Artemis Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Artemis Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15.10.19

İclal Aydın...son kitabı...

Selam.

#yarın20yaşındaolacağım kitabı hüzünlü,  duygusal ve dokunaklı idi.
Okurken "Şeker Portakalı ve Çavdar Tarlasında Çocuklar" karışımı bir anlatımı vardı. Sizi ağır kelimelerle değil ama satır araları ile etkileyen, hâlâ devam eden sorunlarını bir çocuk gözüyle anlatan bir kitaptı.
Büyükler suskun kalmak zorundaken çocukların nasılda hayatına devam ettiğini düşündüm. Tanıtım yazısı çok güzel özetlemiş...
Michel on yaşında. 1970'lerde Kongo'da yaşıyor. Annesi pazarda fıstık satıyor, babası Victory Palace Otel'de çalışıyor. Michel can dostu Lounès'la gökyüzünde süzülen uçakların rotasındaki uzak ülkeler hakkında konuşuyor. Kız arkadaşı Caroline'i, futbol takımının gözdesi Mabélé'den uzak tutmaya çalışıyor. Babasıyla radyoda dinlediği dünya bülteninden tanıdığı devrilen İran Şahı için endişeleniyor. René dayısı yüzünden kafası çok karışık. Kapitalist ve Marksistleri ayırt etmek bazen neden bu kadar zor oluyor? Tüm bunlar yetmezmiş gibi annesinin karnının kayıp anahtarını bulması gerekiyor... Devrim sonrası bir Afrika ülkesinde yaşanan hayat; geleneklerine bağlı halkın alışkanlıkları, sıcak kültürü ve renkli karakterlerle hayat buluyor.

Fransızca edebiyatın en yetenekli ve üretken isimlerinden Alain Mabanckou'nun yaşamından öğeler de taşıyan Yarın Yirmi Yaşında Olacağım kitabı.



Sonraki kitabım ise; İclal Aydın'dan "Kalbimin Can Mayası" idi.


Bu son kitapta gülümsediğim yerler de oldu ağladığım yerlerde.
Bu son kitapla yazar diğer kitapda ki olayları bağlamış.
Bu kitapta iyicene açığa kavuştu Dönüş'ün hikayesi.. .

Bir kaç alıntıyı sizinle paylaşmak isterim:

"Birine olan kırgınlığın,  kızgınlığın üzerine çok düşünme. Düşünce her duyguyu hak ettiğinden fazla büyütür."

"Özlemek bir yılandı. Hayal kırıklığı dediğinse bir kanadı kırık güvercin; insanın kaburgalarının içinde yaşayan. Vakti gelince uçurmazsan,  salmaz da saklar, büyütürsen,  sığmazdı ciğerine. Nice insanlar büyüttükleri eski kırıklardan ölüp gittiler.  Biliyordu bunu Defne. Belki şimdi tam sırasıysı o güvercini salmanın.  Yeter bu kadar içinde tuttuğu."

Diyeceğim o ki yine kendi adıma diyebilirim ki kitap çok iyiydi.....


21.9.18

Üç Kız Kardeş İclal Aydın

"Üç Kız Kardeş / İclal Aydın" kitabı çooook güzeldi.
Gerçekten içimizde olan duyguları, acıyı, hüznü ve sevinci ifade etmeyi, yazıya dökmeyi çok iyi biliyor yazar.

Bu kitabı diğer iki kitabının devamı.
"Bir Cihan Kafes" ,  "Unutursun" ve bu son kitap. Ki bu son kitabın da sonun da saçık kapı bırakmış sanki yazar. Devam bir kitap daha gelebilir. :)



Hikayesi dokunaklı bir kitaptı. Üç karakter üç ayrı hayat ve hayata bakış ama hep elele ve birlikte.

Arka tanıtım yazısı şöyle;

 (Tanıtım Bülteninden)

Bir zamanlar, bir ülkenin en güzel denizine bakan bir evde üç kız kardeş yaşardı. İsimleri Türkân, Dönüş ve Derya idi. Babaları Sadık Bey ve anneleri Nesrin Hanım’la birlikte geceleri kucak kucağa oturur, gelecekte onları bekleyen şahane yılların hayallerini kurarlardı.
Türkân, Dönüş ve Derya’nın, Ayvalık’ın çam kokulu sokaklarında geçen masal gibi çocukluğu, onları yetişkin dünyasının acımasızlığına hazırlamamıştı belki. Hiçbir hayatın, hiçbir seçimin göründüğü kadar kolay olmadığını, bazen en büyük, en akla gelmeyecek sırların en güvendiklerimizin kalbinde saklandığını, en korkulacak hastalıkların gün gelip geçmişi derleyip toplayabileceğini anlamak zaman istiyordu.
Ve zamanın ilaç olmadığı bir yara var mıydı dünyada?
Ayvalık’ın denize uzanan taş sokaklarından, nice yaşamlar görüp geçirmiş zeytin ağaçlarından, hayatın kaynağından akan suyundan, eski evlerinden doğmuş bir aile hikâyesi Üç Kız Kardeş. Bir mutsuzluk hikâyesi değil; neşeli günleri yâd ede ede iyiliğe dönüşün hikâyesi. İyileşmenin yolculuğu…
Yay.Yön: Ilgın Sönmez


Ben en çok Dönüş'ü hatırlıycam sanırım....
Gerçekten de bazen çocuklarımız için verdiğimiz en iyi kararın nasıl da onun hayatında nelere mal olduğunu farkedemediğimiz zamanlar olacağını anlatan...
Aile olmanın, birlik olmanın, kardeş olmanın illa ki aynı kandan olması gerekmediğini anlatan....

Çok severek okuduğum ve tavsiye edeceğim kitaplardan biri oldu benim için....

Belki de çok sevmemin nedenlerinden biri de kendimden de parçalar bulmam oldu.
 

18.8.17

Kafka Ve İclal Aydın kitaplarına dair...

Dili: Türkçe
Yayınevi: Altıkırkbeş Basın Yayın Sayfa Sayısı : 58
İlk Baskı Yılı : 2000
Dil : Türkçe

 Sanıyorum sıcaklarla bir ilgisi var uzun araıklarla yazmamın.😊
Genelde ya dışardayız yada evde Umay ile oyundayız. Uyuduğunda da ya dizi, film izliyoruz yada ben kitap okumaya Merter'de oyuna geçiyor. :)

Oysa ki daha tatilde okuduğum kitapları paylaşacaktım.

Bunlardan biri Açlık Sanatçısı/ Franz Kafka

Yine bir Kafka klasiği bir kitaptı. Kitaba ismini veren Açlık Sanatçısı'nın gözünden yaşananlar çok içler acısıydı.
Sirkler de popüler olan, o zamanlar bu sanat ile para kazanan kahramanımız; hem ailevi hemde kişisel sorunları nedeni ile bu sanatı seçer ve dayanabildiği kadar dayanır.
İşin garibi kafes arkasındadır ve insanların gelip kendisini görmesinden ve takdir etmesinden beslenir...
Nasıl bir sanattır bu dedirtiyor okurken...
Diğer kısa öyküler de iyiydi yalnız en çok aklıma yer eden bu öykü kaldı.........



Yayın Yönetmeni : Ilgın Sönmez

Medya Cinsi : Ciltsiz
Hamur Tipi : 2. Hamur
İlk Baskı Yılı : 2017
Baskı Sayısı : 1. Baskı
Sayfa Sayısı : 420
Ebat : 14x21
İclal Aydın'ın Unutursun romanını çok çok çok sevdim. Elimden brakmak istemediğim romanlardan oldu. Bide konusu itibari ile bir önceki okuduğum kitapta geçen techir konuları olduğundan daha bir taze bilgiler ile okudum.

📍En çok da iletişimsizlik  yakıyor canımızı.
Aile içindeki destek, sevgi, kabul görmek o kadar önemli ki...

📍Romanda da sıkça yer verilmiş. Bir anne düşünün kendince geçerli sebeplerden ötürü içe kapanmış, yaşadıklarını okuyunca kendi ailenizi, annenizi düşünmeden edemiyorsunuz...

Bir kız düşünün ailesinden sevgi görmediği için hayatı hep yarım kalmış.....

Okuyun diyeceğim romanlardandı benim için.



9.4.17

Biten Kitaplar....

Fikriye İle Latife Melike İlgün
Sayfa Sayısı: 450 
Baskı Yılı: 2016
Dili: Türkçe
Yayınevi: Artemis Yayınları
Yayın Yönetmeni : Ilgın Sönmez
Sayfa Sayısı : 450
İlk Baskı Yılı : 2016
Dil : Türkçe


Şubat ayında buluştuğumuzda sevgili Gamze'cim bu kitabı hediye etmişti.
Okumak bugüneymiş.
Elimden bırakmak istemedim.
Yazar iki aşık kadını öldükten sonra bir oda da buluşturur ve konuşturur, hesaplaştırır.
Önce Fikriye başlar anlatmaya... Sonrasında ise Latife... Kolay değildir tabi...
En son ise Atamla buluşurlar ve son sözlerini söylerler.....

Okurken hem hayran kaldım hemde çok imrendim. Lise yıllarımda ve sonrasında hatırlıyorum da... çok isterdim Mustafa Kemal Atatürk ile tanışmayı...
Keşke derdim; keşke o devirde yaşasaydım ve bir kez olsun görseydim ...

Kitap tarihi roman değil. Sizi okurken tarihlerle, zamanlarla sıkmıyor. Tersine bazı önemli olayları öyle güzel aktarmış ki okurken unutmuyorsunuz.

Tabi öncelik iki kadının bir adama hemde Devletii için koşturan, önce Vatan diyen, asker bir adama aşık olmaları.
KAdın her yerde kadın dedim okurken. İster okumuş olsun ister cahil.. sevdiği adamdan hep ilgi bekler....
Kıskançlılar yer yer susmaları kadınların... Fikriye Hn. hep susmuş, beklemiş ve idare etmiş.
Ama Latife Hn. öyle değilmiş. Elbet bunda yaşamlarının farklı olmasıda bir sebep.
Daha önceden de okumuştum. Atatürk'ün evlenme sebebi aslında Türk Milletine örnek olmak ve resmi nikahı resmileştirmek...
Yoksa ev erkeği olacak biri değil...
Kendide biliyor ama mevzu milletse gerisi yalandı sanırım kendisi için.

Konuyu bildiğinizden fazla detaya girmek istemiyorum kitapla ilgili, hatta belki alıp okumak isteyen bile olabilir.

Bu kitabın farkı; bu defa Kemal Atatürk'e âşık olan kadınlar olarak değil, yalnızca Fikriye ve Latife olarak karşılaşıyorlar... 

Okurken keşke arada bir fotoğraf da olsaydı dedim... böylece daha bir pekişirdi anlatılanlar.
Bir kez daha hayran oldum Atatürk'e.... Kesinlikle lider doğmuş ve minettarım...
Tabi aynı zamanda kendisine inanan ve bu vatan uğruna ölen şehitlerimize...

Ruhları şad oldun, ışıklar içinde uyusunlar.


Diğer bitirdiğim kitap ise Hay Bin Yakzan.






Kitap zordu.. Aslında içeriği sade ama ki çeviride de olabildiğine sadeleştirmeye gitmişler...
Ama olaylar, akış ve ilerleyiş zorladı beni.
Okurken kesinlikle sakin ve dingin bir kafa ile okumak gerekiyor bu kitabı.

İçerik olarak ilk felsefi anlatı kitaplarından biri... İslam Filozoflarından biri olan  İbn Tufeyl, Hayy bin Yakzan adlı felsefi romanın yazarıdır. Eserde bir adada tek başına kalan bir adamın hakikati keşfi anlatılır.

Bana sorarsanız ne anladın kitaptan diye... valla çok şey anladım ama anlatamıyorum.. çünkü okuduğum terimlerin çoğu biraz ağır geldi bana... hani kitabı anladım ama anlatmak yazıya dökmek  ne bileyim zor...

En iyisi ben size internetten gezinirken bulduğum ve kitabı sindirmek için okuduğum özetlerden paylaşayım.

Bu arada kitabı okuyanınız var mıdır?

Hay Bin Yakzan” İbn Tufeyl

İbn Tufeyl, “Hayy bin Yakzan” (Diri oğlu uyanık) diğer adıyla Esrarü?l-Hikmeti?l-Meşrikiye felsefi romanında, bir adada tek başına kalan bir adamın hakikati keşfini anlatır. Bu eseri önemli kılan noktalardan biri, İslam felsefesinde ve dönemin doğabilimcilerinde sıklıkla karşılaşılan evrim fikrini içermesidir. Tufeyl eserde kendi evrim kuramını da şekillendirmiştir.
İbn-i Tufeyl bu eseri yazmasına sebep olarak ? İslam felsefesi önderlerinden İbn-i Sina? nın Hikmeti Meşriki adlı eserinde dile getirdiği bazı sırların açıklanmasının kendisinden istenmesini? gösterir ve şöyle der: “İstediğin bilgileri Hayy bin Yakzan adını verdiğim bir hikâye aracılığı ile iletmeye çalışacağım. İbn-i Sina?nın insanları yola getirmek için isteklendiren, özendiren, akıl ve zekâ sahiplerine ibret veren Hayy bin Yakzan ile Salaman ve Absal adlı mesellerinden ilham alarak kurduğum bu hikâyeyi iyi izlersen Yakzan oğlu Hayy ile birlikte istediğin gerçeklere ulaşabilirsin.”
Dünyada felsefi romanın ilk örneği ve ilk ?robinsonad? olan Hayy bin Yakzan, 14. yüzyıldan başlayarak dünyanın bütün belli başlı dillerine çevrilmiş, başta Robinson Crusoe?nun yazarı Daniel Defoe, Bacon, Spinoza ve More olmak üzere birçok Batılı sanatçı ve düşünürü etkilemiştir.

14. yüzyıldan başlayarak belli başlı Avrupa dillerine çevrildi; Doğu, özellikle Osmanlı ise İbn Tufeyl’e ve yapıtına ilgisiz kaldı. Üzerindeki “Hay bin Yakzan” etkileri özel çalışmalara konu olan “Robinson Crusoe” defalarca Türkçe’ye çevrildigi halde, “Hay bin Yakzan, dilimize kazandırılmak için 1923 yılını, kitaplaşabilmek için de 1985 yılını bekleyecekti. Bu yeni ve genişletilmiş baskıda, Ibn Tufeyl’in “Hay bin Yakzan”ina ek olarak -M.Serefeddin Yaltkaya’nin çevirisi ve İslam dünyasında alegorik öykü geleneğinin tarihçesini ve düsünsel arkaplanını aktardığı giriş yazısıyla İbn Sina’nın “Hay bin Yakzan”i da yer alıyor.
Bu ünlü hikayenin, Hayy’ın varoluşu ve gelişimi çizgisinde insanın gelişim tarihini özetlemekte olan ince anlatım tarzı, bizi Hayy’ın şahsında kendisinden daha başka birşeyleri temsil ettiği konusunda ikna etmektedir. Yalnız başına yaşadığı adada Adem’e benzeyen konumu, ateşin kaşifi olarak üstlendiği Prometeus rolü, ilerleme kaydetmesi ve sapması, ateşle zekice tecrübelere girşimesi ve düşünmeden “ondan bir parça”yı kavramaya çalışması, onun insanoğlunu sembolize ettiğini göstermektedir. Çünkü o da ilk insan gibi her şeyi kendi başına keşfetmek zorundadır. Ayrıca bir insan olarak, ruhun hayat kaynağı olan hayvani yönünden başka bir şey bilmemektedir. Bu, insanın en azından yarı ruhani bir dünyaya girmesinin belirtisidir.


Hay, çevresindeki topluluğa ders vermeye, yavaş yavaş aydınlatmaya başladı. İlkin hikmetten, hikmetin gizlerinden söz etti. Daha sonra ögretinin ilke ve yargılarından gerçekliğe doğru yöneldi. Zihinlere başka biçimlerde yerleşmiş kimi inanç ve düşünceleri gerçeklik açısından yeniden tanimlamaya, yorumlamaya geçti. Hay’in açiklamalari, yorumları yavaş yavaş topluluğu tedirgin etmeye, canlarını sıkmaya başladi. Gerçi Hay’in yabancılığını, arkadaşları Absal’ın hatırını gözeterek güler yüz gösteriyorlar, açığa vurmuyorlardi ama içten içe kiziyorlardi. Hay ise büyük bir coşkuyla, gece demeden, gündüz demeden onları uyarmaya çalışıyor, gizli ve açık tüm gerçekleri yalin biçimde gözler önüne seriyordu. Ne ki bu çaba ve açiklamalar onları gerçeğe çekecek yerde kızgınlıklarını artırıyor, dogru yola duyduklari nefreti derinleştiriyordu. Bununla birlikte bu insanların büsbütün kötü oldukları söylenemezdi. Bunlar iyiliği seven, gerçeğe yönelen insanlardı yine de. Fakat yaratılışlarından gelen eksiklikten ve bilgisizliklerinden dolayı gerçeği, gerçeğe özgü yoldan aramıyorlar, arastırma yönüne gitmiyorlardi. Bu bir yana, gerçeği, gerçeğe ulasan insanlarin yolundan öğrenmeyi de istemiyorlardi. İşte bu nedenlerden dolayi Hay, onlarin durumunu düzeltmekten umut kesmek zorunda kaldı. Kavrayışları o denli sınırlıydı ki, kabul ettikleri şeylerin onları kurtuluşa yöneltmesi mümkün degildi. Hay, aydinlatmaya çaliştigi insanlardan umut kestikten sonra bütün toplumu gözden geçirdi. Her sınıftan insanın kendi bilgisiyle yetindiğini, dünyasal istek ve eğilimlerini, bencil isteklerini tanrı edindiklerini gördü…”





1.7.16

İpek Ongun Ve YIkanan Kadınlar Tie Ning...Kitapları yorumu..

yıkanan kadınlar tie ning

Uzun zamandır elimdeydi bu kitap...
Başlar da biraz durağan başladı ve "eyvah okuyamayacağım bu kitabı galiba" dedim kendime..
Araya başka bir kitap daha alıp okumaya devam ederken bir baktım kitap bir açıldı, bir güzelleşti...
Elimden bırakmak istemedim okurken...
Uzak Doğyu hem seviyor hem merak ediyorum o yüzden daha bir keyifle okuyorum Çin Edebiyatını...
Kendimize birazcık da olsa yakın buluyorum kültürlerini...

Kitapta birçok detayı bir arada bulabiliyorsunuz. Özellikle o dönemin siyasi, sosyal olaylarını da güzel aktarmış kitap.
Ve diyorsunuz ki "kadın "her yerde kadın ve daha fazla çile çeken, daha fazla mahalle baskısı gören taraf, varlık oluyor....

Konusuna gelince 2 farklı neslin gözünden hem o dönemi hem hayatlarında ki yaşananlara tanık oluyorsunuz.....
Tabi ana karakter Çio... kızkardeşi var ki ben en çok ona sinir oldum.....

Kitabın kapağında 1994 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanan Japon yazar Kenzaburo Oe'nin bu kitap için söylediği "Son on yılda çıkanlar arasından on edebi eser seçmem istenseydi, kesinlikle Yıkanan Kadınlar'ı aralarında sayardım" sözü yer alıyor. Oe'nin burada kast ettiği zaman dilimi 2000-2010 arası. Ben Yıkanan Kadınlar'ı beğendim. DR'ın kampanya döneminde ki standında denk gelmiştim, kararsız kalmıştım ama iyi ki almışım dedim. Çünkü başka bir bölümde hiç rastlamadım kitaba...
Filmide çekilmiş ama henüz bulamadım nette, araştırmaya devam. Bileniniz varsa benle paylaşırsa memnun olurum. :)

 
ipek ongun
 A101'de ara ara indirimli kitaplar oluyor ve öyle bilinmedik değil bilindik yazarların kitaplarını getiriyorlar....
Bu kitapda onlardan biri... Sanırım yaşım kaç olursa olsun hiç sıkılmadan ve düşünmeden alacağım, okuyacağım bir yazar benim için İpek Ongun...
Ara kitap olarak okuyorum okurken öyle içimi rahatlatıyor ki anlatamam....
Yine bu kitpata Yağmur Öğretmenin hayatından başlayarak hayata dair bir roman olmuş...
Daralan ruhuma iyi geldi diyebilirim.

Siz sever misiniz İpek Ongun'u?
Gerçi bir nesil "Yaş On Yedi" kitabı ile büyüdü ki hala en olma sırasını koruyor bende.... Kızıma da okutmayı düşündüğüm bir eri bu seri... Tabi okumak isterse...Teklif-öneri benden karar vermesi Umay'dan. :)