Stefan Zweig etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Stefan Zweig etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19.2.21

Biten Kitaplarım.....



 Arada bir Kadıköy'e yürüyüşe indiğimiz de ya da kahve almaya gittiğimizde muhakkak İş Kültür ya da YKY uğruyorum. Çünkü kurallara aşırı uyuyorlar ve içeri alınan kişi sayısı da 2 kişi olunca içim rahat oluyor.

 

Yine bir gün gezinirken "Orhan Veli Bütün Şiirleri" yeni baskısı kitabına denk geldim. Nedense şiir kültürüm yoktur benim, okumaktan çok dinlemeyi severim şiiri...

Modern Türk Edebiyatı serisi olarak çıkartılmış. Ara ara açıp, üç beş sayfa okuyorum... öyle güzel ki kelimeleri Orhan Veli Kanık'ın...

 

Diğer kitabım ocak ayı kalan sağlar grubumuzun kitabı idi....

Ursula K. Le Guin / BAĞIŞLANMANIN DÖRT YOLU

 Zaferle sonuçlanan her özgürlük savaşı, yeni bir özgürlük savaşının başlangıcı demektir. Werel ve Yeowe'de sıra kadınlarda...

Şimdi tiksinerek, hikayemi sadece bu tür şeylerin oluşturduğunu ama aslında bir yaşamda, hatta bir kölenin yaşamında bile cinsellikten çok daha fazla şeyler olduğunu söyleyeceksiniz. Bu doğru. Benim bütün söyleyebileceğim hem kadın, hem erkek olarak en kolay cinselliğimiz konusunda köle ediliyor olabildiğimizdir. Hatta hür erkekler ve kadınlar olarak hürriyetimizi en zor muhafaza edebildiğimiz yer de orası diyebiliriz. Tenin siyasi düzenleri iktidarın köküdür.
(Arka Kapak)

💫💫💫💫💫 Kitapta ki konular ve yazarın olayları anlatımı çok dikkat çekici... kesinlikle farklı bir gözle bakıyor ve ön görülüleri de çok iyi bence....

Evet konular şuan bize uzak ve hayal ürünü gibi geliyor ama düşününce hiç de imkansız şeyler değil.... baktığımızda da yaşamımız da neler neler değişmedi ki.... hele bu pandemi ile.... artık parayı bile dijitale çevirme mantığındalar hepten.

evet gezegenler var ve orada da kadınlar hep ikinci sınıf..kölelik, küçük yaşta öğretilen cinsellik...satılma ve çalıştırılma... özgürlük uğruna verilen mücadele...,

Şunu belirtmeliyim ki özellikle bu kitap kolay bir okuma olmadı. Son bölümü okuduğunuz da kitapta anlatılan bir çok detay aklınızda yer buluyor. hatta dedik ki keşke önce son bölümü okusaydık o zaman anlatılan o din, savaş ve mücadele daha bir yer bulurdu....

 

 Pdf olarak okuduğum bir kitap oldu "ÜÇ BÜYÜK USTA / BALZAC-DİCKENS-DOSTOYEVSKİ"

 Yer yer aynı anlatımlar olsa da Zweig gözünden üç büyük ustayı okumak keyifli idi. Lakin bu kitabı aslında yazarları okumaya başlamadan önce okumakta fayda var. Çünkü alt metinler de ne anlatmak istemiş daha bir anlaşılır oluyordu.


Açıklama

Üç Büyük Usta

Stefan Zweig, Üç Büyük Usta’da üç büyük yazarın yaşam öyküleri üzerinden, okurlarını edebiyat tarihine, edebi dehanın sınırlarına doğru bir yolculuğa çıkarıyor.

“Toplumun romanını yazan” ve kendi gücünü dünyaya kabul ettirmek isteyen Balzac, “ailenin romanını yazan” ve döneminin İngiliz kültürüyle özdeşleşen Dickens, “bireyin romanını yazan” ve yaşamla ölüm, dehayla çılgınlık arasında gidip gelen Dostoyevski hem birer yazar, hem de gerçek birer kişilik olarak Zweig’ın bu eserinde karşımıza çıkıyor.

Stefan Zweig 20 Ekim 1881’de Viyana’da doğdu. 1920-1928 yılları arasında yazdığı Üç Büyük Usta, Kendi Hayatının Şiirini Yazanlar, Kendileriyle Savaşanlar büyük ses getirdi. Hayatı boyunca her tür resmi ödülü reddeden Zweig 1940 yılında bir konferans için Güney Amerika’ya gitti ve hayatını orada sürdürdü. Zweig, 23 Şubat 1942 yılında ikinci eşi Elisabeth Charlotte ile birlikte, yarattığı birçok roman kahramanı gibi savaşın neden olduğu derin bir umutsuzluk duygusuyla ölümü seçti.

 

JERZY KOSİNSKİ /Adımlar Kitap Açıklaması


"Adımlar", olağanüstü bir edebiyat başarısıdır. Tıpkı, unutulmaz "Boyalı Kuş"unki gibi. Görüntüleri yakıcı, kanlı, gaddar... Yine de bunlar cehennem ya da hayal-bilim görüntüleri değil. Söz konusu edilen gerçekten bizim gezegenimiz.-Hayim Zeldis, The Book Reporter-"Amerikalı eleştirmenler "Adımlar"ın totaliter rejimlerle kökünden sökülen Avrupa'nın tedirginliğini dile getirdiğini söylediler. Fransız meslektaşları ise, özellikle Amerika'da hüküm süren şiddeti buldular bu kitapta. Kuşkusuz, hepsi haklı... İnsan karşısındakini kendinden daha iyi görür." Gençler, değişik olduğu için cezalandırmak üzere herkesin üstüne çullandığı "Boyalı Kuş"ta kendilerini buldular. "Adımlar"da ise toplumun kendilerine sunduğu ve geri çevirdikleri çeşitli örnekleri gördüler. Benim olduğu kadar, belki onlar içinde putları kırmak, kayıtsızlıktan ölmemek için elimizde kalan son hareket gibi görünüyor."

 

Kayınvalidemlerin kitaplığından aldığım bir kitaptı. Aslında "BOYALI KUŞ" u okumak istiyordum.... Bu kitabı görünce başladım.... Yalnız nasıl da dan dan yüzünüze vuruyordu olanları, gerçekleri...rahatsız edici cümleler çok fazlaydı..resmen sizi kendinize sorgulatıyor " yalan mı he yalan mı? böyle böyle olunca balınıza bu gelmiyor mu?" gibi.....

Zor ama iyi ki okudum dediğim bir kitap oldu. 




21.9.20

Biraz Günlük Biraz kitap....



 
Aslında mart ayı gibi dişim sinyal vermişti. Bundan yaklaşık 12 yıl önce kaplama yapıldı ve doktorum ortalama "10-15 yıl" gidiyor kaplamalar diye de uyarmıştı. Miyadı doldu anlaşılan ve ağrı  beni mahvetti.... Tabi o süreçte pandemi başlamıştı ve korkudan doktora moktora gitmemiştim. Gargara ve yediklerime dikkat ederek geçirdim. Ama aklımın bir köşesinde hep yer etti dişim... bir gün patlak verecek düşüncesi çok fena.
Velhasıl geçen hafta dayanamayacağım şekilde diş etlerim ağrımaya başladı. Ve doktora gittim, yeniden yapılacak... Tabi benim gibi kırk yaşına kadar diş ağrısı çekmemiş biri için bu süreç çok fenaydı. Hani diyorlar ya " anamdan emdiğim süt burnumdan geldi" aynen onu yaşadım. uyku deseniz sancıdan yok...
Korksamda daha büyük sorun yaşamamak için muayene yolunu tuttum.... Eve gelir gelmez, hemen duşa girme. temizlenme ihtiyacı hissetme duygusu ne fena. Allah sağlık çalışanlarının yardımcısı olsun. Biz böyleysek onlar nasıldır kim bilir.
Bakalım bu hafta sonuçlanır artık dişim de rahatlarım.
Sonuçta bu hafta önemli bir süreç bizim için; kızın ilk ders haftası. Şimdilik hafta bir gün okula gidecekler. Bizim kızın grubu cuma günü gidecek. Diğer günler "Eba TV" den izleticez ki okul mantığı otursun. Bide uzaktan öğretim olma durumu da var...

Geceleri geç uyuduğumdan okumaya devam. Tabi daha yavaş okuyorum çünkü beynim yorgun oluyor. O yüzden bu aralar daha kolay okunur kitaplar seçiyorum.


"Clarissa / Stefan Zweig"

Uzun zamandır ara vermiştim Zweig okumalarına. Sanki tekrar aynı kitapları okuyormuşum gibi hissediyordum. Sonra  Korku kitabı ile yeniden  başladım okumaya.
Sonra yine ara vermiştim ki Sevgili Gül Hn. ( blog sayfası için tıktık :) ) bloğunda bu kitabın yorumunu okudum. Ayrıca Gül Hn. ilgi ve keyifle takip ediyor, paylaşımlarını okuyorum. Samimi, net yazımları hoşuma gidiyor :)) 
Ve bu kitabı da bir çırpıda keyifle okudum. Tabi kitabın tamamını yazar tamamlayamamış. Sonlara doğru bir boşluk hissi, sanki kitap yarım kalmış gibi hissediyor ve anlıyorsunuz.
Konusu itibari ile 1902'de  başlayan savaş, öncesi sonrası yaşadıklarını konu ediyor. Askeri bir baba ve askerliğin verdiği ciddiyet, disiplin, duygularını saklama... yine erkek evladın askeriyeye girmesi kızın ise faydalı bir işi olsun diye doktor yanında yardıma başlaması... sonrası aşk, evlilik, mücadele derken kitap bitiyor. Clarissa acılar çeken ama yine de ayakta kalmaya çalışan bir genç kadındır.
Arka kapak yazısı şöyledir;

Açıklama

Zweig hayatının son dönemlerinde başladığı, taslağı 1981’de gün ışığına çıkarılan ve yayıncısı tarafından tamamlanan Clarissa’da, 1902 yılından Birinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesine kadar geçen dönemde, dünyanın halini genç bir kadının gözünden anlatır. Avusturyalı bir subayın kızı olan Clarissa bir manastır okulunda büyümüş, eğitimini tamamladıktan sonra Viyanalı ünlü bir sinir hastalıkları uzmanının yanında çalışmaya başlamıştır. Luzern’deki bir kongrede barışsever Fransız öğretmen Léonard’la tanışır. Birbirlerine âşık olurlar. Savaş yüzünden ayrılmak zorunda kaldıklarında Clarissa hamiledir. Üstelik karnındaki bebeğin babası aynı zamanda düşmanıdır da. Milliyetçi bir histerinin kol gezdiği parçalanmış Avrupa’da bu bebeği doğurmak yalnızca kişisel bir karar değildir artık.



Bir diğer kitabım grup okuması olan, Nobel ödüllü bir yazar olan " Elfriede Jelinek / Michael -Çocuksu Topluma Gençlik Kitabı"


9.3.19

Doğadaki Son Çocuk Ve Stefan Zweig Kitapları...

Geçen hafta ince ama içi dolu kitaplar bitirdim.








Doğadaki Son Çocuk kitabını okurken kendi çocukluğum geldi aklıma....
Çünkü kitapta geçen bir çok şeyi kendi adıma yaşadım.
Oturduğumuz apartmanın bahçesi ağaç ve çiçeklerle dolu idi daha doğrusu benim dönemim de  bahçe kavramı daha fazla idi.
Şimdi ise çocuklar eve tıkılıyor.

Kitap da yazar üstüne basa basa doğa ile insanın, çocuğunun uyumundan bahsediyor.
özellikle dışarıda oynamayan çocukların daha içe kapanık, daha çok elektronik eşyaya bağımlı, depresyona yatkın, obez vb... süreçleri anlatıyor örnekler vererek.

 Trafik, annelerin “çocuğum üşütür hasta olur” kaygıları da çocukların doğadan uzaklaşmasını sağlıyor. Çocukların yeni oyun alanları ise, zamanlarını geçirdikleri ekranlar ve alışveriş merkezleri.
O kadar kızıyorum avmde çocuklu anneleri görünce. Alışveriş için anlarım, bırakacak yerinde yoktur vs.. Ama sırf "hava alsın çocuğum" diye dışarı çıkartmayı avmye getiren annelere lafım....

Örneğin şimdi ki çoğu çocuk "iğde"yi bilmiyor biz ise ağaçtan koparıp yerdik, erik, incir de öyle. Dedemin ( ruhu şad olsun) bahçesi vardı ve çok severdi ekip biçmeyi...mis gibi güller eker, onlarla konuşurdu. Sonra kayısı, şeftali, erik ağacı vardı...
Yalnız tabi biz küçüğüz olmuş olmamış bakmadan koparırdık sonra da kaçardık... çok kızardı... :)))

Bende mümkün mertebe sokağa çıkartırım Umay'ı, hele avmye  alışveriş için götürüyoruz oda üç yaşından sonra başladık denemek için bazı kıyafetleri. Onun dışında parkları biz açıp biz kapatıyoruz neredeyse... :) 


Diğer iki kitabım ise S.Zweig'den. :)

Biliyorsunuz ara vermiştim S.Zweig okumalarıma. Bir arkadaşım "Korku "kitabını tavsiye etti. Almaya gittiğimde de kitabı satan arkadaş "Mecburiyet"i tavsiye etti.
İkisini de aldım. Ne iyi ettim de aldım.
Kısacık novella romanlardan.

"MECBURİYET" kitabında yazarımız başka bir memlekette ressamdır. Kendi ülkesinde savaş vardır ve savaşa katılmak, insan öldürmek istememektedir.
Tabi okurken siz de sorguluyorsunuz "hangisi doğru?"diye.... insan öldürmemek mi? yoksa "vatanın için kan dökmek mi?"

Zor bir karar.... Zaten yazarın yaşamını, kaçarak yaşamasını ve intihar etmesini düşünürsek kitaplarında bu etkiyi görmek mümkün...

Gerçekten de başarılı bir eserdi.
"KORKU"

Konusu itibari ile bir kadının tek düze giden hayatına renk katmak için kocasını aldatması, kocasının bunu öğrenmesi, karısının gözlerini açmak için başvurduğu oyun... derken kadının hissettiği pişmanlık, korku sonrası hayatına nasıl da korkunun hakim olması... daha  fazla anlatamıyorum çünkü kitap çok kısa ve yazarsam özetten de öte olacak. Benim gibi hala okumadıysanız not edin...

13.2.19

La ve Rahel Tanrı'yla Hesaplaşıyor Kitapları Üzerine...


Selam.

Daha önce hiç Nazan Bekiroğlu okumamıştım  Daha doğrusu Nar Ağacı kitabına başlamış ama okuyamamıştım.
Bu kitabını da belki iki üç sene evvel görmüş not etmiştim "alacağım okuyacağım kitaplar" listesine ..
Tabi liste kabarık olunca anca sıra geldi.
Bir de Instagram'da #bibliyodukkan diye bir sayfa var. Sevgili eski Bloggerlardan Damla ve gelininin açtığı ikinci el kitapların satışının olduğu bir sayfa. Bende Kitaplığımdan kitaplar ekledim. Ve sattığım da oldu 

Bazı kitaplarım hep benimle ama bazıları değil.

İşte efenim orada görünce hemen aldım. Okudum ...
Lakin içime işledi kitap.

LA/SONSUZLUĞUN HECESİ NAZAN BEKİROĞLU

Hz. Adem'in hikayesi  Anlatım dili masalımsı, Şiirsel ve öyle dokunaklı.......
Bir kez daha hayran kaldım Hz. Adem'e.

La:Olumsuzluk eki. Başkaldırı serbestisi
🤲 Ama değil mi ki Tevhid kelimesi La ile başlar: La ilahe
Bilinçli kabul kelimesi onun ardından gelir : İllallah.
🖋 Ve Hz. Adem'in La ile başlayıp İllallah'a yönelişini anlatan, Kabil ile Habil'i anlatan ama en çok da insani özelliklerinden bahseden bir kitap....
Nefsin en çok sevdiği; kibir, büyüklenme, kendini beğenme, ölümsüz gibi yaşama ve her şeye "benim, ben demesi" derken...
Altını çizdim, çok düşündüm, aklıma gönlüme yazdım bazı cümleleri... Okumakla da kalmayıp davranışlarıma da yansıtacağım bildiğim şeyler kadar bilmediklerimi de öğrendiğim kitaptan selam olsun...

Diğer kitabım ise; RAHEL TANRI İLE HESAPLAŞIYOR/ STEFAN ZWEİG

Daha önce 5 kitabını okudum iki tanesini sevmiştim  Elbet kalemi kuvvetli yazarlardan, özellimle hayatı, kaçışı ve acı çekmesi.... Derinden etkiliyor beni.... 

Lakin bazı kştalarında ki aşk, kadın tasviri ve onun üzerinden hikaye anlatması sıkıyor beni. 
Bir huyumu seviyorum hemen yazarı okunmayacaklar listeme eklemem. Biraz daha bakınırım kitaplarına ondan sonra kararımı veririm. Zweig'de öyle benim için  
Arkadaşım "Korku  kitabını da önerdi ona da bakıcam  😊 
Bu kısa novella tarzı kitabı üç öyküde oluşan menkibe. Özellikle Rahel ve Ölümsüz Kardeşin gözleri etkileyen öykülerdendi. Bir dönem Felsefe sohbetlerine katıldığımdan "Bhavagita" öğretilerini de az çok bilirim....
🕯 🕯 🕯
Bu üç hikayede de aslında Tanrı'yı ve kendilerini ararken yaşam amaçlarını bulurlar. Toplumsal ahlak, beraber yaşamak ve kendi içime dönmek açısından kısa ve öz kitaplardandı.
🖋 Ve yine anlıyoruz ki; bizim bir hareketimiz, sözümüz, davranışımız sadece bizi etkilemiyor.......

Bir sonra ki yazımda da "Gecenin Sonuna Yolculuk" kitabını anlatıcam  😊 

22.6.18

Hah, Hippi Ve Kızıl Kitaplarına Dair....

Haziran Ayı okumaları dolu dolu geçiyor diyebilirim. 😊 Tabi bunda ince kitaplar okumam da etken.


🖋 "HAH/ BİRGÜL OĞUZ"

Okuduğum ilk kitabı yazarın. İnstagram'da çok gördüm bu kitabı ve yorumlarına inandığım  güvendiğim kişilerin de önerisi ile aldım.
  Öykü kitabı ki aslın da ben pek öykü sevmem. Sevdiğim öykü kitapları çok azdır ve bu kitap da sevdiklerim arasına girdi. İçinde ki öyküler aslında acı... Okurken içim sızladı diyebilirim. Ama önemli olan bana göre;  yazarın  acıyı,  özlemi anlatırken acıtasyon yapmaması...duyguları ön plan da tutması. Tavsiye edeceğim kitaplardan oldu benim için.

Arka kapak yazısında şöyle yazıyor;

Sayfa Sayısı: 88
Baskı Yılı: 2015
Dili: Türkçe
Yayınevi: Metis Yayıncılık İlk Baskı Yılı : 2012

"Çünkü onlar 'annelerini erken, babalarını ölümlerine yakın seviyor'. Onlar en çok bunu biliyor. Babalarsa sevilmeye gelmiyor. Babalar bir kere sevildi mi hemen kısalıp ölüyor. Buna önce yas, sonra yasa deniyor. Böyle oluyor: Çocuk tüfeği eline alıyor. Namlunun ucunda: okunaksız bir baba. Sonra korkunç şeyler oluyor. Kırık cıncık ve leke. Saçma ve kül. Ve bir de bakmışsın, baba gökte soluk bir amblem. Tedavülden kalkmış delik para."

Birgül Oğuz'un kitabı yas üzerine. Ancak yalnızca kişisel bir kaybın yasını tutmuyor Hah. Hafızalardan silindi silinecek "yılbindokuzyüzeylül" devrini şimdiye fırlatmak arzusunu da duyuyor. Temsil, telafi ve idrak edilemez olanı temsil, telafi ve idrak etmeye çalışıyor. Zamanın yas'a müdahalesi, halden hale geçen öykülerin dilinde buluyor karşılığını."
 📌📌📌 Bir diğer kitabım ise;

"HİPPİ/ PAULO COELHO"



HİPPİ
Paulo Coelho
Çeviren: Emrah İmre
Can Yayınları, 2018
264 sayfa, 25 TL.

 Gerçekten de ne yazsa okurum dediğim yazarlardan biri benim için P.C.
Özellikle Simyacı'dan sonra en sevdiğim ve ben de etkisi büyük olan "Portebella Cadısı ve Beşinci Dağ" kitaplarıdır ve okumadıysanız öneririm.

Bu kitabını farklı renkler de basılmış. Sanırım son seneler de bu akım moda oluyor. Hatırlarsanız Murakami'de "Karanlıktan Sonra" kitabında öyle bir basıma gitmişlerdi.

Hayatına dair çok fazla kesit var bu kitapta.
1970 ve o dönemler de pek bir moda olan bir akım vardır "Hippi" diye anılırlar.
Sırtlarında çantaları, rahat kıyafetler, neresi olsa uyurlar vs.. ve özgürlük tabi... kiminin gıpta ile baktığı kiminin "ıyyy" dediği bir akım.
Ben ise televizyondan ve filmlerden hatırlıyorum Hippi tarzını...

Yazarımız isr aslında kendi yolculuğu için çıkar bu yola ve bu yolda yaşdıklarını anlatır kitabın da.
Okurken bir bakmışsınız sona gelmişsiniz öyle akıcı bir kitaptı.

📌📌📌📌📌📌📌📌📌📌📌📌📌📌📌

 Aslında ara vermiştim S. Zweig kitapları okumaya.
En son okuduğum Bir Kadının Hayatından 24 Saat adlı kitabıydı yanlış hatırlamıyorsam, çok sıkılmıştım ve bazı cümleler hep tekrar gibi gelmişti.
O yüzden ara vermiştim.
Sonra bu kitabını gördüm. Aslında yazarın ilk gençlik yıllarında yazdığı bir eser ama bizde yeni basılmış bir kitap.
Konusuna gelince taşradan şehre üniversite de doktorluk okumak için gelen, sönük , kendine güveni az olan bir gencin serüveni.
Elbet yine yazarın kişilik analizler ve akıcılık çok iyiydi.
Sonu hüzünle bitse de güzel bir kitaptı.
Arka Kapak yazısı;


 
Zweig gençlik dönemi yapıtlarından Kızıl’da öğrenim için Viyana’ya giden genç bir tıp öğrencisinin büyük kentin gerçekliğine uyum sağlama ve yetişkinliğe adım atma sürecini anlatır. Kendini birdenbire ailesinden uzakta soğuk bir odada yapyalnız bulan bu “çocuksu” genç adam, zamanla girdiği bunalımın etkisiyle hayallerinden, başlangıçta büyük bir hevesle sarıldığı tıp eğitiminden vazgeçme noktasına gelmiştir. Tam da o günlerde kızıla yakalanan ve yardımına ihtiyaç duyan bir kız çocuğu onu hayata geri çağırır… 1908 yılına ait bu anlatı, Zweig’ın daha o zamanlar çoktan bir novella üstadı olup çıktığının kanıtıdır adeta. Üstelik, yazarın sonraki yapıtlarında sıklıkla karşılaştığımız bir temanın peşine henüz kariyerinin başındayken düştüğünü; gaddar bir dünyada varoluşunu sürdüremeyecek kadar kırılgan insanların acılarını baştan beri dert edindiğini ortaya koyar


Böyle işte a dostlar.

Selamlarrr :)

9.7.16

Biraz Hüzün biraz Elif Şafak, Stefan Zweig...

Geçmiş Bayramınız Mübarek olsun blogdaşlar...

Biz bu bayram da neredeyse yalnızdık. Kardeşimgiller annemlere gittiler Fethiye'ye.
Hem ziyaret hem tatil oldu onlar için. Birde sevdikleri dostaları ile yaptılar ki daha bir keyifli oldu onlar için.

Güneş tüm sıcaklığı ile ısıtırken bazı evlere de hüzün çöker... bayram sabahı çok sevdiğim can dostum, arkadaşım, can'ım babasnı kaybetti..... acısını paylaşmak için Sakarya'ya gittik eşimle....
.......................................
Bir eve daha hüzün düştü ve bizler hayatta kalanlar yine sorgulamaya başladık bazı şeyleri....
Hep böyle oluyor değil mi?
Eğer hastamzı varsa ve hastane odalarındaysak sağlığımızı... eğer bir eve ateş düştüyse de kendi hayatımızdaki büyüklerle olan ilişkilerimizi sorgularız birkaç gün......
Rabbim sabır versin Can'ım arkadaşıma ve ailesine..... :((((


elif şafak Havva'nın Üç Kızı
 Tabi bu olaylar yaşanırken kitap okumalarıma sığındım. Bana üzüntülüyken çok iyi geliyor kitap okumak... yada uyumayı tercih ederim. Tabi kızdan dolayı öyle uyumalar nerde... bende ikinci seçeneğim olan kitaplarıma sığındım...
Elif Şafak/ Havva'nın Üç Kızı kitabını severek okudum... yorumlara baktım da yine aynı şeyler dönüyor... Yazarın cemaat sayesinde yükseldiği vs...
Bana göre Elif Şafak Ve Orhan Pamuk ömürlerinin sonuna kadar hep bu ikilemlerle karşılaşacaklar...
Çünkü seven ya çok seviyor yada hiç sevmiyor...
Evet eksikler havada kalan şeyler vardı kitabın genelinde.. ama günümüz gidişatına bakarsak yazdıkları da hiç de basit değildi.... ötekileştirme artık o kadar çok yapılıyor ki....  kafan açıksa dinsiz, kapalıysa da dindarmışsın gibi algılanıyor...  aile içi çatışmaları ve yorumlarını sevdim...
Diyeceğim odur ki... sevdim ben kitabı.... :)


Stefan Zweig
Yok yok ben bir türlü sevemedim Stefan Zweig kitaplarını...
Biliyorum çok fazla yere göğe sığdırılmıyor yazar. Elbet vardır haklı yanları ama bana uymuyır yazım dili.
İlk Satranç kitabı ile tanıdım ve öyle pek de " çok iyiydi" diyemedim.
Böyle durumlar da hemen yazarı listemden silmem, bir kitabını daha okurum. Ki daha sonra Amok Koşucusu kitabını okudum, sonra da bu kitabını okudum...
Ama anladım ki olmuyor, ilerlemiyor sayfalar.
Sanırım bunda en büyük etken devamlı olayların kadınların aşk üçgeni etrafında dönüyor olması. Tamam bakış açılarında ve bazı cümlelerinde ki tespitler altı çizilesi ama genele vurunca ilerlemiyor....
Ve bu kitap ile artık noktayı koydum yazar ile arama......

BUgün güzel bir İstanbul turu yaptık ama oda artık bir sonra ki yazıya kalsın.

İyi geceler blogger..
Sohbeti bol olan bir haftasonunuz olsun...

29.2.16

Yeni hafta, Biten kitaplar, Haruki Murakami

Az önce Facebook'a giriş yaptım, anammm demez mi bana sankim ben bu ayın kaç çektiğini bilmezmişim gibi... :)))
"Sevgili Gülşah, dört yılda bir gerçekleşen Şubat Ayının 19 çekmesi şerefine bugünün tadını çıkart..." 
Sağolsun düşünmüş tabii amaaaa ne diycen işte.. bilmiyor sanki ben rahatsızım, boğazlarım ağrıyor, kemiklerim üşüyor... bu haldeyken nasıl tadını çıkartayım.....
Gerçi bugün şükürler olsun daha iyiyim. Dün sağolsun eşim ilgilendi herşeyiyle Umay'ın bende uyudum dinlendim...
Bugün de acısını çıkarttım dinlenmenin. Evi dip köşe temizledim, balkonumuzu bahara hazırladım.. Aaa bir ara fotoğrafını paylaşayım sizinle. Çok severim güzel havalar da balkonda keyif yapmayı, oturmayı....Siz?


Geçtiğimiz hafta iki kitap bitirdim. Herkesin çook beğendiği Santraç kitabını okumuş ama beğenmemiştim. Tamam yazarın hayat hikayesi, düşüncesini özgürce ifade edemeyişi, sürgün edilmesi, eşi ile intihar etmesi hiç hoş ama hiç hoş değil... Ki böyle kalemi kuvvetli yazarların erkenden bu dünyadan gitmesi, hele de eceli ile değil de kendi istedikleri zaman hayatlarına son vermesi çok üzücü...
Bende yinede yazara ikinci bir şans vereyim dedim ve "Amok&Usta İşi" kitabını okudum.
Bu arada ben Yordam Yayınlarından olan kitabı aldım ki çevirisi bir harikaydı...İki öykü kitabını birleştirmişler. Özellikle Amok çok başarılı bir hikayeydi, başta sıkılır gibi oluyorsunuz ama Dr.hikayesini anlatmaya başlayınca, elinizden bırakamıyorsunuz
Bide Amok demek; psikolojik bir rahatsılığın ismi. Delicesine koşmak, önüne gelen herşeyi yok ederek komak vb.. gibi bir anlamı var. Kitapta da Dr.yaşadığı olayın pişmanlığı üzerine bir Amok gibi koştuğunu ve yaşadıklarını gemide karşılaştığı ve hiç tanımadığı birine anlatır....
Usta İşi öyküsünü ise sevemedim. Sanırım benim bu yazar ile aram hep mesafeli kalacak...

Murakami kitabı hiç okumayanların yada yazarı sevenlerin okumak isteyecekleri bir kitap aslında bu: Koşmasaydım Yazamazdım" 
Anlatım dili o kadar yalın ve sade ki okurken yer yer sıkılsanız bile elinizden bırakmak istemiyorsunuz . Koşma macerasını okurken ki ben koşamayanlardanım, hem sevmiyorum hemde koşamıyorum Anemi rahatsızlığım olduğundan.
Kitaplarını nasıl yazdığı, hayata bakış açısı, yaşam amacı, yaşayış biçimi ki bunları yazarın bize aktardığı kadarı ile okuyoruz.
Yine bu kitaptan öğreniyoruz ki yazarımız konuşmayı pek sevmediğinden yazdığını, yaşamı, ülkeyi, adaleti çok sorguladığını öğreniyoruz.
Aslında bu kitabı roman gibi değil de ara kitap olarak okuyabilirsiniz.
Kitaptan birkaç alıntıyı paylaşayım sizinle;
"Acı kaçınılmazdır ama acı çekmek bir tercih meselesidir" (Kitabın girizgahı)
"Yürekte açılan yaralar, bir insanın bağımsızlığı karşısında dünyaya ödemek zorunda olduğu çok zor bir bedel"
"Murakami Bey, insan sizin gibi sağlıklı bir yaşam sürünce zamanla roman yazamaz hale gelmez mi?" Arada sırada insanlar bu soruyu sorar bana. Roman yazmak, sağlıksız bir eylem; yazar olan kişi de sağlıklı olmak dediğimiz çemberden uzak bir yerde, mümkün olduğunca sağlıklı denemeyecek bir yaşam sürmek zorundaymış gibi. Biz roman yazmaya çalıştığımızda, insanlığın temelinde bulunan zehir gibi bir şeyi istemesek de çekip çıkarır, görünür kılarız. Yazarlar az çok bu zehre maruz kalır. Bu zehir işin içine girmediği sürece, gerçek anlamda yaratıcılık eylemi ortaya konulamaz çünkü (tuhaf bir benzetmeyle söyleyeceğim ama balon balığının zehirli kısmının aynı zamanda en lezzetli kısmı olmasıyla tıpatıp benzeyen bir durum galiba). Ama gerçekten sağlıksız olan şeylerle uğraşmak için insan mümkün olduğunca sağlıklı olmak zorundadır. Bu, benim tezim. Yani sağlıksız bir ruh bile, yine sağlıklı bir vücuda gereksinim duyar. İşte bu yüzden, böyle biri sanatçı olamaz, dense bile ben koşmaya devam ediyorum."

"Okul işte öyle bir yerdir. Okullarda bizim öğrendiğimiz en önemli şey, en önemli şeylerin okullarda öğrenilemeyeceği gerçeğidir"




Böyle işte blog.
Hepimize iyi haftalar. :)