Yarım Bırakılan Kitaplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yarım Bırakılan Kitaplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11.10.21

Biraz biz biraz kitaplar.....

 Selam.

Yine iki haftayı bulmuş yazmamışlığım.... 

Çok şükür kızın sınıfında henüz covid vakası nedeni ile kapanma olmadı... Tabi havaların değişmesi ile çok fazla grip, öksürük haberleri alıyoruz. Bizim kızda nasibini aldı. Nezle oldu, tek şansımız ayakta geçirmesi ve günlük aktivitesine devam etmesi....  Bu hafta sonu covidden beri ilk düğünümüze gittik...biraz garip olduk... iki günümüz açık hava düğünlerde geçti... totom dondu resmen..😬 ama yine de sevdiklerimizin özel gününde yanlarında olmanın verdiği duyguyu anlatamam...

Bunların dışında rutin okul hayatı devam ediyor.... akşam yat sabah kalk, beslenme hazırla.... sonrası için çorba yap...  veeee kız okuldan gelene kadar kitap-kahve ikilisi ile aşk yaşa :)))) tabi radyoda da "Radyo Voyage"....

Bir anımıda yazayım burada kalsın;

Az önce blog yazmak için oturunca bizim kız sordu:

anne sen neden hep akşamları blog yazıyorsun?

ben de cevap hazır..... gündüzleri fırsatım olmuyor evladım ..... gerçekten de gündüzleri zaman nasıl geçiyor anlamıyorum.....

📣📚📙📌📣📚📙📌📣📚📙📌


Veee Prospero Kitaplığı Serisinin 2.kitabını da okumuş bulunmaktayım. :)
Biraz hayatını okuduğumda üzüldüm...çok genç yaşta "28 yaşında "hayatını kaybetmiş yazar.... Bir süre de yatağa bağlı yaşamış. Bu kitabı da o süreçte tamamlamış....
Sanıyorum belirli bir dönem yalnızlık çekince, hele de yaşamın baharında, yatağa bağlı yaşadıysan... yazdıkların da hatta hayata bakışın da pek iç açıcı olamıyor.....
#acilgerçekdışılıktamaceralar kitabında da yazar bunları hissettiriyor....
"Ruhun belli derinliklerinde sıradan sözcüklerin hükmü yoktur. İşte buradayım ve yaşadığım krizlerin doğru bir tanımını yapmaya çalışıyorum, ama bulabildiğim tek şey imgeler." Demiş........ Ne çok şey anlatıyor değil mi?
Zihinsel buhranlarının anlatıldığı romanı okumak pek kolay olmadı. Neresinde zihninde neresinde gerek yaşamda yer yer karıştı....o yüzden ara vermeden okumak gerekiyor bu kitabı.... kopukluk olmaması adına.
Kitabın başında ki ön sözler sonrası okuması biraz daha kolaylaşıyor..... #maxblecher

Elia Kazan'a ait romanı yarım bırakmak zorunda kaldım. Başlarda ki mekanik bir anlatım dili okumamı yavaşlatmakla birlikte, okurken rahatsız da edici oluyor.... Biraz daha okuyayım ileriki sayfalarda açılır dedim. Ki ilerleyen sayfalarda daha rahat okumaya başladım ..... Ama ..devamlı iki kadın arasında kalan erkek hikayesi okumak biraz beni sıkıyor 🙈😬😒 evet hayata dair sözler de vardı güzel ve anlamlı olan...lakin o kadar sayfa, " iki kadınımı da çok seviyorum, napcam ben, ya ben nolucam, benim kararlarim, isteklerim, yapmak istediklerim nolcek" edebiyatı beni sıkıyor... .
Bu sebeple yarım bıraktım......arka kapak yazısı;
🚦🚦🚦🚦🚦🚦🚦🚦🚦🚦🚦
Artık bir şey yapmam için bir neden olmadığına göre, bir şey yapmamam için de bir neden yoktu. Değer yargılarını ve sonuçları düşünemeyecek kadar zom ve mutluydum. Sadece ve sadece dürtülerimle ve arzularımla alakadar olmak istiyordum…

#EliaKazan bu unutulmaz romanı konforlu hayatların iç dünyasına, zenginliğin ve kurumsallığın saçmalığına ve çağdaş iş yaşamının nasıl bir hapishane olduğuna yöneltilmiş bir hançer adeta. Romanın kahramanı Eddie, Türkiye’den Amerika’ya göç etmiş Yunan kökenli bir ailenin oğludur.

Amerika’da yeni isimler almak, yeni hayatlar kurmak aileyi yalnızca bir yere kadar mutlu etmiştir…

Eddie, yıkıcı aşkı tanıdığı zaman, aile, para, ün, kariyer, bir anda değersizleşir…

Elinizden bırakamayacağınız, güçlü, sarsıcı bir roman…

📣📚📙📌📣📚📙📌📣📚📙📌




Uzun zamandır kurmaca roman okumamıştım ve #kyanınşarkısöylediğiyer kitabı çok iyi geldim. Konusu hüzünlü, içe dokunan olsa da iyi geldi ... Okurken hep aklıma; ne kadar ön yargılı olduğumuz geldi. Bataklık Kızı'nı sırf yaşadığı yerden dolayı eleştiren ve aralarına almayan bir kasaba ..bir olay olduğunda "kesin Bataklık Kızı yapmıştır" düşüncesi.. ve en dokunaklı kısmı ailesinin birer birer gitmesi...ardlarinda kalan küçük kızı düşünmemeleri...sonra hikâyeyi okudukça kim haklı kim haksız anlamını yitirmesi...ve en güzeli de verilen mücadele.....soluksuz okumaların arasında tam bir ara kitap oldu bana......
🕸️🕸️🕸️🕸️🕸️🕸️🕸️🐠🦠🦀🦟🦗

Kalbini Ne Kadar Koruyabilirsin?

Yıllar boyunca, Kuzey Carolina kıyısında sessiz bir kasaba olan Barkley Cove'da "Bataklık Kızı" ile ilgili söylentiler dolaşmaktadır. O yüzden 1969'un sonlarında, yakışıklı Chase Andrews ölü bulunduğunda kasaba halkı, hemen "Bataklık Kızı" dedikleri Kya Clark'tan şüphelenir.

Ancak Kya onların anlattıkları gibi biri değildir. Hassas ve zeki olan Kya yıllardır, evi olan bataklıkta martılarla arkadaş olmuş, kumdan dersler alarak tek başına hayatta kalmıştır. Yıllar sonra Kya'nın, dokunulmak ve sevilmek istediği dönem gelir. Kya'nın vahşi güzelliği, kasabadan iki genç adamın ilgisini çekince Kya, kendini yeni bir hayata açar, ta ki akla gelmeyecek bir şey olana kadar.
                                                         📣📚📙📌📣📚📙📌📣📚📙📌




Bu aralar kısa ama özünde hep acılar çekmiş, savaş dönemine denk gelmiş ve yaşadıkları travmalar, yoksulluk vb.. duyguları aktaran kitaplar okudum.
#sonsenfoni de ünlü müzisyen, besteci, orkestra şefi Gustav Mahler'in hayatına dair bir roman.... Yazarın daha önce "Tütüncü Çırağı" kitabını okumuş ve anlatımını sevmiştim. Bu kitapta da o hissi size veriyor ... Tabiki Çevirmene de çok teşekkürler.... Dilimize çeviri önemli.🙏🏻
‼️Gustav Mahler, New York’tan Avrupa’ya giden bir geminin güvertesinde oturuyor. Dünyanın en ünlü, en büyük müzisyeni, ama vücudu artık dünyanın yükünü taşıyacak güçte değil, ağrıları her zamankinden de güçlü şimdi. Mürettebat onun el üstünde tutmaya çalışırken, o kendini bir ömrün hatıralarına teslim ediyor: Son yıllardan kalanlar, dağlardaki yazlar, hayaline düşen kızı Maria’nın ölümü, New York Filarmoni macerası, onu bekleyen diğer kızı Anna, besteleri, hastalıkları, onu çılgına çeviren hayatının aşkı Alma... Herkes, her şey -hem burada onunla, ama aslında bir o kadar da uzakta: Bu onun son yolculuğu.
Son Senfoni, geçmişle yüzleşen yorgun bir sanatçının, kristal berraklığındaki dokunaklı portresi.
“Onun özel bir üslubu var… Seethaler, cümleleri süsleyip püslemeden fazlalık gibi görünecek ne varsa soyup atıyor ve özü ortaya çıkarıyor.”

Der Spiegel





















12.2.18

Altered Carbon Dizisi/ Günlük....











 Geçen hafta nasıl bitti anlamadım. Dün tembellik yapıp bolcana oturdum.
Sanıyorum havalardan nasıl bir ağırlık var üzerimde anlatmam.
Bir de ülkenin sıcak gündemi, şehitlerimiz derken haberlere hiç bakmıyorum.... ...

Akşam her zaman yattığım geç saatlerden biraz daha erken yattım ama sabah çok zor kalktım. Devamlı yorgun haldeyim....
Ve fark ettim ki ev toparlama işim hiç bitmiyor. Yok öyle pimpirikli, çook titiz biri değilimdir, takıntılarım da yoktur. Temiz ve düzenliyimdir. Ama nedense devamlı evin içinde dönüp duruyorum.
Sonra da zaman bana yetmiyor diye kendime söyleniyorum.
Sabah nette gezinirken Özge Can haberine denk geldim, yine daraldım. O anne-babayı düşünemiyorum bile...
Artık insanoğlunun bu vahşetini aklım almıyor, anlamıyorum inanın........ anlamak da istemiyorum....
Kızı okula bırakıp eve geldim, evi toparladım ( bakın yine bir toparlama var hep ama......)

Geçen hafta yeni bir diziye başladık.  Altered Carbon .




 Netflix dizilerinden. Kitaptan uyarlama bir dizi.
300 sene sonrasında geçiyor ama bana artık bazı şeyler o kadar da uzak gelmiyor.
Beynimizi bedenden bedene aktarıyorlar ve sonsuz yaşamış oluyorsunuz. her seferinde farklı bedenler de uyanmış oluyorsunuz.
 Tabi iş sonuçta şuraya varıyor ki dizide de bu anlatılmak isteniyor. Zamanla en zengin olanlar başa geçiyor ve yönetiyorlar, parası olmayanlar da köleleşiyor....

Uyarlama ve çekimler çok iyiydi. Bolcana aksiyon var. Ve temelde verilen ana fikirler güzel dağıtılmış dizinin için de.
İzlerken hep kendime sordum ve ben istemezdim sonsuz yaşam, dünyanın düştüğü o halleri görmeyi....
Yaşam bir döngü ve zamanı gelince tamamlanacak. Evet eksik bir şeyler kalacak ama uzun yaşasak da kalmayacak mı?



Kitaplardan da E-Kitap olarak Huzursuzluğun Kitabını okuyorum.
Bir de Har/ Murat Uyurkulak kitabına başlamıştım.
Ki çok merak ettiğim bir yazardı. Ama yok bu kitapta da ilerleyemedim.
O kadar çok ümle kalabalığı var ki, bir olay için bir sürü ama bir sürü benzetme, betimleme vardı.
Anladım ki ben yeraltı edebiyatını okuyamıyorum...
Zorlamadım bende ve kitabı bıraktım.

Yeni haftaya böyle başladım işte, sizde ne var ne yok?

İyi haftalar, selamlar.





8.2.17

Huzursuzluk Zülfü Livaneli, Tesla'nın Kutusu ve Cesur Yeni Dünya Kitapları Hk...

 Geçtiğimiz haftalarda bitirmiştim Huzursuzluk/Zülfü Livaneli kitabını...
Çok çok dokunaklı, düşündürücü ve hüzünlü bir kitap.
Özellikle günümüzde çokca yaşanan mezhep davalarına ve Ortadoğu meselesini anlatmış.
Tabi bu Doğu meselesi hele hele kadın meselesi ülkemizin kanayan yarası.

 Yaşı geçmişse alınmaz, dulsa alınmaz, çocuğu varsa alınmaz..İlla ki bakire olacak, yaşı küçük olacak... gözü açılmamış olacak... olacak da olacak...
Erkek dediğnse; gezmiş tozmuş olacak, kadına kıza gidip hevesini almış olacak.. evlenene kadar her b..k.. yemiş olacak...
Ne güzel dimi.........

huzursuzluk zülfü livaneli
Bide tabi savaştan kaçıp sığınanlar var aramızda... bir yanım   o kadar çocuk yapmış olmalarına ve erkeklerin savaştan kaçıp gelmelerine kızıyor...
Bir yanım ise yanıp tutuşuyor o hallerine.....
Ne zordur diyorum bilmediğin bir yerde, savaştan ötürü kaçıyorsun ve yerlerdse yatıyorsun, dileniyorsun, çoluk çocuğun aç sefil durumda....
Rabbim ülkemizi savşatan korusun.....

İşte Huzursuzluk kitabını okurken bu düşüncelere dalıyorsunuz.....

Bitirdiğim daha doğrusu zorla okuduğum kitap; Tesla'nın Kutusu/ Samantha  Hunt


Başlarda daraldım sonra açıldı aktı kitap ama sonrası... Sırf Tesla'nı hatırına okudum kitabı...
Büyük Dahi'nin yaşamı kurgusal anlatılmış. Carter, Edison derken Tesla'nın neler yaşadığını, hafif bir panik atağı olduğunu, takıntılı olduğunu ve çocuk yaşta sorularının ve dahice fikirlerinin başladığını görüyorsunuz...
Gerçekten de çocuktur diyip geçmemek gerek...



Bide geçtiğimiz aydan yarım bıraktığım bir kitabım var. Aslında nasılda merak ve heycan ile başlamıştım.. Ama olmadı bir türlü kitabın içine giremedim. Sanırım bunda Mülksüzler kitabının da etkisi var . Çok fazla aynı dil gibi geldi bana ve yarım bıraktım. Oysa ki kitap kült kitaplar arasında.
Artık bir ara tekrar okurum yada okumam.. Zamana bıraktım.

Siz ne dersiniz?
Aralarından okuduklarınız var mı? Varsa yorum alayım desem.





26.10.15

Biten kitaplar... Derviş Evi , Ayın En Çıplak Günü, Sizin Hiç Maviniz Var mı? Ve yeni kitap..

 Yine sık sık yazmak istesem bile ara vermeye başladım... günler nasıl akşama bağlanıyor anlayamıyorum gündüzleri... işler bitip, Umay ile oynayıp sonra da öğlen uykusuna yatırınca ya yemek yapıyorum ki yemeğimi geceden yapmak daha işime geliyor; eğer yemeğim varsa sessizlikte oturuyorum.. bazen de kitap okuyorum, blogları okuyorum...

Tabi yazmadığım zamanlar da yine birkaç kitap bitirdim ve bir filmi de çoook beğenerek izledim.
Zorba/  Nikos Kazancakis kitabından uyarlanan filmi izledim. Ki film bu kadar güzel, keyifli ve anlamlı ise deidm kitabı nasıldır!? Alınacak kitaplar listeme ekledim bile...
Siz de benim gibi hala izlemediyseniz mutlaka izleyin... Arada Zorba gibi bakmak gerek hayata... Film 1964 yapımı ve özeti de;

Film Özeti

Hayattan fazlaca bir beklentisi olmayan mutsuz İngiliz yazar, Yunan asıllı Basil'e (Alan Bates) Yunan adalarından biri olan Girit'te bir maden ocağı miras kalmıştır. Hayatına yeniden bir çeki düzen verme umudunu taşıyarak adaya gelen Basil burada aşırı davranışları olan, kaba saba ama hayata şehvetle bağlı orta yaşlı bir Yunanlı olan Alexis Zorba (Anthony Quinn) ile tanışır. Kendisini adeta himayesine alan Zorba'nın kendisine kabul ettirmeye çalıştığı hayat tarzının bir parçası da yenilgileri umursamamaktır. Zorba'ya göre yenilgiler hayatın kaçınılmaz parçalarıdır ve ancak yenilginin sürekli olarak tadılması ile hayatın zaferlerinin tadına varılabilir. Zorba sayesinde Yunanlıların dünyevi zevklerini keşfettikçe Basil'in hayata bakış açısı git gide değişmeye başlar.
 budur...

 Bu aralar ikinci el kitaplarda aradıklarımı buluyorum ve buda beni çok mutlu ediyor. Yine kitapları karıştırırken Buket Uzuner'in 1988 yılında ilk basımı olan, ikinci kitabına denk geldim. Bende ki 8.basımdı. İçinde ki hikayeler çok iyiydi, biraz da hayata dairdi hikayeler. Sanırım yazar yer yer kendi hayatından da örnekler vermiş.
"
Herkesin yaşamında çıplak günler vardır; savunmasız, iddiasız, direnmesiz, gösterişsiz, öylece…
Yalın ve kendi halinde.
İçine kimsenin kabul edilmediği, alınmadığı, hani o ‘en yakınlar’ın bile..
Bu kitaptaki öyküler benim en çıplak günlerimde yazıldılar." cümlesi kitabın arka kapağından...
Eğer seviyorsanız yazarı bu hikaye kitabını da çok seveceksiniz.


 Üsküdar Sahaf Festivaline son güne bir gün kala yakaladım ve istediğim birkaç kitabı aldım. Bunlardan biri Derviş Evi" idi ama okuyamadım, yarım bıraktım... Başlarda dedim ki şans ver Gülşah ilerleyen sayfalar da sarar seni ama cık, yokkk olmadı okuyamadım ve yarım bıraktım. Eğer okumak isteyeniniz varsa gönderebilirim bu kitabı...
Sonra dün gece bir de netten kitap hakkında yorumlara bakayı dedim... inanın yalnız değilmişim, o kadar çok kişi yarım bırakmış ki....

Bende okumak istediğim, listemde alınacaklar arasında olan ve sahaf festivalinde denk geldiğim Özge Uzun kitabına başladım. Ve bitirdim...  Bildiğiniz üere oğlu ile yaşadıklarını, içinde kopan fırtınaları, herşeyin ilkini oğlunun başına gelmesini, aradığı çözümleri.... okurken içim burkuldu, uykum kaçtı.
Tabi konu böyle ama kitapta acıtasyon yok, siz okurkenhüzünleniyorsunuz. Neler yaşamış ya.... düşünüyorum da ne zordur özel bir çocukla yaşamak, teşhis konulamaması, tedavi yönteminin bilinememesi vs...

Veeee sevgili Hayattanizler bloğunun( blog sayfası için tıktık ) sahibi Özlem'imin hediye ettiği Kapı kitabına başladım.. Bakalım beni neler bekliyor. Filmi de varmış, kitap bitsin filmi izleyeyim diyorum.

Böyle işte blog....
İyi haftalar herkese.
Muharrem Ayımız mübarek olsun, yapılan aşureler kabul olsun...

14.10.14

Ruh Halim, Kitap Meydan Okumasına devammm :)

Kaç gündür aklımda ha şimdi cevaplayayım ha şimdi blog yazayım diyorum ama sadece demekle kalmışım. Yoğunluğun ne derseniz inanki bende bilmiyorum. Sanırım herşeye yetişebileceğimi zannediyorum ama kazın ayağı öyle değilmiş. Aslında yetiştirmem gereken birşeyde yok ama... valla bende anlamış değilim anlayan varsa banada anlatsın yahu....

Sanırım zamanın bize gizliden uyguladığı ve hissettirdiği bişey bu. Bedenim önden gitmeye çalışırken ruhum arkadan onu takip ediyor ve buda beni yoruyor....

Bunun dışında kızçemle takılıp duruyoruz. :) Artık emekliyor, oturuyor minnağım.  Yemek yeme ile ilgili sorun yaşamıyoruz çok şükür.
Yemeğini yedirirken kesinlikle televizyon açık olmuyor, tv karşısında yemek yemeğe alışsın istemiyorum.  Birde zorlamıyorum, yediği kadarını yiyor, biraz zaman geçince tekrar yediriyorum.  Arada zorladığı oluyor ama genel olarak uysal bir bebek Umay.
 Ek gıdaya başlasak da emzirmeye devam ediyorum. Aramızdaki o bağ uzun sürsün istiyorum, çünkü çok keyifli ve güzel bir duyguymuş emzirmek.
6,5 aylıkken başladı artık sesler çıkarmaya. Heyecanlandığı zaman yada kızdığı zaman( anam ufacık bebek ama kızmayı da biliyor) bağırıyor yada çığlık atıyor.

Bu elime aldığım birkaç kitabı yarım bıraktım. Bunlardan biri Tanrılar Okulu diğeri de Düğümlere Üfleyen Kadınlar/Ece Temelkuran. Ki Ece T. dilini, felsefesini severim ama bir türlü ilerlemedi kitap. Özellikle anlatım dili beni çok sıktı.

Bende önce MaceraKitabımın sayfasında sonrada Lale Ablanın sayfasında görünce alayım dediğim kitabı aldım ve blog yazımı yazdıktan sonra okumaya başlayacağım.




 Evde ki okuma kulem bitti. Çok şükür 3 senenin ardından bende artık elimdeki kitap bitince yada azalınca gidip kitap alabileceğim. Ne var şimdi bunda diyebilirsiniz ama bu keyfi yaşamayalı çok oldu. Evde okunmayı bekleyen kitaplarımı bitirmek için hırs yapmıştım, o yüzden de mümkün olduğunca( tamam arada fire verdim ama olsun o kadarda canım :)  ) almadım.
Ve bu ay bittiiiiiiiiiiiiiiiii. :))))

Bugünde Ustam Ve Ben/ Elif Şafak kitabını aldım. Çok merak ediyorum o güzelim vurgun cümlelerini. Umarım hayal kırıklığına uğramam.

Çok konuştum dimiii gelelim meydan okumada ki son soruların cevaplarına.
Yarın görüşmek üzereeeeee, iyi geceler hepinizee. :)
  





 26. gün: Bir konu hakkındaki fikrini değiştirmiş olan kitap 

 Bu kitap demiryolları hakkında ki fikirlerimi olumlu yönde etkilemişti. Aklıma gelen bu oldu. ;)
                   

 27. gün: Bir kitapta okuduğun en "sağ gösterip sol vuran" gelişme ya da sürprizli son

Aklıma gelmedi bu saatte...




28. gün: En sevdiğin kitap adı Surlu Şehrin Rüyası. Sanırım kitabı da çok severek ve beğenerek okuduğumdan ilk aklıma bu geldi.

29. gün: Herkesin nefret ettiği ama senin sevdiğin bir kitap

Ayy bilemedim şimdi. Pas.