Doğan Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Doğan Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15.5.21

Amos Oz ve Şükran Yiğit ....

 YAHUDA'YA GÖRE İNCİL / AMOS OZ

 

📚Hayat geçici bir gölgeden başka bir şey değil. Ölüm de gelip geçen bir gölge. Yalnızca acı kalıcı. Sürüp gidiyor. Daima…📚

Şmuel Aş, doktora öğrencisi, duygusal genç bir adamdır. Sevgilisi tarafından terk edilip babası da harçlığını kesince öğrenimini yarıda bırakır. Kalacak yer ve maaş karşılığında ihtiyar, kötürüm bir adama refakatçilik yapmaya başlar. Günde birkaç saat onunla sohbet eden Şmuel aynı evde yaşayan, yaşlı adamın gelini Atalia’yla tanışır. Çok geçmeden bu esrarengiz kadının çekimine kapılır.“Yahuda gerçekte bir hain midir, yoksa İsa’nın en sadık havarisi mi?” sorusu Şmuel ile yaşlı adamın sohbetlerinin en önemli konularından biri haline gelir.

Hayatı boyunca İsrail-Filistin barışı için kampanyalar yürüten, çağımızın en önemli edebiyatçılarından biri olan Amos Oz’dan uzun süre etkisinden kurtulamayacağınız bir roman.
                                  

                                            📍 📍 📍 Kendi  düşünceme gelirsek;

 
Okuduğum güzel romanlardan biri. Elbette çeviri için de Sevgili #mahirunsaleris e de teşekkürler. Akıcı bir dil ile çevrilmiş bir kitap. Konusuna gelince de farklı bir bakış açısı ile Hıristiyanlık, İsa ve Yahudi topluluklarını okuyorsunuz. Özellikle Şmuel'in sorularını okurken, kendinizi o soruları sorarken bulmanız da mümkün 😊 Kitabı okurken aklıma Rahmetli "Aytunç Altındal" ve anlattıkları geldi. Özellikle İsa ve her dinin inandığı İsa arasında ki farklılıklarla ilgili bahsettikleri. Tabi derin bilgilere sahip değilim ama bu kitabı ve yazarı iyi ki okudum. Fark ettim ki geç tanıdım yazarı. Bir de kapak tasarımını çok beğendim. :)

Aslında bu kitap nerdeyse üç yıldır listemdeydi ama sıra gelmemişti.... aslında böyle o kadar çok alınacak kitap listem var ki....
 

Bir diğer kitabım, sevgili Şükran Yiğit'e ait olan " BURASI RADYO ŞARAMPOL" idi.

Burası Radyo Şarampol, hayatla başetmek için oyunlarına sarılan, yalnızlığını müzikle dindiren Filiz’in, Antalya/Şarampol Mahallesi’nden Berlin/Kreuzberg’e uzanan büyüme hikâyesi. İlk aşkın hiç unutulmayacak sarsıcılığı. Okul sıralarında ele inen cetvelin yakıcılığı. Radyonun ve arkadaşlığın efsunlu, sarıp sarmalayan dünyası...
 Diye yazıyor nette. 

📍Okurken eski mahalleme gittim bende. Yaş itibari ile o ülkeden kaçma zorunluluklarina denk gelmedim ama mahallemize memleketlerinden gelmek zorunda kalan Boşnak komşularımızın yaşadıklarına şahit oldum. Büyükler konuşurdu ama biz çocuklar hep sokakta güle oynaya oyun peşinde. Sonra ortaokul, lise derken yasananlar. 😊
📍 Elimden bırakmadan okudum diyebilirim. Okuyanlar ya da Şükran Yiğit kalemini bilenler anlar beni. Eğer tanismadiysaniz bir şans verin kendisine derim. 😉

21.7.20

Tanık \ Pınar Eğilmez



Daha önce "Uçan Tabut" kitabını okumuştum Sevgili Pınar Eğilmez'in. Sonra arkadaşımda bu kitabı görünce bunuda okumak istedim. Sağ olsun her iki kitabını da arkadaşımdan alıp okudum. Böylece elimizdeki kitapları paylaşıp,  listedeki o bitmeyen kitapları alıyoruz 😁

"TANIK" kitabı bir diğerinin devamı. Başlarda sanki aynı kitabı okuyormuş hissi olsada, bu kitap ile anne ve kızların hayatına daha bir değinmiş yazar.
Özellikle annenin o sinir halleri,  değişen depresif durumları... Kızları ve eşi ile olan ilişkilerinin neden öyle olduğu daha bir oturuyor kafanızda. Özellikle hiç bir şeyin tesadüf olmadığına şahit oluyorsunuz.....
Daha uzun anlatmak isterdim ama yazarın kalemi öyle güzel ki...kendiniz alıp okuyun isterim....
Arka kapak yazısı der ki;


Ben TANIK. Olmuş bitmiş her şeyin ve olup olacak her şeyin tanığı. Birlikte çok eğleneceğiz. Gösteri yeni başlıyor.”
 
“Bazen beklenmedik şeyler olur. İyi ya da kötü dediğin. Oysa senaryonun kendisinin hiç umurunda değildir, senin ne beklediğin.”
 
Eskort Rüya Nilay Kosova, müşterilerine “Aşk Simülasyonu” adlı hizmet paketleri sunarken, kendini çözülmemiş bir cinayetin ve annesinin giderken bıraktığı sırların ortasında bulacaktır.  Kayıp bir  kitap ve gizemli bir TANIK; varoluşun anlamı peşinde savrulan Nilay’ı, yaşam tapınağının en alt dehlizlerine indirecektir.
 
Pınar Eğilmez, okurlar tarafından büyük bir ilgiyle karşılanan Uçan Tabut adlı romanının ardından Tanık’ta, bizi soluk soluğa okuyacağımız bir maceraya sürüklüyor.

1.6.20

Biten Kitaplarım...

  Doğum Lekesi/ Elif Hümeyra Aydın
Yine bir öykü kitabı idi. Bir Kutu Kitap'tan gelen.Yazarın ilk kitabı imiş.

Bu yüzden haksızlık da etmek istemem. İlk bir kaç öyküyü çok sevdim. Sonrası tekrar gibi geldi. Konusu itibari ile kadın, toplumda kadın ve baskılar üzerine idi. Belki de öykü severler sever bu kitabı....
Nette şöyle yazıyor; yazar ile söyleşi  burada ki sitede yazar ile söyleşi var. Okumak isterseniz tıktık... :)
Elif Hümeyra AYDIN: 1994 yılında İstanbul’da doğdu. Bahçeşehir Üniversitesi Psikoloji ve sinema-televizyon bölümlerinden mezun oldu. Öyküleri Dergah ve Sarnıç Öykü dergilerinde yayımlandı. İstanbulda yaşıyor. DOĞUM LEKESİ Elif Hümeyra AYDIN’ın ilk hikâye kitabıdır
Diğer kitabım; 
YARIM AY / HARUN CANDAN
Bu kitabı İg'den Damla önermişti. Hem de çok önerdi :)
Sonra aldım listeye. İyi ki almışım. Hep heyecan dorukta okudum.

 
 
Konusuna gelirsek;
Sahafsa çalışan Can, aşık olduğu kız Selene....
Cinayet öyküsü...ve takip derken...İstanbul'un o sokaklarında gezmek istedim. Sonunu çok merak ettim ve tahmin edemedim 🙈
Özellikle kadim zamanlara dair anlatımlarını çok sevdim. 
Velhasıl dişer kitaplarınıda ekledim listeye.
Aaa birde (aklıma geldi birden) kitapta ki gibi İlim, irfan sahibi Arif Bey ile tanışmak isterdim. O anlatsa ben dinlesem...yüreğime su serpilse.  
"Hikayecinin ustalığı taklidin kusursuzluğundandır!

Ve son bitirdiğim kitap " SEZGİN KAYMAZ / NEFHA"

İlk aslında "Bakele" ve "Bugün Bize Kim Geldi" hikaye kitaplarını okumuştum ve biraz mesafeliydim.
Sonra "Kün" kitabını okudum ve aman allahım dedim..... Diğer tüm romanlarını ekledim listeye ⭐
Nefha;esinti hoş koku demekmiş. Aslında bu devam kitapmış. Eksiklik hissetmeden de okunuyor..
Tabi kitapta ironi çok fazla...lakin gerçeklik payıda çok.
Mesela kibir, gurur, büyüklenmeye dair konuşmalar...şeytanın neden kovulduğunu birde yazarın hikayesinden okuyun. Meleklerin konuşmaları,  aralarında olan bitenler derken..hop kitabı bitirdim.

“Meleklerin ağlama zamanıydı.
Ağladılar.”
 
Her şeyin yerli yerinde olduğu, huzurun hüküm sürdüğü Cennet’te tüm düzen Âdem’in (ve ardından Havva’nın) yaratılışıyla yerle bir olur(!) Azâzîl kibre kapılır, şeytana döner. Âdem, Havva ile birlikte şeytana uyar. Sonra hepsi birden dünyaya sürülür. Kıyamete kadar sürecek bir mücadeledir gerisi… Ancak bu sürgünden sonra her şeyin yerli yerinde olduğu Cennet’te hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır!  Önce “cümleleri bozulur” cennet sakinlerinin, ardından huzurları. En sonunda aldıkları nihai tebliğ ile kader çizgileri değişir. Sonrası, İsrafil’in Sûr’u iki kez üfleyeceği vakte kadar bir büyük bilinmezlik… 
 
Nefha, Sezgin Kaymaz’dan ironiyle trajedinin
bir arada vücut bulduğu bir Cennet tasviri!

25.1.19

Kahvaltı Sofrası Defne Suman

Selam. Yoğun bir tatile giriş oldu bize. 😊

Oysa ki evde dinlenme modunda olmayı düşünüyordum/k. :)

Önümüzde ki haftayı dinlenerek geçirmeyi ümit ediyorum  😊

Efenim gelelim kitabımıza.
Ocak ayında Instagram'dan tanıştığım Kader'cimin İstanbul'da kurduğu "Okur Konuşur" grubumuzun kitabına. Çekiliş sonucu Ocak Ayı kitap seçimi bendenize aitti.
Bende okumak istediğim bir kitap olan "Kahvaltı Sofrası /Defne Suman" ı önermiştim.

Keyifle okudum/k. Yazarım daha önce hiç bir kitabını okumamıştım..Instagram'da severek takip ettiğim ve yorumuna güvendiğim bir sayfa da görmüş ve eklemiştim listeme.

Anlatım dilini çok sevdim. Konusu itibari ile iç burkucu bir kitaptı. Tabi anlattığı dönem, bir dönem yaşananlar, kanayan yaramız .. Derken kitabı bitirdik 
🖋 Tabi bazı eleştirilerimiz de oldu. Örneğin asıl hikayesi olan iki insanın, özellikle de Sadık Ustan'nın karakter olarak geride kalması, çok az hşkayesşne değinilmesi gibi. Çünkü asıl hikaye ondaydı  Uzatmalar olduğundan sıkılanlar da oldu.

🖋 Ama en çok Büyükada'da geçmesini sevdim. Resmen adaya gidip okumak istedim. Hem hasta olmam hemde havaların soğuk olması sebebiyle evde okudum .. Pöfffff 😴😤

Kitap yeni bir kitap detaylarını hele hele de ana konuyu yazmak istemiyorum.. Tek diyebileceğim, geçmişimizle yüzleşip ileriye bakmak önemli. Kitapta da anlatılmak istenenlerden biride buydu ....

Tavsiye edebileceğim kitaplardan oldu 

Efenim selam ederim ve giderim.


28.9.18

Günlük/ Biten Kitaplar 📚

Selam. 😊

Haftaya soğuk, yağmurlu başladık. Gerçi her mevsimi ayrı severim hem de çok. Lakin sonbaharın hafif o esintisini ayrı bi severim 🍂
Diz üstü koltuk 🛋 battaniyelerini çıkarttım  kışlıkları da çıkartıp ütüledim. Rahat rahat sonbaharı karşılıyorum.
Gerçi fark ettim ki artık öyle deli gibi kışlık kıyafetlerimiz yok. Siz de fark ettiniz mi?
Evler doğalgazlı olunca birde mevsimler artık eskisi gibi olmayınca... Öyle kalın kalın kazaklar, hırkalar  montlar yok bizde.

Elde ki kitaplar da azaldı. Kaldı 2 kitap. Verdiğim sipariş kitaplar gelmedi daha.
Bir de bu sene artık kütüphaneden de kitap almaya karar verdim. Herşeye gelen zam kağıdıda vurdu. Ve gerçekten de kitap fiyatları aldı başını gitti.
Pazar ve market fiyatlarını dememe gerek bile yok.............
Allah Yar ve yardımcınız olsun 🙏🏻
Birde akıl fikir versin bence.....


Son hafta üç kitap daha bitirdim. Bunlardan bir tanesi
"SANMA Kİ YALNIZSIN /ELİF ŞAFAK"


Derleme bir kitap olmuş. Ama biraz yavan kalmış  Çok fazla tekrar cümle ve bakış açıları vardı. Özellikle kadın olmanın zorluklarını, kadına bakış açısını erkeklerin ve siyasi konulardan derleme yapmış. Tabi biraz da kendisine dair detaylar vermiş. Yer yer sıkılarak okudum. Ortada kaldığım bir kitap oldu. 

Diğer kitap ise;
""BİLİM TARİHİ SOHBETLERİ /FUAT SEZGİN" 

2019 yılı "Prof. Dr. Fuat Sezgin Yılı" olarak ilan edildi.
Bu kapsamda gerçekleştirilecek organizasyonlar Prof. Dr. Fuat Sezgin İslam Bilim Tarihi Araştırmaları Vakfı ile birlikte yapılacak.
Kahvemi yaptım başladım okumaya. 
Kendisi gerçekten de çok donanımlı biriymiş. 27 dil bilen ve kendini bilime adayan biri. Zamanında 147'liler olarak yurtdışına gitmek zorunda kalmış ama bunu dert etmek yerine kendi yararına kullanmış.
Kitap da soru cevap şeklinde anlatılıyor. Yer yer tekrarkar dışında verilen detaylar anlatılanlar ülkemiz açısından faydalı bilgiler idi.
Arka kapak yazısı şöyle der;
Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük İslam Bilimler tarihçisi Fuat Sezgin, "Bir valizle çıktım yola. Valizde biraz çamaşır ve birkaç önemli yazmanın fişleri vardı... Onları aldım, çektim gittim." diye anlatıyor yaşam öyküsünü. 40'lı yıllardan itibaren en büyük şarkiyatçı olarak kabul edilen Hellmut Ritter'in talebesi olarak Bilim tarihine ilk adımını atan Fuat Sezgin 60 darbesi sırasında 147'likler diye anılan, üniversiteden uzaklaştırılan öğretim üyelerinden biridir. Birdenbire İstanbul Üniversitesi'ndeyken çalışmaları yarıda kalan Sezgin kaynaklardan uzak kalma pahasına mecburen yurt dışındaki üniversitelere başvuruda bulunur. Günde 17 saatten az çalışmayan, öğle yemeklerini zaman almasın diye bir parça ekmekle geçiştiren biri için birkaç hafta beklemek kâbus gibidir. 15 gün içerisinde Berkeley, Yale gibi çok ünlü Amerikan üniversiteleri kapılarını sonuna açarlar Sezgin'e fakat Sezgin kaynaklardan uzak kalma endişesiyle okyanusun bu tarafında, Frankfurt'ta çalışmalarına devam etmeye karar verir.
Sezgin'in bu ürünleri vermesi hiç de kolay olmaz. Toplam 27 dil bilen Fuat Sezgin, 60'ın üzerinde ülkede çalışmalar yapar, çeşitli dillerde yazılmış toplam 600.000 el yazmasını teker teker elden geçirir, İslam coğrafyasında inceleme yapmadığı kütüphane kalmaz. Devlet başkanlarının, kralların ve dünyanın en önemli akademisyen ve işadamlarının saygı ve destekte kusur etmediği Sezgin'in kıymeti kendi memleketinde geç de olsa yeni yeni anlaşılmaya başlıyor.

Geç tanıyıp erken kaybettiğimiz bir bence Sayın Fuat Bey....


20.9.18

1Q84 Haruki Murakami Kitabı....

Selam.
Bugün 4.gün ve ben hala sabahları erken kalkabiliyorum 😏
Tabi dün akşam saat on gibi nasıl uyku bastırdı anlatamam. Direndim ve on iki gibi uyudum.
Bir de bunun hafta sonu olanı var bakalım bizim kız sabahtan uyanıyor biz ise uyumak istiycez...
Tabi ki sonu. belli değil mi? 😀 erken kalkıp kıza ayak uydurcaz.

Gelelim dün bahsettiğim ikinci kitaba. Hatta bir kitap daha bitti. O da İclal Aydın'ın "ÜÇ KIZ KARDEŞ" artık o da başka bir post yazısı. :)

Gelelim okuduğum son Murakami kitabına. Sanıyorum bir kaç tane  kaldı yazarın okumadığım kitabı.

internetten alıntıdır

Okumayı istediğim bir kitaptı "1Q84" Kobo 'da da 8 TL'ye düşmüştü geçtiğimiz dönem hemen alayım dedim. Nasıl olsa bu kadar kalını çantama atıp yanımda taşıyamayacaktım.

İyi ki E-Kitap olarak okudum.
Yazarı bilenler bilir ama hiç okumayanlar için bu kitabı başlangıç almayın derim.

📌 Çünkü çok fazla betimleme ve detay var.
1984 Orwell kitabından esinlenerek bazı detayları yazmış sanırım yazar. Kendinde kitapta sık sık orada ki Big Brother detaylarına gönderme yapıyor.

📍Konusuna gelirsek öncelikle kitap Büyülü Gerçeklik Akımı  ile yazılmış.
O da nedir derseniz;

20. yüzyılda ortaya çıkan ve post-modern sanat anlayışında önemli bir yere sahip olan Büyülü Gerçekçilik, Büyüleyici Gerçekçilik ya da diğer adıyla Fantastik Gerçekçilik; gerçekçi kabul edilen sanat akımlarında olmaması gereken sihirli, mantık dışı öğeleri barındıran bir sanat akımı olarak tanımlanabilir.

 internette tanımı böyle.

 📍"Yürekten sevdiğin bir insan varsa, bir kişi olsun yeter, hayatın kurtulmuş demektir…"
Sarsıcı bir yolculuğa hazır mısınız?
Öyleyse kemerlerinizi bağlayın. Erkekleri, titizlikle geliştirdiği bir yöntemle öteki dünyaya gönderen genç bir kadınla tanışacaksınız. Ve amansız bir takiple onun peşine düşen fanatik bir cemaatin müritleriyle…

(arka kapak yazısı)


Bana biraz da "Hasan Sabbah" olayı vardı hatırlar mısınız? Kitapları bayağı çok satmıştı. Ve hikayesi de ayrıca önemli detaylara dikkat çekiyordu.
Onu da anımsattı.
Müritlerin ve Cemaatin toplulukları etkisi altına alması.

Sonra bir kız düşünün ( Aome) aile aşırı dinine düşkün ve kapı kapı dolaşıp kişileri davete çağırıyor.
Ve bir gün Aome evi terk ediyor daha fazla dayanamıyor ve kendi başına yol alıyor.
İlk veya orta okuldu sanırım detayı tam hatırlayamadım. Sınıf arkadaşı Tengo'ya derin bir bağ ile bağlanıyor ve hayatı boyunca unutamıyor. Hayatına devam etse bile devamlı onu düşünmese bile bir gün ufak bir detay da aklına düşüveriyor.
Tengo'da aynı şekilde ve olaylar birden büyülü gerçeklik detayı ile 1q84 yılında geçiyor.
Burada ki "Q" aslında ingilizcede ki "soru işareti" anlamında kullanılmış. Nette biraz bakındım da böyle diyordu.


📍 Aslında öyle güzel bir akış yakalamış ki Murakami.. kitabı elinizden bırakmak istemiyorsunuz.
Özellikle kişi psikolojileri ve ikili ilişkiler arasında ki diyaloglar çok iyiydi. Aynı zamanda da düşündürücü.


📍Yine bu kitabında da şarkı isimleri, kitap önerileri ve kediler var. :)
Paralel Evren'e de göndermeler var. Özellikle iki karakterlerin hangi dünya da olduklarını kavrayamamış olmaları, ara da kalmaları ve çıkış yolunu aramaları.

Tabi bir de geçen "Little People" lar var. Bunları daha çok toplumun bize dayatmaları olarak düşünülebilir....

Uzun lafı kısası yine güzel ve etkili bir Murakami kitabı okumuş oldum.


12.9.18

Gölgeler Ve Asi Kızlara Uyku Öncesi Hikayeleri Kitap Yorumu

Eylül ayına hızlı bir giriş yaptık. Hem en son vdiğğm mevsim hemde acı olayların başladığı bir ay bu ay benim için...... 😒
Yeni Eğitim - Öğretim Yılı hayırlı olsun.
Bizim ilk göz ağrımız Toprak Cem 1.sınıfa başladı..
Biz de tabi dugusal dakikalar.

Bakalım nasıl bir sonbahar 🍂 yaşayacağız  Diğer detayları başka bir yazıda anlatırım

Bu ay iki kitap bitirdim. Birincisi uzun zamandır almak istediğim bir kitaptı:
ASİ KIZLARA UYKU ÖNCESİ HİKAYELER  kitabı.
Hatta ikincisi de çıktı. Kesinlikle tavsiye ederim. Özellşkle ortaokul ve sonrası kızlarımızın okuması için.
Öncesi bile olur  😊

Başarılı kadınların verdikleri mücadeleleri  pes etmeyişleri ve başarıları kısa kısa öykü şeklinde birer sayfa da anlatmışlar.

Tabi her dönem kadının bastırılmasına şahit oluyoruz  Ve bunun ülke, memleket ile alakası bile yok  Kadınsan otur evde temizlik, yemek yap......
Aynı zaman da çok da güzel hediye kitap olur bu bence  😊
               📚 📖 📖📖📖📖📖📖📖📖📖📖
Diğer kitabım da;
GÖLGELER/ ZÜLFÜ LİVANELİ

Kısa öz novella kitaplardan
İçinde kimler yok ki. Atatürk, Yaşar Kemal  Halide Edip, Sabahattin Ali vb.. Yazarlarımız gölgeler şeklinde bir önce ki kitapta yani Konstantiye Oteli kitabından bir bölümde geçiyor.
Arka kapak yazısı şöyle ;

Zülfü Livaneli’den İstanbul’a ve onun yazarlarına, şairlerine saygı duruşu: Gölgeler  Karanlığın bütün gölgeleri yuttuğu bir İstanbul akşamı. Bütün sesler susmuş. Yalnızca gelip geçenlerin görmediği, duymadığı Gölgeler’in sesleri yankılanıyor sokaklarda. Son bir kez söylenen şarkı gibi, son bir kez yazılan şiir gibi, “son bakışta aşk”ta dile gelen sevda sözleri gibi… Gölgeler konuşuyorlar karanlıkta… Fatih Sultan Mehmed, Mustafa Kemal Atatürk, Halide Edip Adıvar, Reşat Nuri Güntekin, Nâzım Hikmet, Yahya Kemal, Sabahattin Ali, Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Kemal Tahir, Orhan Veli, Ülkü Tamer, Ece Ayhan, Cemal Süreya ve Attilâ İlhan'ın gölgeleri...  Şiirin tapınağı önünde vecd halinde bekliyor İstanbul, ona yeniden hayat verecek  son kelimeyi…

Bana göre tek sıkıntı Doğan Kitap basımı kitaplar çok pahalı oluyor.... 

Yine parça parça bir yazı oldu. Sanırım gece yazınca böyle oluyor. 
Okul düzenimşz başlasın gündüz yazacağım bloğumu. Belki o zaman daha sıralı yazarım.
İyi geceler  😊 



27.6.18

Murakami ve Paramparça Kitabı Hakkında..

Selam. 😊

Geçtiğimiz hafta iki kitap üç film izlemişim/iz.
Kız uyuduğu vakit hemen kitap okuyorum yoksa zaman çok az.
Bir kaç gündür yağan yağmur ve sesi içime biraz iyi geldi. ☔
🖋 Yaş büyüdükçe çok keyifli oluyor Umay ile zaman. Artık birçok şeye yorum yapıyor yada fikrini söylüyor. En çok hoşuma giden "çözüm odaklı" olması.




🖋 Bu aralar devamlı olarak "Mahzuni'ye Saygı Albümü" dinliyorum..  Her bir sanatçı çok güzel yorumlamışlar. Geçtiğimiz seneler Orhan Gencebay böyle bir albüm yapmıştı ama tam bir vasattı bence. Çünkü o güzelim arabesk parçalar dijital saundlarla söylenmiş ve tüm duygu gitmiş. Sanki başka bir albüm gibi olmuş....
🖋 Kitaplardan da:

PARAMPARÇA/ MELİKE İLGÜN

Daha önce de yazarın "Kemal'e Eren Kadınlar/ Latife ile Fikriye" Yazısı için tıktık
kitabını Gamze(Yaşam İzi Bloğu) 'nin hediyesi ile okumuş ve çok sevmiştim anlarım dilini. Kitabın nasıl bittiğini anlamıyorsunuz bile..
📖Paramparça kitabında ise bu sefer karşımıza Nazım ile çıkıyor. Aslında  bir hayat ile başlıyor kitap. Zeynep ve yaşamı...  Yedi yaşında babasının terk etmesi ile başlayan... İlerde yaşamının etkileyen olaylar zinciri ve Nazım Hikmet....
Kitapta şiirler yok. Dah çok editörlüğünü yaptı Nazım Hikmet kitabına çalışırken ünlü büyük ustanın hayatına giren kadınlar, aşkları, acıları var. Okurken çok şey içinize işliyor.
Sonrası kendi hayatında bambaşka bir yol çıkması....
Daha fazla detay yok bende. 😊 Çünkü kitap yeni çıktı ve okuyacak olabilirsiniz.
Kesinlikle tavsiye edeceğim kitaplardan oldu.
                    ♚ ♚ ♚♚♚♚♚♚♚♚♚

Bir diğer kitabım ise Haruki Murakami'nin "Haşlanmış Diyarlar Ve Dünyanın Sonu" kitabı.

E-Kitap olarak okuduğum bir kitap oldu. Yine müthiş bir hayal gücü ve olaylar zinciri vardı. Tabi okurken "yok canım" falan deseniz de hayal gücüne hayranım ve aslında hiçbir şey imkansız değil...
Burada da yine bir iç hesaplaşma, sistem ülke siyaseti ve bilim vardı.
Gölge karakteri çok iyiydi.
Tabi yine kitap isimleri, müzik ve Japon yaşam biçimi de etkendi.
Özellikle Uzak Doğu'nun ruh'a ve bedene baki açısını düşündüğümüz de kitapda yazılanlar çok da imkansız değil.
Not aldığım bazı bölümler...


Filmleri de başka bir yazıda anlatayım  😊 Sıkmayayım sizi dimi. 😊

5.6.18

ZemberekKuşu'nun Güncesi, Tanrıların Arabaları Ve Ruth Kitapları Hakkında...


Mr.Coco'dan selamlar arkadaşlar. .:)))
Kamyonculara benzememiş mi duruşu?  :))
Havalar ısınınca bizim Bulut'ta kendini nereye atacağını şaşırıyor. bakalım iyicene sıcaklar bastırınca ne yapacak? Ona diyorum ama biz napcaz asıl değil mi?

Haziran ayına nasıl başladık ne zaman bu aya geldik inanın hiç farkında değilim? Sanırım bunda biraz evde olmamın da etkisi var.
Çok fazla tarihe bakmıyorum ve sadece günleri yaşıyorum. O günlerde de ara ara sıkılıyorum. "Keşke çalışıyor olsaydım" diyorum.
İş bakınıyorum bakalım ne zaman olur?

Cuma günü bizim kız kreş de bir yılını tamamlamış olacak. Gerçekten de dedikleri gibi zamna nasıl geçti, bu bir yıl ne zaman doldu anlayamadım?
Seneye için iyi bir öğretmen araştırma işlemleri başlayacak yakında.

Bu arada üç  tane kitap bitirdim. Aslında bir tanesini mayıs ortasında başlamıştım. E-Kitap olarak ve ara ara okudum. Bu E-Kitap olayına iyicene alıştım. Hele bazı pahalı kitapları daha indirimli almak hoşuma bile gitti :)))


Yazarımız;
LOU ANDREAS-SALOMÉ (1861-1937): Yeni ve devrimci fikirlerin filizlenmeye başladığı bir dönemde Petersburg’da dünyaya gelen yazar ve psikanalist Salomé, küçük yaşta Almanca ve Fransızca öğrendi. On yedi yaşındayken bir din adamından teoloji ve felsefe dersleri aldı. Zürich Üniversitesi’nde teoloji ve sanat tarihi okudu. Salomé 1882’de Nietzsche’nin evlenme teklifini geri çevirerek, Oryantalist F. C. Andreas’la evlendi. 1897’de Rainer Maria Rilke’yle tanıştı ve kendisine âşık olan şairin hayatında önemli bir rol oynadı. 1911’de Viyana’daki psikanalistlerin çevresine girdi. Sigmund Freud’un öğrencisi ve yakın dostu oldu.
Im Kampf um Gott (1885; Tanrı Uğrunda Savaş), Im Zwischenland (1902; Ara Memlekette) ve Rodinka (1923) romanlarından bazılarıdır. Ayrıca dini ve felsefi konulardan tiyatro ve edebiyat eleştirisine uzanan geniş bir  yelpazede denemeler ve monografiler kaleme aldı. Kurmaca dışı yapıtları arasında Friedrich Nietzsche in seinen Werken (1894; Yapıtlarında Friedrich Nietzsche) ve Rainer Maria Rilke (1928) dikkat çeker.
🚩🚩🚩🚩hayatı böyle. Ben daha önce "ARAYIŞLAR" ve "FENİÇKA" kitaplarını okumuş ve hayran kalmıştım. İŞ Kültür Yayınları'nda bu kitabını da görünce hemen aldım.
Fakat açıkcası arada kaldım... Çünkü diğer kitaplarında ki kısa ama öz cümleleri, anlatıları bulamadım. Bazı yerler uzatılmış geldi. Evet kalemi kuvvetli ama diğer kitaplarında ki baskın kadın karakteri yoktu Ruth karakterinde.
Tabi yazarın hatrına bişey diyemiyorum. :)

🚩🚩🚩🚩🚩

"TANRILARIN ARABALARI" 
İlk evlendiğimiz sene almıştık yazarın kitaplarını. Eşim okumuş kitaplıkda da olsun istemiştik.
Sonra bende merak ediyordum ama bir türlü sıra gelmemişti.
Elimde ki tüm kitapları bitirince bu seriye başlayayım dedim.
Tabi internette bayağı kült yorumlar dolaşıyor.
Belki 20'li yaşlar da okusaydım ağzım açık kalır hayran olurdum. Fakat yazdıkları ve belgeledikleri şeyleri daha öncede okumuş ve araştırmış olduğumdan sadece okumuş oldum.
Ki zaten bu evren de yalnız olduğumuzu düşünmüyorum. Bizi Yaradan elbet başka tür, cinsiyet de yaratmıştır.
Kitapta tek katılmadığım şey" gerçekleşen olayları anlatırken devamlı "tanrılar" diye bahsediyor"
Ben tek tanrılı inancı benimsediğim için ve Yaradan'a da inandığımdan okuduklarım hayal ürünü gelmedi açıkcası.
Okuyanınız var mıdır bu kitabı?

🚩🚩🚩🚩🚩🚩🚩



Veeeeee son kitabımmmmmmmm "ZEMBEREKKUŞU'NUN GÜNCESİ"

Tam bir Murakami severim arkadaşlar. Daha doğrusu ruha dokunan, iç benliğinin de farkında olan ve karakterlerine bunu yansıtan yazarları seviyorum. Yaşamın, hayatın farkındalar ve önemini de biliyorlar.
Bu kitabını da çok beğenerek okudum.
Murakami’yi okuyanların dile getirdiği benzer bir durum söz konusudur: Anlatılanların Japonya’da geçtiğini, karakterlerin katıksız Japon olduğunu bilirsiniz ama okurken hayalinizde her şey Amerika’da geçiyor, karakterlerin hepsi çekik değil normal gözlü gibidir.  
Yine bolcana ana kahramanımız Okada müzik dinliyor özellikle de classic müzik dinlemektedir.
Aslında bu kitapla bir kere daha bir şeyi anladım ki hayatta hiç bir şey tesadüf değil....

Kitaptan bazı cümleler:

* Sorun neyin doğru olduğunu bilmekte değil. Gerçek bir kaç katmandan oluşur. Bu gerçekte beni öldürmeye niyetli olabilirsin ve ötekinde bunu yapmayı hi. istemedin. Sorun senin hangi gerçeği seçeceğin ve benim hangisini anladığımı bilmek.

* İnsanlar eğer sonsuza kadar yaşayıp hiç ölmeselerdi; hep bu dünyada sağlıklı ve yaşlanmadan kalabilselerdi gene de düşünmek için bu kadar kafa patlatırlar mıydı? ölüm olmasaydı eğer bu düşünceler, bu karmaşık kavramlar var olurlar mıydı?

* Hayaller adet görme gibidir; gelince gelir. Kapıda karşılayıp: "Üzgünüm şu anda müsait değilim, sonra gelin." diyemezsin.

*Kendimi ne kadar az düşünürsem merkezime o kadar yaklaşıyorum...

Bu kitabında da erkekler ev işlerine yardımcıdır eşlerine ve öyle kıskançlık gibi kadını kısıtlamalar yoktur.

🚩Beni sıkan tek şey teğmenin gelmesi ve Japonya savaşı hakkında anlattıklarının uzunluğu oldu...Belki de o kadar detayı bilmediğimden olabilir.
🚩Tabi öngörü meselesi de var. Şimdi şöyle düşünüyorum; kendi iç sesimizi dinlemiyorsak yada bu tarz öngörülere inanmıyorsak yavan gelebilir kitapta anlatılanlar.
Ama bir gerçek var ki... eğer kendimizi dinlersek bazı kapılar açılıyor.
🚩Kitap da anlatılmış az ama öz.

Böyle işte.......
Bana müsade biraz da kitap okuyayım sonra yatayım. Malum sabah erken kalkan bir Umay var. Ve başıma dikilip" anne anne anne hadi uyan, canım sıkıldı oyun oynayalım" diyor. :)

Selamlar. :)

24.4.18

Biten Kitaplar...İmkansızın Şarkısı, Kavgam Serisi Ve Vejetaryen

Geçtiğimiz haftalar da elimde ki kitapları da okuyup bitirdim. Geceleri daha çok okudum. malum havalar güzelleşince parklar bizi bekliyor ve uzun saatler de kalıyoruz dışarıda/parkta.

Dün kızımızın ilk 23Nisan Ulusal Egemenlik Ve Çocuk Bayramı gösterisi vardı. Okulda kutlandı ve çok güzeldi.

İçim/iz pırpır idi. Kendi okul zamanlarım geldi. Kreşe gitmemiştim ama ilkokul ve orta okulda gösterilere katılır ve statlar da yapılırdı kutlamalar. Okuldan topluca çıkar, sıra halinde, önde bando ile giderdik stada. :)

Artık kutlanmasa da statlar da kalbimiz de hep olacak bu coşku, sevinç. Asla ve asla Atam'ızı n ve ona inanan halkın, şehitlerimizin bizim için verdiği mücadeleyi...hep minnetle, saygıyla hatırlayıp kutlayacağız.


🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉


 Bu kitabını çok sevdim Haruki Murakami'nin.
37 yaşındaki ana kahraman Toru Hamburg’a yaptığı uçak yolculuğu sırasında Beatles’in “Norwegian Wood” -Türkçe isme de ilham kaynağı olan- şarkısını dinlemesi ile başlar.
Anılar onu 20 yıl öncesine, üniversite yıllarına götürür. En yakın arkadaşı Kizuki intihar etmiştir. Kizuki’nin kız arkadaşı Naoko -ki ablası da aynı yaşlarda intihar etmiştir- ise bu trajik olayın travmasını yaşamaktadır. Aynı acıyı paylaşan Watanabe ve Naoko birbirlerine daha da yaklaşırlar ve birlikte olurlar. Bu olaydan sonra Naoko, kendi isteğiyle sanatoryuma yatar.  
Tabi bundan sonra bir geriye dönüşler bir günlerine doğru dönüşlerle anlatılır.
Aslında gerçekten de büyük bir travmadır bence en yakın arkadaşının, kardeşinin intihar etmesi.
Daha sonra hayatı sorgulama başlar kahramanlarımız, arkadaşlar arası diyaloglar, hayata bakış açıları, yaşam biçimleri bizim gençlerin yaşam biçimlerine göre farklı.
Okurken düşündüm; lise çağında ki hangi gencimiz tek kalıyor yada arkadaşları ile kalıyor, çalışıyor para kazanıyor. Elbet çalışan, çalışmak zorunda kalan gençlerimiz var.
Bir diğer konu da ; Ölüm de aşk kadar önemli bir konu kitapta ama genel kullanılan anlamının çok ötesinde. “Ölüm yaşamın karşıtı olarak değil, parçası olarak vardır” cümlesinde de dendiği gibi ölümü trajik, hayatı kesintiye uğratan bir öğe olarak değil; akışın bir parçası. Bu yüzden de farklı ölümler ve intiharlar, imkan verdikleri başka olaylara açılan kapılar gibi bir izlenim bırakıyor insanda.

 🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉

 Geçen sene almıştım seriyi. Çok ses getiren kitaplardan bu seri. Ve okuyan herkes de çok beğenmiş.
Anlatı kitabı bir nevi günlük gibi.  Çocukluğundan, ailesinden, yaşamındaki mahallesinden, anne-babasının ilişkisinden, kendisi-babası ilişkisinden detaylı bir biçimde anlatıyor.
Belki bu kadar ince detaylara girmese daha çok severdim kitabı. Çünkü anlatı kitaplarını severim.
Ve gerçekten de zordur aslında kendi hayatını anlatmak. Ki yazarın ailesi de kendisini dava etmişler; her bir şeyi detaylı anlatıp ifşa ettiği için.
Okudum ve "tavsiye eder miyim?" kısmında karasız kaldım. Çünkü gereğinden fazla uzun anlatılmış geldi bana ve yer yer sıkıldım.
Onun dışın da karar size ait....


 Uzun uzun anlatmak isterdim, nette biraz bakındım o kadar çok detaya giriş yaparak anlatmışlar ki kitabı..... Ben sadece hissetiğim kadarını paylaşmak istedim.

  🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉🎊🎈🎉

 Son kitabım da "Vejetaryen"

Han Kang, 2016 başında yaptığı bir söyleşide vejeteryanlığın “İnsanların şiddetini, masumiyet olasılığını sorgulamak, aklı ve deliliği tanımlamak, başkalarını anlama imkanı, son sığınma ya da son kararlılık” gibi boyutları olduğunu anlatmış. Vejeteryanlığın, veganlığın felsefi boyutuyla tartışmasını yaparken “insan olmayı”, “insanının yarattığı vahşeti” tartışmış oluyor aynı zamanda. İnsan olmaktan vazgeçmek bir tercih olarak mümkün müdür, üzerinde konuşmaya, yazmaya değer.

 Demiş. Kitap çok etkiledi beni. Çünkü içeriğinde ki sorgulamala, içsel hisler ve yaşama dair bakış açısı çok samimi idi.
Aslında sert bir kitap. O yüzden okurken yer yer rahatsız olabilirsiniz. Ama bu olumsuz anlam da anlaşılmasın.
Her şey evli, tek düze ama sorunsuz giden bir çiftin bir sabah karısının uyanıp buzdolabında ki tüm et ve türevlerini çöpe atması ile başlıyor.
"Bir rüya gördüm" diyor kadın ve daha fazla anlatmıyor...
Tabi merak ediyorsunuz ve başlarda ilk 50 ayfayı neredeyse soluksuz okudum. Üç bölümden oluşuyor ve modüler kitap gibi düşünün, hepsi birbirine bağlanıyor sonunda. Sonra da sizi ters köşe ediyor.

Okumadıysanız not edin derim, iyi kitaplardandı.

YAZAR HAKKINDA;

Vejeteryan’ın yazarı Han Kang Güney Koreli. 1970’te Gwangju'da doğmuş. On yaşındayken Seul'e taşınmışlar. Yonsei Üniversitesi'nde Kore edebiyatı okumuş. Annesi ve kardeşi de yazar. Yazarlığa şiirle başlamış. 1993’te şiirleri, daha sonra da öyküleri yayımlanmış. Öyküleri ile çeşitli ödüller kazanmış. İlk kitabı 1995’te çıkmış. Beşi roman altı kitabı var. 2013 Yazı’ndan beri Seul Sana Enstitüsü’nde yaratıcı yaratıcı yazarlık dersleri veriyor ve şu anda altıncı romanı üzerinde çalışıyor. Vejeteryan 2007’de Kore’de yayımlanmış, yirmi binin üzerinde satmış. Sinemaya uyarlanmış. Dokuz dile çevrilmiş. İngilizce’de yayımlanan ikinci romanı. Kitap 2015’te İngiltere’de, 2016’da ABD’de çıkmış. NYTimes Book Review 2016’nın en iyi on kitabından biri olarak seçmiş. 

22.1.18

Bayan Ming'in Hiç Olmayan On Çocuğu Kitabı....


Selam.
Bu kitabı çok gördüm, özellikle de kapak tasarımı çok ilgimi çekmişti. Şöyle bir nette gezindim; Lale Abla, Şebnem( Oytun'lu Hayat) seneler evvel okumuşlar bile.
Nasıl gözümden kaçmış bilemedim.😲😊
Kobo sayfamda dolaşırken denk geldim şöyle bir baktım kısacık bir kitaptı. E-Kitap olarak alayım dedim.
Sonra oturduğum yerde bi başladım yarım saatte bitti. 
Sayfa sayısı olarak da 72 sayfa, anlatım dili deseniz sizi alıp götürüyor.
Seviyorum böyle yalın, kısa ve öz çok şey anlatan kitapları.
Altı çizili çok cümlem oldu hatta okurken kafa salladığım.
Konusuna gelince Çin'de yaşayan Bayan Ming tuvaletçilik yapmaktadır. kadınlar tuvaleti terine erkekler tuvaletini tercih etmiştir. İş gereği bir Fransı İş Adamı otele gelir ve tuvalet önü sohbetleri başlaradamın cüzdanından yeğenlerinin fotoğraflarını düşürmesi ile başlar....
.............................................
.....
Bir top gibi havaya fırladım.”
“Ya şoför?”
“Kaçmaya çalıştı. Daha ileride durdurmuşlar, öylesine sarhoşmuş ki ‘Beni yakalayamayacaksın’ diye bağırarak polislerle dalga geçmiş.”
“Birkaç yıl hapis yatar.”
“Kesinlikle.”
“Ama bu sizin düzelmenize yetmeyecek Bayan Ming.”
“Belki onu düzeltir.”
Diyaloglar iyi güzel de bu on çocuk var mı, yok mu? Merak ediyor insan. Yoksa böylesine bilge bir kadın bu yalana nasıl inanır ve neden?
“Hakikat, en çok hoşumuza giden yalanın ta kendisidir” diyen roman, sorunun zekice kurgulanmış cevabıyla bu kısa ve güçlü metne şapka çıkarttırıyor. İnsanın canı bir daha okumak, iyice sindirmek istiyor.
Eğer şöyle kısa ama dolu dolu bir ara kitap okuyayım derseniz bu kitap tam size göre benden demesi.
İyi haftalar,  

6.12.17

Fazıl Say Akılla Bir Konuşmam Oldu...




          




 Oldum olası çok severim klasik müziği, hatta evde annem " sen acaba kime çektin derdi?" bunu demesinde ki sebepte; müzik anlayışım, yerde yemek yemeği sevmeyişim, illa sofra düzeni olsun isteyişim.

Neyse konuyu dağıtmayayım.
Fazıl Say ve Kerem Görsev'i de besteleri ve bestelerine verdikleri isimler sebebi ile çok seviyorum.
Hayatta duruşu belli kişiler...

Bu kitabında da Fazıl Say daha çok yaşam felsefesini, gençlere yaşadığı tecrübeleri ve kelimler üzerinden dünya görüşünü yazmış.
“Akılla bir konuşmam oldu”dan bir bölüm: 
İnsan iyi hissederse iyi yaşar. “İyi” ile sarmalandığında iyi şeyler üretir.
İyi hissetmeyi, iyiye inanırsa bulur. “İyi”yi kimi insan Tanrı’da bulur, kimisi meleklerde.
Kimisi çiçeklerde, kimisi ağaçlarda.
Kimisi aşkta, kimisi sevgilide, kimisi çocuklarda, kimisi müzikte, kimisi fizikte.
İyiden aldığımız güç ile ğyaşarız.
İyinin dokunduğu yerden filizleniriz.
İyiden aldığımız güç ile yaptıklarımız “umut” olur diğer insanlar için de.
Umutlar olmadan da yaşanmaz ki.
Evrendeki “iyi” bir aracı olur bir yerden dokunur, kimi zaman değişir, başka aracı ile dokunur, evrende iyi vardır, kötülerle dolu bir dünyada umudumuzu kaybetmeyelim bir saniye bile. Bu, yaşamayı iyi var eder, iyi de her an yanı başımızdadır
***
“Dünya mükemmel olmadığı için sanat vardır” der usta yönetmen Andrey Tarkovski.
Sanat, dünya üzeri pek çok kötülüğe karşı, savaşlara, ölümlere karşı, insanoğluna umut olmuştur, resim ile, müzik ile, dans ile, şiirler ile, heykeller ile. Umuttur sanat. Mozart umuttur. Chagall umuttur. Nâzım Hikmet umuttur. Yaşar Kemal umuttur.
İyinin dokunduğu yerden filizlenen yeteneklerini geliştirerek ürettiler ve kimsenin yapamadığını yaptılar.
Einstein der ki: “Aslında her insan yeteneklidir, ancak bu yeteneğin keşfi ve değerlendirilmesi, dünya üzeri bu tamamı yanlış sistemde yok oluyor; öyle ki, bir balıktan ağaca tırmanmasını bekliyoruz.”
***
Tabular ve önyargılar ile insanlar birbirini düşman ilan ediyor. Çok da iyi bir dünya değil aslında burası. Yine de umutlarınızı yok etmeyin. Bu evrende iyi de var.
***
Çok yakın bir orkestra şefi dostum, çok ünlü bir Amerikalı müzisyen, 10 yıl kadar önce kanser vakalarının en ilginç örneklerinden birini yaşadı.
4. derece pankreas ve metastazları 4. derece akciğer, 4. derece karaciğer… hepsi bir bütün. Bir buçuk yıl kadar süren bir mücadeleyi kazandı. Yendi kanseri. En zorunu.
O da hep der: “Evrendeki iyiden asla vazgeçme”
Sabırlı ol. Güçlü ol. İçine çek nefesi. Hayatı.
İyiyi içine çek.
Ara kitap olarak okunan sıcak, samimi bir kitap olmuş.
Oldum olası samimi gelir bana Ünlü Piyanist. Ve gerçekten de hakkını vermek gerekir ülke olarak ama maalesef ki...
Allah'tan bizler tarafından yeterli saygıyı görüyor diye düşünüyorum, her ne kadar bir kesim kabul etmese ki.

Oysa ki bir ülkenin refahı aynı zamanda sanatı ile de ilişkilidir.
Geçtiğimiz sene haberler de dinlemiştim. Yapılan araştırmalar da; sanatsal etkinliklere giden kişilerin daha huzurlu, keyifli ve mutlu olduğu ortaya çıkmış. Ve bu faaliyetler için illa ki zengin olmanız gerekmiyormuş da.
Düşündüğünüz de öyle de zaten.
Bugün bir Devlet Tiyatrosuna gitmek çok para gerektirmiyor, yada belediyelerin düzenlediği ücretsiz etkinlikler de cabası.

Sadece kendimize bahaneler bulmayalım yeter.




1.12.17

Sahilde Kafka Haruki Murakami

Yazar ile bundan bi 6 sene evvel Yaban Koyununun İzinde kitabı ile tanışmıştım. Kitap kulübümüz vardı ve her ay birimizin seçtiği bir kitabı okuyorduk.
Başta anlayamadım kitabı; nasıl yani , ne oldu, neden böyle bitti... falan demiştim kitap için. Sonraki günler de ise inanın hemen hemen birçok şeyi anlıyor ve yerine oturuyordu roman kafamda.
İşte dedim yazarın iyi olması burada yatıyor bence. İyi bir okuyucu kitlesine sahip.
Yalnız Murakami ince bir çizgide bir yazar bana göre. Ya seviyorsunuz ya da sevmiyorsunuz, sıkıcı gelebiliyor bazen  size yazarın yazım dili. Ama içeriği çok iyi yazarlardan.
Enteresan bir yazar ama. Sanki takıntıları varmış gibi geliyor kitaplarını okuduğumda. Sizi rahatsız etmeyen ama hissedebildiğiniz. Ödülleri bol oluyor kitaplarının ve her yeni çıkan kitabı çok satanlar listesinde yer alıyor. 

Çünkü bir çok şeyden bahsedebiliyor, birbirine bağlayabiliyor kurgusunu.

Sahilde Kafka kitabını E-Kitap olarak okudum, hatta diğer kitaplarını da E-Kitap olarak aldım
bekliyorlar okunmayı.

Yine bu kitabında da sevdiği yazarlara ve müziklere, classic müziklere yer vermiş.

Doğum günü yaklaşan ve kendisine Kafka'yı da sevmesinden yola çıkarak Kafka Tamura diyen ergen gencimizin, doğum gününde evi terk edip, tek başına hayata karışması ile başlıyor.
Ara ara geri dönüşler, ruhaniyet ve iç sesine Karga deyivermesi ile devam ediyor.

Tabi okurken bazı şeyler "olamaz, daha çok genç, babası neden aramıyor bu çocuğu" falan derken bulabilirsiniz.
Sanıyorum burada kültürler devreye giriyor. Japon kültürünü düşündüğünüzde, adet, töre, inanışları biraz bize benziyor.
 Annesi ve ablası tarafından çok küçük yaşta terk edilen bir çocuktur. Babası ile yaşar ama babası kendi halindedir.
Sonra iç sesini ( Karga'yı) dinleyerek başka bir şehre gider Kafka Tamura.
 Araya başka kurgular da girer, geçmişde ülkesinin yaşadığı savaşa ithafen başka bir hikaye de vardır. Ne şimdi bu derken birbirine bağlanır. Kehanetler de vardır hikaye de. Ama merak etmeyin hepsi bir nedene bağlanıyor yazarın kitaplarında.

Dediğim gibi yazarı seviyorsanız bu tarzna alışık oluyorsunuz.

Beni rahatsız eden tek şey annesi olduğunu düşündüğü kadınla ve abla dediği kızla cinsel ilişki yaşaması.
Bu arada cinselliğe yer vermiş ve o duyguları sizi rahatsız etmeden anlatan biri yazar.

Eğer daha önce Murakami kitabı okumadıysanız bu kitap iyi bir başlangıç.


 


3.10.17

Ev Hali, Sevdalım Hayat Z.Livaneli ...

 Artık Umay akşamları erken yatıyor... Bize de vakit kalıyor. Sabahlarıda erken kalkıyor... Benim için hem iyi hem kötü. Gece artık çok geç saatlere kadar oturamıyorum. Oysaki yazın ne güzeldi üçlere dörtlere kadar oturuyordum.
Okul düzenimiz artık tamamdır. Çocuklar nasılda adaptepe oluyorlar yeniliklere... 👧
Okul kavramı oturdu kafasına bizim kızın. Yeme düzeni bile değişti. Okulda öğlenci olduğundan, tek öğün besleniyorlar ve eve aç gelmiş oluyor. Önceleri tek çeşit yerdi ve bir saat sonra falan diğer yemeği isterdi. Şimdi iki çeşit yemeği aynı anda yiyor.
Hatta uyumadan önce de ya tost, ya ekmek peynir yada biraz çorba içip yatıyor.
Sanıyorum bu gidişle yemediği yemekleri de yiyecek okul sayesinde. :))

Yeşillikleri bu şekilde saklamayı nette görmüştüm deneyeyim dedim. İnsatgram'da gelen yorumlar da eğer buzdolabında saklamazsam ve suyunu değiştirmezsem çabuk bozulacağını söylemişti arkadaşlar.
Gerçekten öyle... Hele o suyu nasıl fena kokuyor..
Benim derdim buzdolabında da uzun süre dayanmamasıydı.
Burdan yeni evlenecek olanlara sesleniyorum. İÇİ GENİŞ BOZDOLABI ALIN.
Benim gibi dar alırsanız; hem yiyecekler çabuk bozulur hemde tıkış tıkış olunca buzlanma sorunu yaşarsınız benden demesi... 
Velhasıl böyle de olmadı çünkü bu kavanozları buzdolabına koyarsam yemeklere yer kalmıyor, bende eski usul havlu kağıda sarıp buzdolabı poşeti ile sebze bölümüne koydum..


Geçenler de bahsetmiştim Kobo'dan size. Almak istediğim bazı kitapları bu siteden E-Kitap olarak almıştım. Bunlardan biri de Zülfü Livaneli'nin Sevdalım Hayat kitabı idi.
Nasıl bir hayattır dedim okurken.
Öncelikle aydın bir kişiliği var ve hep de öyle olmuş hayatı boyunca. Çocukluğundabile böyleymiş.
Gerçekten de bazı şeyler, bazı yaşam biçimlerimiz çocukkende ortaya çıkıyor ve biz büyükler farkına varırısak o yönde çocuklarımıza örnek olabiliriz.
Çok zor dönemlerden geçmiş yazar.
Oysaki tek derdi, tek yaşama biçimi okumak, yazmak, üretmek olmuş hayatında. Ama o kadar çok engellenmiş, kıskanılmış ki...
Hem sağ koldan hem sol koldan....
Birde parti yanlısı olmaması da etkili olmuş.
Aslında yazarı ilk bu kitap ile okumak lazım. Çünkü yazdığı kitapların nasıl ortaya çıktığını, konularını daha farklı bir gözle okuruz diye düşünüyorum...

İçimi acıtan en çok işkence görmesi ve sürgün yaşamsı konuları oldu.
Ki hala içim acır o sokakta kavga edenleri gördükçe.....

Duyarlı, hassas, bir döneme ait anı-biyografi kitabı idi.
Birde okurken eşinin sabrına ve ona destek olmasını çok takdir ettim.. Kolay değil göçebe gibi yaşamak, eşini bir anda içeri almaları ve sebei yokken bile görüşememek...

Velhasıl iyi bir kitaptı...

9.8.17

Temmuz Ayı Okuduklarım...Ev Hali...

Aslında tatil ile ilgili yazmak istediğim çok şey var ama döndüğümden beri çok az oturabiliyorum bilgisayar başına.
Bi yoğunluğumuz vardı. Anca ara ara yazabiliyorum.
 Daha önceki yazımda bahsetmiştim evin badana boya olacağından.
Döndüğümüz de bizi bekleyen bir yerleştirme, silme süpürme işi vardı. Tatildeyken camları, kapıları, koltukları sildirdim. Ki döndüğümde daha az iş kalsın bana.
En zoru yerleştirme kısmıydı benim için.
Kullanmadığımız giysi, obje, mutfak eşyasını tek tek elimden geçirip Sevgi Mağazası ile paylaştım.
Sonuçta bir şeyi bir iki yıldır kullanmıyorsam demek ki artık evden çıkartmanın zamanı gelmiştir.
Tabi böyle olunca toparlanmak zaman aldı. Birde çocuk olunca biraz daha yavaş yol aldık.
Tabi bütün yorgunluğa değdi.
Renk olarak Yeni Çağıl olsun dedik, daha önce ki renk koyu idi. Bu sefer aydınlık, ferah olsun istedik. Ve oldu da.
İyi günler de kullanalım :))))👪

 Tabi bu arada sizinle Temmuz ayında tatilde de olsam okuduğum kitapları paylaşmak isterim.
Geceleri okumalara devam ettim. Hem ruhuma hem kafama iyi geldi. Yoksa çok zor uykuya dalıyordum.................

1-  Muhtelif Evhamlar Kitabı/ Ömür İklim Demir

   Bu kitabı Lale Abla ( laleninbahcesi bloğu) önermişti. Kadıköy'e indiğimde almış yine okunacaklar arasında bekliyordu. Hem ince bir kitap olması sebebi ile de bekletiyor ve tatilde okurum diyordum. Yanıma aldım ve okudum.
Aman Allah'ım... nasıl bir kalemi kuvvetli bir yazarmış.
Bu kitabı ile ödül almış. Konusuna gelince şehir hayatı, tesadüfler, içimizde yaşadığımız acı-tatlı duygular vs.. her bir öykü bir yerinden birbirine bağlanıyor lokomotif gibi.
Yazar öykülerinde günlük hayatın içinde yaşadığımız evhamlardan yola çıkmış....

Kitap biti kapağını kapattım ama beynimde daha bitmemişti öyküler, kelimeler...
Okuyun diyeceğim kitaplardan oldu benim için....👍

2-Karanlıktan Sonra Haruki Murakami

Yine yazarın bizi duygularla ters yüz eden kitaplarından biri.
Çok seviyorum bu yazarın kalemini.
O kadar doğal geliyor ki anlatım tarzı sanki karşımda anlatıyormuş, fonda da sevdiği müzikler çalıyor...
Bu kitabında da daha çok aile içi çalkantılara, birbirimiz aslında ne kadar az dinlediğimize, gözlemlediğimize ve mış gibi yaşadığımıza dikkat çekiyor.

Yine beğenerek okudum yazarı.







3- Unutkan Ayna-Gürsel Korat

En başta demek isterim ki lütfen bu kitabı alın ve okuyun.....

O kadar kalemi kuvvetli, kelimeleri, cümleleri dokunaklı ve sizi hüsrana uğratmıyor ki...

Konusuna gelince; 1915 1.Dünya Savaşı, Nevşehir'de gerçekleşen Ermeni Tehciri, değiş tokuş edilen, yurtlarından edilen insanlar.

Bu kitapta diğer bir güzel yan ise size aslında birşeyleri, siyasi olayları dayatmıyor.

Tamamen insani duygulardan, yaşananlardan bahsediyor. Ölüm, öldürülme korkusundan, bu topraklarda atalarından beri yaşadığın halde nasıl yabancılaştırıldığından bahsediyor. Ve her iki tarafıda anlatılıyor ötekileştirme yapmadan....

Kendi sitesinde şöyle yazmış kitabı için; http://gurselkorat.blogspot.com.tr/2016/04/unutkan-ayna.html

Geciktiren aynalardan Borges söz etmişti. Ben unutkan aynalardan söz edeceğim.
Öyle bir unutuş ki, her şey gözümüzün önüne gelecek. Ben öyle yapacağım öykümü.
Gerçi "yaptım" demem daha doğru artık.
Önce sözleri yazdım, yazdığım sözleri söyledim, sonra bir daha yazdım. Zaman geçti, yazdıklarımı beğenmedim, yeniden yazdım. Düşündüm, bir daha yazdım. Bunun bir sonu olduğunu bilsem daha da yazardım.
Metni tamamladığımda şunu anladım: Büyüklerimden öğrendiğim dili içimde döndüre döndüre yazıyorum ben. Bir de dinlediğim öyküleri kılcal damarlarına kadar ayırıyorum. Annemin anlattığı şeyleri görsem bu kadar derinden anlatamazdım.
Görmediklerimi, bildiğim yerlerde yazdım. 
Hindistan'da üç yıl esir kampında tutulan, savaş gazisi dedemin lakabı "Delisolak"tır. Onun solak torunu olarak yazdım. Yozgatlı akrabalarımdan, eşden dosttan dinlediklerimi düşündüm, Çandır'ın kuzeyindeki İğdeli'de gördüğüm okul binasının önünde bunları anımsadım, sonra satırla adam kesilen kanlı pınarların başında, söğütlerin dibinde oturdum, öyle yazdım. Develi'de dağları aşarak, Felahiye'de ırmak sularına bakıp coşarak, Erkilet'te Erciyes'e bakıp şaşarak yazdım.
Nefes nefese koştum yazdıklarımın peşinden. Anlattıklarımın hepsinin acısını çektim, sevincini kendimden ekledim.
Unutkan Ayna'yı eline alanlar da anlatıcının yaptığı gibi koşup duracaklar; onları ne etkiler bilinmez ama dilerim atın boyunduğuna astığım fener gözlerini kamaştırır.
Geciktiren aynalar birbirini izleyen, eş zamanlı hareket edemeyen görüntüleri aklımıza getirdiği için çok heyecan vericiydi. Unutkan aynalar, bir görüntünün kaynağından çok uzaklarda ve çok sonraki zamanlarda belirmesi anlamına geldiği için heyecan verir mi bilmem ama benim zaman konusunda söylediğim sözün sırlanmış halidir.
Bu romanımda zamanın aklımı kurcalama biçiminin ne olduğunu, bir soran olursa, böyle açıklayabilirim.



19.6.17

Gözüyle Kartal Avlayan Yazar Yaşar Kemal/ Zülfü Lİvaneli

Yaşar Kemal...
Zülfü Livaneli....
Kırk yıllık dostluklarını, sevgili koca çınarın vefatından sonra kendisine gelen yoğun istek üzerine bir kitap olarak toparlamış Zülfü Livaneli.

Düşünsenize hergün telefonlaşıp konuşuyorlarmış. Çoğunluk edebiyat üzerineymiş sohbetlerinin...

Tabi zamanında, ilk gençlik yıllarında ve ilk yazı hayatına başladığında birlikte çok şey yaşamışlar.
Aranmışlar, tutuklanmışlar, işkencelere tanık olmuşlar, yurtdışında sürgün hayatı bile paylaşmışlar....

Kitapta çok fazla altını çizdiğim cümlem oldu.

Daha önce okul yıllarında okumuştum kitaplarından  bazılarını ama aklımda hiçbiri yok.
Bence bazı kitaplar büyüyünce okumalı, okutulmalı.

Geçtiğimiz seneler de her Kadıköy'e indiğimde uğradığım YKY Yayınlarından bir iki kitabını aldım.
Daha alacaklarım çok. Özellikle İnce Memed serisini okumak istiyorum ama öyle hemen değil sindire sindire.
Aslında bu kitap bir ön okuma kitabı gibi olmuş.
Çünkü hayatına ve yazıma başlayışı ile ilgili harika bilgiler içeriyor. Yarı biyografi kitabı olarak düşünebilirsiniz.


Daha öncesi sokak çocukları ile gazeticilik döneminde yaptığı sohbetlerden oluşan kitabını okumuştum.
O kadar insani ki Yaşar Kemal.
Bence tam bir vatansever.
Okuduklarımdan bunu anlıyorum.
Ülkesinin, insanlarının, toplumunun birlik ve beraberlik içinde yaşamasını istiyor.

Hepimiz gibi.....

Bu kitapta en çok hümanist yönü ön planda..
Birde aldığı ödüller ve kendisinin mütevaziliği var kitapta...

Tabi dile kolay hayatı ciddiye alanlar, sadece kendini değil ülkesini, vatanını, komuşusunu düşünenlerin hep bir derdi oluyor yaşamla...
Bence bu iki önemli yazarın da öyle olmuş yaşamları..
O yüzden kitabı okurken bazen tebessüm ettim bazen de hüzünlendim.
Ama iyi ki sevgili dostu Z.Livaneli bize sohbetlerinin bilmemiz gerekeni kadarını aktarmış.
Ruhun şad olsun ışıklar içinde uyu Yaşar Kemal....