Can Çağdaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Can Çağdaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16.1.26

Çocuk ve Seiobo, Orada, Aşağıdaydı

 

Günaydın. Yarı yıl tatili geldi çattı. İyi dinlenmeler çocuklara ve bizlere ☺️🪷


"O hatırlamadığımız çocukluk yıllarımızı anne babalarımız da hatırlamıyor, doğa neden böyle yapmış, ilk yılları neden gizli kılmış? Çocuk başkaları için bir giz, çocuk kendisi için bile bir giz " 



Yazardan okuduğum üçüncü kitap bu. Diğer kitabı gibi bu kitap da biraz melankolik, depresif ve ara ara da Ümit vaat eden cümlelerle anlatılan bir hayat.... Ve çok gerçekçi... Kimseye söylemediğimiz, ama yer yer içimizden, aklımızdan geçirdiğimiz, fark ettiğimiz, düştüğümüz, kalktığımız, tanıklık ettiğimiz yaşama dair bir novella....


Özellikle anneliğe dair öyle cümleleri vardı ki...bazı yerlerde hak.vermemek imkânsız..ki böyle düşününce o zamanlar üzüldüğünüz, rahatsız olduğunuz duyguları yaşayan başka birinden dinlemek, okumak rahatlatıcı....

Eğer bu tarz seviyorsanız, listeye ekleyin derim.

Jaguar Yayınlarını seviyorum, yine güzel ve akıcı bir çeviri ile bizi buluşturdular. 

#gulsahinkitapligi #kjerstiskomsvold 



Seiobo Orada Aşağıdaydı – László Krasznahorkai

“Postmodern yazara göre hayat bir oyundur.

Roman da bu oyunun ta kendisidir.”

Bu metin bana şunu düşündürdü: Seiobo, okuru güvenli bir anlatının içine almıyor. Zaman akmıyor; dağınık, kırık ve parçalı bir şekilde duruyor. Olaydan çok algıya, sonuçtan çok bakışa odaklanan bir metinle karşı karşıyayız.

Postmodern dünyada tek bir anlam yok.

Okur sayısı kadar yorum, bakış açısı kadar gerçeklik var. Krasznahorkai de bunu bilerek yazıyor; hedef kitleyi daraltmıyor ama metni “kolay” da kılmıyor.

“Kurtuluş vaat etmez roman;

ama dibine çekerek rahatlatır.”

Bu cümle benim için kitabın özeti gibi. Karanlığın içinden bakılan bir arayış bu. Umut vermiyor belki ama samimi. Zorlayıcı ama hakiki. Okuru rahatsız ederek düşünmeye çağıran metinlerden. Şunu da belirtmeden gecemiycem, herkesin seveceği, anlamlandırma ağı romanlardan  biri değil. Özellikle bu kitapla değilde diğer kitapları ile yazarı okumaya başlamak daha iyi olacaktır. Grup okuması olmasa bu kitap, bu kadar anlayarak okur umudum bilemiyorum... Bazı arkadaşlarımız sanat tarihine çok ilgiliydi ve bizi zaman zaman kitapta bahsi geçen sanat, sanatçı ve resimler hakkında bilgilendirdi. Böylece her bir öykü yerine oturdu.

📍 Karanlığın içinden bakınca görülen şey, bazen aydınlıktan daha gerçektir.

28.11.22

Teke Şenliği Mario Vargas Llosa


 #tekeşenliği 

...... Bazı kitapların kapağını kapatınca içime bir şey oturuyor.... Çok fazla konuşmak,anlatmak istemiyorum... İstiyorum ki herkes okusun, öğrensin, hissetsinler o yaşananları.... İşte bu kitapta onlardan biri oldu...

Bir çok Latin Amerikalı, Şili'li yazarlar, ülkelerinde yaşananları anlatmıştır ama bu kitapta direk diktatörün ismi verilerek, belgesel niteliğinde anlatıyor.... Tabiki Rafael Trujillo dışında diğer bazı isimler değiştirilmiş... 

Özellikle garip olan o yörenin halkının garip bir şekilde hâlâ Teke'yi savunabilmesi.... Birde bir türlü aklım almiyir, inanmak istemiyorum o işkencelere, kızlara, kadınlara, çocuklara yapılan eziyetleri, tecavüzleri..bir türlü aklım almak istemiyor.....


Bir diktatörün ülkesine, kendi insanına verdiği zarar nasıl tanımlanabilir? 31 kayıp yıl? Binlerce ölü? Binlerce sakat? Binlerce kayıp? Yüzlerce işkence tekniği? Yüzlerce türedi zengin? Yurtdışındaki bankalarda biriken kara paralar? Sansür? Muhbirler? Şantaj? Köpekbalıklarına atılan, vahşice yok edilen muhalifler? Teke Şenliği, 31 yıl Dominik Cumhuriyeti’nde hüküm süren ve bu süreçte yaklaşık 50.000 insanın ölümünden sonra olanlar....



Kitabın arka kapağında şöyle der;


namı diğer Teke’nin iktidarı süresince yaşananlara, diktatörün has adamlarından birinin kızı Urania Cabral’in ve diktatöre suikast düzenleyen bir grup Dominikli vatanseverin gözünden bakıştır... Söz sözü bağlar ve araya diktatörün anlatımları da girer. Nobel Ödüllü yazar Llosa’nın gerçek kişiler arasına ustaca yerleştirdiği “kurgu kahramanlar” öyküyle öylesine bütünleşmiştir ki gerçek sanılabilir. Çok canlı, gerçekçi ve zengin anlatımıyla Teke Şenliği, diktatörlük üzerine yazılmış önemli eserlerden biridir.

4.4.21

Günlük Haller, Ruhlar Evi Isabel Allende

 Bir pazar gününü daha evde geçirmenin, bol film izlemenin, kahve içmenin gününden bildiriyorum.

Kızçemiz cuma akşamından babanesinde kaldı ve açıkcası biraz iyi geldi...... hem ona hem bize. Bizde bolcana dizi,film izledik. Kitaplarıma yoğunlaştım. Çünkü ruhuma iyi geliyor.

Yalnız fark ettim ki yine yeniden... Umay bizi hareketli tutuyormuş. Hele bugün neredeyse günüm telefona bakmakla geçti ve kendime sinir oldum. Çünkü Umay olduğunda anca mesaj falan gelirse ya da arada bir bakınıyorum telefona....Sen çok yaşa Umay kız :))))


Bugün #thedig izledik. Dönem filmi idi, gerçek bir yaşam öyküsünden, kitaptan uyarlanmış. Bir bahçe, ömrünü kazı bulmaya adamıi bir adam, dul ve ölmek üzere olan kadının etrafında, durağan ama guzel bir filmdi. Özellikle  "angalakson dönemine ait kazıların" bulunduğu kısım güzeldi.

Anglosakson /özel ad
  1. 1.
    V. yüzyıl ortalarında Britanya adasını ele geçirerek oraya yerleşen Cermen soyundan oymaklara verilen ad.
  2. 2.
    anadili İngilizce olan kimse, İngiliz. 

    Yalnız filmi izlerken şöyle bir duygu ve düşünceye kapıldım. Tabi 1939'larda geçiyor film ve çoğunluğun araç olarak bisiklet kullandığı bir dönem.
    O kadar uzun zaman oldu k bisiklete binmeyeli. En son liseye mi ne gidiyordum, kız bisikleti dediğimiz, ortası yuvarlak bir bisikletim vardı. Sonra ne oldu hiç hatırlamıyorum.
    Evlendiğimiz ilk seneler de eşimle bisiklet alır bineriz diye konuşurduk ama neden bilmiyorum o da öyle kaldı... Tabi bizim buraların yokuş olması da etkili...oysa ki ne güzel olurdu bir çok yere bisiklet ile gitsek, hem spor hem doğaya bir faydamız olurdu. 
    Filmer de sahillere, yeşilliklere bisiklet ile giden sahneleri gördükçe imreniyorum ve hep aynı duygu geliyor içime oturuyor.....
     Bi de artık çok daraldım 7/24 evdeyiz.... biliyorum ki dikkat eden bir kısmımız var ve etmeyen bir kısım da var. ve vaka sayıları da gittikçe artıyor....... Allah sağlık çalışanlarının yardımcı olsun....
    Öyle zor bir döneme denk geldik ki....... 
    Aman neyse daha fazla yazıp daha fazla daralmayayım...............................................................
     
    Okuduğum güzel bir kitaptan bahsedeyim.... 
     
     


     
     
    Çok sevdiğim bir yazar Isabel Allende. Daha önce "Kaderin Kızı" ve "Yüreğimde ki Ülkem" kitaplarını okumuş ve bu kitabını da listeme almıştım. Mart ayında canım kızlarla okuma grubumuzun kitabı idi. Öyle yavaş, sindirerek okudum ki anlatamam. Hatta ilk defa bir kitabı belirtilen tarihe yetistiremedim okumasını. Çünkü aceleye getirip, okuyup geçmek istemedim...
     
     Tabi bunda biraz da o hani kitapta anlatılan, hislere, aktarılan duygulara ve anneden çocuğuna geçen duygusal durumlara inanıyor olmamda etkendi.
    Gerçekten de bir nevi hayatımızın bir döneminde büyüklerimizin iyi ya da kötü yaptıkları davranışların, aldıkları ahların ya da iyi dualarının ceremesini yaşıyor ya da çekiyoruz..... Kuşaktan kuşağa aktarılan bir enerji var. O yüzden de çocuklarımıza bırakacağımız bu enerjiyi doğru kullanmalıyız....
     Özellikle kadınların durumu, Clara ve eşinin yaşadıkları.... adamın davranışlarının sonucunun nasıl da ailesine yansıdığını okudukça..içim acıdı. Tabi öyle acıtasyon olarak düşünmeyin kitabı.
    Bir nevi de yazarın aile hayatından anılarla dolu imiş. Üçleme olarak geçiyor kitap, İnstgram'dan yazara mesaj attım sordum. Çünkü aslında net bir bilgi bulamadım bu konuda. 
    Şimdi sırada diğer kitapları var....
     
    Clara del Valle neden dokuz yıl konuşmadı ve öldüğü zaman nasıl oldu da annesinin kesik başıyla birlikte gömüldü? Şili'nin seçimle gelen ve askeri darbeyle yıkılan solcu Başkanının son saatleri nasıl geçti? Nobel ödüllü büyük Şair Pablo Neruda'nın cenaze töreni nasıl bir gösteriye dönüştü? Bunlar, Isabel Allende'nin bu ilk romanında yer alan ilginç olaylardan bazıları. Şilili yazar Isabel Allende, Latin Amerika edebiyatının şu son yirmi yıl içinde yarattığı en büyük romancılardan biri. Ruhlar Evi adlı bu romanında yazar, bir ailenin üç kuşağını, yetmiş yıllık bir süreç içinde, Gabriel Garcia Marquez'inkine yaklaşan bir ustalıkla anlatıyor. Romanda, yaşayan kişilerle geçmişin ruhları iç içe. Latin Amerika edebiyatlarında görülen `büyülü gerçeklik' bu romanda da tüm görkemiyle işleniyor. Sınırsız bir düş gücü ve anlatım ustalıkları, Isabel Allende'yi çağımızın en başarılı romancılarından biri yapmaya yetiyor.
     
    diyor arka sayfasında....
     
     
     

31.3.21

Marcel Proust, Anatole France ve Filmler....

Canım Proust'un Kayıp Zamanın İzinde serisinin son kitabını okumaya başladım. Öncesi de pdf olarak indirdiğim " MARCEL PROUST YA DA BİR ROMAN YARATMAK/ MEHMET RIFAT"  incelemesi olan kitabı okudum. Aslında seriye başlamadan önce okusaymışım iyiymiş. Çünkü kitapta hem karakterler hakkında hem de Proust'un yaşamı hakkında detaylar vardı. Böylece mekan ve karakterlerle, olayların örgüsü daha bir kafamda netleşti.


Gerçekten de yazarı okumak kolay olmuyor.  Yer yer durağanlaşsa da anlatmak istediği " zaman ve an"a dair cümleleri çok derin. Bir kere başladınız mı bırakmak istemiyorsunuz. İyi ki arkadaşım Ayla vesilesi ile daha fazla ertelemeden başladım bu seriye....Tabi her ne kadar maddi açıdan zengin de olsa Proust, yaşamı kolay geçmemiş,özellikle de sağlık sorunları yakasını bırakmamış. Bir de o yaşamı çok iyi gözlemlemiş.

 


 

 Pazar günü "HER ŞEYE EVET" filmini izledik. Çok ama çok eğlenceliydi. Umay kadar bizde çok eğlendik izlerken. Tabi ertesi sabah Umay "evet günü" yapmak istedi. :)


Konu anne ve çocuk ilişkileri olunca zorluklar, anlaşmazlıklar olmaması imkansız gibi. Hep bi çatışma oluyor ve olacakta....


Bu ara "YOUNG SHELDON" nı izlemeye devam ediyoruz. Bing Bang teori dizisini de keyifle izlerdik. Bu ufak halide fena Sheldon'un :) bu kadar akıllı bir evladım olsun ister miydim bilemiyorum?




"ADALET BİRLİĞİ 2" filmini izledik. Aslında bu film tam bir sinema filmi lakin şartlar malum artık tv de izliyoruz. Oysa ki sınemada ki ses sistemi ve dev ekranda daha bir keyifli.

Tabi konu bilindik, diğer oynayan filmlerden sahneleri birleştirerek bir son çekmişler. Beklentinizi fazla yüksek tutmayın yeter. :)


Bu diziye bayıldım. Ve iyi ki mini dizi, uzatmamışlar. Resmen ters köşe yaptı son iki bölümde...Özellikle rüyalara ve mistik yaşama inanıyorsanız seversiniz bu diziyi... Bir kişiyi sevmenin hem de körü körüne sevmenin sonucu bir insanın neler yapabileceğini izliyorsunuz... Saplantı ne fena bir huy.... Ne birini böyle sevmek isterdim ne de böylesine sevilmek....

 

 

Mart ayı 1Nobel1 klasik grubumuzun kitabı "KIRMIZI ZAMBAK / ANATOLE FRANCE" idi.

1921 yılında Nobel Ödülü almış bir yazar. Özellikle konu zenginler ve seçkinler arasında geçer.
Tabi için de kocasını aldatan Madam, kocasının gözü politikadan başka bir şey görmeyen, ressamlar, şairlerin olduğu buluşmalar...
📍 Anlatım dilinden dolayı sevemediğim bir kitap oldu. Soğuk ve sanki eksik gibi hissettim. Sayfalar ilerlemedi gibi hissettim. Lakin şunu da belirtmek isterim ki bana böyle geldi, bu tarz sevenler için ideal bir kitap.
📍📍📍📍
Romana, Anatole France’ın çalkantılı özel yaşamının da yansıdığı, yazarın 1888’de tanıştığı Madam Arman de Caillavet’yle ilişkisinden esinlenmiş olduğu söylenebilir. Kırmızı Zambak, seçkinler ve sanatçılar çevresinde geçer, siyasal yaşamdan ilginç yüzler ve davranışlar, şaşırtıcı şairler ve sanatçılarla karşılaşırız. Ama özünde, dönemin Floransa'sında geçen bir aşk öyküsü anlatılır.... Der arka kapakta.