İngiliz Edebiyatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İngiliz Edebiyatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24.3.25

Gerileyiş ve Çöküş Evelyn Waugh


 "İyi ki kitaplar var" sözü o kadar kıymetli ki....🙏🏻 

Can'ım Ferda sayesinde, yeni bir yazar ve kitap ile tanıştım. Normalde hiç görmeyeceğim daha dogrusu dikkatimi cekmeyecek bir yayınevi kitabı hediye etti arkadaşım. Kendine alırken ( Ufak bir grubumuz var) bizlere de almış.

Bir kaç kez Instagram'da duymuştum yayınevini. Lakin çok uzun zamandır yeni kitaplar almıyorum. Elimde birikmiş olan kitaplarımdan okuyorum. Hevesimi sonraya saklıyorum ☺️ lakin çok da özledim kitap alışverişi yapmayı yahu 🥹

Neyse efenim konuyu uzatmayayım 🤭 kitabımız;

🎡🎡🎡 "Gerileyiş ve Çöküş/ Evelyn Waugh"

Sanem Erdem çevirisi ile dilimize kazandırılmış bir kitap. Çeviri çok temizdi 🙏🏻

               Konusuna gelirsek; İngiliz Edebiyatı'ndan bir roman. Yazar bu kitabını 1961 senesinde yazmış... Mizahi bir anlatımı var yazarın. Paul Oxford'dan " ahlaka aykırı davranış" sebebi ile atılır. Çalışmasi gerekir ve bir okulda öğretmen olarak çalışmaya başlar. Tabi o dönemlerde, iyi bir okulda yani kolejde okumasının ekmeğini yer.

Öğrecisinin annesine aşık olması ile olaylar seyrini değiştirir.  Biraz düz yaşayan biridir karakter ve başına da olaylar aslında bu sebeple gelir. Katakullesi, olayları çarpıtması olmadığı için bazı durumlardan kendisini sıyıramaz. 

Baktığınız da konu ve anlatımda birşey yokmuş gibidir lakin asıl büyü burada bence 😊 öyle güzel bir anlatımı var ki, olayları bağlaması, anlatması derken sayfalar bir bakmışsınız akmış gitmiş. Tabi ahlak bile ortama göre saf değiştiriyor birazda bunu okuyoruz.  Ve arka kapak yazısı şunu soruyor.....

Çok beğendiğim kitaplar arasına girdi ve kesinlikle okuma şansını hak ediyor 🍀

     

    “İnsanların,” dedi Mr. Prendergast, “böyle bir şeyden haberleri olmasaydı âşık olacaklarına ya da evlenmek isteyeceklerine inanmıyorum. Yurtdışı gibi tıpkı: Var olduğundan haberleri olmasaydı kimse yurtdışına çıkmak istemezdi. Aynı fikirde değil misiniz?

14.12.20

Biraz Ruh Hallerim biraz kitaplarım....



Televizyon ile aram oldum olası iyi değildir. Zaman kaybı gelir bana. Elbet izlediğim diziler veya filmler oluyor ama o kadar. Hatta eğer takip ettiğim dizi artık uzatmaları oynuyorsa onu da izlemeyi bırakıyorum....
" Masumlar Apartmanı" takip ettiğim yerli dizilerden ve gerçektende çok başarılı buluyorum. Umarım en fazla iki sezondur ve uzatmazlar...sonra büyüsü kaçıyor saçmalamaya başlıyorlar.
Onun dışında rutin ev halleri.... Neredeyse hiç dışarı çıkmıyoruz. Tabi ilerde bu ruh hali nasıl bir zortlama ile meydana çıkacak bilemiyorum..... Bazen ruhum çok daralıyor. Tabi öyle ruh halimi yansıtacak bir lüksüm yok.... malum ben somurtursam muhtemelen Umay'da sorunlu ve sıkıntılı olacaktır. Aslında bir yandan da Umay'ın varlığı bize bu sıkıntılı günlerde destek ve güç veriyor.....
Hoş uzun zamandır sinirli bir tip olarak dolaşıyorum, fark ettiğimde toparlanıyorum ama daha çabuk kızabiliyorum. Normalde sabırlı olmama rağmen o eşik bazen aşılıyor... hiç hoşuma gitmesede.... arada fire veriyorum.... kafada deli sorular tabi.....
Sonra haberleri izliyorum, ekonomi haberlerinde yine duygularım alt üst oluyor.... geçen gün "kağıt toplayıcı" bir babanın haberi vardı. Cebinden faturalarını çıkarttı ve yasak da olsa nasıl işe çıkmamayım abla söylesenize diyordu. 4 çocuğu varmış... Bu sefer bu durumuna kızıyorum." ulan diyorum madem durumun yok dört çocuk neyine?"
Sonra da böyle düşündüğüm için kendime hem kızıyor hem utanıyorum.... sanki benim haddime yargılamak... sen kendine bak diyorum....
Tabi birde bu durum var kafamı kurcalayan.... Bazen Umay kızda söylüyor "anne kardeşim olsa, size demezdim gelin benle oynayın diye"  diyor... o zaman içim fena oluyor....sanıyorum ki bu durumda beni sinirli yapıyor. Çok fazla gelgitlerim var... 
Aklen düşündüğümde "yeter bir tane diyorum ama kalbimi dinlediğimde, bi kardeşi olmalı diyorum... "
"
sonra yaşım geliyor aklıma... bu yaştan sonra nasıl olacak diyorum?.... hem kuraklık olacak, susuzluk baş gösterecek diyorlar... al işte diyorum, gelde bu dünyaya çocuk doğur...
Velhasıl dururum iki ucu boklu deynek... Ve çok fazla aklımı kurcalayan bir durum bu konu benim için.......
Sonra yine diyorum ki; nede olsa tek çocuk bir tek Umay olmayacak... bazen kardeşten öte dostluklarda kuruluyor...  vs...
amannnn uzatmayayım... işte... evde durdukça sarıyorum anlayacağınız......😒😔😕

Tabi güzel anlarda oluyor bunlar benim içimde yaşadıklarım... Umay'ın "canım annecim"diye sarılması, ne güzel bir gündü, nasıl eğlendik demesi beni hemen normale döndürüyor...
Cumartesi günü önce ma aile temizlik yaptık, sonra da zencefilli kurabiye ve sonrası da kurabiyeleri süsledik. Bütün gün ağzı kulaklarında dolaştı bizim kız. ve her sohbet edişimizde " kurabiyelerden konuşalım" deyip deyip durdu. Hal böyle olunca bizimde ağzımız kulaklarımızda dolaştık....
Pazar günü pazar keyfi ile geçti, pinekledik. Haftaya doping gibi başladık. Herkes yerini aldı 😁
Normalde kitaplarımı okurken pek liste yapmam elimdekilere bakar ve o an canım hangisini isterse onu okurum...
Bu ay bir değişiklik yapıp beş kitap belirledim. İkisi grup okumasıydı. Seneye de liste yapmayı planlıyorum, biraz dağınık okumaya ara vereyim nede olsa uzun zamandır dağınık okuyorum....
 Bu ay bitirdiğim kitaplardan biri de...
                                         KARANLIĞIN YÜREĞİ/ JOSEPH CONRAD



İlk defa okuduğum bir yazar #josephconrad 
Tabi kitabı okumadan önce biraz araştırma yaptım.  
Okuduğum notlarda diyor ki;
Conrad’ın erken sayılabilecek döneminde birbiri ardına yazdığı büyük eserleri, İngiliz edebi modernizminde bir çığır açmıştır. Lord Jim (1900), Karanlığın Yüreği (1902), Nostromo (1904), Gizli Ajan (1907), Batılı Gözler Altında (1911) gibi romanlarda sergilediği ustalıkla dönemin İngiltere’sine aradığı taze kanı kazandırmış ve eleştirmenlerden takdir kazanmakta gecikmemişti; buna rağmen bugün başyapıtı olarak kabul edilen romanları ona o dönemde maddi başarı getirmemişti. Rahat yaşamaya ancak denizde geçen bir aşk romanı olan Chance’i (Talih, 1914) yayımladıktan sonra başladı. O yıl oğullarıyla birlikte memleketi Polonya’yı ziyaret etti. Conrad hayatı boyunca yazmayı sürdürdü.

📌📌📌James Joyce, Graham Greene, Virginia Woolf, Ernest Hemingway ve George Orwell gibi yazarlar Conrad’a borçlu olduklarını sıkça dile getirmektedirler. Edebiyatta modernist akımın öncülerinden kabul edilen yazar, bugün İngiliz ve dünya edebiyatının köşe taşlarından biridir.
📌📌 kendi yorumuma gelirsek,  okurken sizi denizcilikle ilgili detaylara boğmuyor. Daha çok duygulara,  kişi psikolojisine ve beyaz insan- siyah insan, yerli halk arasında ki hiyerarşiden bahsediyor..... 

Arka kapak yazısı şöyle;

Roman, sömürgecilik olgusunu incelerken, roman kahramanı Mar­low’un karşılaştığı üç farklı karanlığı; insan eli değmemiş Kongo’nun karanlığını, Avrupalıların yerlilere yaptığı zulmün karanlığını ve her insanın içinde gizli olan kötülük yapma arzusunun karanlığını ele alır. Conrad Kongo Nehri’nde bir teknenin kaptanı olarak çalıştığı sırada, kendisi de Avrupalı sömürgecilerin acımasızlığıyla karşı karşıya kaldı ve zulümden, binlerce filin öldürülmesine neden olan fildişi elde etme hırsından, sömürgeci yaşamının nafileliğinden nefret etti.  

Karanlığın Yüreği de, aslında insanoğlunun ruhundaki karanlığın derinlerine yapılan bir yolculuktur. Conrad bütün bu olumsuzlukları aktardıktan sonra, şu temel soruyu soruyor: “Tanrı insanı bunları yapsın diye mi en üstün canlı olarak yarattı?” 

Diğer kitaplarınıda ekledim bakalım listeye 🙈 Aslında en merak ettiğim eseri "Nostromo" onda da yayınevinde kararsızım. Bir kaç yayınevi çevirmiş. Malum çeviride önemli. Okuyanınız varsa, fikir verirse çok sevinirim. :))

2021'de okumayı istediğim serilerden biri de "DUNE" serisi. Tabi bu ara bolcana paylaşımı dönsede eşim vasıtası ile zati kitaplığımızda vardı. Hatta bizde ki  Kabalcı serisi idi lakin bu seri çıkınca eşim almak istedi. Vakıf Serisi de var okumak istediğim ama o bildiğiniz külliyat gibi... ona biraz daha var.
Bir de elimde olan kitaplarım var onlarıda bitirmek istiyorum...

Velhasıl böyle....... Sizden naber? diye de sormak isterim :)
Selam ederim...🙋

22.3.20

Biten Kitaplar..... Güne dair....

Hepimiz gibi elimde telefon, gözüm televizyonda....haberleri hiç bu kadar izlememiştim. Dün hiç açmadık tvyi. Yoksa ruhen de çökücem....
Bugün Miraç Kandili.... Rabbim dualarımızı kabul etsin, dünyayı saran bu salgın bitsin.....

Hele o dışarı çıkanları, hava güzel diye yine iç içe oturanları anlamıyorum..... Evet belki bazı şeyleri sembolik buluyor olabilirsiniz. Lakin bir gerçek var....küresel bir salgınve hepimiz birbirimizi düşünmek zorundayız...

Evdeyiz. Market dışında çıkmıyoruz. Hava gündüzleri güzel oluyor, balkona çıkıyorum... Okuyabildiğim kadar kendimi kitaplarıma vermeye çalışıyorum. Bir iki günde bitireceğim kitapları neredeyse dört beş günde bitiriyorum. Gece üçü buluyor yatmam.....

Hadi biraz kafamız dağılsın,  okuduğum kitapları anlatayım.... :)

Yazardan okuduğum 3.kitap. "Fındık Kabuğu" dışında bu iki kitabı severek okudum.
"Sahilde/ Ian Mcewan" bir dönem tabu olan konudan yola çıkarak psikolojik detaylara giriyor ve bize anlatıyor....
1960'larda, aslında aileden gelen içe atmalar, sorunları olan iki genç evlenir. Sahilde bir kasabada balayına giderler. Sadece bir gün evli kalan ama bir türlü cinselliği yaşayamayan bir çift.
Ama kitapta anlatılan,  anlatılmak istenilen cinsellik değil.... İçimizde yaşadığımız ile dışa vurduğumuz bambaşka.....
Yetişme tarzımız, hele o dönemlerde cinselliğin konuşulması, yaşamasının geleneğe aykırı olması.. 
İlgi ve merakla okudum.

Bir sonraki kitabım;
"Son Aydınlık Yaz/ Doris Lessing"
 İnstagram"da #1nobel1klasik hagtagi ile okuduk. Aslında yazarın "Büyükanneler" kitabı listemde idi. Bunu da grupla okumuş oldum.
Bu kitabı çok sevemedim. Özellikle anlatımı, kopukluğu çok yavaşlattı beni. Ama konusu itibari ile de yabana atamam kitabı.
Bir kadının,  kadın ve anne olduğu için nelerden vazgeçtiğini, aile içinde nelere katlandığını anlatan  bir kitap. Ve sonrası bir öneri ile iş yaşamına dönen, yeni bir duyguya yelken açması, gel gitleri derken kitap bitiyor. Bazı olaylar çabuk geçmiş. Bir de okurken "buraya şimdi nasıl geldi ki?" dediğim çok nokta oldu. Buda biraz beni rahatsız etti.
Ama biliyorsunuz tek kitap ile karar vermeyi sevmiyorum. Yakın zamanda diğer kitabını okuyacağım.

Öyle işte!

İyi geceler.....

9.7.19

Orlando Virgina Woolf

Yanlış hatırlamıyorsam ilk "Kendine Ait Bir Oda" ile tanıdım Sevgili Virginia Woolf'u...
Kalemine hayran kaldığım bu kadını; geç tanıdığım için üzgünüm...
Tabi bayağıdır İnsatgram'da sağ olsun.... popüler kitaplar arasına giriyor kitapları...


Hayatını tekrar okuduğumda kendisi için ilk yorum, döneminin ilk feminizmi savunan kadın yazarlardan. Zaten Kendine Ait Bir Oda'da bundan çokça bahsediyor. Şimdi ki zamanla değil de kendi bulunduğu dönemle düşününce kitabı...o kadar cesurca yazmış ki kitaplarını.
Zor bir hayatın yanında  psikolojik olarak da dönem dönem krizler geçirmiş lakin çabuk toparlamış. Sonrası savaş dönemi ve içinde bulunduğu toplumsal olayları belirli bir yaş döneminde daha fazla kaldıramamış , eşine ve kardeşine mektup bırakarak hayatına son vermiş bir yazar...


📚 İndirim zamanı dört kitabını daha aldım.
"ORLANDO" ile başladım. Başlarda biraz durağan gibi gelse de....ilerleyen sayfalar da o kelime ahenklerine,  fantastik anlatımlara lakin bunu çok da hissettirmemesine bir kez daha hayran kaldım. Evet uzun süreler oluyor ama siz okurken fantastik kitapmış gibi düşünmüyorsunuz.

📕Kitaba gelirsek özellikle o dönem de cinsel kimliği ile ilgili kitaplar yazmak bence cesaret işi. Ve bu kitabında Sevgili V.Woolf'un hayran olduğu  komşusunda esinlenerek yazmıştır.
Belirli bir yaşa kadar erkek olarak yaşar Orlando; ailesinden iyi bir miras kalmıştır,. Tektir.
Şiire meraklıdır. Yazmaya çalışır... Hayatı öyle güzel mizahi bir dille anlatmış ki yazar... Özellikle betimeler ve ara ara araya girip kısa açıklamaları nefes gibi..   Kendisi de kitabın bir çok yerinde , biyografi kitabı olduğunu,  bazı detayları es geçtiğini falan yazıyor. Siz de okur olarak bazı yerlerin zaten çok detaylanmasına gerek olmadığını biliyorsunuz. Çünkü okur olarak merak ettiğimiz başka bir şey oluyor..  Bir döneme tanıklık ediyor Orlando....


Sonra bir sabah uyanıyor kadın olmuş.... Sonrası olanlar da çok ilginç. Özellikle duygu anlatımları ve bunları Orlando'ya anlatması,  ondan dinlemek.... Yazılacak çok detay var ve  okumayanlarınız olabilir o yüzden çok da özetini vermek istemem. Aşağıya kitaptan bir kaç alıntı bırakayım,  bir de "bilinç akımı" yöntemini açıklayayım. Çok sonra öğrendim  bende ve sevdim bu yöntemi 😊

"Önemsiz ayrıntılar gibi görünseler de,  giysilerin bizi sıcak tutmak dışında daha önemli görevleri olduğu söylenir.
Bizim dünya görüşümüzü de dünyanın bize bakışını da değiştirirler."


"Gürültüden sonraki sessizliğin daha derin olması henüz bilimsel olarak doğrulanmamıştır. Ama sevişmenin hemen arkasından gelen yalnızlığın kendini çok daha fazla hissettirdiğine çoğu kadın yemin edebilir."

Arka kapak yazısı der ki;

Virginia Woolf’un, yakın arkadaşı, karizmatik, biseksüel yazar Vita Sackville-West için yazdığı Orlando, eğlenceli, fantastik bir ‘sahte biyografi’. Canı istediğinde bukalemun gibi biçim, daha doğrusu cinsiyet ve kimlik değiştiren tarihi bir karakterdir Orlando. Erkek olarak başladığı hayatını kadın olarak sürdürür, on altıncı yüzyılda soylu bir aileye doğar, birkaç yüzyılı hızla yaşar, bir gecede cinsiyet değiştirir, yirminci yüzyılın ilk yarısına bir kadın yazar kimliğiyle ulaşır. Delikanlılığında Kraliçe’nin sevgilisi olur, İngiltere Kralı tarafından İstanbul’a büyükelçi olarak gönderilir; Çingenelerin arasında da yaşar, saraylarda da; edebiyat sevdalısı, melankolik bir şairdir; çeşitli kimliklerde çıkar karşımıza Orlando ve değişken ruh halleriyle, yaptıklarıyla hep şaşırtır. Viktorya Dönemi değerlerini eleştiren ve cinsiyet, özgüven, hakikat, kimlik, kişinin toplumdaki yeri, edebiyat gibi konulara şiirsel bir üslupla dokunan Woolf’un kendi deyişiyle Orlando, yazarlık yaşamında tasasız bir tatil; kafaları karıştırıyor, ne yana döneceği belli olmuyor ve bu yüzden de keyifli. 
“Kuşkusuz Woolf’un en yoğun eseri, çağımızın da en olağandışı romanlarından biri.” 
Jorge Luis Borges

Bilinç Akımı/Akışı Tekniği Ve Özellikleri

Kişinin aklından geçenlerin birinci kişi ağzından yansıtılmasıdır. Bu teknikle yazar; kahramanın, hayatı, nesneleri, etrafında gördüğü şeyleri nasıl algıladığını, bir bilinç yansıması eşliğinde aktarır. Derin, soyut ifadelerden meydana gelir.
Bilinç akışı tekniği, genellikle iç çözümleme ve iç konuşma tekniği ile karıştırılmaktadır. İç çözümleme anlatıcı-yazarın araya girerek kahramanın duygularını, düşüncelerini okura aktarmasıdır. İç konuşmada ise yazar aradan çekilir, aktarma görevini bırakır; okura roman kişisinin zihnini bir sinema gibi seyrettirir.
İç konuşma ve bilinç akışı tekniği neredeyse aynıymış gibi görünür, ancak iç konuşma gramer bakımından düzgün, sentaks kurallarına uygun cümlelerle yapılan sessiz bir konuşmadır ve düşünceler arasında mantıksal bir bağ vardır. Bilinç akımında ise karakterin zihninden akıp giden düşüncelerde mantıksal bir bağ yoktur. Daha çok çağrışım ilkesine göre akarlar. Ayrıca gramer kuralları da gözetilmez. Bilinç akımında yalnız düşünceler değil, duyumlar, imgeler de yer alabilir.