Doğum Günü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Doğum Günü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23.11.22

Kasım Dökümü...

 Aslında aklımda bambaşka bir yazı vardı... lakin sabah deprem haberi ile uyandık.

Hissetmemiştik. Ama hisseden de bir çok arkadaşım var.......Geçmiş olsun hepimize...

Bir kaç önce deprem çantası hazırlamıştık eşimle, şimdi içice kalan bir kaç eksiğide eklemek gerek....

Doğanın kendini hatırlatması olarak bakıyorum deprem gibi olaylara... düşünsenize, elinizden gelen bir şey yok, müdahele edemiyorsunuz.... Tabi kadercilik ile bağlamayın bu sözümü. Tedbir almak, hazır olmak da bir o kadar elimizde.....demek istediğim, kendini bilmezlerin doğayı katletmesi, doğada yaşayan canlılara duyulmayan saygı, varlıklarını yok saymak v.b....


Bu ay hem mutlu anlarla dolu hem de hüzün....... Eşimin bir yaş daha aldığı bir ay kasım.... İnşallah daha sağlıklı, uzun yıllar birlikte yaş alırız sevgilim... Pazar gününe de antreman koyunca kızın hocaları, sabahtan bir kahvaltıya gittik, orada mumları üfledi :) Happyıde börtday dedik :))) Sonrası hop kızı antremana götürdü....


Bir tarafımda çok buruk; annemin kaybını yaşadığım bir ay.....hayat ne garip.... kutlama yapıp, mum üflerken, bir kaç gün sonrada annemin mezarını ziyaret ettik..... Biraz içimden sohbet ettim  ziyaretimde, anlattım, ağladım, güzel anılarla anmaya çalıştım.... koskoca 6 yıl nasıl geçti bilmiyorum...... tabiki ilk gün gibi değilim, daha dirayetliyim artık... İçimin bir yanı hep eksik, hani diyorlar ya o kadar hissediyorum ki o duyguyu; annen ölünce büyüyorsun... işte bunu yaşayarak hissetmek ne fenaymış..... evet hepimizin yaşayacağı bir an... ama yinede erkenden olmasın hayatlarınız da.....

İşte böyle.... içimde ki gelgitlere şaşıyorum bazen... bildiğim bir şey varsa, anne olmak daha da bir güçlü yaptı beni.... 

Onun dışında ara tatilde de kızçenin anteramanlları ful idi... o yuzden cuma ve cumartesi arkadaşları ile planlar yapıp, çocukları yemeğe, oradanda sinemaya götürdük. Keyifleri yerindeydi.  Cumartesi günüde yakın arkadaşının annesi ile haberleşip, kızları Akasya Lunapark'a götürdük. Biraz ufak ama çocuklar için çok çok iyi. Sadece çocuklara özel o yüzden de sakin... tadına vara vara, rahat rahat biniyolar aletlere...

Kore dizileirne başladım :))) fenada değiller,  ama favorım olan başka bir diziden bahsetmek isterim....


"House Of The Dragon" tek kelime ile heyecan ve görüntülerle müthişti.... Bize Game Of Throns'da geçen ejderja hanesinin öncesini anlatıyor...... Game Of Throns'u yeniden izlemek istedim.... :)

hadi birazda okuduğum kitaplarımdan bahsedeyim:))



Bayan Caliban......
İçerik olarak bir canavara aşık olan kadının romanı gibi ( canavarı tırnak içinde belirtmek isterim) okusak da öyle değil..... Bir kadının  kısıtlanması, yaşadığı duyguları bastırması, aynı şeyi yaşayan erkeğin ise kendine bir çok şeyi hak görmesinide okuyoruz aynı zamanda....
Kitabın arka kapak yazısında "Anglo-Amerikan Edebiyatının gömülü kalmış cevherlerinden biridir kitap" yazıyor... Biraz araştırdım. O zaman daha net oturdu kafamda detaylar .... Tabiki savaş ve savaş sonrası ruhsal çöküntüler yaşan toplum ve yazarların anlatımı da o yönde olacaktir.... O yüzden buradaki canavar ile ilskiye giren, içinde ki boşluğu doldurmaya çalışan Dorothy'i bu sekilde değerlendirmek gerekir.
🦎
Mesela kitapta dikkatimi çeken cümlelerden biride; ....her şeyi halı altına süpürmek daha kolay  olmuştu; başka hiçbir şey yapamayacak kadar tükenmişlerdi. İşte böylece sürüp gitmişti; suskunluklar, uzaklaşmalar, işe yaramayacağını bildikleri konuşmalar yapmaya çalışmanın verdiği umutsuzluk..."
Bu cümle yaşadıkları kayıplar üzerine geçiyor.... Anne baba olarak evlatlarının kaybını yaşamak ve erkeğin bu süreçte kadınla olan ilişkisini değiştirmeye başlaması... Aldatması, sadece görev gibi kağıt üstünde süren evlilikleri.....

Velhasıl kısa, öz bir kitaptı Bayan Caliban... Sonunu da Yeşilçam sonuna bağlamasa iyiydi :⁠-⁠[
Zelisim'le beraber okuduk Prospero Serisinden 5.kitabi.... 🙏🏻  sırada diğer kitaplar var serinin...
Ve çevirmene de ayrı bir teşekkür, akıcılığı bozmadan bize aktardığı için,🙏🏻💐  #gulsahinkitapligi


 

 

 
💫İyi oyuncu olduklarını gördüm tüm kibirlilerin: oynuyorlar ve beğenilerek seyredilmek istiyorlar- tüm tinlerini kaplamıştır bu istem.

💫💫: vicdan yarası yaralamayı öğretir insan....

Bir nevi diğer yarımızla yüzleşme kitabı gibi Zerdüşt... Hani kimseye göstermediğimiz, hatta bazen kendimize bile dile getirmediğimiz yönlerimiz... Mesela;  toplum içinde ki tavırlarımiz, başkası ne der diye yaptıklarımız, iyi kötü davranışlarımız... O kadar çok şeyi sorguladım ki... İkinci okuyuşum Zerdüşt'ü. Naçizane tavsiyem ilk okumada sadece okuyun, sorgulamadan, ne dedi, neden dedi, ne demek istedi demeden okuyun . Sonra da bir süre sonra tekrar okuyun, o zaman taşlar yerine oturacak.
Kitapta bahsedilen "Üstinsan" kavramı vardır. Sürekli tekrar edilen...
Tabi arada Hristiyan dünyasına da eleştiriler vardır. Tabi bunlari biraz da kendi yaşamında yaşadığı olaylar sebebiyle de der Nietzsche....
Ve en çok da eylemlerimiz sorumluluklarını almamızdan bahseder ... Dünyevi şeylere nasıl da bağlandığımızdan...
O kadar çok duygu var ki anlatmak istediğim kitaba dair......
Bunları yazıyorum ama gözünüzü korkutmasın.... Zamanı geldiğinde, kitap sizi çağırdığında alın ve okuyun. Elbet bir yerde size de geçecek anlatılanlar...
Ekim ayı okuma kulübümüzün kitabı idi Zerdüşt. O ay yetistiremedim okumamı... Ama acelesi de yoktu. Amaç okuma sayısı değil, kitabın bize ne anlatmak istediği... Dimi 😉
🙏🏻💫

 

6.3.17

3 Yaş D.Günü Ve Trolls


03/03/2014 tarihinde hayatımızın anlamı tamamen değişmişti. Ay çöreğim, can paremiz bize merhaba demişti.
Dün 3 yaş doğum günün kutladık. Daha doğrusu Umay'ın yoğun ısrarı ile çekirdek aile pasta kesip kutlama yaptık.
Aslında hiç ama hiç kızıma parti yapma havasında değildim. O yüzden bu sene ufak bir pasta ile kutlayalım diye düşünmüştüm.
Fakat bizim cimcime "anne benim doğum günüm ne zaman, ben ne zaman pasta üfliycem vb.." soruları hegün sorunca bide kendi kendime "Gülşah senin canın istemeyebilir ama kızının nasıl mutlu olacağını düşün" diyerek düşünüce dün pastasını kestik. :)
İyi de oldu,  çok ama çok mutlu oldu.

Can kızım yeni yaşın kutlu olsun. Sağlıklı, keyifli çocukluğun ve ileri yaşların olsun...


 Akşama da film izleyelim dedik. Troller'i izledik.
Amanın nasıl keyifli, renkli bir filmdi.
Kesinlikle çocuğunuzla izleyin. O renkler, danslar ve müzikler tek kelime ile harika idi. Ara film olarak keyifle izleyebilirsiniz.






Troller neşeli, belirli aralıklarla birbirine sarılan ve devamlı müzik şarkı söyleyip dans ediyorlar....
Bergenler ise mutsuz, sevimsiz devler. Trol yerlerse mutlu olabileceklkerine inandıklarından devamlı olarak Trol avlamaya çalışıyorlar. Bizim Prenses Poppy birgün parti verirken yerleri belli oluyor ve arkadşları kaçırılıyor. Onu kurtarmak için peşinden gidiyor ve Bergenler'e Trol yemeden de nasıl mutlu olabilecekerini öğretiyor. Diğer detaylar filmde elbet :)))

BU haftaya hızlı başladık.
Hepimize iyi haftalar. :))


19.8.16

İyi ki doğdummm :))

doğduğum ev
Bir 19 Ağustos günü öğlen 14:00 de gözlerimi açmış hayata merhaba demişim.. Hastane sonrası bu fotoğrafını gördüğünüz evde 2,5 sene yaşamışım...
O dönem annemler babaannemlerle bir oturduğundan, babanne evine gelmişim ve annemler ayrı eve çıkana kadar bu evde yaşamışız;babannem beni öyle sahiplenmiş ki; annem sanki süt annem gibiymiş. Kucağına alıp sevmesine bile izin vermezmiş rahmetli.... Gece de babaannemlerle aynı oda da yatıyormuşum ve herşeyimle ilgileniyormuş.....
Tabi bu kadar sahiplenmesine rağmen rahmetli babaannemle ilgili anılarım çok da hoş değil... artık rahmetli oldu ve eski defterleri açmanın da bir anlamı yok... değil mi?

Ama bu ev ve sokak ile ilgili anılarım güzel. Nede olsa çocukluğum geçmişti bu sokakta... şanslıydım mahalle arkadaşlarım vardı.. sokakta miskette oynadım/k, yakar topta, saklambaçta....

Şimdi 36 yaşı bitiriyorum... hayatım da anlamı, sevgisi büyük bir varlık ile yaşıyorum... Bana anneliği tattıran, onsuz yaşayamayacağım bir hayat süren kızımızla yaş almak daha bir keyifli....
 Yaşım ilerledikçe anladım ki; her ne kadar fiziken yaşımı göstermesem de ruhen yaş aldığımın çok farkındayım....
eskiden yaptığım takıntıların çoğu yok...
mesela asla saçımı yıkamadan sokağa çıkmazdım; hatta bakkala bile gitmezdim :)
Annem "nolcak kız altı üstü bakkala gideceksin" derdi... Amaninnn imkansız ben asla o dünden kalmış yağlı saçla bakkala gitmezdim...
Kuzenim eğer aniden arayıp " hadi şuraya gidelim" demişse... cık cık.. öyle ani dışarı çıkmalar bana göre değildi, hazırlanmam gerekliydi... Tatile bile giderken çanta ayakkabı eş götürürdüm ve koca bir bavulla gidip azcık eşyayı kullanırdım... vs...
Sonra aslında tatilde bu kadar tefarrua da gerek olmadığını öğrendim...
Sanırım "serde gençlik var" dedikleri böyle bir şey. :) bu örnekler uzar.....


gülmek en eğerli şey


Sonra ne mi oldu... aslında hayatımda takıldığım buna benxer ve yazmadığım bir çok şeyin " zamanımdan çaldığını, yaşam kalitemi düşürdüğünü" anladım. Bunda çok iyi bir gözlemci olmamın, hayatı farkında yaşamayı sevmemin ve okumamın.. ama önemlisi öğrendiklerimi hayatıma uygulamamın etkisi çok büyük...
Yaşamın bunlara takılmayacak kadar kısa ve hızlı aktığını, yaşamdan alınan keyfin başka şeyler olduğunu keşfettim.... daha basit ama kaliteli yaşamayı öğrendim...

Ve son birkça senedir daha bir keyifli oldum kendime....
O yüzden hoşgeldin yeni yaşım...
Doğum günü kutlarımmmm yanaklarımdan öper, daha keyifli yaşlar dilerim kendime. :)

not: az buçuk melankoliklik vardır da ... fark etmişsinizdir.. :))

7.3.16

Nedim Gürsel, Doğum Günü ve yeni bir hafta....

Veee kızım artık 2 yaşında. Bir çocuğun, evladının büyüdüğüne tanık olmak o kadar muhteşem bir duyguymuş ki anlatamam. Ki evladı olanlar ve büyütenler daha iyi anlar beni sanırım ;)
Bu sene küçük, çekirdek ailemle kutladık yaş gününü. Annneanne, babaanne, dede, amca, dayı, yenge, kuzenlerle pasta kestik. Sonrasında ufak tefek hazırlık yapmıştım, masayı da açtık, sohbet eşliğinde çay içtik.
Çocuklar da ay ve hafta o kadar fark ediyor ki gelişimlerinde.... Örneğin bundan bir iki hafta öncesine göre Umay daha bir durağan. Bazı şeleri daha iyi anlıyor ve tepkisini ona göre veriyor.
Yine dışarı çıkınca ipi koparılmış gibi koştıruyor ama kapalı ortamlar da daha bir fark ediyor hareketleri.
Aslında ben bir ara da bebeğim ilgili yazı yazayım.





 Bu ayın ilk kitabı da bitti. Yüzbaşının Oğlu/Nedim Gürsel 
Arka kapak yazısına bakıp da aldanmayın sakın, çünkü yazar arakdaşının annesi ile yaşasığı aşkı ve cinselliği o kadar güzel aktarmış ki. Ki kitap daha çok yaşlı bir gazetecinin kızının tavsiyesi üzerine yaşadıklarını, ses bandına alması üzerinden anlatılıyor. Aynı zaman da bir dönem kitabı da diyebiliriz. Arada günümüze dönüp siyasi analizlerini ve yorumlarını da yine rahatsız etmeden anlatıyor. Okumadıysanız okuyun derim.  Film olarak da epeydir merak ettiğim bir filmi izledik. Ejderha Dövmeli Kız  Aynı zaman da üçleme kitabın ilkine film çekmişler. O kadar çok bahsini ve övgüsünü duymuştum ki... Ki film bayağı bir puan da almış. Hak etmiş de. Başlarda biraz sıkılıyor gibi oluyorsunuz ama sonra bir açılıyor film bu seferde sonunu merak ediyorsunuz. :)

Yeni haftaya başladık, herkese iyi haftalar....

18.2.16

Terör, Gündem, Sonra Hayat Yeniden Başlar, Seyrek Yağmur....

Dün şöyle bir Twitter'a bakayım dedim ve, o da ne ... yine terör saldırısı..... Yemin ederim artık sokağa çıkmaya korkar hale geldik.... Yada kalabalık yerler de çalışan yakınlarımızın evine sağ salim dönmelerini diler haldeyiz........
Artık ekranımı karartmaktan, lanet yağdırmaktan uandım... içimin yanması bitmiyor elbet ama tepkim bu şekilde vermemeye karar verdim.........
 .................
stajyer
 Geçen akşam otururken; hadi dedik öyle derin olmayan bizi güldürecek, keyiflendirecek bir film izleyelim. Ne zamandır vardı bu filde elimizin altında. İzleyelim dedik. Gerçekten de bir izlenimlik, keyifli bir filmi.
Son bir kaç yıldır çok fazla Robert DeNiro filmi var dikkat ettiniz mi hiç... Sanırım iyi oyuncu olmak böyle bir şey.
Emekli, eşi ölmüş ,yalnız ve evde pineklemekten hoşlanmayan bir adamın bir kıyafet sitesine stajyer olarak başvurması ile başlar film.... sonrasında ise çalışanların ve patronun da kendisini sevmesi, engin tecrübelerinden yaralanması ile devam eder.
Beni en çok güldüren şeyse ki hem komik hem trajikomik; gençlerin ceket mendilini garip karşılamaları ve hergün işe gelirken takım elbise giymesini sorgulamalarıydı...

İzleyin derim... ;)
sonra hayat yeniden başlar


 "Sonra Hayat Yeniden Başlar/Mustafa Mutlu" kitabı da bitti. En çok ismi etkilemişti beni başlarda... Ki okurken içinde ki cümleler de vurgun etkisindeydi. Bir ailenin içinde ki yaşadıkları, duyguları, hayata bakışları ve...Konu sıradan gibi ama okurken çok özel şeyler hissediyorsunuz.... Alıntı yaptığım yandaki uzun cümleyi de bir okuyun derim. Okurken kafanızı sallamaktan, ne kadar doğru bir analiz demekten kendinizi alı koyamayacaksınız..
Bir de baştaki şu cümleyi de çok sevdim;
" Bazen çocukken çıkar karşına o kör karanlık, bazen ellili yaşlarda bulur seni... Ama mutlaka çıkar! Ne yapacağını, nereye gideceğini bilemezsin.
Yapman gereken tek şey, karar vermektir...
Sonra hayat, öyle ya da böyle...Yeniden başlar!"




 Bir de üstüne Seyrek Yağmru/Barış Bıçakçı" bitirdim....
Özellikle uzun zamandır böyle iyi bir öykü kitabı okumamıştım. Rıfat'ın kesinlikle dünya ile, yaşam ile insanlar ile, doğa ile, davranışlarımız ile sorunları var ama öyle daraltan değil... sorgulayan ve doğru tespitlerle....
Okumadıysanız notunuz alın ve okuyun derim....
can'ımın içi

Bir de üstüne salı günü canımmmın içi kuzenimin  32.yaş gününü kutladık bizde. Ma aile toplaştık, yedik içtik, pastasını kestik ve hopp yeni yaşa merhaba dedik.
Tekrardan canımın içi yeni yaşın yeniliklerle gelsin...


11.9.15

Gündem, Biten Kitap....Biz....

Gündem....
İçler acısı gündem.... Doğuda akşamları sokağa çıkma yasağı........ 
Yaşım gereği ne sıkıyönetime, ne sokağa çıkma yasağı günlerine denk geldim.... kişilere, topluma, gruplara neler yaşatır bilmiyorum. Ama anlamak için illaki yaşamam gerekmiyor diye düşünüyorum...
Ne zordur kim bilir oralar da doğuda yaşam..... Allah hepimizin Yar ve Yardımcısı olsun.... 



Biz bu haftayı biraz tatlı yoğunlukla bitirdik. Pazar günü çok sevdiğim/iz, canımız Mehmet Eren'in 2 yaş doğum gününe gittik. Zaman ne çabuk geçiyor, inanamıyorum. Bizim kız bile 1,5 yaşında oldu artık....
Herşeyi o kadar bilinçli ki artık, ne desek anlıyor ve cevap veriyor. İstemediği bir şey olursa çok net tavrını koyuyor. :)
 Yandaki fotoğraf geçen seneden. Şimdi kocaman delikankı oldu bizim oğlan ;))))
Hele hele bizim kıza bakın nasıl da küçükmüş anammmmm. :)))))
Buda doğum gününden ufak bir kare. Mumları üfledi bitanemiz. İnşallah hayatta hep ondan yana olur. Elbette hep başarı olmayacak, düşecek kalkacak ama ayağa kalkmayı, devam etmeyi hep bilsin inşallah. Sağlıklı ömrü olsun Mehmet Eren'im. :)
Seni çok seviyoruz tatlımmmm. :)


 Tabi bu doğum gününden sonra akşamına da hafta içi doğum yapacak olan arkadaşımızın moral yemeğine gittik. Çarşamba günü oda Yağız bebeği kucağına sağlıkla aldı.
Fark ettiniz mi bilmem kızımın arkadaşları hep erkek olacak. :))))


Bugün de Toprak Cem ve Sevdoş ziyaretimiz var. Eeee özleştik tabi canlarımla,... Hop haftayı bitirdik işte ::))))))

Rabbim ülkemize savaş vermesin, huzur ve uyum versin......
Hayırlı Cumalar blog.


Bu hafta Yaşar Kemal'in "Hüyükteki Nar Ağacı"  kitabını bitirdim.
Yine Yaşar Kemal kısa ama öz olarak sanayileşmeyi, tarımın nasıl bittiğini. çiftçinin açlığını, aş, iş arayışını, traktör karşısında verdiği mücadeleyi, şivesini öyle güzel anlatmış, yazıya dökmüş ki...
Fazla söze ne hacet, boşuna Yaşar Kemal olmamış....

Kitap hakkında;

Yaşar Kemal'in "doğa-insan ilişkilerini en iyi anlamda verdiğim yapıtlarımdan biri" dediği Hüyükteki Nar Ağacı, traktörün tarıma girmesiyle birlikte işsiz kalan yarıcılar ve mevsimlik işçilerin dramını konu alıyor. Kapitalizmin Çukurova'ya düşen büyük gölgesi, her satırla görünür kılıyor.
"İşte bu romanı ve Yaşar Kemal'in pek çok yapıtını güçlü kılan şey şu 'doğa-insan ilişkisi' sözlerinde saklanıyor. Çünkü Yaşar Kemal bu ilişkiye insanın en temel, en eski, dil yaratma yetisiyle özdeş bir niteliğiyle yaklaşıyor. Mitos yaratmak..."
- Güven Turan-
"Hüyükteki Nar Ağacı adlı romandaki tüm unsurların büyüleyici olması dışında Yaşar Kemal bu romanında kainatın dışından kelimeleri ve Anadolu'da gizlenmiş mikrokosmos hayatlar ve hayaller ile epik yazarların kosmosunu yaratmayı başarmış."
- Frankfurter Allgemeine Zeitung



Sayfa Sayısı: 102

Baskı Yılı: 2015


Dili: Türkçe
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları

24.8.15

Soslar, kışa hazırlık ve doğum günü :)))

Oyyy oyyyy hava miss missss benim için. Hatta Umay için bile. Kızçem o sıcak, kavurucu günler de hep uykuya yerlerde uzanarak geçti.
Anladım ki bir kez daha yaz havası İstanbul'daysan çekilmiyor. Anca tatil yöresindeysen güzel geçiyor. O denizin sesi, havası ve tatil psikolojisi iyi geliyor bana. Yoksa buralarda yazın bir fena.....
Neyse birkaç gündür iyiyiz. Hatta akşamları üşüyorum bile... Şikayetçi değilim. :)

Ee yazmayalı ne yaptın derseniz( ki bilmiyorum der misiniz? )
Kızım düzeldi. Bu sefer de ben nezle oldum hemde fena. Neyse ki şimdi biraz daha iyiyim. Yine burun akıntım var ama en azından başım ağrıdan çatlamıyor. O haldeyken bile birşeyler yaptım. Mesela; kışa hazırlık. Salı pazarından 25 kilo domates aldık. İçine katmak için de kırmızı biber. Sonra ben biraz gündüz biraz gece kızçem yatınca iki tencere de domatesleri dörde bölüp, içlerine de kendi damak tadıma göre kırmızı biber atıp önce 1 saatten biraz fazla kaynattım. Sonra blendır ile vıztt vızztttt yaptım sonra bir saat daha kaynattım, tabi indirmeme yakın tuz ve biraz zeytinyağı ilave ederek kaynattım. Sonra da hoop kavanozlara boşalttım ve yerlerine kaldırdım. Kışlık domateslerim hazır. Şimdi ben daha önce yaptığımda sırf domates kaynatıyordum ama Nesrin Ablam dedi ki; hem kıvamlı olması açısından hem lezzet açısından kırmızı biber eklemek şart. Bende söz dinledim ve öyle yaptım.
Şimdi sıra kahvaltılık biberli sos yapmada. Oda yarın yapılacak. Bu sene çok hamaratım çookk.

Onun dışında ayın 19'unda doğum günümdü. Tabi doğum günü nezle ve baş ağrısı ile geçirdim hatta kız uyuyunca bende uyudum.
İnsanın hayatında ailesinden sonra sevdiği dostları, arkadaşları olmalı. Ki bu konuda şanslı kişilerden biriyim. Bana da sevdiğim dostlarım birgün öncesinden doğum günü süprizi yaptılar. nasıl mutlu oldum anlatamam. Siz hep hayatım da olun emi... :)
Sonra ki günde Nesrin Ablam ve Müge Ablam pasta kestiler süpriz yaparak.
Ailem, dostalrım, hepinizi çok seviyorum ve hep hayatımda olun istiyorum.

Eee yaş derseniz 36'dan gün aldım efendim söylemesi ayıptır. :))

Öyle çok şey öğrendim ki şu koskoca 36 yılda...

 Öyle işte blog. Aşağıda okuduğum kitapları da tanıtıp kaçayım. Malum ütü beni bekler, ellerimden öper. :)

İyi geceler yazımı okuyan, tanıdığım, tanımadığım okur. :)))


Emre Kongar'ı bilen bilir, üslup bakımından konuşması gibi yazmış ve okunması kolay, anlatım dili sade ve tarihiteki önemli olayları da sade bir dille anlatmış. Hem belgelerle hem okudukları ile.
Kitabın özeti ve içindekiler ise şöyle;
Tarihe bakarken genellikle hangi yanlışlar yapılır? Türkler isteyerek mi Müslüman oldular? İslama laikliği kimler getirdi? Osmanlı’da inançları yüzünden kimler yakıldı? Osmanlı İmparatorluğu Müslüman olduğu için mi çöktü? Ermeni trajedisi bir soykırım mıdır? Niçin? Abdülhamit: “Kızıl Sultan” mı, “Ulu Hakan” mı? Vahdettin “hain” miydi? Amerika hangi Lozan’ı kabul etmedi? Atatürk niçin yalnız bir liderdi? Menderes bir “Demokrasi Şehidi” midir? Askerler siyasette ne tür tarihi roller oynamıştır? Atatürkçü aydınlar niçin öldürüldü? Prof. Emre Kongar, bu ve benzeri ilginç soruların yanıtlarını, hem resmi, hem de gayri resmi tarihi eleştirerek veriyor.




Diğer kitabım ise Sinan Yağmur'un  Aşkın Meali 2 İbrahim Ve Hacer.

Yazarın diğer kitaplarını da beğenerek okumuştum . Hele Mevlana ve Şems'i öyle güzel anlatmış ki... Kelimleri güzel kullanan insanları, yazarları seviyorum.
Bu kitapta yazar yine duygusal, anlamlı sözlerle ve Kuran-ı Kerim'den alıntı yaptığı ayetlerle anlatmış; İbrahim'i, Sare'yi, Hacer'i ve kurban vereceği İsmail'i....

Ama birşey eksik gibiydi ne derseniz henüz bende bulamadım. Ama okurken sıkılmadım da sadece kapağı kapattığımda böyle hissettim...


Ve şuan okuduğum kitap ise Baragan'ın Dikenleri. Bitmesine az kaldı yorumumu diğer yazıda anlatayım dimi... :)))

9.3.15

Doğum Günü Partimizden kalanlar....



Hep diyorum iyi ki bizi ailesi olarak seçmiş Umay ve evet Umay bizim kızımız olmalıymış. Her anne-baba gibi  çook mutluyuz.

Veeee cumartesi günü kızımızın 1.yaş günü partisini sevdiklerimizle kutladık. Sabah uyandığımda aklımdan neler neler geçti. 1 sene de nasıl da değişti hayatımız eşimin ve benim. Artık ailemizin bir ferdi daha vardı ve büyümesine tanıklık ediyoruz.
Doğana kadar; acana nasıl biri olacak, kime benzeyecek?... 3 aydan sonra ne zaman emekleyecek, ilk "anne mi baba mı" diyecek? ne zaman yürüyecek derken...
Kızımız ufaktan konuşmaya, yürümeye başladı bile. Artık birçok isteğini parmağı ile göstererek yada başıyla işaret ederek anlatıyor. Tabi biz nasıl mest anlatmama gerek yok değil mi? :)))

Neyse işte partimizi yaptık, sağolsun ailemin ve  arkadaşlarımın desteği çok oldu. Pastamızında çok özel olmasını istiyorduk ve Umay'ın simgesinden yaptırdık. Umay ismi çok özel bence ve kızımız bunu fazlası ile taşıyor. İnşallah hep böyle güleryüzlü, sosyal bir çocuk olur.
Böyle işte blog cumartesi yoğun pazar günü de dinlenme ile geçti. Bugün de 1 yaş aşılarını yaptırdık Umay'ın. İkisi canlı biri cansız aşı olduğundan hemşire ateş yapabilir dedi. Şimdilik ateşi yok inşallah geceyi rahat geçirir kuzum.

Hepinize iyi haftalar bir sonraki yazıda görüşmek üzere. :)


1 yaş kurabiyelerimzi de yaptırdık. Pastamızı sağolsu Serap Ablamız yaptı. İnstagram'da ve Facebook'tan instgramda buraya tıktık takip   
edebilirsiniz, lezzet olarak ve şekil olarak muhteşemler. Burdan da tekrar teşekkür ederim Serap Ablacımmmm ve Pelin'cim. Muckssssssss.








 



1.3.15

1 Yaş Doğum Günü Hazırlıkları....

 Nasıl da bir sene geçmiş inanamıyorum blog. Ve biz Umay için parti hazırlıkları içindeyiz.

3 Mart haftaiçine denk geldiğinden cumartesi günü evde yapacağız yaş günü partisini sevdiklerimizle.
Ve ne çok sevenim, dostum varmış ki bana o kadar az yapılacak şey bıraktılar ki.

Süslerimizi aldık, Umay'ın kıyafetini, ayakkabılarını aldık. Bir saç bandı kaldı onu da halletik mi tamam. 
Çağrılacak kişlerle konuşuldu. Liste yapıldı unutmamak için. 

Yemek listemiz hazır, pasta ve kurabiye siparişimiz verildi.

Ev temizliği derseniz yavaş yavaş yapılmakta. 


Bizde bu hafta ve önümüzde ki hafta hazırlıklarla geçecek blog. O yüzden az uğrayabilirim sana ve size arkadaşlarım. 

İyi pazalar. :))