kucak kucağadır. Ama hesap günü kurulacak terazi kimin kaç ayar olduğunu tek tek açıklayacak. O gün altın gibi bir gönül götürenlerin günüdür, gönül kalpazanlarının değil.
 
14-15
Ayna yalan söyler mi:
Oldu mîzân ile âyine mehek
Anları hizmette çeksen bin emek 1/3654
Ger terazide olaydı meyl-i mâl
Müstakim olamazdı anda vasf-ı hâl 2/579
 
Bin türlü emek harcasan,diller döksen, iltifatlar etsen ne teraziyi ne de aynayı doğruyu söylemekten vazgeçiremezsin. Çirkinsen ayna sana çirkinsin demekten utanmaz. Terazi kaç paralık bir adam olduğunu söylemekten vaz geçmez. Çünkü ne ayna ne de terazi kendisi için tartmaz. Eğer terazide mal sevgisi olsaydı doğru tartamazdı. Sen Peygamber ve veliler de hizmetleri karşısında ücret istemedikleri için o ayna ve o terazi bil. Sana ne söylerlerse candan kabul et.
16
Doğru yerde ara:
Dürrü kıl cevf-i sadefden cüstücû
Fenni kıl ehl-i hırefden cüstücû (5/1062)
 
Akıllı her şeyi bulacağı yerde arar. Binlerce kutular da açsan, inciyi sadef kutusundan başka yerde bulmana imkan yok. O halde ilim ve bilgi incisini de sen o bilgiye sadef olmuş gerçek bilginlerden öğren. Sadefin kapağını kaldırmadıkça boş mu dolu mu olduğunu bilemezsin. Bilgi incisine hamile olan bilginlerin ağzı da sadef gibi mühürlüdür. Sen o mührü kaldır ki inci açığa çıksın.
17
Terazi tartmaz dağı:
Zerre vezn-i kûha eylerse murâd
Kûhdan mîzânın eyler vakf-ı bâd 4/385
 
Hangi terazi dağı tartabilir ki ! Bu işe kalkanın yerinde yeller eser .Ey haddini bilmez akıl terazisi ! Sen kim, Hak ve hakikat dağını tartmak kim. O dağın altına girmeye kalksan ne izin kalır ne tozun. O halde aczini bil haddini aşma. Ziya Paşanın nasihatına uy ve şöyle de:
İdrak-i meali bu küçük akla gerekmez
Zira ki bu terazi bu kadar sıkleti çekmez
18
Akıl başta değil:

Var mıdır iblisden pîr-i cihân

Çünkü bî-akl o ldu lâ-şeydir hemân 4/2185

Gerçi insan akıl ve bilgisi yılların semeresidir. Bilgi anbarının dolması için nice hasat mevsiminin geçmesi gerek. Saçtaki sakaldaki ak insanın çok şey gördüğüne , tecrübeler ve bilgilerle akıl anbarını doldurduğuna işaret eder. Ne var ki insanın bir şey öğrenmeye niyeti yoksa,akıl anbarının kapılarını sürgülemişse gelip geçen mevsimler ve mahsuller ne yapsın. Nitekim dünyada iblisten daha yaşlısı yok ama o hala ilk günkü kopkoyu küfür ve cehaleti içinde. O halde bilgi ve akılda yaşına layık olmaya bak,saçını sakalını yalancı çıkarma.
 
19
Akıllılık ne demek:
Akl ile bîmâr eder azm-i tabîb
Lîk akl olmaz devâsında musîb 4/3346
 
Akıllı olmak her şeyi bilmek değil, bileni bulabilmektir. Nasıl ki hastanın da aklı kendi sahibini tedavi edemiyor ama onu alıp bir doktora kadar götürüyor.Tedavi etmek doktorun işidir,ama her hasta doktorun yolunu bulmayı da beceremez. O halde sen doktor değilsen de doktorunu bulacak kadar bir akıllılık göster.
20
Kulak ol,dil konuşsun:
Müstemi’ çün teşne vü cûyende şüd
Vâiz er mürde buved gûyende şüd 1/2481
 
Soru ve cevap bir alışveriş, bir arz-talep meselesidir. Zira marifet iltifata tabidir ve müşterisi yoksa meta zayidir. Hatibi konuşturan dinleyicinin aşkı, şevki,arzusudur. Memedeki süt bile elin maharetine göre artar eksilir, ağız kulağa göre laf yapar. Dinleyen istekli olursa ölü vaiz bile bülbül kesilir de inciler saçmaya başlar. O halde iyi şeylere karşı baştan ayağa kulak kesil ki hikmetin dili kurumasın.
21
Ey gölge avcısı:
Sâye-i murgî girifte merd-i saht
Murg hayran geşte ber-şâh-ı dıraht 1/2911
 
Her şeyin bir hakikati bir de gölgesi vardır Kuş başka kuşun gölgesi başkadır.. Gölge yerdedir gerçeği gökte. Ahmak yerdeki kuşun gölgesini kavramış kuşu
tuttuğunu sanmakta. Ağacın tepesindeki kuş ise onun bu komik haline şaşmada. A şaşkın dünya avcısı! Ömrünü gölge peşinde seğirterek harcayan o avcı senden başkası değil. Meyveli dal dışarıda, sense mağara duvarına akseden gölgesinden meyve devşirmeye çalışmadasın. O gölge bu dünyadır,ahiret ise dalın gerçeği. Gölgenin amacı gerçeği hatırlatmaktır. O halde sen de gölgeyi bırak aslına bak.
22
Muma ihtiyacın yok:
Bî-çerâgî çün dehed o rûşenî
Ger çerâget şüd çi efgân mikünî 3/1384
 
Amaç aydınlanmaktır,mum değil. Mum bu işe vasıta olduğu için değerlidir. Cenab-ı Hak
isterse ışığını mumsuz, nimetini vesilesiz de gönderir. O zaman mumsuz aydınlanır, yemeden doyar, içmeden kanarsın. Allah sana gönlünde doğan koca bir güneş vermişken sen dışarıdaki mumunun söndüğüne üzülme. Say ki mangırını düşürdün, parlak bir altın buldun; kirli külahını yel kaptı ama başına cevherli bir taç kondurdular. O halde sevin.
23
Aslan sofrasında aç kalmazsın:
Eksik olmaz şîr bezminde kebâp
Rûbeh-âsâ cîfeye etme şitâb 3/2252
 
Ey tilki tabiatlı. Sen bir aslan sofrasındasın.Aslan sofrasında kebap eksik olur mu hiç?Aslanın pençesinden hangi av kurtulmuş ki sen aç kalasın. Hem o sofradasın hem de gözün dışarıda bir leş aramada. Bu sofra sahibine saygısızlıktır. Eğer kebap beklemeye sabrın yoksa bari sofradan kalk git de aslanı da töhmet altında bırakma.
24
Kendimden nereye kaçayım:
Benki hasmem hem yine bende-gürîz
Tâ ebed olmakda kârım hîz hîz 5/675
 
Bir düşmanı olan ondan kaçıp uzaklaşınca kurtulur. Ama benim halim bir değişik: Zira kaçan da benim kovalayan da. Ben kendi kendime hasm olmuş,kendi yolumu kesmişim. Bir yanım iyiliğe koşmakta diğer yanım ona çelme takmakta. Ne denizlerin dibine dalmak, ne göklere çıkmak beni paklar. İnsan kendi kendisinden nasıl kaçar, gölgesinden nasıl kurtulur. O halde kendimi ıslah etmediğim takdirde bu kaçıp kovalamadan ta kıyamete kadar bana kurtuluş yok.
25
Mührü çaldırma,aman:
Kalbin oldu hâtemin ol hûşyâr
Tâ senin div etmesin mührün şikâr 4/1171
 
Hz. Süleymanın mührü üzerindeki yazının hürmetiyle her kapıyı açan bir güç ve kudret kazanmıştı. Aynı yazıyı yazarsan senin kalbin de Süleymanın mührüne döner. Dünyada da ahirette de geçer akçe o mühürdür. Aman dikkat et ve mührün üstüne titre. Eğer kalbini şeytana kaptırırsan, yüzüğünü çaldıran Süleyman gibi ortada kalakalırsın.
26
İkinci doğum:
Çün düvüm bâr âdemizâde bi-zad
Pây-ı hod ber-fark-ı illethâ nihâd 3/3599
 
Bu dünyada herkes bir defa doğar;Hak erleri ise iki defa.İlk doğum için sebepler vesileler lazım. Anasız babasız doğum olmaz. Lakin bu doğum sanki bir hapishaneye doğmaktır. Bu sebep-sonuç aleminde insanı iç içe kuşatan binbir kafes vardır. Sonra bazı Hak erleri maddi alemden yeni bir aleme doğar da bütün bu zaruri bağlardan kurtulur, hepsini ayaklarının altına alırlar. Aslında bu ikinci doğuş Yunusun :”Her dem yeni doğarız, bizden kim usanası”diye tarif ettiği daimi bir doğuştur. Doğuşun gerçekleştiği aşıkların gönlü bir süt gölüdür. Bu yeni alem çekişmelerden, zıtlıklardan uzaktır;orada güller solmaz, bülbüller susmaz,baharlar kışa dönmez. Bu ikinci doğuştan sonra kişinin eski kimliğinden geriye sadece bir gölge kalır.
27-28
Güneşe is bulaşmaz Ay ışığı kirlenmez:
Dûd-ı külhen key resed der-âfitâb
Çün şeved ankâ şikeste ez- gurâb 2/1463
Nûr-ı mâh âlûde olsun mu ebed
Olsa pertev-güster-i her nîk ü bed 5/1266
 
İyiliğin daima alnı ak aynası parlaktır. Düşkün başkasını da düşürmek, kara başkasına da is çalmak ister. Ama istediği kadar tütsün külhanın dumanından güneşe ne gam. Güneşin alnına kara çalmaya kalkan kendi alnını karartır. Karga istediği kadar arkasından gaklasın,o gak guk sesini Ankanın ruhu bile duymaz. İnsanlar arasında da kimisi güneş gibi kimisi külhan ;anka tabiatlı olan da var karga huylu olan da. Peygamber ve veliler güneş ve anka gibi bütün karalamaların ve ayıplamaların üzerindedir. Işığı mezbelelikte sürünüyor diye ayın kirlendiğini sanma. Ay yücelere taht kurmuş oturmaktadır. Işığını göndermesi onun aczinden değil kereminden, cömertliğindendir. Ay gibi yücelere taht kurmuş Hak erlerinin de düşkün insanlara el uzatmakla eli kirlenmez. Onlar güneş gibi, yağmur gibi, ay gibi insanlara rahmettir.
29-30
Doğru ol menzile var:
Lâzım oldu kavse tîr-i müstakîm
Menzil almaz şüphe yok sehm-i sakîm
Müstakim ol tîrveş hatta kemân
Eyleye îsâl-i menzil bî-gümân 1/1443-44
 
Yaya düzgün ok lazımdır. Yay ne kadar güçlü çekilirse çekilsin düz olmayan ok uzağa gidemez. O halde ey Hak yolunun yolcusu !Sen de niyetinle amelinle bu yolda ok gibi dümdüz ol ! Ta ki üstadın bir yay gibi seni ötelerin ötesine ulaştırsın.
31
Haktan kork ki korksunlar:
Kim ki Hakdan havf ederse bîgüman
Havf eder andan zemîn ü âsümân 1/1485
 
Hak Taala kendisinden korkana öyle bir heybet ve haşmet verir ki yer de ondan korkar, gök de ! Yani Hakdan korkan cümle korkulardan kurtulur. O sığınaktan mahrum olanlara ise çepeçevre alem düşman görünür.
 
32
Hürmet bulmak istersen:
Kimki hürmet eyleye hürmet bulur
Kand isti’mâl eden lezzet bulur 1/1556
 
Herkes ektiğini biçer, ettiğini bulur.Saygılı olanın hakkı saygı,iyilik yapanın ücreti iyiliktir. Saygı ve iyilik şekerine maden olan dudak nasıl olur da o tattan nasiplenmez!
33
Ey turşu satıcısı:
Türşrû olmak olaydı şükr bes
Sirkeden şâkirter olmaz idi kes 1/1590
 
Ey yüzünü ekşite ekşite şükreden âbid. İbadet ve taat Hakkın nimetlerine şükür ve hoşnutluk ise bu nasıl şükür,nasıl teşekkür.Eğer böyle şükür şükür olsaydı sirkeden daha şükreden kimse bulunmazdı. Ekşi bir suratla selam veren kişiye şairin söylediğin duymadın mı hiç:
Reddeyledik selamını vech-i abusuna
Şükrün belirtisi olarak biraz yüzün gülsün. Yoksa senin de şükrünü alırlar da o ekşi suratına çarparlar.
34
Dilimin ettikleri:
Ey zeban hem berk u hem harmensin ah
Ateşinle harmenim ettin tebâh 1/1767
 
Ey dilim,sen benim hem servetimsin hem felaketim. Beni abad eden de sensin berbad eden de. İyi kullanıldığında harmanımsın kötü kullanıldığında şimşek. Ey kırmızı dil, bir ateş parçası gibi harmanımı yakıp küle çevirdin! Seni tarif için Yunusun şu sözlerinin üstüne söz olmaz:
Söz ola kese savaşı
Söz ola kestire başı
Dem ola ağulu aşı
Yağ ile bal ede bir söz
35
Toprak ol da yeşer:
Bin bahar olsa ne kâbil feyz-i seng
Toprak ol ta güller olsun reng reng 1/1983
 
Bin bahar gelip geçse taşın yeşermesi ne mümkün. Kabahat baharda değil senin kibirle taşlaşmış gönlünde. Sen toprak gibi alçak gönüllü olmaya bak. Gör o zaman o gönül toprağından nasıl renk renk güller açılıyor, baharlar yeşeriyor.
36
Hem kel hem fodul olma:
Zîşt kibr amma fakire zîştter
Kar yağar hem gün soğuk hem câme ter 1/ 2420
 
Kibir çirkindir ama fakirin kibri daha da çirkin. Bu şuna benzer: Karlı ve soğuk bir günde ıslak elbise giymişsin. O halde yama üstüne yama ekleme, kusur üstüne kusur işleme. Kelliğine bir de fodulluk ekleme.
 
37
Havuz ve çeşmeler:
Havza benzer şeh tevâbi’ lüleler
Ab-ı havzı lüleler icrâ eder 1/2923
 
Şah havuz gibidir,memurları ise musluk. İyi kötü havuzda her ne varsa çeşmelerden akan odur.O halde iyiliği de kötülüğü de kurnadan değil havuzdan bilmeli. Beri tarraftan nasıl musluk havuza tabi ise memurlar da idarecilerine bağlıdır. Bu sebeple Dicle kıyısında kurdun kaptığı kuzunun hesabı bile Ömerden sorulur memurdan değil.
38
Kargalar öterse:
Çün şitâda zâğlar pür-cûş olur
Uzlet eyler bülbülân hamûş olur 2/20
 
Her mevsimin ve her iklimin müşterisi başkadır. Bahar bülbüllerin velvelesiyle inler.Kış mevsiminin saltanatı ise kargalara aittir. Karganın sesi yükselince bülbüle de susmak ve bir kenara çekilmek düşer. Yani iyilik iyilikle kötülük kötülükle beraberdir. Bülbül nasıl baharı özlerse iyiler adalete ve güzelliğe aşıktır. Karga tabiatlıların baharı ise kıştır. Biraz hava bulanıp,soğuk rüzgarlar esmeye görsün kenarda köşede saklı kargalar nasıl da birden çoğalır ve bahara lanetler yağdırırlar. Eh,bahar ülkesine bülbül kış harabesine karga yakışır.Senin içinde de bir bahar ve güz var. Kalp bahçeni ihmal etme ki meydan kargalara kalmasın
 
39
Alçaltan yükselme:
Ser-nigûn oldu edip âheng-i zîr
Zann eder kendin ola bâlâ mesîr 4/3729
 
Düşkünlükten düşkünlüğe de fark var. Kimi düşkün kendi durumunun farkındadır.Asıl düşkünlük ise boyuna alçalırken kendisini yükseliyor sanmaktır. Günahkarın günahı gizlemesi di bir meziyettir. Bedbaht ise kendi herzeleriyle övünür ve “ey insanlar, bakın ne güzel boynuzlarım var” diye kepazeliğini cümle aleme yayar.
40
Nereye koşuyorsun:

Niceler bî-câ idüp azm-i sefer

Menzil-i maksûdunu eyler güzer 4/3257

 
Pek çok insan yakında olanı uzakta arar. Hazine eşiğinin altındadır ama hırs ve sabırsızlık onu uzaklara doğru sefere çıkarmıştır.Doktoru hemen yanıbaşında iken o semt semt doktor arar. Okunu vuracağı ava değil vuramayacağına atar. Böylece ömür sermayesini yele verir ve elinde yol yorgunluğu kalır.
41
Suç ipte mi,sende mi:
Merresenra nist cürmî ey anûd
Çün türa sevdâ-yı ser-bâlâ nebud 3/4243
 
Ey gayretsiz heveskar! İşte direk işte ip. Çıkmak istiyorsan durma ipe asıl. Ama sende o gayret yoksa suçu ipin çürüklüğüne direğin yağlı oluşuna bağlama. Anlaşılan sen bir kalpazansın,yükselmeye niyetin ve o yolda akıtacak terin yok ki böyle bahanelere sığınmadasın. Maddi manevi her yükselişi sen böyle bir ip bil. İplerin başı da Allahın kelamı. Ona sarılırsan bu nefs çukurundan çıkarsın.Hala o çukurdaysan bari o ipe bühtanda bulunma da kendi nefsini kına.
42
Sen camını açmazsan:
Nûr-ı tâbândan size yokdur nasib
Beste revzen mâhdan bulsun mu zîb 3/2844
 
Ey nasipsiz! Hem pencereni sımsıkı örtüyor, perdeleri çekiyor hem de ay ışığından nur umuyorsun. Dışarıda dolunay pırıl pırıl olmuş neye yarar. Sen yol vermedikçe o kapından içeriye giremez. Bu dünya gecesinde de iman nuruyla aydınlanmak istiyorsan gönül pencereni Hakka ve hakikata aç, gözünden o örtüyü kaldır.
 
43-44-45
Dert devaya davettir:
Kanda derd olsa devâ andan ayan
Kanda pestî olsa âb oldu revân 1/1957
Kanda derd olsa devâ anda gider
Kanda fakr olsa nevâ anda gider 3/3232
Doğmadıça tıfl-ı pâkize-dehen
Bestedir pistân-ı mâderde leben 3/3235
 
Sen sanır mısın ki dert kötüdür. Hayır ! Dert devaya bir davetiyedir. Dert ve düşkünlük yer alçağına benzer, deva ise suya. O yüzden nerede dert varsa deva oraya koşar. Neresi alçaksa su oraya akar. O halde derdini sev,ilahi rahmeti celbeden kırıklığını nimet bil..Zira
İlahi yardım ihtiyaca göre tecelli eder. Dertli ol ki o seni iyileştirsin, fakir ol ki doyursun. Görmüyor musun, o ipek ağızlı bebek doğmadıkça annenin memesi kupkuru. Ne zaman ki bebek ağzını açar, Cenab-ı Hak o ağzı beslemeye anne memesini memur eder. Çocuk büyüyüp eli ayağı tutmaya başlayınca ona; madem artık aciz değilsin git de artık ekmek ye derler. Bebek gibi aciz ol, tam bir teslimiyetle Hakka karşı ağzını aç! Ta ki sana sebep memelerinden süt gibi nimetler aksın