tiyatro etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tiyatro etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4.5.18

Betül Arım Gösterisi ve Zaman Yeli Kitabı....


 Geçen gün İnsatgram'a bu fotoğrafı ekleyim şöyle yazmıştım; "hiç bitmeyen bir ev toparlamaca varmış." diye...
Gerçekten de öyle özellikle çocuğu olanlar anlar beni. kendimi devamlı evi toparlarken buluyorum. İşin garibi " bugün hiçbirşeye elimi sürmiycem" diyorum ama bir bakıyorum hop ben "şunu kaldırayım, şunun yeri şurası" derken buluyorum.....
Neyse efenim aynı şeylerle sizi sıkmayayım.
Sonuçta anladık ki sosyal medyada gözüktüğü gibi olmuyor ev halleri :)))

Geçen hafta Kadıköy Halk Eğitim Merkezi'n de "Betül Arım İle Dışarıda HiçBir Şey Var!" oyununa gittik eşimle.

Enerjisine hayran olduğum bir kadın. Daha önce de Youtobe kanalında ki kısa kısa olan videoalarını izliyordum.
Bu tek kişilik oyununda duyduklarınız sizi şaşırtmıyor, hatta çoğunluk "evet ne var bizde biliyoruz" dediği ama iş uygulamaya geldiğin de ötelediği şeylerin kendi hayatında devam etirerek nasıl da etkisini gördüğünü anlattı.
Aralar da müzik ve ses ekibi ile desteklemiş ve anlatım ile birleşince siz de oyundan çıkarken enerji dolu, aa çok doğru söylüyor derken buluyorsunuz.

Ne mi anlatıyor?

"Kendimize de teşekkür etmemiz gerektiğini, an-ı ve yaşamı farkında ve bilinçli yaşamamız gerektiğini, pozitif düşünce gücünün önemi ve etkilerini, polyanacılık değil ama bazı durumları olduğu gibi kabul edip yola devam etmek gerektiği v.b." gibi önemli öğretilerden bahsetti."
Son sözünü de hayatını etkileyen kitaları söyleyerek ve Gandi'nin meşhur sözü ile kapattı.
Kitaplar ne derseniz; DÖRT ANLAŞMA, DÜŞÜNCE GÜCÜ bir kaç tane daha söyledi ama aklımda kalmadı.
Bu kitapları da okuduğum ve bende etkilendiğim içn hatırlıyorum sanırım. :)

Bitirdiğim kitaba gelirsek de;

Gürsel Korat'ı ilk "UNUTKAN AYNA" kitabı ile tanıdım ve kelimelerine vuruldum.
Anlattığı hikayeler iç burkan olsa da sizi sıkmadan, daraltmadan anlatıyor. Kısa ve öz.

Bu kitabı da meğersem Kapadokya üçlemesinin ilk kitabı imiş.Diğer ikisi Güvercine Ağıt ve Kalenderiye.

Kitabın girişinde kör bir Latin askeriyle sağır bir kilise ressamı karşılaşırken, zihnimin bir o yana bir bu yana koşturmasıyla sürdü okumam. Türkmen gibi giyinip konuşan kör bir Latin askeri, Selçuki beyi gibi giyinmiş Hıristiyan Beyine rastladığına şaşıran sağır ressam. Bin Tanrılı Hittilerden gelen çift başlı kartalın yanına bir de çift aslan eklenivermesi… Garip bir dinginlik ve hüznün eşlik ettiği okumaya ince bir sızıyla son vermek, savaşlar, yaşananlar, zaman … Ah zaman… 

Diğer kitplarında sıra.

Eğer daha önce hiç okumadıysanız yazarın kitabını şans verin kendisine...pişman olmazsınız.

 

27.4.18

Ev Hali/ Biten Kitap...


Çocuklu ev demek hep bir evi derle, toplamacaymış... öğrendim öğrendim hemde uzun zaman önce :)
Allah'ım devamlı ev toparlıyorum. Dağıt, oyna ve topla. Bura da toplama kısmı bana kalıyor. Kızım ya hiç toplamıyor yada azcık yardım ediyor.
Ama diyorum içimden " sen durrr sıra bana da gelicek, öğretecem ben sana kendi eşyalarını toplamayı" desem de kazanan hep Umay oluyor.😬 Eşimin baştan beri dediği bir laf vardır; bir çocukla savaşa girme. Kazanan hep çocuk olur.
Hadi canım desem de; düşününce öyle oluyormuş.😒

Muhakkak çorba içecek gün içinde Umay'cık. Ya sabahtan yada akşamdan çorbayı pişiriyorum. Yoksa çok istiyor. Aslında iyi bir şey elbet çorba içmesi.😍😋
 Bi kahve yapayım şöyle sıcak sıcak içeyim dedim nerdeeeee, "anne hadi gel oyun oynıycaz daha" nidası ile hoppp ışınlandım.
Evet belki biraz sesimi yükseltsem, kızsam tek başına oynayacak... benim içinse bu zamanlar bir daha  hiç gelmeyecek, derdim ondan. O yüzden çoğunluk oyun modundayız. Şimdi havalar da ısındı günde iki kez parkta oluruz.
İşim olduğunda söylüyorum kendi oynuyor onun dışında tek oyun istemiyor.
Bende/iz de hep beraber oynuyoruz.

Bugün de ev temizliği derken pilim bitti, bende kız okuldayken bloğuma uğrayayım, yazayım, yorum yapayım dedim.
Son iki gündür yazılan bloglara uğradım, okudum.
Sıra kendi yazıma geldi.

Akşama Betül Arım'ın Tek kişilik bir yaşama sanatı gösterisi olan “Dışarıda Hiçbir Şey Var! gösterisine gidicez. Kadıköy Halk Eğitim Merkezin de olacak gösterisi.
Kendisini, anlattıklarını ve yaşama bakış açısını çok beğeniyor ve ilgi ile takip ediyorum.

Onun dışında Kitap Kulübümüzün kitabı olan "Yolun Sonundaki Ev/ Oya Baydar " kitabını bitirdim.
Bir ülke, bir şehir, bir semt ve bir ev: Yolun sonundaki mor salkımlı ev.
Oldum olası severim mor salkımları, baharın müjdecisidir aslında.
Kitapta da bolcana tasviri geçiyor.
Bir dönem kitabı. Okurken içiniz burkuluyor biraz ama değiyor...
Yazarımız Oya Hanım tam bir aktivist bence. Ülkesi için iyi yaşam, eğitim ve adalet istiyor.
Konusuna fazla değinemiyorum kitabın yeni çıktı ve okuyacak olanlarınız olabilir.

Tabi ben hiç ailemden eski siyasi olaylara dair hikayeler dinelemedim, belki de onlarında bir hikayesi yoktur.
Kitapta ki ailelerin yaşantısı, acı-tatlı komşulukları, sürgünleri derken bir bakmışsınız kitap bitmiş.

Oya Baydar, 1913’te bir suikastla başlayıp 1960’lı yıllarda aynı apartmanda kesişen çizgilerle ülkenin son yüz yılının haritasını çiziyor. Yolun Sonundaki Ev, okuyan herkesin kendinden bir şeyler bulacağı bir Türkiye panoraması.
Özeti böyle yazıyor.

Keyifli hafta sonunuz olsun.
Selamlar.

5.2.17

Son Sorular, Fütursuz Doğaçlama Oyunu..


 Taa geçtiğimiz aydan planını yaptık, ayarladık dünü... Daha doğrusu Sevdam organize etti bize de gidip izlemesi kaldı Fütursuz Doğaçlama Oyununu...

Kadıköy Hangart Cafe'de sahne alıyorlar. Hangart Atölye & CAfe olan bir yer. Ufak ama o kadar samimi ki. Özellikle cafe  içi düzenleme çok güzeldi. Hatta orada bir çok etkinlik oluyormuş.

Bizim gittiğimiz oyunda doğaçlama. Öncelikle selamlama ile başlayıp, moderatör eşliğinde sohbet, anı, hikaye eşliğinde doğaçlama ile gösteri yapıyorlar. Oyuncu arkadaşlar da çok şeker.
Biz bayağı bir güldük dün gece.. O kadar ihtiyacım varmış ki...
Eğer böyle etkinlikleri seviyorsanız bi gidin izleyin derim.
hangart cafe

moderatör kızımız :)
 Bizlere soruyorlar; var mı ilginç bir anınız?  Sonrası anlatılan hikayeden yola çıkıp sahneye, oyuna döküyorlar konuyu...

Sonrası kızlarla Leman Kültür Cafe'ye gidip biraz sohbet biraz keyif derken geceyi tamamladık.
Çocukları soracak olursanız; onlarda babalarıyla takıldı. :)
Umay ve Toprak Cem'e beyim baktı.  Ara da böyle şeyler  çok iyi geliyor...
























Son sorulara da cevap verdim aşağıda. Biraz geç kaldım ama malum 15 tatil olunca bir yoğunluk oluyor bizde.. Biraz kendimiz salıyoruz, geziyoruz veya misafir ağırlıyoruz...
Artık idare edin beni :))))


15- On beş yaşında ki birine vereceğin nasihat ne olurdu?

Çok fazla nasihat vermeyi sevmem. Hele ki çocuklara artık hiç sevmiyorum. Onların gözünden bakınca biz büyüklerin nasihatları çok itici oluyormuş onu fark ettim...
Davranışlarımızın daha etkili olduğunu fark ettim. :)
Ama madem soru bu şunu derdim;
İçindeki çocuk ne diyorsa öyle davran... Nasıl olsa büyüyeceksin erkenden büyüme...


16- Kağıda bir şey çiz ve bize göster.
Valla oldum olası reism çizemem. Okul zamanı Can'ım annem çizerdi bütün resim ödevlerimi. Ve hep önümde boş bir kağıt varsa çizdiğim şey çiçek resmi olur. :)



17- 2017'de olmasını çok istediğin bir şey.

Dünya için huzur..... Onun dışında sağlık. Yaşadığım onca şeyden sonra ama en çok canımı kaybettikten sonra... anladım ki fazlasına gerek yok bu Dünya'da....

5.6.16

Fehimpaşa Konağı ve ev halleri

Selam....
Perşembe akşamı Açık Hava Harbiye Tiyatrsondaydık. Gerçekten de oranın havası bir başka< hissettirdikleri, ortam bambaşka...
Fehim Paşa Konağı oyununda oynayan arkadaşımız( eşimin arkadaşı benimde arkadaşım olur ama dimiii :)))  ) davet etti oyuna... zaten ben Tiyatroya özlem içindeydim hiç geri çeviremezdim...
Oyunu yazan Turgut Özakman,  oyuncular derseniz muhteşemdi... isimlerini tek tek yazamıycam çünkü yazamadıklarıma haksızlık olmasın...
Dönem Osmanlı'nın son demleri ve Fehim Paşa KOnağında dönen entriakalr ve halka gelen hürriyeti anlatan müzikal tadında bir oyundu.....
Çok keyfiliydi....
Onun dışında bu hafta biraz yoğundu ama tatlı bir yoğunluktu...
Kitabımın bitmesine az kaldı sizinle paylaşmak için sabırsızlanıyorum çünkü kitabı çok beğendim.....
Bu saatte blog yazınca bende bu kadar oluyor idare edin beni... en kısa zamanda kafamda ki  şekliyle yazacağım bloğumu....
Hadi ben kaçar keyifli pazarını olsun..... :))

4.12.15

Günden Kalanlar

Bugünü de bitirdik ve Can Dündar hâlâ içeride.......... 

Uzun zamandan sonra tekrardan yorulmalarım, nefes alırken tıkanmam ve en ufak şeyde nefes nefese kalmak sorunu ile karşı karşıyayım... Sonuç derseniz Dahiliye doktorunda aldım soluğu bugün. Anemi taşıyıcısı olduğumdan kan depolarıma bakıp ona göre iğne verecek. Çünkü kızım hala ve büyük bir keyifle emzirdiğimden depolarım boşalıyor.... Allah'tan çaresi  varda bende emzirmekten vazgeçmek zorunda kalmıyorum..

Umay'ı babasına emanet edip doktora çıkınca hadi dedim biraz da Kadıköy'ü turluyayım. Tabi kitapçılarda uğramadan olmaaazzzzz. :)

Bir iki kitap ve yeni yıl ajandamı aldım. Bu sene ki ajandamı KırmızıKedi Yayınlarının çıkarttığından aldım. Çok güzel bir ajanda olmuş. Tabi hemen içine notlarımı ve sevdiklerimin doğum günlerini not ettim. :)

Birde tiyatro aylık oyun broşürünü aldım. Yeni yıla girmeden bir tiyatro yapmak lazım...

Bugün de böyle bitti bizde blog. Sizden ne haberler? �� �� ��

6.5.13

Kösem Sultan Oyunu, The Old Boy Filmi... vee ben.. :)







Hastalık bünyemde barınmaya devam ediyor ama beni yıldıramıyor. Kronik faranjitim olduğundan kuru öksrükle alerjim birleşince biraz rahatsızlık veriyor ama ayaktayım, yola devam :)))) 

Buarada kışlıkları kaldırırken örtüler arasında bulduğum peçvörk örtümü balkon masasına serdim ve yorgunluk kahvemi bu güzel masa örtüsü üzerinde içtim. :))
 
Cumartesi günki filmim uzun zamandır izlemek istediğim The Old Boy filmi idi.
(Bu arada  My Name İs Khan filmini Kitap Cumhuriyeti blğunda görmüşüm notumda da yazıyordum)
Film başta biraz karanlıktı ama ilerledikçe enteresanlaştı ve ilginçleşti. Konusu ve işleyişi güzeldi. Ama sonu çok üzücüydü. Hele bir baba için ne kötü bir itiraftı. Konusunu yazmıyorum izlemeyenler varsa diye... İzlemediyseniz izleyin derim. Bazen ağzımızdan çıkan, bizim için önemsiz olan kelimelerin, cümlelerin nelere mal olduğunu görüyorsunuz.
Pazar günü de Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesinde yılın son oyunlarından biri olan Kösem Sultan oyununa gittik. Aksi gibi öksürüğüm ve burun akıntım izlememi zorlaştırsa da keyifle izledim/k.
Çıkışta da Taksim'e geçtik. Ama olaylar vardı ve bir dolu polis doluydu. Tabi şampiyon Galatasaray'ımın da maçı vardı, daha bir kalabalıktı.  Gezemeden sadece yemek yiyip Kadıkö'e döndük.
Eşim daha önce gittiği ve pide üzerine meşhur olan Karadeniz Pidecisine götürdü. Hakikaten de enfesdi. Kesinlikle tavsiye ederim. Takism'e girişte ilk sağ sokakta ufak bir dükkan ama lezzeti bir harika.
Sonrası Kadıköy, gezmece,oturmaca olarak geceyi kapattık. :))))
Eee bugünde temizlik günüydü. Temizlik yapıldı, Blog yazıları okundu, yazımı yazdım, bir film izleyeyim artık değil mi? :)))

İyi haftalar, iyi akşamlar.





22.4.13

Fotolu, oyunlu günlerden selam....


Haftasonunu da bitirdik bir açık bir kapalı hava ile. Hava tahminlerince bu hafta güneşli olacakmış, inşallah. :)))
Eşim 23 Nisan gösterisinde çalıştırdığı çocukların Şirinler konseptine uygun saksılardan pasta, mantardan şirinler evi yaptı/rdı... Yarın stadda gösterisi var, bende kendisine hem yardıma gidicem hemde gösterisini izleyeceğim.

Bu arada Yahudi Dükkanı  kitabı bitti. Çabuk akan bir dili vardı. Konusu da yazarın ailesinden dinlediği gerçek bir olay. Yahudi Ailesinin başka bir şehirde verdiği mücadele, uyum sağlmaları, aynı zamanda kendi adetlerini içlerinde uygulamak istemeleri ve çocuklarına da öğretmeleri. Komşuluk, aşk , sevgi... üzerine bir roman. Okuyun derim.

Pazar günü de "Vişne Bahçesi" oyununa gittik. Konusu; Aristokrat bir ailenin son fertleri tüm servetlerini tüketmişlerdir. Ellerinde kalan son şey olan vişne bahçesiyle çevrili çiftlikleri ise borçlarından ötürü satılmak üzeredir. Üretmeye ve çalışmaya alışık olmayan bu insanlar; kapılarını sıkıca kapadıkları evlerinde, servetlerinin son kırıntılarını tüketirken, dışarıda yaşanan büyük değişim, sadece o ünlü vişne bahçelerini değil, eskiden olduğu gibi sürdürebileceklerini sandıkları yaşamlarını da tehdit etmektedir. Çehov, "değişim" denilen süreci sorgularken, 19. yüzyıl sonu Rus aristokrasisinin çözülüşüne ve çöküşüne tanıklığa çağırıyor.

Harika bir oyundu..

Böyle işte haftaya başladık. Sizin haftanız nasıl başladı?







29.4.12

İstanbul Efendisi Oyunundan...

Tiyatro aşığıyım diyebilirim, oyunlar, konusu ve en önemlisi sahnede ki performans, anlık yansıtılan ve oynanan oyunlar beni çok etkiliyor. Bu oyunda Şark Dişçisi gibi müzikaldi ve hemen hemen aynı oyuncular vardı...
Bir önceki yazımda bahsetmiştim, eşimin üniversiteden 4 arkadaşı da bu oyunda ve diğer şehir tiyatrolarında oynuyorlar. Bu oyuna bilet bulamadığımızdan aradık kendisini ve sağolsun oyuna davet etti bizi. Hatta ayrılırken, açık hava oyunlarına da bekliyoruz dedi... Açık hava sahnesinde de oyunları izlemenin keyfi bir başka....Çok keyifli, bol kahkahalı bir oyunun ardından evimize döndük. 01 Mayıs itibari ile tiyatro perdesini kapatıyor taki ekim ayına kadar. Zamanınız varsa muhakkak izleyin derim...








İSTANBUL EFENDİSİ
Yazan: MUSAHIPZADE CELÂL
Yöneten: ENGIN ALKAN
Dramaturgi: SİNEM ÖZLEK
Koreografi: SENEM OLUZ
Sahne Tasarımı: BARIŞ DİNÇEL
Işık Tasarımı: MURAT İŞÇİ
Kostüm Tasarımı: DUYGU TÜRKEKUL
Yönetmen Yardımcısı: ZAFER KIRŞAN, VOLKAN AYHAN, ASLI NİMET ALTAYLAR, SELİM CAN YALÇIN
Süre: 2 SAAT 45 DK. 2 PERDE
OYUNCULAR
BERNA ADIGÜZEL, CİHAN KURTARAN, ÇAĞLAR ÇORUMLU, ÇIĞDEM GÜREL, DERYA ÇETİNEL, EMRAH ÖZERTEM, ENGİN ALKAN, HAMİT ERENTÜRK, HÜSEYIN TUNCEL, MURAT ÜZEN, REYHAN KARASU, SELİN TÜRKMEN, SENEM OLUZ, SERKAN BACAK, SEVİL AKI, SEVİNÇ ERBULAK, TUĞRUL ARSEVER, ÜMİT DAŞDÖĞEN, VOLKAN AYHAN, ZAFER KIRŞAN
KONUSU
Kendine damat beğenen bir baba kızının başka birini sevdiğini öğrenirse ne yapar? Savletî Efendi, kızının gönlüne yön vermek için cinlere perilere bel bağlamıştır... Musahipzade Celâl, İstanbul Efendisi ile Osmanlı'nın Lale Devri'nden sonraki gündelik yaşantısını ve sosyal ilişkilerini hicvediyor.





12.4.12

Şark Dişçisi Oyunundan Kareler....

Sinem ile öğlen gibi Taksim'de buluştuk, biraz gezdik, karnımızı doyurduk, sohbetimizi ettik ve oyun saatine doğru yola koyulduk. Tabi kahvelerimizi de aldık. :))) Oyun Muhsin Ertuğrul Sahnesi/ Harbiye'de idi.
Müzikal severler olarak oyuna bayıldık, tek kelime ile muhteşemdi. Oyuncularda öyle. Bazısı dizilerde de rol alan oyunculardı. İlgi büyükdü oyuna. Gerçi ben ne zaman tiyatroya gitsem hiç boş koltuk olmuyor. Onun sohbetini de yaptık. Birde diyorlar ki, tiyatrolar can çekişiyor diye. Bizce dedik özel tiyatrolar can çekişiyor çünkü biletler çok pahalı. Şehir Tiyatroları gayet uygunlar.
İstanbul'daysanız ve gitme şansınız varsa mutlaka izleyin derim. Bu arada Sinem'cim tekrar tekrar teşekkür ederim benimle oyun biletini paylaştığın için. :)))
Fotoğraf makinemi unuttuğumdan fotoğrafları cep telefonu ile çektim. Bu sebeple bazı kareler bulanık.....




ŞARK DİŞÇİSİ
Yazan: HAGOP BARONYAN
Çeviren: BOĞOS ÇALGICIOĞLU
Yöneten: ENGİN ALKAN
Dramaturgi: SİNEM ÖZLEK
Koreografi: SELÇUK BORAK
Müzik: SELİM ATAKAN
Sahne Tasarımı: CEM YILMAZER
Işık Tasarımı: CEM YILMAZER
Kostüm Tasarımı: TOMRİS KUZU
Yönetmen Yardımcısı: ZAFER KIRŞAN, A.NİMET ALTAYLAR, BERNA ADIGÜZEL
Süre: 2 PERDE / 3 SAAT
OYUNCULAR
ÇAĞLAR ÇORUMLU, ÇIĞDEM GÜREL, EMRAH ÖZERTEM, HÜSEYIN TUNCEL, MURAT ÜZEN, OKAN PATIRER, ÖZGE O'NEİLL SARIMOLA, REYHAN KARASU, SALİH BADEMCİ, SELÇUK BORAK, SELİN TÜRKMEN, SENEM OLUZ, SERKAN BACAK, SEVIL AKI, SEVINÇ ERBULAK, TUĞRUL ARSEVER, ÜMİT DAŞDÖĞEN, YASEMİN GÜVENÇ, YILMAZ ARDA ALPKIRAY
KONUSU
Tarihin belirsiz bir zamanından çıkıp gelen gezici bir tiyatro kumpanyası,19. yüzyıl Osmanlı mizah yazınının en önemli kalemlerinden olan Hagop Baronyan'ın eğlenceli komedisini; müzikli, danslı, şenlikli bir gösteriyle bugünün seyircisiyle buluşturuyor ve zamanın İstanbul Ermenileri arasında geçen; birbirini aldatan eşlerin, kavuşamayan aşıkların hikayesini konu alan oyunla, izleyenleri bir arada güldüğümüz zamanları hatırlamaya davet ediyor.


10.4.12

Evren mesajlarıma yanıt veriyor..... :)

İyi akşamlar....
Bu hafta sokaklardayım. Dün arkadaşım aradı; çarşamba gününe "Şark Dişçisi" oyununa biletim var gelir misin? dedi.


Bende işim olsa bile erteler yine seninle gelirim dedim. Çünkü bu oyunada biletler resmen kapalı gişe satıyor. Ve geçen seneden beri gitmek istediğim bir oyundu.  Allah'ım dedim sesimi duyduğun için teşekkürler.  Sizi bilmem ama eşim de bende Kuantum Düşünce Tarzına inanıyoruz.
Siz evrene mesajı yollayın gerisini merak etmeyin. Tabi sabırlı olmak gerek çünkü bir şeyin olması için zamanının gelmesi gerekir. Hayatta hiç bir şeyin tesadüf olmadığına inananlardanım. Şu aralar çokca geçen bir kelime var " PARALEL EVREN" ( Eee google amcadan araştırırsınız bir sürü açıklama var çünkü) cümlesi var. Hani bazen bir durumla yada bir şeyle karşılaştığımızda " ben bunu biryerden hatırlıyorum" yada " sanki daha önce ben bunu yaşadım" diyerek DeJavu olur ya onun açılımı. Sonuçta sadece bedenden yaratılmadık. Ruhumuz da var ve bedene göre daha serbest hareket ediyor. Psişik olaylar yaşadığımdan bu durumlara inancım daha fazla. Çünkü Yaradan bizi bir amaç için yarattığını ve herkesin bir yaşama sebebi olduğuna inanıyorum.  Önemli olan farkındalığımızı arttırarak bizde nufüs eden Esmaül  Hüsna'yı bulursak, ona göre davranmamız ve hayatımızı  yönlendirmemiz daha kolay olur..... Bir ara bu konularda da yazmak istiyorum derin konular gerçi....

Hal böyle olunca yarın sabahtan Taksim'de buluşucaz, ordan saat 15.00 oyununa Harbiye'ye geçicez. Eee konuşacak şeylerde var tabi, arkadaşımda kitapları seviyor, paylaşacak şeyler birikti.
Cumartesi de bir değişiklik olmazsa eşimle Eminönü/ Şark Han'a gidicez... Ne olurdu havalar soğumasaydı.... Gerçi doğa olması gerekeni yapıyor.... Arayı iyi tutmak gerek doğa ana ile.... sonuçta bizim kadar onlarında dünyası burası...

Haydin kalın sağlıcakla, biraz da kitap okuyacağım, bugün gezmelerde olduğumdan okuyamadım.

Not: Eğer klasik müzik seviyorsanız "PAZAR SABAHI KLASİKLERİ"  cdsi var. Tavsiye ederim. Karma bir albüm ve harika parçalar var.

1.1.12

Yılın son günü son Tiyatro oyununa gittim. :))))


30.Aralık.2011 Cuma akşamı yılın son oyununa Tiyatro bileti alarak bu senenin kapanışını yaptım. ZIRHLI KURT (KÖSEM SULTAN İLE AVCI MEHMED) oyununa gittim.
Kitap delisi olduğum kadar Tiyatroyuda çook severim ve imkanlarım dahilinde giderim. Ayrı bir keyif, bilgidir Tiyatrolar benim için.  Dar bir alanda çok şey anlattıkları için çok seviyorum. Evet Sinemayı da seviyoruz ve eşimle gidiyoruz ama sinemada yönetmen bir çok alandan faydalanabiliyor, ekliyor, çıkartıyor....süslüyor. Tiyatrolar öyle değil, kısıtlı bir alanda geniş hayal gücüne hitap eden az malzemeyle çook şey anlatıyorlar... tabi canlı olması da ayrı bir keyif.

                   Birde oyun arasında bir bayan erkek arkadaşından hepimizin içinde evlenme teklifi aldı. Kızın yüzünde ki mutlulukk görülmeye değerdi, alkışlar fotoğraf çekimleri... güzel bir enstantene oldu. :)
Keyifliydi iyi ki gitmişim, bir kaç karede fotoğrafladım bloğum için. :)))








ZIRHLI KURT (KÖSEM SULTAN İLE AVCI MEHMED)
Yazan: TARIK GÜNERSEL
Yöneten: EROL KESKİN
Sahne Tasarımı: AYSEL DOĞAN
Işık Tasarımı: İLHAN ÖREN
Kostüm Tasarımı: AYSEL DOĞAN
Yönetmen Yardımcısı: BERNA O.DEMİRER
Süre: 2 PERDE / 1 SAAT 30 DAKİKA
OYUNCULAR
ASLI ÖNGÖREN, İBRAHİM GÜNDOĞAN, MURAT COŞKUNER
KONUSU
"Darbe hazırlığı var!" der Kösem Sultan, oğlu İbrahim'e: "Tasfiye şart!" Oğlunu öldürtmeyi reddeden "Deli" İbrahim cellâtları görünce inanamaz. Kösem Sultan "B Planı" olarak torunu Mehmed'i tahta geçirtir. IV. Mehmed "yaralı bir zırhlı kurt" olarak yaşar. Tecritte anılar ve hayallerle boğuşarak özgürleşmeye çalışır: "Dünya zindan idi, zindan dünya oldu." Kanaryalara ötme dersi veren vezir, Gülnuş Sultan, recmedilen kadın, Bizans İmparatoru Jüstinyen, dilsiz ve yaşlı bir cariye, Viyana Kuvvetleri Kumandanı� Bizimledir artık. Avrupa bilim ve teknolojide öne geçerken "Fen ve matematik öğrenmek haramdır," diyenler vardır. Kahveyi tehlikeli bulan Köprülü Mehmed Paşa "Barış insan tabiatını bozar," der ve gerekçesini açıklar. İtalyan gezgin Pietro hayretler içindedir: "Sevgili Venedik Taciri, gel de bu ülkede Hayretî olma!" Tarık Günersel'in 18 yılda yazdığı şiirsel piyesi Erol Keskin yönetti.