Çocuk Psikolojisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çocuk Psikolojisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12.8.19

Haset Ve Şükran / Melanie Klein

Selam.
Metis Yayınlarının "Ötekini Dinlemek" serisi adı altında çıkan ağır kitaplardan. Kitap isimleri çok önemli bence.... Bazı tiyoları da veriyor biz okuyucuya.
☘ Kitapta bahsedilen "Haset Ve Şükran" duygularının nasıl da doğum öncesi, doğum ve sonrası anne ile olan ilk temasa ve devamına dayandığını anlatıyor.

☘☘ Hatta okurken dedim ki; eğer bu kitabı "İri Memeler Geniş Kalçalar" ı okumadan önce okusaydım orada ki çocuğun meme bağımlılığını daha iyi anlardım.....
☘☘☘Hayatlarımıza, kendi kişisel deneyim alanımıza, ana babalarımıza, onlarla ilişkilerimize, zor büyüme yıllarımıza dair bir bilgi birikimi var kitapta.
👩‍👧 Annelerimizin hayatımızda ki rolleri çok önemli. Okurken kendinizi sorguluyorsunuz.
Bazı kavramları asıl anlamlarından nasıl da farklı kullanıyoruz. Mesela; Haset ile kıskançlığı birbirine karıştırmamız gibi....
Günlük hayatımız da çoğunlukla "haset" olan duygumuzu "kıskançlık" duygusu ile dile getiriyoruz....
Benim tek sıkıntım yazın okunmamalı biraz ağır ilerliyor çünkü bahsettiği şeyler önemli kuramlar. Freud,  Freud'un kızı ile çalışmış bir yazar. Özellikle Psikiyatri ve psikanaliz alanında yüzyıl boyunca yazılmış temel yapıtlara dayanıyor anlatılanlar.
👩‍👧 #melanieklein  Nesne İlişkileri Okulunun kurucusuymuş.

22.2.18

Günce, Black Panther ve Kitaplığım....

Hep yazmak istedim sonra yazmak istemedim... bu gelgitler oluyor bu ara bende... Daha önceki yazımda da anlatmıştım.
Bu sefer canım çok sıkkın.... Çocuk istismarı olayları beni mahvediyor..... aklımdan hiç çıkmıyor... bazen alıp ailemi ıssız bir yerde yaşayasım geliyor.... biliyorum çözüm değil... hatta tüm çocuklar benle gelse, hepsini koruyabilsem diyorum.
Devamlı dilimde dua gibiler....🙏
Her gün Umay'ı tembihliyorum, okuldan gelince çaktırmadan tüm bedenini inceliyor, hatta ara da kolunu falan sıkıyorum ki bakıyorum acıyor mu, bişey var mı? diye..
Artık bıktı çocuk "tamam tamam anne; dokunan olursa "hayır, dokunamazsın" diycem bide gelip sana söyliycem" diye tembihlediğim şeyleri tekrarlıyor....
Aklım çıldıracak gibi oluyor yemin ederim..........................................................................................................................................


Gelsin diyorum en ağır cezalar gelsin bu pis leşlere....
Bir yanım böyle işte.... hepimiz gibi..

Onun dışında elbet yaşam devam ediyor. Karı-koca spor salonuna yazıldık. malum yaş gidiyor, kilolar da başa baş gidiyor neredeyse benim.
Buna bir dur demek gerekiyor. Fiziki görüntüden çok ileri ki yaşlarımda/ız da sağlıklı olmak istiyoruz. Yaşımız ilerlese de bedenen ve ruhen, zihnen sağlıklı olmak önemliymiş....
Gelişmeleri yazarım, paylaşırım sizinle.😏😉

 Bugün sinemaya gidelim dedik eşcağzımla.
Fantastik filmleri özellikle de Marvel filmlerini beğenerek, ilgi ile izliyorum. Yavaş yavaş süper kahramanların geçmişleri anlatılıyor filmlerde ve sonunda da tek filmde tüm kahramanlar dünyamızı kurtaracaklar. Aslında kurtarmasalar da olur... mahveden biziz nasıl olsa...
Bu seride de Black Panther'in nasıl oluştuğunu ve hayatı anlatılıyor. Filmi fantastik film olarak düşünmeyin.
Öyle iyi öğretiler ve anlatılar vardı ki... Özellikle Şaman vurgusu fazla idi....
Film hala sinemalarda... Ve evde değil sinema da izlenecek filmlerden.




Geçen sene indirimden aldığım bir kitaptı.
Sonuncu/Tahsin Yücel
Daha önce bir deneme kitabını almış ve okuyamamıştım. Bu kitapta aynı şey oldu. Evet ve kesinlikle Türkçe'ye çok hakim bir yazar, aynı zamanda  da ödülleri olan yazarlarımızdan.
Bu kitabı da bayağı ses getirmiş hatta.
"Sonuncu"'da Selami Harici Bey ile tanıştırır bizi Tahsin Yücel. Sorbonne Üniversitesi'nde felsefe okumuş, Osmanlı döneminde Hariciye bakanlığı yapmış paşa dedesinden kalanların yekünü sağ olsun, çalışıp para kazanması gerekmeyen, karısı ve 4 çocuğuyla yalısında yaşayan Selami Harici Bey... Çok büyük bir tutkusu, bütün ömrünü uğruna harcayacağı bir amacı vardır onun. Adı da 'Serencam''dır. Yazacağı ilk ve son kitap... Yazma süreci boyunca kendisini toplumdan hatta ailesinden soyutlayarak, çalışma odasında çıkmayarak, yazdıklarını hiç durmadan yırtarak, 40 yılda bitirir sevgili Serencam'ını. 27000 sayfalık, sadece ilk kelimesi büyük harfle başlayan, hiçbir özel isim kullanılmayan, kitabı nihayetlendirmek için kondurulmuş noktadan başka noktalama işareti bulunmayan bir dev çıkar ortaya ve tek nüsha olarak basılır. Ancak, kimse içinde ne olduğuyla ilgilenmez Serencam'ın. 
Konu olarak güzel ama içeriğinde o kadar durağan ve tekrar cümleler var ki.... okurken çok sıkıldım.
O yüzden karar sizin. Hatta okumak isteyen varsa gönderebilirimde.




Diğer kitabım da;
Huzursuzluğun Kitabı/ Fernando Pessoa
Bu kitabın metnini o kadar çok okudum ki... E-kitap olarak Kobo'dan aldım ve okudum. Resmen soluksuz okudum.
Her ne kadar karamsar bir tarzı varmış gibi gözükse de yazarın bakış açısı, gerçekçiliği ve anlatımı çok iyiydi.
 Nasıl desem içiniz sıkılıyorsa, depresyondaysanız bu kitaba başlamayın sizi daha çok daraltabilir...
Onun dışında tam bir kitap severlere göre...
O kadar çok alıntı yaptığım cümlem oldu ki aşağıdakiler sadece birazı.

"Öyleyse kim kurtaracak beni var olmaktan? Hayatımı toprağa veriyorum." F. P.
Böyle başlıyor kitap...

"Doğru hisseden, dürüst düşünen bir insan, dünyadaki kötülük ve adaletsizlikten rahatsızsa, gayet doğal olarak bunun önce kendine dokunan kısmını düzeltmeye çalışmalı, yani kendini. Bu bazen bir ömür boyu sürer."

"Bütün mesele dünyayı kavrayışımızdan kaynaklanıyor: Dolayısıyla dünyayı kavrayışımızı değiştirirsek dünyayı da kendimiz için değiştirmiş oluruz, çünkü o durumda dünya bizim açımızdan, şu an olduğu gibi kalmamış olacaktır."


"Bizim gerçeğimiz, biricik gerçek. Dünyanın geri kalanı seyirliktir sadece..."


"Hayatta en tiksindiğim şey, toplumsal ahlak edebiyatı. 'Yurttaşlık görevi', 'dayanışma', 'insanlığa hizmet'  ve bu cinsten daha başka teraneler, bir pencereden tepeme atılmış çöpler kadar sinirimi bozar." 


"İnsanları yönetme sanatının temelinde iki ilke yatar: Onları baskı altında tutmak ve aldatmak."


"Eylem adamları, düşünce adamlarının gönülsüz köleleridir."




22.6.17

Beş Sevim Apartmanı Rüya Tabirli Cinperi Yalanları / Mine Söğüt

Yazarın ikinci romanını da bir solukta okudum.
Ve bu romanı ilk kitabı imiş Mine Söğüt'ün.
Bu kitap enteresandı. Bittikten sonra bir süre düşündüm..
Anladım ki çocukları ve onların hayatlarını, çalınan hayatlarını çok önemsiyor yazarımız...
Zaten bana göre hayatı da çok önemsiyor ki severim hayatını önemseyen insanları.
Bir kez geliyoruz bu dünyaya ve boşuna da gelmiyoruz bana göre...

& Konu olarak "cinperilere" karışmış Doktor Samimi'nin tezi üzerine bir kitap.
& Günlüğüne yazdıkları, çocukken yaşadıkları ve dokor olduktan sonra tezini kanıtlamak için , hastaneden anlaştığı arkadaşı ile kimsesiz olan beş hasta seçmesi ki bu hastalarında dosyasında cinlerle görüştüğü, tedavi edilemeyen ve arayanı soranı olmayan hastaları seçerek başlıyor işe..

& Sonrasında beş katlı bir binayı tutuyor ve gece yarısı hastalarını bu apartmanın her bir katına birini yerleştiriyor. Kendisi de en alt kata yerleşiyor.

Aslında kitabı okurken yer yer hatta sık sık düşündüğüm, çocukluk döneminin ne kadra önemli olduğu.
"çocuktur anlamaz, büyüyünce değişir, unutur gibi şeylerin biz çocukların üzerinde ki etkisini güzel anlatmış.

& Örneğin Dr. Samimi'nin küçüklüğü yalnız ve neredeyse kimsesiz geçmiş. Babası ölünce annesi başka biri ile evleniyor ve Amerika'ya yerleşiyor. Yılda bir kez oğlunu görmeye geliyor.
Çocuğunu görümcesine bırakıyor. Hala yalnız yaşıyor, hiç evlenmemiş ve yeğeninin sessizliğini boş veriyor. Sorunsuz çocuk olması neredeyse hoşuna gidiyor.
Ve yalnız geçen günlerin ardından hayal dünyasında kendine bir hayat kuruyor, sonrası cinler musallat oluyor yada öyle hissediyor.
Kuran-ı Kerim'den de ayet var kitapta yer yer başvuruyor da...

Sonuçta eğer çok isterseniz karşılaşmayı cinlerle, size geleceğini anlatıyor.

Sonra diğer beş hastanın da geçmişini dosyalarından okuyor ve hepsi de sorunlu yaşamlarının ardından buna inanmışlar ve tedavisi olmayan hastalık olarak hastaneye yatırılmışlar.
Onlar üzerinde de deneyler yapıyor.

Sonrası Dr. Samimi cinlerin kendi bedenini ele geçirmemeleri için uyumamaya başlar, biraz da kafayı sıyırır aslında.
Ve ateşle yok olacaklarına inandığı için evi bir gece ateşe verir....

Kelimeleri ve cümleleri çok iyi yazarın.
Özellikle de psikolojik boyutunu anlatımı fena....

Arka Kapak;
Pürtelaş Sokağı'nda kediler bir gün canhıraş feryatlarla ortalığı inlettiler. Pürtelaş Sokağı'ndaki Beş Sevim Apartmanı'nda tuhaf şeyler oluyordu. Beş pencereli, beş odalı, beş acayip insanın oturduğu Beş Sevim Apartmanı'nda perdelerin arkasında tuhaf şeyler olup bitiyordu. Cinler âleminden gelenler, periler aleminden gelenler, cinperi âleminden gelenler, orada beş garip hikâye yazdılar... yazdılar... yazdılar... Pardon, altı hikâye yazdılar. Bir de Doktor Samimi ve onun günlüğü var. Mine Söğüt ilk romanı Beş Sevim Apartmanı ile okuyanı cinperi âlemine götürüyor, uzun bir masal dinletir gibi, anlatır gibi, gösterir gibi.

TADIMLIK;

Doktor Samimi'nin Günlüğü Cinin aslında ne olduğunu biliyorum. Bugüne kadar bana gerçek yüzlerini göstermeyen, çocukluğumun sevimli arkadaşları, sırdaşları, neşeleri olan cinler aslında öyle değiller... Işıktan kaçmayı bıraktım. Onlarla yüzleşmeye karar verdim. Ve dün gece apartmanı istila eden cinperi ordusunu gördüm. Onlar ateşten yaratılmış, ışık hızında hareket edebilen, gaz gibi girdiği maddenin şeklini alabilen tuhaf varlıklar. Erkeği cin, dişisi peri. İçlerinden biri kulağımdan içeri girdi ve anlattı: Yedi yüz ile bin beş yüz yıl arasında ömürleri var. Ölümleri yaklaştığında ihtiyarlıktan geriye, çocukluğa doğru giderler. Kulağıma giren cinperi "Çakmağını yak ve ateşine bak" dedi. Çakmağımı yaktım ve ateşe baktım; yanan ateşin altta kalan sarı alevinde şeytanların, üstte yanan mavi ateşte cinlerin dans ettiğini gördüm. Dün gece içlerinden biri gözlerimin önünde hızla öldü. Yaşlı suratlı korkunç bakışlı bir cin saniyeler içinde, gözlerimin önünde gençleşerek bebek oldu; sonra da ateşin içinde yok oldu. Ateş parmaklarımı yaktı, ölen cin derimden içeri aktı. Yukarıdakilerden hiçbiri cinleriyle benim kendi cinlerimle kurduğum ilişkiye benzer bir şey yaşamamışlar. Onlar cinleriyle barışıklar. Hiçbiri benim yaptığımı yapmamış. Hiçbiri cininin sözünden çıkmamış. Hiçbiri cininin ateşten olduğunu ve dokunduğunu yaktığını bilmiyor. Hepsi cinlerini iyi sanıyor. Onları bu rüyadan uyandırmak için henüz erken.

Bu kadını okuyun efenim...... 
Pişman olmayacağınız yazarlardan biri...













2.5.17

Çoçuklarımız Neden Mutsuz? Gündem Özel Programındaan...

Birkaç haftadır hafta sonları CNNTürk'de Gündem Özel programına denk geliyorum ve hem konukları he konuşulan konular epey güzel ve faydalı oluyor.

Bu hafta sonu konusu "Çocuklarımız Neden Mutsuz?" 

Bu çok önemli bir mesele bence... çünkü herşeye sahip ama kişilikleri gitgide geride kalan, odaklanmada ve sosyalleşmede sorun yaşayan çocuklar yetişiyor....

Tabi en başta eğitim var ve ilk eğitim evde başlıyor.
Konuklarının arasında eğitimci, öğretmen, teknoliji yazarı, psikolog vardı...

programı izlemek isterseniz tıktık...



Genel olarak varılan kanıda "mutluluk kadar mutsuzlukda normaldir ve kişiyi ehlileştirir" dediler.
Evet eğitim sistemi bizde çok yanlış...

Ama en önemlisi çocuklarımızı şartsız, koşulsuz sevmeliyiz ve başarıyı illa ki yüksek mevki iş olarak baz alıp karşılaştırma yapmamalıyız.

Çünkü gerçketen de yaşam demek yüksek mevkili bir iş demek değildir.
Elbet kimini mutlu eder bu kimini de biyerden sonra sıkar.
Ama kriter bu olmamalı.

Ayrıca konuştukları konulardan biride; çocuğun eğer başarısız olursa hem ailesi tarafından hemde çevresi tarafından utanç duyulacağı, eleştirileceğini düşünüyor ve devamında da "kaygı" geliyor. Böylece hayatı hep kaygılı "elalem ne der" le yaşamyı öğreniyorlar.....

Elbet hayatta kaygı, endişe önemli duygular çünkü bizi korurlar ve kendimizi korumayı, zihnimizi ehlileştirmeyi öğreniriz bu duygularla... jerşeyin fazlası nasıl zararsa bu duygularında fazlası ve herşeye karşı hissetmesi bize zarar.
Zamanla içe kapanıl yada "beni sevsinler" diye bişeyler yapan, başaran nesillere dönüyor çocuklar.

Anladığımı anlatmak ve yazmak isterim dostlar... bu konuda uzman değilim ama iyi bir gözlemleyici ve dinleyiciyimdir. Öğrendiğim şeyi "ben biliyorum zaten" deyip kenara da atmam. Muhakkak kendi içimde muakeme eder, hayatıma uygularım.

Öğrendiğim birşey varsa "her çocuk özel ve mükemmel"
evet bazı genetik faktörler bazı çocuklarda öne çıkıyor bunlar istisna...

Ama çocuklarımızı yetiştirirken yaptığımız en büyük hata bana göre; bir davranışı yapmalarını beklerken ödüllendirmek.
Örneğin; kızım şunları toplarsan sana çikolata veya neyse işte ondan vericem yada alıcam..
Neden efendim.. eğer dağıttıysa ve toplaması gerekiyorsa toplamalı. Herşeyin karşılığı olmamalı...

Kızımı yetiştirirken en büyük öğüdüm; her zaman başarılı olamayacağı veya zaman zaman düşebileceği de ama önemli olanın ayağa kalkması ve devam etmesi.
O yüzden bazen düşünce yada birşeyi yapamadığında "anne normal bişey dimi yeniden deneyeyim" diyor...
Çünkü hayatı boyunca hep başarılı olamaz, yer yer düşmeyide öğrenmeli ki zoru başarsın, bazen istediği herşeyi elde edemeyeceğini öğrensin..
Ve en önemlisi ona olan sevgimizin karşılığının olmadığını bilsin.
Neyse efenim konu biz değiliz tabi ama parkta veya sokakta karşılaşıyorum ve öyle üzülüyorum ki...
O annelerin çocuklarına davranışları, konuşmaları, kimi çocuk düşünce yada elindekini düşürünce hemen çocuğuna "oğlum/kızım gerizekalı mısın bi sahip çıkamıyorsun elindekine" falan diyorlar nasıl sinir oluyorum anlatamam....

Onlar bize emanet... En güzel anlatımı Halil Cibran yamış ve günümüze kadar da gelmiş. Herşeyin özeti var bu şiirde...
Ara ara okumak ve hatırlamak gerek....



Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil,
Onlar kendi yolunu izleyen Hayat'ın oğulları ve kızları.
Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler
Ve sizinle birlikte olsalar da sizin değiller.
Onlara sevginizi verebilirsiniz,düşüncelerinizi değil.
Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır.
Bedenlerini tutabilirsiniz,ruhlarını değil.
Çünkü ruhları yarındadır,
Siz ise yarını düşlerinizde bile göremezsiniz.
Siz onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz ama sakın onları
Kendiniz gibi olmaya zorlamayın.
Çünkü hayat geriye dönmez,dünle de bir alışverişi yoktur.
Siz yaysınız,çocuklarınız ise sizden çok ilerilere atılmış oklar.
Okçu,sonsuzluk yolundaki hedefi görür
Ve o yüce gücü ile yayı eğerek okun uzaklara uçmasını sağlar.
Okçunun önünde kıvançla eğilin
Çünkü okçu,uzaklara giden oku sevdiği kadar
Başını dimdik tutarak kalan yayı da sever
 
Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil, Onlar kendi yolunu izleyen Hayat'ın oğulları ve kızları. Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler Ve sizinle birlikte olsalar da sizin değiller. Onlara sevginizi verebilirsiniz, düşüncelerinizi değil. Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır. Bedenlerini tutabilirsiniz, ruhlarını değil. Çünkü ruhlar yarındadır, Siz ise yarını düşlerinizde bile göremezsiniz. Siz onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz ama sakın onları Kendiniz gibi olmaya zorlamayın. Çünkü hayat geriye dönmez, dünle de bir alışverişi yoktur. Siz yaysınız, çocuklarınız ise sizden çok ilerilere atılmış oklar. Okçu, sonsuzluk yolundaki hedefi görür Ve o yüce gücü ile yayı eğerek okun uzaklara uçmasını sağlar. Okçunun önünde kıvançla eğilin Çünkü okçu, uzaklara giden oku sevdiği kadar Başını dimdik tutarak kalan yayı da sever. Halil Cibran

Kaynak: http://www.estanbul.com/halil-cibran-cocuklar-91090.html#.WQhTLGyhlaQ

Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil, Onlar kendi yolunu izleyen Hayat'ın oğulları ve kızları. Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler Ve sizinle birlikte olsalar da sizin değiller. Onlara sevginizi verebilirsiniz, düşüncelerinizi değil. Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır. Bedenlerini tutabilirsiniz, ruhlarını değil. Çünkü ruhlar yarındadır, Siz ise yarını düşlerinizde bile göremezsiniz. Siz onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz ama sakın onları Kendiniz gibi olmaya zorlamayın. Çünkü hayat geriye dönmez, dünle de bir alışverişi yoktur. Siz yaysınız, çocuklarınız ise sizden çok ilerilere atılmış oklar. Okçu, sonsuzluk yolundaki hedefi görür Ve o yüce gücü ile yayı eğerek okun uzaklara uçmasını sağlar. Okçunun önünde kıvançla eğilin Çünkü okçu, uzaklara giden oku sevdiği kadar Başını dimdik tutarak kalan yayı da sever. Halil Cibran

Kaynak: http://www.estanbul.com/halil-cibran-cocuklar-91090.html#.WQhTLGyhlaQ




11.4.17

Heyecanlıyım.../ Ve Nausicaa of the Valley of the Wind Rüzgarlı Vadi Filmi.

Selamlar...



Bugün güzel bir gelişme oldu hayatımda ve sizinle de paylaşmak istedim. :)

Uzun zaman önce çalışmaya karar verdim. Yakın zamanda da iş arayışlarına başlamıştım.

Neredeyse 5 yıldır çalışmıyorum ev hanımıyım....

Tabi bunda bir dönem canım annemin hastane sürecinin olması da etkendi.
Tek başına bırakamazdım ve çok şükür ki her zaman yanında oldum anneciğimin.
Nurlar içinde, ışık içinde uyu annemmmm........ .............................

Ve sonrası çocuğuma kendim bakmak istiyordum; ilklerini ben yaşayayım, anne sevgisi ve güveni ile büyüsün istiyordum.
Ve kızımı 3 yaşına kadar eşiminde yardımı ve desteği ile kendim/iz  büyüttüm/k.
Artık sene başında okula da vermeyi düşünüyoruz.
Ve benim artık çalışma zamanım gelmiş oluyor demektir.
Çünkü kız okula gittiğinde ben ne yapıcam evde.
Hani bu lafımdan yanlış anlaşılmak istemem ama ev hanımı olma hali bana göre değil.
Evet kimi sever; evde olayım, işimi gücümü yapayım, akşama yemeğimi hazırlayayım yeter bana der.
Ve ben bunu diyen bayanlara asla ama asla karşı değilim.
Kişinin ne istediğini bilmesi çok güzel bir şeydir. 

Yalnız bu durumda biraz bizim kızı da düşünüyorum, önce sordum kendime "çalışarak kızımı yalnız bırakmış olacak mıyım?" diye...
Ama sonra dedim ki önemli olan kaliteli zaman geçirmek. Okuduğum kitaplarda, hatta bloglarda paylaşınları da okuyorum... arkadaşlarım da var çalışan anne... 
Sonuçta en önemli zamanlarında yanındaydım. 
Hatta belki çalıştığım için şimdi daha bir kaliteli zaman geçireceğiz anne baba olarak...

Tabi bu durum benim için ilk sanırım bundan biraz endişelerim...



Kendime bakacak olursam bende çalışmayı seven biriyim. Sabah hazırlanayım çıkayım, çalışayım isterim.
Hem ruhen de iyi gelecektir bana. Şu genç yaşımda evde oturmak istemiyorum.
 Elbet evde olmanın konforu ayrı. Her boşlukta açıyorum kitabımı okuyorum..
Ama biliyorum ki gece uyumadan önce de okuyacağım yada işyerinde bir boşluğum olursa yine okurum canımmm :))

Lafı fazla uzatmayayım dimi?
Bugün Ataşehir'de özel bir anaokulu ile görüştüm ve Halkla İlişkiler bölümünde yarın iş başı yapacağım.
Tabi biraz heyecanlıyım. Hem aynı zamanda mesleğim ama uzun ara verince bir garip oldum.
İlk iş günüm için şans dilemeyi ve dua etmeyi unutmayın bana emi .


Bu arada izlediğim ve çok beğendiğim anime filmi de paylaşmadan yazımı bitirmeyeyim. :)




 Bu filmi geçen gün sinema kanallarından birinde denk geldim. Çok severim anime filmleri..
Helede bu yönetmeninse daha da  bayılırım.

Film 1984 yılı yapımı ve ödül almış. Nasıl almasın ki...
Anime ile hüzün, zaman, duygu, dünyamızın gitgide nasıl batırdığımızı, doğaya karşı saygılı olmamızı ve yok etmememiz gerektiğini öyle güzel aktarıyor ki bize..
Konusuna gelince;

Dünya 'Ateşin 7 Günü' adındaki yıkıp, yok eden bir savaşın sonrasında yaşamanın neredeyse mümkün olmadığı bir yerleşim yerine dönüşmüştür. Savaş sonrası ortaya çıkan zehirli bir gaz sebebiyle tüm doğal yaşam sona ermiş, insanoğlu da yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Çok az sayıdaki insan kolonileri bu gazdan arındırılan irili ufaklı adalarda yaşamaktadır. Prense Nausicaa'nın halkı da bu insan topluluklarından biridir. Prenses Nausicaa, doğaüstü güçleri sayesinde canlı olan tüm varlıklarla ve ormanlarla konuşup anlaşabilme yeteneğine sahiptir. O bu zehirli gaz dolu ormanlara karşı halen daha umutludur ve bir kurtuluş yolu bulabileceği inancını taşır.








17.3.17

Daha Sade Bir Hayat Ve Günlük...

Yağmurlar bastırınca bizde eve kapandık ana kız.... Neyse ki birkaç gündür daha iyi hava da parka gidemesek de dışarı çıkıyoruz; hem elışveriş hem gezmece derken iki saate yakın sokaklarda kalıyoruz.
Tabi birkaç gün evde kalınca ve enerjisini atamayınca bizim kız sarıyor, uyku saatleri şaşıyor. Gündüz daha geç yatıp gece de ona göre saati uzuyor....
Bu ara bende onunla geceleri yatıyorum ve sabahları biraz daha erken kalkmış oluyorum. 
Çok garip ama hem erken kalkmak istiyorum çünkü sabahın o saatlerini seviyorum hem gecenin sessiliğini seviyorum ki kendimi tanımlayacak olsam gece olurdu kesin. :)
İronik biliyorum ama öyle valla. Gece film izlemek, kitap okumak, not almak, günlük yazmak... hepsini gecenin sessizliğinde yapmayı seviyorumm. Hele bu aralar hiçbirini yapamıyorum neredeyse o yüzden erken yatınca bizim kız, ne yapacağımı şaşırıyorum.

Bugünde "anne markete gidelim mi?" diye sordu Umay. Tamam Kızım dedim ve hazırlanıp çıktık. Bu aralar sanıyorum 3 yaş böyle bişey... ne gözlüksüz nede çantasız çıkmıyor. :)
Bide kırmızı yağmur çizmelerini giymeden... Hava güzel de olsa, kıyafetine uymasa da ilk işi yapmur çizmelerini çıkartmak.. Bide yanlışlıkla "bot" derseniz aman Allah'ım.. ( sanırım çocuk olmanın en güzel yaları bu halleri)
"anneeeeee bunlar bot değil yağmur çizmeleriiii"
diye uyarıyor. Biraz kavramlar konusunda titiz. Biz ona nasıl dediysek sonrası muhakkak aynı terimleri kullanıyor, aldığı şeyi de yine aynı yerine koymak gibi bir huyu var...

Tabi gün içinde hem sokağa çıkıp hem evde etkinlik yaparsak belirli saatten sonra koltuğa yerleşiyor.. o aralarda da ben ya hemen kitap okuyorum yada uyumasını bekliyorum. Bitirdiğim kitaplar hem öykü hemde ince olunca iki günde 5 kitap bitirmiş oldum. Aman Allah'ım nasıl mutlu oldum anlatamam size. :))))

 Bu kitap bitti... Gerçekten de içinde çok güzel bilgiler var. Özellikle vurguladığı; zaten hayatımız koşturmalı gidiyor eve geldiğinizde biraz nefes alın ve daha sade yaşayın. Çocuklarınız için başladığınız bu daha sade hayat zamanla sizin de hayatınızı düzene sokuyor.
Birde aslında çocukların çok oyuncakdansa koşup, oynamaya enerji atmaya ihtiyaçları olduğunu, hepimizin bilfiği ama uygulamakda zorlandığı tv izletmenin belirli bir yaşa kadar hiçbir faydası olmadığını; sofraya beraber oturup yemek yemenin çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu vs.. anlatıyor...







.


 Mutluluğa Bir Kala Agnes Ledig kitabı...Bir arkadaşım önerdi ve okumam için ödünç verdi. Kitabı okurken öyle bir akıyor ki yazılar sanki sizde onun içindesiniz. Yer yer kzıdım kıza, bu kadarda olmaz dedim, sonlarına doğru ağlayarak okudum... Çünkü bie annenin evladı ile verdiği bir sınav vardı;  benim de annemle geçirdiğimiz hastane günleri geldi aklıma.... hem ağladım hem okudum...
Velhasıl benim için güzel bir ara kitap oldu.



Sait Faik Abasıyanık'a ait ilk 5 kitabı bitirdim. Hem incelerdi hem akıcı bir öykü tekniği olması sebei ile bittiler... Yoksa iki günde nerde bu kadar kitap bitirmek... :) Belki bir gün olur....

Yazarmız kesinlikle aylak adamlığa yatkın, bilmeyeniniz yoktur sanıyorum. Tabi Türk Edebiyatının klasiklerini okul zamanı okumuştum ama çoğu aklımda kalmamış bile.
Bence bazı klasik kitapları çok genç yaşta değilde zamanla okumak gerekiyor.

Hem ada aşığı hem İstanbul'un karanlık, ücra köşelerine aşık bir adam Sait Faik....
Ve kendi insanını öyle güzel döküyor ki öykülere...
Okumayanınız varsa ara kitaplar olarak okuyun ve sizde o öykülerle dalıp gidin...

İyi geceler...


13.3.17

Castle In The Sky, Değişen Hayatlar Ve Logan Filmi... Daha Sade Bir Hayat Kitabı Hak.


Bu hafta nasıl bitti anlamadım… havalardan sanırım hafif depresif hallerim oluyor. Daralıyorum sonra birden enerji dolu oluyorum… tabi bunda bazı etkenlerde var . Neyse diyeyim...





Sinemalara Logan filmi gelmişti hemen beyimle gittik. Eğer Wolverine serisini seviyorsanız bu filmi de seversiniz. Ortaya bide kızı çıktı bakalım bundan sonra ne olacak. Bu filmde kanlı sahne, dövüş sahnesi fazlacaydı…




Her ne kadar fantastik film olsa da verdiği mesajları seviyorum…  😊

Bugün kanalları gezerken Sinema TV’de, Türkçe’ye Değişen Hayatlar olarak çevrilmiş Fransız filmini izledim. Biraz psikolojik filmdi. Sıradışı daha doğrusu hassas bi beyin yapısına sahip bir adam ve çocukları ile geçinmeye çalışan, çiftliğini kurtarmaya çalışan bir kadının karşılaması ve birbirlerinin duygularını iyileştirmesini anlatan bir filmdi.


 Dün akşamda Sinema Kanalında Gökteki Kale /

Tenku No Shiro Rapyuta

Anime filmine rastladım. Japonlar kesinlikle bu işi biliyor. 1986 Yılı yapımı filmin ve ödül almış. Filmin özeti;
Ellerindeki sihirli kristal ile bir kız ve bir oğlan, korsanlara ve yabancı ajanlara karşı savaşarak onlardan önce efsanevi uçan şatoyu bulmaya çalışırlar. 
Bu kadar ama yine doğanın, insanlığın önemini anlatan filmlerdendi. Kızımla birlikte izledik. Öyle çok uzun olmayınca birde animasyon olunca Umay'da izliyor. :)


Nette fazlaca gördüğüm ve biraz araştırdığımda genel olarak olumlu yorumlara rastladığım Daha Sade Bir Hayat kitabına başladım.
Bence bir tek anne babalar değil yetişkin olan herkesin okuması gerekiyor.
Neredeyse yarıladım. Kitabın bahsettiği şey; hayatınızdan şunu çıkartın şöyle yapın tarzı değil.
Tersine evinizin içinde nasıl sadeleşerek hem kendiniz için hem çocuğunuz için stressiz, sıkıştırılmış bir yaşam sunmadan yaşayacağınızı anlatıyor....

Evet ara ara tekrarlanan cümleler çok, belki de bu tarz biraz fazla kitap okuduğumdan bazı yerleri atlıyorum ama eğer daha önce bu tarz okumadıysanız okuyun diyebileceğim kitaplardan oldu. 

Yeni bir haftaya başladık, herkese iyi haftalar blog.. :)))

Doğan Kitap sitesinde arka kapak yazısı şöyle;


Daha Sade Bir Hayat

Çeviren: Arzu Birkan
Kitap Hakkında:

Çocuk yetiştirmede daha sadenin gücünden yararlanın.
Çocuklarının hayatlarını yavaşlatmak isteyen ama nereden başlayacaklarını bilemeyen ebeveynler için bir ilham kaynağı…

Sadeleştirme nedir?

Ev ortamını sadeleştirmek çocuk için neden gereklidir?

Günlük hayatın çocuk üzerindeki gerilimini nasıl azaltılabilir?

Çok fazla aktivite her zaman doğru mudur?

Çocuğu tüketim çılgınlığından ve reklam bombardımanından nasıl koruruz?

Günümüz dünyası artık daha hızlı, daha yoğun… Hayatın temposu, çok fazla eşya, çok fazla seçenek ve çok az zaman nedeniyle hiper hızlı bir duruma gelmişken, çocuklar bunun baskısını hissediyorlar. Endişeleniyor, sorunlar yaşıyor, hatta davranış bozuklukları gösteriyorlar. Daha Sade Bir Hayat bu durumdaki çocuklara yardım etmek için ebeveynlere hayatı sadeleştirmeyi öneriyor; daha az endişelenmeyi ve daha fazla keyif almayı öğretiyor.
Çocuklarının hayatlarını yavaşlatmak isteyen ama nereden başlayacaklarını bilemeyen ebeveynler için, hem bir ilham kaynağı hem de değişime yönelik bir plan sunuyor.

28.1.17

Dr. Özgür Bolat ile Çocuk Yetiştirme Sohbeti, Çellinc 11-12,

 Dün bütün gün yatacaktım güya......
Gündüz biraz uyudum,  kızla da sağolsun eşim ilgilendi...
Derken akşama doğru arkadaşlarla haberleşip sinemaya gittik.
Ata Demirer'in yeni filmi Olanlar Oldu'yu izledik.
Diğer filmleri gibi buda çok keyifliydi... Yer yer güldüğüm o kadar ince espriler oldu ki...
Eğer şöyle aydınlık bir film izleyeyim, içim açılsın diyorsanız mutlaka izleyin. Hele o manzaralar.... bir an önce yaz gelse de tatil yapsak dedim..
Film hakkında fazla detay bende yok biliyorsunuz beni. :))
Film hala Vizyonda ve izleyecek olanlar olabilir.


özgür bolat
Çarşamba günü Akasya Sohbetler de Dr.Özgür Bolat idi konuşmacı.
Konuşma konusu: Mutlu Ve Başarılı Çocuk Nasıl Yetiştirilir?  

Daha önce yazılarından da az çok okuduğum bir yazardı ve hazır yakınımıza gelmiş gidip dinleyelim dedik eşimle. Çocuk yetiştirmek önemli benim/bizim için.

Kendini Eğitim Bilimi ve bu konuda seminerler vermeye adamış biri. Aynı zamanda sitesinde de bol bol yazılar paylaşıyor.
Seminerden aklımda kalanları sizinle de paylaşmak istiyorum.

Öncelikle her şeyden öte çocuklarımızın "birey" olduğunu kabul etmeliyiz. Onlar bizim malımız değil. Tersine evet biz onların bu hayata gelmesine, bedenen hayat bulmasına aracı oluyoruz ama kendimiz gibi olmalarını istemek, yapamadıklarımızı onların yapması için dayatmak... bunlar olmamalı hayatımızda... onlarında duygu-düşünceleri önemli. Çocuk deyip de geçmemek gerekli.

Ve birçok anne babanın ki maalesef eğitim sisteminden kaynaklı çocukları sınav kaygılı yetiştirdiğimizi anlattı.
Evet bazı çocuklar bu yarışda başarılı oluyor, şan, şöhret, ünvan, para sahibi olabiliyorlar ama hep içlerinde bir boşluk kaldığını anlattı.

Oysa ki hayatta paradan, ünvandan daha önemli şeylerin olduğunu, koşulsuz, şartsız sevmemiz gerektiğini, el alem nederli, rezil ettin bizi cümlelerinin çocuklar da açtığı "değersizlik" hissinin nasıl da ömür boyu hayatlarını etkilediğinden bahsetti.

Örneğin şöyle bir soru sordu: Kaç kişi çocuğunu aşağılıyor?
(Tabi çıt yok çünkü hiçbir anne baba bu düşünce ile çocuğuna davranmıyordur.)
Sonra şöyle dedi; kaç anne çocuğuna; aaa buna mı ağlıyorsun? vb cümleler kurdu?

İŞte bunların hepsi bir aşağılamadır aslında. Çünkü siz orda böyle söyleyerek çocuğunuzun duygularını hiçe saydınız. Sizin için ağlanmayacak olan şey onun için önemli olabilir ..
Örnekler çoğaltılabilir. Sohbet çok çok bilinçli ve keyifliydi. Sitesinden muhakkak yazılarını okuyun derim.



 Seminer saatini beklereken foto çekilmeyi ihmal etmeyen ben. :)))))





Bugün Cuma Pazarı vardı Kadıköy'ün. Uzun zamandır gitmiyordum. Beyimin ısrarı ile gittim. Veeee ne güzel kitaplar buldum... Hepside almak istediğim kitaplardı. Bir iki tanesini duymamıştım ama çeviren kişinin Nihal Yeğinobalı olduğunu okuyunca onları da aldım. :)) Allah'ım pazardan nasıl mutlu döndüm anlatamam size...,

Şimdi bide çellinc sorusunu yanıtlayayım. Unuttuğumu sanmayın. Bu aralar sık yazamadığımdan anlatacak çok şeyim birikiyor blog ne yapayım. :)

11-Dolabında ki en eski kıyafet...

Vallahi hiç eski şeyleri tutmayı sevmem. Hele hele kıyafet ise hiç tutmam. O yüzden üzgünüm fotoğraflayamadım....

12- Son 10 yılda hayatında neler değişti?

İşte bu soru fena yerden vurdu beni........ acıların ve kaybın en büyüğünü yaşadım/k... can'ım annemi biranda kaybettim/k... herşey öyle birden oldu ki... hala aklıma anlatmaya çalışıyorum... yüreğim ise hep konuşma halinde annem ile.... ............................................

Her şeyden öte can parçam kızım oldu. Sevdiğim ile düşlediğim bir evliliğim var.

Her şeyden öte ben değiştim... Daha farkında bir hayat yaşıyorum. Kelimelerin önemini anladım. Ve an- da yaşamanın ne demek olduğunu öğrendim....

İyi geceler, keyifli bir haftasonu olsun .:)








25.1.17

Çoklu Çellinc Cevapları... Akasya Avm'de Sohbet Günleri

Valla çellinc de kaytarmadım..  :)))

Malum 15 tatil geldi bizim eve de.... biraz kendimi blog konusunda salmış olabilirim ama kendim yazamasamda sizi okuyorum....
Biz bu aralar sokaklardayız.... 
eee gündüz sokak da yada evde film izleyince yada kızla oyun oynayınca bana geceler kalıyor....
Gece gece de bazen canım yazmak istiyor bazen de üşeniyorum ...o yüzden okuyup geçiyorum bazı geceler.

 Şimdi de size bu yazıyı gecenin bir vakti yazıyorum... okuyun hemi :))) 

7-Bir Hayvan Olsaydın Hangi Hayvan Olurdun? 

Kesin Aslan olurdum... :))
Neden diye soracak olursanız da vallahi bilmiyorum. Oldum olası çooooook seviyorum Aslanları.. Hele o heybetleri..
Bide bana nedense hep asil gelmiştir Aslanlar.
Oysa k en sevdiğim hayvan Salyangozdur.
Tek kelime ile hayranım ve bayılıyorum bu sürüngene. :))

Ama Aslanın yeri ayrı işte....



8-Bİr Dahaki Hayatında Kim Olmak İsterdin?

En sevdiğim ve hayran olduğum, kendimle özdeşleştirdiğim kadın olan Frida Kahlo olurdum.

9-Göç ETmek Zorunda Kalsan Yaşamak İçin Seçeceğin Ülke?

Zor bir soru benim için. Ki hiç yurtdışına çıkmadığımdan öyle ülkeler hakkında da fazla bilgim yok. O yüzden ben sevdiğim memleketimde kalatım. :)

10-Asla Unutmak İstemediğin Anın?

Annemle olan anılarımın hiçbirini ama hiçbirini unutmak istemiyorum. O yüzden devamlı kulaklarımda sesi, bynimde hatıralarım var................
.....


Yarında yine sokaklardayız....

Öğleden sonra Akasya Avm'de olacağım. Yakınlar da olursanız sizde gelin. :)
İyi geceler. 

Dr.Özgür Bolat / Akasya Sohbetleri’nde “Ebeveynliğin Psikolojisi: Mutlu ve Başarılı Çocuk Nasıl Yetiştirilir?” konusunda konuşacak.







5.1.17

Umay'lı Hayat... Yaş sendromları..

2 ay sonra Umay 3 yaşına basacak... Gerçekten de belirli bir dönemden sonra zaman nasıl geçmiş/ti anlamadım...
Dönem dönem bazı zorlanmalarım olsa da genel anlamda kolay bir bebek oldu Umay..Rahattım anlayacağınız...
Yalnız son bir aydır neredeyse o kadar hızlı bir büyüme oldu ki Umay'da...Sanki herşey birden yüklendi bünyesine...

Bu aralar devamlı olarak herşeyi" ben yaparım, anne yardım edeyim mi? Noluuurrr?"lardan tutun da sizinle yatacağıma kadar 3 yaş sendromu yaşıyoruz..

Birde son bir haftadır neredeyse "korku"ları başladı. Geçen gece ağlayarak uyandı, birde içli içli sesleniyor ki sormayın...

Noldu kızım diye sorduğumda/uzda da; ejderha geliyordu, kedi gördüm..vb..şeyle anlatıyor. Allah'tan rüya gördüğünün farkında. Fakat kendi yatağında yatmak yerine bizim yanımızı istiyor ısrarla..Tabi ki vallahi de billahide benim de işime geliyor, çünkü kızımla uyumak, sabah uyandığımda yanımda görmek, koklamak çok mutlu ediyor beni...hele sabahları "anne kalk sabah oldu, kalksana deyince..( bu kısım hoş olmuyor ama neyse.. :))  )  bilseki annesi neredeyse sabaha karşı yatıyor kaldırmak istemez beni ama...bilmiyor işte napcan. .:))

İnternette biraz araştırma yaptık ve bu yaş döneminde "korkması" normalmiş. Hayal gücünün genişlemesi ve rüya görmeye başlaması da etkenlerden biriymiş. Yada birşeylerden korkmuş, korkutulmuş olması da etkiliyormuş gece uykularını. Biz anne babası olarak hiçbir şekilde Umay'ı korkutmadığımız için birinci seçenek daha uygun geliyor.

Birde korkuyorum diyip hemen kucağıma koşuyor ve sarılmış vaziyette bir süre duruyoruz.
Böyle durumlarda "korkma annem yanındayım" diyordum.

Meğerse öyle dememek gerekiyormuş. Korkma demek yerine, korkunu anlıyorum annecim, yanındayım bv.. cümleler çocuğa daha güven verici olurmuş...

Birde çocuklar gece yanımızda yatmak için bunu kullanırlarmış da... valla kullansın yani büyüyünce zaten yatmayacak bizimle, şimdiden tadını çıkartmak lazım diye düşünenlerdenim. :)


Gözlemlediğim bir diğer şeyde; bazen ha deyince hanfendi dışarı çıkmak istemiyor. Bazen de "anne hadi çok sıkıldım" deyip bizim hazırlanmamıza laf ediyor.::)))

Henüz öyle kıyafet ile ilgili sıkıntılarımız yok.

Yalnız bu aralar devamlı hareket halindeyiz. Hele hava çok soğuksa yada yağmurlu diye sokağa çıkamadıysak vay halimize.. Aman Allah'ım o enerji hiç bitmek bilmiyor. Bazen diyorum ki içimden, bu çocuklar bu enerjiyi nerden buluyor....

Bide sanırım büyüdüğünden bazen öylen uyumuyor.. akşama doğru uyku bastırıyor ama bu sefer de ben deniz uyutmuyorum yoksa gece uykusu gecikiyor... o zaman erkenden yatıyor... Veeeee benim saatlerim başlıyor..
Biraz müzik dinliyorum tabi o arada biraz içimdeki acıyı yaşıyorum, ağlıyorum, konuşuyorum annemle.... iyi geliyor böyle anlar...
Sonra da biraz kitap okuyorum.. :))

Acaba diyorum öğlenleri hiç mi uyutmasam? desemde inanmayın; yarım saat-bir saat de olsa muhakkak uyutuyorum ki vücudu kendine gelsin, sağlıklı büyüsün..


   Her hareketini izliyor ve beynimde kaydetmeye çalışıyorum. Bazen unutuyorum geçmişde ki şeyleri, o zaman hemen fotoğraflarına bakıyorum ve o anı canlandırıyorum kafamda.. bir de defterine yazıyorum. Çünkü bazen öyle beylik cümleler ediyor ki şaşırıyorum... kız diyorum sen ne zaman bu lafı edecek kadar büyüdün.
Ve izlerken o kadar çok şey de öğreniyorum ki aslında.. Mesela asla vazgeçmemeyi, düştüğünde yada canı acıdığında yada ne bileyim sıkıldığında, geriye döenük yaşamaması... hani diyorlar, içinizde ki çocuğu yaşatın diye... bence bundan dolayı diyorlar...

Daha neler ile karşılaşıcaz bakalım...

Ve birde diğer yarım var tabi halasının bir tanesi, can parçası Toprak Cem. Ve ikisi birbirne öyle düşkünler ki... öyle mutlu oluyorum ki onları öyle can cana görünce. Tek duam İnşallah büyüdüklerinde de kardeşlik duygularını kaybetmez ve birbirlerine destek olurlar...

Böyle işte ev halimiz blog... gündüzleri hep hareket ve oyun halindeyiz....bazen iyi bazen halsiz olsam da.. sloganımız neydi; çocuklarımız mutlu biz mutlu...



14.6.16

Yaşar Kemal Neredesin Arkadaşım ve Enginar Mevsimi

 Geçen hafta bir ara kitap okuyayım dedim kalemini, olaylara bakışı açısını, yorumlayışını ve halktan biri olan Yaşar Kemal'in 1975 yılında gazete için yapmış olduğu röportajların toplamı olan " Neredesin Arkadaşım" kitabını okudum....
Sokakta yaşayan kimi evinden kaçmış, kimi mecbur kalmış çocuklarla yapmış olduğu sohbetler ve onların hayatına dair aktardıkları var kitapta... Tabi okurken içiniz cız ediyor, sokakta karşılaştığım o çocuklar geldi aklıma...
Ve onları doğuran annelere kızgınlığım geldi aklıma...
Evet kimi " mecburdum, kimi bilemedim" diyebiliyor bu annelerin.. bence ( yaşamayan bilemez farkındayım ama yaşam koşullarım eğer çocuk bakmaya uygun değilse doğurmamayı tercih ederdim şahsen)
Ve kitaba da ismini veren bir sokak çocuğu. Yaşar Kemal onlarla konuşurken samii ve bazı şeyleri de sır olarak kendinde tutmuş bir yazar. Çünkü onların güvenini kaybetmek istemiyor ve çocuklardan biri hayatını ve yaşamını anlatırken "arkadaşım" diyor Yaşar Kemal'e; ve onlar için birine arkadaşım demenin çok önemli olduğunu, o kişiye güvendiklerini ifade eden bir şey olduğunu açıklıyor...
Tabi hayatları zor, kendi çocuğunuz geliyor aklınıza sonra da diğer çocuklar...
Çocuklar önemli hele geleceğimiz ve gelecekleri için çok önemli...
Bir çocuğun bile elinden tutabiliyorsak ne mutlu bize.....

Bir diğer kitabım da ara kitap olarak okuduğum Enginar Mevsimi/ Lüset Kohen Fins ' e ait. Sevdam okumuştu ve tavsiye etmişti.
İçinde çok fazla özlü söler ve cümeleler bulabilirsiniz. Akıcı bir dili var yazarın. Aslında bir aşk hikayesi gibi ama aynı zamanda bir hayat hikayesi..
Beni biraz sıkan şeyse kişisel gelişimin roman tarzı gibi yazılmış olması.
Ama su gibi aktı  diyebilirim. Not ettiğim birkaç cümle oldu...

Alıntılar;


Ne kadar cesur ve açık sözlü olursan ol, bu hayatta yediğin en esaslı darbeleri sadece kendine saklarsın.

Her şeyden bir anlam çıkartmaya çalışmak adamı erken yaşta eritir.

Hiçbir insan hayatı kadere karşı sigortalanamaz. Hem zaten öldükten sonra teselli ikramiyesini kim ne yapsın?

Hayallerim, nefsim ve bedenim… Bu üçlü benim yüzümden inanılmaz darbeler yedi bu hayatta.
Aradan çeyrek asır geçmeye görsün, çok şey değişir bu hayatta.





23.3.16

Günlük.... Satır Arası....

Aslında yazacak gücüm yok inanın.....
Haberler de izlediklerim, Twitter'da okuduklarım... böyle zamanlar da nedense kelimler düğümleniyor... 
Hele hele şu en son çocuklara tecavüz, taciz olayları mahvetti beynimi diyebilirim. Ki inanıyorum ki bu yazıyı okuyanlarınız da "katılıyorum bizim de senden farkımız yok" diyordur....
Hele hele bir bakanın çıkıpta yaptığı açıklamalara ne demeli dilim varmıyor....... Ne olursa olsun, ister bir taciz ister bin taciz olsun.... önemli olan o çocuğun yaşadıkları, korkuları ve bundan sonra ki hayatı... Bunun hesabını kim verecek.......................
.............................
..............................................

Uzun zamandır gündemden dolayı yazamıyorum ama baktım yine ara veriyorum, en azından dedim yazayım da içimde ki daralma biraz azalsın...





İnanın korkudan çocukla bir yere çıkamıyoruz, hep yakın mesafe gidiyoruz gideceğimiz yere.. Bende evde fırsat buldukça kitaplara sarılıyorum, çok iyi geliyor ruhuma.
Bu arada yeni bir kitaba başladım, internette takip ettiğim birkaç blogda da görünce bu kitabı almak farz oldu bana. Önsözünü Dr.Kemal Sayar'ın yazdığı içeriği iyi olan bir kitap.
Sizinle paylaştığım sayfada ki örnek çok hoşuma gitti ve okurken ne kadar da doğru dedim kendime. Daha çok başlardayım, çok fazla şu aralar okuyamıyorum.


Sebebi de ay sonu kitap klubü toplantısı var ve ayın kitabı olan Kaderin Kızı biraz kalın bir kitap. Benim de okuma sürelerimin kısıtlı olduğunu düşünürsek, önceliğim bu kitap.

Yine okunacak kitaplar birikti ama o kitap kulesini görmek bile keyifli...

Haydin yazımı yazdım bana müsade, kız uyuyorken biraz da kitap okuyayım. :)


24.2.15

Biten Kitaplar....




Ne güzel kar yağdı değil mi? Bir tek doğa temiz zaten. Biz insanlar onuda kirletiyoruz ama neyse....

Kar dolayısı ile biz evdeydik o hafta. Camdan izledik harika doğa olayını. Babası kızıma kar getirdi biraz mıncıkladı Umay sonra atmaya başladı. Tabi ilk dokunduğunda biraz şaşırdı.





Camdan yakaladığım kar manzaralarıda fotoğrafta. :)


Tabi havalar biraz güzelleşince hop bizde kendimizi dışarı attık. Özlemişim vallahi Kadıköy'ü, sokaklarını, kalabalığını. Temiz hava almak hepimize iyi geldi.
Hazır evdeyken 3 kitap bitirdim kız uyurken.Özellikle Nevzat Tarhan'ın "Sen Ben Ve Çocuklarımız" kitabı kısa öz anlatım dili ile harikaydı. Anne baba olarak çocuklara doğru yaptığımızı sandığımız bazı yanlışlardan bahsetmiş. Çocukların bakış açısı ile anne babaların farklılıklarından bahsetmiş. Ve en önemlisi bize çocuklarımız emanet ve bunu vurgulamış.
Bir diğer kitapta; "Siyah/Talha Bora Öge" yazarı bu kitabı ile tanıdım, anladığım diğer kitapları da bu tarz da yani biraz ruha hitap eden, olaylara daha manevi, dini bakan bir yazar. Bir solukta okudum, bazı cümleler vardı ki vurgun gibiydi. Anlatım dilini sevdim. İki kişi arasında ki diyaloglar şeklinde anlatmış yazar. Ve uzun uzun değil de kısa ve öz tutmuş cümlelerini. Ve bu kitabı okurken aklıma ilk gelen kişi olan Canan'a hediye edicem. Kendisi ile İnstagram sayesinde tanıştık. Henüz  yüzyüze tanışmadık ama bir gün oda olur dimi Canan? :)




Günlerimiz kahve içmeden geçirmiyoruz dimi kahve severlerrrr :))))

Böyle işteeeee blogcanlar....

İyi haftalar hepinize.