Latin Amerika Edebiyatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Latin Amerika Edebiyatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15.4.25

Kız'la Randevu

 Selâmlar....

Bekleyişlere devam..... 

Bu hafta biraz boğaz ağrısı ile geçti. Sonra boğaz ağrısı geçti yerini geriye akıntıya ve tikanik bir burun bıraktı... Şükür ayaktayım, yat yat içim daraliyir yoksa.... 

Bu aralar okumalara devam ediyorum... Yoksa başka türlü kafam dağılmıyor...


#kızlarandevu, bağımlı bir erkeğin gözünden anlatılan, karanlık ve içsel bir yolculuk… Hikâye boyunca hayalle gerçek iç içe geçiyor. Okurken zaman zaman neyin ne olduğunu anlamakta zorlanıyorsunuz ama kitabın sonunda bu karmaşanın sebebi tüm açıklığıyla ortaya çıkıyor.


Bağımlılıkla mücadele eden birinin iç dünyasını bu denli dürüst ve çarpıcı şekilde aktarması, kitabın en güçlü yönlerinden biri. Konusu hem güncel hem de cesurca ele alınmış. Ancak anlatım tarzı yer yer tempo kaybediyor; tekrarlayan düşünceler ve düşüşler okuma sürecinde beni zaman zaman yordu. Belki de bu düşüşler, karakterin ruhsal çöküşünü daha iyi yansıtmak için bilinçliydi—ama okur olarak bu durumu taşımak kolay değil.


Yine de, zor bir süreci bu kadar samimi ve çıplak bir dille anlatması açısından etkileyici bir kitap. Anlatım daha güçlü olsaydı çok daha sarsıcı bir etki bırakabilirdi. Arada kaldığım bir kitap oldu.


#sirenyayınları #kızlarandevu #çağdaşlatinamerikaedebiyatı #MateoGarciaElizondo #ispanyoledebiyatı


28.11.22

Teke Şenliği Mario Vargas Llosa


 #tekeşenliği 

...... Bazı kitapların kapağını kapatınca içime bir şey oturuyor.... Çok fazla konuşmak,anlatmak istemiyorum... İstiyorum ki herkes okusun, öğrensin, hissetsinler o yaşananları.... İşte bu kitapta onlardan biri oldu...

Bir çok Latin Amerikalı, Şili'li yazarlar, ülkelerinde yaşananları anlatmıştır ama bu kitapta direk diktatörün ismi verilerek, belgesel niteliğinde anlatıyor.... Tabiki Rafael Trujillo dışında diğer bazı isimler değiştirilmiş... 

Özellikle garip olan o yörenin halkının garip bir şekilde hâlâ Teke'yi savunabilmesi.... Birde bir türlü aklım almiyir, inanmak istemiyorum o işkencelere, kızlara, kadınlara, çocuklara yapılan eziyetleri, tecavüzleri..bir türlü aklım almak istemiyor.....


Bir diktatörün ülkesine, kendi insanına verdiği zarar nasıl tanımlanabilir? 31 kayıp yıl? Binlerce ölü? Binlerce sakat? Binlerce kayıp? Yüzlerce işkence tekniği? Yüzlerce türedi zengin? Yurtdışındaki bankalarda biriken kara paralar? Sansür? Muhbirler? Şantaj? Köpekbalıklarına atılan, vahşice yok edilen muhalifler? Teke Şenliği, 31 yıl Dominik Cumhuriyeti’nde hüküm süren ve bu süreçte yaklaşık 50.000 insanın ölümünden sonra olanlar....



Kitabın arka kapağında şöyle der;


namı diğer Teke’nin iktidarı süresince yaşananlara, diktatörün has adamlarından birinin kızı Urania Cabral’in ve diktatöre suikast düzenleyen bir grup Dominikli vatanseverin gözünden bakıştır... Söz sözü bağlar ve araya diktatörün anlatımları da girer. Nobel Ödüllü yazar Llosa’nın gerçek kişiler arasına ustaca yerleştirdiği “kurgu kahramanlar” öyküyle öylesine bütünleşmiştir ki gerçek sanılabilir. Çok canlı, gerçekçi ve zengin anlatımıyla Teke Şenliği, diktatörlük üzerine yazılmış önemli eserlerden biridir.

26.10.20

Guetamala Efsaneleri

 Bu hafta sonu yoğundu. Ana kız günü yaptık Umay ile. Kadikoy'de bir iki işim vardı. Beraber gittik. Dondurma yedik, sohbet ettik, uğrak yerimiz olan; Penguen Kitap Evi'ne uğradık. Muhakkak oturup kitaplara bakıyoruz. Her seferinde "anne ya ne çok okuyorsun" diyor. Hem iyi anlamda alıyorum bu cümleyi hem acaba "iyi mi dedi kötü mü?" diyorum. 🤔😉

Kızımda da alışkanlık olsun diye mutlaka her Kadikoy 'e inişimizde kitap alıyoruz ona.

Tabi bende naspileniyorum 😁

Pazar günü,  kitap kulübümüzle buluştuk bir eksikle.

Bu ay benim seçtiğim "Guetamala Efsaneleri- M.Angel Austris" kitabıydı.






Zor bir okumaydi, hatta gruptaki bir iki arkadaşım yarım bıraktı,  kimi okumadı. Bende çok merak ettiğim için okudum. Çünkü efsane ve masalları okumayı seviyorum 😊

İnternette biraz araştırma yapınca,  bu kitaptan başlamayın diyorlar. O yüzden kelimeleri bu kadar güçlü kullanan yazarla tanışma kitabınız bu olmasın. :)


“Bu efsaneler beni tüm sarhoş etti. Kızgın bir tabiatın, karmaşık bir bitkiler dünyasının, yerli büyücülüğünün, İspanyol teolojisinin nasıl da bir karışımı!” Paul Valéry demis arka kapağında.


Arka kapak yazısı;

Guatemala Efsaneleri, Nobel ödüllü Guatemalalı yazar Asturias'ın ilk edebî yapıtıdır. Asturias, bu yapıtında kaybolmuş büyük Maya kültürünün hayata yansıyan, sözlü gelenekte sürüp gelen yüksek anlatım gücünü keşfeder.


Sonu gelmeyen tümceler, sınır tanımayan bir düş gücüdür Guatemala Efsaneleri. Ne öykü, ne şiirdir anlatılan. Ne olaylar ne de duygulardır verilen... Psikoloji ile biyolojinin ötesinde, doğal yaratıcı öğelerin kökensel yaşamsallığıdır aktarılmak istenen.📖📖📖📖📖📖📖

Kızgın doğanın bir tür karışımıdır. Karmaşık bir bitki örtüsü, çağlar ötesinden gelen yerli büyüleri, deli bir düş içinde birbirine karışan “yanardağ” tutkusu, rahipler, haşhaş kafalı adam, değer biçilmez mücevherlerin dükkâncısı, “Kutsal Efendi'nin papağan sürüleri”, dokuma tezgâhlarının ve sıfırın değerini öğretmek için köyleri dolaşan büyücü öğretmenler...



26.9.19

Güncem....


Geçen  haftasonu"Çocuk  Maratonu"etkinliği vardı, jimnastik öğretmeni "gelir misiniz?" diyince bizde gittik. Umay benle koşmak istedi. Keyifli bir pazar günü geçirdik. Koştul, güldük, çocuklar kendileri için hazırlanan etkinliklere katıldılar.  Çok kalabalıktı.

Haftaya başladık bitirdik bile neredeyse....
Hava öyle güzel ki...ayrı severim sonbaharı..... Hem renkleri bakımından hem de havanın o hafif içimi titreten,  üşüten tavrına hastayım... 😊

Tek içimi üzen, içimi dağlayan bir şey var o da annemi bu ay da hastaneye yatırmıştık............... İnşallah şimdi uyuduğu yerde rahattır anneciğim......... Her geçen gün daha da zor oluyormuş.......bazen fotoğraflara bakıyorum da.... Daha erkendi bu bakmalar diyorum... Sonra kendimi teselli ediyorum.........


Bu aralar kızı okula  bırakıp dönünce kitaplarıma sarılıyorum. Özlemişim oturup kitap okumayı.


Bitirdiğim kitaplardan biride...
Isabel Allende/ Yüreğimdeki Ülkem....

Yazar ile okuma grubumuz vesilesi ile tanışmıştım. Kaderin Kızı kitabını okumuş ve sevmiştim. Sonra listeme diğer kitaplarını ekledin fakat bir türlü sıra gelemedi kendisine 🙄
İndirimde de bu anlatı kitabını görünce aldım. İyi ki önce bunu okumuşum. Çok derin detaylara girmeden ailesini, yaşadıklarını, ülkesini ve kitaplarında ki bazı karakterlerin nasıl ortaya çıktığını anlatıyor Sevgili İsabel Allende.

Özellikle büyük büyük babası ile diğer aile üyelerinin yaşamları... Yaşam mücadelesi,  ülkesi ve ülke sorunları,  politikası...yaşadığı göç ve hissettirdikleri...... Artık daha farklı bir gözşe okuyacağım kitaplarını,  özellikle Ruhlar Evi'ni.

Biten bir diğer kitabım da; Nihan Kaya/ Bütün Çocuklar İyidir


Benim aldığım kitap 68 sayfalık daha çok gençler,  çocuklar ve yetişkinler içşn olan kısa kısa anlatılardan oluşuyor. Üçlemenin son kitabı olur kendileri. 😊
Her ne kadar içinde ki bazı bilgileri biliyor gibi olsak da önemli olan davranışlarımıza yansıtmak.... Yoksa kimle konuşsak,  herkes her şeyi çok biliyor....

Kitapta anne babalara da sesleniyor yazar ve siz diyor içinizde ki çocukla barışır, konuşur,  dinlersenşz çocuğunuzla da iletişiminiz iyi olur. Zaren en büyğk sorunumuz büyüdükçe içimizde ki sesi susturmak olmadı mı?
Nederler?, ayıp,  şimdi öyle yapmayayım ayıp olur, gülerler... Cümleleri bitirmiyor mu?bizi......












22.6.18

Hah, Hippi Ve Kızıl Kitaplarına Dair....

Haziran Ayı okumaları dolu dolu geçiyor diyebilirim. 😊 Tabi bunda ince kitaplar okumam da etken.


🖋 "HAH/ BİRGÜL OĞUZ"

Okuduğum ilk kitabı yazarın. İnstagram'da çok gördüm bu kitabı ve yorumlarına inandığım  güvendiğim kişilerin de önerisi ile aldım.
  Öykü kitabı ki aslın da ben pek öykü sevmem. Sevdiğim öykü kitapları çok azdır ve bu kitap da sevdiklerim arasına girdi. İçinde ki öyküler aslında acı... Okurken içim sızladı diyebilirim. Ama önemli olan bana göre;  yazarın  acıyı,  özlemi anlatırken acıtasyon yapmaması...duyguları ön plan da tutması. Tavsiye edeceğim kitaplardan oldu benim için.

Arka kapak yazısında şöyle yazıyor;

Sayfa Sayısı: 88
Baskı Yılı: 2015
Dili: Türkçe
Yayınevi: Metis Yayıncılık İlk Baskı Yılı : 2012

"Çünkü onlar 'annelerini erken, babalarını ölümlerine yakın seviyor'. Onlar en çok bunu biliyor. Babalarsa sevilmeye gelmiyor. Babalar bir kere sevildi mi hemen kısalıp ölüyor. Buna önce yas, sonra yasa deniyor. Böyle oluyor: Çocuk tüfeği eline alıyor. Namlunun ucunda: okunaksız bir baba. Sonra korkunç şeyler oluyor. Kırık cıncık ve leke. Saçma ve kül. Ve bir de bakmışsın, baba gökte soluk bir amblem. Tedavülden kalkmış delik para."

Birgül Oğuz'un kitabı yas üzerine. Ancak yalnızca kişisel bir kaybın yasını tutmuyor Hah. Hafızalardan silindi silinecek "yılbindokuzyüzeylül" devrini şimdiye fırlatmak arzusunu da duyuyor. Temsil, telafi ve idrak edilemez olanı temsil, telafi ve idrak etmeye çalışıyor. Zamanın yas'a müdahalesi, halden hale geçen öykülerin dilinde buluyor karşılığını."
 📌📌📌 Bir diğer kitabım ise;

"HİPPİ/ PAULO COELHO"



HİPPİ
Paulo Coelho
Çeviren: Emrah İmre
Can Yayınları, 2018
264 sayfa, 25 TL.

 Gerçekten de ne yazsa okurum dediğim yazarlardan biri benim için P.C.
Özellikle Simyacı'dan sonra en sevdiğim ve ben de etkisi büyük olan "Portebella Cadısı ve Beşinci Dağ" kitaplarıdır ve okumadıysanız öneririm.

Bu kitabını farklı renkler de basılmış. Sanırım son seneler de bu akım moda oluyor. Hatırlarsanız Murakami'de "Karanlıktan Sonra" kitabında öyle bir basıma gitmişlerdi.

Hayatına dair çok fazla kesit var bu kitapta.
1970 ve o dönemler de pek bir moda olan bir akım vardır "Hippi" diye anılırlar.
Sırtlarında çantaları, rahat kıyafetler, neresi olsa uyurlar vs.. ve özgürlük tabi... kiminin gıpta ile baktığı kiminin "ıyyy" dediği bir akım.
Ben ise televizyondan ve filmlerden hatırlıyorum Hippi tarzını...

Yazarımız isr aslında kendi yolculuğu için çıkar bu yola ve bu yolda yaşdıklarını anlatır kitabın da.
Okurken bir bakmışsınız sona gelmişsiniz öyle akıcı bir kitaptı.

📌📌📌📌📌📌📌📌📌📌📌📌📌📌📌

 Aslında ara vermiştim S. Zweig kitapları okumaya.
En son okuduğum Bir Kadının Hayatından 24 Saat adlı kitabıydı yanlış hatırlamıyorsam, çok sıkılmıştım ve bazı cümleler hep tekrar gibi gelmişti.
O yüzden ara vermiştim.
Sonra bu kitabını gördüm. Aslında yazarın ilk gençlik yıllarında yazdığı bir eser ama bizde yeni basılmış bir kitap.
Konusuna gelince taşradan şehre üniversite de doktorluk okumak için gelen, sönük , kendine güveni az olan bir gencin serüveni.
Elbet yine yazarın kişilik analizler ve akıcılık çok iyiydi.
Sonu hüzünle bitse de güzel bir kitaptı.
Arka Kapak yazısı;


 
Zweig gençlik dönemi yapıtlarından Kızıl’da öğrenim için Viyana’ya giden genç bir tıp öğrencisinin büyük kentin gerçekliğine uyum sağlama ve yetişkinliğe adım atma sürecini anlatır. Kendini birdenbire ailesinden uzakta soğuk bir odada yapyalnız bulan bu “çocuksu” genç adam, zamanla girdiği bunalımın etkisiyle hayallerinden, başlangıçta büyük bir hevesle sarıldığı tıp eğitiminden vazgeçme noktasına gelmiştir. Tam da o günlerde kızıla yakalanan ve yardımına ihtiyaç duyan bir kız çocuğu onu hayata geri çağırır… 1908 yılına ait bu anlatı, Zweig’ın daha o zamanlar çoktan bir novella üstadı olup çıktığının kanıtıdır adeta. Üstelik, yazarın sonraki yapıtlarında sıklıkla karşılaştığımız bir temanın peşine henüz kariyerinin başındayken düştüğünü; gaddar bir dünyada varoluşunu sürdüremeyecek kadar kırılgan insanların acılarını baştan beri dert edindiğini ortaya koyar


Böyle işte a dostlar.

Selamlarrr :)

12.1.18

Acı Çikolata, Young Sheldon ve The Crown...

Bu kitabı o kadar çok duymuştum ki... Nedense okumam anca bu haftaya kaldı. Hatta Kobo'da indirimde görünce alayım E-Kitap olarak okuyayım dedim.
Ne iyi ettim okuyarak anlatamam. Benim gibi hala okumadıysanız efenim, daha fazla geç kalmadan okuyun.
O kadar iyi bir kitaptı.
Yazarın daha önce"Lüpita Ütü Yapmayı Seviyordu" kitabını okumuş ve anlatımını sevmiştim.
Acı Çikolata'da Büyülü Gerçeklik tarzını kullanmış.  Romanda gerçek ve fantastik öğelerin bir arada kullanılıp, doğal bir şekilde bir araya getirilerek, okuyucuyu bu büyülü unsurlara şaşırtmadan, aktarılmasıdır. Örneğin; metinde iki kişi sohbet ederken bir bakmışsınız esen kuvvetli bir rüzgar kişilerden birini havalandırıp uçurur götürür. Bu sahne normal bir olaymış gibi metin buradan devam eder. Ve yazar bunu o kadar iyi yazmış ki.

Ah Tita dedim okurken seni hiç unutmayacağım. Annesi ile ilişkisi verdiği mücadele, gelenekler, savaş.. onca sıkıntı içinde yine de boğaz derdi... bide üstüne annesinin lezzetli yemek yeme düşkünlüğü..... Kitabın içinde yok yok....
"Çok beğenseler de, yemek için can atsalar da genellikle insanlar çok açgözlü görünmemek ve son lokmayı diğerlerine bırakmış olmak düşüncesiyle tabaktaki son biberi almaya cesaret edemezlerdi. Böylece, içinde narın serinliği, acitrôn'un tadını, biberin acısını, cevizin yararlarını, akla gelmeyecek pek çok lezzeti barındıran bu harika biber el sürülmeden servis tabağında kalırdı. Aşkın tüm sırlarını içinde saklayan bu güzelim ceviz soslu biber dolmasına, görgü kurallarına uymak adına, kimse elini uzatmazdı."

 Dün çayımı içerken sinema kanallarında geziniyordum ki "Şeker Portakalı" filmi başlamıştı. İZlemek istiyordum. Yeni de başlamıştı. İzledim. Sanıyorum izlemek daha çok canımı acıttı Zeze'yi... o dayak sahneleri ve gözlerinde ki hüzünlü bakış çok etkiledi...


Bu aralar dizilere sardık karı-koca. Young Sheldon'ı izlemek Bing Bang dizisi kadar keyifli. Hele o ananeye bayılıyorum. Başarılı yapımlar.


 Kraliçe Elizabet'in hayatının anlatıldığı diziyi de çok beğendim/k. Tabi bize ne kadarını aktarıyorlar önemli. Böylemiydi gerçekten de dediğim oluyor izlerken.
Bir de iyi ki alemiz çok soylu bir aileden gelmiyormuş ddiyorum izlerken. Ne zor yaşamları var. Her şey, her hareketleri kontrol altında, izin almak zorundalar ve her şey resmi.... Ayyyy yokkkk valla anacım hiç bana göre değil....
Dizi olarak izlemesi yeterli.....


4.8.16

kaygılı ama umutlu günler geçerken.

Adnan binyazar/ Kızıl Saçlı Kontes
 Uzun zamandır yazmadığımın farkındayım. Ama bir türlü yazacaklarımı, hangilerini paylaşmam gerektiğini bir türlü toparlayamadım.
Malum gündemimiz hep aynı...
Tek duam Rabbim ülkemize zeval vermesin...
Bu topraklar kolay kazanılmadı.....

Tabi yazmadığım zamanlarda günlük hayatımızı akışına kavuştu... Her ne kadar devamlı haber kanallarını izlesek de bir nebze rahatladık...
O arada arkadaşlarla bir Avşa Adası tatili yaptık.. Tatil yaptık ama devamlı konuşmalar da sosyal medyadan gündeme bakıp, yorumlar yaptık.
Deniz ve kumsal çok iyi geldi hepimize... Sabahtan akşama devamlı denizdeydik....

Temmuz Ayında Can Yayınları 5 TL kampanyası düzenledi ve haberdar olunca birkaç kitap da ben aldım... Benim baktığım DR'larda hep öykü kitapları vardı. Romanlar azdı. İyicene anladım ki öykü kitapları fazla okuyamıyorum... Çok sık okursam sıkılıyorum. Ara kitap olarak okumalıyım.
Örneğin Kızıl Saçlı Kontes/ Adnan Binyazar
 Belki kalemi kuvvetli bir yazardır ama ben bu öykü kitabında bir türlü ilerleyemedim ve yarım bıraktım... Başka bir kitabını daha okuyup karar vermekte yarar vardır değil mi? Ya da sizden okuyanınız varsa ne dersiniz?

Lupita Ütü Yapmayı Seviyordu
 Kitap Kulübü kitabımız olan Lupita Ütü Yapmayı Seviyordu/ Laura Esquivel 
Bu kitaba tek kelime ile bayıldım. Hele her cümlenin başı " Lupita .... seviyordu" diyerek giriş yapması, yaşadıklarını günlük bir dille aktarması bir okuyucu olarak çok keyifliydi... Bu kitabı okuyun derim. Gerçekten de Latin Amerika Edebiyatı sizi sıkmıyor ve konuları genelde sürükleyici oluyor. Bu kitapta da yazar biraz günlük hayata biraz da Ülkenin Politik olaylarına değinmiş...

Thomas Mann Aldanan Kadın bu kitap resmen içimi baydı... Aslında listemde yazarın Büyülü Dağ kitabı vardı fakat bu kitabı da tanışmak için aldım yazar ile... sanırım yanlış bir seçim oldu... Ki yazarın bu kitap ölmeden önce yazdığı ve hayatında ki gerçeklere dayanan bir kitapmış.
Bir kadının genç bir öğretmene aşkı ve çocukları ile yaşadığı diyaloglar anlatılıyor... bakış açısı, ölüm vurgusu çok iyi ama konu işleyişi zor ilerliyor....

aldanan kadın
Mother's Day filmi gayet renkli bir izlenimlik akıcı bir filmdi. Şöyle sıkılmadan, fazla düşünmeden keyifle kahvaltı sofrasında yada oturuken izleyeyim derseniz iyi bir seçim. Öyle aman aman bir konusu yok tek güzelliği aydınlık ve iyi oyuncuları oynatmış olmaları...
mother's day
cumhuriyet çocuğu


















Nihal Yeğinobalı CUmhuriyet Çocuğu tek kelime ile enfes bir kitaptı. Özellikle bir döneme tanıklık etmek ve onu okuyucu sıkmadan anlatmak kolay değil. Ki yazarımızın kalemi de çok kuvvetli.
Bu kitabı ikinci el olarak tamamen arka kapak yazısına bakarak almıştım. Meğersem diğer kitapları da çok iyiymiş. Hatta dilimize Genç Kızlar olarak yabancı isimle basılmış kitabından sahibiymiş.
O dönemde kitabını kendi ismi ile bastıramadığı için rumuz kullanmış ve kitap yıllarca best seller olarak anılmakta...

Yeni yazıda görüşmek üzere  :))