Kitap Kulübü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kitap Kulübü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1.6.22

Antikacı Dükkanı, Zor Zamanlar / Charles Dıckens


 Veee yine bir Charles Dİckens kitabı ile merhaba :) 

Ve sona doğru gidiyorum Dickens külliyatında, türkçeye çevrilmiş kitaplarını okumada. Bu ay da David C. okuyoruz grubumuzla ve geriye "Müşterek Dostumuz" kalıyor onu da okuyacağım ve bitecek. Aslında bir kitabı daha var Alfa Yayınları'ndan basılan lakin çeviri o kadar kötüymüş ki, bu sebeple başka bir yayınevinin çevirisini bekleyeceğim.


"Ölümü izleyen boşluk üzgünlük ve bezginliği, en iradeli insanlara tebelleş olan perişanlığı bilmeyenler; yokluğu her an duyumsanılan, sevilen bir yakın için duyulan kederi; cansız varlıklarla bellekten çıkmayan bu insan arasındaki bağ ve ilintiyi ve her eşyanın bir anıt ve her odanın bir mezar kesildiğini bilip nefsinde denemeyenler; yaşlı bir adamın üzgün ve perişan bir halde aradığını bulamayan bir insan tedirginliğiyle, nasıl vakit geçirdiğini anlayamazlar."
 

📍 Diyor Dickens..... Gece kaç kez okudum bu cümleyi bilmiyorum.. Özellikle bir çok kitabında olduğu gibi yine hayal kırıklıkları ile dolu bir aile... Bir mahalle ve kötü insanlar....
Nell ve Dedesinin yaşadıklarından yola çıkarak bir çok hayati anlatan bir roman #antikacıdükkanı
Okurken elimden bırakmak istemediğim romanlardan oldu.
📚 Nell'in yaşadığı dönem de zor zamanlar sebebi ile çalışmak zorunda kalması, karşılaştığı zorluklar, insanların faydalanmak istemeleri ve kaçışlarını, adalet sistemini elestirmesini okudum.
Bu ayki Dickens kitabımızı Can'ım Mine ve grubumuz ile okuduk 🙏🏻 #mineilebirlikteokuyoruz

📚📚 Son bir söz ; üzülerek belirtmeliyim ki "çeviri" çok ama çok kötüydü, o cümlede ki kelime hataları, yazım yanlışlarını anlatamammm........ hele cümlelerin devrikliği... hangi birini anlatsam size. buna rağmen beğendiğim Dickens kitaplarından oldu.

 Arka kapak der ki;

Ünlü İngiliz yazar Charles Dickens'ın en sevilen ve okunan eserlerinden biri olan Antikacı Dükkânı, ilk olarak 1840-1841 yıllarında bir dergide yayımlanmış, daha sonra da 1841'de kitap olarak basılmıştır. Romanda, küçük Nell ve büyük babasının evlerini terk etmek zorunda kalarak çıktıkları yolculuğun giderek bir macera hâlini alması ve başlarından geçenler sürükleyici bir üslupla dile getirilmiş. Dickens'ın, karakter yaratmadaki başarısı burada da kendini göstermiş, özellikle o yılların İngiltere'sindeki işçilerin durumunu son derece gerçekçi bir şekilde resmetmiştir: Yoksulluk, ağır çalışma şartları.. Romandaki bir diğer göze çarpan unsur, Dickens'ın ana karakterler kadar yan karakterlere de kusursuzca ruh ve beden yani hayat vermesidir. Bu romanı okuyanlar, en az Nell ve büyük babası kadar, Qilp ve karısının da zihinlerinde silinmez izler bıraktığını göreceklerdir.




 Zor Zamanlar Zor Zamanlar kitabını okurken yer yer güldüm yer yer de düşündüm.... Bir çocuğun yüreğine, düşlerine, çocuksuluklarına, korkularına sahip olamadan yaşayan çocuklar... İnsanları, rakamlarla, kurallarla, biçimlerle değerlendiren; her şeyin, yaşamların bile her santiminin parayla alınıp satılan bir mal olduğunu savunan bir yaşam felsefesinin kentsoylu savunucuları ve uygulayıcıları... Bunların boyunduruğunda ve kömür madenleriyle dokuma fabrikalarında yaşamaya çalışan işçiler... Sevme hakkı bile olmayan kadınlar... Coketown kasabasının insanları... Geniş yığınların sanayi devrimi sırasında çektiği acıları ve yoksullukları gerçekçi bir bakışla anlattığı romanlarıyla tanınan 19. yüzyılın en büyük İngiliz yazarı Charles Dickens (1812-1870), Zor Zamanlar adlı bu romanında, Coketown kasabasının insanlarının buruk yaşamını anlatıyor.

27.12.17

Müzik Uğruna Kitabı. Kitap kulübümüz Toplantısı...

Yeni yıla sayılı günler kala bu hafta pazartesi buluştuk Kitap Kulübümüz ile.
Hem yılbaşı partisi gibi oldu hemde kitaptan konuştuk. Tabi kitaptan az buçuk konuşabildik, hediye çekilişi yaptık, kime ne çıkmış hediyelerimize baktık. Hazırladığımız sofrada hem yedik, hem güldük hem konuştuk. Yeni kitaplar, ne okusak vs derken ayrılma saati geldi. 3. sezona başlıyoruz kitap kulübü olarak. Çok keyifli geçiyor her bir toplantı.
 Genel anlamda kitabı çok iyi bulduk. Okumadıysanız 2018 okuma listenize ekleyin, pişman olmazsanız. Hele kitap içinde geçen müzikleri de açık okurken, oh gel keyfim gel...
Konusu da kendini piyona çalmaya adayan bir grup gencin yaşantısı, yaşadıkları, verdikleri mücadele, aile hayatları... Sizi sıkmadan öyle güzel yazmış ki yazar. Yazar aynı zaman da kendisi de piyano sanatçısı. Ayrıca Norveçli yazarlar iyi kitaplar yazıyor bence.


 Uğur sağ olsun bir de yeni yıl pastası almış buluşma akşamına. Nasıl da güzel ama dimi? Tadıda çok güzeldi, lezzetli ve taze bir pastaydı.
Pazartesi böyle geçerken pazar günü de hava güzel olunca soluğu Kalamış Parkında aldık. Umay çok beğendi, kendisi öyle dedi.
Bende ilk defa gidiyordum, aslında bize çok yakın ama nasıl atlamışız bilemedim. :)
Özellikle ağaçların bol olduğu parkları seviyorum. Burası da hem skain hem deniz kenarı hemde park olması nedeni ile çok cezbetti.
Çok özledim parka gidip kitap okumayı yada sakince denize nazır oturup sessizliği, rüzgarı ve deniz kokusunu içime çekip dinlenmeyi..
Sanıyorum buna biraz daha var çünkü haklı olarak bizim kız parkata oynamayı yada koşmayı tercih ediyor. :)
Böyle işte haftaya yoğun başladık...
Keyifli bir haftanız olsun.




26.11.17

İza'nın Şarkısı - Magda Szoba




Kasım ayı kitabımız İza'nın Şarkısı - Magda Szoba idi.
Daha önce Kapı kitabını okumuş ve çok beğenmiştim. Özellikle kurgu ve olayların içeriği, aktarımı etkilemişti.

Bu kitapta baştan söyleyeyim ağlayabilirsiniz.
Zaten içim doluydu... birde anne kız, baba kız, aile yaşantısı, yaşlılık ile ilgili olunca kitap okurken çok çok çok ağladım....

Lütfen bu kitabı OKUYUN ve OKUTUNUZ efenim kategorisinde bir kitap.
Bakmayın siz benim ağladığıma...
Yazarın yazım kalitesini tartışmaya bile değmez...
Özellikle Macar Edebiyatını sevdiren kadın Magda S.

Ben en çok İza'ya kızandım, anneye kızanlar çoğunlukluktaydı.
Konusuna gelince;

İza iyilik yapmayı seven, hayatını zorluklarla geçiren ama birbirine bağlı bir anne babaya sahiptir. Tek eskik anne babada şefkat yoktur. Çevrelerine çok ilgili, şefkat gösteren anne baba kızlarından bunu esirgemişlerdir.
İza ise ayakları üstünde durmasını bilen, küçüklüğünden beri ne istediğini bilen hatta ailesi ile ilgili kararları veren, o ne derse ailesi sorgulamadan uyan bir karakterdir.
Gerçekten de okuduğunuz da hayran kalırsınız bu karaktere... ama İza'da görmediği şefkati gösteremediğinden, kuralları olan, düzenli yaşayan, çok çalışkan bir bireydir.

Ve birgün babası vefat edince annesi için en doğru karar olan " evi kapatıp, annesini yanına almak" olur.

Elbet okurken o kadar çok şeyi sizde sorgularken buluyorsunuz ki kendinizde.
Hangisi doğru, acaba yaşlandığı için anneniz adına aldığınız karar mı? evi kapatmak mı? yoksa annenize sormak mı?

Tabiki kitapta ki en kritik bilgileri, detayları burda yazmayacağım, çünkü okumayanınız varsa okusun diye. :)

İç dünyamıza dair fazlaca sorgularken buldum kendimi... bazen yapmıyor muyuz bizde? çocuğumuz, anne babamız yerine kararlar vermiyor muyuz? hangisi doğru?!

Oysaki iletişim aramızda ki en büyük bağ... bazen hiç kurulamayabiliyor, sadece sevgi yetmiyor ilişkilerde...
Susmak, karşımda ki anlasın demek yetmiyor....
...................................
..................................................

İşte böyle bu güzel, tadı damağımız da kalan kitabı okuyup konuştuk...
Gelsin sıradakiler.


26.10.17

Hafta Biterken... Kitap Kulübü sezonu...


Bu hafta Umay evde olunca gündüz sıcak bir Türk Kahvesi içmek zor oluyor çünkü devamlı oyun oynama modundayız efenim. Bende akşam kız uyuduktan sonra bir tane daha içiyorum.☕
Geçen gün de böyle olunca, hem bulaşık makinesini boşaltayım hemi de kahvemi içeyim dedim ve ohhh mis gibi sıcak kahve içtim.😊

Veee karşınız da ben deniz.
Umay'ın gözünden annesi. Çok seviyor bizi çizmeyi, evde devamlı " anne kapa gözlerini" modu ve sonrası "bak seni çizdim" cümlesi.
Sonrası da kapıya yapıştırıyoruz. Her bir karesi öyle değerli ki.
Çok önemsiyorum mutlu çocukları, ilerde anılarında "çocukluğu güzel hatıra olarak kalsın" istiyorum.
Bir daha geri gelmeyecek çünkü.
Kendi çocukluğumu düşündüğümde; çoook güzel günlerimiz oldu ama üzüntü ile andığım anılarım da oldu...
O yüzden istiyorum ki, benim yavrumun anıları güzel olsun. Bizim yaşadığımız hiçbir sorundan onlar sorumlu değil o yüzden onlara yansıtmamak gerektiğini düşünüyorum.

 Geçen gece baktım ütüler yine dağ gibi olmuş, bende de bir bayram havası....💃💃💃
Yani hangi ara bu kadar çoğalıyorlar anlamıyorum, mümkün mertebe düzenli yapmaya çalışıyorum ama; bilemiyorum yani ( temsili çocuklar duymasından Gönül ben )👀😁
Tabi baktım canım yeni kitaba da başlamak istiyor.... Bu arada ders de çalışmam lazım. Bu ara hiç kitap yüzü açmadım... sınavlardan kötü not alırdam ömür billah vallahi beyimin çenesinden kurtulamam...

Velhasıl ben Şeker Portakalı'nın üçlemesi olan ikinci kitabına başladım. :)
 Tabi bugün o ütüleri yaptım.....
Hatta yeni ütülere yer açtım............


 Veeee bugün kitap kulubümüzün 3.sezonuna başladık. Bu toplantımız da yazın okuduğumuz, etkilendiğimiz kitaplardan, filmlerden bahsettik.

Gelecek ay İza'nın Şarkısı kitabı için toplanıcaz.
Terapi gibi geliyor bu görüşme bana.
 Yine keyifli bir akşamdı.
Bizde böyle işte blog...
Haftanın bitmesine ne kaldı....

İy geceler.



11.6.17

Sona Ermek Selim İleri Kitabı Üzerine...




 Perşembe günü neredeyse bizim için artık gelenekleşen Kitap Kulübü toplantımızı iftar eşliğinde yaptık.
Hepimiz bir şeyler yapıp yada alıp geldik, soframızı kurduk, çayımızı demledik ve sohbete daldık.
Geçen sene kitabı çok beğendiğimiz için fazla kitaptan konuşmamıştık, bu seferde çoğumuz kitabı yarıda bırakmış ya da okumamıştı.
Ben deniz sonuna kadar okudum yahu :)))))

SONA ERMEK / SELİM İLERİ idi kitabımız.
Daha önce hiçbir kitabını okumamış da olsam televizyondan, haftada bir yaptığı programdan bilirim kendisini. Hatta engin bilgisine, kültürüne, saygınlığına bir o kadar da hayranımdır.

Bu kitapla da başlangıç yapayım diğerlerini de alır okurum diyordum ama... yanlış başlangıç bu kitap.
Sizde benim gibi yazarın başka bir kitabını okumadıysanız bu kitapla başlamayın.
Çünkü bu kitabı biraz da anılarından yola çıkılarak yazılmış yarı biyografik bir roman.
Ama anlatım dili, konuların akışı o kadar durağan ki... bir bakıyorsunuz aşık olduğu kadını anlatıyor, hop ordan çıkıyor kraliçe diye adlandırdığı kadını anlatıyor. Ben bir türlü kraliçe kim anlayamadım....
Ordan hep yazmak istediği tarih kitabı anılarına geçiyor.
Biz okuyucu da helak oluyoruz tabi anlayacağız diye.
Ve grubumuz da hemen hemen hepimiz aynı fikirdeydik, biraz zorlama olmuş bu kitap o yüzden de "olmamış".

Onun dışında yine kitaplardan, anılardan, bahsederek güzel bir akşam geçirdik.

İyi ki iyi ki diyorum Sevgili Lale Abla( lalenin bloğu yazarı) beni de geçtiğimiz sene davet etmiş.

Yine bol sohbetli bir akşamdan anılarıma güzellikler katıldı.

İyi geceler blog.







10.5.17

Nü Peride Hakan Akdoğan Ve La La Land Filmine Dair...


 Bugün günlerden "Kitap Kulübü" günüydü Kazım Karabekir Vakfı'nda.
Ve bu ayki kitabımız Yunus Nadi Ödüllü bir kitap olan Nü Peride /Hakan Akdoğan
 Başlarda biraz "acaba böylemi gidecek" dedim ki diğer okuyanlarda da aynısı olmuş, sonrası kurgu iyiydi ama anladım ki aşk, intikam, nefret dolu kitaplar fazla tarzım değil.
Ki sonunu yazar enteresan bitirmiş, beklediğimiz klasik sonlardan değildi.
Hani neye göre ödül veriliyor kitaplara bilmiyorum o yüzden yanlış bir yorum da yapmak istememe ama bence ödüllük bir kitap değildi.
Konusuna gelince de Ressam Halil küçükken sevdiği kızla ve arkadaşlarıyla evcilik oynarken, ağaçtan elma koparayım deken düşüyor ve sakat kalıyor.
Sevdiği kızda bu vicdan azabı nedeni ile devamlı arkadaşı ile ilgileniyor ama başkası ile ilişkisi var.
Derken Halil saplantılı bir şekilde eski bir hikayen yola çıkarak sevdiği kadından intikam almaya başlıyor...
Kitabı okurken Halil'in aslında psikolojik olarakd a kadınlara arşı rahatsızlığını hissettiriyor yazar, anlatım dili ve akıcılık iyiydi...
Okumayı düşünüyorsanız bir şansı da hak ediyor ama. :)
 
 











İki gün önce de ne zamandır izlenmeyi bekleyen La La Land filmini izledik.
Özellikle müziklerini çok sevdim. Bazı geçişleri filmde müzik ve dans ile akatrmaları çok hoştu.
Filmi izlerken ve konusu gereği de kendi hayatımı da sorguladım. Bazen aşk uğruna yada yaşamın getirdiği sonuçlardan dolayı nelerden vazgeçiyor ve ne seçimler yapıyoruz...
Çok şükür aşk uğruna vazgeçtiğim şeyler olmadı ama diğer seçimlerim için aynı şey söz konusu değil.
Artık başka sefere anlatırım. ;)
Benim gibi daha izlemdiyseniz izleyiniz efenim. :)

Berat Kandilimiz Mübarek olsun.
İyi geceler....


5.4.17

Saçında Gün Işığı Jhumpa Lahiri

Dün Kitap Kulübüzün toplantısı vardı. Kitabımız; Saçında Gün Işığı ( orjinal ismi: ova) Jhumpa Lahiri
Kitap hem Hindistan'ın bir dönem geçtiği sürece tanıklık ediyor bir taraftan da aile dramını anlatıyor.
Yazar kesinlikle çok başarılı ama çeviriyi biraz kötü bulduk.
Özellikle bazı cümleler feciydi.
Ama genel anlamda hepimiz çok beğendik kitabı.

Tabi okurken yer yer bizim Doğu'da yaşanan aile meselelerine çok benzetiyorsunuz yaşananları.
Örneğin devrimci kocası çlen Gauri'nin sırf Amreka'ya gitmek için, özgürlüğü için kaynı ile evlenmesi...
Eşinden olan çocuğu kaynı "baba" diye büyütmesi ve bir annenin kendi hayatı için kızını kaynına bırakıp evi terketmesi sizi kızdırıyor.

Başta bende sinir oldum ama sonra düşününce, o şartlar da belki de bizde olsak başka çaremiz olmadığından, istenmeyen gelin olduğumuzdan, ölen eşin annesinin özellikle istememesi sebebi ile kaynım ile evlenip giderdim herhalde memlektimden... diye düşünüyorum.

Tabi kitapta Hindistan'daki siyasi yaşama, devrime ve çatışmlara da epey değiniliyor. Verdikleri özgürlük mücadelesi için insanların nelerden vazgeçtiği, ölümü göze alması...

Benim gibi siyaset bilginiz eksik ve ilgisizseniz o bölümleri hızlıca okuyorsunuz...

Ama o süreçte 3 neslin nasıl bir mücadele verdiğini okuyorsunuz ve yazara, anlatımına hayran kalıyorsunuz. Unutmayacağınız kitaplardan biri oluyor Saçında Gün Işığı...

Kitap ismi bir cümlede geçen kalıptan yola çıkılarak konulmuş. Gerçi orjinal dilde çevrilse belki bu kadar yankı bulmazdı dedik kitap toplantımızda.







5.2.17

Virginia Woolf üzerine... Kendine Ait Bir Oda ve Mrs. Dalloway

1 Şubat günü Kazım Karabekir Kitap Kulübümüz'ün birinci yılını kutladık. Aralarına geç dahil oldum ama sanki daha önceden varmışım gibi hisettim hep. Hala da öyle.

O kadar keyifle ve istekle gidiyorum ki her ayın çarşamba gecesi... Ve o kadar çok şey öğreniyor ve bilgiyle dönüyorum ki eve.
Yeni yazarlar, yeni kitaplar, filmler not ediyorum/uz. 
Bide yanın da bir o kadar keyifli sohbetlerimiz oluyor... Değmeyin keyfimize.
Şubat ayı kitabımız "Virgina Woolf / Kendine Ait Bir Oda" idi. 

Ben bu kitabı ve Mrs.Dalloway kitabını geçen sene DR kampanyasından almış fakat henüz okumaya başlamamıştım.
İyi de oldu. Her iki kitabı da peşpeşe okudum.
Kesinlikle Kendine Ait Bir Oda ile başlayan yazarın kitaplarına okumaya.
Erkek egemen bir dünya da kadın yazar olarak çok iyi bir kaleme sahip.
Hayatını okuduğumda ki bu kitabında da bahsediyor yer yer; kadınlar küçük yaşlar da evlendiriliyor ve ev işleri ile meşgul oluyorlar. Okumak, yazmak hak getire...
Feminist yazarların arasında önemli bir yere de sahiptır yazar.
Bence yaşadığı döneme bakılırsa öyle olması normal.
Bir kere hayat ile derdi var, kadınların ikinci sınıf görülmesi ile derdi var.. erklerin iyi yazar olabilecekleri düşüncesi ile derdi var..vs.. Bu kitap için bir araştırma yapıyor ve bir döneme kadar kadın yazarların olmadığını görüyor. Hep erkek yazarlar var.
İyi ki de varmış ki biz kendisini kitaplarından tanıyor olduk.
Tabi sonu hüzün dolu çünkü hayatının bir döneminde daha fazla dayanamıyor ve intihar ediyor....

(Çok fazla alıntı yapmak istemiyorum çünkü nete bakınca o kadar çok sayfa var ki...  )

virginia woolf
Kitapta ki en anlamlı cümlelerden biri de:  Ve şöyle sesleniyor kadınlara: "Para kazanın, kendinize ait ayrı bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın!

Düşündüğünüz de evin için de kendize ait bir odanın olması çok önemli. Kadın olarak görevimiz sadece ev işleri, yemek yapmak, çocuk doğurup bakmak değil. Aile ise hepimizin görevi... 

Mrs.Dalloway kitabını gelirsek. Başlar da biraz zor ilerledi kitap. Ama sonra bir açıldı kitap...
Elbet yine bir kadının aşkı, hayatı, evliliği, sorguları, soruları, duyguları, yaşamı var. Ve bu kadını yazarken de öyle güçsüz göstermiyor. Tersine güçlü bir kadın portresi var karşımız da.

Bir de bilinç akışı yöntemi ile yazıyor kitaplarını. Bu biraz zorlayıcı oluyor biz okuyucu için. Ama sizi korkutmasın diline alışınca çok akıcı oluyor kitap.

Bilinç akışı karakterin düşünme eylemini olduğu gibi aktarmaya çalışan bir edebi tekniktir. Yapıtlarda iç diyalog şeklinde göze çarpar. Bilinç akışı tekniğini kullanan yazarlara örnek olarak James Joyce, William Faulkner ve Virginia Woolf gösterilebilir. Bilinç akışsal yazın modernist hareketle yakından ilişkilidir. Psikolojiden edebiyata girişi May Sinclair sayesinde olmuştur.

Bilinç akışsal yazın genellikle bir iç monolog halindedir ve metnin takibini zorlaştıran, karakterin parça parça olan düşüncelerini veya anlık duygularını yansıtan çeşitli anlam ve noktalama hatalarıyla biçimlenir. Bilinç akışı ve iç diyalog, konuşmacının bir dinleyici veya 3. şahsa hitap ettiği ve genelde şiir veya dramalarda görülen dramatik monologlardan ayrılmaktadır. Bilinç akışında, konuşmacının düşünce süreci kişinin kendisine yönelmiştir ve biz buna sadece kulak misafiri oluruz. Bu iç monologlar, öncelikli olarak kurgusal bir araçtır.

not: Wikipedia'dan alıntıdır.

bu linkten daha detaylı bilgiye ulaşabilirsiniz.

Kesinlikle bu kadını okuyun, okutun ve kendizie ait bir oda yapın evin bir köşesine...
                                                                                    
      

26.6.16

Film Anlatıcısı Kız Hernan Rivera Letelier ve Elif Şafak'ın yeni roman

Veee çok beklediğimiz sıcaklar da geldi çattı.... gündüzleri mümkün mertebe sokağa çıkmayanlardanız ana kız... 
Devamlı suyun altında Umay'da. her bez değiştirirken hemen duşa sokuyorum anca rahatlıyor... 
Aslında hava durumu, doğa olması gerekeni yapıyor ama biz insanoğluna sıcak geliyor işte efenim...
Yaz geldi mi hemen yazlığına gidenlere selam olsun. :)))

Geçtiğimiz çarşamba akşamı kitap klubümüzle Timsal Hanımların arka bahçesinde hem iftar yaptık hemde bu ayın kitabı olan "Film Anlatıcısı Kız/ Hernan Rivera Letelier " kitabını konuştuk.
Konuştuk dediğime bakmayın, öyle uzun uzun anlatmadık kitabı. Çünkü hepimiz çok beğendik ve keyifle okumuştuk. Ortak noktamız " iyi ki okumuşuz bu kitabı" oldu. Aynı zamanda Timsal Hanımın bir de süprizi vardı. Kazım Karabekir Vakfının/ Müzesinin kuruluşunun 17.yılını kutladık. Daha nice yılları olsun müzenin, ziyaret edeni bol olsun ve Timsal Hanım bize anılarını daha uzun yıllar kendi ağzından anlatsın. Dinlerken öyle mest oluyorsunuz ki... Ziyaret etmeyi unutmayın derim müzeyi...


Kitap tür olarak da Novella (kısa roman olarak değerlendirilebilecek; romandan kısa, hikâyeden uzun olan bir edebî türdür.) Kitabı elinize almanız ile bitirmeniz bir oluyor.
Ama aklınızda bıraktığı izler ise daha fazla. ÖZellikle Şilili yazarların kalemi çok iyi... Anlatırken okuyucu sıkmıyorlar...
Kitabın içinde acı var, aile dramı var, mahalle var, hatta mahalle baskısı var, dedikodu, aşk var....
Kitap bitince şöyel düşünmüştüm; gerçekten de film anlatmak kolay değil aslında... hele bilmeyen, izlemeyen birinie hele hele bilen birene....
Tavsiye edebileceğim kitaplar arasına girdi bu kitap.





Veeeee Elif Şafak'ın beklenen kitabı çıktı. Elimde ki kitabın bitmesine çok az kaldı ve hemen bu kitaba başlamak istiyorum. Elif Şafak kalemini, cümlelerini sevdiğim bir yazar. Yine bizi hayal kırıklığına uğratmayacaktır yazar....
Bir de sevdiğim bir kadın var ki, düşünce ve yaşama bakışı açısından kendime yakın bulduğum biri Frida Kahlo.... bu kadın ile ilgili bir post hazırlayacağım o yüzden burda sadece sevdiğim demekle yetineyim. :)

İyi pazarlar ve iyi haftalar yazımı okuyan herkese.... :)

2.6.16

Kazım Karabekir Müzesi, kızı Timsal Karabekir, ve biten kitap....

Ayda bir toplandığımız Kitap Kulübümüzn bu ayki kitabı "Kazım Karabekir Hayatım" kitabıydı.
Elbet böyle güzel bir günceyi okuduktan sonra Müzeyi de gezmeden olmazdı. Aylık toplantılarımız Kazım Karabekir Vakfı'nda yapılmakta ve bu toplanmalarımızda, kitap sohbetimiz de kızı Timsal Hn. ve Timsal Hn. kızı da bulunmakta.
Timsal Hn. ne kadar şanslı ki böyle kudretli, inançlı, vatanı için savaşan, yürüyen bir babaya sahipmiş. Elbet zor yanları vardır herkes yaşadığını bilir... Çok mütevazi biri ve sohbeti kendini dinlendiriyor.
Timsal Karabekir  


Bu kitap kulübüne girmeme vesile olan Lale Ablama da burdan bir kez daha teşekkür edeyim. Bilmeyenleriniz vardır diye söyleyeyim kendisi "Lalenin Bahçesi" bloğunun yazarı.
Bizler kitabı okuduk ve Timsal Hn. da bizim için Müzenin kapılarını akşam açtı ve bize hem evi gezdirdi hem de anlattı... ki anlatmadığı, anlatamadığı, zamanın yetmediği ne anılar vardır kendisinde...
Tabi birebir bir ağızdan dinlemek, yaşayan birinden dinlemek öyle farklı ki.. yer yer gözyaşlarımız aktı hem kendisinin hem bizim...
Ülkemiz ne şartlarda kurtarılmış ve Cumhuriyet kurulmuş...
Bu arada Kazım Karabekir Hayatım kitabı bir günce... çocukluğundan itibaren yazmış... Hayatı öyle çok da kolay olmamış paşanın.. Çok hastalıklar, ailesinden kayıplar yaşamış..
Okumaya çok önem veriyor, cahilliği hiç sevmiyor. Ve bilmemiz gerektiği üzerine dipnotlar yazıyor..
Kızı Timsal Hn. anlattı, çocuklara ve hele hele yetim, aç çocuklara çok öenm verirmiş, muhakkak karınlarını doyurmaya çalışırmış. Savaş zamanında yetim kalan 4000 erkek, 2000 kız çocuğunu (ermeni olanlar da varmış içinde) yatılı okullara yerleştirmiş... Ve o yetim çocuklar Kazım Bey'e teşekkür babın da kendisinin kara kalem portresini yapıp hediye etmişler... Evinde odasında görebilirsiniz bende burdan paylaşacağım...
Hala bu geleneği vakıf olarak sürdürüyorlar ve çocuk okutuyorlar.....
Tabi yaşadıkları, savaş döenmi, yoksulluk ama inanç... bunlar çok büyük erdemler bence ve o dönemde ki insanlar Allah tarafından özel karakterli olarak ülkemizde doğmuş insanlar bence....
Güzel birsöyleşi ve sunumdu ... Eğer sizde İstanbul'daysanız anadolu yakasında Erenköy'de bulunan bu müzeyi ziyaret edin....
Gelelim dünden kalan fotoğraflara.....
 Yanda ki taş plak Kazım Karabekir'in bestelediği, yazdığı marşı yetim çocukların okudu ve kayda aldığı taş plak.



 Bu madalyaların bir özelliği de çift renkli olamsı. Madalyayı alan herkesin çift renkli olmazmış kurdelası... İki renkli olması için; birincisi cephe de savaşmanız gerekiyor ikincisi de Millet Meclisinde görev almanız....
Sevgili Kazım Karabekir her ikisinde de görev aldığından çift renkli madalyaları...
 Kitaplarını yazdığı masa...
 Sevgili Macera Kitabım bloğundan Özlem ve Lalnin Bahçesi bloğundan Lale Ablayla. :)

 Yerleştirdiği, okuttuğu yetim çocukların kendisi için yapmış olduğu kara kalem çalışması.