Fransız Edebiyatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fransız Edebiyatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15.12.25

Son dönem okuduklarım...

 Selâmlar, son dönemlerde okuduğum kitapların yorumlarını bırakmak istiyorum bloğumada. ☺️


"Zaman kördür, insansa ahmaktır. "


"Notre Dame'in Kamburu" aslına bakarsanız bildik bir hikâye. Yıllarca çizgi filmi olsun, filme uyarlaması olsun izledik.... Fakat okumak başka. Özellikle o alt detaylar çok ince işlenmiş.... 

Viktor Hugo detayları seven bir yazar, bu kitapta da Paris'e dair, sokaklarına, kilisesine, toplumsal davranışlara kadar o kadar çok detay ve betimleme var ki anlatamam... Yer yer özellikle ilk bir kaç kitaplık bölümde, Paris'i anlattığı kısımlarda çok sıkıldım. Çünkü bahsettiği hiçbir sokağı bilmiyorum ve o uzun anlatımları okumak bana iyi gelmedi 🙈 sonra hikâyenin başladığı kısma gelince 'oh be' dedim. :))


Konuyu biliyorsunuz, kitaba başlarken on sözünde der ki; yazar kiliseyi gezerken, duvarda" KADER" yazısına denk gelir ve o kelimeden o kadar etkilenir ki; bu kitap, o sözcük vesilesi ile yazıldı....

     Özellikle "ayaklanma" bölümü muhteşemdi.... Kitapta yok yoktu; özellikle din ve toplum üzerinden yürütülen olaylar, iç dünyamızın karanlık yönlerinin açığa çıkartılması olayları dil zenginliği açısından betimlerle harmanlanmış.... Dış görünüşü yüzünden hâlâ dışlananlarin olduğunu bilmek üzücü..... Okurken Esmeralda'ya çok üzüldüm... İşte burada "Kader" olgusundan ne demek istediğini anlıyorsunuz...


Özellikle sonuna hayran kaldım. Tabiki yazmıyorum çünkü spoiler vermeden dile getirmek zor...

Geriye serinin son kitabı "SEFİLLER" kaldı.... Bakalım bu kitapta bizi neler bekliyor...




#AgustinaBazterrica


İnsanlığın barbarlığını sorgulatıyor "Leziz Kadavralar" herkes okuyabilir mi emin değilim! Konusu itibari ile başta itici geliyor, sonuçta bir distopik Dünya ve insan etinden bahsediliyor. Yalnız bahderken insan eti olarak değil de hayvan eti olarak geçiyor ve resmen bizim hayvanlara baktığımız, uyguladığımız şekillerde yazılmış. Bilmeseniz konuyu, hayvan mezbaasından bahsediliyor sanırsınız. Tabi altta yatan duyguyu çok iyi işlemiş yazar. Tekinsizlik, toplumsal uyum, politik sebepler ile yapılanlar çok iyi işlenmiş.

Çok beğenerek okudum. Canım Aylam tavsiyesi ile almıştım. Yine yanıltmadı arkadaşım ✌🏻❤️


Arka kapak yazısı;


İnsan olmanın anlamını, medeniyet ile barbarlığın sınırlarını sorgulayan Leziz Kadavralar, bir yandan kederli bir baba-oğul hikayesi anlatırken diğer yandan kan dondurucu fakat tanıdık bir toplum portresi çiziyor. Hayvan eti bir salgından dolayı tüketilemez olduğundan yemelik insan "yetiştiren" bir dünya yaratan Bazterrica, psikolojik unsurlarla derinleşen bu politik anlatıda Latin Amerika yazınından aşina olduğumuz tekinsizlik duygusunu özgün ve çarpıcı bir biçimde şahlandırıyor ve çağımızın korkunç fakat kanıksanmış hakikatlerine ayna tutuyor.

Leziz Kadavralar, distopya edebiyatında yeni bir sayfa açılabileceğini gösteren, kapitalizmi, sömürüyü, tüketim kültürünü ve nihayetinde uygarlığın geldiği noktayı acımasızca eleştiren, güncelliğini uzun süre koruyacak ve unutulmayacak bir roman.


Çevirmene çok teşekkürler 🤗 #sedaersavcı


 #gulsahinkitapligi #lezizkadavralar #sirenkitap @sirenkitap


“Algı Kalesi, zihnin karanlık odalarını açtıran ve özellikle zaman algısı üzerine çarpıcı sorular bırakan bir kitap. Okurken yalnızca düşünmüyor; yerleşik doğruların sarsılıyor. Zamanın aslında akıp giden bir şey değil, ona yüklediğimiz anlamlarla şekillenen bir algı olduğunu öyle net gösteriyor ki, ‘geçmiş dediğim ne, gelecek sandığım ne?’ diye kendinle yüzleşiyorsun. Her bölüm, algılarımızın nasıl yönlendirilebildiğini tokat gibi hissettiriyor. En çok da şu etkiledi: Zamanı kontrol edemiyoruz belki ama algımızı değiştirdiğimiz anda zamanın akışı bile değişiyor. 


Bakış açısı ve anlamlandırma önemli, bu kitapta da bunu görüyorsunuz. Masalsı bir anlatımla vurgulamış.

 

3.2.20

Günlük, Biten dizi, kitaplar :)

Selam iyi haftalar hepimize.💃

Veee 15 tatil bittiğine göre normal kitap-kahve ikilime dönebilirim artık. :))))
Yoğun, keyifli bir 15 tatil geçirdik. Salgından dolayı kalabalığa girmemek adına dışarı fazla çıkmadık. Bir kez sinemaya götürdük çocukları o da Kozzy tenha oluyor diye oraya gittik.
"Gamonya" ya götürdük çocukları. Sevdiler.
Bana biraz yavan ve zorlama geldi, ki " Can Dostlar" ve "Bizim Köyün Şarkısı" filmlerini severek izledim ve hala izliyoruz 😁

Salgın,deprem derken gitgide dünya ve doğa bizi uyarıyor.... bakalım daha ne kadar kör,sağır.dilsizi oynayacağız.......

Bu düşüncelerin dışında "Atiye" dizisini izledik. Ben beğendim, en azından klasik türk dizilerinden farklı idi. Özellikle paralel evrene göndermeler ve gelgitler kısmını iyi buldum. Böyle böyle bizde ilerleyeceğiz. Twitter çalkalandı bu dizi sebebi ile. Buket Uzuner'in dörtleme serisinden alıntı olduğunu yazanlar çoğunlukta.





Lakin ben ne "Defne Kaman" ne de ananesi "Umay Ana" ile bağlantılarını kurabildim. Elbet benzerlikler, esinlenmeler olmuş olabilir ama bir Defne Kaman değildi....
Ki yazarın kitaplarının sinema ya da dizi uyarlaması olsun çok isterim. Son kitabı dört gözle bekliyorum.

Diğer dizim "Anne Whit An E"
Nasıl güzel nasıl keyifli ve düşündürücü bir dizi anlatmam.
O çocuklara,kıyafetlere döneme veee manzaraya tek kelime ile bayıldım.
Son sezonu Umay ile izliyoruz. Son iki bölüm kaldı lakin tek izlemeyeceğime dair bizim kıza söz verdim. Onun keyfini bekliyorum 😬
 Bir de tab, türkçe dublaj izliyoruz oysaki kendi sesleri ile izlemek ayrı bir keyif.

Birde yeni türk dizilerinden "Ottoman"merak ediyorum yakında ona da başlarım.

Biten kitaplarıma gelince;

Aralık 2019 'da bitirdiğim bir kitaptam bahsetmek istiyorum.


Bir Kutu Kitap ile gelmişti. Ve okumak istediğim kitaplardan olunca da çok sevinmiştim.
Novella tarzı, ama içi, alt metinleri dolu dolu bir kitap. İnternet sayfalarında şöyle yazıyor;

   

“Modern Yunan nesrinin en büyük yazarı.” Milan Kundera “Kurgunun mucizevi doğasını bize Hadula: Bir Ada Öyküsü gibi kitaplar gösterir.” Gabriel Josipovici Hadula, yaşadığı adadaki dertlilerin kapısını çaldıkları yoksul bir kadındır. Şifalı bitkilerden hazırladığı ilaçlarla şifa dağıtır hastalara. Ve yaşlı Hadula, sonunda her şeyin kökeni olan bir soruna da çözüm bulur: Yaşamak sorununa. Papadiamantis, dönemin sosyal ve ekonomik şartlarının -özellikle kadınlar üzerindeki- etkisini göstermekle kalmaz; suçun cezaya, iyiliğin kötülüğe karıştığı o gizemli bölgeye insan ruhunun adım adım nasıl çekildiğini de ustalıkla resmeder. Hiç aklımıza bile gelmeyenlerin nasıl da başımıza gelebileceğini, kaderimizden kaçmak için çırpınırken kendi kaderimizi yaratışımızı ve bu sırada yaşadığımız iç hesaplaşmaları, tutkuyla anlattığı bu trajik öyküyle gösterir. Tiyatro oyunlarına, operalara konu olan ve antik Yunan efsanelerine sırtını dayamış bu modern Yunan klasiğini, Yasemin Aydın’ın Yunancadan çevirisi ve Herkül Millas’ın önsözüyle sunuyoruz."

Gerçekten de etkileyici bir hikayesi vardı "Hadula"nın. Bir kadının iyilik için yaptığı şeyler, ailesini kurtarmak, kızların yazgısını değiştirmek.... sanırım anne olmak çok zor bir duygu demiştim okurken.... hem anne hem kadın olmak, mahalle baskısı, gelenekler, ekonomik sıkıntılar....

Diğer kitabım;

"Gitar /Michel del Castillo"

Sayfa Sayısı: 96
Özgün Dili: Fransızca
Basım Tarihi:
 
 
 
 Yine yüreğe dokunan, insnların kendileri gibi olmayan, dış görünüşü beğenmediklerinde nasıld a "canavar, çirkin" diye dışlayabildiklerine, iftira attıklarına şahit oluyorsunuz.
Bir de aslında içimizde ki "iyiliği" ve "kötülüğü" nasılda yaşadıklarımız, maruz kaldıklarımız ortaya çıkartıyor dedim okurken. Kesinlikle tavsiye edeceğim kitaplardan biri Gitar kitabı.

 Arka kapak yazısı şöyle;

 
İspanyol asıllı Fransız yazar Michel del Castillo'dan, karşısına duvar misali dikilen makûs talihinden sıyrılıp toplumda kabul görebilmek için insan doğasında saklı olduğuna inandığı masumiyete sığınan, lanetli ve yalnızlığa mahkûm bir ruhun öyküsü: Gitar.

Varoluşa içkin tüm çelişkileri ve uç noktaları derinlemesine tahlil eden Castillo, Gitar'da iyilik ve kötülüğü hasarlı bir bedeni sarıp sarmalayan birer giysiye dönüştürüyor.

Galiçya kırsalının büyüleyici ve çetin topraklarında önyargılara, sıradan kötülüğe ve tabulara karşı kalplere ulaşma mücadelesi veren, toplum tarafından dışlanmış bir cücenin, umutsuzluk sarmalından coşkun ezgilerle kurtulma çabasının etkileyici öyküsü...
 
 



16.8.19

Biten Kitaplar, Yeni Başlanan okumalar....

Veeeeeee #anarşık bitti..... Kürdan beni çok güldürdün çok yaşa emi.....
☘ Novella tarzı bir roman Anarşık.  Uzun zamandır böyle ince dokundurmalarla kitap okumamıştım. Özellikle bazı yerler de ki o mizahi laflar beni bitirdi.
🤭

Yer yer güldüğümüz ama en çok da içinde yaşadığımız çok bizden biri Kürdan.  Hayatı roman gibi.... Yokluk,  kimsesizlik,  umut.... Hepsi varda var...
Ve başına gelmeyen kalmaz.
Tabi şu ince detayı atlamamak lazım; hiç bir şey göründüğü gibi değildir. Okuyanlar anladı beni 😏




Kürdan lakaplı Mahmut’un cenazesi kaldırılmıştır. İmam efendi, mezara indirilenin Kürdan olmayabileceğine dair şüphesini fısıldayınca,
tüm tanıklar sorguya çekilir. Ancak yedi tanığın ifadesi işleri iyice içinden çıkılmaz hale getirir. Peki Kürdan ölmediyse gömülen kimdir? İmam Efendi cenaze namazında “er kişi niyetine” diyeceği yerde “hatun kişi niyetine” derken bir bildiği mi vardır, yoksa kalbi temiz olduğu için dili mi sürçmüştür? Kürdan arada bir nereye kaybolmaktadır?

Sanayi sitesindeki ustasından kamyon şoförüne, hayat kadınından
muhabbet tellalına, patronundan kabadayısına İzmir’in arka sokaklarında neşeli bir macera. Fuat Sevimay mizahi üslubuyla okuru Kürdan’ın peşinde bir arayışa çıkarırken, acımasız sistemin karşısında vatandaşın çaresizliğini de gözler önüne seriyor.
(Tanıtım Bülteninden)
Hamur Tipi : 2. Hamur
Sayfa Sayısı : 84
Ebat : 13,5 x 19,5
İlk Baskı Yılı : 2017
Baskı Sayısı : 1. Basım












Bitti....lakin içim de karakterler,  olaylar bitmedi.....Tabi bunda bazı karakterler ve isimlerinin de hayatımdaki yerleri sebebi ile daha bir içimde yer etti.
🏔 Nasıl da sadece bize anlatılanları biliyoruz duygusunu bu kitapla bir kez daha hissettim. 
🏔 Bazı karakterleri çok sevdim bazılarına kızdım. Lakin fazla açık veremiyorum kitap yeni 😉
🏔Hatai Başkan, John Gable, Aziz sizi unutmıycam..... Hele bana hatırlattıklarınızı hiç....
🏔 Bu yaz okuma hızım düştü diye kaç kez demiştim 😉 #dergahdağınsaklıyüzü
Kitabı elimden hiç bırakmak istemedim, bazı cümleler de ve detaylar da daha yavaş okudum,  çocukluğuma, anılarıma gittim.....
🏔 Özellik "İsmail" karakteri tam ismi çok içimi yaktı....fazla detay verememek çok zormuş yahu....keşke size de anlatsam hikâyeyi...
Ama anlatmam kitap yeni,  alacak olanlarınız olur.....
Kader ölçüsü, içimizde ki his....yaşadığımız anlar......hepsi var Dergah'ta....
Emekli bir asker olan John Gable aldığı bir haberle geçmişe döner ve başına geleceklerden habersiz Amerika’dan Türkiye’ye doğru yola çıkar.
Binlerce kilometrelik bu yolculuk Hakkâri’de görev yapan Binbaşı Cem Elvan ve emir eri İsmail’i de içine alacak bir serüvene dönüşecektir.
Onlar birbirlerini bekleyedursun, geçmişe ait ruhlar da yerlerinden çıkıp bu üç adamın kaderine ortak olacaktır.
(Tanıtım Bülteninden)

Hamur Tipi : 2. Hamur
Sayfa Sayısı : 280
Ebat : 13,5 x 19,5
İlk Baskı Yılı : 2019
Baskı Sayısı : 1. Basım






Bu kitabı bir arkadaş önerdi. Daha önce hiç duymamıştım. Ve yine tanımakta geç kaldığım yazarlardan diye düşündüm.
Çünkü öyle güzel ki anlatımı. Şuan PDF olarak okuyorum. Lakin diğer kitaplarına da bakmayı düşünüyorum.
Kitabın tanıtımı şöyle;

On yıl boyunca tasarlanan, iki yılda yazılan, belki bir günde bir solukta okunacak, belki bir haftada hazmedilemeyecek, herkesin istediğini bulabileceği bir yapıt olan Yaşam Kullanma Kılavuzu düzensiz büyük bir düzen ya da son derece düzenli bir düzensizlik…yani yaşamın kendisi…Edebiyat türleri açısından sınıflandırılması oldukça zor bir yapıt…Betimlemeler, sıradan öyküler, olağanüstü yazgılar, kataloglar, bilgelik dolu egzotik olaylar, mükemmel biçimde tasarlanmış cinayetler, karanlık kara büyüler, mucize bir eski kitap, bir seyahat kitabı, kapsamlı bir sözlük, şefkatin hiç eksik olmadığı bir ironi... Perec’in her şeyi tıkıştırdığı bu kitap büyük bir yapboz! Kaba güldürüyle atbaşı giden barok bir gerçekçilik!

Henüz başlardayım lakin okurken nasıl ilerliyor sayfalar fark etmiyorum bile....

18.2.19

Gecenin Sonuna Yolculuk / Louis-Ferdinand Celine

Selam.
Şubat ayı olarak okuma grubumuzla "GECENİN SONUNA YOLCULUK" kitabını belirlemiştik.

Okuyacağımız kitabı belirlerken özellikle okumak istediğimiz, klasiklerden seçiyoruz. Böylece daha çabuk ve anlayarak okumuş oluyoruz  Çünkü bazen gözden kaçan detayı diğer okuyan yazıyor ve kitabın sonunda aklımda/ız da detaylae daha çok kalıyor.
Kitabın başında bizi bir "Yolculuktan Haberler" diye bir önsöz  bekliyor
Bu arada çevirisi Yiğit Bener'e ait. Ve enfes bir çeviri idi. 😊

📰 Kitabın konusuna gelirsek herşey bulunan bir el yazması ile ortaya çıkıyor 
Yazar Celine 1932 yılında yazmış kitabını.
1.Dünya Savaşının ardından, ikincisinde çeyrek kala yazılmış bir kitap.
Kan kokan, yoksulluk, yoksunluk  hastalık, ölüm, sıcak, tuvalet, yara, et ve ne olursa olsun bol kahkaha ve hayata devam eden bir kesimi anlatıyor.



Kolay bir kitap değil. Yer yer durağan giden cümleler yer yer sokak ağzı ile anlatım ama okurken size iğreti gelmeyen....
Beni en çok etkileyen Celine'nin bir çok duyguyu cesaretle yazıp dile getirmesi ...

Bu kadar da olmaz diyorsunuz okurken ama oluyor işte!
Savaş hiç bir tarafa barış ve refah getirmiyor .....
En ilginç olanı savaş ve yoksulluk olmasına rağmen rahatça yaşanan cinsellik...
Bir de bir taraf da savaş varken diğer tarafda hayatın olağan akışı....
Bir de Celine savaşa karşı duruşu  korkusu, kaçmak istemesi, ölüm hakkında düşünceleri .....

Okunması gereken kitaplardan lakin kolay da okunmayan kitaplardan oldu benim için  .

Siz okudunuz mu?

İyi haftalar 🌼

22.3.18

Kirpinin Zarafeti / Muriel Barbery


 Küçük Paloma, Renee'yi şöyle anlatıyor bizlere;
     ''Bayan Michel'de kirpinin zarafeti var: Dışarıdan dikenlerle zırhlı, tam bir kale ama bence içinde kirpiler kadar doğrudan bir rafinelik var. Onlar haksız yere duyarsız, uyuşuk görülen, şiddetle yalnız ve korkunç bir şekilde zarif hayvanlar.''

Çoook uzun zaman önce hem lale Ablanın paylaşımında hemde Macera kitabım bloğu yazarı özlem'in paylaşımında görmüş ve aklımın bir köşesine bu kitabı not etmiştim.
Geçtiğimiz ay da KırmızıKedi yayınları indirimli kitaplar arasına koymuştu bu kitabı.
Aslında uzun zamandır kitap almıyorum. Kendime inanmıyorum ama almıyorum. Elim de yaklaşık on  kitap kaldı. Onları bitireyim bu sefer karışık değil sevdiğim yazarların okumadığım kitaplarını almak var listemde.
Kitabın filmi de beğenilenler arasında uygun bir zamanda izleyeyim diyorum. Fark ettim ki artık çok fazla okuduğum kitapların filmlerini izlemek sarmıyor beni. Tersine sıkıyor. Sanırım bazı detayları bilmek ve "şimdi şöyle olması gerekiyor" düşüncesi filmden kopartıyor.... O yüzden eskiye oranla daha az izliyorum kitaptan uyarlama filmleri.
Kitabı bir kaç yayınevi farklı kapaklar ile basmış. Benim aldığım KırmızıKedi yayınevi'nin Işık Ergüden'in çevirisi idi ve çok kaliteli bir çeviri olduğunu söylemeliyim.

📖📙Kitaba gelirsek; Fransız yazarın anlatım dilini ve verdiği örnekleri sevdim. Özellikle vurguları ve bakış açısını anlatırken felsefi bir dil kullanması; çocuğun gözünden ve kapıcı bir kadının gözünden bakış açılarını anlatması çok hoştu.
Okurken düşünmeden edemedim; bazı kişiler kendilerini tek akıllı zannederler oysa ki kimse göründüğü gibi değildir.

📖📙 Aklıma hemen bazen istemese bile belediyelerin farklı işlerinde çalışan kişiler geldi. Örneğin sokağımızı süpüren çalışan, otobüs şoförü yada çöp toplama çalışanları... haberler de çıkmıştı hatırlarsanız; bir üniversite mezunu genç iş bulamadığından "çöpçülük" yapıyorum demişti.
Gerçekten de kimseyi küçümsememek gerekiyor. İnsanları çoğunlukla işi ve kıyafeti ile değerlendirse de bazılarımız; işin içine girince öyle olmayan ne hayat hikayeleri çıkmıyor mu?

 📖📙 Aslında anlatmak istediği şeyler var yazarın ve hem sade hem de biraz felsefi biraz yaşam algısı biraz da gerçekçi yaklaşarak sorgulamış. Anlatılacak çok şey var, benim gibi hala okumadıysanız bir göz atın pişman olmazsınız. :)
Hatta diğer kitaplarına da bakacağım. 




22.1.18

Bayan Ming'in Hiç Olmayan On Çocuğu Kitabı....


Selam.
Bu kitabı çok gördüm, özellikle de kapak tasarımı çok ilgimi çekmişti. Şöyle bir nette gezindim; Lale Abla, Şebnem( Oytun'lu Hayat) seneler evvel okumuşlar bile.
Nasıl gözümden kaçmış bilemedim.😲😊
Kobo sayfamda dolaşırken denk geldim şöyle bir baktım kısacık bir kitaptı. E-Kitap olarak alayım dedim.
Sonra oturduğum yerde bi başladım yarım saatte bitti. 
Sayfa sayısı olarak da 72 sayfa, anlatım dili deseniz sizi alıp götürüyor.
Seviyorum böyle yalın, kısa ve öz çok şey anlatan kitapları.
Altı çizili çok cümlem oldu hatta okurken kafa salladığım.
Konusuna gelince Çin'de yaşayan Bayan Ming tuvaletçilik yapmaktadır. kadınlar tuvaleti terine erkekler tuvaletini tercih etmiştir. İş gereği bir Fransı İş Adamı otele gelir ve tuvalet önü sohbetleri başlaradamın cüzdanından yeğenlerinin fotoğraflarını düşürmesi ile başlar....
.............................................
.....
Bir top gibi havaya fırladım.”
“Ya şoför?”
“Kaçmaya çalıştı. Daha ileride durdurmuşlar, öylesine sarhoşmuş ki ‘Beni yakalayamayacaksın’ diye bağırarak polislerle dalga geçmiş.”
“Birkaç yıl hapis yatar.”
“Kesinlikle.”
“Ama bu sizin düzelmenize yetmeyecek Bayan Ming.”
“Belki onu düzeltir.”
Diyaloglar iyi güzel de bu on çocuk var mı, yok mu? Merak ediyor insan. Yoksa böylesine bilge bir kadın bu yalana nasıl inanır ve neden?
“Hakikat, en çok hoşumuza giden yalanın ta kendisidir” diyen roman, sorunun zekice kurgulanmış cevabıyla bu kısa ve güçlü metne şapka çıkarttırıyor. İnsanın canı bir daha okumak, iyice sindirmek istiyor.
Eğer şöyle kısa ama dolu dolu bir ara kitap okuyayım derseniz bu kitap tam size göre benden demesi.
İyi haftalar,  

24.9.17

Tuna Kılavuzu Jules Verne...


Eminim ki bir çoğumuz bir ço kitabını okumuşuzdur yazarın...
Benim en çok aklımda kalan "Denizler Altında 20,000 Fersah " ve "80 Günde Devri Alem"ki çizgi filmini de ilgi ile izlerdim. :)

Geçtiğimiz aylarda aldığım bu kitap aslında "gençlik klasikleri" diye geçiyor ama biz büyükler içinde güzeldi.

Hatta kendi kendime diğer kitaplarını da tekrar okuma sözü verdim.
Jules Verne iyi bir hayalperestmiş bana göre. Çünkü yaşadığı dönemde yazdığı bilim kurgu, fantastik kitaplarını düşünürsek... öyle değil mi ama?

Bu kitabında da vatanseverlik, aşk, hırs, intikam ve polisiye bir arada...
Bir adam düşünün ki sevdiği kadını vatan sevgisi nedeni ile gönüllü olarak askerliğe giderek ardında bırakabiliyor.

Olaylar, Prusya topraklarının başkenti olan Sigmaringen’de yapılan Tuna Oltası Derneğinin balık tutma yarışmasıyla başlar. Kahramanımız eski bir Tuna Gemi Kaptanı olan Macar Ilia Krusch’un bu yarışmada iki dalda da birinci olmasıyla başlar. Kahramanımız, daha sonra, Tuna’nın Baden Dükalığı’ndaki kaynağından Karadeniz’e döküldüğü yere kadar sürecek bir yolculuğa çıkacak ve bu yolculuk boyunca da olta balıkçılığı yapacaktır.
Bu altı yedi yüz fersahlık bu uzun nehir yolculunda kendisine bir müddet sonra esrarengiz bir yol arkadaşı da katılacaktır. Bu aslında Tuna’daki kaçakçılık işlerini soruşturan komisyonun seçtiği Peşte Polis Şefi Karl Dragoch’tur. Ancak kahramanımız O’nu romanın sonuna kadar Bay Jaeger olarak tanıyacaktır.
Tabi sonrası kitapta...

Yazar dünya da en çok çevrilen ikinci bireysel yazarmış.. Ayrıca çok sevilen yazarlar arasında da...

Sanırım bunda yazım dilinde ki samimiyet ve sadelik ve hayal gücü geliyordur.

Sıra diğer kitaplarında....

23.10.14

Biten kitappp hakkında.

 



İyi ki okumuşum dediğim kitaplardan oldu bu kitap. Moskova'da Yanlış Anlama/ Simone De Beauvoir senin kitabınla tanışmak çok iyi geldi bana.

Ben bu kitabı ilk Macera Kitabım bloğu sahibi Özlem'in sayfasında gördüm. Aklımda yer etmişti, Kadıköy'e indiğimizde hemen YKY Yayınlarına uğradım ve aldım. Bu arada aklınızda olsun yayınevi devamlı olarak %20 indirim yapıyor, zaten pahalı olmayan bu kitap daha bir indirimli hale geliyor.
Edebi değeri yüksek bir kitap bence. Birde ben böyle az şeyle yani az cümlelerle çok şey anlatan yazarları seviyorum. 
Okurken ve okuduktan sonra etrafımda ki yaşını almış kişilerin konuşmaları canlandı kafamda, çoğu uyuyordu valla :))

Fazla anlatmaya gerek yok, alın okuyun derim.

Not: kitap özeti hakkında fazla yazmak istemedim çünkü anlatı kitabı ve sayfa sayısı da çok az. Anlatmak yerine okuyun demek istedim. :)